İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 31 · 26 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 31

30. SEANS

~Bölüm Şarkıları~

İrem Derici~Dantel

Sibel Can&Tarkan~Çakmak Çakmak

Aydın Kurtoğlu~Köle

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim!!

Nasılsınız bakalım???

Bu bölüm nefes almayı unutmayın olur mu? :))

“Dantellenmiş geceler, kan kırmızı ojeler, kesik kesil cümleler, cık cık cık daha neler neler… Yansın geceler, sabahını söndürelim. Beni yak beni yık beni hapset, içine çek bebeğim!” diyerek sizi yeni bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar :)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~

Yazarın anlatımından…

Kader belli zamanlarda insanları yanıltabilirdi, bu hayatın birer cilvesiydi. Olmaz dediklerimizi olduran evren silsilesinin içine karışmış o yaşamlardık esasında, önemli olan bunu görebilmekti. Nefesinizi kesen olaylar yeri gelir yaşam suyunu dudaklarınıza damlatırdı, bilemezdiniz.

Sızlayan yarasıyla zor bela doğruldu Leyla yerinden, içinde anlamlandıramadığı bir duygu vardı. Midesi bulanıyor ve başı dönüyordu lakin bunlar geçirmiş olduğu ameliyatın etkisi olmaktan uzak kavramlardı. Kader onu da yanıltabilir miydi?

Evde yalnız olma fırsatını yakalamışken aklında tek bir plan dolanır olmuştu, gerçekleri öğrenecekti. Zorla da olsa yerinden kalkıp eve geldiklerinde Mecnun’un yardımlarıyla giydiği eşofman ve tişört takımına baktı, çıkartmakla uğraşamazdı. Hızla üzerine bir ceket alarak kapıya doğru yavaşça adımladı. Her adımında yarası sızlasa da aklına koyduğunu yapacaktı.

Kapıdan çıktıktan sonra giriş katta oturduğu için dualar ederek çağırdığı taksiye binmişti, bir eli karnını bulurken gözlerinin önünden rüyası gitmiyordu. Acaba diyordu…acaba olabilir miydi?

Sessiz geçen yolculuğun ardından geldikleri hastaneyle parayı taksiciye vererek arabadan inmişti, aradığı arkadaşı kapıda onu bekliyordu. Staj yaptığı zamanlardan arkadaşı olan bir doktorunda tayini kısa zaman önce Hakkari’ye çıkmıştı, onu arayıp durumu anlattığında bir görmek istemişti.

“Kız ben düğününe gelemedim diye üzülürken senin bu hal ne?” diyen Derya’yla hafifçe gülümsemişti Leyla, en güzel günü biraz dağılmış olsa da yine de her şey harikaydı onun için. Sevdikleri sağlıklı ve yanındaydı, daha ne isterdi ki?

“Uzun hikaye Derya, Mecnun dönmeden eve gitmem gerek. Sonra çenesinden kurtulamam.” dediğinde sırıtarak yürümesine yardım etmişti Derya.

“Ben sistemde ki raporlarına baktım Leyla. Gebeliğinin sonlandığını belirtmişler ama sana ameliyatta narkoz verilmemiş, bu da bir şeyden şüphelendiklerini gösterir.” demesiyle Leyla’nın kalbi sızlamıştı. Mecnun ve diğerleri bunu bildikleri halde söylememişler miydi?

“Bir ihtimal olabilir mi peki?” dedi Leyla dilinden dökülen umut taneleriyle.

“Onu baktıktan sonra öğrenebiliriz.” derken Derya kolunda ki Leyla’yla odayla girmişti. Yavaşça Leyla’yı sedyeye uzattıktan sonra ultrason makinesini ayarlamaya başladı.

İçindeki heyecana engel olamıyordu Leyla, titreyen elleriyle karnını yukarı sıyırdığında aklına o gece gelmişti. Kızların evde içtikleri sırada o ise Mecnun’la süslenmiş bir otel odasındaydı, hayatının en güzel anı diyebilirdi.

“Hadi bakalım, lütfen bizi yanıltma küçük bebiş.” diyerek karnına jeli sürdükten sonra makineyi yavaşça dolaştırmaya başlamıştı. Leyla’nın adeta nefesi boğazında atarken gözleri ekrandaydı ve o an tüm zaman durdu.

Ekranda küçük bir karartı belirdi…

Leyla’nın dolan gözlerinden bir damla yanağına akarken eli dudaklarını örtmüştü, o yaşıyordu.

“Kurşun rahminin dışından geçmiş, bebeğe zarar vermemiş.” diyen Derya’nın bile gözleri dolmuştu. “Asker çocuğu olduğunu nasıl da belli ediyor, şimdiden kafa atmış kurşuna.” dedi Derya gülerek.

“O…yaşıyor.” dedi Leyla zor bela çıkan sesiyle. Bakışları hala ekrandaydı.

“Henüz çok küçük olmasına rağmen sana sıkıca tutunmuş annesi, o çok güçlü bir bebek.” demesiyle Leyla’nın gözyaşları artarken kendini tutamıyordu, anne olmuştu. “İki haftalık hamilesin, altı hafta itibariyle kalp atışlarını da duyabileceğiz.”

Sözleri Leyla’nın zihninde çınlarken aklına gelen diğer bir olayla bakışları Derya’yı bulmuştu.

“O zaman diğer doktor neden öldü dedi?”

“İnanki bilmiyorum Leyla, belki de çok küçük olduğu için kesin düşmüştür gözüyle bakmıştır ama öyle olsa narkoz vururlardı. Benim aklım buna ermedi.” dediğinde Leyla’nın kaşları çatılmıştı. Birisi bilerek söyletmiş olabilir miydi? Emin değildi ama bunu yapanı bulacaktı, her kimse onları içten yıkmak istiyor gibiydi.

Hastane de bunlar olurken Mecnun ise aldığı bir telefonla eli ayağına dolanmış bir şekilde askeriyeden nasıl çıktığını bilememişti. Hastane çevresinde devriye gezen jandarma arkadaşı Leyla’nın hastaneye geldiğini söylemişti, hasta haliyle dışarı çıktığı düşüncesi bile Mecnun’u deli ederken nasıl arabaya atlayıp hastaneye geldiğini bile anlamamıştı.

Arabadan hızla inerken hissettiği endişeyle kapıyı sertçe kapatıp hastanenin bahçesine doğru adımlamıştı ki gördüğü bedenle hızla ona doğru yöneldi.

Leyla’nın fark ettiği adamla gözleri açılırken hafifçe dudakları kıvrılmıştı, ona doğru gelen sinirli bakışlar bile umrunda değildi. O baba olacaktı, hemde hayatında gördüğü en iyi baba…

“Leyla sen benu delirtecek misun? Aklum gittu da.” diyen Mecnun tam onu kucağına almak için atılmıştı ki Leyla hızla ellerini kaldırarak onu durdurdu. “Güzelum ne diyeceksan kucağumda de, ha böyle canın yanay.”

