~Bölüm Şarkıları~
Dolu Kadehi Ters Tut~Madem
Duman~Her Şeyi Yak
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenim!!
Nasılsınız? Nasıl gidiyor sınavlar bakalım?
Efsane bir bölümle daha sizlerleyim canlarım, bolca yorumlarınızı bekliyorum!!!
“Sen içime çektim bir nefeste, yüreğim tutuklu göğsüm kafeste. Yanacağız ikimizde ateşte, bir kıvılcım yeter hazırım bak! Aşk için ölmeli aşk o zaman aşk…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…
İyi okumalar :)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~
Hırs, tüm benliğimi ele geçirerek aklımı bulandırıyordu. İntikam ateşi içimde öyle çok harlanıyordu ki zihnim bazı zamanlar amacından şaşıyordu. Hayatımı mahveden o alçaklara günlerini göstermek için, fakat en çokta vatanımı o pisliklerden temizlemek için asker olmuştum ve bu gerçekleşmeden de amacımdan asla caymayacaktım.
Bakışlarım Melike albayın gözlerinde gezinirken omuzlarım daha da fazla gerildi. Birisi bizi, özellikle de beni devre dışı bırakmak istiyordu ama neden? Neden görevde yer almamı istemiyorlardı?
“Komutanım bu görev için sizden izin isteyebilir miyim? Leyla evde yalnız kaldı.” diyen Mecnun’la bakışlarımız ona döndüğünde Melike albay yavaşça başını olumlu anlamda salladı.
“Gidebilirsin Mecnun, yeteri kadar kalabalığız.” derken bakışları bana döndüğünde gözlerinden bir sorun olduğunu anlamak mümkündü, bir problem vardı.
“Sağolun komutanum.” diyerek kapıya yönelen Mecnun son anda durup koluma dokunduğunda bakışlarım Melike albaydan ayrılırken onu bulmuştu. “Kendinuze dikkat edun.” Sözleriyle hafifçe gülümserken elimi elinin üstüne koyarak yavaşça sıktım.
“O iş bizde koçari, sen Leyla’ma dikkat et.” dediğimde o da gülümseyerek son kez bize bakıp odadan ayrıldı. Bakışlarım tekrardan albaya dönerken gülen yüzüm yavaşça solmuştu, aklım bir sorun olduğu düşüncesiyle karmakarışıktı.
“Üsteğmen hariç diğerleri çıkabilir, getirtilen malzemelerle kılık değiştirmeniz lazım. Herkes hazırlansın.” diyen albayla kaşlarım çatılırken öylece durmaya devam ettim, bir sorun olduğunu biliyordum.
“Üsteğmen neden kalıyor komutanım? Bir sorun varsa benimde bilmem icap eder.” derken bana doğru yaklaşan Han hafifçe önüme geçtiğinde Melike albayın bakışları onu bulmuştu.
“İcap etseydi sana da kal derdim yüzbaşı. Herkes işinin başına dedim!” diyerek son cümlesini hepimize hitaben söylediğinde omzumu yavaşça Han’ın omzuna çarptım.
“Emre itaatsizlik yapıyorsun komutan, git artık.” diye ağzımın içinde mırıldandığımda gri bakışları beni bulmuştu. Sakin bir ifadeyle gözlerimi açıp kapatarak kapıyı işaret ettiğimde kaşları hala çatık olsada tek kelime etmeden odadan ayrılmıştı. Diğer herkes de onun peşinden çıktığında bakışlarım albayı buldu, o da gergin gözüküyordu.
“Kısa keseceğim Nüha.” derken bedenini hemen ardında ki koltuğuna bırakmıştı. “Birisi Mirza’yla olan ilişkini üstlere şikayet etmiş.”
Sözleri zihnimin içinde çınlarken kaşlarım derinden çatılmıştı. Kim, neden böyle bir şey yapardı ki?
“Yarbay Kemal Üstündağ bugün buradaydı, bana gelip sizi sordu.” Derince bir nefes alarak devam etti. “Şikayet eden kişi ilişkinizden dolayı mesleğinizi layığıyla yerine getiremediğinizi ve birbirinizi olumsuz etkilediğinizi söylemiş. Bende tüm o sözleri reddedip tam tersine birlikteyken daha güçlü olduğunuzu söyledim fakat sözlerimi ne kadar umursarlar bilemem Nüha.” demesiyle alnımdan vurulmuşa dönmüştüm adeta, birisi arkamızdan atıp tutmuştu ama neden? “Yarbay bu konuyu araştıracağını söyledi, esasında bende bu yüzden görevden uzak kalmanızı istemiştim. Çünkü şu saatten sonra herhangi bir olumsuz görevden siz sorumlu tutulursunuz.”
Odada ölüm sessizliği kol gezerken sözleri kulağımda çınlıyordu. Birisi bizim hakkımızda yalan bir itirafta bulunmuştu ve artık daha çok göze batıyorduk.
“Kim şikayet etmiş bizi?”
“Bilmiyorum Nüha, sorguladım ama henüz öğrenemedim.” derken dirseklerini masaya dayayarak bakışlarını tamamen üzerime odakladı. Gözlerindeki endişenin farkındaydım, korkuyordu. “Bu görevde kazanmama gibi bir lüksünüz artık yok, o adamı bize getirmek zorundasınız. Hem vatanın hemde kalbindeki adam için.”
“Ya aksi olursa?” diye bir soru dudaklarımdan dökülürken kalbim korkuyla sıkışmıştı. Ya gerçekten ilişkimiz konusunda haklılarsa? Albay gözlerini kaçırarak masadaki kağıtları toplamaya başladığında sessizce onu izlemeye devam ettim.
“En kötü ihtimalle birinizin özel kuvvetlerden alınmasını sağlarlar ve bu birisi sen olursun Nüha.” derken bakışları tekrardan beni bulmuştu. “En son ki görevinde yüzünün yayılması senin için büyük bir tehditti ve bunu bir şekilde örtbas edebildik lakin herhangi bir hata daha kabul edilemez.” Elinde topladığı kağıtları, resim ve bilgileri bana uzattığında tam elimi almak için uzatmıştım ki elini geri çekti. “Sana bir şans sunuyorum Nüha, eğer göreve gitmezsen herhangi bir terslik için seni suçlayamazlar fakat eğer gidersen…” kağıtları yavaşça uzattığım elimin üstüne bıraktı. “Başarısızlık gibi bir seçeneğin olamaz, aksi halde seni ben bile kurtaramam.”
Elime koyulan belgelere bakarken derince bir nefes almam gerekmişti, ekibimi bir korkak gibi yalnız mı bırakacaktım?
***
“Bakın siz şu Türk askerine, bir korkak gibi kaçmayı seçti.”
***
Zihnimin içinde yankılanan Han’ın sesiyle bakışlarım tekrardan albayı bulurken elimi yumruk yaparak belgeleri için hapsettim, bir korkak gibi kaçmayacaktım.
“Ben bir Türk askeriyim komutanım, korkup kaçmak kanımızda yoktur. Merak etmeyin, Sadık Uzun en yakın zamanda elinizde olacak.” diyerek kapıya doğru ilerleyip hızla odayı terk ettiğimde derince bir nefes almam gerekmişti.
Bakışlarım hemen karşı duvara yaslanmış Han’a kaydığında gözlerim grileriyle çakıştı, kaşları hala çatık bir şekilde öylece duruyordu. Dudaklarıma küçük bir gülümseme yerleştirerek yanına ilerledim.
“Bakıyorum da benden hiç ayrı kalamıyorsum komutan.” derken hemen önünde durduğumda yaslandığı duvardan ayrılarak dikleşti. Gözleri bedenimi tararken gerilmemek için kendimi kasıyordum.
“Niye odadan çıkarken yüzün düşüktü?” demesiyle beynimde alarm çanları çalmaya başlamıştı. Eğer gerçeği söylersem ağır olay çıkartır, ortalığı birbirine katardı ve şu anda buna hiç gerek yoktu.
“Bir şey yok ya, bu yüzümün gözükmesi konusunu söyledi de albay ona biraz canım sıkıldı.” dediğimde gözleri kısılsa da inanmışa benziyordu, gerçi pekte yalan söylediğim sayılmazdı. Sadece biraz eksik bilgi vermiştim.
“Bana hallolduğunu söylemişti albay, bir sorun mu çıkmış?” diyerek odaya doğru bir adım atmıştı ki hızla önüne geçerek omuzlarına tutundum.
“Bir sorun yok yüzbaşı, sadece bilgi vermek istedi. O kadar.” Bakışları benimle kapı arasında gezinirken çatık kaşları az da olsa yumuşamıştı.
