İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 23 · 22 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 23

22. İMKANSIZ

~Bölüm Şarkıları~

Aşkın Sarhoşluğu~Canozan & Deniz Tekin

Giderdi Hoşuma~Yaşlı adam

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimm!!!

Çıtır çerez tatlı bir bölümle daha karşınızdayım ve sanırım aksiyonlu sahnelerimize son birkaç bölüm kaldı. Bence bu tatlı bölümlerin tadını çıkarım, küçük bir uyarı sadece… :))

“Sanki bir anlık durdu karanlık… Aşkın bu sarhoşluğu, nolur içimdeki boşluğu doldur…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum…

Beğeni ve yorumları unutmayalım lütfen kuğularım.💋

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~

Kördüğümle birbirine bağlanan ruhları andırıyordu bana aşk, açılması imkansız olan bir ip misali. Gözleriniz ondan başkasına kör, kulağınız duymaz oluyordu. Lakin her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi aşkın da acı bir yanı vardı, ayrılık…

Bir kez bu acıyı tattığınızda ne kadar mutlu olursanız olun zihninizin bir köşesinde hep o acı baki kalıyordu, acaba diye düşünmekten kendinizi alıkoyamıyordunuz. Acaba yine aynı acıyı tadar mıyım? Bu öyle bir zehirdi ki sizi içten içe yok edebilecek kadar güçlü fakat aynı zamanda da zihninizi ayık tutabilecek kadar vefakardı. Ondan ayrı kalmayı düşünmek bile ölüm gibi hissettirirken gerçek olmasını asla istemediğim bir kabustu benim için, umarım sonsuza dek gerçek olmazdı…

Karşımda Mecnun’la tavla oynayan Han’ı izlerken zihnimden tam olarak bunlar geçiyordu. Mutlu olduğum her an korku ruhumu kasıp kavuruyordu ve ben bu histen ölesiye nefret ediyordum.

“Zar tutiysun ula, ben inanmayrum sağa.” diye bağıran Mecnun’un sesi düşüncelerime ara vermemi sağlarken onlara tekrardan odaklanabilmiştim. O fadime’yi haşat etmemin üstünden tam tamına iki gün geçmişti ve şu aralar ortam oldukça sessizdi, hatta Han bile nişan konusunu hiç açmamıştı. Süreyi bana bırakıyor olması kalbimin her ne kadar erimesini sağlasa da heyacanlanmadan da edemiyordum, ben sahiden evlenecek miydim?

“Siktir lan ordan, ben beceriksizim demiyor da.” derken gülerek arkasına yaslanan Han’ın bakışları bana dokunduğunda çapkın bir edayla tek gözünü kırpmıştı. Bu hali gözüme bir hayli yakışıklı gözükürken kasıklarımın kasıldığını hissetmiştim. O günden sonra neredeyse doğru düzgün öpüşmemiştik bile ve deli gibi özlediğimi itiraf edebilirdim.

“Mirza komutanımın sakinliğine hala şok oluyorum.” diyen Cem’e bakışlarım kaydığında sırıtarak bize baktığını fark etmiştim. “Allah’ım şu Mirza kulunu da birine aşık ettin ya, sana şükürler olsun. Vallahi eve gidince şükür namazı kılacağım.” diyen Cem ellerini açarak dua etmeye başladığında karşımdaki adamdan gelen homurtu daha çok gülmemi sağlamıştı.

“Niye evü bekleysun ula dinsuz? Ha burda kıl.” diyerek yandan Cem’e kötü bakışlar atmayı sürdüren Mecnun’la bakışlarım ikisi arasında mekik dokumaya başlamıştı.

“Ha yok, burada olmaz.” derken gözlerini kaçıran Cem’le anlamayarak ona baktım.

“Niye olmaymuş?” dedi Mecnun.

“Burada geçmez.” diyerek sırıtan Cem’le gözlerim irileşirken bakışlarım istemsizce hemen solumda ki Beril’e kaymıştı, o da en az benim kadar şaşkın duruyordu. Han’ın kısık bakışları da ona dokunduğunda bir şeylerden şüphelendiğini anlamıştım, zeki adamdı canım ne yapalım?!

“Ula sus dinsuz, zate sinirliyum.” diyen Mecnun tekrardan Han’a dönmüştü. “Hayur, sen zar tutiysun. Kızıl denuzum sen da bir söyle da, zar tutmay mu?” diyerek hemen yanında oturan Leyla’ya sarıldığında Leyla’nın bakışları Han’a kaymıştı.

“Kocam ne diyorsa doğrudur.” demesiyle kaşlarım havalanırken gülmeden edememiştim. Han’ın ise bakışları hızla bana döndüğünde gözleri kısılmıştı, kısaca ‘bizde böyle olabilirdik.’ demek istiyordu ama hiç umursamadan önüme döndüm, yeri geldiğinde tabiki de olurduk.

“Oh! Çatla, kıçumun kenari.” diye gülen Mecnun’un bakışları bir anda büyürken hızla Leyla’ya dönmüştü. “Sen ne dedun bağa?”

“Laf ağızdan bir kere çıkar, duysaydın.” diyerek gülen Leyla’yla ben dahil olmak üzere hepimizin kaşları havalanmıştı. Sonunda utangaçlığı atmıştı benim portakalım.

“Leyla yengeme bak sen be.” diyen Beril hemen yanımda güldüğünde bakışlarım ona dönmüştü. İki gündür tabiri caizse götümüzden ayrılmıyordu ve Cem ise tıpkı ciğeri elinden alınmış mart kedisi gibi uzaktan bakıp duruyordu.

“Keşke seni de şöyle görebilseydik ama bu şekilde imkansız gibi duruyor.” dediğimde yüzü hafifçe düşerken kaçamak bakışları Cem’e dokunduğunda onun telefonuna baktığını fark etmiştik.

