~Bölüm Şarkıları~
Can ozan~Ahmakıslatan
Sertap Erener~Mecbursun
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!
Nasılsınız bakalım???
Bölümü okurken şaşkınlıktan ağzınızı kapatmayı unutmayın… :)
“Olmaz civanım imkansız, vazgeçmek olmaz. Ben sana varmazsam eğer gözüm açık giderim… Oynar gider yarım aklım bende durmaz, ben seni almazsam eğer mahvolurum biterim…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalar :)
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~
Kalbimin gümbürtüsü kulaklarıma ulaşırken öylece çevremde olan biteni dışardan izliyordum. Şu son birkaç ay içinde yaşadıklarım ve geri kalan tüm hayatım gözlerimin önünden film şeridi gibi geçerken istemsizce korku damarlarımda gezinmeye başlamıştı, ben evlenmeye hazır mıydım?
Bu tamamen saçma bir düşünceydi, imam nikahıyla evliydik aslında fakat resmiyet çok farklı bir boyut değil miydi? Her şeyden önemlisi iki ay içinde evlendiğimizi duyan herkesin aklında tek bir cevap yankılanacaktı, hamile olduğum!
Yarbay’ın sözleri zihnimde çınlarken çoktan bahçeye çıktığımızı fark ederek hızla elinden çekip durmamızı sağladım, aklım tamamen allak bullak olmuştu. Bir şekilde yarbaya şikayet edilmiştik ve o da esasında kanunen böyle bir yasa olmamasına rağmen aynı timde ki ilişkileri kabul etmeyen bir adamdı, tıpkı Halil albay gibi. O zaman evlenmemizin ne gibi bir yararı olacaktı ki? Bir yarbaya karşı geldiğimiz için daha büyük bir cezaya çarptırılmaz mıydık? Aklımdan geçen sorular sonunda delirmemi sağlayacaktı!
Bana dönen sert bakışlarla gözlerim grilerine tutundu, gökyüzü bugünde gözlerine bürünürken sanki daha yoğun bir griyle bakıyordu ya da sadece benim aklım çok karışıktı. Emin değildim.
“Han ne olduğunu anlat artık, bir anda evleniyoruz deyip gidemezsin.” dediğimde elimi bırakmadan bana doğru bir adım atarak aramızdaki mesafeyi kapatmıştı.
“Her şey oldukça net kuğu, evleniyoruz.” demesiyle sinir gittikçe tepeme çıkıyordu.
“Bu senin tek başına alabileceğin bir karar değil, neden anlamak istemiyorsun?” dememle kaşları daha çok çatılırken üstten bakışlar atmaya başlamıştı.
“Biz zaten evliyiz kuğu, sadece şu sik kırıkları için belge getireceğiz. Hepsi bu.” derken tane tane tıpkı bir salağa anlatır gibi konuşuyordu.
“Sorun bu değil işte, sorun ailemiz Han. Sorun konu komşu, çevre, akraba; artık ne demek istiyorsan.” diyerek bakışlarımı çevirdiğimde timin neredeyse hepsinin kapıya yığılarak bizi izlediğini fark etmiştim, onlarda merak ediyor olmalıydılar.
“O sorunlar senin yokluğunda çektiğim acının hesabını verebilecekler mi bana?” demesiyle bakışlarım tekrar onu bulduğunda gözlerindeki korkuyu görmüştüm, gitmemden korkuyordu.
“Evlendiğimizde her şey bitecek mi sanıyorsun? Onların gözünde bir ajandan farkım yok işte.” derken suratım istemsizce düşmüştü. Sözlerimin doğruluğu kalbime işlerken bakışlarımı kaçırdım.
“Hani güçlü bir askerdin üsteğmen, Türk askeri bu kadar çabuk mu pes eder?” Sözlerinin ardından boştaki parmakları çenemi bulurken ona bakmam için beni zorlamıştı, yorgunlukla nefes verirken omuzlarım acıyla düşmüştü.
“Pes etmek değil bu.” dedim hafifçe mırıldanarak. Sinir hali yerini amansız bir hüzne bırakmıştı.
“Ne o zaman?”
“Yorgunluk.” dedim duraksayarak. “Çok yoruldum ben Han.” Gözlerimde ki bakışları hızla yumuşarken elimde ki parmaklarını çekerek iki elini yanaklarıma yasladı, yüzüme biraz daha eğilerek alnını alnıma yasladığında derince bir nefes almıştım.
“Ayakta duramıyor musun? Dayan bana, ben tutarım seni. Nefes almak mı zor geliyor? Nefes olurum sana ama yalvarırım beni bir kez daha kendinden mahrum etme.”
Kelimeleri hızla gözlerimin dolmasını sağlarken ellerim sıkıca yanaklarımda ki ellerine tutunmuştu, değil ondan gitmek birkaç saat uzak kalmaya bile tahammül yoktu. Tüm o sözleri kulak arkası edebilir miydim? Peki ailemiz? Artık onlardan gizli saklı olsun istemiyordum.
“Gitmem Han, seni asla bırakmam.” diye mırıldandığımda oldukça yakınımda ki gözleri gözlerime kitlenirken sanki bana inanmak ister gibi bakıyordu, sözlerimin yalan çıkmasından korkuyordu.
“Sen gidersen yaşayamam.” diye mırıldanışının ardından onunda gözleri dolarken bir yaş gözlerimden firar ederek yanağıma doğru yol almıştı. Her şeyi kaldırabilirdim ama onun üzülmesine asla. Üzerimde böyle bir etkisi olduğu için bile nefret ediyordum ondan!
