İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 22 · 27 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 22

21. GÜNEŞ

~Bölüm Şarkıları~

Gözleri Aşka Gülen~Nilipek

Nayino~Karmate

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim…

Nasılsınız??

Bana sorarsanız her zamanki gibi heyecanlıyım…

“Sensiz elem bana yar… Doğ benim ömrüme, doğ da güneş gibi aşkımı tazele gel. Tatlı gülüş pek yaraşır, gözleri ömre bedel. Ah ne güzel ne güzel seni sevmek, ah ne güzel ne güzel…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum canlarım.

İyi okumalar ve bol gülmeler :)

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~

Denizin paslı kokusu burnuma dolarken boynumda hissettiğim sıcaklıkla başımı diğer tarafa çevirerek bundan kaçmak istemiştim. Uykum vardı ve gözlerimi açmak bir hayli zorken sıcaklık tekrardan boynumu bulduğunda bunun bir dudak olduğunu kavrayabilmiştim.

Mentol kokusu denizin kokusuyla karışırken dudaklar yavaşça aşağıya inmeye başlamışlardı. Elimi hareket ettirdiğimde yumuşacık tutamlar parmaklarımdan kayarken yanımdaki bedenden hafif mırıltılar dökülmüştü. Zihnim yavaş yavaş kendine gelirken gözlerimi sakince aralayıp bulunduğum yerde göz gezdirdim, en son yattığımız gibi hala geminin içinde ki o yataktaydık.

Görüş açıma giren geniş omuzların ardından gür kumral saçlarını fark etmiştim, bedenim kolları arasında sıkıca sarılıyken dudakları boynumda gezintiye çıkmıştı. Uyumadan önce en gizli yerlerimde olan dudakları…

Hassiktir! Biz ne yapmıştık öyle? Yerine gelen zihnimle anılarda akın ederken derince yutkunmam gerekmişti, tüm o sahneler gözlerimin önünden bir bir film şeridi misali geçerken kalp atışlarımın hızlandığını hissedebiliyordum. Yavaşça geriye çekilen başıyla ne yapacağımı şaşırarak hızla gözlerimi kapatıp beklemeye başladım, lanet olsun ki utanıyordum!

Kafası tamamen geri çekilirken hareketsiz bıraktığım elimde göğsüme geri düşmüştü. Bir süre hiçbir ses çıkmamıştı lakin yatakta hareket etmemişti, hala yanımdaydı. Yavaşça yüzüme çarpmaya başlayan soluklarla bana doğru yaklaştığını anladığımda nefeslerimin hızlanmaması için kendimi bir hayli kasmam gerekmişti. Daha çok yaklaştığında artık dudakları hafifçe dudaklarıma dokunuyordu ve bu durumda sıkıca yatağın örtüsünü kavramamak için kendimi zor tutuyordum.

“Oyuncu kuğulara ne yaparlar biliyor musun kuğum?” diye fısıldamasıyla daha fazla dayanamayarak örtüyü avucumun içinde sıkmaya başlamıştım. Dudakları tenimden ayrılmadan yanağım boyunca ilerleyerek kulağıma doğru yol aldı. “Afiyetle yerler.”

Fısıldamasının ardından dudaklarını kulağım altında ki tene bastırdığında boğazıma kadar gelen inlemeyi zor tutmuştum. Islak dudakları ve sıcak nefesi başımı döndürürken kasıklarım istekle sızlamaya başlamışlardı, lanet olası hormonlar!

“Biraz daha o güzel gözlerini aralamazsan kızararak kendini ele veren tenini afiyetle yerim kuğu.” diye mırıldanmasının ardından dişlerini hafifçe kulak mememe sürttüğünde gözlerimi daha sıkı yummuştum. Utanıyor muydum yoksa devamını mı merak ediyordum anlayamamıştım ama kaşındığım su götürmez bir gerçekti. “Demek oyun istiyorsun, bana uyar.”