“Ne yapayım ama yenge, deli gibi utanıyorum.” demesiyle gözlerimi devirerek tekrardan ona döndüm.

“O zaman başkasına gittiğinde de ağlamayacaksın.” dememle gözleri büyürken kaşları çatılmıştı.

“Hemen gider mi yani?”

“Şimdi olmasa da Hakkari’ye geri döndüğümüzde ne olacak? Sadece hoşlandığı bir kadını ne kadar bekleyebilir ki?” dediğimde sert konuştuğumun farkındaydım lakin kendine gelmesi için bu gerekliydi.

“Doğru, gideceksiniz.” derken yüzü düştüğünde bakışlarını ellerine çevirmişti. “Şu an sevgilisi bile olsam uzaktan ne kadar idare edilecek ki? Böylesi daha iyi, onu özlemekten kafayı yemektense hiç olmamasını seçiyorum.” diyerek hızla ayağa kalkıp eve doğru adımlamasıyle arkasından gözlerimi devirmeden edememiştim. Belli ki bunlara destek güç lazımdı.

Bakışlarım Cem’e dokunduğunda tam ayağa kalkacaktı ki Mecnun’la bakışları çakışınca tekrar yerine oturmak zorunda kaldığını fark etmiştim. Esasında ev boştu; Fuat amca ve Halime hala yakındaki bir komşularına gitmişlerdi, Sultan nine ise iki gündür diğer kızında kalıyordu. Sanırım benimle pek karşılaşmak istemiyordu, ne kadar da umrumda!

Hızla ayağa kalktığımda bakışlar bana dönerken benim gözlerim ise Cem’e tutunmuştu.

“Perdeler yıkandı, onları asmayı unuttum. Cem zıpla.” diyerek ilerlemeye başladığımda Han’ın da ayaklandığını görmemle duraksadım.

“Boşver onu, ben yardım ederim.” dediğinde düşünmeye başlamıştım, bu böyle olmazdı.

“O senden daha uzun bebeğim, sana sonrasında işim düşecek.” diyerek göz kırptığımda bakışlarını saran tutkuyu buradan bile fark edebilmiştim.

“Oha! Valla bu kız bile kendini bu kadar aştıysa maymunlar da artık insan olabilir.” diyen Nehir’le bakışlarım ona dönerken tek kaşım tehlikeli bir edayla kıvrılmıştı, Barkın’a yaslanmış bir şekilde bana sırıtıyordu.

“Kaşınma Nehir.” dedim sakince.

“Geçen günkü küfürlerden sonra ben bir ayrı tırsıyorum senden, o yüzden sustum.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken arkamı dönüp eve ilerlemeye başladığımda Cem’de peşime takılmıştı.

Eve girdiğimiz sırada dış kapıyı açık bırakarak hızla üst kata yöneldiğimde Cem’de sessizce beni takip ediyordu. Merdivenlerin sonunda durarak bakışlarımı ona çevirdiğimde gözlerinin etrafı taradığını fark etmiştim.

“E hani, nerede perdeler?” demesiyle dudaklarım kıvrılırken içeriden şarkı sesi gelen odayı işaret ettim.

“Teşekkürümü sonra alırım.” dediğimde ne yapmaya çalıştığımı anlayarak utangaç bir edayla sırıtmıştı. Ardından aklına gelen bir şeyle gülüşü solarken bakışları bana döndü.

“Sence yanlış mı yapıyorum Nüha?” dediğinde bakışlarında ki tedirginliği görebiliyordum, ona zarar vermekten korkuyordu.

“Aşkta ve savaşta her şey mübahtır demişler dev adam.” diyerek Beril’in sarhoşken ona söylediği lakabı söylediğimde dudakları kıvrılmıştı.

“Arada ki yaş farkı da buna dahil mi peki?” diye sormasıyla elim dostane bir şekilde omzuna tutundu.

“Doğruyu söylemek gerekirse biraz fazla ama göz ardı edilemeyecek kadar değil. Kalpler bir olduktan sonra kim sikmiş yaşı.” derken göz kırptığımda kaşları havalanırken hafifçe gülmüştü.

“Bu Mirza seni çok değiştirdi, küfürbaz oldun iyice.” diyerek daha çok güldüğünde kafasına yandan bir tane geçirmiştim.

“Kocama laf etme lan.” dememle gözleri irice açıldı.

“Şunu bir kez ona söylesen adam da sinir falan kalmaz, pamuk gibi yaparsın. Senin bize garezin mi var?” diyerek gözlerini kıstığında bende kısmıştım.

“Kız kardeşi gibi gördüğü kızı sevdiğini itiraf edeceğin zaman bunu bir deneriz, bakalım ne kadar doz da etkiliyim.” dememle gülüşü gergin bir hal alırken yavaşça yanıma doğru adımladı.

“Tamam onu sonra şey ederiz, sen dert etme. Biz alışığız zaten komutanıma, hiç sorun değil.” derken götün götün odaya ilerlediğinde gülerek göz devirmiştim.

