İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 33 · 29 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 33

32. DİŞİ KURT

~Bölüm Şarkıları~

Gökçe Kılınçer~Bir Başka Sevgiliyi

Canozan~Öyle Kolay Aşık Olmam

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim!!

Nasılsınızzzz???

Yine bol heyecanlı bir bölümle karşınızdayım…

“Öyle kolay aşık olmam ama senin ayrı bir havan var, seni gördüğümde beynim oyunlar oynar… Yine görüşürüz hiç sanmam, yaşıyoruz çok farklı hayatlar. Benim olmazsan burda bir dakika durmam…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~

Yazarın anlatımından…

Evrenin kaderimizi değiştirdiği bazı anlar gelirdi ve bu zamanlarda hangi kararları vereceğimizi sanki sessizce bir köşesinden izler, ona göre ağlarını örerdi. Bazıları ise bunu evrene bırakmadan kendisi halletmek ister ve her şeyi darmaduman edebilirdi.

Elif yüzbaşı da kendi kaderini yazmak istemişti. Hayatta isteyipte alamadığı hiçbir şey olmamıştı ve bundan sonrada olmayacaktı. Bakışları çevresinde gezinirken zihninde tüm planı oturtmuştu, bunu yapacaktı.

“Komutanım bunu yapmamız pek doğru gözükmüyor.” diyen Asaf’la Elif’in sert bakışları onu bulmuştu.

“Sana doğruluğunu sormadım asker, yapman gereken tek şey fotoğrafı çekmek. O Nalan’a hiç güvenmiyorum, işimi tehlikeye atamam.” dediğinde Asaf’ın yüzü biraz daha düşmüştü. Her ne kadar kalbinde akıl kadın olsa da zorla dolu bir kalbe giremeyeceğini biliyordu. “Ayrıca sana da yardım ediyorum işte, daha ne istiyorsun?”

“Zaten dolu olan bir kalpte var olamazsınız yüzbaşım.” dedi Asaf kararlı bir ses tonuyla. Elif’in kaşları daha çok çatılırken Asaf’a doğru bir adım atarak ona yaklaşmıştı.

“Böylesine güçlü bir asker, teröristin yetiştirdiği bir kızla mı olsun teğmen? Ben sadece vatanımı düşünüyorum. O kızla olarak hayatını mahvedecek olan güçlü bir askerimi kurtarıyorum.” demesiyle Asaf’ın da kaşları çatılmıştı.

“Nüha teröristin yetiştirdiği biri değil.” dedi sert sesiyle. Bu hareketi Elif yüzbaşının sırıtmasını sağlamıştı.

“Ya, öyle mi? Peki ne?” derken Asaf’a doğru bir adım daha atmıştı. “Arkasında Melike albay olmasaydı buralara gelir miydi sanıyorsun? Bir teröristin ajanından başka bir şey değil o kız.” Kafası karışan Asaf’ın da sesi kesilirken ileriden adım sesleri duyulmaya başlamıştı.

Melike albayla konuşmasının ardından dudaklarında ki o aptal sırıtışıyla koğuşa doğru ilerliyordu Mirza, kuğusunun az önceki dövüşünü kutlamak istiyordu. Doğruyu söylemek gerekirse içi gururla dolup taşmıştı, çünkü kuğusu onun hayallerinden bile daha güçlüydü. Bunu görmüştü. Dudakları biraz daha kıvrılırken yeni yetme bir ergen gibi hissediyordu kendini, tüm bedeni beş dakika içinde nasıl onu özleyebilirdi ki?

Hızlanan adımları ona seslenen sesle duraksamıştı, ardına baktığında Elif yüzbaşının ona doğru geldiğini farketmişti. Bu kadının bakışları anlayamadığı bir sebepten dolayı hoşuna gitmiyordu lakin Nüha’nın onu sevdiğininde farkındaydı, aralarını belli olmayan bir sebepten bozmak istememişti.

“Yüzbaşım, benimde tam sizinle konuşmam gerekiyordu.” diyen Elif yüzbaşıyla Mirza sert ifadesini takınarak başını olumlu anlamda salladı.

“Tabii Elif yüzbaşım, dinliyorum.” dedi Mirza. Elif yüzbaşının bakışları yeri bulurken sanki söyleyeceği şey onu zorluyormuş gibi bir ifadesi vardı.

“Bu nasıl söylenir pek bilmiyorum aslında Mirza.” dediğinde Mirza’nın kaşları çatılmıştı. Aniden ortadan kalkan resmiyet sinirine dokunsa da sözünü bitirmesini beklemişti. “Öncelikle sakin olmanı ve anlamadan hareket etmemeni istiyorum.” derken Mirza’ya yaklaşan Elif yüzbaşıyla Mirza çaktırmadan hızla geriye çekilmişti.

“Neler oluyor yüzbaşım?” dedi Mirza hala resmiyeti koruyarak.

“Nüha’yla ilgili.” dediğinde Mirza istemsizce sözlerine odaklanmaya başlamış ve ona biraz daha yaklaşan Elif’i farketmemişti. “Geçtiğimiz günlerde çok yanlış bir şey gördüm ve bunu seninde öğrenmen en doğal hakkın.”

Mirza’ya biraz daha yaklaştığında neredeyse dibine girmişti. Durumu fark eden Mirza tam geri çekilecekken Elif’in elleri Mirza’nın yakasına tutundu.

“Asaf’la Nüha çok uygunsuz bir şekilde yakınlardı Mirza.” demesiyle Mirza’nın hareketleri duraksamıştı, anlam vermeye çalışıyordu. “Nüha seni aldatıyor Mirza. Bırak onun açtığı bu yarayı iyileştireyim.” Sözlerinin hemen ardından öyle hızlı bir şekilde Mirza’nın dudaklarına atılmıştı ki belki de eğer Mirza son anda çekilmeseydi Elif isteğini gerçekleştirebilecekti ama yapamamıştı.

“Ne yaptığını sanıyorsun sen?” dedi Mirza sert sesiyle. Hemen ardından yakasında ki elleri sertçe geri ittiğinde Elif geriye doğru yalpalamıştı. “Bundan birkaç gün öncede sonrasında da Nüha hep benimleydi, kaldı ki benimle olmasa bile ona gözüm kapalı güveniyorum. Senin saçma oyunlar sikimde bile değil.” derken derince bir nefes almıştı. “Şimdi yürü git, bir kadına el kaldırmak zorunda bırakma beni.”

Mirza hızla arkasını dönerek ilerlemeye başlamıştı lakin Elif yüzbaşı istediğini çoktan almıştı, yakın oldukları kare Nüha’ya gönderilmişti. Esasında en başından beri amaç Mirza’yı kandırmaya çalışmak değildi, amaç hala askeriye de duran yarbaya gerçekleri göstermekti. Nüha askeriyeden atıldığında Mirza zaten yapayalnız kalacaktı…

~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç…

Kalp acı çekmeyi bilir miydi? Sonuçta sadece bir organdı, duyguları anlayamazdı fakat o zaman neden böylesine canım yanıyordu? Sanki boğazımda kocaman bir yumru nefes almamı engelliyordu, zihnimin içinde çalan siren sesi ise işin cabasıydı. Bedenim bir karmaşa halindeydi adeta.