Sözlerinin ardından nefesi boynumdan uzaklaşırken eşzamanlı olarak yatak acı çekercesine gıcırdamıştı, iki yanımda hissettiğim bacaklarıyla tamamen üzerime çıktığında ellerim örtüyü daha sıkı kavradı. Yaşadığım heyecanın haddi hesabı yokken sessizce ve mimiksiz bir şekilde beklemek çok zordu.

Hemen ardından eteğim yavaşça yukarı çekildiğinde bir elim refleksle elini kavrarken gözlerim hızla açılmıştı. Tamam, bu kadar oyun yeterdi. Daha ilkini atlatamamışken ikincisine hazır değildim. Bakışlarım anında gözleriyle çakışırken içlerinde ki çapkın pırıltılar aklımı tekrardan bulandırması için yeterli gibi gözüküyordu, kıvrılan dudakları ve çıplak üstü de ayrıca bir etkendi tabiki de.

“Günaydın biriciğim.” derken dudakları daha çok kıvrıldığında o çapkın sırıtışı açıkça düşüncelerini belli eder nitelikteydi. Hain planları olduğuna emindim!

“Günaydın.” dedim uykudan yeni uyandığım belli olurcasına kısık sesimle. Eli hala bacağımı tutarken benim elim ise hala eline sarılıydı, bakışlarım eskaza oraya kaydığında elini çevirerek parmaklarını parmaklarımın içinden geçirdi. Bedeni hafifçe üzerime doğru eğilirken tuttuğu elimi de yastıkta başımın hemen yanına bastırmıştı.

Bakışları gözlerimde gezinirken elimi tutan elinin baş parmağı hafifçe boynumu okşamaya başlamıştı. Nabzım adeta parmağında atarken nefeslerim hızla yüzüne çarpıyordu. Kalp krizi geçirmem an meselesiydi! Diğer bir elini de başımın yanına yaslarken iyice yüzüme doğru eğilmişti, gözlerim grilerinde gezinirken bir kez daha yutkundum. Beni çiğ çiğ yiyebilirmiş gibi bakıyordu.

“Adam öldürürken de bu kadar heyecanlanıyor musun asker?” diyerek yatmamın etkisiyle yana kayan künyemi kavradığında başımı olumsuz anlamda sallamıştım. Bir tek ilk fakülteye başladığım zamanlar bu denli heyecanlıydım ve şu anda bir nevi unuttuğum o hisleri tekrardan yaşıyordum. “Sesini kullan üsteğmen.” demesiyle yüzü bana daha çok yaklaştığında dudakları yine dudaklarıma temas etmeye başlamıştı.

“Hayır.” diye adeta mırıldandığımda dudaklarımın üzerinde ki dudakları kıvrılmıştı. Bu halimden zevk alıyordu uyuz!

“Bu heyecanın bir tek komutanına ait yani?” demesiyle gözlerimi kapatarak bir süre kendime gelmeye çalıştım. Saçma bir utanç kaynağının beni sarmasına izin vermeyecektim, istemiştim ve yapmıştım. Utanmak yersizdi! Gözlerim tekrardan açılırken yakınımdaki gri bakışları sanki içimi görüyormuşçasına bakmaya devam ediyorlardı.

“Neyi öğrenmek istiyorsun yüzbaşı?” dediğimde dudakları keyifle kıvrıldı.

“Kime ait olduğunu?” diyerek burnunu burnuma dokundurduğunda dudaklarım kıvrılırken başımı hızla yana çevirerek gözlerinin etkisinden kurtulmaya çalıştım.

“Söylemeyeceğim.” dediğimde yanağıma temas eden dudakları hızla geri çekilmişti.

“Ne demek söylemeyeceğim?” dediğinde gülerek tekrardan ona bakmıştım.

“Canım şu an söylemek istemiyor demek.” dememle kaşları daha çok çatılırken yüzünü biraz daha geriye çekmişti.