Deliydi falan ama iyi çocuktu Cem ve sevilmeyi çokça hak ediyordu…

~~~~~~~~~~~

Zeynep Beril Koç

Bakışlarım tavanda gezinirken çalan şarkıyla gözümden bir damla daha süzülmüştü. Nüha yengem sözlerinde sonuna kadar haklıydı, o gidecekti ve beni unutacaktı. Ne sanmıştım ki? Beni seveceğini falan mı?!

Sevse bile gitmek zorundaydı, elbet ki orada başka insanlar tanıyacaktı. Sevgilisi bile olmadığım halde onu ne kadar tutabilirim ki? Buna ne hakkım vardı? Çalmaya başlayan şarkının sesini daha çok açarak yatakta yan döndüğümde duvarda ki yazdığım baş harflerine gözüm kaymıştı.

B~C…

Sahiden aptalın tekiydim, varlığımdan bile haberi olmayan bir adamı iki sene boyunca sevecek kadar aptal! Gözlerimden yaşlar hızla akarken gözlerimi sıkıca kapattım, o harfleri yan yana görmek istemiyordum. Aynı bir liseli gibi duvara kazıdığım saçmalıkları istemiyordum.

Sonunu bile bile ben seçmiştim, elimde değildi yenilmiştim…

Şarkı da geçen sözler kalbimi daha çok yakarken gözlerim tekrardan aralayarak yazıya baktım. Sahiden bu kadar imkansız mıydı birlikte olmamız? O zaman neden kendimi hayal kurmaktan alıkoyamıyordum?

Açılan kapıyla gözlerimi hızla silerek başımı yastığa daha çok gömdüm.

“Biraz karnım ağrıyor da.” diye kısaca bir açıklama yaptığım sırada kapı kapandığında içeriye birinin girip girmediğini anlamamıştım, hiç ses yoktu. Umursamadan duvara bakmaya devam ettim, her kimse geri giderdi.

“Karnın ağrıdığı için mi ağlıyorsun?” diyen boğuk sesle gözlerim irice açılırken istemsizce hızla arkamı dönmüştüm. Kapının yanındaki duvara yaslanmış bir şekilde beni izleyen Cem’le kalbim kasılırken beni umursamadan hızlanmaya başlamıştı.

Hızla gözlerimi silerken yerimden hafifçe doğrulduğumda kısık bakışları beni süzüyordu.

“Şey…evet, sen niye gelmiştin?” dediğimde yaslandığı yerden doğrularak bana doğru birkaç adım atmasıyla hızla ayağa kalkıp yatağımın hemen yanında ki camın önünde durdum. Onunla yakın olmak istemiyordum, özellikle de bazı gerçeklerin farkına varmışken.

“Bana pek öyle gözükmedi, şimdi gerçeği söyle sarı şeker.” demesiyle bakışlarım gözlerine tutunurken boğazım kurumuştu. Yine öyle seslenmişti bana, sarı şeker… Küçük olduğum için mi böyle söylüyordu?

“Söyledim zaten Cem abi, çıkarsan üzerimi değiştireceğim.” dediğimde kalbimin az önceki heyecanı hızla yok olmuştu, acı tekrar onu çepeçevre sararken bakışlarımı kaçırdım. Hızla bana doğru attığı birkaç adımla dibimde bittiğinde yana doğru kaymaya çalışmıştım ki pencerenin pervazına ellerini dayayarak beni kendi ve cam arasında sıkıştırmıştı.

“Ben sana bu konu hakkında ne demiştim?” diyerek yavaşça fısıldadığında yüzünün yakınlığından dolayı başımı tekrar çevirmiştim. Uzak mesafe de hiçbir şekilde yürüyemezdi, bunu yapamazdım. Henüz başlamadan bitmeliydi.

“Olması gereken bu Cem abi, lütfen uzaklaşır mısın? Bu çok uygunsuz.” dediğim esnada çeneme sarılı parmaklar yüzümü ona çevirdiğinde uzaklaşmak yerine yüzüyle yüzüm arasında ki birkaç karışlık mesafeyi de yok ederek bir nefes kadar yakınıma geldi. Hızlı nefesleri yüzüme yalarken benimde ellerim sıkıca pervaza tutunmuştu.

“Bir soru sordum.” diye fısıldadığında konuşurken nerdeyse dudakları bana değecek kadar yakın olması tüm tüylerimi diken diken yapıyordu. Kalbim kulaklarımda atarken onu duymak bile bir hayli zordu.

“Şey…dedin.” derken sanki maraton koşmuşum gibi nefes nefese kalmıştım.

“Ney dedim sarı şeker?” derken biraz daha yaklaştığında burnu burnuma temas etmeye başlamıştı. Başımı geri çekerek cama yaslanıp araya biraz da olsa mesafe koyduğumda zihnim kendine gelmeye başlamıştı.

“Bu…yanlış, çok yanlış.” dediğimde gözlerini sıkıca kapatarak derin bir nefes aldı. Ardından yumruk olan elini bir anda pervaza geçirmesiyle yerimden zıplamadan edememiştim, çatırtı geldiğine yemin edebilirdim.

“Siktiğimin şeyinin yanlış olduğunu biliyorum güneş ama durduramıyorum, yapamıyorum.” diye haykırarak geriye doğru bir adım atarken elini hırsla kısa saçlarına daldırıp çekiştirmişti. “Bu beynimin içinden bir türlü çıkmıyorsun, her nereye dönersem döneyim seni görüyorum. Ben bunu durduramıyorum Beril.” diyerek bakışlarını tekrar bana çevirdiğinde kızaran gözlerini fark etmiştim. Sözleri her ne kadar içime işlese de imkansızlık hala zihnimdeydi.