Yanımda bağıran Nalan’ın sesini her ne kadar işitsem de söylediklerini anlayamıyordum, siren sesi gittikçe yükseliyordu. Titreyen ellerim zor bela arkamda ki yatağın başlığına tutunduğunda diğer elimdeki telefon sertçe yerle buluşmuştu. Fotoğraf bozuk bir plak misali zihnimin içinde dönerken sadece bu anın rüya olmasını istiyordum, saçma bir kabus!

Omuzlarımı saran parmaklarla siren sesi artarken gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Ne oluyordu bana? Kriz mi geçiriyordum? Bilmiyordum, hiçbir şey bilmiyordum…

O esnada yüzüme çarpan sert bir tokatla başım sağa doğru savrulurken derin bir nefesi ciğerlerime yollayabilmiştim.

“Kendine gel artık Nüha, o sadece bir yalan!” diye haykıran Nalan’la gözlerim çevrede gezindiğinde zihnimin içinde uğuldayan siren sesinin azaldığını fark etmiştim. Bakışlarım Nalan’ı bulduğunda korku dolu gözlerinin beni izlediğini görmüştüm, iki eli sıkı sıkıya omuzlarıma sarılıyken beni sarsıp duruyordu.

“Tamam, iyiyim.” dedim sertçe ellerini iterken. Ne sikim dönüyordu burada?! Nefes nefese kalmış bir şekilde kendime gelmeye çalışıyordum.

“Bak, beni iyi dinle. O fotoğraf tamamen yalan, zaten dikkatli bakarsan Mirza’nın bedeni bulanık çıkmış. Yani hızla geri çekildiği esnada fotoğraf çekilmiş.” diyerek telefonu uzattığında bakışlarım ekrana kaymıştı. Dediği doğruydu, bedeni bulanık çıkmıştı fakat buradaki asıl sorun Mirza değildi. Elif yüzbaşı neden onu öpmeye çalışmıştı ve Nalan bu işin neresindeydi?

Bakışlarım Nalan’ı bulurken elinden telefonumu alıp yatağa fırlattıktan sonra iki elimi sertçe yakalarına sarıp bedenini kendime çektim.

“Ne sikim dönüyor burada Nalan?” dedim sert sesimle. Çatık kaşlarımla yüzüne bakarken Nalan elimden kurtulmaya bile çalışmamıştı, öylece suçlu gözlerle beni izliyordu.

“Sakin ol, anlatacağım.” diyerek ellerini ellerimin üstüne koyduğunda onu sertçe iterek geriye savrulmasını sağlamıştım.

“Dökül. Hemen!” dedim son kelimede sesimi yükselterek. Bedenim sinirden deli gibi titremeye başlamıştı.

“Bundan birkaç ay önce Elif yüzbaşı koğuşta birini anlatıyordu, hatırlıyor musun? Ne kadar güçlü olduğundan ve onu ne kadar istediğinden bahsediyordu.” dediğinde zihnimde o anlar çınlamıştı.

***

“…gücü dilden dile dolaşıyormuş, tam aradığım erkek.” diyen Elif yüzbaşıyla koğuşa girdiğimde bakışlarım Nalan’ı bulmuştu. Elif yüzbaşı yine bizimkileri çevresine toplamış bir şeyler anlatıyordu.

“Hayırdır, ne anlatıyor yine?” dediğimde Nalan gülerek kendini yatağa atmıştı.

“Yeni hedefini anlatıyor bebek, valla biraz daha dinlersem ben bile adama aşık olacağım.” derken yattığı yerden hızla kafasını kaldırmıştı. “Hatta bir abisi varsa hiç fena olmazdı.” demesiyle gülerek bende kendimi yanına bırakmıştım.

“Bunların hepsi boş işler teğmen. Bir de işim gücüm yok bir erkeği mi saplantı haline getireceğim? Yok daha neler.” diyerek gülmeye devam ettiğimde Nalan’da bana katılmıştı.

“Haklısın valla, Allah Elif yüzbaşının yeni hedefine sabır versin.” dediğinde bakışlarım onu bulmuştu.

“…lakabı Alfa, öğrendiğim kadarıyla babasına kurt dedikleri için bu lakabı almış. Kurtların lideri yani…” diyerek konuşmaya devam eden Elif yüzbaşıyla gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Önce o adama sonrada bize sabır versin Nalan.” dediğimde hızla iki elini kaldırarak amin yapmıştı. Gerçekten sabıra ihtiyacımız vardı…

***

Lakabı Alfa…

Zihnimin içinde çınlayan sesle ellerim hızla yumruk olurken tüm bedenimin gerildiğini hissedebiliyordum. Sağ gözüm sinirden seğirirken Nalan’a doğru bir adım atmıştım ki hızla geriye çekildi.

“Gebertirim onu Nalan! Siker atarım ve hiçbir kuvvet elimden alamaz.” dediğimde Nalan hızla bana doğru bir adım atmıştı.

“Sakın Nüha, onunda istediği tam olarak bu zaten. Yoksa neden yarbay buradayken böyle bir oyuna kalkışsın?” demesiyle sinirle başımda ki bereyi çıkartıp yatağa attıktan sonra ellerimi saçımın içine sokarak çekiştirdim.

“Anlat artık şu olayı.” dedim sakin tutmaya çalıştığım sesimle.

“Yanıma geldi geçen gün ve senin Mirza komutana layık olmadığınla ilgili bir şeyler saçmaladı, ardından da bir planı olduğunu ve bu olduğunda seni daha çok kışkırtmamı istedi.” dediğinde sert bakışlarım hızla onu bulmuştu.

Zihnimde dönen soru işaretleri yavaş yavaş cevap bulurken derin bir nefes alarak kendimi yatağa bıraktım. Elif yüzbaşının takıntı haline getirdiği kişi Han’dı ve bir şekilde benimle rakip olduğu için beni ortadan kaldırmaya çalışıyordu. Bizi şikayet eden kişi Elif yüzbaşıydı.

“Seni neyle tehdit etti?” dedim bakışlarımı ona çevirerek. Gözlerini hızla kaçırırken bana doğru adımlayarak hemen önümde ki yatağa oturmuştu.

“Bu önemli değil. Önemli olan şu an ne yapacağın.” demesiyle kaşlarım biraz daha çatılmıştı.

“Neyle tehdit etti dedim Nalan, sorumu ikiletme.”

“Askerlikten atılmamı sağlarmış ama umrumda değil. Neydi bizim ilk kuralımız, önce vatan…” diye susarak bana döndüğünde sözünü tamamlamıştım.

“Sonra yanında ki adam.” dediğimde bana doğru yaklaşmıştı.

“Ben en önemli kuralı bir hiç için yok saydıktan sonra asker olsam ne fayda Nüha. Kardeşimi hiçbir zaman satmadım, satmamda.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken elimi uzatıp dizine hafifçe vurdum.

“Sana zarar vermesine izin vermem, bu iyiliğini de asla unutmam.” dememle elini elimin üstüne koyarak sıkıca sarmıştı.

“Sırt sırta savaştığım dostuma ihanet etmem ben komutanım, her türlü düşman da yanındayım.” dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı.

“Sağol asker.” dedim sakinleşen sesimle. Geriye çekildiğim esnada bakışlarım tekrardan sertleşirken Nalan’ın ise dudaklarında tehlikeli bir gülüş peyda olmuştu.