“Gerekirse…” diyerek duraksadığımda sözlerimin ağırlığı boğazımı düğümlemişti. “Gerekirse özel kuvvetleri bırakırım ama yine de senden gitmem.” dememle yüzü geriye çekilirken kaşları çatılmıştı.
“Hayır, buna asla izin vermem.” derken dudaklarını hafifçe alnıma bastırmıştı. “Ben halledeceğim biriciğim, söz veriyorum halledeceğim.”
Dudakları alnıma yaslıyken derince nefesler alarak dudaklarını tekrar bastırdıktan sonra geri çekilmişti. Yanağıma yaslı eli akan gözyaşını silerken dudaklarını bu sefer de yavaşça önce sağ gözüme ardından da sol gözüme bastırmıştı, kapalı gözlerim tekrardan dolsa da ağlamamayı başararak gözlerimi hafifçe araladım.
“Şimdi izin ver bana halledeyim yavrum, lütfen.” demesiyle başımı biraz daha geri çekerek bakışlarımı grilerine çevirdim.
“Bu bir çözüm olmayacak Han, belge getirmen onları susturmayacak.” dediğim de derin bir nefes alarak gözlerini kapatmıştı, sakinleşmeye çalışıyordu.
“Göz göre göre İstanbul’a gitmeni mi izleyeyim kuğu?” diyerek gözlerini açtığında elleri yanaklarımdan süzülerek iki yanına düşmüştü. “Vatan sen varsan asıl vatan, gidersen ben hangi vatanı koruyacağım?”
Sözler zihnimin duvarlarına çarparken göğsüm gözlerinde ki hislerle sızlamıştı, nefes almak neden bu kadar zordu? Onsuz bir yaşamı düşünmek…
“Gitmemen için yalvarmam mı gerekiyor? Yaparım.” derken aniden dizlerinin üstüne çökmesiyle gözlerim irice açılmıştı. Dudaklarım şaşkınlıkla aralanırken kelimelerin hepsi boğazıma düğümlenmişti. Elleri sıkıca ellerimi sararken parlayan grileri gözlerime kilitlenmişti.
“Han ne yapıyorsun? Kalk şuradan.” diyerek ellerimi geri çekmeye çalıştığımda sıkıca tutarak buna izin vermemişti.
“Yalvarırım evlen benimle kuğu.” Sesi tüm bahçede yankılanırken arkamızdan kopan çığlıklarla herkesin çevremize toplandığını yeni farketmiştim, tüm askeriye buradaydı.
“EVET! EVET! EVET!”
Arkamızda ki kalabalığın haykırmaya başlamasıyla bakışlarım bizimkileri bulmuştu, onlarda gülerek haykıran ekibe katılmışlardı. Bakışlarım tekrardan önümde dizlerinin üzerine çöken adama döndüğümde gözlerimi devirerek derin bir nefes almıştım.
“Ben bu soruya bir kez cevap verdim bulut adam, sonuç değişmez.” dediğimde dudakları hafifçe kıvrılırken bakışları hafifçe arkama kaymıştı.
“Bu sefer herkes bir cevap bekliyor.” demesiyle benimde dudaklarım kıvrılmıştı.
“EVET!” diye haykırdığımda hızla ayağa kalkarak belime sardığı kollarla beni çevirmeye başlamasıyla gülerek kollarımı sıkıca boynuna sardım. “Delisin komutan.” Gülüşlerimin arasında kulağına mırıldanmıştım.
“Delinim asker.” derken durarak beni yere indirmesiyle gözlerim eskaza albayın odasının camına takıldığında yarbayın sert bakışlarıyla karşılaşmıştım. Gülüşüm yavaşça solarken Han’ın gözleri de baktığım yeri takip etmişti. “Merak etme güzelim, onun sesini keseceğiz.”
Bakışlarım yavaşça önüme dönerken gözlerim grilerine kitlenmişti, ben nasıl olmuştu da ona böylesine aşık olmuştum? Canımdan çok mesleğimi bile hiçe sayacak kadar…
“Fuat amca seni döverken gülerek izleyeceğim.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken güzel gülüşü belirmişti. Başını boynuma yaklaştırarak dudaklarını tenime bastırdığında ellerimi omuzlarına sararak başımı başına yasladım.
“O iş bende yavrum, sen endişe etme.” derken dudaklarını tekrar tenime bastırdığı sırada çevremizdekiler iyice coşmuştu. Bize doğru koşan Nehir’i farkettiğimde tek kaşım havalanmıştı.
“Bu sefer de şahidin olamazsam yedi ceddinizi sikerim.” demesiyle gülmeye başladığımda Han’da boynumdan başını kaldırarak çevreye bakınmıştı.
“O zaman hadi millet, nikah salonuna!” diye haykırarak çevreye bakınan Han’la gözlerim tekrar büyümüştü. Cümbür cemaat mi gidecektik?
“Yaşa be komutanım!” diye haykırdı bir asker.
“Gelmez miyiz be komutanım!” dedi başka bir tanesi ve nice haykırışlar çevremizde yankılanmıştı.
“Ula noliy ha burda? Ha şimdu ne evliliğu?” diyen Mecnun’la bakışlarım onu bulmuştu.
“Kuzenin delirdi Meco.” derken bakışlarım yanımda ki Han’ı bulduğunda onunda gözleri bendeydi.
“Delirtenler sağolsun.” diyerek hızla arkasını dönüp koşmaya başlamasıyla tuttuğu elimden beni de çekiştirerek götürüyordu. İkimiz birlikte askeriyenin çıkışına koşarken korkularım hala baki olsada kalbim daha sakindi, bir planı olduğuna dair güvenim sakinleşmemi sağlamıştı.