“Özür dilerim Cem abi ama olmaz, bizden olmaz.” derken gözümden düşen bir damlayı umursamadan yanından geçmek için bir adım atmıştım ki hızla koluma dolanan parmaklarla sırtım sertçe cama yaslandı. Çeneme sarılan eli ona bakmamı sağladığında kahveleri oldukça yakınımdaydı.

“Bir kez daha sormayacağım Beril, bu konu hakkında ne demiştim?” diye boğuk sesiyle sorduğunda elim çenemde ki elimde tutundu.

“Olmaz Cem abi…” dediğim esnada çenemde ki eli hızla dudaklarımın üstünü kapattığında gözlerim irileşmişti. Alnını alnıma yaslarken derince bir nefes aldı.

“Sikimde bile değil, duydun mu beni?” derken boşta ki eli hafifçe kalbime dokundu. “Bu kalbin benim için atıyorken ve…” Parmağını kendi şakağına yasladı. “Bu zihnim senden başkasını düşünemiyorken başka hiçbir şey sikimde değil Beril, buna böyle alışsan iyi edersin.” demesiyle gözlerim kapanırken derin bir nefes alıp yavaşça dudaklarımın üstündeki elini çektiğimde yüzünü hafifçe geri çekmişti.

“İki hafta sonra sen geri döndüğünde ne olacak peki? Uzak mesafe…”

“Sende geleceksin.” diyerek hızla sözümü kesmesiyle gözlerim açılırken ona bakakaldım, sende mi geleceksin demişti o? Bakışlarım da ki şaşkınlığı anlamış olacak ki boştaki elini cebine sokup telefonunu çıkardıktan sonra birkaç yere tıklayıp ekranı bana çevirdi. Ekranda gördüğüm bilgilerle gözlerim irice açılırken öylece ekrana bakıyordum, bana da uçak bileti almıştı!

“Bu ne şimdi?” dememle telefonu yandaki yatağa fırlatarak elini tekrardan pervaza yaslamıştı.

“Neye benziyor?” diyerek tek kaşını kaldırdığında benim ise kaşlarım çatılırken kollarım göğsümde bağlanmıştı.

“İznim alınmadan yapılan saçma bir eyleme benziyor.” dediğimde dudakları kıvrılırken yüzüme biraz daha yaklaştığında uzaklaşmak için yine başımı cama yaslamıştım.

“Kızlar sana sürpriz yapmak istediler, gelip birkaç hafta tatil yapman için ama ben geri dönüşü almadım. Çünkü dönmeyeceksin.” demesiyle hangi birine şaşıracağımı bilememiştim. Yengemler ve Nehir ablam bana sürpriz yapmak istemişlerdi lakin biletin parasını niye o ödemişti ve en önemlisi dönmeyeceksin de ne demekti?

“Bir saniye, parayı neden sen ödedin? Ayrıca ne demek dönmeyeceksin? Buna sen karar vere…” derken eli tekrar dudaklarıma kapanarak beni susturduğunda kaşlarım çatılmıştı. Işıldayan kahvelerini ve sırıtan tatlı yüzünü pataklamak istiyordum.

“Biletini ben almak istedim çünkü, ayrıca dönmeyeceksin demekte tatile değil temelli olarak gidiyorsun demek. Merak etme, sizinkileri ben hallederim.” demesiyle gözlerim daha da çok açılmıştı. Şimdi benim Hakkari’ye mi taşınmamı istiyordu? Aslında çok imkansız sayılmazdı, annemi aylardır abimin yanına taşınmak istediğim için darlıyordum ama emin değildim. Orada yapabilir miydim ki?

Elim tekrardan eline gittiğinde yavaşça dudaklarımın üzerinden çekerek boynuma yasladığında baş parmağı çenemi hafifçe okşuyordu. Gözlerinde ki soru işaretiyle bana bakarken derince yutkundum, yani bu uzak mesafe olmayacağı anlamına mı geliyordu? En önemlisi de biz… Aman Tanrım!

“Mavilerini daha ne kadar açabileceğini mi test ediyorsun?” demesiyle gözlerimi kırpıştırarak kendimi gelmeye çalıştığımda kalbim yine ağzımda atmaya başlamıştı. Üzgünken böyle durmak daha kolay oluyordu, yine gelmişti işte utanç! Sakin ol kızım, altı üstü iki senedir aşık olduğun adamda sana tutulmuş. Ne var ki bunda? Of! Sikeyim!

“Yani sen…şey…yani…” derken derince bir nefes daha aldım. Biraz daha saçmalarsam kendimi şurada bir yere gömecektim.

“Ben, evet?” diyerek kaşlarını kaldırdığında gülmemek için kendini zor tutuyor gibiydi. Adam haklıydı tabi, ben olsam çoktan kahkaha atmaya başlardım!

“Of! Anla işte.” dediğimde gözleri kısılmıştı.

“Asla anlamadım ve söylemediğin sürece de anlayabileceğimi sanmıyorum.” dediğinde kaşlarım yavaşça çatılmıştı.

“İyi, anlama o zaman. Çekil da burnumun dibunden.” dediğim sırada gözlerimi sıkıca kapatma istediğimi zor durdurmuştum. Yine Karadeniz ağzı yapmıştım, hay lanet!

“Söylemeyeceksin yani, emin misin?” demesiyle kaşlarım biraz daha çatıldı.

“Söylemeyeceğim.”

“İyi, peki.” diye sırıtırken hafifçe geri çekilip hemen yanımızda kapalı olan camı açtığında ne yaptığını anlamayarak ona bakakalmıştım. Bizimkiler hala bahçede oturuyorlardı ve odamda gözükmesi hiç iyi olmazdı. “BEN BERİL’İ…” diye haykırmaya başlamasıyla elim hızla dudaklarına kapanırken iri bedenini kendime çekip camın kenarına sinmiştim.

“Ne yapıyorsun be deli?” diyerek küçük çaplı haykırdığımda avucumun içinde ki dudakları kıvrılırken tek gözünü çapkın bir edayla kırptı.