“Mecnun…” diye mırıldanan Leyla’nın gözlerinden tekrar yaşlar dökülürken elindeki ultrason görüntüsünü Mecnun’a çevirmişti. “Yaşıyor.”

Bakışları görüntüye kayan Mecnun’un kaşları çatılırken gözleri hemen yanlarında dikilen Derya’ya ardından da Leyla’ya dönmüştü. Şaşkınlık tüm iliklerine işlerken ne diyeceğini bilemiyordu, adeta dili tutulmuştu sanki.

“Bu…ne?” dedi Mecnun sesi titrerken.

“Yaşıyor, bebeğimiz yaşıyor.” diyen Leyla’yla Mecnun’da gözleri dolarken öylece kalakalmıştı. Dudakları yaşadığı şokla aralanırken gözünden bir damla yaş süzüldü.

“Yaşıyor…nasıl?” Kelimeler bile karışmıştı zihninde, bir araya getiremiyordu.

“Doktor yanlış anlamış ya da bilmiyorum ama bir şekilde yaşıyor Mecnun, o yaşıyor.” derken ağlamaya devam eden Leyla’yla Mecnun kollarını sıkıca ona sararak başını deniz kokusuna gömdü. Huzurda yaşamda buradaydı ve o artık bir babaydı.

Bebeği de karısı da yaşıyordu, daha ne isterdi ki yaradandan…

~~~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç

Bakışlar, sıcaklık, nefes ve rüzgarın bana ulaştırdığı kokusu…

Zihnimin içindeki mahşer alanında her biri karışırken boğazım düğümleniyordu, nefes alamıyordum. Sözleri tenimi karıncalandırırken karanlıkta belli olmayan gözlerine bakakalmıştım. Kalbim sertçe göğüs kafesimi döverken ruhumun derinliklerinden tek bir şey geçiyordu, istek…

Onu hiç olmadığım kadar istiyordum…

Belki az önceki şarkının bir etkisiydi, bilmiyordum ama kararımdan emindim. Olacaksa eğer tam zamanıydı.

Bakışlarım gözlerinde gezinirken tam dudaklarım kıvrılacaktı ki ileriden bize doğru gelen Özgür ve Asaf’ı farketmiştim, bakışlarımı takip eden Han’ın da gözleri onlara çevrilmişti.

“Özgür bu it sizde.” diyen Han’la Özgür hızla başını sallarken yanında ki Asaf’ın omzuna vurarak Sadık’a yöneldi, Asaf’ın bakışları ise Han’daydı. Şikayet eden kişinin o olması yönünde hala ihtimallerim olsa da emin olamıyordum, her ne kadar yapışkan olsa da ihanet etmezdi.

Han’ın da bakışları Asaf’a döndüğünde Asaf sessizce bakışlarını çekerek Özgür’ün yanına gidip arabaya bindirmesine yardım etmişti. Şükür ki bugünü kavgasız atlatmıştık, en azından ben!

Tam Özgür arabayı çalıştırıp yol almıştı ki Han’a döndüğüm esnada bakışlarım az önce Özgür’lerin çıktığı arka girişe kaymıştı. Yine çok erken konuştum tabi! Dört tane izbandut bize doğru geliyordu, Sadık’ın mekanda eğlenen korumaları olmalıydılar. Orospu çocuğu sanki çok bir bokmuş gibi korumayla geziyordu!

Bakışlarım etrafta gezinirken gelenleri bizimkilerin görmediklerini farketmiştim, kendi aralarında konuşuyorlardı. Elim hızla Han’ın koluna tutunurken oldukça hızlı düşünmek zorundaydım ve aklıma gelen ilk durumu yaptım. Aniden kollarına bayıldım…

“Ku…Alev!” diyerek son anda değiştiren Han’la durumu anladığını farketmiştim. Belime sıkıca sarılan kolunun dışında bir eli ise hafifçe yanağıma vuruyordu.

“Noluyor lan burda?!” diyen tanımadık bir sesle yanımıza geldiklerini anlamıştım. Gördüğüm kadarıyla üstlerinde kan yoktu, bu da içerdeki kavgaya karışmamış olduklarını gösterirdi.

“Alev, iyi misin? Noluyor?!” diyen Nehir’in incelttiği sesiyle içimden gülmek gelse de yüzüme yansıtmamayı başarabilmiştim.

“Alev, bebeğim kendine gel. Kolonya falan getirin lan oradan!” diyerek son cümle de haykıran Han’la bedenim havalanırken bir yere götürülmeye başlamıştım.

“Burası karışmıştır zate abe. Sadıh abem gene bir orispinin koynundadır, gel biz içeri geçek.” diyen bir başka adamla az önce konuşan adam onaylayan bir mırıltı çıkartmıştı, ardından ise adım sesleri duyulduğunda bedenim yumuşak bir kumaşa bırakıldı. Gözlerimi hızla açtığımda arabada olduğumu anlamıştım.

“Keşke şu güzel zekanı her an kullansan.” diye sırıtarak sürücü koltuğuna oturan Han’la kaşlarım çatılırken gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Salakların arasında çok lazım olmadığı için gerek duymuyorum.” diyerek yan gözle ona baktığımda tek kaşı havalanmıştı, bakışlarında ufak bir hayranlık kol geziyordu. Sebebini anlayamamıştım.

“Sen bana mı laf çarptın bakayım?” dediğinde sırıtarak önüne dönen kişi ben olmuştum.

“Ben ortaya attım, artık kime çarparsa.” dediğim sırada hareket eden arabayla bakışlarım hafifçe yine ona dönmüştü.

“Ortaya attın demek.” diyerek o da sırıttığında sinir olmak yerine beni kâle almadığını farketmiştim, uyuz komutan işte! “Bakalım evde de böyle yüksekten konuşabilecek misin?” demesiyle boğazım istemsizce kururken derince yutkunmam gerekmişti.

“Önce askeriyeye gitmemiz gerek.” dediğimde dudaklarında ki çapkın sırıtış yerini korurken gaza biraz daha yüklenmişti.

“Gideriz biriciğim, ne de olsa gece uzun.” Bakışlarımı yoldan ayıramazken yanaklarımın ısındığını hissetmeye başlamıştım, eve gidince ne olacak diye sormak istesemde susuyordum. Ne olacağı belliydi, en büyük seans…

Sessiz geçen yolculuğun ardından askeriyeye girdiğimiz sırada gözlerimde ki lensleri de çıkartmıştım, artık rahatsız etmeye başlamışlardı. Han’a döndüğümde onunda lensleri çıkartarak grilerini serbest bıraktığını görmüştüm, bu halleri oldukça güzeldi. Sanırım ona en çok yakışan renk griydi…