“Senin canın beni sinir etmek istiyor bence.” demesiyle başımı hızla olumlu anlamda salladığımda tek kaşı imalı bir şekilde havalanmıştı. “İyi, bende gidip canı isteyen birilerini bulayım.” Sözleriyle gülüşüm hızla solarken kaşlarım çatıldığı sırada bedenini yana atarak yataktan kalkacaktı ki elini elimden çekmesine izin vermeden sıkıca tuttum. Bedenim yataktan havalanırken gitmemesi için hızla kucağına çıktığımda bunu beklemeyecek olacak kaşları havalanmıştı.

“Seni gebertirim Han, yeterince açıklayıcı oldu mu?” derken boşta ki elim boynuna sarıldığında dudakları daha çok kıvrılmıştı.

“Noldu kuğum? Bir sinir olmuş gibisin.” dediğinde dudağım büzülürken içimdeki hırs adeta çığlık atıyordu. Sinir olması gereken kişi oydu, ben değil!

“Uyuzsun komutan, uyuz.” diyerek ellerimi çekmeye çalıştığımda parmakları elimi daha sıkı tutarken hızla yerinden doğrulup diğer elini de belime atarak beni kendisine çekti.

“Değil sadece kalbim zihnimde bile senden başka kimse can bulamaz biriciğim.” demesi her ne kadar hoşuma gitse de yüzümde mimik oynamamıştı.

“Biliyorum ama yine de söyleme.” dediğimde dudaklarını yanağıma bastırarak ıslak bir öpücük bırakmıştı.

“Sen koca adayına trip mi atıyorsun bakayım?” derken diğer yanağımı da öptüğünde dudaklarım hafifçe kıvrılırken bakışlarımı kaçırdım.

“Böyle devam ederse aday olarak kalmaya devam edecek zaten.” dememle çenemi bulan parmakları hızla başımı tekrardan kendisine çevirdi.

“Çıldırtiysun sonra da küsüyorsun kuğu.” demesiyle yaptığı istemsiz ağız hoşuma gitmişti.

“Bir kere Karadeniz ağzıyla konuşursan çıldırtmam.” dediğimde kaşları çatılırken başını olumsuz anlamda sallamıştı. “Hadi ama! Hem istediğin cevabı da veririm.” Sözlerimle bakışları kısılırken düşünmeye başladığını anlamıştım. Gözlerimi büyüterek ona bakmaya devam ederken hafifçe dudaklarımı da büzdüğümde bakışları tüm yüzümde gezinmeye başlamıştı, yavru köpek bakışları hep işe yarardı.

“Of! O salağa benzediğime inanamıyorum.” derken derince bir nefes aldığında bakışları gözlerimdeydi. Sanırım Mecnun’u kastetmişti. “Tamam bakma şöyle, yapacağım.”

“Ama hala yapmadın.” dedim yüz ifademi değiştirmeyerek.

“Ula senun yüzunden benzedum eyice o got kafaliya.” demesiyle dudaklarım daha çok kıvrılırken gözlerini izlemeye devam etmiştim. “Gerçü bu gülüşü görmek içun ömrumun sonuna kadar ha böyle konuşmağa da razuyum.”

“Uyuzsun ama seviyoruz işte.” derken boştaki elimi yanağına koyduğumda alnını alnıma yaslamıştı.

“Bende sağa yaniyrum be Nayino.”

Sözleri kalbime ulaşırken gözlerimi kapatıp sadece bu anda kalmak istemiştim fakat ardı ardına gelen bildirim sesiyle bu pek mümkün olmamıştı. Gözlerim açılırken sinirle nefes veren Han’ın çatık kaşlarıyla karşılaşmıştım. Benim telefonum evde kalmıştı, bu da demek oluyor ki onun telefonundan bu ses geliyordu. Hala gözlerime bakmaya devam ederken geminin içini bildirim sesleri doldurmaya devam ediyordu.

