İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 35 · 25 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 35

34. KİTAP

~Bölüm Şarkıları~

Nil Karaibrahimgil~He-Man

Dolu Kadehi Ters Tut~Islansın

Göksel~Kıskanıyorum

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim!!!

Bu bölüm çokça nefes almayı unutmayın olur mu? :)

“Ah! Onunla kurulur dünya da cennet, önümde dikilen kork…korksun! Ah, hep onu aradım bulurum elbet. Kahramanım o, evet!” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~

Nalan Aksu…

Bir kalp atışı… Ardında bıraktığı ölü bedenler…

İşte ben o kalp atışının sahibiydim, ardında önce annesinin cesedini barındıran sonrasında ise babasına sebep olan o kız bendim. Ruhumu doğarken bir kan davasıyla kaybetmiştim…

Şimdi ise olmayan ruhumu gülüşlerimle saklamaya çalışmaktan başka çarem yoktu, esasında bir ölü olduğum anlaşılmamalıydı. Askerliği de bu yüzden istemiştim, yaşamak için bir sebebim yokken en azından vatanıma sahip çıkabilmek için fakat tahmin etmediğim bir şey olmuştu.

Bakışlarım sahneden inen Nüha ve Mirza komutana kaydığında dudaklarım hafifçe kıvrıldı, benim ilk defa bir ailem olmuştu…

Nüha bu yalnızlığıma rağmen beni gören tek kişi olmuştu, elimi bir şekilde tutmuş ve hiç bırakmamıştı. Ölene dek onu koruyacağıma yemin etmiştim ve bunu yapacaktım, tek ailemi korumak zorundaydım.

Tam Nüha’lar sahneden inerken arkamdan gelen fısıltılarla bakışlarım salonun kapısına kaymıştı, görev günü barda gördüğüm adamın ta kendisiydi. Ölü bakan bakışları o anda da dikkatimi çekmişti fakat bu kadar yakışıklı olduğunu anımsayamamıştım, tam bir esmer güzeliydi.

“Siktir, bunun burada ne işi var?” diyen yanımda ki Nehir’le bakışlarım onu bulmuştu, kimdi ki bu adam?

“O kim?” diye sorduğumda Nehir bana dönmüştü.

“Mirza’nın anneden bir olan abisi.” demesiyle istemsizce kaşlarım havalanmıştı.

Yaptığım şakalar zihnimde çınlarken bakışlarım tekrar ona döndüğünde gözlerimiz kesişmişti, siyah bakışları sanki beni küle çevirmek istercesine bakarken nefesimin boğazımda düğümlendiğini hissediyordum. Bakışlarımı her ne kadar ondan çevirmek istesem de bunu başaramıyordum, siyahları beni içine hapsetmişti sanki. Kurtulamıyordum…

Mirza komutanla karşı karşıya geldiklerinde bakışlarını çeviren taraf o olmuştu, adeta nefes nefese kalmış bir şekilde önüme döndüğümde bir elim boynuma giderek üstümde ki üniformamın yakasını çekiştirmişti. Bu neydi şimdi böyle?

Cebimdeki sigara paketini çıkartarak hızla ayaklandıktan sonra Nehir’lere kısaca elimdekini gösterip dışarıya doğru adımladım, az önce her ne olduysa sanki tüm nefesimi çekmiş gibi hissediyordum. Daha çok havaya ihtiyacım vardı.

Salonun bahçesine adım atarak biraz ilerledikten sonra duvara yaslanıp karşımdaki dağlara baktım, doğduğumdan beri alışık olduğum dağlara. Ben bu topraklarda doğmuş ve topraklara alışmak zorunda bırakılmış bir kızdım, aksi zaten mümkün olamazdı. Elimdeki paketten bir sigara çıkartıp dudaklarımın arasına sıkıştırdıktan sonra çakmağı çıkarmak için elimi cebime sokmuştum ki koca bir boşlukla karşılaşmıştım. Nereye koydum ben bu Allah’ın belası çakmağı?!

Tüm ceplerimi kontrol ettiğim sırada önümde ateşlenen çakmakla bakışlarım ne zaman geldiğini anlayamadığım adama kaymıştı, onun bakışları ise az önce izlediğim dağdaydı. Sesimi çıkarmadan uzattığı çakmakla sigaramı yakıp geri çekilirken çakmağın üstündeki motif dikkatimi çekmişti, kükreyen aslan motifiydi.

Ben geri çekildiğimde çakmağı kendisine çekerek bu seferde o kendine bir sigara yakarak dudaklarına yaslamıştı, ne yani burada durup birlikte sigara mı içecektik? Neden?!

Umursamamaya çalışarak sigaramdan derin bir nefes alıp havaya üflediğimde bakışlarım karşıda ki dağda olmasına rağmen bana baktığını görebiliyordum, gözleri derince beni izliyordu. Acaba bakışlarının ne kadar derin olduğundan bir haberi var mıydı? Kara bir delik gibiydi, eğer bir kez bakarsam içinde kayboluyordum. Bu yüzden bakışlarımı asla çevirmemeyi aklımın bir köşesine not ettim, bu garip his hiç hoşuma gitmemişti fakat hoşuma gitmeyen başka bir detay daha vardı. Parmaklarından yayılan barut kokusu…

Kaşlarım hafifçe çatılsa da belli etmemeye çalışmıştım, gerçekten askerlerle dolu bir salona adam öldürüp gelmiş olamazdı değil mi? Oldukça zeki görünüyordu oysaki.

“Sormayacak mısın?” diyen kalın sesiyle mideme nedensizce kramplar girmişti, sesi gerçekten hoştu. Bakışlarım verdiğim sözü bozarak yavaşça ona döndüğünde gözlerim siyah bakışlarıyla çakıştı.

“Neden?” diye kısaca kokunun sebebini ima ederek sorduğumda dudakları hafifçe sağa doğru kıvrılmıştı. Tam anlamıyla esmer olmayan teni sanki güneşin altında kavrulmuş etkisi yaratmıştı ve üstünde ki siyah takım elbisesiyle uyum içindeydi, Mirza komutanın sülalede bir sıkıntı vardı demek ki. Hepsi yakışıklıydı!

“Düğün hediyesi.” demesiyle anlamayarak ona bakmaya devam ederken bakışlarını gözlerimden ayırmadan henüz yarısı duran sigarasını yere ayıp ayakkabısının ucuyla ezdi.