İleri de bizi bekleyen Özgür, Asaf ve Melike albay’ı farkettiğimde ikimizde arabadan çıkarak onlara doğru adımlamıştık ki Nehir’ler de hemen arkamızdan gelmeye başlamışlardı. Hepimiz sıra halinde dizilirken hızla hazırola geçmiştik.

“Aferin İnfirat, görev başarılı.” derken bakışları beni bulduğunda hafifçe dudaklarım kıvrılmıştı. Söz verdiğim hiçbir durumu kaybetmezdim, genetiğim de yenilmek yoktu…

“SAĞOL!” diye hep bir ağızdan haykırdığımız da Melike albayında dudakları kıvrılmıştı.

“İşte benim aslanlarım.” derken bakışları hepimizde gezinmişti, gözlerinde ki gurur görülmeye şayandı. “Yorgun olmanıza rağmen çok iyi bir iş başardınız tim, bunun için size benden iki gün daha izin. Dinlenin bakalım.”

“SAĞOL!”

“Yüzbaşı iki dakika gel benimle.” diyerek Han’a baktığında hızla onay vererek takip etmeye başlamıştı.

Hemen ardından ise arkalarını dönerek karargaha ilerlediklerinde kalbim boğazımda atmaya başlamıştı bile. Geri döndüğünde ne olacaktı? Gerçekten bir şeyler yaşanacak mıydı? Ben niye böyle aptal sorular soruyordum? Babam böyle pasta yapma…neyse!

“Bir gerginlik var gibi, hayırdır halvet mi var?” diyen Nalan’la bakışlarım ona dönerken diğer herkes iyi geceler dileyerek ayrılmıştı. Nalan’la tek kalmıştık.

“Sanırım evet.” dediğimde dudakları kıvrılırken çantasından çıkardığı sigara paketinden bir dal alarak paketi bana uzattı.

“Heyecanını alır.” dediğinde gülerek bir dal alıp bakışlarımı yıldızlı gökyüzüne çevirdim. Heyecanı almazdı esasında, sadece Nalan tek içmeyi sevmezdi.

“Sanırım biraz tırsıyorum.” derken sigaradan bir nefes çektiğimde duman dudaklarımdan süzülerek yol almıştı.

“Onu seviyorsun ve güveniyorsun, gerisini düşünme.” dediğinde bakışlarım onu bulmuştu. Yüzünde acılı bir hüzün kol geziyordu, sanki geçmiş havuzunda kaybolmuş gibiydi.

“Sorun bu değil aslında, sorun onu memnun edememe düşüncesi.” dememle bakışları beni bulurken gözlerini abartılı bir şekilde devirmişti.

“Kızım sen seks işçisi misin? Mükemmel olman zaten imkansız, takılma bunlara.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken sigaradan bir nefes daha çekmiştim içime. Zihnimde yankılanan geçmiş bir halat misali boynuma sarılırken bakışlarımı gökyüzüne çevirmiştim ki önüme uzatılan elle tekrardan Nalan’a odaklandım. “Künyen arabada kalmış.”

Elinde ki künyemi hızla alıp boynuma geçirirken aynı zamanda boynumda duran melek kolyesine de hafifçe dokunmuştum, ailem hep yanımdaydı aslında. Yanımda olmasalar bile buradaydılar, boynumda ve kalbimde…

“Eyvallah.” diye sırıtarak sigaradan bir nefes dalga almıştım ki hızla elimden çekilmesi bir olmuştu. Şaşkın bakışlarım karşımdaki bedene kayarken parmaklarını az önce sigarayı aldığı elime sararak hızla çekiştirmeye başlamıştı. İyice kafayı yedi uyuz komutan!

“İyi eğlenceler.” diyen Nalan’la son anda askeriyeden çıkmadan önce bakışlarım onu bulmuştu.

“İyi geceler.” diyerek gözlerimi devirdiğimde Nalan elindeki sigarasını sallayarak sırıtmıştı. Hızla tekrardan önüme döndüğümde az önce almış olduğu sigaramı içtiğini farketmiştim. “Sigaramı niye çaldığını sorabilir miyim?”

“Benim daha iyi bir sorum var. Ben dudaklarının tadını almak için çıldırırken bu bokla neden tadını değiştiriyorsun?” demesiyle gözlerim hafifçe açılırken biraz önce indiğimiz arabadan farklı olarak onun arabasının önünde durmuştuk. Az önceki araba karargaha zimmetliydi, plakası takip edilemezdi.

“Ama sende içtin.” diye kısık sesimle cevap verdiğimde bakışları beni bulurken dumanı yüzüme üflemişti ve kahretsin ki liseli bir ergen gibi bunu aşırı seksi bulmuştum. Seksi olan hareket değil adam olunca zamansız oluyordu tabi!

“Evet ve şimdi ikimizden de bu tat gidene kadar seni öpmem gerekecek.” diye sırıtarak kapımı açtıktan sonra elinde ki biten izmariti ise az ilerde ki çöp konteynırına atıp geri gelmişti. Çevreci erkek, bayılırım!

Sözleri zihnimde tekrar çınlarken koltuğuma geçerek adeta yerime sinmiştim. İçimdeki gerginlik mi yoksa heyecan mı emin olamıyordum, sanırım ikinci seçenek daha ağır basıyordu. Terleyen avuç içlerimi elbiseme silerken arabaya binmesini beklemeye başlamıştım. İri bedeni arabaya geçtiğinde bakışlarım hafifçe ona dönmüştü, hala sırıtıyordu uyuz!

Süt dökmüş kedi gibi akan yolu izlerken zihnimden geçenlere engel olamıyordum, içimde ki heyecan kesinlikle zirveyi bulmuştu. Her an küt diye bayılabilirdim!

“Noldu kuğu’m? Bir sesin kesildi sanki.” diyen Han’la bakışlarım onu bulurken gözlerim grileriyle çakışmıştı. Hınzır parıltılar bulutlarında gezinirken dudaklarında o çapkın sırıtışı bakiydi.

“Yoruldum sadece, görevler falan.” dedim sesimi sakin tutmaya çalışarak.

“Bir bordo bereli bu kadar çabuk yorulmaz üsteğmen.” derken gaza biraz daha yüklendiğinde binalar silik gözükmeye başlamıştı.

“Bordo bereli olunca robot olmuş olmuyoruz yüzbaşı, bizde insanız.” dediğimde tek kaşı havalanırken avuç içini direksiyona yaslayarak seksi bir hareketle yan sokağa girmemizi sağlamıştı. Artık gerçekten bu kadarı şovdu!

“Evet ama diğer insanlara göre eşiğimiz daha yüksek.” dediğinde bu konuşmanın nereye gittiğini anlayabiliyordum, yorgun olmamam gerektiğini ima ediyordu.

“Yorulmaya hakkımız yok mu yani?” diye sorarken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Sanırım istemsizce cilve yapıyordum.