“Soramadığın soruyu cevaplıyordum işte.” derken elimi geri çektiğinde sinirle elimi elinin arasından kurtardım.

“Bana söylemen gerekiyordu aptal, tüm Trabzon’a değil.” dediğim de bir eli duvara yaslanırken dudakları çapkın bir edayla kıvrıldı.

“Neyi söylemem gerekiyordu?”

“Bana karşı olan hislerini.” diyerek sinirle aniden dudaklarımdan çıkan sözlerle gözlerim tekrar büyürken bu sefer kendi ağzımı ben kapatmıştım. Lanet olası çenem susmuyordu ki!

“Ha şöyle be sarı şeker.” derken biraz daha yaklaşarak yüzünü boynuma gömdüğünde usulca kalp krizini beklemeye başlamıştım, bu kadar hızlanmasının başka bir anlamı olamazdı. “Ben senden deliler gibi hoşlanıyorum be Güneş’im.”

Sözleriyle zaman anlık olarak akmayı kesmişti, adeta dünya bile dönmeyi bırakmıştı sanki. Pervaza tutunan parmaklarım sıkılaşırken kokusuyla sakinleşmeyi umarak derince nefesler aldım, o az önce bana hislerini mi söylemişti? Ve… benden hoşlanıyordu, sanırım bayılacağım!

“Sanırım şimdi sıra sende oluyor.” diyerek yüzünü geri çektiğinde zaman tekrardan akmaya başlamıştı. Gözlerimi kırpıştırarak kahvelerine bakarken bir kez daha yutkundum. Ardından başımı hızla göğsüne yasladığımda hareket eden göğsüyle güldüğünü anlamıştım fakat tek anladığım bu değildi, göğsü kaya gibi sertti. Aklımda farklı farklı senaryolar dönmeye başladığında hızla gözlerimi kapatıp yüzümü biraz daha siyah tişörtüne gömdüm, düşünme Beril!

“Ben…” diye mırıldandığımda sözlerin zorluğu karşısında nutkum tutulmuştu. Oysaki kendi kendime bu sahneleri defalarca kez oynamıştım, şimdi niye bu kadar zordu ki?! “Seni seviyorum.” diyerek hızlıca konuştuğumda yanaklarım alev gibi yanıyordu. Mora döndüğüme emindim.

“Eh, çok duyamadım ama neyse. Şu anlık bunu yok sayabilirim, çözmemiz gereken başka bir konu var.” derken omuzlarımdan itilmemle yüzüm göğsünden ayrıldı. Çeneme bu sefer hafifçe dokunan parmakları yüzümü kaldırdığında görüş açıma giren kahvelerine bakmak zorunda kalmıştım. “Bir daha sormayacağım dediğim şu sorunun cevabını söyle bakalım.” demesiyle bir kez daha yutkundum. Onu hala unutmamış mıydı ya?!

“Bir daha abi deme demiştin.” diyerek kısaca özet geçtim. Aslında çok güzel yollarla abi dememem gerektiğini göstereceğini söylemişti ama bunu ben söylersem patlıcan olarak bir süre dolanabilirdim.

“Ve sen kaç kez söyledin?” derken çenemde ki eli boğazıma indiğinde kahveleri de dudaklarıma tutunmuştu.

“Ama…”

“Kaç kez diye sordum sarı şeker?” diye hızla sözümü kestiğinde yutkunuşum avuçlarının arasında yok olmuştu.

“Sa…sanırım dört.” dediğimde burnunu hafifçe burnuma sürtmesiyle nefes almayı kesmiştim.

“Say.” derken dudaklarını yanağıma bastırdığında dudaklarım hafifçe aralanarak kokusunu içime çekmemi sağlamıştı.

“Bir…” diye mırıldanırken gözlerim kapanmıştı. Dudakları yavaşça diğer yanağıma geçtiğinde kıvrıldıklarını anlamıştım.

“Aferin benim minik kızıma, devam et.” diye mırıldanması adeta zihnimin duvarlarında çarpmaya başlamıştı. Minik kızım…

“İki…” Dudakları bu seferde alnıma yöneldiğinde ellerim yumruk olmuştu. “Üç…”

“Çok iyi gidiyorsun.” derken dudaklarını alnımdan çekerek dudaklarımın önüne getirdiğinde gözlerim yavaşça aralanmıştı. Kahveleri adeta siyaha bürünmüşken bakışları dudaklarımdaydı. Başını hafifçe eğerek dudaklarını dudaklarımın kenarına bastırdığında gözlerim istemsizce tekrardan kapanmıştı. Dursun istemiyordum, bu yüzden son rakamı söylemeyerek sustum.

Dudaklarını bir süre aynı yerden çekmeden öylece durduğunda boştaki elinin ise benimki gibi mermere tutunduğunu görmüştüm.

“Hadi güzelim, kendimi zor tutuyorum.” diye mırıldanırken dudakları tenime değdiğinde içimden gelen inleme istediğini bastıramamıştım. Eli hızla mermerde ki elimi bulduğunda gözlerim yavaşça açıldı. Kendisini tutmasını istemiyordum, sadece meraktan çıldırdığım dudaklarını istiyordum. Kendini sırf benim için tutuyor olduğunu bilmek kalbimi okşarken başımı biraz sağa kaydırarak dudaklarımın üzerine örtülen dudaklarına küçük bir öpücük kondurdum.

“Beş…” diye mırıldandığım da elimi tutan eli hızla belime yönelirken alnını alnıma yasladı.

“Ölümüm olacaksın kadın.” derken nefesi hızla yüzüme çarpıyordu. Titreyen ellerim yavaşça göğsüne çıkarken tişörtünü yumruğumun içine hapsettim.

“Bu gidişle sen beni kalpten götüreceksin gibi.” diyerek hafifçe güldüğümde boğazımda ki elinin baş parmağı nabzımı okşadı.