“Ne yaptın?” diye sormuştum fakat elim hala saçma bir şekilde silahıma gitmemişti. Açıkça birini öldürdüğünü ima ettiği halde neden hala içimde garip bir güven vardı?

“Gördüğünde anlarsın.” dedikten sonra dudakları biraz daha kıvrılırken tek gözünü seksi bir şekilde kırparak arkasını döndüğünde tükürüğüm bile neredeyse boğazıma kaçacaktı. Biraz ilerledikten sonra duraksadığında başı hafifçe yana doğru döndü. “Bu arada kıvırcık saç yakışmıştı.”

Sözlerinin ardından beni öyle dumura uğramış bir şekilde bırakarak ilerde bekleyen arabasına doğru adımladıktan sonra adamlarının açtığı kapıyla hızla arabasına atlayıp uzaklaşmıştı. Kıvırcık peruğu görevdeyken takmıştım ve kılık değiştirmeme rağmen o olduğumu nasıl bilebilmişti?

En önemlisi de ben neden bu adamın yanında böylesine güvenli hissediyordum? Ondaki bu farklılığın sebebini er ya da geç öğrenecektim fakat şu anlık tek yaptığım öylece izlemek olmuştu…

~~~~~~~~~~~

Zeynep Beril Koç…

“Ah! Onunla kurulur dünya da cennet, önümde dikilen kork…korksun! Ah, hep onu aradım bulurum elbet. Kahramanım o, evet!”

Evde çığlık çığlığa şarkı söyleyerek gezerken içim tam anlamıyla yumuşacıktı, şarkının sözleri kalbimin sahibini anlatıyordu. Etrafımda dönerek yalnız evde dans edip odama girdiğimde arka fonda hala şarkı çalmaya devam ediyordu.

“O BİR HE-MAN, BATMAN, PAC-MAN, MAD-MAN! YANINDA DURACAĞIM BEN!” diyerek kendimi yatağa attığımda dudaklarımdan bir kahkaha dökülmüştü. Dev adamım bir şarkı olsa kesinlikle bu olurdu.

Bugün eğitimde oldukları için hiç görememiştim ve adeta burnumda tütüyordu kerata! Yatakta yüzüstü dönerek dirseklerimi yatağa dayadıktan sonra çenemi ellerime yaslayıp hemen camın yanında duran pembe güllerime baktım, dudaklarım biraz daha kıvrılırken derince iç çekmeden edememiştim. Kim bilebilirdi ki senelerce platonik olduğum adamın bu denli aşık olabileceğini…

Tekrar sırt üstü döndüğümde başım dün gece yarım bıraktığım kitabıma çarpmıştı, elime alıp baktığımda hafifçe yerimden doğruldum. Sanırım yapacak daha iyi bir işim yoktu. Nüha yengem ve Mirza abimin nikahlarının üstünden tam bir hafta geçmişti ve şu anda hepsi Melike albayın eğitiminden geçiyordu, sanırım anladığıma göre yakında uzun bir göreve çıkacaklarmış fakat buna ne kadar hazırdım bilmiyordum.

Derin bir nefes alarak düşünmemeye çalışıp sırtımı dayadığım yatak başlığıyla kitapta kaldığım sayfayı açarak okumaya başlamıştım. Kitap bir İtalyan mafyasıyla katil olmak zorunda bırakılan bir savcıyı anlatıyordu, garip ama güzeldi.

Okumaya devam ederken geldiğim sahneyle hafifçe yerimden doğrulmam gerekmişti, yakınlaşma sahnesiydi. Bir uçaktalardı ve adam kadına üstüne örttükleri battaniyenin altından hafifçe dokunuyordu.

“Of! Çok fena.” diye mırıldandım istemsizce. Sanırım bu durumda kalmak istemezdim, kaldı ki kalsam bile pancara dönen suratımdan her şey anlaşılırdı. Kitabın kadın karakteriyle alakam yoktu, o kesinlikle çok daha güçlüydü fakat hayal etmeden yapamadım.

Parmaklarım şort giydiğim için çıplak olan bacaklarıma hafifçe dokunduğunda gözlerimi kapatarak sanki bana dokunan kişi oymuş gibi düşünmeye başlamıştım. Göz kapaklarımın ardında kahveleri ışıldarken kitabı tutan elim sıkılaşmıştı. Elim yavaşça yukarı doğru çıkarken dişlerim sertçe dudaklarıma geçmişti, hissi çok tuhaftı. Parmaklarım tam bacaklarımın arasında ki hassas noktaya gelmişti ki çalan kapıyla inleyerek gözlerimi açmıştım.

“Üf! Kim bu şimdi?” derken içimde ki sinirle derin bir nefes alıp ayaklanmıştım. Leyla yengem olamazdı, doktor randevuları vardı. Acaba Nüha yengem mi gelmişti? Elimdeki kitabın arasına ucunda gül motifi olan tatlı ayracını yerleştirirken kapının önüne gelmiştim. Tekrar çalan kapıyla hızla kapıyı açtığımda karşımda gördüğüm kişiyle gözlerim irice açılırken elim refleksle kitabı arkama saklamıştı.

Karşımda kamuflajıyla duran Cem’in bakışları saniyelik olarak elime kaysa da tekrardan gözlerime bakmıştı. Hay bin kunduz! Şimdi gelecek zaman mıydı be dev adamım?! Bakışlarım üstünde ki kamuflajı sıkı sıkıya saran omuzlarına kaydığında hafifçe yutkunmam gerekmişti, gerçekten şu an hiç ama hiç sırası değildi!

“Cem, senin ne işin var burada?” dememle kaşları çatılırken hafifçe gülümseyerek ayağındaki postallarını çıkartıp içeri girmiş ve postallarını da içeri almayı unutmamıştı.

“Sevgilimi özledim, yeterli bir sebep oldu mu?” demesiyle içim erirken elimdeki kitabın ağırlığını hatırlayınca kendime gelebilmiştim.

“O yüzden sormadım canım, ya abim görürse diye şey etmiştim.” dediğimde arkasında ki kapıyı kapatarak bana doğru bir adım atmıştı, gözlerini gözlerimden ayırmadan kapının üstündeki demiri kapattığında derince yutkunmam gerekmişti. Arkamda ki kitabın içeriğini görürse sanırım utancımdan bayılabilirdim, en azından şu an görmese daha iyi olabilirdi. Neden bu kadar heyecanlandığımı bile anlamamıştım, sanırım az önceki küçük hayalimin bunda bir etkisi olabilirdi.

“Artık göremez.” derken bakışları yine elime dokunmuştu. “O arkana sakladığın ne sarı şeker?” diye sorarken bakışları arkaya doğru kaydığında kitabı biraz daha arkama saklamıştım.

“Hiçbir şey.” dedim hızla.

“Hiçbir şeyi neden arkana sakladın peki?” derken bana doğru bir adım daha attığında gözleri kısılmıştı. Hayır hayır, kesinlikle görmemesi gerekiyordu. Her an utancımdan bayılabilirdim.

“Ne saklaması?” derken kaçmak için yana doğru bir adım atmıştım ki hızla duvara dayanan eliyle kolu gitmemi engellemişti.