“Emredin komutanım.” dediğinde benimde dudaklarım kıvrılmıştı. Dişi kurtla uğraşmak ne demekmiş herkes öğrenecekti!

O sırada çalan telefonumla bakışlarım yana kaydığında Han’ın aradığını farketmiştim, elim her ne kadar telefona gitse de kendimi tutmam gerekmişti. Ne yapacağımı henüz bilmezken onunla konuşamazdım. Derin bir nefes alarak dirseklerimi dizlerime yasladıktan sonra ellerimi yüzüme kapattım, bu olaylar neden benim başıma geliyordu?

Susan telefonum tekrar çalmaya başladığında hızla ayağa kalkarak odanın içinde volta atmaya başlamıştım.

“Kapat şu telefonu Nalan.”

Nalan hızla telefonuma uzanarak sessize aldığında üstümdeki kamuflajın yakasını çekiştirmeye başlamıştım, onun hiçbir suçu yokken görmezden gelmek canımı yakıyordu. Nefes alış verişim daralırken tek isteğim onun kollarında saklanmaktı. Herkesten, her şeyden…

“Nüha…” diyen Nalan’ı hızla elimi kaldırarak susturdum. Sadece düşünmeye ihtiyacım vardı.

“Hakkımda ne dedi?” Bakışlarım Nalan’ı bulduğunda gözlerini kaçırdığını farketmiştim.

“Bir terörist tarafından büyütüldüğünü ve onun ajanı olduğunu söyledi.” Sözleri zihnimin içinde çınlarken öylece bakakalmıştım, geçmişim neden yakamı asla bırakmıyordu?

“Sen ne düşünüyorsun peki?” diye sorduğumda alacağım cevaptan korkmadan edememiştim. Sahiden herkes bir ajan olduğumu mu düşünüyordu? Kaşları çatılırken hızla ayağa kalkıp karşıma dikildi.

“Bir şehit kızının ajan olduğunu mu düşüneyim Nüha? Vatanını savunmak için kaç sefer gözümün önünde canını hiçe saydığının haddi hesabı yok, nasıl inanırım ben o manyağa?” demesiyle gözlerim istemsizce dolarken geriye doğru birkaç adım atarak sırtımı kapıya yasladım.

“Ben ona abla dedim Nalan, bir kere bile arkasından iş çevirmeyi düşünmedim. Bu muydu hakettiğim?” Gözlerimden yaşlar süzülürken hızla başımı cama doğru çevirerek görmesini engellemiştim.

“Bu onun karaktersizliği Nüha, şimdi düşünmemiz gereken şey ne yapmamız gerektiği.” diyerek bana doğru attığı adımlarla ellerini omuzlarıma sararak beni kendisine çevirdi. “Koskoca üsteğmen Yalçıner’sin kızım artık sen, kendine gel. Valla çakarım bir tane daha.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken kollarımı sıkıca bedenine sarmıştım.

“Teşekkür ederim Nalan.” diye mırıldandığımda o da kollarını sıkıca bana sarmıştı.

“Asıl ben teşekkür ederim kardeşim, hayatımda olduğun için.” dediğinde kollarımı daha çok sıkılaştırmıştım. O an içten içe yemin etmiştim, ne olursa olsun arkasını kollamaya devam edecektim.

“İnfirat’a naklini aldıracağız, korkma o deliye bırakmam seni.” dedim geriye çekilirken.

“Koyu beni anne.” diyerek dudaklarını büzmesiyle daha çok gülerek başına bir tane geçirdim.

“Şebek.” dediğim sırada arkamdaki kapı öyle sertçe çalınmıştı ki askeriyenin yerinden oynadığına yemin edebilirdim. İrileşen bakışlarım Nalan’ı bulduğunda gülüşünü gizlemek için elini dudaklarına yaslamıştı.

“Geldi senin kızgın Alfa.” diye mırıldanmasıyla gözlerimi devirerek ona doğru birkaç adım atmıştım ki kapı daha da sert çalınmaya başladı.

“Üsteğmen!” diye haykırışıyla yerimden zıplarken tekrardan Nalan’la göz göze gelmiştik.

“Ee açmazsan adamın telefonunu çıldırır tabi.” demesiyle dirseğimi yandan karnına geçirmiştim. O gülerek karnını tutarken kapıya yönelmiştim ki kolumdan tutarak durdurmuştu. “Şaka maka abisi varsa düşünürüz aşko.” diyerek göz kırpmasıyla kolumu hızla kendime çekmiştim.

“Abisi bir de, küçüğü de kesmiyor.” diye mırıldandım şakayla karışık bir ses tonuyla.

“Bilirsin, büyük severim.” demesiyle gözlerimi devirerek kapıya yönelip açtığımda karşımda sinirden kudurmuş bir adet Han bana bakıyordu.

“O telefon neden açı…” diye sinirle konuşurken bir anda susarak yüzüme dikkatle bakmaya başlamıştı. “Sen niye ağladın?” Gözlerinde ki endişesiyle kalbim daha çok ısınırken her ne kadar gerçeği bilsem de bir de onun ağzından duymam gerekiyordu.

Çatılan kaşlarımla geriye çekilerek Nalan’a elimi uzattığımda hızla ne istediğimi anlayarak telefonumu elime bırakıp arkama geçmişti. Neler olduğunu anlamayan Han da içeri girip arkasından kapıyı kapattığında gözleri bizim üstümüzde geziniyordu. Hızla fotoğrafı açtığımda görmemek için hızla ekranı ona çevirmiştim, dudaklarımdan tek kelime dökülmezken sadece mimiklerini izliyordum.

Fotoğrafa bakan kaşları çatılırken gözleri şaşkınlıkla irileşmişti, bakışları hızla beni bulurken inanıp inanmadığımı görmeye çalışıyordu. İnanmamış olmam sinirlenmeyeceğim anlamına gelmezdi.

“Kuğu yemin ederim göründüğü gibi değil, hemen ittim. Bana dokunmasına izin vermedim.” diyerek bana doğru bir adım attığında elimi kaldırarak onu hızla durdurmuştum.

“Anlat.” dedim sadece.

“Yanıma geldi, senin hakkında konuşmak istediğinde önemlidir belki diye dinlemeye başladım. Sonra bir şeyler saçmaladıktan sonra öpmeye çalıştığında hızla ittim, yemin ederim ittim Nüha.” derken gözlerinde ki korku bile ona güvenmem için yeterliydi. Grileri korku ve endişeyle irileşmişti.

Başımı eğerek arkamda film izler gibi izleyen Nalan’a döndüğümde hızla yerinden dikleşerek hazırola geçmişti. Başımı kapıya doğru eğdiğimde hızla kafasını olumlu anlamda sallayarak dışarı çıkmıştı ki elimde ki telefondan Nehir’i aradım.

“Kız nerelerdesin? Seninki deli divane seni arıyordu.” demesini umursamadan direk konuya girmiştim.

“Her nerdeysen hemen Nalan’ın yanına gel ve Elif’in ona yaklaşmasına izin verme.” dediğimde bir süre sessizlik olmuştu.

“Neler oluyor Nüha?” derken yürümeye başladığı belliydi.