“Benim bir suçum yok, bu kadar tatlı olmak senin kabahatin.” derken dudağını dudaklarıma hafifçe bastırarak geri çekildiğinde sanki boşluğa düştüğümü hissetmiştim lakin umursamamaya çalıştım. “Artık aşağıya insek iyi olur, yoksa abin birazdan elinde pompalıyla odayı basacak.” demesiyle gülmeden edememiştim.

“Camı açıp bağırırken ki özgüvenin nereye kayboldu acaba?” dediğimde tek kaşı havalanırken belimde ki eliyle beni kendine yapıştırdığında karnımda hissettiğim şişliği düşünmemeye çalıştım.

“Onu yarına erteledim, şu an dayak yiyemiyecek kadar huzurluyum.” demesiyle gülüşüm solarken gözlerim irileşti.

“Ne demek yarın Cem? Ne yarını?” diyerek hızla konuştuğumda boğazımda ki elini saçlarıma getirerek hafifçe okşamaya başladı.

“Onlar benim tertibim Güneş’im, saklayamam.” dediğinde boğazım stresten kurumuştu.

“Tamam ama biraz daha sonra söylesek, en azından ben buna alışana kadar.” Dudakları kıvrılırken bakışları saçlarımın içinde dolanan eline kaymıştı.

“Hemen başından söyleyip kurtulalım işte, sonra başımıza ekşiyecekler.”

“Asıl söylersen ekşirler, lütfen sadece biraz daha.” dediğimde gözleri kısılırken düşündüğünü anlamıştım.

“Her ricaya bir öpücük.” demesiyle sırıtan dudaklarına bakışlarım kaydığında onun ise tek kaşı havalanmıştı. Parmaklarımın ucuna kalkarak dudaklarımı çenesine bastırdığımda belimde ki parmakları adeta tenime gömülmüştü. Ardından hızla geri çekildiğimde midem heyecandan kasılmaya başlamıştı.

“Tamam mı?”

“Aksi mümkün mü?” derken kıvrılan dudaklarını alnıma bastırdığında derince bir nefes çekmişti ciğerlerine. “Biraz daha bekleriz artık, ne yapalım.”

Dudaklarım kıvrılırken kendini geriye çektiğinde dışardan gelen babamın sesini duymuştum, ne zaman geldiğini bile fark etmemiştim. Eli sıkıca elime tutunurken bakışları gözlerimdeydi.

“Bir daha benim için ağlamak yok, sende bunun sözünü ver bakalım.” dediğinde başını yavaşça olumlu anlamda salladım.

“Söz.” diye mırıldandığımda tuttuğu elimi öptükten sonra yavaşça bırakarak kapıya ilerlemeye başlamıştı.

Allah’ım sanırım gerçekten öldüm ve cennetindeyim, bu yaşanılanların başka bir açıklaması olamaz…

~~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç…

Dudaklarımda ki sırıtışla aşağıya inerken derince bir nefes almıştım, şimdi evde tek takılmam lazımdı. Umarım Han’ın eve gelesi tutmazdı, dışarda ki sözlerime şok olmuş gibi bir hali vardı ama bilemiyordum. Mutfağa doğru yöneldiğim sırada çalan telefonumu hızla cebimden çıkardığım da gördüğüm isimle dudaklarım kıvrılmıştı.

“Lan hayırsız! Neredelerdesin lan sen?” diyerek ekrana gözlerini kısıp bakan Nalan’la hafifçe güldüm.

“Abartma be, şurada kaç ay oldu zaten Hakkari’ye geçeli?” dediğimde dudaklarında piçimsi bir sırıtış oluşmuştu.

“Bilmem, sana sormak lazım dişi kurt. Kaç ay oldu gideli?” demesiyle istemsizce bakışlarımı kaçırmıştım, Han’ı biliyorlardı.

“Hayırdır, uçarken kuşlar mı haber etti?” dememle gözleri irice açılırken ekrana biraz daha yaklaşmıştı.

“Lan cidden Alfa’yla mı birliktesin? Hani şu İnfirat timinin lider olan, milletin ağzından düşürmediği kadar olağanüstü bir yakışıklılığa sahip…”

“Hop dedik Nalan, sınırı bil.” diyerek kaşlarımı çattığımda kahkaha atmaya başlamasıyla sinirlerim daha çok gerilmişti.

“Oha! Baya baya seviyorsun. İlk söylediklerinde benimle taştaş geçiyorlar sanmıştım Ertunç, gidip gerçekten o seksi varlığı kaptın he?” demesiyle sert bakışlarım kadrajdaydı.

“Biraz daha devam edersen göstereceğim ben sana seksi varlığı.” dediğimde daha çok yarılmıştı.

“Ay Nünü mü o?” diyerek kadraja giren Elif yüzbaşıyla bozulan suratımı düzeltmeye çalışmıştım. “Nüha duyduklarımız doğru mu?”

Derin bir nefes alarak ekranda sırıtan ikiliye baktım.

“Doğru da siz nasıl öğrendiniz?” dememle birbirlerine bakarak sırıtmışlardı.

“İstihbaratımız kuvvetli dişi kurt.” dedi Nalan gülerek.

“Melike albay biraz çıtlatmış olabilir.” diyerek sorumu cevaplayan Elif’le bende sırıtmıştım. Bir küçük dedikodum dönmüştü belli ki.

“Kız seninki duyunca depresyona girdi, kaç gündür acıların çocuğu gibi dolanıyor.” diyen Nalan’la kaşlarım tekrardan çatılmıştı. Asaf’ı kastediyordu.

“Şuna seninki deyip durma Nalan.”

“Kimmiş bu seninki?” Arkamdan gelen sesle hızla yerimden zıpladığımda bakışlarım arkamda ki masaya yaslanan Han’a kaymıştı.