“Bir sıkıntı olmadığına eminsin?” diye soran gözlerle baktığında gülümseyerek başımı olumlu anlamda salladım. Bir sıkıntı olup olmadığını şikayet eden kişiyi öğrendikten sonra anlayacaktık.
“Eminim komutan, hadi gidip şu getirdikleri eşyalara bakalım.” derken elinden tuttuğumda bakışları diğer elimdeki kağıtlara kaymıştı. “Bunlar da az önce albayın gösterdiği bilgiler, sana vermemi istedi.” diyerek kağıtları uzattığımda elime bakmadan alıp ilerlemeye başlamıştı. Uzun parmakları elimi çepeçevre sararken koğuşa doğru adımlıyorduk.
Sessizce yan profilini keserken ne kadar da yakışıklı olduğunu bir kez daha anlamıştım, Yunan tanrılarının gerçek olduğuna dair inancım artmıştı. Keskin yüz hatları pürüzsüz yüzü sayesinde daha da ortaya çıkarken gri ve soğuk bakışları hemen karşısına odaklıydı. Genel bakışı hep soğuktu esasında ve ara sırada olsa onları yumuşatmak oldukça hoşuma gidiyordu, nedensizce şu anda da yumuşatmak istemiştim. Görev öncesi gerginlik olmazdı!
Bakışlarımı etrafta gezdirdiğimde çevremizde kimsenin olmadığını fark etmiştim, herkes bu saatte derste ya da görevde olmalıydı. Gözlerim tekrardan onu bulduğunda diğer elimi de yakınımdaki koluna koyarak ona biraz daha yaklaştım.
“Bulut adam…” diye mırıldanarak ona bakmayı sürdürdüğümde bakışları hafifçe bana dokunmuştu. “Niye çatıldı yine o kaşlar?”
“Çatık değil ki.” demesiyle kaşlarım havalanırken çatık kaşlarına bakmaya devam etmiştim, kabul de etmiyordu uyuz! Neyse yumuşatma görevine devam!
“Peki, kocam ne diyorsa o.” diyerek hafifçe güldüğümde çatık kaşlarının havalandığını farketmiştim.
“Hayırdır, bir şey mi isteyeceksin?” diye sormasıyla gülen yüzüm hızla düşerken gözlerimi devirerek önüme döndüm.
“Sana cilve yapanda kabahat zaten.” derken ellerimi kolundan çekerek ilerleyecektim ki elime sarılı parmakları sıkılaşarak buna izin vermemişti. Beni hızla tekrardan kendine çektikten sonra elimi tuttuğu kolunu omzuma sararak bedenimi kendisine yapıştırdı.
“Şaka yaptım be yavrum.” demesiyle başımdaki beremi çıkartması bir olduğunda sert bakışlarım hızla onu bulmuştu. Ve işte beklediğim griler hemen karşımdaydı, yumuşamışlardı. “Sen kocana cilve mi yapıyorsun bakayım?” derken burnunu hafifçe burnuma sürttüğünde gözlerine dalan zihnim kendine gelebilmişti.
“Yapmıyorum cilve falan, bok yesin kocam.” diyerek elinden kurtulmaya çalışmıştım ki arkamızdan gelen ıslık sesiyle duraksayarak bakışlarımı oraya çevirdim, Nehir ve Barkın sırıtarak bize bakıyorlardı.
“Ohoo! Bunlar şimdiden başlamışlar karı koca konuşmalarına. Hatırlatayım cano daha nişanlısınız, evlilik olmadı.” demesiyle bakışlarımı kaçırmamak için ultra bir çaba sarf etmiştim, haberi olduğu an ağzıma sıçacaktı!
“Olmadığını kim söyledi?” diyen Han’la başım hızla ona dönerken gözlerim irileşmişti. Nehir’in gülen yüzü yavaşça solarken bakışları aynı yavaşlıkta beni buldu.
“Bu ne demek oluyor Nünü?” diye sormasıyla tam Han cevap verecekken hızla parmaklarımın ucuna kalkarak elimi dudaklarına yasladım, başka türlü susacağı yoktu.
“Yok canım, ne evliliği? Resmi nikah yakında olur gözüyle baktığı için öyle diyor.” diyerek masumca gülümsediğimde Barkın kahkaha atmamak için kendini zor tutuyordu.
“Nüha bana laf cambazlığı yapma, resmi nikah diye niye vurguladın?” demesiyle hızla zihnimdeki çarkları çalıştırmaya başlamıştım, sanırım büyük sıçmıştım. O sırada belime sarılan kolla bakışlarım Han’a döndüğünde yavaşça dudaklarının üstüne kapattığım elimi aşağıya indirdi.
“Neyden kaçıyorsun? Zaten eninde sonunda öğrenecek.” dediğinde bakışlarım yüzünde gezinmişti.
“Gazabından beni sen koruyacaksın o zaman yüzbaşı.” diye mırıldandığımda dudakları kıvrılmıştı.
“Başım gözüm üstüne.” demesiyle içim bir hoş olsa da Nehir’in çığlığıyla ambians anında bozulmuştu.
“İmam nikahı mı kıydınız lan?! Hemde bensiz!” Bakışlarım şok içinde kalan Nehir’e döndüğünde ellerini iki yanağına koyarak gözlerini irice açtığını farketmiştim, çok komik duruyordu. Gülmemek için yanağımın içini ısırırken yavaşça geri ayaklarımın üstüne inip bakışlarımı Nehir’e çevirdim.
“Daha fazla günaha girmeyelim dedik Nehoşum, söz nikah şahidim seni yapacağım.” diyerek sırıttığım sırada Nehir derin bir nefes aldığında gözleri irileşen kişi ben olmuştum.
“Siktim belanı Nüha.” diyerek hızla bana doğru atıldığında aynı hızla Han’ın arkasına saklanmıştım.
“Aa ama ne kadar ayıp. Burada can dostun evlenmiş, tebrik edeceğine saldırıyorsun. Kınıyorum seni.” derken Han’ın arkasına biraz daha saklandığımda tam Nehir tekrar atılacaktı ki Barkın hızla belinden yakalayarak durdurdu.
“Kınıyormuş, götümü kını. Benim ne güzel hayallerim vardı, bekarlığa vedanda eğlencenin dibine vuracaktık. Nikahta herkesle dalga geçip eğlenecektik, hayallerimi yıktın Nünü!” diye haykırmasıyla başımı Han’ın omzuna gömerek güldüğümde başının yan dönerek bana bakmaya çalıştığını fark etmiştim.
“Ya Nehoşum sadece küçük bir imam nikahıydı, ben hala bekarım.” dememle Han’ın başı hızla arkaya dönerken tek kaşı tehlikeli bir edayla havalanmıştı.
“Pardon?” demesiyle az önce çırpınan Nehir bile durarak bizi izlemeye başlamıştı.
“Evet, resmiyette hala bekarım.” derken kamuflajın üstündeki soyadımı işaret etmiştim. Hala Ertunç yazıyordu. Bakışları işaret ettiğim yere kısaca dokunduktan sonra tüm bedenini bana çevirdiğinde içimdeki kaçma dürtüsünü zor zaptetmiştim, daha çok sıçmıştım sanırım.
“Şu görevden döner dönmez nikahı kıymayanın ebesinin amına koysunlar Kuğu.” dediğinde tek kaşı havalanan ben olmuştum. Almamız gereken bir intikam varken nikah sonraki meseleydi.
“Önce sen gereken yerlere koy da onu sonra düşünürüz.” diyerek bakışlarımı Nehir’e çevirmemle iki şaşkın bakış beni karşılamıştı.
“Oha! Bu kadarını ben bile beklemiyordum.” diyen Nehir’le kaşlarım çatılırken bakışlarımı teker teker hepsinde gezdirmiştim, ne dedim ki ben şimdi?
Bakışlarım grilerle çakıştığında onunda kaşlarının havalandığını görmüştüm, kesin yanlış bir şey demiştim. Bir saniye, siktir! Gereken yerlere koy derken ben kendimi kastetmemiştim ki!
“Ben öyle demek istemedim.” derken bakışlarım hızla gülmemek için kendilerini zor tutan ikiliye kaymıştı. “Yani koy derken almamız gereken bir intikam var, önce o şerefsizlerin ebesini belleyelim demek istemiştim.” diyerek hızlıca açıklama yaptığımda Han da dahil olmak üzere hepsi kahkaha atmaya başlamıştı.
“Ulan bir an dedim Nüha komutanımda mı sapıttı? Kalbime iniyordu.” diyen Barkın zor bela gülüşünü durduğunda sert bakışlarım onu hedef almıştı. Bugünde milletin maskarası olmuştuk, çok şükür!
“Bir an gerçekten ben bile şaşırdım, iki şok üst üstüne bu bünyeye iyi değil Nünü.” Baygın bakışlarım bu kez de Nehir’e döndüğü sırada ardımızdan açılan koğuşun kapısıyla ortam sessizleşmişti.