“Bu gece sonunda anlarsın hakkın olup olmadığını.” dediği esnada duran arabayla bakışlarım çevreye kaymıştı, onun evine gelmiştik. Buraya sadece bir kez gelmiştim esasında fakat hatırladığım kadarıyla güzel bir evdi.

Arabadan inerek eve doğru adımlamaya başladığımda bakışlarımı dış cephede gezdirmiştim, müstakil tatlı bir evdi. Hatta modern bile denebilirdi. Han önüme geçerek cebinden çıkardığı anahtarla kapıyı açtıktan sonra grileri beni bulmuştu, hızla bana doğru attığı birkaç adımın ardından bedenimi bir anda kucağında bulmamla ellerim refleks olarak boynuna sarılmıştı.

“Han, ne yapıyorsun?” diye sordum hafif yüksek çıkan sesimle.

“Adettendir.” dedikten sonra kucağında ki benle eve girmişti. Ardından ayağıyla kapıyı kapattıktan sonra ilerlemeye başlamıştı ki ben hala sırıtarak ona bakıyordum. Uyuzdu falan ama tatlı olunca da tam oluyordu.

Kendi ayakkabılarını çıkarttıktan sonra benimkilere de yönelecekken onu uğraştırmadan hızlıca çıkartıp yere atmıştım topuklularımı.

“Sanki her adete uyarmışsın gibi.” dedim imayla karışık sesimle. Kaçak köçek yaptığımız imam nikahını kastetmiştim. Bakışları beni bulurken bedenimi tek koluyla sabitleyerek arkamda ki kapıyı açıp ışığını yakmıştı, aydınlanan ortamla grileri parlarken kalbim tekrardan teklemişti. Karanlık iyiydi aslında!

“Bir küçük kuğu kaçmaya çalışmasaydı uyardık hepsine.” derken ışığı yanan yere girdiğinde buranın banyo olduğunu farketmiştim. Bedenimi yavaşça lavabonun kenarında ki zemine bıraktığında boyuna nerdeyse yetişebilmiştim.

“Kaçmak isteseydim yakalayamazdın yüzbaşı.” dediğimde dudakları biraz daha kıvrılırken bacaklarımı hafifçe aralarayarak arasına girdiğinde hızlanan nefesimi belli etmemeye çalışıyordum, zihnim her an uçabilirdi.

“Peki pişman mısın?” diye sorduğunda kaşlarım hafifçe çatılmıştı.

“Ne için?”

“Kaçmadığına.” dediğinde dudaklarım kıvrılırken masum masum bakan grilerini izledim bir süre, az önceki çapkın pırıltılar sanki yerini küçük bir çocuğun bakışlarına bırakmıştı. Kollarım boynuna sarılırken yüzünü biraz daha kendime çekmiştim.

“Hayatımda yaptığım en mantıklı karardı bulut adam, sensiz yaşayamazdım.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken burnunu yavaşça burnuma sürtmüştü.

“Sanırım ara sıra benimde dualarım kabul oluyormuş.” derken geriye çekilip yüzümde bakışlarını gezdirdiğinde anlamayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. “En büyük duam kollarımın arasında duruyor, daha ne isterim ki.”

“Romantiklik kilidini açtın yine.” diyerek ortamdaki havayı dağıtmaya çalışmıştım yoksa her an kalp krizinden gidebilirdim. Bakışları yüzümde gezinirken derince yutkunduğunu işitmiştim.

“Kızıl tutamlar, kırmızı ruj; beni yaşarken öldürüyorsun kuğu. Nefesimi kesiyorsun.” diye o boğuk sesiyle mırıldanmasıyla sesim adeta içime kaçmıştı. Tek bir laf edememiştim. Böylesine etkisi altına almayı nasıl başarıyordu?

Dudakları biraz daha kıvrılırken hafifçe geri çekilip saçındaki peruğu çıkartmaya başladığında benimde ellerim peruğuma gitmişti, artık gerçekten rahatsız etmeye başlamıştı. Her ne kadar kızılın az önce hoşuna gittiğini öğrensem de çıkartmak zorundaydım. Saçımdaki peruğu yavaşça çıkartarak saçlarımı açtığımda derince bir nefes alarak başımı geriye yaslamıştım, rahatlık tam olarak buydu. Bir de elbiseyi çıkartabilsem daha çok rahatlayacaktım ama onu burada yapmaya henüz utangaçlığım el vermiyordu.

Saç diplerimde hissettiğim parmaklarla gözlerim açılırken gözlerini saçlarımda gezdirdiğini farketmiştim, parmakları yavaşça saç derime masaj yaparken mayışmamak elimde değildi. Gözlerim tekrar kapanacakken elim masaj yapan elini yakaladı.

“Böyle yaparsan uyurum.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılırken yandaki bir şişeye uzanmıştı.

“Yüzünü silmeden uyuma.” diyerek paketi daha açılmamış makyaj temizleme pamuğuna uzanarak içinden biraz çıkartıp elindeki şişeyi açmıştı, sudan biraz pamuğa dökerek yüzümü silmeye başladığında hayran bakışlarla onu izliyordum. Her hareketi öylesine kalbime işliyordu ki erimeden duramıyordum. Ona neden aşık olduğumu her defasında tekrardan hatırlatıyordu.

“Uyumayacağım.”

Dudaklarımdan dökülen kelimelerle parmakları duraksarken bakışları hala silmediği dudaklarıma kaymıştı. Tekrardan gözlerime çıkan bakışlarıyla ellerini çektiğinde gözlerim grilerinde gezinmeye başlamıştı, acaba şu anda ne düşünüyordu? Sanırım bunu öğrenmek için her şeyi yapabilirdim.

“Hani yorgundun?” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken yaslandığım yerden ayrılarak ona yaklaştım.

“Bir bordo bereli yorulmaz.” dediğimde tek kaşı havalanırken parmakları lavabonun kenarına sıkıca tutunmuştu.

“Bu gece olmaması belki daha iyidir.” diyerek o boğuk sesiyle konuştuğunda kasılan çenesini izliyordum.

“O nedenmiş?”

“Öyle çok istiyorum ki seni, kendimi tutamam kuğu. Sana zarar vermek istemiyorum.” derken geriye çekildiğinde gözlerini sıkıca kapatarak banyodan çıkmıştı. Kendine hakim olamayacağından korkarak kaçıyordu, şimdi ben bu adamı nasıl sevmezdim ki?!

Lavabodan inerek peşine takıldığımda aklımda hain planlar kol geziyordu. O kadar strese girdiysem bu gece bir şeyler yaşanmak zorundaydı, en azından birkaçı…