“Sonra anlatırım, şimdi dediğimi yap.” dedikten sonra hızla telefonu kapattığımda Han’ın sessizce beni izlediğini farketmiştim.

“Bana inanmadın.” derken sesinde ki hayal kırıklığı yüreğime işleyerek içimi yangın yerine çevirmişti. Ona doğru bir adım atarak boynunda ki künyesinin zincirini yakalayıp onu sertçe kendime çektim.

“Eğer buna ihtimal dahi verseydim silahım şu anda belimde değil alnında olurdu yüzbaşı.” dememle derin bir nefes alarak alnını alnıma yaslaması bir olmuştu.

“Bu duruma düşmemizi sağlayan herkesin amına koyacağım.” diyerek sert sesiyle konuştuğunda künyesinden biraz daha çekerek dudaklarımı dudaklarına yaslamıştım. Bir nebze de olsa sakinleşmek için dudaklarına ihtiyacım vardı. Güvenimi bir kez daha kazanırken onu neden bu denli sevdiğimi çok daha iyi anlamıştım, o bunu hak ediyordu.

Elleri yanaklarımı bulurken dudakları aralanarak bir kez daha derin bir nefes almıştı, sanki yaşamak için buna mecburmuş gibi sıkı sıkıya tutuyordu yanaklarımı. Gitmemden korkar gibi…

“Gözyaşların için özür dilerim kuğum.” diye dudaklarıma doğru mırıldandığında elimi künyesinden çekerek ensesine dolamıştım.

“Senin bir suçun yok bulut adam, ben kendi salaklığma ağladım.” dediğimde geriye çekilerek grilerini yüzümde dolaştırmıştı.

“Hiçbir şey için ağlama. Dünya üzerinde ki hiçbir sikik şey senin gözyaşlarından daha önemli değil.” derken parmakları bir yandan da yanağımı okşuyordu. “Tamam mı güzelim benim?”

“Tamam.” diye mırıldandığımda dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı. Kendimi güvenli alanıma girmişim gibi hissediyordum, onun kolları en güvenli yerimdi.

“Şimdi sen beni burada güzel güzel bekle biriciğim, bende önce o Asaf salağının sonrada yüzbaşının ağzına sıçıp geliyorum.” diyerek hızla kapıya doğru atılmıştı ki ondan önce davranarak kapıyla arasına girebilmiştim.

“Olmaz Han, yarbay burada.” dememle kaşları çatılırken anlamaya çalışıyordu.

“Kemal Üstündağ mı? Burada ne işi var?” dediğinde derin bir nefes alarak kapıya yaslanmıştım. Artık saklamanın bir mantığı yoktu.

“Birisi bizi yarbaya şikayet etmiş, tim içinde aşk yaşamaları görevlerini tehlikeye atıyor diye.” dediğimde kaşları hızla çatılmıştı. “Elif ise…” derken derin bir nefes almıştım. Adını anmak bile sinirlerimi geriyordu. “Nalan’a benim o şerefsizlerin bir ajanı olduğumu söylemiş, eğer yarbaya da aynı şeyi söylediyse benden şüphe etmemeleri için bir sebep kalmaz.”

O da tıpkı benim gibi derince bir nefes alarak elini saçlarına atmıştı, bedeninin gerginliği buradan bile anlaşılıyordu.

“Ne istiyor bu kız senden?” demesiyle bakışlarım sadece grilerine odaklanmıştı.

“Seni.” dememle kaşları biraz daha çatılmıştı.

“Hayatımın hiçbir yerinde ona umut vermedim kuğu. Bırak umudu resmiyet dışında yanına bile yaklaşmadım.” dediğinde ensesinde ki ellerim tıpkı fotoğrafta Elif’in ona yaptığı gibi yakasına sarılmıştı.

“Bazı insanlar için umuda gerek yoktur, takıntı haline getirir ve yaparlar.” dediğim de bakışları ellerime düştükten sonra tekrar gözlerime çıkmıştı. “O kız ise bundan sonra benim takıntım Han, olmayan umudunu söke söke alacağım.” Han’ın dudakları sözlerimle kıvrılırken ellerini belime dolayarak bedenimi bedenine yaslamıştı.

“İstediğini yapmakta özgürsün karım.” derken yanağıma bastırdığı dudaklarıyla istemsizce gergin bedenim gevşemeye başlamıştı ve ben şu an bunu istemiyordum. “Koru kocanı.” Dudakları bu seferde diğer yanağıma geçtiğinde yakalarında ki ellerim sıkılaşmıştı.

“Benim tuttuğum eli bir başkası tutmaya kalkarsa o eli kırarım Han.” dediğimde yanağıma temas eden dudakları kıvrılmıştı, benim ise hatırladıkça sinirlerim tekrardan geriliyordu. “Sana dokunamaz, seni isteyemez Han. Buna izin vermem.” derken yüzümü geriye çektiğimde gözleri gözlerimle buluşmuştu.

Kaşlarım çatılırken ellerim yakasına daha sıkı sarıldı. Zihnimin içinde o resim ve Nalan’ın sözleri dönerken sakinleşmem bir köşeye dursun sinirim nefes almamı bile engelliyordu.

“O kim oluyor da benim erkeğim hakkında söz sahibi olabileceğini sanıyor? O kim ki arkamdan atıp tutabiliyor?!” diye haykırarak Han’ı geriye ittikten sonra arkamı dönüp ellerimi saçlarımın içinden geçirip çekiştirdim. Tekrar Han’a döndüğümde sinirden gözüm seğirmeye başlamıştı. “Yapamaz Han, o orospu sana yaklaşamaz. Seninle ilgili o siktiğimin zihninde hayal kuramaz, seni arzu…” diye haykırdığım esnada sözlerim dudaklarıma sertçe yaslanan dudaklarla yarıda kesilmişti.

Ani hareketi nefesimi keserken ellerim öylece hava da kalmıştı. Dudakları dudaklarımı yağlamalarken şok halinden çıkarak ellerimi omuzlarına yerleştirdim, sinirim hala gergin olsa da aklım dudaklarıyla bulanmaya başlamıştı. Belime yasladığı elleriyle beni bedenine yaslarken üzerime doğru adımlamasıyla sırtım duvarla buluşmuştu.

Alt dudağımı dudaklarının arasına alıp çekiştirdiğinde ellerim yavaşça ensesine çıkmıştı.

“Han…” diye geri çekilerek konuşmaya çalıştığımda hızla beni umursamadan dudaklarını tekrardan dudaklarıma yaslamıştı. Belimden ayrılan bir eli saçlarıma giderken topuzumu çözdüğünü anlamıştım, dudakları sertçe üst dudağımı çekiştirirken saçlarım omzuma dökülmüştü.

Hızına ayak uydurmaya çalışarak karşılık vermeye çalıştığımda aklım konudan uzaklaşmaya başlamıştı, odağım dudaklarına kayıyordu. Dudaklarımın arasından sıyrılan diliyle eş zamanlı olarak eli de saçlarımın içine daldığında bedenim anın büyüsüyle gevşemeye başlamıştı. Damağıma bulaşan tadıyla kendimden geçerken istemsizce onu daha çok kendime çekmiştim, tadını daha çok istiyordum.