“Özgür’üm bunlar bizsiz gülüşüyorlar, bir dışlandık sanki?” diyen Cem’le hızla arkamı dönerek onları umursamadan koğuşa girdim, rezillik kotamı bugün fazlasıyla tamamlamıştım.
“Komutanım bence olay var, çok konuşmayın sonra size patlıyor.” dedi Özgür hafif güler bir sesle.
“Taşşak mı geçtin lan sen şimdi benle?” dedi Cem. Bakışlarım yerdeki paketlere kaydığında yavaşça ilerlemeye başlamıştım.
“Üzerime iyilik sağlık, ağzımı açmadım.” diyen Özgür gülmeye başladığında ani bir patırtı yankılanmıştı, sanırım Cem kafasına vurmuştu.
“Kurt kocayınca köpeklerin maskarası olurmuş işte.” dedi Cem iç çekerek.
“Yaşlandığını kabul etmekte erdemliktir tabi.” diyen Özgür’le kaşlarım havalanırken içten içe şaşırmadan edememiştim, iyi laf sokmuştu.
“Gel lan buraya!” diye haykıran Cem’le Özgür’ün bir anda yanıma gelip beni döndürdükten sonra arkama saklanması bir olmuştu. Bakışlarım hemen karşımda sinirden köpüren Cem’e kayarken ardında sırıtan Han’ı da farketmiştim, hoşuna gitmişti sanırım Cem’in sinirlenmesi.
“Nüha komutanım itin olayım kurtar beni.” diyerek arkama daha çok saklanan Özgür’le dudaklarım kıvrılırken bakışlarımı omzumun üstünden ona çevirdim.
“Lan madem kaçacaktın niye kışkırttın?” dedim gülerek.
“Öylece bir anda ağzımdan çıkıverdi komutanım, isteyerek olmadı ki.” demesiyle gülerek tekrardan önüme döndüm.
“Onun bir iti var zaten, sen gel bana.” diyen Cem’le kaşlarım havalanırken bakışlarım istemsizce grilerle çakışmıştı.
“Aa! Sen Mirza komutanıma it mi dedin?” diyerek abartılı bir şekilde şaşıran Özgür’le bakışlarımı hala grilerden çekememiştim. Öyle bir etkisi vardı ki bulutlarına bir kez baktığınızda sizi tamamen büyülüyordu, ondan başka her şeye kör oluyordunuz.
“Haklı.”
Hareket eden dudaklarından dökülen tek bir kelime zihnimde kasırga etkisi yaratırken öylece bakakalmıştım. Dillere destan olan yüzbaşı Alfa itim olduğunu kabul mü etmişti az önce?!
“Ben dedim oğlum, bir şey biliyoruz da konuşuyoruz.” diyen Cem sırıtarak yana doğru adımladığında bakışları Özgür’deydi. “Tamam la tamam, bir şey yapmayacağım. Kızın arkasından çık yoksa birazdan benden beteri gelecek sikmeye.” demesiyle Özgür hızla ellerini benden çekerek yana doğru kaymıştı. Gözlerinde ki korkuyla Han’a baktığında gülmemek için kendimi kasmıştım, korkmakta hakkı vardı.
O sırada kapıdan içeri ellerinde ki poşetlerle giren Asaf ve Nalan’la bakışlarımız onlara dönmüştü. Ellerinde ki poşetleri diğer poşetlerin yanlarına bıraktıklarında tek kaşım şaşkınlıkla havalanmıştı, gördüğüm kadarıyla kılık değiştirmek için her şey vardı.
“İstihbaratçılardan çorladık.” diyerek sırıtan Nalan’la dudaklarım kıvrılırken belimde hissettiğim parmaklarla bakışlarım hızla yanımda ki bedene kaymıştı, Han ne ara dibime girmişti?!
“Çorlamadık, onlar verdiler.” diyen Asaf’la Nalan’ın sert bakışları onu bulmuştu.
“Tamam, aynı şey işte yürüyen TDK.” diyen Nalan’la kaşlarım çatılırken benimde bakışlarım Asaf’a dönmüştü. Zihnimde yankılanan soruyla kaşlarım daha çok çatılırken düşünmeden edememiştim, acaba şikayet eden kişi Asaf olabilir miydi? Kıskançlığından dolayı yapması en muhtemel kişiydi fakat onun sözü neden bu kadar dikkate alınsın ki? Aklım tamamen karışmıştı.
“Şimdi kılık mı değiştireceğiz?” dedi Cem soran bir sesle.
“Evet ama önce sizi halletsek iyi olacak. Şarkıcı ekibin 7 de orada olması gerek, davetlileri 9’dan sonra almaya başlıyorlar.” diyen Nalan’la bakışlarım ona döndüğünde daha öncesinden planı öğrendiğini anlamıştım, gelmeden önce albayla konuşmuş olmalılardı.
“Hadi, başlayalım o zaman.” diyen Barkın’la işe girişmiştik.
Birkaç saatin ardından erkekler tamamen hazır olurken ufak tefek detayları kalmıştı. Özgür ve Aras garson oldukları için onlar sadece kıyafetleri giyip maske taktıktan sonra çıkmışlardı lakin geri kalanlar için özel bir uğraş gerekiyordu. Sahnede oldukları için hemen göz önünde olacaklardı ve tanınmamaları gerekiyordu.
Han ve Barkın’ın üstünde spor tarzda beyaz gömlekler ve altlarında ise bol siyah bir kot pantolon vardı, gömleklerinin ilk üç düğmesi açıktı ve yapıştırdığımız dövme detayları belli oluyordu. Cem ise diğerlerinden farklı olarak kol kısımları bol olan siyah, geniş ve üzerinde Metallica’nın simgesi olan bir atlet giymişti. Diğerlerinin aksine kollarının ve üst gövdesinin tamamını dövmelerle kaplamıştık.
Saçlarında üçündede benzer olan siyah ve biraz daha uzun peruklar vardı, tutamlar alınlarına dökülüyordu. Esasında yüzlerine de makyaj yapmak istemiştik ama hızlı bir red cevabından sonra pek zorlamamıştık.
“Olum dövmeler çok iyi oldu lan.” diyen Cem’le Han’ın peruğunu son kez düzelterek bakışlarımı ona çevirmiştim, gerçekten dövmeler iri bedenine ayrı bir hava katmıştı. Bakışlarım bu sefer de Barkın’a dönerken onunda gayet karizma olduğunu farketmiştim lakin önümde ki adama bakmaya götüm yemiyordu, kesin çok yakışıklı olmuştu ve ben onu bir sürü kızın içine atacaktım. Acaba şikayet eden kişi haklı olabilir miydi?!
“Haklıydın, önce koymam gereken başka birisi var.” diye mırıldanan sesiyle bakışlarım benden izinsiz onu bulduğunda oturduğu yerden bana baktığını fark etmiştim.
“Onu kastetmediğimi biliyorsun Han.” dediğimde dudakları kıvrılırken elini saçına atarak alnına düşen tutamları geri yatırdıktan sonra yavaşça ayağa kalktı. Dibimde duran bedeniyle bakışlarım onu süzdüğünde inlememek için kendimi zor tutmuştum. Siktir! Harika gözüküyordu!
“Evet ama ben tam olarak onu kastettim.” diyen boğuk sesiyle tenimden bir ürperti geçerken gözlerim yavaşça bedeninde gezindi. Üstünde ki beyaz gömleği ve açık yakasından gözüken sert göğsünün üzerinde ki dövmelerle tamamen bir şaheser gibi gözüküyordu. Yukarı kıvrılmış kollarından gözüken damarlar ise işin cabasıydı. “Böyle bakmaya devam edersen görevi seve seve siktir ederim kuğu.”
Sözleriyle içimdeki bir taraf evet diye çığlık atsa da hızla bakışlarımı kaçırarak ilerdeki lens kutusuna uzandım, içinde renk renk tek kullanımlık lensler vardı. İçinden çok göze batmayan ve siyah olduğunu düşündüğüm bir lensi çıkartarak tekrar ona döndüğümde bakışları elime kaymıştı.
“Gözlerini saklamamız lazım, bende lens takacağım. Bakıldığında akılda kalacak gözlerimiz var.” diyerek elimdeki lensin paketini açtığımda itiraz etmeden az önceki kalktığı yere oturup beni beklemeye başlamıştı.