Arkamızdan gelen tahmini 300 askerle nikah salonuna ilerlerken kahkaham havayı delerek kulaklarımda yankılanıyordu, sanırım düğünümü hiç böyle hayal etmemiştim…
~~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından…
“Bu ne rezillik albay? Sen bu şekilde mi terbiye veriyorsun askerlerine?” diyerek sert bakışlarını Melike albaya çeviren yarbayla Melike albay derin bir nefes almıştı. Gerçeği söylemek gerekirse bu adamdan nefret ettiği kadar kimseden nefret etmemişti. Komutanlığı askerlere eziyet etmek sanan manyaktan başkası değildi.
“Ben ortada bir rezillik göremiyorum yarbayım.” dedi Melike albay kararlı bir ses tonuyla. Az önceki sözlerinin Mirza ve Nüha’yı ne denli yaraladığını görmüş ve laf etmemek için kendini zor tutmuştu. Sadece bir haber bekliyordu ve o konudan emin olduğunda artık susmasına gerek kalmayacaktı.
“Sen hiç böyle değildin albay, zaman seni yumuşatmış.” demesiyle Melike albayın sert bakışları yarbaya dönmüştü.
“Oysaki bir zamanlar sertliğimden çok şikayet ederdiniz.” diyen Melike albayla yarbayın kaşları daha çok çatılmıştı, geçmişi zihninden her ne kadar silmeye çalışsada bu pek mümkün olmamıştı.
“O o zamanlarda kaldı albay.” diyerek önüne döndü yarbay. Geçmiş bir su misali zihninden akarken anılarda boğulmasına engel olamamıştı.
“Sizde bir zamanlar Mirza gibiyken şimdi ona kızmanız oldukça yersiz yarbayım.” diyen Melike albayla yarbayın bakışları ona dönmemişti, geçmişi hatırlamak istemiyordu.
“Bu bir çocukluktu ve biz de adam gibi anlayıp bitirdik. Onlarda anlayıp bitirecekler.” demesiyle albayın dudakları belli belirsiz kıvrılmıştı.
“Evet deseydim bitirecek miydin?” dediğinde yarbayın bakışları adeta boşluğa düşmüştü. Ondan sonra başka kimseyi hayatında istememiş ve karanlığa kapanmak için elinden geleni yapmıştı yarbay, unutmak için çırpınmıştı.
“Bitirirdim, aynı tim içinde gönül ilişkisi olmaz.” dediğinde Melike albay gözlerini hafifçe devirerek başını çevirmişti.
“Umrunda dahi olmazdı.” dedi albay sinirle.
“Geçmişi açmanın hiçbir yararı olmayacak albay.” demesiyle albayın bakışları tekrar ona dönmüştü. Bundan seneler önce timlerinin ilk komutanı esasında Kemal yarbaydı, o zamanki adıyla Binbaşı Kemal Üstündağ…
Melike albay henüz yüzbaşıyken yarbay ona bazı hisler beslemiş ve açılmıştı lakin reddedildiğinde bu durumu kaldıramayıp tayinini istemiş ve ondan sonra da Melike albayla hiç yan yana gelmemişti. Ta ki birkaç gün öncesine kadar.
Yarbayın bakışları albayı bulurken aslında hiç değişmediğini geçirmişti zihninden, Melike albay hala onun anılarında olduğu gibiydi. Yüzünde zamanın oluşturduğu çizgiler belirginleşse de bakışları hala sertti, sert ve içinde kaybolacağı kadar derin. Omuzları tıpkı gençliğinde olduğu gibi dimdik ve kararlıydı, o hiç değişmemişti.
“O geçmişi biraz olsun hatırlasaydın çocuklara bu kadar kötü davranmazdın yarbay.” dedi Melike albay sinirle. “Kanunen böyle bir durum olmadığını biliyorsun ve onları buna zorlayamazsın. Sen sahipleri değil sadece komutanlarısın.”
“Biz onları vatanı korusunlar diye yetiştiriyoruz Melike, birbirleriyle cilveleşsinler diye değil.” demesiyle Melike albay istemsizce duraksamıştı, uzun zaman sonra ilk kez adıyla seslenmişti. Tuhafına gitmişti.
“Sana nasıl dövüştüklerini gösterdim, birlikte ne denli güçlü olduklarını da. Karşıma geçip hala vatan palavrasını atamazsın.” derken yarbaya doğru bir adım atmıştı. “Ayırdığında güçlü olacaklar mı sanıyorsun? Onlar birlikteyken, birken güçlüler yarbay.”
“Bu konu gereksiz uzuyor albay, ben diyeceğimi dedim.” diyerek önüne dönen yarbayla kapının çalınması bir olmuştu. Melike albayın dudakları kıvrılırken hızla kapıya döndü.
“Gir!” diyerek emir vermesiyle kapı hafifçe aralanırken bir asker elindeki dosyayla içeri girmişti. “Teşekkürler asker, çıkabilirsin.” derken hızla dosyayı alan Melike albayla asker selam verdikten sonra odayı terk etmişti.
Melike albay hızla dosyayı açarak içinde göz gezdirdiğinde dudakları biraz daha kıvrılmıştı, kurtuluş bileti buradaydı.
“Şimdi ise konuşma sırası bende.” diyen Melike albay elindeki dosyayı yarbayın önüne bırakmıştı. “Teslim olan teröristleri devlete teslim etmek yerine öldürdüğünü kanıtlayan belgeler yarbayım.”
Yarbayın sert bakışları önce onu ardından da önünde açık duran dosyayı bulduğunda kaşları hızla çatılmıştı. Böyle bir şeyin olacağını hiç beklemiyordu. Kelimeler dudaklarından çıkmazken bakışları tekrardan albayı buldu.