“Aha! Dişi kurdun Alfa’sı geldi.” diyerek gülen Nalan’la gözlerim büyürken telefona sert bakışlar atmayı da ihmal etmemiştim.

“Kimse değil işte, Nalan’ın boş boğazlığı.” derken bakışlarım onu bulduğunda yaslandığı yerden ayrılarak yanıma adımladı.

“Neyi duyunca depresyona girmiş peki bu seninki?” diyerek son kelimeleyi vurguladığında gözleri kısılmıştı.

“Benimki falan değil Han, sıkıyor işte.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.

“Uu! Kaos, bayılırım.” diyen Nalan’ı umursamadan grilere bakmaya devam ettiğimde biraz daha yanıma gelerek kadraja girdi. “Oo! Enişte selamlar hürmetler.”

“Aleykümselam Nalan ve Yüzbaşım.” derken tişörtümün içine giren eliyle hafifçe yutkunmam gerekmişti. Neyse ki belim kadrajın altında kaldığı için gözükmüyordu.

“Kapmışsın bizim kızı Yüzbaşım.” diyen Elif yüzbaşımla bakışlarım ona dokunduğunda gözlerim grileriyle çakışmıştı.

“Kaptım kapmasına da bu diğer kapmak isteyen yürekli kimdi?” diyerek tekrar ekrana döndüğünde gözlerimi devirmeden edememiştim.

“Ben hemen söyliyeyim enişte.” diyen Nalan kamerayı kendisine çevirdiğinde gözlerimi belerterek ona baktım. “Hiç öyle bakmayın ama üsteğmen, yüzbaşımın sorusunu cevaplamayayım mi?”

“Ben göstereceğim sana yüzbaşını.” derken gözlerimi kıstığımda her ne kadar yutkunsa da sırıtmayı ihmal etmemişti.

“Teğmen Asaf Akyürek yüzbaşım, Nüha Fırtına timindeyken ona yanıktı ama hep reddedildi.” demesiyle kaşlarım derinden çatılmıştı. Sıçtım şimdi bacağına Nalan!

“Demek Teğmen Asaf.” diyen Han’ın bakışları bana tutunduğunda bile benim bakışlarım hala ekranda ki Nalan’daydı.

“Neyse canım, konuşmanın kısası makbuldür. Sonra yine şey edersin Nünücüm.” diyerek anında aramayı sonlandırmasıyla sinirle gözlerimi kapattım. Ortalığı karıştırıp tüymüştü salak!

“Teğmen Asaf…” diye mırıldanarak beni kendine çevirmesiyle bakışlarım sinirle parlayan grilerine dokunmuştu.

“Abartıyor bu salak Han, sadece bir kez açılmıştı ve bende reddedince bir daha yaklaşmadı zaten.” dediğimde belimde ki parmakları tenime adeta saplanırken yüzünü bana yaklaştırdı.

“Niye reddettin onu?” dediğinde kısılan sesiyle bakışlarım istemsizce dudaklarına düşmüştü.

“Kalbim yeteri kadar doluydu.” dememle dudakları az buçuk kıvrılsa da bakışlarında öfke hala bakiydi.

“Kimle doluydu?” diyerek yüzüme biraz daha yaklaştığında burnu burnuma temas etmeye başlamıştı.

“Cevabını bildiğin sorular soruyorsun Yüzbaşı.” dedim sessizce mırıldanarak.

“Cevabı ver Üsteğmen.” derken belimde ki elini biraz daha yukarı çıkarttığında tenime temas eden sıcak eli ürpermemi sağlamıştı.

“Uyuz bulut adamımla.” diyerek kollarımı boynuna sardığımda parmakları sütyen kopçamın etrafında dolanıyordu.

“Bulut adamın seni yer.” demesiyle dudaklarını dudaklarıma bastırması bir olmuştu. Boğuk sesiyle konuştuğu her an emrine amade gibi hissediyordum kendimi, bana her istediğini yaptırabilir gibiydi.

Dudakları hızla alt dudağımı hapsettiğinde ellerim saçlarına dalmıştı, burada olduğumuz süre boyunca biraz uzamışlardı ve daha iyi tutuluyorlardı. Parmaklarımı tutamlarına sararak hafifçe çekiştirdiğimde boğazdan gelen hırıltısı titrememi sağlamıştı. Dudaklarımın arasından içeri sızan dili ağzımın içini keşfe çıkarken açılan kopçayla gözlerimde hızla aralanmıştı. Kendimi geri çekerek aceleyle sırtımda ki elini yakaladım.

“Mutfaktayız Han.” dedim uyarır bir sesle. Evin ortasında iyice çıldırmıştı.

“Odaya çıkalım o zaman.” diyerek geri çekilip elimden tutmasıyla hızla onu çekerek durdurmuştum. Kaldığımız oda Beril’indi ve şu an Cem’le ikisi oradaydı.

“Oda olmaz, çünkü Beril müsait değil.” dediğimde bakışlarında ki tutku hafifçe dağılırken kaşları çatılmıştı.

“Cem iti nerede?” demesiyle gözlerine bakakalmıştım. Hassiktir!

“Perde asıyor işte.” dememle gözleri kısılırken bana doğru bir adım attığında hızla geriye giderek büyüsünden kurtulmaya çalıştım. Elimi geri çekmeye çalıştığımda daha sıkı tutarak beni sertçe kendine çekmesiyle göğsüne yapışmıştım.

“Yalanı sevmediğimi biliyorsun değil mi kuğu?” dediğinde başımı yavaşça olumlu anlamda salladım. Elimi bıraktıktan sonra arkama uzanarak kopçayı taktığında bakışları sadece gözlerimdeydi. “Cem yukarıda ne yapıyor kuğu?”

“Söyleyemem.” dememle hızla beni bırakıp merdivenlere yöneldiğinde gözlerim irice açılmıştı. Hızla bende peşinden koşarak önüne geçip omuzlarına tutundum. “Bir sal çocukları Han, koskoca insanlar onlar.”