Mutfağa ilerlediğini fark ederek peşine takıldığımda geldiğimin farkında olsa bile dönüp bakmamıştı, hızla açtığı buzdolabından soğuk suyu çıkartarak içmeye başlamıştı. Alev yaktıysa demek ki!

Kapının pervazına yaslanarak sessizce onu izlemeye başlamıştım. Bitirdiği şişeyi tezgaha bıraktıktan sonra bir süre arkası bana dönük şekilde öylece durmuştu, sakinleşmeye çalışıyordu. Yavaşça yaslandığım yerden ayrılarak ona doğru birkaç adım attığımda omuzlarının daha da çok gerildiğini farketmiştim, biraz daha gerilirse üstündeki gömlek ikiye ayrılabilirdi.

Yanına yaklaştığımda kollarımı yavaşça beline sararak parmak ucuna kalkıp çenemi omzuna yaslamıştım. Mentol kokusu ciğerlerime dolarken dudaklarımın kıvrılmasına engel olamamıştım. Karnına sarılı ellerimi aynı yavaşlıkta gömleğinin içine soktuğumda eli hızla iki elimi birden yakalamıştı.

“Kuğu, ben ciddiyim.” diyerek boğuk sesiyle mırıldandığında onu umursamadan tırnaklarımı elimin altında hissettiğim kaslarına geçirmiştim ki boğazdan gelen hırıltısıyla öyle aniden bana dönmüş ve parmaklarını boğazıma sarmıştı ki tepki göstermeye bile vaktim olmamıştı.

Parmakları canımı acıtmadan boğazımdan kavrarken göz bebeklerinin sarmış olduğu grilere bakakalmıştım, çok güzeldi.

“Kendimi kaybedersem sana zarar veririm kuğu.” dediğinde bir elim boğazımda ki eline tutunurken diğer elim ise yanağına gitmişti.

“Bana hiçbir koşulda zarar vermeyeceğini ikimizde biliyoruz bulut adam.” dediğimde derince bir nefes alırken alnını alnıma yaslayarak parmaklarını enseme kaydırmıştı.

“Vermem, vereni de yaşatmam.” diye mırıldanırken dudaklarını hafifçe dudaklarıma dokundurduğunda tüm bedenimde bir elektrik akımı gezinmişti.

Dudakları yavaşça boynuma doğru yol alırken bana doğru adım atmasıyla geriye doğru yürümeye başlamıştık, ta ki sırtım duvara yaslanana kadar. Boynumdan derince nefesler çekerken dudakları kulağıma doğru yol aldığında hissettiğim ılık nefesiyle inlememek için kendimi zor tutuyordum.

“Kokun…değişmemiş. O puşt da mı bu kokunu soludu?” diyen boğuk sesiyle aklımı kaybetmek üzereydim. Askeriyeden çıkmadan önce parfüm sıkmayı unutmuş olmalıydım, bu yüzden hala sabahki dalin gibi kokuyor olabilirdim.

“Kim?” diye sordum zor bela bulduğum sesimle.

“Şekerimi almak isteyen sik kırığı.” derken dişlerini hafifçe kulak mememe geçirdiğinde başım istemsizce geriye eğilmişti. “Bebek kokunu o da aldı mı?”

“O kadar…yaklaşmadı.” dediğim sırada bacağımda hissettiğim soğuk şeyle gözlerim açılırken anlam verememiştim.

“Sana dokunmasına izin verdin.” Elindeki şey her neyse bacağımdan yukarı doğru çıkmaya başlamasıyla tüm bedenim gerilmişti. “Ona dokundun.”

“Görev içindi.” derken bile nefes nefese kalmıştım.

“Sikeyim görevi kuğu, bu kokun sadece benim. Anladın mı?” Sözlerinin yanı sırada dudakları hala kulağıma değerken bir anda elindeki şeyi kadınlığıma bastırmasıyla inlememi tutamamıştım. “Bu ten, bu nefes bu ses sadece benim. Sen sadece benimsin.”

Elinde ne olduğunu anlamadığım şeyi kadınlığıma bastırmaya başladığında gözlerim yavaşça kaymaya başlamıştı, aklımı çoktan kaybetmiştim.

“Konuş. Sen kiminsin?” derken hızla hareket ettirmeye başladığı eliyle bedenim titremeye başlamıştı bile. Ellerim can havliyle yakalarına tutunurken bacaklarımı istemsizce birbirine bastırmaya çalışıyordum lakin arasında duran eli buna engel oluyordu.

“Senin! Her zaman sendin!” diye neredeyse çığlık atar bir tonda konuştuğumda kadınlığımda ki elin çekilmesiyle yükseldiğim zirveden bir anda çakılmıştım. Hayır, hayır! Boşalmak istiyordum!

Bakışlarım çekilen eline kaydığında tuttuğunu gördüğüm şeyle bakışlarım tekrar onu bulmuştu.

Elindeki bir dalin şişesiydi…

“Bu kokun benim kuğu, soluyan herkese zehir ederim.” diyerek elindeki şişeyi salladığında başımı olumlu anlamda sallamıştım. Başı yavaşça boynumdan çekildiğinde gözleri hızla gözlerimi bulmuştu. “Sesini kullan biriciğim.”

“Senin.” diyebilmiştim sadece. Sesim yaşadığım zevkten dolayı kısık çıkıyordu.

Dudakları kıvrılırken elini kapının dışına uzatarak şişeyi az önce aldığı yere geri bırakmıştı. İstekle ona bakmayı sürdürürken devam etmesini bekliyordum, etmeliydi! Dudaklarını dudaklarıma dokundurarak küçük bir öpücüğün ardından ellerini benden çekerek hızla geriye çekilmesiyle şok içinde ona bakakalmıştım. Hayır, bunu yapamazdı.

“Hadi gidip uyuyalım, çok yorulduk.” diye sırıtarak tam mutfaktan çıkacakken hızla yakalarına tutunan ellerimle sertçe bedenini arkasında ki kapıya çarpmıştım.

“Benim tepemi attırma Han.” diyerek boğazdan gelen o sesimle konuştuğumda dudakları daha çok kıvrılırken eli yakasında ki ellerimi bulmuştu.

“Bana ne istediğini söylemezsen bunu anlayamam biriciğim.” Ellerimin üzerinden sinir bozucu bir yavaşlıkla ayrılan elleri belime giderken sakince okşamaya başlamıştı. Sinirlerim öyle çok gerilmişti ki içimde ki utangaçlığın çoktan buhar olup uçtuğunu hissedebiliyordum. Belimde duran ellerinden birini tutarak bacaklarımın arasında ki ıslaklığıma getirdiğimde gözleri ilgiyle kısılmıştı.