“Şimdi ya askerlerimi rahat bırakır defolup gidersin ya da bu belgelerin genelkurmaylığa ulaşmasını sağlarım yarbay, karar senin.” demesiyle yarbayın bakışları tekrardan belgelere dönmüştü.
“Hala mı nefret ediyorsun benden?” Sözler istemsizce dudaklarından dökülürken sanki kalbinde zorla oluşturduğu duvar çatlamaya başlamıştı yarbayın.
“Bu nefret değil Kemal.” diyen albayla yarbayın kalbi tıpkı geçmişte olduğu gibi çarpmıştı. Bu saçmalık diye geçirdi içinden, bunu istemiyordu. “Çocuklarıma karışan her kim olursa olsun karşısında beni bulur ve ben seni uyardım Kemal, onlardan uzak durmanı söyledim ama beni dinlemedin.”
Yarbay yavaşça ayağa kalkarken dışardan gelen sesleri duymasıyla cama doğru yönelmişti. Mirza dizlerinin üzerindeyken kadınının ellerini tutuyor ve çevredeki herkeste alkışlıyordu. O an yarbay istemsizce çok imrendi askere, bir zamanlar aynı konumda olabilmek için varını yoğunu verebilirdi. Kızın bakışları uzaktan yarbayla kesiştiğinde yarbay aslında kızın ne denli Melike albaya benzediğini fark etmişti, güçlü duruşları çok benzerdi.
“Kız aslında senin onun öz teyzesi olduğunu biliyor mu?” diyerek albaya dönen yarbayla albayın kaşları çatılmıştı.
“Bu seni hiç ilgilendirmez.” dedi albay sert sesiyle. Yarbayın buraya geldiğinden beri ilk kez dudakları kıvrılırken albaya doğru bir adım atarak ona yaklaşmıştı.
“Söylemedin, çünkü annesini kurtarmadığını öğrenmesini istemedin.” demesiyle albayın elleri yanlarında yumruk olmuştu.
“Sanki bile isteye yapmışım gibi konuşmayı kes.” dedi albay sinirle. İçinde ki öfkes açığa çıkarken korkmadan edemedi, Nüha’nın bunu öğrenmesini istemiyordu.
“O zaman neden kıza söylemiyorsun?” dediğinde albay sinir dolu bakışlarını kaçırmıştı. Annesini yani kardeşini aramak için çok çabalamıştı, Tarık’ın ölüm haberi ulaştığında ilk sorguladığı kardeşi olmuştu fakat yıllarca ondan hiçbir ize rastlanmadığında öldüğünü sanarak aramayı bırakmıştı. Ta ki o gün Nüha koşarak yanlarına gelene dek…
“Bunların hiçbiri seni alakadar etmez, kararını ver ve defol git.” diyen albayla yarbay masada hazırlamış olduğuna tayin dilekçesine uzanarak bir saniye bile düşünmeden parçalara ayırdı.
“Bu seferlik istediğin gibi olsun ama sakın korktuğumu sanma, şerefsizleri öldürdüğüm için pişman olmayacağım.” derken parçalanmış kağıtları masaya savurmuştu. “Bir dahaki görüşmemize kadar kendine iyi bak Melike.”
Sözlerinin ardından arkasını dönerek odayı terk ettiğinde Melike albay kendini koltuğa zor bırakmıştı, Nüha’nın kim olduğunu biliyordu ve eğer Melike albay onu tanıyorsa bu konunun arkasını kolay kolay bırakmazdı.
Melike albay derin bir nefes alarak arkasına yaslandığında bakışları dışarıdaki kalabalığa kaymıştı, yeğeni için gerekirse canını bile verirdi. Bu şansı ona borçluydu…
~~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç…
Üstümüzde üniforma ve arkamızda yüzlerce askerle nikah salonuna girmemizle herkes şok içinde bize bakakalmıştı. Han elimi hala sıkıca tutarken görevli kişilerin yanına ilerlediğinde bende peşinden gitmek zorunda kalmıştım, hala yaşadıklarımızın şokundaydım. Resmi olarak evleniyor muyduk şimdi?
Bakışlarım arkamıza kaydığında Cem ve Beril’in de koşarak geldiklerini farketmiştim, bizimkiler haber vermiş olmalıydılar. Kalabalığın içinden Cem’in cüssesi sayesinde sıyırılırken ikisininde dudaklarında tatlı bir tebessüm vardı.
“Bizim randevumuz vardı, Mirza Han Yalçıner ve Nüha Ertunç.” demesiyle başım hızla ona dönerken kulaklarıma inanamamıştım, randevumuz mu vardı? Ne ara? Bakışları bana dönerken o göz alıcı gülümsemesi dudaklarındaydı. “Şimdilik Ertunç.” derken çapkınca göz kırparak önüne dönmesiyle kalbim teklemişti, çok yakışıklıydı namussuz!
“Evet, buldum Mirza bey. İçerdeki çiftimizden sonra sıra sizde.” diyen adam gülümseyerek yanımızdan ayrıldığında kısık bakışlarım Han’daydı.
“Ne randevusu Han?” dediğimde bakışları beni bulurken tatlı bir şekilde gülmeye başlamıştı.
“Tanıdığım bir arkadaş vardı, gelmeden önce ona mesaj atıp ayarlamasını istedim.” demesiyle tek kaşım havalanmıştı.
“Ne ara yaşandı bu durum?” derken boştaki elim yakasına tutunurken onu hafifçe kendime çekmiştim. “Daha önce aldın dimi bu nikah gününü?”
Bakışları elime kayarken dudakları gülümsemesi silinmeden kafasını eğerek dudaklarını elime bastırdığında kalbim hızla göğsümü dövmeye başlamıştı. Uyuz komutan! İnsanda sinir bırakmıyordu!