“Ya ne olurdu şurdan azıcık bir siyah kalem çekseydim Barkın? Tam Rockçı olurdun işte.” diyen Nehir elinde ki kalemle Barkın’a döndüğünde Barkın’ın sert bakışlarından hala itiraz ettiği belli oluyordu. Onları umursamadan elimdeki lensleri yavaşça gözüne taktığımda lenslerin aslında siyah değil de koyu bir yeşil olduğunu farketmiştim, bu göz rengi bir yerden tanıdık geliyordu…
“Ama bunun içinde trip atamazsın be güzelim.” diyen Barkın arkası dönük olan Nehir’e sarıldığında dudaklarım kıvrılmıştı, en olmaz dediğim fakat en tatlı çift olmuşlardı.
“Ay mıç mıç mıç mıç, içim kalktı be. Tamam hepiniz çiftsiniz, anladık.” diye haykıran Nalan elinde ki büyük poşeti alarak kapıya yöneldi. “Yalnızlığımı da alarak sizin koğuşa gidiyorum kızlar, işiniz bitince gelin.” dedikten sonra koğuştan ayrılan Nalan’la gülmeden edememiştim, biraz yalnız bırakmıştık sanırım onu.
“Kız buna da Özgür’ü yapsak ya?” diyen Nehir’le bakışlarım ona döndüğünde bir düşünmeden edememiştim ama yok, Nalan Özgür’ü çiğ çiğ yerdi.
“Nalan Özgür’lük bir kız değil.” diyen Cem’le içten içe ona hak vermiştim. Kaldı ki Özgür’ün kalbinin dolu olduğu her halinden anlaşılıyordu, o hala yaralıydı.
“O zaman Nalan’a başka birini bulmak icap eder. Şöyle uzun boylu, esmer, yiğit bir delikanlı.” demesiyle nedensizce aklımda tek bir isim yankılanmıştı. Hasan… Uzunca bir süredir sesi çıkmıyordu, ne yapıyordu acaba?
“O niyeymiş? Sen esmer mi tercih ederdin?” diyen Barkın’ın tek kaşı havalanırken bakışlarında kıskançlık kol geziyordu.
“Yok bebeğim, ben tercihimi kumral ve ela gözlüden yana kullandım.” diyerek kollarını Barkın’ın boynuna saran Nehir’le Barkın’ın dudakları kıvrılmıştı.
“Az çektirmedin ama o ela gözlüye de neyse.” dedi Barkın gülerek.
“Açma şimdi eski defterleri yoksa zararlı sen çıkarsın taş kafa.” diyen Nehir’le aynı zamanda kapı açıldığında Beril’in ürkek bakışlarını fark etmiştik.
“Gel Beril, müsaitiz.” dediğimde yavaşça içeri girerek arkasından kapıyı kapattı fakat bakışları sadece Cem’e odaklıydı.
“Nasıl olmuşum?” diyerek kendini kasan Cem’le iri kasları biraz daha belli olurken Beril’in dudakları hafifçe aralanmıştı, şaşkınlığı gözlerinden okunuyordu.
“Niye… böyle hazırlandınız ki?” derken arada teklemişti fakat buna rağmen bakışları hala arsızca Cem’i süzüyordu.
“Görev var sarı şeker.” diyen Cem Beril’in belinden tuttuğu gibi kendisine yaslamıştı. “Ben yokken uslu dur, tamam mı?”
“Lan o değil de kim şarkı söyleyecek?” diyen Barkın’la bakışlarımız ona dönmüştü, içlerinden birinin şarkı söylemesi gerekiyordu.
“Maalesef bende ses evde yok ama iyi bateri çalarım.” derken ellerini sanki bateri çalıyormuş gibi havada hareketler yapmıştı.
“Bende gitar çalarım.” diyerek ayağa kalkan Han’da kollarını belime sardığında bakışlarım onu bulmuştu.
“Ee şarkı söyleme işi bana mı kaldı? Neyse hallederiz.” diyen Barkın’la Nehir’in gözler irileşmişti.
“İnsanların kulak sağlığını da bir düşünmemiz lazım aslında sevgilim, yazık şimdi. Boku bokuna kulakları ölmesin.” diyen Nehir’le dudaklarım kıvrılırken başımı yanımdaki adamın göğsüne yaslamıştım. Boynuna kadar uzanan belirsiz şekillerde ki dövmesi ona çok ayrı bir hava katmıştı, gerçekten genç bir üniversite öğrencisini andırıyordu.
“Hadi sizde hazırlanın yavrum.” dediğinde başımı kaldırarak yeşil lenslerin süslediği gözlerine baktım.
“Biz siz gittikten sonra hazırlanacağız, iki saat öyle bekleyemeyiz.” dediğimle kaşları yavaşça çatılırken bakışlarını yüzümde gezdirmeye başlamıştı.
“Tamam, ne giyeceğini göster o zaman.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken tek kaşım imalı bir ifadeyle havalandı.
“O niyeymiş?” Bakışları kısılırken yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
“Kumaş parçası giyip o mekanı ateşe vermemi sağlama kuğu.” Dudaklarım daha çok kıvrılırken parmak ucuna kalkarak kollarımı boynuna sardım.
“Bu bir görev Han ve kendine mukayyet olman lazım, ayrıca ne giyeceğimi bilmiyorum ki. Henüz bakmadım.” dememle belimde ki eli enseme çıkarken beni biraz daha yüzüne yaklaştırmıştı, sıcak nefesi yüzümü yalıyordu.
“Görevde iki santim giyinmeni gerektirecek bir konu yok kuğu. Bakan herkesi sikmemi istemiyorsan biraz daha uzun giy.” dediğinde elim yakasına giderken bu sefer onu kendine çeken taraf ben olmuştum, dudaklarımız arasında santimler kala durduğumda bakışları dudaklarıma kaymıştı.
“Bana görev dışında emir veremezsin komutan.” diye mırıldandığımda sırtımın arkadaki ranzanın demirine yaslanması bir olmuştu. Önüme geçen bedeni beni gizlerken dudaklarını hafifçe dudaklarıma bastırarak kulağıma doğru yol aldı.
“Hele bir giy, o zaman anlarsın emir verip veremeyeceğimi.” Kulağıma çarpan nefesi tenimi ürpertirken kuruyan boğazımı nemlendirmek için derince yutkunmam gerekmişti, bu kadar çabuk etkisi altına alması haksızlıktı!
“Giyeceğim.”
Esasında aklımda öyle bir düşünce yoktu, kapalı bir tulum giymeyi planlamıştım ama işi inada bindirmesi sinirime dokunmuştu. Artık kesinlikle mini giyecektim.
“Giy yavrum ama bu o elbiseyi son kez görüşün olur.” derken geriye çekildiğinde bakışlarım yeşil irislerinde gezinmişti, gri bakışlarını şimdiden özlemiştim.
“Bakacağız artık gülüm.” diyerek dudaklarına hızlıca küçük bir öpücük bıraktığımda yüzü hala gergin dursa da dudakları kıvrılmıştı. O esnada aklıma gelen konuyla kaşlarım çatılırken yakasında ki ellerimi sıkılaştırdım. “Ayrıca o yüzük parmaktan çıkarsa kaçacak delik ararsın Yüzbaşı.”
“O yüzük kalbime bağlı biriciğim, çıktığı an artık yaşamıyorum demektir.” demesiyle dudaklarım istemsizce kıvrılırken erimeden edememiştim. Romantik yanı da ayrı bir hoşuma gidiyordu uyuzun!
“Romantik öküzüm benim.” derken küçük bir öpücük daha bıraktığımda gelen öksürük sesiyle bakışlarım hızla Han’ın arkasına kaymıştı. Siktir! Koğuşun dolu olduğunu tamamen unutmuştum. Bugünde rezilliğe doymuyordum gerçekten!
“Artık gitsek mi? Yoksa Mirza komutan vantuz gibi Nüha komutanıma yapışıp kalacak.” diyen Cem’le geriye çekildiğimde Han’ın sert bakışları Cem’i bulmuştu. “Yani geç kalmayalım diye dedim komutanım, yanlış anlaşılmasın.” diyerek iri cüssesiyle Beril’in arkasına saklanan Cem’le gülmeden edememiştim.
“Boş yapma Türkoğlu, hazırsan çık kapıya bekle.” diyen Han’la Cem hızla asker selamı vermişti.
“Emredersiniz komutanım!” diye haykırdıktan sonra gülen Beril’i de tutup dışarı çıkmıştı. Aslında kolay bir görev olacaktı, Beril’inde bizimle gelmesinde bir sorun görmüyordum.
“Yüzükler parmaktan ayrılmayacak, anlaşıldı mı asker?” diyen Han’la bakışlarım ona döndüğü sırada Barkın’la Nehir de dışarı çıkmışlardı.
“Emredersiniz komutanım.” diyerek hafifçe gülerken bizde kapıya doğru adımlamaya başlamıştık. “Biz gelene kadar kimseye saldırma tamam mı?” derken sırıttığımda koğuştan çıkarak ilerlemeye başlamıştık.