“Ne istediğim çok açık değil mi?” diyerek yarı inler bir sesle konuştuğumda belimde duran diğer eli beni sertçe kendisine yapıştırırken kadınlığıma götürdüğün elini ise hareket ettirmeye başlamıştı. Oval hareketlerle parmağını bastırırken yavaşlığı daha da sinir bozucuydu.

“Siktir! Çok ıslaksın.” diyen boğuk sesiyle eş zamanlı olarak elini çektiğinde zihnimde öfkeden bir kasırga dönmeye başlamıştı. Tam konuşacakken aniden ikimizin yerini değiştirmesiyle sırtım kapıya yaslanırken önümde diz çöken bedenini izliyordum. “Sikeyim! Her şeyin canı cehenneme, tadını istiyorum.”

Yukarı kıvrılan elbisemle ne olduğunu en sonunda idrak ederek hızla elini tutmuştum ki bana dönen sert bakışlarıyla bir eli aniden iki bileğimi birden sıkıca sarmıştı.

“Han, hayır!” diye haykırdığım da parçalanan kumaşın sesi evi doldurmuştu. İç çamaşırımı parçalayarak çıkarmıştı!

“Onu delirtmeden önce düşünecektin.” derken bacaklarımın arasına yaklaşan başıyla inleyerek başımı geriye yaslamıştım ki yüksek bir sesle kapıya çarpmam bir olmuştu. Bakışları hızla beni bulurken çatılan kaşlarına bakıyordum. “Kendine zarar vermeyi kes.”

Her konuştuğunda çarpan nefesiyle bedenim titrerken ellerimi ellerinden kurtarmaya çalışmıştım lakin öyle çok titriyorlardı ki o gücü kendimde bulamamıştım. Bedenim o doruk noktasına ulaşmak istiyordu artık.

Tekrardan ayaklanan bedeniyle bakışlarım grilerini bulmuştu ki hızlıca ellerimi bırakarak beni kucağına alması bir olmuştu. Kadınlığım istekle zonklarken başımı boyun girintisine gömerek derince nefesler almaya başladım, delirmek üzereydim. Belki de çoktan delirmiştim, emin olamıyordum.

Girdiğimiz odayla buranın yatak odası olduğunu farketmiştim, zihnimde eski anılar dolanırken dudaklarım yavaşça kıvrılmıştı.

***

"Utanma, karanlıkta değiştirdim. Hiçbir şey görmedim yani."

"Şöyle küçük bir seçenekte vardı hani, uyandırmak gibi!"

"Yeterince geç kaldık, kahvaltı yapıp çıkmamız lazım kuğu."

"Uyandırsaydın o zaman."

"Çok tatlı uyuyordun, kıyamadım."

***

Zihnimde canlanan anlarla dudaklarım kıvrılırken bedenimin yatağa bırakılması bir olmuştu. Bakışlarım onu bulduğunda düğmeleri açmakla bile uğraşmadan iki yana sertçe ayırmasıyla tüm düğmeler koparak etrafa yayılmışlardı. Üstündeki gömleği çıkartıp attıktan sonra gözlerini benden ayırmadan pantolonunu da çıkardığında o da gömleğin kaderini paylaşarak yeri boylamıştı.

Yavaşça üzerime çıkan bedeniyle ellerim titrerken aniden boynumdaki künyeden tutarak başımı kendisine doğru çekmişti.

“Ellerin bana engel olmaya devam edecek mi?” diye sorarken bacaklarımı yavaşça ayırarak arasına girmesiyle kelimeleri bulmaya çalışıyordum.

“Sıra bendeydi.” dedim nefes nefese kalmış bir şekilde. Dudakları kıvrılırken boynumdaki künyeyi saçlarıma dikkat ederek çıkarttığında anlamayan bakışlarla onu izliyordum. Elleri iki yanımda duran ellerimi sıkıca yakalayarak başımın üstünde birleştirdiğinde adeta nefesim kesilmişti. Elindeki künyeyi ustalıkla bileklerime bağladığında bakışlarım onun ve künyem arasında gidip gelmişti.

“Canını acıtırsa söyle. Çok çekiştirme.” derken dudaklarıma küçük bir öpücük bırakırken künyeyi ise yatak başlığının demirine takmıştı. An itibariyle ellerim tamamen kullanım dışı olmuştu.

“Bunu yaptığına inanamıyorum Han.” diyerek ellerimi çekiştirmiştim ki bir eli hızla ellerimi bulduğunda bakışlarım yakınımdaki grilerine dönmüştü.

“Önce senin rahatlığın.” derken dudaklarını sertçe dudaklarıma bastırdığında istemsizce inleyerek karşılık vermeye başlamıştım.

Dudakları dudaklarımı sertçe sömürürken göğüsümü bulan boştaki eliyle dişlerimi alt dudağına geçirmiştim. Bu hareketimle boğazdan gelen hırıltısı duyulurken hareketleri daha da hoyratlaşmıştı. Dudaklarımın içine sızan diliyle aldığım tadı damağıma bulaşırken dilime geçirdiği dişleriyle çığlık atarcasına inlemiştim, acıtmıştı uyuz!

Bacaklarım beline sarılırken ellerimi tekrar çekiştirdiğimde künyenin zinciri derimi çizmeye başlamıştı ki eli tekrardan elimi yakalayarak durdurdu.

“Bir kez daha aynı şeyi tekrar edersem saatlerce sadece tadının keyfini çıkartırım kuğu.” derken dizini sertçe kadınlığıma sürttüğünde inleyerek başımı yastığa yaslamıştım.

“O zaman sende çıkar bunları.” dedim bileğime sarılı künyemi kastederek.

“İstediğimi alırken engel olmaman için küçük bir önlem o, şu an çıkaramam.” diyerek dudaklarıma derince bir öpücük daha kondurduktan sonra yavaşça aşağıya inmeye başladığında istemsizce nefesimi tutmaya başlamıştım. “Bu elbise…kısa giyme demiştim.”

Sözlerinin ardından kumaşın yırtılma sesi odayı doldurduğunda şaşkınlıkla ona bakmayı sürmüştüm, gitmişti güzelim elbise. Ortadan iki ayrılan kumaşın kol kısımlarını da yırtarak belimi hafifçe kaldırıp aldığı kumaş yığınını yere fırlatmıştı.

“Kıyafetine karışmam güzelim ama bir daha şerefsizlerin arasında ki bir görevde böyle bir elbise tercih etme, sonra hepsini diri diri yakmak istiyorum. Görev tehlikeye giriyor.” derken dudaklarını dudaklarıma yaslayarak derin bir nefes almıştı.

“Hiç karışmadın gerçekten.” dedim sırıtarak. Onunda dudakları kıvrılırken bakışları çırılçıplak kalan bedenime dönmüştü. Odaya girmeden önce ışığı yaktığı için aydınlık olan odada bedenimi ayrıntılı bir şekilde görebiliyordu ve bu durum kasıklarımın daha çok sızlamasını sağlamıştı.