“Hadi miniğim, uğraştırma beni.” diye mırıldanmasıyla tüm bedenim titrerken bakışlarımı hafifçe ona çevirmiştim. Yandan elimi yavaşça çıkartarak kitabı salladıktan sonra tekrardan arkama sakladım.

“Bak, kitap işte. Bir şey yok demiştim.” dememle bakışları saniyelik olarak aşağıya kaydıktan sonra gözlerimi bulurken yüzü yavaşça yüzüme yaklaşmaya başlamıştı.

“Kitabı neden sakladın güzelim?” diye boğuk sesiyle mırıldandığında bakışlarım istemsizce yakınımda duran dudaklarına çarpmıştı, öyle ki nehir alıp verdiği nefesi yüzüme yalayarak içimi titretiyordu.

“Şey, şeyden…” dediğim sırada dudaklarını dudaklarıma hafifçe sürtmesinin ardından gözlerim kapanırken elimden kitabın alınması bir olmuştu. Hızla gözlerim açılırken geriye çekilip kitabı karıştıran Cem’e çevirdim bakışlarımı.

Siktir kere siktir!

Umarım ayracın olduğu sayfaya bakmazdı! Bakışları sayfalarda gezinirken önce kitabın kapağına ardından da arkasında ki kısa anlatımına bakmıştı, oralarda bir şey yoktu ama içeri tam bir nefes kesiciydi. Yazarın anlatıma bayılıyordum.

Sayfalarda gezinen parmakları tam da tahmin ettiğim gibi ayracın durduğu sayfayı açtığında hızla elinden almak için ona atılmıştım ki kitabı yukarı kaldırıp nerdeyse tavandan bakmaya başladı. Of! Bok var gibi iki metrelik adamı sevmiştim.

“Ya Cem sadece kitap işte, versene!” diye adeta cırladığımda geriye doğru kaçarak okumaya devam etmişti. Her satırda kaşları havalanırken dudakları hafifçe kıvrılıyordu, sayfayı çevirmesiyle gözlerim irileşirken geriye doğru birkaç adım attıktan sonra koşup hızla sırtına atmamla sonunda bakışlarını kitaptan çekerek düşmemem için elini kalçama yaslamıştı. “Bir de okuyor ya, rahat bırak kitabımı.”

Dudaklarından yüksek sesli bir kahkaha dökülürken kitabı bana uzattığında hızla elinden almıştım ki nasıl olduğunu anlamadan bir anda beni ön tarafına alarak sırtımı duvara yaslamıştı. Kahve bakışları gözlerimde gezinirken kafamı devekuşu gibi kuma gömmek istiyordum. Rezilliğin zirvesini yaşamıştım!

“Niye okumama izin vermedin sarı şeker? En heyecanlı yeriydi oysaki.” diyerek sırıttığında kaşlarım çatılmıştı.

“Dalga geçme.” derken kollarımı göğsümde bağladığımda tam bir çocuk gibi gözüktüğüme emindim ama kahretsin okuduğum kitapta ki smut sahneyi görmüştü, utanmakta haklıydım!

“Haşa, ne haddime miniğim?” dediğinde gözlerim kısılırken hareket etmeye başlamasıyla bir elim istemsizce boynuna tutunmuştu, yerden oldukça yüksekteydim sonuçta.

“Gözlerin öyle demiyor ama.” dediğimde kahveleri gözlerime kilitlenmişti.

“Hmm, ne diyormuş gözlerim?” demesiyle bakışlarım adeta gözlerinde ki toprakta kaybolmuştu. Bakışlarında ki ihtirası görebiliyordum ve bu hiç iyi değildi, en azından kalp sağlığım için!

“Dalga geçtiğini söylüyor.” diye mırıldandığım sırada beni yavaşça yatağıma geri bırakmıştı. “Hem sen aç mısın? Hemen bir şeyler hazır…”

“Aç değilim miniğim ve seni böldüğüm için biraz pişmanım.” diyerek hızla sözümü kestikten sonra geri çekilerek yavaşça üstündeki kamuflajın gömleğini çıkarmaya başladığında bakışlarım istemsizce görünmeye başlayan tenine kaymıştı. Onu en son çıplak gördüğümde henüz aramızda hiçbir şey yoktu ve ben yanlışlıkla onu yaktığım için mahcuptum lakin şuan farklıydı, ikimiz içinde oldukça farklıydı.

“Bugün çok yoğundunuz.” dedim hızla konuyu değiştirmeye çalışarak. Biraz daha sessiz durursak aklım yine az önceki hayalime kayabilirdi. Siktir! Kaydı bile! Tenimde gezinen iri elleri ve boynuma çarpan nefesi…

“Melike albay ağzımıza sıçtı biraz güzelim, koşmaktan iflahım si…” derken bakışları beni bulduğunda duraksamıştı. Esasında yanımda rahat rahat küfür etmemesi tatlı geliyordu gözüme, nerede durması gerektiğini biliyordu. “Öyle yani miniğim, sen ne yaptın bugün?” Sorarken çıkardığı gömleği yandaki sandalyemin üstüne bıraktıktan sonra bana doğru adımladığında üstünde ki dar atletine bakmamak için ultra bir çaba harcıyordum.

“Hiç, öyle birkaç hasta olan asker vardı. Onun dışında sakindi.” dediğim sırada ellerini yatakta iki yanıma yaslayarak bana doğru eğildiğinde bakışlarım istemsizce dudaklarına kaymıştı, dolgun ve kesinlikle yenilesi duruyorlardı ya da ben çok azmıştım. Emin değildim!

“Var mıydı hiç asılan eden?” diye sormasıyla gözlerimi zor bela kahvelerine çevirmiştim.

“Gelen askerler neredeyse senin yüzünden gözlerini kapatarak içeri girecekler Cem, o yüzden yok.” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Kapatmadan mı giriyorlar?” demesiyle hafifçe geri çekilerek kaşlarımı çattım.

“Cem!” diye imalı bir sesle konuştuğumda gülerek kendini yanıma bırakmıştı.

“Şakaydı sadece sarı şeker, gül diye.” dediğinde gözlerimi devirerek bende onun gibi yatak başlığına yaslandım.

“Sevgilimin içinde gizli bir Memati yaşadığını öğrendiğim iyi oldu.” dediğimde bakışlarım ona dokunmuştu biraz ilerimizde duran kitabımı alarak kucağıma bıraktı.

“Hadi sen oku, bende biraz sesinle dinleneyim.” demesiyle bakışlarım onu bulmuştu. Unutmuyordu da sırık!

“Tamam o zaman ben başka kitap seçeyim.” diyerek hızla ayağa kalkmaya çalışmıştım ki koluma sarılı parmakları beni kendisine çekerek sırtımın göğsüne yaslanmasını sağlamıştı.

“Ben bunu istiyorum.” diye o boğuk sesiyle mırıldanmasıyla tekrardan yutkunmam gerekmişti. Umarım kalp krizi geçirmezdim!

“Ama şey…” derken duraksayarak ona baktığımda kitabı elimden alıp ayracın olduğu sayfayı açtıktan sonra geri kucağıma bırakmıştı. “Cem bu kitap biraz şey.”

“Ney?” diye sorarken kıvrılan dudaklarıyla daha çok utanmıştım.