“Söz veremeyeceğim.” demesiyle bakışlarım ona dönerken sessiz geçen bir sürenin ardından bizim koğuşun önüne gelmiştik.
“Unutma, sivil dövmek yok Han.” diye tekrardan hatırlattığımda bakışları hafifçe çevrede gezinmişti. Etrafımızda kimse olmadığı için neye baktığını anlamayarak bende bakmıştım ki dudağıma temas eden dudaklarıyla sebebini anlamıştım. Hızlı ve sert bir öpücüğün ardından alt dudağımı dudaklarının arasına hapsettikten sonra çekiştirerek bıraktığında hafifçe bir inleme dudaklarımdan kaçmıştı.
“Bu görevi sağ salim bitirdikten sonra hediyemi istiyorum.” demesiyle kalbim sertçe göğsümü döverken bakışlarımı gözlerine çıkardım. “Terapiden çok mahrum kaldım, yazık bana.” Dudaklarıma küçük bir öpücük daha bırakıp geri çekildiğinde sırıtmadan edememiştim, kameraların kör noktasında kaldığımız için rahat rahat hareket edebiliyordu tabiki de!
“Onu sonra düşünürüz.” diyerek hafifçe geriye çekildiğimde o da sırıtarak geriye doğru adımlamaya başlamıştı. Kapıya yaklaştığı sırada tam arkasını dönmüştü ki duraksayarak tekrar bana dönüp geri geri ilerlemeye devam etti.
“Ha bu arada bağa gülüm deme, huy yapay!” diye haykırdıktan sonra arkasını dönüp askeriyeden çıktığında gülmeden edememiştim. Şapşiğin tekiydi ya bu adam!
Gülerek arkamda ki koğuşa girdiğimde kızların hepsi bana bakıyordu. Kaşlarım havalanırken yutkunmadan edememiştim, sanırım sıçma zamanı şimdiydi!
“Demek iki arada bir derede imam nikahı kıydın Nüha yenge?” diyen Beril’le yutkunurken düşünmeye başlamıştım. Bu üçlüden kurtulmamın tek yolu sert olmaktı.
“Ben daha nişanlandığını kaldıramadan bir de nikahlandın bilgisi geldi Nünü, bu ne lan?” dedi Nalan kollarını göğsünde bağlayarak.
“Ne ara yaptıklarını biz bile anlamadık ki Nalan’ım, kimi kimsesi yok gibi kaçak köçek nikah kıydırmış hanımefendi.” diyen Nehir’le kaşlarım yavaşça çatılırken omuzlarım dikleşmişti.
“Kendine gel asker! Şu anda amacımız göreve hazırlanmak, şahsi meselelerimiz bu kapının dışında.” derken sertçe arkamda ki kapıya vurduğumda hepsi yerinden zıplamıştı. “O an nikah kıyılması gerekti ve kıyıldı, bokunu çıkartmayın!”
“Emredersiniz komutanım!” diyerek üçü aynı anda haykırdığında bakışlarım Beril’e kitlenmişti.
“Sen niye bağırıyorsun kızım?” diyen Nehir hazırolda bekleyen Beril’i dürttüğünde Beril hiç istifini bozmadan durmaya devam ediyordu.
“Gaza geldim Nehir abla, sus.” diyen Beril’le gözlerimi devirerek yatağın üstüne çıkardıkları kıyafetlere bakmak için ilerledim. Gözüm direk şarap kızılı uzun bir peruğa kayarken uzanıp almıştım, güzel bir renkti. “Komutanım size bir maruzatım olacaktı.” diyen Beril’e göz ucuyla baktığımda bakışlarını kaçırarak hafifçe yutkunmuştu.
“Konuş.” dedim sertçe. O sırada hemen önümde duran siyah mini elbiseyi elime aldığımda içten içe sırıtmadan edememiştim, onun kim olduğunu öğrendiğim günkü elbiseme benziyordu.
“Bende göreve gelebilir miyim?” demesiyle bakışlarım ona dönerken tek kaşım havalanmıştı. Esasında aklımda olan bir durumdu ama bir sivilin hayatını tehlikeye atmak bize çok pahalıya mal olurdu.
“Sivilin görevlere gelmesi yasaktır Beril.” derken bedenimi tamamen ona çevirmiştim.
“Ama Nüha yenge zalımın oğlu çok yakışıklı olmuş, şimdi orada ona bakıp duracaklar. Valla ses etmem, sadece yanınızda olayım yeter.” diyerek dibime girdiğinde bana yavru köpek bakışları atmaya başlamıştı.
“Aslında sizin şu sarı arkadaş gittiği için bir kişilik açığımız var ama karar sende tabi.” diyen Nalan’la bakışlarım ona dönerken düşünmeye başlamıştım. Çok çatışmalı bir görev değildi, ayrıca kılık değiştirdiğimiz içinde sonrası için bir sorun teşkil etmezdi.
“Tamam ama yanımızdan ayrılmak yok Beril, ne dersek yapacaksın.” dediğimde hızla kolları boynuma sarılırken yerinde zıplamaya başlamıştı.
“Canım yengem benim be! Adamın hasısın hası!” diyerek geri çekildikten sonra yüzündeki gülücüklerle eşyalara bakınıyordu.
Dudaklarım hafifçe kıvrılırken hızla üstümü çıkarmaya başladığımda kızlar da hazırlanmaya başlamışlardı. Henüz sabah duş aldığım için o kısmı atlayarak hızla elbisemi üstüme geçirdikten sonra aynaya dönmüştüm, siyah kumaş kalçalarımı ikinci deri misali sararken üst kısmı zaten dolgun olan göğüslerimi sıkarak daha da dolgun göstermişti. Saçlarımı çözüp hızlıca sıkı bir balıksırtı öldükten sonra peruğu başıma geçirip özel yapışkanıyla başımın çevresine yapıştırdım, kızıl bana gerçekten yakışmıştı.
Değişken gözlerim aynadan bana parlarken elime aldığım ve bu sefer renginden emin olduğum siyah lensi gözlerime geçirip makyaja koyulmuştum. Gözlerime buğulu bir göz makyajının ardından tenimi tamamen kapattığımda elim istemsizce kırmızı ruja gitmişti, sanırım bugün birilerini çıldırtmak istiyordum! Esasında bu görevi başarıyla halletmek zorunda olmama rağmen onu kışkırtmak pek akıl karı değildi fakat az önce sinirime çok dokunmuştu. Emir verilmesi hiç hoşuma gitmezdi.
Dudaklarıma güzelce yaydığım bordoya yakın bir kırmızı rujla tamamen hazırdım, bambaşka biri olmuştum. Ayaklarıma da siyah topuklu ayakkabıları geçirmek için arkamı döndüğümde kızlarında hazır olduklarını fark etmiştim.
Beril taktığı siyah küt saçlı ve kahküllü perukla kendini tamamen gizlemişti, üzerine giydiği siyah ve benimkinden daha uzun duran elbisesiyle de oldukça şık olmuştu.
Nehir ise kendini esmer yapmayı tercih etmişti, saçlarına kahve ve kendi saçından daha uzun bir peruk takmıştı. Tenini de bronzlaştırmasıyla sahiden bir esmer güzeli olmuştu, üzerinde ki bordo elbiseyle de teni uyum içindeydi. Yakışmıştı.
Nalan da kıvırcık ve siyah olan bir peruk takmıştı, bonus kafadan halliceydi. Üzerinde ki uzun elbisenin iki yanında da iddialı yırtmaçları vardı, ayrıca uzunca bir göğüs dekoltesiyle de işi iyice abartmıştı ama yakışmıştı. Güzel bir fiziği vardı. Gözlerine taktığı mavi lenslerle gözlerim çakıştığında sırıtarak göz kırpıp etrafında döndü.
“Nasıl olmuşum bacım?” demesiyle sırıtarak onlara doğru bir adım attım.
“Yakıyorsun.” diyerek göz kırptığımda elleri hızla bedenini sarmıştı.
“Evlisin sen, sus ve bana umut verme güzellik.” derken ağlıyormuş gibi burnunu çektiğinde hemen önümde duran yastığı gülerek ona fırlatmıştım, şebeğin tekiydi.
“Nüha yenge iznin olursa oha demek istiyorum.” diyen Beril’le bakışlarım ona döndüğünde beni süzdüğünü fark etmiştim. “Çok seksi olmuşsun!”
“Nünü sen bu kızıl peruğu kap evine götür, bazı anlarda kullanırsın. Olay olmuşsun kızım!” diyerek kıçıma şaplak atmaya çalışan Nehir’in elini havada yakaladıktan sonra ona sert bir bakış attığımda gülerek elini geri çekmişti.