“Bakmayacak mısın?” dediğimde kaşlarını kaldırıp indirerek olumsuz bir cevap verdiğinde gözlerimi devirirken hafifçe gülmüştüm. “Hadi bak şuna, susmuyor.” dedim hala gelen bildirimler kastederek.

“Yine o sığır sürüsüyse bu sefer elimden onları kimse alamaz kuğu.” derken hemen yastığının yanında duran telefonu alarak ekrana baktıktan sonra gözlerini kapatarak bana verdi. “Denizin ortasında bile huzur vermiyorlar amına koyim.” diye mırıldanmasını görmezden gelerek telefonu alıp açtığımda parmak izi istemesiyle ekranı tekrardan ona çevirmiştim ki buna izin vermedi. “Senin de parmak izin kayıtlı.”

İşte buna şaşırmadan edememiştim, onu ne ara yapmıştı?! Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken parmağımı okuttuğumda telefon gerçekten açılmıştı. Ekranda gördüğüm resim şaşkınlığıma şaşkınlık katarken bakışlarım hızla ona döndüm.

“Bu resmi nerden buldun?” dedim ekranda ki mezuniyetimde çekilmiş üniformalı resmimi göstererek.

“Konu sen olduğunda aradığımı bulmak pek zor olmuyor.” diyerek göz kırptığında kalbim maratona koşarken dudaklarım biraz daha kıvrılmıştı, hızla telefona odaklanmaya çalıştım.

İNFİRAT SİKER ATAR

Mecnun: Ula

Mecnun: Mirza

Mecnun: Neradasunuzzz

Mecnun: Aldun gızı gittun

Mecnun: Sesunda çıkmay

Mecnun: La kime diyrum

Mecnun: Telefona da bakmay kesun bir fışki yey

Cem: Karşımda olmasan telefonu babana bıraktın sanacağım amk

Cem: Sanane lan milletten

Mecnun: Sen hiç karuşma

Mecnun: Sana sabahtan gıcuğum

Cem: Aa bak kahroldum şimdi

Cem: Kendimi üzüntüden yerlere attım görüyor musun

Mecnun: O elunu sokarım bir tarafuna Türkoğlu

Cem: Buyur gel

Cem: Kapımız hep açık

Özgür: Ayıptır söylemesi ama ne boş yaptınız amk

Cem: Evet Özgür’üm çok ayıp

Cem: Bak diline acı biber sürerim senin

Mecnun: Ben senin götüne sokacağum o biberi az kaldi

Özgür: Aranızda ki soğuk rüzgarlardan ceyranda kalıyorum ama

Özgür: Yazık değil mi bana hı

Cem: Hı mı?

Cem: Hı ne lan? AİMDSARIŞEKERLSSNLS

Mecnun: Harbüden Özgür kardaşum bak beni de korkituysun

Mecnun: Bizum başimuz bağlidur

Mecnun: Ayuptur günahtur da

Özgür: :)

Mecnun: Uiy bide güliy

Mecnun: Cem boştadur sen ona git

Cem: Kim boşta olduğumu söyledi

Barkın: Ulan bir susmadınız bık bık bık

Mecnun: Uiy gözüni sevduğum neradasun sen

Mecnun: Sağa bile razuyum ben

Barkın: İçerdeyim amk

Barkın: Beril akarsuyu çağırınca geldik hem ayıp olurdu

Cem: Niye çağırmış

Mecnun: Niye çağırmuş

Mesajları okurken gülmeden edememiştim, birbirlerine sallamaları çok komikti. Şaşırdığım küçük bir nokta ise Cem’di, dün gece her ne olduysa onda bir şeyler değiştirmiş gibiydi.

Mecnun: Ula sağa ne benum kız kardaşumdan

Cem: Merak

Mecnun: Sokarum götüne merağı

Mirza: Niye çağırmış Beril?

Dayanamayarak mesaj attığımda bakışlarım telefonun sahibine kaymıştı. Yatağın başlığına yaslanmış gülerek beni izliyordu.