“Of! Cem şey işte.”

“Bunu okurken ne tepki verdiğini görmek istiyorum sadece ama izin yoksa hemen dururum.” demesiyle içim yumuşacık olurken bakışlarım kahvelerindeydi. Gözlerinde endişe kol geziyordu, beni ürkütmekten korkuyordu.

“Ondan değil dev adamım, sadece… utanıyorum.” dediğimde dudakları kıvrılırken yanağıma yaklaşıp derin bir nefes aldıktan sonra dudaklarını bastırdığında gözlerim kapanmıştı.

“Bu utangaçlığın için küçük bir adım atabilir miyiz peki?” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım. Artık çocuk değildim ve sevdiğim adamla bir şeyler yaşamak için geç kalmak istemiyordum. “O zaman oku.” dediğinde derin bir nefes alarak önüme dönüp açık olan kitabı elime aldım. Gazamız mübarek olsundu! Hem sadece okuyacaktım, en fazla ne olabilirdi ki?

(Bazı sahneler mevcuttur, okumak istemeyenler uyarıdan sonrasına devam edebilir.)

"Şhh! Sessiz güzelim, sonuçta dışarıdaki arkadaşlarımızın duymasını istemeyiz dedikten sonra boynuma dudaklarını bastırdığında eli de hızlanmaya başlamıştı.” diyerek kitabı okumaya başladığımda bir eli arkadan karnıma sarılırken diğer eli ise bir bacağımı bacaklarının üstüne atarak çıplak tenimi hafifçe okşamaya başlamıştı.

Bu hareketiyle nutkum tutulurken derince yutkunarak kitaba odaklanmaya çalıştım, her an düşüp bayılabilirdim!

“Ellerimi ağzımda bulunan elinin üzerine koyup daha çok bastırdığımda inlememek için kendimi zor tutuyordum. Bacaklarım dahil olmak üzere tüm bedenim titrerken kendimi kaybetmek üzereydim, tek istediğim oydu.”

Okumaya devam ettiğim sırada eli daha yukarıya ilerlediğinde kitaptaki karakterle aynı halde olduğumu söyleyebilirdim. Kitabı tutan ellerim titrerken beynim allak bullak olmuştu, kelimeleri görmekte bile zorlandığımı söyleyebilirdim. Bakışlarım kaldığım paragrafa kaydığında boğazım anında kurumuştu, ben bunları nasıl sesli okuyacaktım?

“Devam et.” diye boğuk sesiyle nefesi kulağıma çarpmaya başladığında bacağımda ki elini boynuma getirerek saçlarımı geriye itip elini tekrardan bacağıma koymuştu fakat az öncekinin aksine bana daha yakındı.

“Cem…” diye mırıldandığımda eli biraz daha yukarı çıkmıştı, inlememek için dişlerimi hızla dilime geçirdiğimde neredeyse kanadığına emindim.

“Durmamı mı istersin?” diye tıpkı benim gibi mırıldandığında tüm bedenim adeta hayır diye haykırıyordu. Derin bir nefes alarak okumaya devam ettim.

"Önce seni boşaltarak sularını benim için akıtmanı sağlayacağım." diyerek diyaloğu okuduğum sırada parmakları hemen kadınlığımın yakınında duraksamıştı. “Dediğinde duraksayan eliyle kendimi istemsizce eline doğru itmiştim. Durmasını istemiyordum, durmamalıydı.” Erkeksi kıkırtısı kulağımı doldururken elini hala hareket ettirmemişti. Kitapta geçen kısım öyle güzel denk gelmişti ki gerçekten hislerime tercüman oluyordu, kahretsin durmamalıydı!

Dudaklarını hafifçe boynuma bastırdığında kitabı tutan elim sıkılaşmıştı, bilerek mi bu kadar yavaştı?! Gözlerim yaşadığım arzuyla kapanmak için çıldırırken kendimi zorlayarak okumaya devam ettim.

"Sonrasında akıttığın tatlı sularını dudaklarımla temizleyip sen tekrardan patlayana kadar dilimi içinde gezdireceğim dedikten sonra…ahh!” Sesim parmaklarını aniden kadınlığıma bastırmasıyla yüksek bir inlemeyle bölünmüştü. Parmakları hızla beni okşarken dişleri boynumda ki ince deriye hafifçe sürtünmüştü.

Kafam ona daha fazla yer açmak için geriye düşerken istemsizce kendimi eline doğru bastırırken bulmuştum kendimi, siksinler ki karakterin ne yaşadığını anlamıştım!

“Devam etmelisin miniğim, kitabı yarım bırakmak olmaz.” derken şortumdan içeri giren parmaklarıyla refleksle bacaklarımı kapatmak istesemde kucağında ki bacağımı bacaklarının arasına sıkıştırarak buna izin vermemişti. “Siktir! Sırılsıklamsın sarı şeker.” Kulak mememde hissettiğim diliyle tekrardan inlerken parmakları yavaşça iç çamaşırımın üstünde hareket etmeye başlamıştı.

“Ahh! Cem!” diye haykırışım odamın duvarlarında çınlarken parmaklarını hassas noktama bastırmasıyla dişlerimi öyle sertçe dudağıma geçirmiştim ki kan tadı damağıma yayılmıştı. Aniden duraksayan eliyle gözlerim açılırken bakışlarım onu bulmuştu.

“Kendine zarar vermeye devam edersen burada bırakırım sarı şeker.” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda sallayarak dudaklarımı serbest bırakmıştım ki koyulaşan bakışları hafifçe sızlayan dudaklarımı buldu. “Oku artık şu siktiğimin sayfasını yoksa ben daha fazla duramayacağım.” Sözleriyle dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, küfür etmemeye dikkat eden adam bir anda kontrolü kaybetmişti. Bunun hoşuma gitmediğini söyleyemezdim.

Zor bela kaldırdığım elimle kitabı görüş açıma çıkardığımda buğulu bakışlarımdan net göremesem de devam ettim.

“Kulağıma çarpan dudaklarıyla fısıldarken elini hareket ettirip tanganın içine soktuğunda…ahh! Cem!” Eli tam okuduğum kısımda dediği gibi iç çamaşırımın içine girdiğinde başım geriye düşmüştü. Hızlanan parmaklarıyla nevrim dönerken artık deli gibi inliyordum, kitap titreyen elimde zor bela dururken bacaklarımı biraz daha ayırdım. Elini daha çok hissetmek istiyordum.

“Bir daha demeyeceğim miniğim.” derken hassas tepeciği parmaklarının arasına aralarak hafifçe sıkıştırdığında inlemem neredeyse çığlığa dönüşmüştü. Titreyen elim zor bela kitabı kaldırdığında sırtımdan terin akışını hissedebiliyordum.

“Yaşadığım zevk… öyle fazlaydı ki ayakta durmakta… baya zorlanıyordum.” Sözlerimin ardından parmakları daha çok hızlanırken ve çıkan müstehcen sesler odamı doldururken benim daha çok kendimden geçmemi sağlıyordu.