Bedenim pekte pürüzsüz sayılmazdı, özellikle de sırtım geçmişin izleriyle doluydu. Onun iyileştirdiği yaralarımla…

Dudaklarını önce omzumun üzerinde ki kurşun yarasının izine bastırdığında derince bir nefes almıştım. Ardından ise yavaşça aşağıya kayarak göğüslerime geldiğinde nefesim boğazımda düğümlenmeye başlamıştı. Bakışları göğüslerimde gezinirken yavaşça kaşları çatılmıştı.

“Kamuflajın içindeyken bu kadar büyük durmuyorlar, neden?” demesiyle her ne kadar gülmek istesemde heyecanım buna engel oluyordu.

“Sarıyorum çünkü.” dedim zor bela ulaştığım sesimle. Bakışları beni bulurken baş parmağını sol göğsümün ucunda gezdirmeye başladığında dişlerim sertçe dudaklarımı bulmuştu.

“Öyle acımaz mı?” diye sorarken diğer eli de diğer göğsüme aynı işlemi yapmaya başladığında benimle oynadığını anlamıştım. Uyuz komutan!

“Sıkı…sarmıyorum.” dedim inlemelerimin arasında.

“Hmm! Ama onlar hiç öyle söylemiyorlar.” derken avuçları tamamen göğüslerimi sardığında başımı arkamdaki yastığa bastırmıştım.

“Han!” İnlemem odanın duvarlarında yankılanırken bakışlarım grileriyle buluşmuştu.

“Söyle karım.” Dudaklarını yanağıma bastırarak tek elini göğsümden çektiğinde yerini hızla dudakları almıştı, sızlanarak ellerimi çekiştirmiştim ki bakışları hızla gözlerimle buluşmuştu.

“Te…terapi, lütfen.” diye mırıldanmamla dudakları kıvrılırken sertçe göğsümü çekiştirmesiyle istemsizce bedenimi ona doğru kaldırmaya başlamıştım. Bir eli diğer göğsümü yoğurmaya devam ederken diğeriyle ise adeta oynuyordu. Zevkten gözlerim kayarken kadınlığıma tek bir dokunuşuyla patlayabilirdim şu anda.

Diğer göğsüme geçtiğinde ona da aynı ilgiyi vermesiyle ıslaklığımın artık bacaklarımdan aktığını hissedebiliyordum, delirmek üzereydim. Zaman kavramını yitiren zihnimle sadece inleyebiliyordum, elim kolum gerçek anlamda bağlanmıştı.

Göğüslerimden ayrılan dudakları yavaşça aşağıya kayarken karnımın üstünde olan ve eğitimden kalan izlere birer birer dudaklarını bastırmıştı, bıkmadan usanmadan. Bir eli hala göğsümü ovarken kasıklarıma inen dudaklarıyla artık alnımda terler birikmişti, boğazım inlemelerimden dolayı kurumuştu.

“Yatak başlığını kavra.” Bedenim benden izinsizce verdiği emri hızla gerçekleştirirken bacaklarımı iki yana ayırmıştı. “Siktir! Beni içine almak için şimdiden hazırsın.” derken parmağını yavaşça kadınlığımda gezdirmesiyle inleyerek kendimi eline bastırmaya çalışmıştım.

“Han! Han, lütfen!” Dudaklarımdan kelimeler kendiliğinden çıkarken saçlarım terden yüzüme yapışmışlardı. Parmağı hala yavaşça ıslaklığımda hareket ederken sıcak nefesini üflemesiyle ellerim sıkıca yatak başlığına sarılmıştı.

“Bir daha gitmeye çalışacak mısın?” diyerek her kelimede nefesini üflemesiyle nerdeyse zevkten ağlayacak konuma gelmiştim.

“Hayır…hayır, yemin ederim gitmeyeceğim. Lütfen!” dediğim esnada aniden içime giren parmağıyla gözlerim açılırken nefesim boğazımda düğümlenmişti. Klitorisime temas eden diliyle gözlerim kayarken bedenim aradığı o hazzı bulmuş olacak ki deli gibi titremeye başlamıştı. İçime yavaşça girip çıkan parmağıyla daha fazla kendimi tutamazken hızlanan diliyle zirve noktasına ulaşmıştım.

Bedenim büyük bir titreme dalgasıyla yatağa düşerken aniden içime giren ikinci parmakla kasıklarım sızlamaya başlamıştı.

“Han!” diye inlememle bakışları beni bulurken parmaklarına alışmam için sakince bekliyordu.

“Bu darlıkla beni alabilmem imkansız güzelim, lütfen biraz rahatlamaya çalış. Söz veriyorum canını yakmayacağım.” diye mırıldanırken çarpan nefesiyle bedenim tekrar gerilirken bir eli yavaşça kasıklarıma masaj yapmaya başlamıştı. Yavaşça hareket etmeye başlayan parmaklarıyla içimdeki varlığına aşılırken bedenim tekrardan o noktaya ulaşmak için delirmeye başlamıştı.

“Han! Hızlı.” diyerek inlediğimde dudakları hala kadınlığımdayken bakışları beni bulmuştu. Gözlerini benden çekmeden parmaklarını hızlandırdığında yaşadığım haz ağlatacak cinstendi, aklımı kaybetmiştim. “Siktir!” Hızlanan parmakları ve diliyle ikinci kez zirveye ulaşırken titreyen bedenim yatağa devrilmişti. İçimden ayrılan parmaklarıyla garip bir boşluk hissederken nefes nefese kalmış bir halde onu izliyordum.

Doğrulup ayaklanırken hızla baksırını çıkartıp tekrardan yatağa yöneldikten sonra dizlerinin üstüne oturmuştu. Bakışlarım istemsizce önünde ki varlığına kaydığında gözlerimin irileşmesine engel olamamıştım, o gerçekten çok büyüktü. Üzerime doğru eğilerek bileğimdeki künyeyi çözmeye başladığında onun içimdeki hissiyatını çoktan düşünmeye başlamıştım, merak etmekten kendimi alıkoyamıyordum.

Çözülen bileklerimle ellerimi yavaşça aşağıya indirirken dudaklarını hafifçe kızarmış bileklerime bastırmıştı. Künyenin zinciri hafifçe iz yapmıştı sadece, canım acımamıştı.

“Şimdi derince bir nefes alıp sakin olmanı istiyorum kuğu…” derken elimi hızla dudaklarına yaslayarak onu yana devirdiğimde kaşları çatılmıştı.

“Sıra bende dedim bulut adam.” Onun konuşmasına izin vermeden hemen önümdeki varlığını avucumun içine aldığımda boğazdan gelen hırıltısı kulağımı doldurmuştu. Bu konular hakkında herhangi bir tecrübem olmasa da Nehir sayesinde kulaktan duyma bir şeyler aklımda kalmıştı, önemli olan dişleri dokundurmamaktı.