“Almıştım ama bugüne değildi, mesaj atarak öne almasını rica ettim.” dediğinde eli yakasında ki elimi tutarak hafifçe okşamıştı. “Hayalim gelinlikle gelmendi aslında, özür dilerim.” demesiyle sinir anında uçup gitmişti.
“Bizim kefenimiz de gelinliğimizde kamuflajdır yüzbaşı, o yüzden umrumda değil.” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken elimi yakasından çekip dudaklarına yasladıktan sonra derince bir nefes alarak dudaklarını avucumun içine bastırmıştı.
“Çok belli ediysun.” diyerek Karadeniz ağzına kaydığında dudaklarım kıvrılmıştı.
“Neyi?”
“Karım olduğunu.” demesiyle kıkırdayarak ona alttan bir bakış atmıştım. Dudakları tam dudaklarıma yaklaşmıştı ki arkadan gelen öksürük sesiyle ikimizinde bakışları hızla oraya kaymıştı, öksüren kişi Mecnun’du. Yanında ise alıp geldiği Leyla duruyordu, bunu ben istemiştim. Onsuz tamamen yarım olurdum. Dudaklarında ki gülümsemesiyle gözleri dolu bir şekilde bana bakıyordu, sanırım hormonlar yüzündendi bu durum.
“Nünü…” diye mırıldanmasıyla Han’ın yanından ayrılarak ona ilerleyip kollarımı sıkıca boynuna sarmıştım.
“Ağlamak yok Leyloşum.” diye mırıldandığım kulağına doğru.
“İkimizde evli olacağız artık.” diyerek burnunu çekmesiyle geri çekilerek yüzüne bakmıştım.
“İki evli ve bir çocuklu.” derken elim karnını bulmuştu. “Aslan parçası nasıl?” dememle dudakları biraz daha kıvrılırken onunda bakışları aşağıya düşmüştü.
“Gayet iyi, büyümeye devam ediyor.” dediğinde dudaklarımı turuncu tutumlarına bastırdığım sırada bakışlar yandan bizi izleyen Nehir ve Nalan’a kaymıştı. Kolumu açarak onları da çağırdığında Nehir hızla gelse de Nalan geride kalmıştı.
“Nalan gel şuraya.” diyerek sert sesimle konuştuğumda dudakları kıvrılırken o da yanımıza geldiğinde ilerden Beril’de koşmaya başlamıştı.
“Bensiz olmaz.” diyerek Beril’de sarıldığında kollarımı hepsine sararak bir süre öylece durmuştum. Geri çekildiğimizde hepsinin dudaklarında bir sırıtış vardı.
“Ulan şaka maka yine bekarlığa veda yapamadım, sizin bana gareziniz var he.” diyen Nehir’le Leyla’nın gözleri kısılırken elini hafifçe Nehir’in omzuna vurmuştu.
“Bende yaptık ya deli, hatta senin yüzünden rezil olmuştuk hani.” diyerek ima dolu sesiyle konuşmasıyla Nehir’inde dudakları kıvrılmıştı.
“Hiç utanıyorum ayağı çekme şimdi Leyloş, iki arada bir derece işi pişirmişsin.” demesiyle Leyla’nın yanakları hızla pembeleşirken bakışlarını kaçırmıştı.
“Uğraşmayın ayol yengemle.” diyen Beril yandan Leyla’ya sarıldığında Leyla’da ona sarılmıştı.
“Canım görümcem.” diyerek bize nispet yapan Leyla’yla hepimiz gülmeye başlamıştık.
“O Elif cadısı da mors olsun.” diyen Nalan’la bakışlarım ona kaydığında dudaklarımda tehlikeli bir gülüş oluşmuştu, bana bunu yaptığına pişman olacaktı.
“İki numaralı gülüş, ağzına sıçacak.” diyen Nehir Nalan’a eğilerek mırıldandığında bakışlarım yandan onu bulmuştu. “Nalan anlattı her şeyi, o orospuyu elime bir geçireyim.” diyerek bakışlarını çevirdiğinde zihninde çoktan eziyet çektirmeye başladığını anlamıştım.
“Evet, bende duydum. İste dövelim Nüha yengem.” diyen Beril’le dudaklarım kıvrılırken Nehir omzuyla Beril’i dürtmüştü.
“Yüzbaşının evini de silahla bassana.” diyerek gülen Nehir’le Beril saçlarını savurarak ona dönmüştü.
“Yüzbaşı falan dinlemem, sikerim belasını.” diyen Beril’le kaşlarım havalanırken bakışlarım ilerde şaşkınca bizi izleyen Cem’le çakışmıştı.
“Kız ani küfür etme, çocuk şoka girdi.” diyerek gülen Leyla’da Cem’i işaret ettiğinde Beril kızaran yanaklarıyla Cem’e dönmüştü. Beril’le bakışları çalışam Cem sırıtarak göz kırptığında adeta yanımda ki Beril’in eriyişini görmüştüm, Han göz kırpınca bende mi böyle oluyordum lan?
“Aynısı oluyorsun.” diyerek yandan omzumu dürten Nalan’la kaşlarım çatılmıştı, sesli mi söyledim lan ben onu? “Ve hayır sesli söylemedin, gözlerini okumak zor değil.”
“Senin şu psişik işlerin bazen korkutuyor.” dememle hafifçe gülmüştü.
“Atma komutan, seni hiçbir şey korkutamaz.” demesiyle bakışlarım ileride Mecnun’la konuşan Han’a kaymıştı.