Tüm bedenim artık titremeye başlarken hızlanan parmaklarıyla sona ulaşarak patlamıştım, ne zaman havalandığını anlayamadığım bedenim yatağa geri çarparken bedenim hala titriyordu. Hızla nefes alıp verirken bir yandanda kuruyan boğazımı ıslatmaya çalışıyordum, kesinlikle yaşadığım en şiddetli orgazm bu olmuştu.

"Ardından bunu tekrar yapıcam, tekrar ve tekrar ve tekrar, ta ki sen uslu bir kız olana kadar." diyerek az önce okuduğum sahnenin devamında erkek karakterin söylediği cümleleri söylemesiyle bakışlarım yavaşça kahvelerini bulmuştu.

“Sen başa belasın dev adam.” diye mırıldanmamla aniden üzerime çıkması bir olmuştu.

“Dev adam kendini çok zor tutuyor miniğim, bence hiç kışkırtmak istemezsin.” derken hala kadınlığımda parmaklarını hafifçe hareket ettirdiğinde bedenim sanki az önce rahatlamamış gibi tekrardan uyarılmıştı.

“Durma o zaman.” diyerek kollarımı ensesine sardığımda alnını alnıma yaslamıştı.

“Henüz erken sarı şeker, hepsinin zamanı var.” Dudakları hafifçe dudaklarıma sürttüğünde derince yutkunmuştu. “Sikeyim! Belki de biraz tadına bakmaktan zarar gelmez.” Belimdeki elini çekerek yanda odayı tek aydınlatan abajuruma uzanıp ışığını kapattığında oda karanlığa bürünmüştü. “Daha sonrasında hatırlayıp daha çok utanmaman için küçük bir önlem ama buna alışmasan iyi olur, bir dahakine yalvarsan da o ışığı kapatmam.”

Sözlerinin ardından tam cevap verecekken dudakları sertçe dudaklarıma kapandığında beynim tamamen onun esiri haline gelmişti, kelimeler bile uçmuştu aklımdan. Alt dudağımı dudaklarının arasına hapsetmesiyle eş zamanlı olarak bacaklarımın arasında ki eli hareketlendiğinde inlemem dudaklarına çarparak kaybolmuştu.

Boştaki eli yavaşça tişörtümün içine girerek yukarı doğru ilerlediğinde benim ellerim ise saçlarına girmişti. Dudaklarımı aralayarak içeri sızan dili ve kadınlığımda ki parmaklarıyla inlemelerim daha çok artmıştı, nefes dahi almadan sadece onu istiyordum artık. Eli tişörtümün içinde ilerleyerek yukarı ilerlediğinde parmakları sporcu sütyenimin içine girerek tişörtle birlikte onu da yukarı sıyırmıştı. Sanırım ışık kapalı olmasaydı bu sahneden sonrasında utanabilirdim fakat şu anda tek istediğim kahve bakışlarının içinde ki kıvılcımları görmekti.

Dudaklarımdan ayrılan dudakları çeneme küçük bir öpücük bırakarak aşağıya inmeye başladığında bacaklarımın arasında ki eli de yavaşlamıştı. Bir elim saçlarının içinden ayrılarak lambaya uzanmıştı ki hızla elimi havada yakalayarak az önceki yerine geri bıraktı. Siktir! O beni görebiliyor muydu?! Camdan yansıyan loş bir ışık vardı fakat bu benim için yeterli değildi.

“Sadece silüet halin bile benim için zorken her detayını görürsem duramam miniğim. Durmam.” derken dudaklarıma tekrardan küçük bir öpücük bırakmıştı. “Ama onun zamanı değil, biraz daha sabretmeliyiz.” Her kelimesinde dudakları dudaklarıma çarparken kalbim şiddetle göğsümü dövüyordu.

“Ne zaman zamanı olacak?” diye mırıldandığımda dudaklarıma temas eden dudaklarının kıvrıldığını anlamıştım.

“Sen hazır olduğunda.” derken aniden bir parmağının tahminen yarısını hafifçe içime yolladığında gözlerim irice açılmıştı. Dudakları tekrardan dudaklarımı bulurken dişlerimi hafifçe alt dudağıma geçirmişti. “Daha parmağımı bile alamayacak kaşlar darsın güzelim, seni parçalamamı mı istiyorsun?”

Dudaklarımdan ayrılan dudakları aşağıya kaydığında boştaki elinin sağ göğsümü kavramasıyla gözlerim sıkıca kapanmıştı. Sıcak dilini göğüs ucuma dokundurmasıyla bedenim adeta ona doğru havalanmıştı.

“Sen sadece… benim aklımı kaybetmemi istiyorsun. Siksinler zamanı Cem!” Haykırışım odayı inletirken göğsümü daha çok kavrayarak dişlerini ucuna geçirmesiyle kalçamı kaldırarak eline bastırmıştım, hareket etmesi gerekiyordu artık. Dudakları adeta benimle oynarken artık dayanacak gücüm kalmamıştı, sona ulaşmak istiyordum.

“Başarabiliyor muyum peki?” derken az önce ıslattığı göğüs ucuma üflediğinde inleyerek başımı yastığa bastırmıştım. “Bana cevap vermeyecek misin miniğim?” Sözlerinin ardından içimdeki parmağını çıkartarak tekrar içime sokmasıyla sanki bu sefer daha derine girdiğini hissetmiştim.

“Sikeyim seni Cem Türkoğlu!” Haykırışımın hemen ardından elleri bedenimden ayrılırken hızla ters çevrilmemle ellerim ve dizlerim yatağa yaslanmıştı. Saçıma sarılan parmaklarıyla beni sertçe kendisine çekmesiyle bedenim hızla göğsüne yaslandı.

“Duyamadım.” diyen boğuk sesi kulağa her ne kadar ürkütücü gelse de zerre korkmamıştım, o ne yaparsa yapsın ben ondan korkmazdım ki…

“Si…” dememle beni tekrardan yatağa itmesi bir olmuştu. Elini karnıma koyarak kalçamı havaya dikmemi sağladıktan sonra elini kalçama atmasıyla havayı parçalanan kumaşın sesi doldurmuştu. Hem ev şortum hemde iç çamaşırım parçalara ayrılırken inlememe engel olamamıştım, sanırım yanlışlıkla başka bir yönünü aktif etmiştim.

“Demek sikersin, öyle mi miniğim?” derken kalçama inen sert eliyle çığlığım dudaklarımdan firar etmişti. Çok sert varmadığının farkındaydım ama aniden olması şaşırtmıştı. “Ama duyamıyorum güzelim.” Elini tekrar çarpmasıyla hızlı bir nefes almıştım, inlemem yastık yüzünden boğuk çıkarken ne yaptığımın zerre farkında değildim.

“Cem!” Başım yan tarafa dönerek ona bakmaya çalıştığında eli yavaşça az önce vurduğu yerleri okşamaya başlamıştı, canımı acıtmamasına rağmen hemde.