Belimde ki eli yavaşça kalçama inerken tenimi avuçlayan parmaklarla dudaklarımdan dökülen inleme dudaklarına çarparak aramızda süzülmüştü. Dişlerimi diline geçirerek hafifçe emdiğimde onunda boğazdan gelen hırıltısı kulağıma ulaşmıştı, etkilemek hala çok hoşuma gidiyordu.

Nefes almak için geriye çekildiğimde hızlı nefeslerim uğultu halinde kulağıma geliyordu. Az önce neye sinirlendiğimi bile unutmuştum, üzerimdeki bu etkisi de hala sinir bozucuydu!

“Sakinleşmiş mi bakalım benim biriciğim?” diye nefes nefese bir şekilde mırıldandığında bakışlarım grilerini bulmuştu. Başımı olumlu anlamda salladığımda dudakları kıvrılırken bu seferde dudağımın kenarına küçük bir öpücük bırakmıştı. “Sesini kullan biriciğim.”

“Sakinim.” diye mırıldandığımda dudakları bu seferde yanağıma ilerlemişti.

“O kişi zerre umrumda değil yavrum ve hiçbir zamanda olmayacak. Benim için sadece sen varsın.” derken dudakları diğer yanağıma geçmişti. “Hep sen vardın ve sadece sen olacaksın biriciğim.” Dudakları bu seferde kulağıma ilerlemişti. “Ben bir tek sana deliler gibi aşık olacağım. Her yeni gün daha fazla ve daha delicesine.”

Kalbim hızla göğsümü döverken istemsizce dudaklarım kıvrılmıştı. Geriye çekilirken yanağıma sürten hafif çıkmış sakallarıyla huylanırken gülüşüm biraz daha büyümüştü, bunu bilerek yaptığına emindim. Beni sakinleştirmeye çalışıyordu. Grileri yüzümü turlarken kollarımı boynuna sarmıştım.

“Sen bu işi kocana bırak güzelim, hepsini teker teker sikeceğim.” derken saçımın içinde ki eli yanağımı bularak hafifçe okşamıştı.

“Tek bırakmam.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken dudaklarıma tekrardan küçük bir öpücük bırakmıştı.

“Erkeğini tek bırakmaz mısın?” diyerek sırıttığında az önce sinirle dudaklarımdan dökülen sözler zihnimde çınlamıştı.

“Sana da eğlence çıktı tabi.” derken gözlerimi devirerek başımı çevirmek istemiştim ki yanağımda ki eli buna izin vermemişti. Çeneme kayan parmakları yüzümü tekrar kendine çevirdiğinde yüzüme yaklaşan yüzüyle nefesi tenime çarpmaya başlamıştı.

“Senin sinirin benim eğlence sebebim olamaz ama sahiplenmen hoşuma gitti, bunu inkar edemem.” derken dudaklarını tekrar hafifçe dudaklarıma bastırdığında sırtımdan akan teri hissedebiliyordum, heyecanım bakiydi. Kasıklarıma yine ağrılar girmişti.

“Hep böyle dibimde mi duracaksın?” diye mırıldandığımda dudaklarım dudaklarına çarpmıştı. Çok fazla yakınımdaydı ve o böylesine yakınımdayken sağlıklı düşünemiyordum.

“Bu yakınlığa bayılıyorum, senin her zerreni hissetmeyi seviyorum.” derken burnunu burnuma hafifçe sürtmüştü. “Keşke hayatımın sonuna kadar burada kalabilsem, dudaklarının hemen dibinde.”

“Han…” diye mırıldanırken dudaklarım kıvrılmıştı.

“Söyle gülüm.”

“Ne yapmaya çalıştığını biliyorum.” dediğimde onunda dudakları kıvrılırken dudaklarıma odaklı olan grilerini gözlerime çıkarttı.

“Hmm, bak sen! Ne yapıyormuşum ben?” derken kamuflajımdan içeri giren eliyle bedenim istemsizce ona doğru hareketlenmişti.

“Aklımı bulandırıyorsun.” dediğim sırada atletten de içeri giren eli tenimle buluştuğunda hızlı bir soluk ciğerlerime ulaşmıştı.

“Eğer bunu yapıyor olsaydım fark etmeye bile mecalin kalmazdı kuğum.” demesiyle tek kaşım havalanırken sırtıma doğru yol alan elini umursamamaya çalışıyordum.

“Askeriyedeyiz Han.”

“Yani?” diyerek elini sütyen kopçama getirdiğinde hızla elimi atarak onu durdurmuştum.

“Şu anda daha önemli işlerimiz var Han, şimdi olmaz.” dememle kaşları çatılırken yüzünü hafifçe geri çekmişti.

“Terapinin zamanı olmaz kuğum.” dediğinde hala aynı yüz ifadesiyle ona bakıyordum.

“Sen geçtiğimiz günlerde terapi ihtiyacını çokça karşıladın, konuşturma beni Han.” dediğimde dudakları hızla kıvrılırken az önceki yerini geri almıştı.

“Konuşman için yalvarabilirim.” demesiyle gözlerimi devirerek sırıtışımı engellemeye çalışmıştım ki çalan kapıyla ikimizinde bakışları kapıya dönmüştü.

“Komutanım.” diyen Cem’in sesiyle benim dudaklarım kıvrılırken Han ise sinirli bir nefes vermişti.

“Yok, bunların hepsinin bana garezi var.” derken geriye çekildikten sonra hızla kapıyı açmıştı ki Cem’in eli havada kalmıştı.

“Aaa komutanım, siz burada mıydınız?” diyen Cem’le Han’ın omzunun üstünde kafamı çıkartarak bende Cem’e bakmıştım. Üstünde ki yakası açık spor beyaz gömleği ve siyah kot pantolonuyla oldukça çekici gözüküyordu. Belli ki bir hazırlık vardı!

“Karşında olduğuma göre kesin koğuştayımdır Türkoğlu. Bir git bak bakayım, orda mıyım?” dedikten sonra kapıyı kapatacaktı ki Cem hızla eliyle iterek engel olmuştu.

“Komutanım benim izin almam lazım bugün için.” demesiyle bakışlarım yanımda ki adama dönmüştü. Dudakları kıvrılırken Cem’i boydan boya süzdükten sonra tekrar yüzüne bakmıştı.

“Sence verir miyim?” dediğinde Cem’in gülen suratı düşerken yavru köpek bakışları beni bulmuştu. Dayanamıyordum şu keratalara!

“Çocuk hazırlanmış işte Han, görevde yok zaten.” dememle Han’ın bakışları omzunda ki bana kaymıştı.

“O yüzden vermem zaten, nereye gideceği belli.” demesiyle gülesim gelse de Cem’in arkasında ki duvara yaslanmış kişiyle gülüşüm hızla solmuştu. Elif oradaydı ve bizi izliyordu.

“Aşk olsun komutanım, sevenleri ayırmak çok büyük günahtır.” diyen Cem’i umursamadan Elif’e bakmaya devam ediyordum. Bana bakarken kıvrılan dudaklarıyla elini kaldırıp hafifçe sallamıştı. Tüm bedenim bu hareketiyle gerilse de bende aynı şekilde gülümseyerek elimi sallamıştım ki Han bakışları baktığım yeri farketmişti.

“Tamam, bu seferlik gidebilirsin.” dedi Han hızla.