“Korkutur.” diye mırıldandım hafifçe. Artık korkuturdu, onun yokluğu en büyük korkum olmuştu…
“Ulan Nünü, sen bu hale düşecek kadın mıydın?” diyen Nalan’la bakışlarım onu bulmuştu.
“Hayat bana ikinci şansı vermişken ne hale düştüğüm hiç umrumda değil Nalan’ım.” Sözlerimle onunda dudakları kıvrılırken başını anladığını belli edercesine sallamıştı. Bakışlarım tekrar onu bulurken bizimkilerle konuşmasını izledim bir süre, o gerçekten benim en büyük şansımdı. Bu hayatta ki en büyük varlığımdı…
“Nalan’ım falan da deme, sen artık evlisin komutan.” diyen Nalan yalandan burnunu çekerek önüne dönmesiyle hafifçe gülerek kolumu omzuna sarmıştım.
“O formalite bebeğim, ben hep sana aşık olacağım.” diyerek dalga geçtiğimde kalbini tutarak bana dönmesiyle dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
“Ah! Gönlümün efendisi.” demesiyle başını iterek önüme dönmüştüm ki bakışlarım grilerle çakışmıştı, sırıtarak bizi izliyordu.
“Ee komutanım, gelinlik giymeyecek misin?” diye haykıran bir askerle bakışlarım onu bulduğunda tek kaşım havalanmıştı.
“Üniformamız ölürken kefen oluyor da şimdi niye gelinlik olmasın asker?!” diyerek sesimi duyurmak için haykırdığımda kalabalıktan alkış tufanı kopmuştu.
“Helal olsun tabi ama ben bunu kabul etmiyorum, düğünde yapacağız.” diyen Nehir’le bizimkiler yanımıza gelmişlerdi. Arkama adımlayan Han’ın kolu belime sarılırken bakışlarım Beril’e sarılan Cem’e kötücül bakışlar atan Mecnun’a takılmıştı, laf etmemek için kendisini zor tutuyor gibiydi.
“O gelinliği giymeden bırakmam zaten.” diyen Han dudaklarını başıma bastırdığında hafifçe sırıtmıştım.
“Ben hala sizin evlendiğinize inanamıyorum komutanım.” diyerek sırıtan Özgür’le bakışlarım onu bulmuştu.
“Niye lan? Ben evlenemez miyim?” dedi Han asi bir tavırla.
“Yani komutanım pek olası gözükmüyordu.” demesiyle hepimiz gülmüştük.
“Özgür’üm haklı la, sen bile evlendiysen herkes evlenir.” diyerek Özgür’e arka çıkan Cem’le Beril’in bakışları hızla omzunun üstünden Cem’e dönmüştü.
“Özgür’üm öyle mi? Ben bana bir kere Beril’im dediğini duymadım Cem.” diyen Beril’le dudaklarım kıvrılırken hönkürmemek için başımı çevirip yüzümü Han’ın koluna gömmüştüm.
“Ula ben ha buraya bostan korkuluğu mıyum?” diyen Mecnun patladığında Cem Beril’i daha çok yanına geçmişti.
“Abicim bir saniye.” diyen Beril hala gözleri kısık bir şekilde Cem’e bakıyordu.
“Miniğim sen az önce Özgür’ü mü kıskandın?” diyerek şaşkınca gülen Cem’le Özgür yarılmıştı.
“Aşk olsun yenge, gözünde o kadar mı kadınsıyım?” dedi Özgür gülmeye devam ederek.
“Uiy bir da minuğum dey. Yok ula, sıçacağum ben bunun bacağuna.” diyerek Cem’e doğru bir adım atan Mecnun’u Leyla’nın tek bir hareketi durdurmuştu, elini kaldırmıştı.
“Beni konuşturma Mecnun.” diyen Leyla’yla Mecnun hızla yerine gelirken kötü bakışlar atmaya devam ediyordu.
“Tutmayın küçük enişteyi.” diyen Barkın da gülmeye başladığında hepimiz ona katılmıştık. Yanında ki Nehir’e sarılırken durumu izliyordu.
“Senda başlama şimdu Barkın, zate ha bunu gördükçe sinurlerum tepama çıkiy.” diyen Mecnun tekrar Cem’e dönmüştü. “Ayrica sen niya benum bacumla geldun ula?”
“Sevgilisi olduğum için.” diyen Cem’e Beril’e daha çok sarıldığında Beril yumuşamış gibiydi. “Yakında da kocası olacağım.”
“Poh olursun.” diyerek gülen Mecnun’la Özgür karnını tutarak gülüyordu artık. “Babam nah verur sağa kızini.”
“Baban senden daha iyi bir adam Mecoş, ayrıca beni de gayet sevdi.” diyen Cem’le Mecnun kahkaha atmaya başlamıştı.
“Götünde tüfekla kovalanduğunda görürum iyi adami.” demesiyle bu sefer hepimiz gülmeye başlamıştık.
Cem’inde dudakları kıvrılırken bakışları kollarında ki Beril’e kaymıştı, öyleki tüm dünya umrunda değilmiş gibi bakıyordu. Tek umrunda olan şey kollarında ki sarışındı…
“Mirza Han Yalçıner ve Nüha Ertunç çifti!” diye bağıran görevliyle kalbim hızlanırken Han’ın eli hızla elimi bulmuştu. Bakışlarım ona dönerken parıldayan grileri bendeydi, çok güzel bakıyordu.
“Yalçıner olma vakti.” diyerek göz kırpmasıyla dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı. Önümüze dönerek arkamızda ki yüzlerce askerle salona ilerlediğimizde havamız gerçekten kimse de yoktu.