“Enişte seni çok fena sikecek Nünü.” diyen Nalan’la ona döndüğümde tek kaşım havalanmıştı. “Mecaz anlamda değil ama gerçekten sikecek, aşırı seksisin bacım. Dua edelim de görevde başkaları da sikmek istemesin.”
“Dilinin kemiği olsun biraz Nalan.” dedim sertçe gözlerimi belerterek. Aklına geldiği gibi konuşuyordu.
“O niyeymiş? Çoluk çocuk mu var aramızda?” diyerek ayakkabısını giymeye başladığında bende uzanarak topukluları ayağıma geçirdim.
“Çocuk yok diye her boku konuşalım mı Nalan?” dememle bakışları bana dönmüştü.
“Evet.” demesiyle gözlerimi devirerek kapıya ilerlemeye başlamıştım, bununla uğraşılmazdı. “Ama şimdi benim aklıma takıldı, enişte seni sikti mi?”
“Öh ama Nalan, bir dur be kızım.” dedi Nehir gülerek.
“Yok daha sikmemiş, belli.” diyen Nalan’la bakışlarım arkaya döndüğünde masumca sırıtmaya başlamıştı.
“Nalan abla bari sevişmek falan de, bu ne böyle dümdüz.” diyerek gülen Beril’de yanımıza geldiğinde dışarı doğru adımlamaya başlamıştık.
“Yahu kızım işin aslı sikiş değil mi zaten? Başka lakaplara ne gerek var? İyice kibarcık olmuşsunuz sizde canım.” derken hızla yanımızdan geçerek kapıya doğru ilerleyen Nalan’la başına bir tane geçirdiğimde hızla duraksayarak arkasını dönüp bana bakmıştı.
“Boş boş konuşmada yürü, azdın iyice sen.” dediğimde sırıtarak koluma girmişti.
“He vallah yanıyom komitan, bana bir koca lazımdır.” diyen Nalan’la hepimiz gülmeye başladığımızda sonunda bahçeye çıkmıştık. İleride bizi bekleyen Melike albayı farkettiğimizde gülüşlerimiz solarken ciddileşerek albaya doğru ilerledik.
“Sivilin yanınızda ne işi var üsteğmen?” diyen Melike albayla hepimiz sıralandığımızda Beril hemen yanımda durmuştu.
“Bir kişinin daha gelmesi görev açısından iyi olur diye düşündük albayım, bütün sorumluluğunu ben üstleneceğim.” dememle albayın kaşları çatılmıştı.
“Yeteri kadar sorumluluğun yokmuş gibi bir de sivil mi koruyacaksın asker?” demesiyle omuzlarım gerilirken bakışlarım hemen karşımda ki gözlerine kitlenmişti.
“Evelallah hepsini yapacak güce sahibim komutanım, gerekirse hem sivili korur hemde tek başıma size adamı getirebilirim.” derken sesimden bile güç akıyordu. Bir Türk askeri korkmazdı!
“O görev başarısız olursa sonuçlarının ne olacağını biliyorsun üsteğmen, ona göre hareket et.” dedikten sonra bakışlarını hepimizde gezdirmişti. “Yolunuz açık olsun İnfirat, bana o şerefsizi getirmeden dönmeyin.” diyerek geriye çekildiğinde hepimiz selam vermiştik.
“EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!” diye hepimiz haykırdıktan sonra bahçede duran Nehir’in arabasına ilerlemiştik. Hepimiz binerken arka koltukta duran çantayı kucağıma çektim. Arabayı Nehir kullanıyordu ve Nalan da öne oturmuştu, Beril ise hemen yanımdaydı.
Kucağımda ki mühimmat çantasını açarak çıkardığım çakıyı göğüslerimin arasına sakladıktan sonra iki tane de kızlara uzatmıştım. Nehir ayağında ki çizmesine sıkıştırırken Nalan ise bacağında ki kayışa sıkıştırmıştı. Elimi tekrardan çantaya atıp küçük bir glock çıkardığımda koğuştan çıkmadan önce son anda aldığım siyah çantama atmıştım.
Çantayı geri kızlara uzatırken içinden bir tane daha glock alıp Beril’e uzattım. Bakışları elime düşerken ikiletmeden alıp elbisesini kaldırdığında bacağında takılı olan kayışı fark etmiştim, içine bıçak sıkıştırmıştı ve hemen yanına ise verdiğim silahı sıkıştırdı.
“Asker kardeşi ve asker manitasıyım ben, boş gezmeyiz.” diyerek göz kırptığında içimden bir helal olsun çekmiştim. Her zaman dediğim esaslı kızdı Beril.
Diğerleri de silahları aldıktan sonra çantayı tekrardan arkaya bırakmıştık, o sırada Nalan’ın uzattığı kağıtlarla bakışlarım ona dönmüştü.
“Şunu yapsana koluna Nünü, tarzına yakışır.”
Elindeki dövmelere baktığımda sıratarak elinden almıştım. Suyla tene sabitlenen ve bir süre sonra çıkan dövmelerdendi, erkeklere de bunlardan yapmıştık. Elimdeki desteye bakarken içlerinden bir figür hoşuma gitmişti, uzunca bir yılan dövmesiydi. Koluma kaplayıp üstünü ıslak mendille güzelce ıslattıktan sonra bıraktığı figüre hayran olmuştum, sanki koluma bir yılan sarılmış gibiydi. Asker olmasaydım kesinlikle dövme işini düşünebilirdim.
“Vay, güzel oldu.” diyen Beril’e gülümserken arkama yaslanmıştım ki titreyen telefonla hızla elime alıp gelen mesaja baktım.
Bulut adam🩶: Çıktınız mı yavrum? (20.42)
Nüha: Çıktık 10 dakikaya orada oluruz
Bulut adam🩶: Bakim sana :)
Nüha: Gelince görürsün bebeğim 💋
Son mesajı yazdıktan sonra telefonu tekrardan çantama koyduğumda ardı ardına mesajlar gelmeye başlamıştı, sırıtarak cama dönüp geçen yolu izlemeye başladım. Biraz da onun burnu sürtsündü!
Kısa bir sürenin ardından duran arabayla hepimiz gizli kulaklıkları takarak aşağı inmiştik. Beril kolumdan bir saniye ayrılmazken bakışlarımı etrafta gezdirdim. Bir sokak arasında kalan güzel bir mekana benziyordu, içeriden gelen müzik sesini duyabiliyorduk. Kapının önünde ki iki korumaya bakışlarım kaydığında çantamdan Melike albayın belgelerle birlikte verdiği davetiyeyi çıkartıp adamlara uzattım.
Elimden davetiyeyi alan adamın dudakları kıvrılırken bakışları acelesizce bizi süzmüştü.
“Buyrun Alev hanım, geçebilirsiniz.” diyen adam sırıtarak kenara çekildiğinde bakışları bedenimdeydi. Bugünlük ismim Alev’di, görünüşüme yakışmıştı bence. Tam yanından geçerken koluma dokunan parmaklarla duraksayarak tekrardan adama baktım. “Adının hakkını veriyorsun güzellik.”
“Dikkat et de çok yanma.” diyerek sertçe kolumu geri çektikten sonra içeri adımlayıp kızlara yetişmiştim.
“İyi ki seninki görmedi he, katliam çıkardı şimdi.” diyen Nalan’a ters bakış attıktan sonra mekanın içinde ilerlemeye başlamıştık. Kırmızı ışıklarla donanmış dar koridorun sonuna geldiğimizde bizi kocaman bir kapı karşılaşmıştı, aralayarak yavaşça içeri girdiğimizde yüksek sesli müzik adeta içimde çalmaya başlamıştı.
Yüzümün büzüşmemesine dikkat ederek içeri girdiğimizde etrafın oldukça kalabalık olduğunu fark etmiştim, oysaki saat yeni dokuz olmuştu. Demek Ki baya sevilen bir mekandaydık. Boş bir masaya geçerek bakışlarımı çevrede gezdirdiğimde hemen ilerdeki sahneye gözüm takılmıştı, bizimkiler oradaydı.
Bakışlarımı kızlara çevirerek işaret verdiğimde hepimiz kulaklıkları aktifleştirmiştik, erkeklerin kulaklıklarıyla bağlantı halindeydik. Tekrar sahneye döndüğümde elinde tuttuğu elektro gitarla çevreye bakındığını görmüştüm, lanet olsun ki çok iyi gözüküyordu. Gömleğinin bir düğmesini daha açmıştı ve sıkı göğsü gözler önündeydi. Dövmeli teninde ki hafif parlaklığa bakılırsa terlemişti, kasıklarım sızlıyordu!
“O düğmeler fazla mı açılmış?” diyerek kızlara bakıp konuşmuştum fakat odağım kulaklıktaydı.