“Siz kime kitlendiniz lan?” diyen Cem’de arkasını döndüğünde Elif son kez ona da gülümseyip koridorda kaybolmuştu. “Bir sıkıntı mı var Nüha komutanım?”

“Sıkıntısı olanın sıkıntısı olurum Türkoğlu, sen dert etme.” diyerek Cem’e döndüğümde onun da kaşları çatılmıştı.

“Tahmin ettiğim şey mi?” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım ki ağzının içinde bir küfür yuvarlaması bir olmuştu. Onun Han’dan hoşlandığını anlamıştı. Düşünürken bile geriliyordum! “İste, yedi ceddine kadar sikelim.” dediğinde gülerek başımı olumsuz anlamda sallamıştım.

“Size gerek yok, onu ben halledeceğim.” dememle Han’ın kaşları çatılsa da pek laf etmemişti. “Sen git hadi, kız seni bekliyordur.”

“Tamam ama bir sorun olursa tek bir telefonuna bakar, biliyorsun.” dediğinde tam cevap verecektim mi hızla önüme geçen Han görüş alanımı kapatmıştı. “Tabi sizinde tek bir telefonunuza bakar komutanım. Ben en iyisi kaçsam iyi olacak, hadi size iyi günler.” der demez hızla karargahtan çıktığında Han ise sinirli bakışlarıyla bana dönerek içeri girmişti.

“Tek bir telefona bakarmış, kıçımın kenarı.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken grilerine bakmaya devam ettim.

“Kötü bir anlamda söylemedi Han.” dememle gözler hızla beni bulmuştu.

“Hiçbir anlamda söylemesin.” dediğinde gözüme öyle tatlı gözükmüştü ki dudaklarımı aniden yanağına bastırarak geri çekildim.

“Tamam, söylemez bulut adam.” dememle onunda dudakları hafifçe kıvrılırken kollarını belime sararak beni kendisine yaslamıştı.

Bu huzurumuzun kısa süreceğine emin olsam da doyasıya tadına varmak istiyordum, sonrasına sonra bakardım artık…

~~~~~~~~~~

Zeynep Beril Koç…

Elim ayağım heyecandan birbirine girerken evin içinde nereye koşacağımı şaşırmıştım. Onca olaydan sonra belki de ilk kez adam akıllı dev adamımla yalnız kalacaktım ve heyecanım beni istemsizce çepeçevre sarmıştı.

Bir yandan yengemin vurulması diğer yandan Hakkari’ye gelmemiz derken her şey çok ani olmuştu ve bu hızlı hayatta istemeden de olsa bir köşeye savrulmuştuk sanki. Bugün ise ilk kez elimden yemek yiyecekti, tabi bununda artı bir stresi oluyordu. Trabzon’dayken de benim yaptığım birkaç yemeği yemişti ama o zamanlar henüz sevgili olmadığımız için benim yaptığımdan haberi yoktu. Ya şimdi yaptıklarımı beğenmezse?

Kafamı duvarlara vurmama ramak kala çalan kapıyla daha çok panik olmuştum. Hızla arkamı dönüp mutfağa göz gezdirdiğimde her şeyin hazırdı, yaprak sarması bile yapmıştım. Helal kız bana!

Kapı bir kez daha çaldığında hızla arkamı dönerek kapıya gidip derin bir nefes aldıktan sonra üstüne baktım, mavi uçuş uçuş bir elbise giymiştim. Hakkari sıcağında pantolon giymek gerçekten zulüm oluyordu. Kapı tekrar çaldığında dudaklarım kıvrılırken yavaşça kapıyı aralamıştım ki karşılaştışım pembe güllerden oluşan buketle gülüşüm daha çok genişlemişti.

Başımı eğerek güllerle yüzünü saklayan sevgilime baktığımda yüzündeki masum ifade öylesine tatlıydı ki ısırma isteğimi zor zapt etmiştim. Gülerek elinde ki pembe güllere uzandığımda hızla kucağıma bıraktıktan sonra içeriye girmişti. Bende peşinden içeri girerek kapıyı kapatmıştım ki belime sarılan iri kollarla kalbim yine maraton koşmaya başlamıştı.

“Çok özledim.” diyen boğuk sesiyle başını boynuma gömdüğünde bakışlarım kucağımda ki pembe güllerdeydi, çok güzellerdi. “Gül kokuluma gül almak istedim, beğendin mi?” demesiyle bakışlarım karşımızdaki aynadan onu bulduğunda hafifçe başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Çok sevdim, çok güzeller.”

“Senin kadar değil.” dediğinde yanaklarım hızla ısınırken kahveleri aynadan mavi gözlerimle çakışmıştı.

“Şey… yemekler hazır.” diyerek hızla kollarından sıyrıldığımda kahkahası evde yankılanmıştı. Elimde ki gülleri nazikçe odama bıraktıktan sonra arkama dönmüştüm ki Cem’in kapıya yaslanarak beni izlediğini farketmiştim.

“Utanma konusunda ne konuşmuştuk Sarı şeker?” derken hızla elimden tutup beni kendisine yasladığında kollarımı boynuna sarmıştım.

“Böyle küçük konularda utanmana gerek yok demiştin ama isteyerek olmuyor ki.” dememle dudakları kıvrılmıştı.

“Tahmini ne zaman alışırsın bana?” diye sormasıyla yalandan düşünüyor gibi yaparak dudaklarımı büzüp tavana bakmaya başlamıştım ki hızla dudaklarıma yaslanan dudaklarla nevrim dönmüştü. “Öyle büzünce çok lezzetli görünüyor, dayanamıyorum.” derken tekrardan küçük bir öpücük bıraktığında parmak ucuma kalkarak öpüşüne karşılık vermiştim.

“Aç değilsin sanırım.” diye mırıldandığımda dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Açım, hemde çok.” diyerek tekrar dudaklarıma atılacaktı ki hızla kollarının arasından sıyrılarak arkamı dönüp mutfağa çekiştirmeye başlamıştım.

“O zaman yemek vakti, o kadar yemek yaptım.” derken gülmemi zor bela engellemiştim. Onu durdurmamı hiç sevmese de tepkileri çok hoşuma gidiyordu.

“Tercihimi tatlı yemekten yana kullanabilirdim ama neyse yemekten sonra artık.” diyerek ardımdan mutfağa girdiğinde bakışlarım şaşkın yüzüne dönmüştü.

Bir tepsi patatesli börek, yaprak sarma, karalahana sarması ve mantı yapmıştım. Hangisini daha çok sevdiğini bilmediğim için ortaya karışık her şeyden yapmak istemiştim, illa biri tutardı.

“Bunların hepsini sen mi yaptın?” derken irileşen gözlerini bana çevirdiğinde istemsizce gözlerimi devirmiştim.

“Yok Cem, aşağıdan hem yaralı hemde hamile yengemi çağırdım. O yaptı.” diyerek dalga geçtiğimde sinirlendiğimi anlayarak dibime girmişti.

“Hepsinden daha lezzetli bir tatlı burnumun dibinde duruyor sarı şeker, onca yemek falan dinlemem yerim seni.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken bakışlarımı kahvelerine çevirdim.

“Arsızsın dev adam.” diyerek arkamı döndükten sonra masaya sunum yapmaya başlamıştım.

“Arsızınım güzelim.” derken masaya geçtiğinde arkam dönük olduğu için rahatça gülebilmişim. Hızla tabaklara sunum yaptıktan sonra bende yerime geçtiğimde yemesi için bakışlarımı ona çevirmiştim.

Çatalı sarmaya batırarak ağzına götürdükten sonra irileşen gözleri hızla bana dönmüştü.

“Çok iyi bu.” derken hızla yemeğe devam ettiğinde hafifçe kıkırdayarak bende ona eşlik etmiştim. Çok şükür beğenmişti, yoksa her an kalp krizinden gidebilirdim.

Yemek aşaması hızla geçerken hala masada oturarak gün boyu neler yaptığımı ona anlatıyordum. Leyla yengemle isim baktığımıza ama asla karar veremediğimize, sonra ise ondan sıkılıp abimin kartını patlatana kadar internetten bebek kıyafetleri sipariş etmemize kadar her şeyi anlatmıştım. O ise hepsini gülümseyerek dinlemişti.

“Öyle yani, sonra açıp tam kızacakken telefonu Leyla yengeme verdim. Sesi soluğu kesildi.” diyerek güldüğümde tek kaşı havalanmıştı.

“Sana kızıyor mu o?” dediğinde başımı hızla olumsuz anlamda sallamıştım. Abim öyle çok kızan biri değildi ama bugün biraz hak etmiş olabilirdim. Elli bin liralık sadece bebek kıyafeti alışverişi yapmıştık, sanırım biraz haklıydı.

“Kızmaz aslında ama bugün biraz haklı olabilir. Alışveriş yaparken bir an kendimizi kaybedip elli bin liracık abime girdirmiş olabiliriz.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılmıştı. “Ee sende yok mu bir şeyler? Ne yaptın bugün?”

“Elli bin liracık nedir ki? Ödesin pezevenk.” demesiyle kaşlarım çatılmıştı.

“Hey!” dememle sırıtışı daha çok büyürken gamzesi belirginleşmişti.

“Tamam tamam sustum.” derken arkasına yaslanmıştı. “Bizde de ne olsun güzelim yine kaos vardı.”

“Ay ne kaosu? Noldu?” diye sormamla dudakları kıvrılırken iri cüssesini oturduğu sandalye de biraz daha kaydırarak rahat bir pozisyon almıştı.

“Gelirsen anlatırım.” diyerek dizine vurmasıyla kalbim terlerken ne diyeceğimi bilememiştim. Sanırım gitsem bir şey olmazdı.

Yerimden yavaşça kalkarak onun önünde dikildiğimde hızla ellerimden tutarak beni kucağına çektikten sonra bacaklarımı belinin iki yanından sarkıtmamı sağlamıştı. Kalbim saniyede 180 kere atarken kalp krizine ramak kaldığını hissedebiliyordum, bu heyecan bana fazlaydı.

“Geldim, anlat hadi.” diyerek kıpırdandığımda yüzü hafifçe kasılsa da belli etmemeye çalışıyor gibiydi.

“Bu Elif yüzbaşı vardı ya Fırtına timinin komutanı.” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım. Nüha yengemin önceki kiminin komutanıydı. “O Mirza’ya yanıkmış.” demesiyle gözlerim irice açılırken bulunduğum yeri bile unutmuştum.

“Ne?! Bunu nasıl anlamışlar?” diyerek yerimden kıpırdanmaya başlamıştım ki Cem’in elleri hızla kalçamı yakalayarak beni bulunduğum yere sabitlemişti.

“Çağıran beynimi sikeyim.” diye ağzının içinde mırıldanmıştı. “Güzelim buradayken pek kıpırdama, en azından benim zihin sağlığım için.” demesiyle anlamayarak kaşlarım çatılmıştı ki altımda hissettiğim sertlikle gözlerim istemsizce irileşmişti. Sahiden nerede olduğumu tamamen unutmuştum.

“Ben en iyi kalksam iyi olacak.” dediğimde gülmeye başlamasıyla bakışlarım gülüşünde gezinmişti bir süre.

“Aynı cümleyi bugün Mirza’ya kurdum, biliyor musun? Ruh eşim olduğunun kanıtı hep bunlar.” derken kucağındaki benle bir anda ayağa kalkmasıyla kollarımı hızla boynuna dolamıştım.

“Nereye Cem? Mutfak böyle dağınık kaldı.” dediğim esnada salona girdiğimizde beni koltuğa bırakarak hızla yanıma oturmuş ve kucağına bir yastık almıştı. Acaba tahmin ettiğim şeyi mi gizliyordu? Bak merak etmiştim şimdi!

“Sonra toplarız miniğim, henüz hala yalnızken ve senin o uyuz abin dalmamışken güzel bir film izleyelim. Olmaz mı?” diyerek bana baktığında aklımda her ne kadar hala önünde ki yastık olsa da henüz bazı şeyler için erken olduğunu biliyordum.

Hızla arkama yaslanarak başımı omzuna koyduğumda eli sıkıca elime sarılırken dudaklarını saçıma bastırmıştı. Televizyondan film aramaya başladığında bakışlarım istemsizce yastığa çarpmaya devam ediyordu. Acaba boyu gibi o da dev miydi?…

Of! Beril, sapıttın iyice!…