“Kuğu, çekil.” demesini umursamadan ona doğru bir adım daha atarken kollarımı boynuna sarmıştım. Aklıma gelen planla ona daha çok yaklaştım, denemekten zarar gelmezdi.

“Ama ben kocamın yanımda durmasını istiyorum.” diyerek gözlerimi büyüttüğümde çatık kaşlarının bir nebzede olsa düzeldiğini fark etmiştim. Gözlerini sıkıca kapatarak derin bir nefes aldıktan sonra aralanan grileri merdivene dönmüştü.

“Ne bok yiyorlar yukarda?” dediğinde ıslak dudaklarımı yavaşça boynuna bastırmamla tüm bedeninin gerildiğini hissedebilmiştim. Şimdi iyi hoş aklını dağıtıyordum ama sonrası hakkında en ufak fikrim yoktu, adeta kendi kuyumu kazıyordum!

“Hiçbir şey bebeğim, sadece sohbet.” dediğimde elleri saçlarımı bulurken yavaşça at kuyruğu yaptığım saçlarımı yumruğuna dolandığını hissetmiştim. Sertçe geriye çekilen başımla dudaklarımdan kaçan inlemeyi engel olamadım.

“Tekrar et.” demesiyle gözlerim grilerine tutunduğunda anlamayarak ona baktım. “Neden yukarı gitmemi istemediğini tekrar et.” diyerek her kelimeydi vurguladığında derince yutkunmuştum. Gözlerinde ki ateşin nasıl harlandığını bile görebiliyordum.

“Kocamın yanımda durmasını istiyorum.” diye mırıldanmamla bir anda hayatı ters görmem bir olmuştu. “Han sen delirdin mi?! İndir beni!”

“Delirtenler sağolsun.” derken kıçıma inen şaplakla dudaklarımdan küçük bir çığlık kaçmıştı.

“Han hemen indir beni! Rezil olacağız millete.” diyerek omzunda çırpındığımda beni hiç umursamadan bahçeye çıkıp adımlamaya devam etmişti.

“La noliy? Azgunluk başuna mi vurdi?” diyen Mecnun’la adımları duraksarken çırpınmaya devam ediyordum.

“Han!” diye haykırırken omzuna tutunup doğrulduğumda neredeyse kolunda oturur gibi bir pozisyona geçmiştim.

“Cem’le Beril yukarıda yalnız sohbet ediyorlarmış.” demesiyle gözlerim irice açılırken Mecnun’un yavaşça çatılan kaşlarına bakakalmıştım. O esnada bakışlarım odanın olduğu cama kaydığında gördüğüm manzarayla gözlerim daha çok açılmıştı. Dipdibe duruyorlardı!

“Ula şimdu siktum belani.” diyen Mecnun hızla ayaklandığında gözlerim Leyla’ya tutundu.

“Leyla tut şunu!” diye haykırmamla Han beni hafifçe arkaya iterek tekrardan omzundan aşağıya düşmemi sağlamıştı. Adımlamaya başlamasıyla beline tutunarak başımı kaldırdım.

Leyla Mecnun’un önünde durmuş gitmesini engellemeye çalışıyordu.

“Çekul önimden Leyla’m.” dedi Mecnun sert sesiyle.

“Olmaz ama yiğidim, hem onlar birer birey. Kendileri hakkında fikir sahibi insanlar.” dediğinde ondan umudu keserek Özgür ve Barkın’a bakmıştım ki kahkaha atmaktan nefes bile alamayacak bir haldeydiler.

“Sıçacağum ben onun bireyluğüne.” diyen Mecnun tekrar gitmeye çalıştığında Leyla yine önüne geçmişti.

“Eğer gitmezsen sana…” derken kulağına eğildiğinde dudaklarım kıvrılmıştı. Her ne dediyse adımları duraksayan Mecnun’la işe yaradığı belliydi.

“Ula noliy ha burada?” diyen arkamızda ki sert sesle Han’ın hala adımları duraksamamıştı.

“Beril’le Cem…” Cümlesini bitirmesine izin vermeden hızla elimi arkaya uzatıp ağzını kapattığımda delirmeme ramak kalmıştı.

“Fuat amca beni kaçırmaya çalışıyor bu deli, yardım et.” dediğimde elime dişlerini geçirmesiyle küçük çaplı bir çığlık atarak hızla elimi çekmiştim.

“Lan poh yiyen, bırak kızimi!” diye haykıran Fuat amca görüş açıma girdiğinde melül bakışlarla ona baktım. Hemen yanında ki Gülşen hala ise kendini gülmemek için zor tutuyordu.

“Yav Fuat efendu belli ku bizum kiz deli etmuş oğlani, bir konuşip anlaşsunlar.” diyen Gülşen halayla gözlerim kısılmıştı.

“Evet enişte, bir sohbet edip geleceğiz.” diyerek ilerlemeye devam eden Han’ın az önceki benim laflarımı ima ettiğini anlamıştım.

“Aşk olsun hala, ben burada ne diyorum? Sen ne diyorsun?” dediğimde Gülşen hala hızla Fuat amcanın koluna girerek onu eve çekiştirmeye başlamıştı.

Yan eve doğru ilerleyen Han’la omzunda tekrardan çırpınmıştım fakat bana mısın demiyordu, kolları sıkıca bacaklarıma sarılıydı. Kesinlikle rezil oluyordum!

Sanırım gerçekten kendi topuğuma kendim bilerek sıkmıştım…

~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuuu…

Yine aşırı tatlı bir bölüm daha…

Adeta Cem diye uluyabilirim! O nasıl davranıştı öyle kahvelerine kurban olduğum!!!

Peki ya Nalan’ı nasıl buldunuz?

Sizce bölüm nasıldı???

Şu sıralar etkileşimlerimiz düşüyor gibi, lütfen beğeni ve yorumları atlamayalım canlarım. :((

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

2 yorum