“Söyle benim küfürbaz kızım.” derken dudaklarını belime bastırmasıyla kadınlığıma çarpan soğuk şeyle inleyişimi tutamamıştım. Boynundan sarkan künyesi çarpıyor olmalıydı ve bu delirticiydi.

“Cem…çek şunu!” diye inlememle dudakları belimden ayrılırken bir süre duraksamıştı. Ardından soğuk metalin tamamen kadınlığıma yaslanmasıyla ellerim sıkıca altımdaki örtüyü yakaladı. Berbat ama bir o kadar güzel bir histi, delirmek üzereydim.

“Gül kokun artık hep benimle olacak.” diyerek kalçamı iki eliyle kavramasıyla çekilen metalle derin bir nefes almıştım ki kadınlığıma yaslanan sıcak diliyle çığlığım odada yankılanmıştı.

“Siktir, siktir, siktir, siktir! Ahh, Cem!”

Dili en mahrem yerlerime girip çıkarken her teması beni deli ediyordu, gözlerimin kararmasını sağlıyordu. Yaşaran gözlerimi yastığa bastırarak ondan her ne kadar kaçmak istesemde kendimi dudaklarına daha çok bastırırken bulmuştum, daha fazlasını istiyordum.

İşin içine parmakları da girerken çalan kapıyla gözlerim hızla açıldığında geriye çekilen Cem beni tekrardan sırt üstü çevirmişti.

“Beril, iyi misun abicum? Niye çığluk atiysun, noldi?” diyen abimle gözlerim daha çok açılırken göremesemde bakışlarımı önümde ki adama çevirdim. Basılmıştık!

“Beni de çıkarttığına inanamıyorum Mecnun, abartıyorsun. Böcek görmüştür belki de sadece.” diyen Leyla yengemle abim tekrar kapıya vurmuştu.

“O zaman böceğu alırum kızıl güneşum, o korkar şimdu.” diyen abimle dirseklerimin üstüne doğrulmuştum. Ben çığlık atarken onları tamamen unutmuştum.

“Cem, abim…” dememe izin vermeden parmakları dudaklarımı sararken dudaklarını tekrardan kadınlığıma bastırmasıyla ellerimi elinin üstüne koyarak daha çok dudaklarıma bastırmıştım. Boğuk inleyişim aramızda yankılanırken dili hızla içime girip çıkmaya başlamıştı, hassas tomurcuğu okşamaya başlayan parmaklarıyla bedenim titremeye başlarken daha fazla dayanamayarak patlamıştım.

Bedenim yatağa çarparken ellerim ise iki yanıma düşmüştü, abim hala kapıyı çalmaya devam etse de şuanlık kalkacak gücüm yoktu.

“Hayatımda yediğim en güzel tatlıyı yarım bırakamazdım.” diyerek göğüs arama küçük bir öpücük bıraktıktan sonra sütyenimi ve tişörtümü düzelterek dudaklarıma uzanıp oraya da küçük bir öpücük bırakmıştı. “Ve ne yazık ki ben tatlı yemeye bayılırım ama artık senin yüzünden diğerleri tatsız gelecek. Bunun için bana uzun süreli bir bedel ödemelisin.”

“Cem, abim dışarda.” diye hızla alıp verdiğim soluklarımın arasında mırıldanırken Cem ise yandaki peçeteme uzanarak beni temizlemeye başlamıştı.

“Sikeyim abini tatlı miniğim.” derken beni temizledikten sonra hızla ayaklanarak dolabıma yönelmişti. Tüm çekmeceleri karıştırarak istediklerini bulduktan sonra tekrar bana döndüğünde kaşlarım çatılmıştı, sanki ışık var gibi hareket ediyordu. “Dışarı çıkıp onu hastanelik etmemem için bana tek bir sebep ver.”

Bana yaklaşarak önce iç çamaşırımı ardından da elinde ki şortu giymeme yardım ettiğinde dudaklarım kıvrılırken doğrularak yatağa oturmuştum.

“Çünkü benim abim.” dememle sinirli bir nefes vererek elimden tutup kaldırmıştı.

“Sinir bozucu ve mantıklı bir sebep.” demesine daha çok gülerken paytak adımlarımı kapıya yöneltmiştim. Kapının yanındaki duvara yaslanarak bana bakmayı sürdürdüğünde onu umursamamaya çalışarak kilidi açıp biraz kapıyı araladıktan sonra kısmen görünmemi sağlamıştım.

“Ne oluyor abi akşam akşam, delirdin mi iyice?” dememle derin bir nefes alarak geri çekilmişti.

“Ya sen çığluk atinca korktum da, bir şey oldi sandum kızum. Niye çığlık ataysun?” dediğinde nefesimi düzene sokmaya çalışarak kapıya yaslandım.

“Ne çığlığı abi? Spor yaparken şarkı söylüyordum altı üstü.” dememle Leyla yengemin dudakları kıvrılmıştı.

“Bak, dedim ben sana bir şey yoktur diye Mecnun.” dedikten sonra imalı bakışlarını bana çevirmişti. “Sen de geç bir duş al yengecim, terlemişsindir spordan.” demesiyle hafifçe gülümseyerek başımı salladım.

“Doğru, terledim.” diyerek alnıma yapışan saçlarımı gösterdiğimde abim gülerek yengemi kucağına almıştı. Yaralı olduğu için asla yürümesine izin vermiyordu.

“Tamam o zaman Beril’um, bir daha da öyle şarkular dinlema. Ödüm kopti da.” diyerek tam arkasını dönmüştü ki duraksayarak tekrar bana döndü. “Ula çığluk atarak söylenan şarku hangisiydu ki?”

“Ra…”

“Rock.” diye mırıldanan Cem sözümü kesmesiyle hızla görünmeyen kolumu ona doğru uzatarak dudaklarına bastırdım.

“Rock.” dedim hızla çevirerek. Abim bir süre duraksasa da gülümseyerek başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Doğri, onlar biraz atay.” dedikten sonra arkasını dönerek merdivenlere ilerlemişti. “Hadi senda banyoya gir abicum, üşutme.” demesinin ardından hızla kapıyı kapattığımda sırıtarak beni izleyen Cem’e dönmüştüm.

“Az daha basılıyorduk dev adam.” dememle gülmeye devam ederek bana doğru yaklaşık ellerini belime sarmıştı.

“Leyla anladı.” demesiyle yüzüm hafifçe düşmüştü.

“Evet ya, nasıl anladığını hiç anlamadım.”

“Girerken gördü çünkü.” dediğinde sert bakışlarım hızla ona dönmüştü.

“Ne demek gördü Cem? İnsan biraz gizli saklı girer.” dediğimde dudaklarını yanağıma bastırarak kulağıma yönelmesiyle kollarının arasında tekrardan erimiştim.

“Ne yapsaydım tatlı miniğim, camdan mı girseydim?” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken kollarımı boynuna dolamıştım.

“Bir dahakine öyle yaparsın artık dev adamım.”

Şimdi bu kadar bitik bir haldeyken bir dahakini daha çok merak etmeden duramıyordum ve o zamanın çabucak gelmesi için sanırım her şeyi yapacaktım…