~~~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç…

Çalınan kapıyla kollarından ayrıldığımda içimi amansız bir korku salmıştı, onun rahat durmayacağım biliyordum. Bakışlarım telaşla grilerini bulduğunda avucu yanağımı sararak hafifçe okşamıştı.

“Sakin ol kuğum, ben yanındayım.”

Ben yanındayım…

Sakinleşmem için tek bir kelimesi yeterli olmuştu, o yanımdaydı. Bunca senenin ardından o artık yanımdayken her şeyin üstesinden gelirdik, gelmeliydik. Başımı yavaşça olumlu anlamda sakladığım sırada kapı tekrar çalınmıştı.

“Üsteğmen Nüha Ertunç.” diyen askerin sesiyle nereye çağırıldığımızı anlamıştım. Bakışlarım kapıya dönerek derin bir nefes alıp kapıya uzandım. Açılan kapıyla Han da hemen yanıma gelmişti.

“Söyle asker.” dedim sert sesimle.

“Komutanım sizi ve Mirza komutanımı Melike albay yanına çağırdılar.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.

“Tamamdır, geliyoruz asker. Sen gidebilirsin.” dediğimde başını olumlu anlamda salladıktan sonra asker selamı vererek geri çekilmişti. Bakışlarım tekrardan Han’ı bulduğunda eli hızla elimi kavrayarak sıkıca tutmuştu.

“Ne yaşanırsa yaşansın sakın elimi bırakma kuğu.” demesiyle hızla başımı sallamıştım. Artık zihnim bırakmak istese de kalbim buna karşı çıkardı, bırakamazdım.

İkimiz el ele koğuştan ayrıldığımızda zihnimde binbir türlü felaket senaryoları dönüyordu. Elif yüzbaşının neler karıştırdığına bile daha emin olamazken şimdi ise yarbayla yüzleşmek her ne kadar itiraf edemesem de korkmamı sağlıyordu. Hakkımızda ne söylediği değil de Han’ın söylediklerine ne tepki verdiği şu anda benim için daha önemliydi, bazı zamanlar çenesini tutamayabiliyordu ve umarım şu an bu zamanlar değildir.