Salona girerek masaya yerleştiğimizde saçlarımda hissettiğim eliyle albayın odasına girmeden önce tekrardan bağladığım saçım yavaşça açılarak omzuma dökülmüştü, bakışlarım tokamı kendi bileğine takan Han’a kaydığında onun gözleri ise dudaklarım ve gözlerim arasında mekik dokuyordu.
Mecnun ve Leyla’da şahitlerimiz olarak yan tarafa geçtiklerinde her şey kısmen hazırdı.
“Terapi istiyorum, hemde bolca.” demesiyle gözlerimi devirerek önüme döndüğümde dizi hafifçe dizime çarpmıştı.
“Yok sana terapi.” diyerek sırıttığımda yan gözle kaşlarının çatıldığını farketmiştim.
“Kocaya terapi vermemek böyük günah.” dediğinde gözlerim onu bulurken onun ise bakışları önüne dönmüştü.
“Bak sen! Kim demiş bunu?”
“Ünlü bir düşünür.” demesiyle hafifçe güldüm.
“Sen düşünme kocam.” dememle bakışları hızla beni bulurken dudakları kıvrılmıştı.
“Böyle kocam dersen seni…” derken salona giren nikah memuruyla lafı yarıda bölünmüştü. Bakışlarım memura kayarken heyecandan ellerim terlemişti, tuhaf bir histi.
“Öncelikle siz çiftimiz olmak üzere hepiniz hoşgeldiniz.” diyen memurla yüksek bir alkış tufanı kopmuştu. Tüm salonu askerler kaplamıştı nerdeyse. “Sizleri çok bekletmeden nikah merasimine başlıyorum.” derken önündeki defteri önüne çekmişti. “Öncelikle gelin hanımı tanıyalım, adınız soyadınız?”
“Nüha Ertunç.” dedim önümde ki mikrofona doğru konuşarak.
“Siz damat bey, adınız soyadınız?”
“Mirza Han Yalçıner.” diyerek gür bir sesle cevap verirken bakışları beni bulmuştu.
“Şimdi de şahitlerimizi tanıyalım lütfen.”
“Leyla koç.”
“Mecnun Koç.” derken yanında ki Leyla’ya bakışlar sırıtan Mecnun Leyla’nın kulağına mırıldandığında uzakta olsam bir dudaklarını okuyabilmiştim. ‘Ve minik Koç.’ diye mırıldanmıştı.
“Teşekkürler.” diyerek tekrar bize dönmüştü. “Birbirinizle evlenmek istediğinizi bizlere beyan ettiniz ve bizde gerekli araştırmaları yaptık, evlenmenize engel bir durum olmadığını tespit ettik. Ancak evlenmek istediğinizi bir kez de sayın şahitlerimiz ve değerli misafirlerimizin önünde bir kez ve son kez söylemeniz gerekiyor.” derken bakışları beni bulmuştu. “Sayın Nüha Ertunç, hiç kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan, kendi arzunuz ve hür iradenizle Mirza Han Yalçıner beyefendiyle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?”
Bakışlarım onu bulurken dudaklarım hafifçe kıvrıldı, cevabım uzun süredir zaten aynıydı.
“EVET!” diye haykırışım salonda çığlık ve alkış tufanı oluştururken nikah memuru hafifçe gülerek Han’a dönmüştü.
“Sayın Mirza Han Yalçıner, hiç kimsenin baskısı ve etkisi altında kalmadan, kendi arzunuz ve hür iradenizle Nüha Ertunç hanımefendiyle evlenmeyi kabul ediyor musunuz?” dediğinde bakışlarım Han’ı bulmuştu. Onunda gözleri beni bulurken hafifçe sırıttı.
“Ömrümün sonuna kadar EVET!” diyerek son kısımda haykırmasıyla tekrar bir alkış tufanı kopmuştu.
“Peki siz şahitlik ediyor musunuz?” diyerek Mecnun ve Leyla’ya dönen memurla bakışlarım seyircilerin arasından bizimkilere kaymıştı. Nehir ayağını yere vurup dururken diğerleri ise sessizce bas diyip duruyorlardı, gözlerimi devirerek ayağımı hafifçe Han’ın ayağına bastığımda kıvrılan dudaklarıyla bakışları beni bulmuştu.
“EVET!” diye Mecnun ve Leyla aynı anda bağırdığında memur tekrardan bize dönmüştü.
“Şahitler, değerli misafirler ve benim huzurumda da evlenmek istediğinizi beyan ettiniz. Bende Çukurca belediyesinin bana vermiş olduğu yetkiyle sizleri karı koca ilan ediyorum. Hepimize hayırlı uğurlu olsun.” diyerek önündeki defteri bize uzattığında sırayla hepimiz imzalarımızı atmıştık.
Artık resmi olarak bir Yalçıner olmuştum, seneler önce benden alınan şans bana tekrardan verilmişti. Han’ın bakışları tekrardan beni bulurken önüme uzatılan evlilik cüzdanını alarak ayağa kalktığımız da hafifçe Han’a doğru dönmüştüm, öpmesi gereken kısımdaydık.
Dudakları yavaşça alnıma dokunurken gözlerimi kapattığım sırada ortamda oluşan sessizlik hiç hoşuma gitmemişti. Han geri çekildiği an bakışlarım salona döndüğünde gördüğüm yüzle bakışlarım hızla Han’a döndü, Hasan burdaydı. Han’ın kaşları çatılırken nikah memurunun salonu terk etmesiyle yavaşça aşağı indiğimiz vakit Hasan ise yanımıza gelmişti.
“Korkma, amacım kötülük değil. Sadece tebrik için gelmiştim.” diyen Hasan’la Han kolumdan tutarak beni arkasına çekti.
“Senden korkan kim lan?” diyen Han’ın sesi oldukça sertti.