“Nerdesin kuğu?” diyen boğuk sesiyle bakışlarım tekrardan sahneye döndüğünde inatla etrafı taradığını fark etmiştim.
“Tanımadığına göre iyi saklanmışız demektir.” dediğimde kaşları çatılırken bakmaya devam ediyordu. Tam konuşacaktı ki yandan gelen bir adamla bakışları oraya kaymıştı.
“Şarkıya başlayın artık, ne bekliyorsunuz? Davetiye mi?” diyen adamın sinir bozucu sesi kulağımda yankılanırken Han adama doğru bir adım atmıştı ki adam hızla geriye çekildi, gözlerindeki korkuyu buradan bile görebiliyordum. Adam götün götün arka tarafta ki bir odaya girdiğinde sırıtmadan edememiştim, sadece bakışlarıyla bile altına sıçırtmıştı.
“Amına koduğumun piçi.” diye dişlerinin arasında mırıldanırken bakışları tekrardan çevreye dönmüştü. “Kokunu alabilseydim bulmam sadece saniyelerimi alırdı kuğu ama şu anda söylemen gerekiyor.” demesiyle sırıtarak ona bakmaya devam etmiştim. Şahsi K9’a sahiptim, aman ne güzel!
“Şarkıya başlayın, beğenirsem söylerim belki.” dediğim sırada bakışları hemen gözlerimle çakışınca duraksamıştı. Gözleri kısılırken bakışlarını benden ayırmadan gitarın kemerini omuzlarına geçirdi.
“O Asaf götü sana bakmaya devam ederse sikerim belasını.” demesiyle kaşlarım çatılırken hızla yan tarafıma baktığımda Asaf’ın bar tezgahına yaslanarak bana baktığını fark etmiştim, ifşa etmişti yerimi göt!
“Sen göreve odaklan Bulut adam, lütfen.” diyerek tekrardan sahneye döndüğümde dudaklarının hafifçe kıvrılmış olduğunu farketmiştim. Hassiktir! Kim olduğumu anlamak için rol yapmıştı ve bende yutmuştum.
“Kızıl çok yakışmış bebeğim.” diye mırıldanmasıyla dudaklarım kıvrılırken ona bakmayı sürdürmüştüm. “İlk ve son kez biriciğim, iyi izle.” derken kulaklığını kapattığında kaşlarım çatılmıştı. Hızla arkasına dönüp bateride ki Cem’e ve hemen yanında gitarıyla bekleyen Barkın’a bir şeyler söyledikten sonra önüne dönüp mikrofonu kendisine çekti. Siktir kere siktir! Şarkıyı o mu söyleyecekti?!
Kalbim heyecanla kasılırken yanımdaki Beril’i tutup sahneye daha yakın olan boş bir masaya geçtim, bu anı kaçıramazdım. Zaten gördüğüm kadarıyla Sadık iti de henüz gelmemişti, şu anlık boştuk. Bakışları sahneye iki metre uzaklıkta ki bana kaydığında dudakları hafifçe kıvrılmıştı ve bu hareketiyle yanımda ki kızların çığlık attığını işitmiştim. Umursamamaya çalışarak izlemeye devam ettim.
Bakışlarını benden ayırmadan elindeki penayı gitara çarptığında mekan suspus olmuş, onu bekliyorlardı. Çalmaya başlamasıyla tek kaşım havalanırken dudaklarımda şaşkınlıktan aralanmıştı, çok iyi çalıyordu. Bir süre Han solo çaldıktan sonra Cem hızla bateriyle şarkıya girmişti ve Barkın da eşlik etmeye başlamıştı. Bu şarkıyı biliyordum…
Dolu kadehi ters tut grubunun bir şarkısıydı, Madem…
“Simsiyah bi' gecede yalnızdın, aydan bile beyaz.
Seni ilk gördüğümde dedim, bu kız lütfen biraz benim olabilir mi? Dedim olabilir, sordum olabilir mi? Dedin olabilir. Kıskananlar oldu, üzülenler oldu, delirenler oldu. Dedim olabilir.”
Dudaklarım şok içinde aralanırken kulaklarıma inanamıyordum, sesi tüyleri diken diken edecek kadar güzeldi. Bu zamana kadar dinlediğim bütün sanatçılar yanında solda sıfır kalırdı, bu zamana kadar nasıl saklardı benden bunu?! Sözlerin sonuna doğru sert bakışları Asaf’a kayarken mikrofona biraz daha yaklaşmıştı, sanki ima eder gibiydi.
“Of, bu ne güzellik, be hatun! El âlemin gözünden seni sakınmaktan yoruldum.”
Bakışları tekrar bana dönerken gözleri beni süzüyordu. Dudakları kıvrılırken mikrofona biraz daha yaklaşıp nakaratı söylemeye başladı.
“Madem seni çok istiyo'lardı, öylece ortaya koymasalardı. Aldım bi' kere, geri vermiy'ce'm. Âşığım, mutluyum, vazgeçmiy'ce’m.
Madem seni çok istiyo'lardı, öylece ortaya koymasalardı. Aldım bi' kere, geri vermiy'ce'm. Kim ne derse desin, bana ne diy'ce'm.”
Sesi adeta kalbimde çınlarken bakışlarımı ondan ayıramıyordum, hayatımda gördüğüm en güzel şaheser olabilirdi.
“Birisi beni tutsun, yoksa bayılacağım.” diyen Beril’le odaklanarak bateri çalan Cem’in gözleri hızla açılırken bakışları hemen yanımdaki kızı bulmuştu. Elleri hala çalmaya devam ederken kaşları çatılmış bir şekilde sanki Beril’in neden burada olduğunu anlamaya çalışıyordu.
“Akşama halvet var.” diyen Nehir’le ise Barkın’ın dudakları kıvrılırken bakışları Nehir’deydi.
Gariptir ki tek ses etmeyen kişi Nalan’dı, tuhafıma giden olayla zor bela bakışlarımı Han’dan alıp ona çevirdiğimde bar tarafına kitlendiğini fark etmiştim, gözlerim baktığı yönü izlediğinde gördüğüm suretle kaşlarım çatıldı. Hasan bar tezgahına yaslanmış bir şekilde Nalan’a bakıyordu, bunun ne işi vardı burada?!
“Hedef saat on yönünde.” diyen Özgür’le bakışlarım söylediği tarafa döndüğünde Sadık’ın localardan birine oturduğunu görmüştüm, bakışları ise mekandaydı.
“Seni or'da görenler mi olmuş? Onla olduğunu duyanlar mı olmuş? Başımıza ne geldiyse güzelliğinden, düşemedik bi' milletin dilinden!
Seni or'da görenler mi olmuş? Onla olduğunu duyanlar mı olmuş? Başımıza ne geldiyse güzelliğinden, düşemedik bi' milletin dilinden!
“Of, of, bu ne güzellik, be hatun! El âlemin dilinden seni sakınmaktan yoruldum.”
Şarkıya devam eden Han’la bakışlarım ona döndüğünde Sadık’ı çoktan fark ettiğini anlamıştım, bakışları üzerindeydi. Gözleri tekrar bana döndüğünde kaş işaretiyle bar tarafını işaret etmemle bakışları oraya dönmeden hafifçe başını sallamıştı, görmüştü bile.
“Madem seni çok istiyorlardı, öylece ortaya koymasalardı. Aldım bi' kere, geri vermiy'ce'm. Âşığım, mutluyum, vazgeçmiy'ce'm.
Madem seni çok istiyo'lardı, öylece ortaya koymasalardı. Aldım bi' kere, geri vermiy'ce'm. Kim ne derse desin, bana ne, diy'ce'm.”
Yandan Beril’in dürtmesiyle bakışlarım tekrar masaya döndüğünde Nalan’ın kaş göz yaparak adamı gösterdiğini fark etmiştim, bakışlarım adama döndüğü anda göz göze gelmemiz bir olmuştu. Dudaklarında ki iğrenç sırıtışıyla bana bakan Sadık’la tek kaşım havalanırken içimden bildiğim tüm küfürleri ediyordum, dikkatini çeken kişi ben olmuştum.
Kızların da yüzleri gerilirken temkinli ifadelerle bana bakıyorlardı, bu görevi almak zorundaydım. Başka çarem yoktu. Adamdan bakışlarımı almadan hafifçe gülümsediğimde oda gülümseyerek beni süzmeye başlamıştı. Şarkı devam ederken sesinin git gide boğaza kaydığını fark etmiştim, sinirleniyordu.
Hemen ardından yüksek bir ses mekana yayıldığında bakışlarım tekrar sahneye dönmüştü ki gitarın telini kopardığını görmüştüm fakat gözleri sadece bendeydi.
Dudaklarımı oynatarak konuştuğumda bakışları dudaklarıma düşerken bedeninin gerginliği buradan bile belli oluyordu.