Odanın önüne geldiğimizde gerginlikten adeta boğazım kurumuştu, sanırım bir şekilde hep kaçtığım o son bir adım ötemde duruyordu. Yine kaçmak istiyordum, kaçıp kimsenin görmediği bir çukurda saklanmak ve orada sadece gri bakışları hayal etmek istiyordum fakat avucumu sıkı sıkıya saran parmaklar bile bunun olamayacağının bir kanıtıydı.

Bakışlarım onu bulduğunda aslında birbirimizden nasıl da farklı olduğumuzu o an anlamıştım. Ben her ne kadar kaçıyorsam o da aynı derecede korkularının üstüne gidiyordu, ya bir gün o da benim korkularımdan biri olursa? O zaman kaçmaktan başka çarem kalacak mıydı?

“Sakin ol yavrum ve sakın elimi bırakma.” diye mırıldanışıyla başımı tekrardan olumlu anlamda sallamıştım. Neden inatla elini bırakmamamın üstünü vurguluyordu? Birazdan ne yaşanacaktı?

Derin bir nefes alarak kapıyı tıklatan Han içerden gelen emirle kapıyı arayarak içeri adım atmış ve ardımızdan kapıyı kapatmıştı. Eli hala sıkıca avucunda sarılıyken omuzlarımı dikleştirerek önce Melike albayın yerinde oturan yarbaya ardından da yanında ayakta dikilen Melike albaya bakmıştım. Bakışlarımı fark eden albay hızla gözlerini kaçırdığında bir sorun olduğu netleşmişti.

“Bu ne hadsizlik? Burası sizin sıcacık aşk yuvanız mı asker? Ayrılın çabuk!” diye haykıran yarbayla parmaklar elimi daha da sıkı kavrayarak beni yakınına çekmişti.

“Ben bir hadsizlik göremiyorum komutanım.” diyen Han’la gözlerim irileşirken tırnaklarımı uyarırcasına eline geçirmiştim.

“Tekrar ediyorum yüzbaşı, burası sizin aşk yuvanız değil. Vatanı korumakla mükellefsiniz siz, birbirinize cilve yapmakla değil.” derken elini sertçe masaya çarptığında bakışlarım yere odaklanmıştı. Haklı olabilir miydi? Bu bir hata mıydı? “Keşke birazda olsa babana benzeyebilseydin asker.” demesiyle bakışlarım hızla yarbayı bulmuştu. Karşısında kim olursa olsun hiçbir insanı ölmüş babasından vuramazdı, buna hiçbir rütbe yetmezdi.

Yarbayın bakışları beni bulurken hafifçe öne doğru eğilmişti. Kırlaşmış saçları ve kırışmış suratı çektiği acıları ve seneleri yansıtırcasına acı içinde gerilmişti.

“Peki ya sen asker? Baban seni böyle görse utancından yerin dibine girerdi, gerçi sen onu bile hiç tanımamıştın değil mi?” demesiyle adeta beynimden vurulmuşa dönmüştüm. Sinirim tüm bedenimde gezinirken derin bir nefes alarak tuttuğum eli daha sıkı kavradım. Beni hiç kimse, üst rütbemde dahil, ailemle vuramazdı.

“Evet komutanım, belki babamı tanımadım ama çocukluğumda annemden babamın ona olan aşkını dinleyerek büyüdüm. Burada tanımayan daha çok sizmişsiniz gibi.” dememle kaşları çatılırken Han’ın hafifçe dudaklarının kıvrıldığını farketmiştim. Tam yarbay cevap verecekken Han’ın konuşmasıyla sesi kesilmişti.

“Eğer babama benzeseydim bir hiç uğruna şehit düştüğüm için karşınızda yer alıyor olmazdım.” diyen Han’la yarbay ellerini tekrardan masaya çarparak hızla ayağa kalkmıştı.

“Eğer baban kadar asil olabilseydin asker böyle saçmalıkların askerlik hayatını tehlikeye attığını bilirdin.” derken birleşen ellerimizi gösterdiğinde omuzlarıma ağır bir yük binmişti.

“Kanunlarda böyle bir durum söz konusu değildir komutanım, askerimle gönül ilişkimin olması yasak değildir.” demesiyle bakışlarım onu bulurken sert bakışlarının yarbayda olduğunu görmüştüm.

“O kanunlar insan öldürmeyi de reddeder asker, dağlara çıktığında emzik mi atıyorsun düşmana?” derken bakışları beni bulmuştu. “Bu mesele haddinden fazla uzadı, karar verilmiştir. Üsteğmenin en kısa zamanda tayinini İstanbul’a aldırması uygun görülmüştür.”

Sözleri kalbimin teklemesini sağlarken dudaklarım her ne kadar karşı çıkmak için aralansada tek bir kelime bile dökülmemişti, komutana karşı çıkamazdım. Her ne kadar içim çığlık çığlığa bağırsa yüzüm bir o kadar ruhsuzdu, askerliğin en büyük getirisiydi duyguları saklamak.

“Reddediyorum.” diyen Han’la sert bakışlarım onu bulmuştu. Yarbaya bu denli karşı çıkamazdı, ne yapmaya çalışıyordu?

“SEN KİM OLUYORSUN ASKER?!” siye haykıran yarbayın sesi odayı inletirken Han’ı zerre etkilemiş gözükmüyordu.

“Ben şehit Albay Halil Yalçıner’in oğlu Yüzbaşı Mirza Han Yalçıner ve yanımdaki kadın ise karım Nüha Yalçıner, hiçbir yere gitmiyor.” demesiyle yarbay önündeki kağıtlara hızla bize doğru savurmuştu.

“Hani asker, nerede evlilik belgen? Ben göremiyorum!” diye haykırmasıyla Han tuttuğu elimle beni biraz daha yanına çekmişti.

“Göreceksiniz.”

Sözlerinin ardından hızla arkasına dönüp kapıyı açtıktan sonra beni de arkasından sürükleyerek dışarı çıkmasıyla şok içinde ona bakıyordum, çıkarken izin bile almamıştı. Bir sorun çıkmayacaksa bile şu anda kesin çıkmış olabilirdi!

“Han ne yaptığını sanıyorsun sen? Kendine gel, böylece gidemeyiz. Hem nereye gidiyoruz?” diye sorularımı sıralayarak onu takip ettiğimde duraksayarak sert bakışlarını bana çevirmişti.

“Evlenmeye!” diye haykırırken beni serçe kendisine çekmesiyle yüzü yüzüme yaklaştı. “Ben senden ayrılmayrum kızım, bunu o kafana sok. Evleniyoruz ve tartışmaya açık değil!”

Sözlerinin hemen ardından tekrardan önüne dönerek beni çekiştirmeye başladığında şok içinde onu takip etmeye başlamıştım.

Neler oluyordu burada?!!!

~~~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonu…

O nasıl sondu ayol? Öldüm öldüm dirildim!

Peki Cem’in tatlılığı??? Yerim yaaa!!!

Son sahnede Mirza’m diye uluyabilirim gerçekten, aşk adam yahu…

Sizce bölüm nasıldı?

Sizce yarbay peşlerini bırakacak mı?

Peki ya Elif yüzbaşıya ne olacak?

Düşüncelerinizi merak ediyorum…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

4 yorum