~~~~~~~~~~~

Nüha Yalçıner…

Bir haftadır hayat tam anlamıyla cennette gibi geçerken dün tam olarak berbattı, uzun zamandır bu kadar koşmadığım için haliyle biraz paslanmıştım ve bir tık ebemi tersten görmüş olabilirdim. Melike albay bizi çalıştırmıştı ve çalışmaktan kastının 50 km koşu olduğunu bilsem gitmemek için bir bahane uydurabilirdim.

Bugün ise acil alarmıyla uyandırılarak karargaha çağrılmıştık, inanılır gibi değildi fakat dün Han bile yorulmuştu. Tabi benim kadar değildi ama neyse! Apar topar karargaha gelmemizin ardından hepimiz toplantı odasında Melike albayı bekliyorduk. Bir elim Han’ın avucu içindeyken bakışlarım üstümdeki kamuflaja kaymıştı, Yalçıner yazıyordu.

“Şunun için bu kadar acele ettiğine inanamıyorum Han, havai fişeklerle karın olduğumu söylesem daha az belli ederdik.” dememle bakışları beni bulurken dudakları kıvrılmıştı.

“Ne güzel işte, ayrıca aynı soyadı olanlar sadece karı koca olmazlar biriciğim, biraz genel kültür.” demesiyle gözlerim kısılırken elimi avucunun içinden çekmeye çalışmıştım ki daha sıkı tutarak parmaklarını parmaklarımın içinden geçirdi. “Hem babamla da soyisimlerimiz aynıydı, babam benim karım mıydı?” dediğinde toplantı odasında bir kahkaha kopmuştu.

“Baban kadın mıydı salak kocam?” dediğimde dudaklarında aptal bir sırıtış oluşurken yüzünü bana doğru yaklaştırmıştı.