“Sadece barış uzatmak istiyorum Mirza, ben senin düşmanın değilim.” derken cebinden çıkardığı küçük keseyi Han’a uzatmıştı. “Lütfen abilik yapmama izin ver.”
“Bu zamana kadar ihtiyacım yoktu, bundan sonra da olmayacak. Defol git buradan.” diyen Han’la parmaklarım kolunu bulmuştu. Hasan’ın gözlerinde ki samimiyeti görüyordum, gerçekten acı çekiyor gibiydi.
“Lütfen.” diyerek elindeki keseyi tekrar uzattığında Han’ın bakışları beni bulmuştu, yavaşça başımı olumlu anlamda salladığımda keseyi alarak elini aşağıya indirdi.
“Eyvallah.” diyen Han’la dudaklarım kıvrılırken Hasan’da gülümsemişti.
“Önceki durumlar için özür dilerim, amacım asla onlar değildi.” demesiyle aynı zamanda benden de özür dilediğini gözlerime dokunan bakışlarından anlamıştım.
“Amacın beni sinirlendirmekti, biliyorum.” diyen Han’la Hasan hafifçe bakışlarını kaçırmıştı.
“Bundan sonra arkanda hep bir abin olduğunu unutma.” diyerek arkasını dönüp ilerlemişti ki Han’ın sözleriyle duraksadı.
“Ne değişti peki?” Yavaşça omzunun üstünden bakışlarını bize çevirirken dudakları kıvrılmıştı.
“Hayat değişti küçük kardeşim.” Sözlerinin ardından arkasındaki korumalarıyla salonu terk ettiğinde omzuma dokunan parmaklarla bakışlarım oraya dönmüştü. Melike albay hemen yanımda duruyordu.
“Mutluluklar dilerim çocuklar.” diyerek elindeki tam altını yakama takmasıyla gülmeden edememiştim.
“Komutanım ne gerek vardı buna?” dememi umursamadan aynı altından Han’a taktığında arkadan bizi izleyen Nehir’in gözlerinin açıldığını farketmiştim. Tam bir paragözdü!
“Sus kız.” diyerek bana döndükten sonra kollarını sıkıca boynuma sardığında bende ona sarılmıştım. İşte anne sıcaklığı tam olarak buradaydı.
“Sağolun komutanım.” diye mırıldandığımda burnunu çekerek geri çekilmesiyle dudaklarım kıvrılmıştı, o kadar küçük yaşımdan beri yanımdaydı ki bir anne gibi duygulanması normaldi. Benden sonra Han’a da sarıldığında sessizce onları izlemiştim.
“Sağolun komutanım.” dedi Han’da tıpkı benim gibi.
“Yarbay gitti çocuklar, merak etmeyin. Hallettim.” demesiyle bakışlarım hızla Han’ı bulurken gözlerim kısılmıştı. Biz şimdi boku bokuna mı acele edip evlenmiştik?
“Nasıl hallettiniz komutanım?” diyen Han bakışlarımı fark ederek hafifçe sırıtmıştı.
“E o da meslek sırrı.” diyerek gülen albayla hepimizin dudakları kıvrılmıştı.
Salonda ki zamanımızın ardından evlere dağıldığımızda tam anlamıyla üstümden tır geçmiş gibi hissediyordum. Eve girdiğimiz an üstümdeki kamuflajın gömleğini çıkartarak koltuğun kenarına bırakıp üstümdeki yeşil atletle kendimi koltuğa bırakmıştım, bir gün içinde bu kadar kaos yeter ve artardı.
“Birileri yorulmuş anlaşılan.” diyen Han’a üstündeki gömleği çıkardığında bakışlarım arsızca bedeninde gezinmişti. Eli kemerine giderek onu da hızlıca çözdükten sonra pantolonunu indirdiğinde tek kaşım havalanmıştı, aman aman nerelere geldik!
“Evet, ruhen yorucu bir gündü.” dediğimde elindeki kıyafetlere yana bırakarak bana doğru adımlayıp ellerini iki yanımdan koltuğun arkasına yaslamıştı, yüzüme eğilen yüzüyle bakışlarım istemsizce dudaklarına kayarken derince yutkundum.
“Emret, alayım yorgunluğunu.” demesiyle dişlerimi hafifçe dudaklarıma geçirerek yerimden doğrulup ona yaklaştığımda nefesi yüzüme çarpmaya başlamıştı.
“Doyumsuz olduğunu söylemiş miydim komutan?” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken bir dizini koltuğa yasladıktan sonra elini enseme atarak parmaklarını saçlarıma geçirmişti.
“Konu sen olduğunda doymak lügatımda yok yavrum.” derken dudakları sertçe dudaklarıma yaslandığında beklemeden ona karşılık vermiştim.
Ben bugün ikinci bir şansa sahip olmuştum ve ben bugün resmi olarak bir Yalçıner olmuştum. Tuhaf hissettirse de varlığı hoşuma gitmişti, onun karısı olmak gerçekten hayatımda ki en güzel hissiyat olabilirdi. Hayatımın ilk ve tek aşkıyla beraberdim ve onunla evliydim, daha ne isterdim ki…
~~~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonuu…
Artık resmi olarak Nüha Yalçıner olduğumuza göre her şey tamamdır :))
Bu bölüm şok üstüne şok yaşadık sanırım ha!
Melike albay ve Mehmet yarbayı nasıl buldunuz?
Peki ya Hasan’ın Han’a barış elini uzatması?
Sizce bölüm nasıldııı???
Diğer bölüm Cem bizi biraz nefes nefese bırakacak gibi, şimdiden haberiniz olsunn!!!
Düşüncelerinizi merak ediyorum…
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️