“Bunu çok mu istiyorsun?” diyen boğuk sesiyle bakışlarım onu bulurken saçımı yüzümü görebilmesi için diğer tarafıma atmıştım.

“Evet.” diye mırıldanırken ona doğru eğildiğimde sahiden büyüklüğü ürkütücü gözükmüştü bir an.

“Dayanamadığın zamanlarda durmam için bana vur.” derken saçlarımı eline dolayarak yerinden doğrulduğunda bakışlarında ki beklentiyle dilimi yavaşça ona dokundurmuştum. Hırıltı daha yüksek bir sesle yankılanırken onu yavaşça ağzıma almaya başlamıştım ve henüz sadece başı girmesine rağmen ağzımı tamamen açman gerekmişti.

Saçlarımda ki eliyle hafifçe baskı uyguladığında yavaşça alabildiğim kadar aşağıya inmiştim ve bu işlemi nefesim kesilene kadar devam ettikten sonra ellerimde destekleyerek hareket etmeye başlamıştım. İnleyişi kulağımı doldururken saçlarımı kavrayan eli daha da sıkılaşmaya başlamıştı.

“Of! Çok iyisin bebeğim!”

Son kez tekrardan tamamını almıştım ki başımı hızla geriye çekmesiyle her ne kadar saç diplerim acısa da ses etmemiştim, hoşuma gitmişti. Tekrardan yatağa uzanmamı sağladıktan sonra üstümdeki yerini aldığında dudakları sertçe dudaklarıma yaslanmıştı. Bacaklarım kendiliğinden ayrılırken kollarımı sıkıca boynuna dolamıştım.

“Derin bir nefes al ve kendi kasma yavrum.” derken erkekliğini girişime yasladığında dediği gibi dudaklarından derince bir nefes almıştım, dudakları dudaklarıma yaslanırken kendi aniden içime itmesiyle çığlığım dudaklarının arasında can bulurken nefesim kesilmişti. Parmaklarının onun yanında esamesi bile okunmazdı, içimin tamamen dolduğunu hissediyordum.

“Siktir! Çok darsın. Beni nasıl sardığını hissedebiliyor musun?” diye sormasını duymazdan gelerek alışmaya çalışıyordum.

Bir eli az önceki gibi kasıklarımı bulurken yavaşça masaj yapmaya başlamıştı fakat gerginliğini hissetmemek mümkün değildi. Kendini zor tuttuğu anlaşılıyordu. Derince nefesler almaya çalışarak tırnaklarımı tenine geçirdiğimde öylece alışmam için beni beklemişti. Ne kadar zaman geçtiğine emin olmasam da artık içimdeki varlığı acı vermek yerine haz vermeye başlamıştı, kalçalarımı hareket ettirerek ona bastırdığımda mesajı almış olacak ki yavaşça hareket etmeye başlamıştı.

İçime her girişinde inlemem yükselirken odanın duvarlarında yankılanmaya başlamıştı. Gitgide hızlanan bedeniyle başım geriye düşerken ellerim sertçe sırtında gezdiriyordum. Her vuruşunda çığlığım yükselirken artık kendimi tamamen kaybetmiştim, bilinçsiz bir şekilde içimdeki doluluğunu hissediyordum.

“Han!” Çığlığımla eş zamanlı olarak daha çok hızlandığında gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı, bu harika bir histi. “Evet…evet…evet!”

Eli sertçe arkamdaki yatak başlığına yaslanırken dudaklarımı bulan dudaklarıyla daha da çok hızlanmaya başlamıştı, öyle ki yatak bile hızından sallanarak arkadaki duvara sertçe çarpıyordu.

Sona yaklaştığımı hissederek dişlerimi sertçe dudağına geçirdiğimde boğazımdan gelen inlemeyle karışık bir çığlık yükselmişti. Tırnaklarım tenine geçerken içime vurduğu sert darbesiyle ikimizde aynı anda sona ulaşmıştık. Titreyen bedenimle başım geri yastığa düşerken kollarım iki yanıma serilmişti, benim gibi nefes nefese kalmış bedeni üzerime yıkılırken zor bela kaldırdığım kollarımı boynuna dolayarak başına dudaklarımı bastırmıştım.

İçime akan sıcaklığını hala hissederken tedirgin olamayacak kadar yorulmuştum. O esnada çıkan gürültülü sesle ikimizinde bakışları arkaya kaydığında yatak başlığının duvara gömüldüğünü fark etmiştik, çıkan ses ise yataktan ayrılan parçalarının sesi olmalıydı. Gözlerime inanamaz bir şekilde duvardaki oyuklara baktığımda kucağımdan yavaşça doğrulan bedenle bakışlarım onu bulmuştu.

“İyi misin?” derken bakışları bedenimi tararken yavaşça içimden çıktığında küçük bir inleme dudaklarımdan firar etmişti.

“Hiç bu kadar iyi olmamıştım.” diye gülerek dudaklarına öpücük bıraktığımda onunda dudakları kıvrılmıştı.

“Hayatımın ilk ve en iyi deneyimiydi, kesinlikle son olmayacak.” demesiyle kaşlarım havalanırken ona bakakalmıştım. Onun içinde mi ilkti? Sanırım bunu beklemiyordum.

“İlk miydi?” diye sorduğumda dudaklarıma küçük bir öpücük bırakmıştı.

“Aklımda ve ruhumda sen varken başka kadınlara gerek duymadım.” dediğinde kalbim sözleriyle erirken parıldayan grilerine seyre dalmıştım.

“O zaman ikinci deneyim için de yeteri kadar enerjiniz var mı komutanım?” dememle dudakları kıvrılırken burnunu hafifçe burnuma sürtmüştü.

“İşin içinde sen olduğun sürece her zaman asker.” diyerek dudaklarını dudaklarıma yaslamasıyla kıkırdayarak ona karşılık vermiştim.

Hayatımın en mutlu dakikalarını yaşarken ne geçmiş ne de gelecek umrumda değildi. Sadece seansın o müthiş tadını çıkartıyordum…

~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonu…

Bu neydi ayol?!

Canlarım öncelikle nefes almayı unutmayın! Biliyorum Han hepimizin nefesini kesti ama bunu yapmalıyız!!!

Sizce nasıldı o beklenilen terapi?

Peki ya Leyla’m ve bebişi? 🥹

Duygusal bir kelebeğim şu anda…

Sizce Nalan’ın geçmişi nasıldır? Nünü’yle konuşurken bir hüzünlü gibiydi…

Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?

Yardımlarınıza ihtiyacım var…

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

1 yorum