“Sakin ol, sadece görev.” dedim dudaklarımı hareket ettirerek. Bakışları tekrar gözlerime çıkarken boynunda ki gitarı çıkardığında pena olan elini keser gibi boynunda gezdirdi. ‘Öldürürüm.’ demek istiyordu. Başımı olumlu anlamda salladığımda ters bir durumda öldürebileceği garantisini vermiştim.
Derince bir nefes alıp tekrar adama döndüğümde bakışlarının hala bende olduğunu görmüştüm, sırıtarak önümdeki boş bardağı salladığımda bana ayak uydurarak elindeki tahminimce votka dolu olan bardağı sallamıştı. Bakışlarımı gülerek ondan ayırdıktan sonra bara doğru adımladığımda bu görevi hemen bitirmek istiyordum.
Barmen bana dönerken tam sıratacakken bakışları arkamda ki bi yere kaymıştı, dudaklarında iğrenç bir gülümseme yer alırken hafifçe bana doğru yaklaştı.
“Sıradaki ben olmak isterim güzelim.” demesiyle kaşlarım çatılırken sert bakışlarımı ona yönelttiğimde derince yutkunarak tekrardan geriye çekilmişti.
“Selam güzel hanımefendi.” diyerek yanımda dikilen Sadık’la dudaklarıma aptal bir gülümseme yerleştirerek ona döndüm. “Adınızı bu size tutkun olan adama bahşeder misiniz?” demesiyle midem bulansa da belli etmeden sırıtmaya devam etmiştim.
“Alev.” dedim seksi olduğunu düşündüğüm sesimle. Gereksiz odaklı olan bakışları beni süzdüğünde kafasının ayık olmadığını fark etmiştim, ot çekmişti. Tahminimce kırklı yaşlarında cılız bir şerefsizdi, boyu benden bile kısaydı.
“Adınızın hakkını verdiğinizi söyleyebilirim, yaktınız beni.” dediğinde tek kaşım havalanırken tam konuşacakken üzerimize düşen gölgeyle bakışlarımı çevirdiğimde ürkütücü bakışlarla karşılaşmıştım. Han, hayır!
“Nush ile uslanmayanı etmeli tekdir; tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir.” demesiyle gözlerim açılırken bakışlarım hızla bizimkilere kaymıştı ki hepsinin sadece izlediğini görmüştüm, hay lanet!
“Ne diyorsun birade…” demesine kalmadan yüzüne inen yumrukla fukara sümüğü gibi yere yapışmıştı. Saçımı başımı yolmama ramak kalmıştı! Tam tekrardan adama atılacakken hızla önüne geçerek omuzlarından ittim.
“Ne yaptığını sanıyorsun be manyak!” diye haykırdığımda sert bakışları beni bulduğunda tüm bedeni titremeye başlamıştı.
“O şekeri bana vermek zorunda, dayanamıyorum.” derken titreyen elleriyle yakasını çekiştirdiğinde sanki bir uyuşturu krizinde gibi davrandığını farketmiştim, iyi kıvırmıştı. “O şeker benim olmalı!” diye haykırırken bakışları beni süzdüğünde yüzüme sahte bir korku dolu ifade yerleştirerek geriye doğru bir adım attım.
“İşine bak ruh hastası, burada mal falan yok.” diyerek incelttiğim sesimle konuşurken arkamı dönüp zor bela ayaklanan adama yöneldim. “İyi misiniz beyefendi? Arabamda buz olacaktı, hemen koyalım da şişmesin.” dediğimde bakışları bana dönerken tuttuğu çenesiyle başını hızlıca olumlu anlamda sallamıştı. Koduğumun şerefsizi!
Koluna girerek çıkışa yöneldiğimizde Han hala arkamızdan bağırmaya devam ediyordu.
“O şekeri istiyorum! Bu gece almadan bırakmayacağım!” Sesinde imamı vardı yoksa rol için mi diyordu anlamıyordum ama bir bakıma yaptığı iyi olmuştu, çabasız bir şekilde dışarı çıkarmıştım.
“İşte hep bu manyaklarla uğraşıyorum, satıcı olmakta zor.” demesiyle bakışlarım ona dönerken mekanın arkasına doğru yürütmeye başlamıştım. “İstersen bu iyiliğine karşılık sana küçük bir indirim yapabilirim güzelim.”
“Ah gerçekten mi? Bu beni çok mutlu eder.” diye sırıttığımda bakışları yüzümde geziniyordu.
“Tabiki ama öncesinde dilini nasıl kullandığın önemli, belki bedava bile alabilirsin.” demesiyle tüm bedenim gerilirken ilerdeki arabaya doğru ilerlemiştik. Mekanın arka sokağında ki sessiz kısımdaydık, sessiz ve ıssız. “Beni adın gibi yak kavur Alev.”
“Yakacağım şekerim ama yalnız olacağız değil mi? Korumalarının izlemesini istemem.” diyerek arabanın yanına geldiğimizde durdum.
“Korumalar mekanda bebeğim, bu gece onlar izinli olurlar. Zaten lider olacak puşt ebemizi sikiyor, en azından bir gün rahatlasınlar değil mi?” dediğinde bakışlarım onu bulmuştu. Tarçın kokulu pezevenkten bahsediyordu.
“Liderini pek sevmiyor gibisin, aman duymasın.” dediğimde sırıtarak bana doğru bir adım atmıştı ki hızla geriye kaçarak elinden kurtuldum.
“Dağın başındaki yerinde saklanıyordur o sikik, sen şimdi boşver onu. Babacığına gel.” diyerek tam bana doğru bir adım atmıştı ki yumruğum sol yanağına sertçe çarptı.
“Önce sıra bende.” derken sırıttığımda adamın gözleri açılırken geriye doğru kaçmıştı ki Han’ın bedenine sertçe çarparak yere yapışmıştı. Bakışlarım kanlı gömleğine kaydığında kaşlarım çatılırken arkadan gelen ekipteki herkesin sırıttığını farketmiştim, ne olmuştu lan ben çıktıktan sonra?
Adamın ensesinden tuttuğu gibi kaldırdığında bakışlarını yakından gözlerine dikmişti.
“O şeker sadece benim seni götveren.” dedikten sonra yumruğunu öyle sertçe adama geçirmişti ki yere yapışan adam bir daha kalkamamıştı, tek yumrukta bayılttı!
“İçerisi mahşer yeri gibi, hemen tüyelim.” diyen Nalan arabaya geçtiğinde kaşlarım çatılırken ona bakmaya devam ediyordum ki kolumdan sertçe çekilmemle bedenim Han’ın bedenine çarparak durmuştu.
“Yaralı mısın?” dedim gözlerim ve ellerim hızla bedenini tararken.
“O değil de içeride ki birkaç kişi oldukça yaralı, barmen de bunlara dahil.” diyen Cem sırıtarak Beril’e sarılıyordu.
“Sen sivil mi dövdün Han?” diye sertçe Han’a dönmemle parmakları sıkıca çenemi yakalamıştı.
“Tek kelime daha edersen içindeki bütün puştlarla beraber mekanı aleve veririm kuğu.” diyen boğuk sesiyle çenemi kapatmaya karar vermiştim, çok sinirliydi.
“Seve seve yardım ederim.” diyen Barkın’a bakışlarım kaydığında onunda gömleğinde kırmızı lekeler olduğunu görmüştüm, içeride baya eğlenmişlerdi sanırım.
Çenemdeki parmakları sıkılaşırken yüzümü tekrardan kendisine çevirdiğinde dudakları birkaç santim ötemdeydi. Hızla alıp verdiği solukları tenimi yalarken nefesimi kesiyordu.
“Şu orospu çocuğunu teslim ettikten sonra seni elimden kimse alamaz kuğu, söz verdiğin terapiyi istiyorum.”
Sözleri ruhumda kasırgalar yaratırken kesinlikle adımın hakkını şimdi hissediyordum, alev almak üzereydim…
~~~~~~~~~~~
Veee bölüm sonu…
O neydi gız?! Soluk soluğa yazdığım bir bölüm daha oldu!
Şarkı söyleyen Mirza mı?
Aman aman nerelere geldik!!!
Sizce bölüm nasıldı?
Nalan ve Hasan mı? Yoksa Nalan ve Özgür mü?
Düşüncelerinizi merak ediyorum. :))
Baterist Cem’e de bir yükselmedim değil hani!!!
Bakalım diğer bölüm bizi neler bekliyor. :))))
Bu arada isterseniz bölümü atmadan bir gün önce instagram ve TikTok hesaplarımdan size alıntı atabilirim, ister misiniz???
Beğeni ve yorumları da unutmayalım lütfen olur mu?
Yardımlarınıza ihtiyacım var…
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Ayrıca hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️