“Salak kocan yeteri kadar terapi alamadığı için zaten sinirli karım, o yüzden hiç üstüme gelme.” diye mırıldanmasıyla önüme döndüğümde herkesin sırıtarak bize baktığını farketmiştim, tek bir kişi hariç. Asaf… o sadece masaya odaklanmıştı. Geçen günkü olayları Melike albaya anlattığımızda Elif kaşarını hızla geri yollamış ve buraya girişini engellemişti fakat o ruh hastasının rahat duracağını sanmıyordum. Gözüm ikisininde üstünde olacaktı.

“Dişi kurt Alfa’yı yeterince beslemiyor musun yoksa? Yazık adama.” diyen sol tarafımdaki Nalan’la dirseğimi sertçe ona geçirmemle hızla geri çekilmişti. “Tamam, sustum lan.”

“Şükür o dirseği yiyen başka biri daha var da kurtuldum.” diyen Nehir ellerini açıp dua eder gibi yüzüne sürdüğünde sert bakışlarımı atmayı ihmal etmemiştim. Bakışlarım önüme dönerken künyesini ısıran Cem’i farketmiştim, sırıtarak masaya bakıyordu.

“Sen napiysin ula kuduz köpeklar gibun?” diyerek Cem’e ithafen konuşan Mecnun’la Cem sert bakışlarını Mecnun’a çevirmişti, her an kalkıp dövecek gibi duruyordu.

“Ebenin amını yapıyorum Mecnun.” demesiyle kaşlarım havalanırken gülmeden edememiştim. Yine ne olmuştu bunlara?

“Ulan bunların kavgasını izlemek Laz uşağını sinir etmekten bile daha keyifli.” dedi Barkın gülerek.

“Al benden de o kadar komutanım.” dedi Özgür Barkın’a arka çıkarak.

“Şimdu niye bağa sallaysun damat? Hayırdur, karadenuz da gemilerun mi battu?” diyen Mecnun’la Cem tam konuşacakken Melike albay içeri girmişti.

Bakışlarımız albayı bulurken hepimiz susarak dinlemeye başlamıştık.

“Öncelikle günaydın İnfirat.”

“Günaydın komutanım.” diyen Han’la hepimiz mırıldanmıştık. Albayın asık suratı daha gerilmemi sağlarken istemsizce avucumda ki eli sıkmıştım, bu hareketimle baş parmağı beni sakinleştirmek istercesine hafifçe elimin üstüne okşamaya başlamıştı.

“Lafı fazla uzatmayacağım İnfirat, bildiğiniz üzere lidere yakın olan üç adamları vardı.” derken arkasında ki projeksiyondan yansıyan resime doğru elini salladı. “Bunlardan biri Bahoz, ilk hedefimiz lidere en yakın o olduğu için oydu fakat bugün sabah saatlerinde askeriyenin önüne baygın bir şekilde diğer hedefimiz bırakıldı.” Elini Baho’nun hemen yanında ki şerefsize çevirmişti. “Rıfat diğer bir adıyla Rafo plakasız bir araçla askeriyenin önüne atılıyor ve şu an elimizde.”

Kaşlarım çatılırken anlamaya çalışıyordum, bunu kim yapardı ki? Kimse babasının hayrına böyle bir iyilik yapmazdı, ne oluyordu?

“O yaptı.” diye mırıldanan sesle bakışlarım yanımda ki Nalan’ı bulduğum onun ise telaşlı bakışları beni bulmuştu. Onu az da olsa tanıyorsam bir şey sakladığına emindim. “Yüksek ihtimal Bahoz yapmıştır, hedefi kendisinden uzaklaştırmak için.” demesiyle bakışlarımı yavaşça önüme çevirmiştim. Bir bokluk vardı ama ne?

“Biz de öyle olduğunu düşündük başında ama adam inatla kimin yaptığını hatırlamadığını söylüyor, bu yüzden elimizde net bir kanıt yok.” derken slaytı değiştirdiğinde ekrana bir harita çıkmıştı. “Burçin’den aldığımız telefon numarasının izini bir süre sürdük ve her defasında yer değiştirdiği için belli bir konum yoktu lakin iki gündür burada ve hareket etmiyor.”

“Telefonu atmış olabilir mi?” diyen Han’la başımı olumlu anlamda salladım, muhtemeldi. Ardından başka bir slayt oynarken bunun bir ses olduğunu farketmiştik.

“Sen ne ettiğini sanıyursun ha? Bizi askera yem mi edeceksin?”

Gelen sesle tüylerim diken diken olurken tüm bedenim gerilmişti. Şerefsizin sesiydi.

“Ağam sadece çarşıya inmişem, yiyeceh heç bir şey yohtır.”

“Boh ye it herif. Hemen buraya gelmezsan ben sana ne yedirecegimi biliyem.”

Ve konuşma burada sona eriyordu.

“Bu konuşma tam yarım saat önce yapılıyor yüzbaşı, atmış olsa bile uzaklaşması imkansız.” derken ellerini masaya çarparak bakışlarını hepimizde gezdirmişti. “Bu sefer o iti avucumda istiyorum İnfirat! ANLAŞILDI MI?!”

“EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!” diye hep bir ağızdan haykırdığımızda albayın dudakları kıvrılmıştı.

“Hadi göreyim sizi aslanlarım, o şerefsizleri dağlarıma gömün!”

Zihnimi nefret bürürken kanım adeta kaynamaya başlamıştı, bugün o şerefsizi yakalamadan dönmeyecektik…

~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Smut okurken smut yaşatan erko mu? Aman tanrımmm!!!

Peki ya kitabımın içinde kitabımı övmem? :)

Beril’in okuduğu kitap benim diğer kitabım olan SÂYE’dir canlarım, merak ettiyseniz ona da bakabilirsiniz…

Peki Hasan ve Nalan’a ne demeli? Enerjileri uydu gibi ha ;)

Sizce bölüm nasıldı?

Hasan’ın gerçek düğün hediyesini nasıl buldunuz?

Sizce Nalan neden bildiğini sakladı?

Ve en önemlisi dağları özledik miiii???

Çığlıkları duymak istiyorum burada!!!!!

Düşüncelerinizi merak ediyorum…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Takip edin bence, Tt hesabımdan çok tatlı videolar atıyorummm!!!

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

2 yorum

  • Canlarım malum sahnenin devamında bittiğine dair verdiğim uyarıyı çizgi stüdyo inat etti eklememe izin vermiyor. Okumak istemeyenler Nüha’nın başladığı yerden devam edebilirler.