“Mecnun seni merak etmiş.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı.

“Niye emecek miymiş?” demesiyle gülmeden edememiştim.

“Uf Han! Alemsin.” derken bakışlarımı tekrardan telefona çevirmiştim.

Mecnun: Ula fışki yiyen nerdasun sen

Mecnun: Babam çıldurdi

Mecnun: Elunda tufekle her yerde seni aray

Mirza: Ben Nüha Mecnun

Barkın: Video

Videoyu açtığımda gülerek çayını içen Fuat amcayla karşılaşmıştım, hiç de delirmiş gibi bir hali yoktu.

Barkın: Tabi canım delirdi adam

Mecnun: Sen niye boziysin beni got kafali

Barkın: Ben yalan sevmiyorum Laz uşağı seninle alakası yok

Barkın: Ya da biraz vardır :)

Mecnun: Sözumu geri aliyrum ula siktur git

Barkın: Kalbim kırıldı

Barkın: Kalbim kırıldı

Barkın: Mecoş bana hiç inanmadııığğ

Barkın: DIRIRIRRI

Cem: Ses kaydı

Ses kaydını açarken bakışlarım grilere tutunduğunda hala aynı pozisyonda beni izlediğini fark etmiştim.

“Kalbim kırıldı, kalbim kırıldı, pepe bana hiç inanmadığ.” diyen ses Özgür’e aitti. Dudaklarım daha çok kıvrılırken dinlemeye devam ettim. “Oysaki istemeden kırmıştım ittirgiti ama o sevmiyor artık beni.”

“Siktir giti mi?” diyen Cem’in tepkisiyle kahkaha atmaya başlamıştım.

“Yok abi ittirgit, hani şu scooterlar var ya onlar.” dedi Özgür açıklayarak.

“Lan sen boş zamanında oturup pepe mi izliyorsun? diyerek gülmeye başlayan Cem’le ses kaydı sona erdiğinde gülmekten gözümden yaş gelmeye başlamıştı. Özgür iyi bir adamdı, çocuksu bir tatlılığı vardı. Yaşadığı o durum aklıma gelirken gülüşüm sakinleşmişti, cidden ondan çok iyi bir baba olabilirdi.

“O Cem ne ayak? Sabah kahvaltı da savundun falan.” diyen sesle bakışlarımı grilere çevirdiğimde kaşlarının hafif çatılmış olduğumun görmüştüm.

“Bir şey olduğu yok. Masada çok abartmıştınız, bende durdurdum. Bu kadar.” derken bakışlarımı tekrar tele çevirmiştim.

“Beril’le bir şeyler karıştırıyormuşsun gibi hissettim ben ama.” dediğinde onu duymazdan gelerek telefona odaklanmıştım. Kızı satamazdım şimdi.

Özgür: Yazıklar olsun abi

Özgür: Koynumda yılan beslemişim

Cem: Özgür sıçtırma bacağına kardeşim koyun moyun

Barkın: Hiç güleceğim yoktu la AŞNDSŞDNSŞSM

Mecnun: Hassiktur

Mecnun: Az önce gelun deydum ya vazgeçtum

Mecnun: Tünelun ucu bombok bir yere çıkiy gelmeyun

Cem: Oo parti var

Barkın: Noldu lan bana da söyleyin

Özgür: Ov Shit!

Cem: Türkçe konuş lan deyyus

Özgür: Sorry brother :)

Nehir: Lan Nüha nerdesin

Nehir: Koşşş

Mecnun: Yav Nehir bacum sus

Mecnun: Ne ortaluğu velveleye veriysun

Nehir: Asıl sen kapat çeneni Laz uşağı

Nehir: Getirme beni oraya

Mecnun: Sustum

Barkın: Öyle mum ederler adamı aslan parçası

Barkın: İşte kimin hatunu ;)

Mesajlara bakarken kaşlarım yavaşça çatılmaya başlamıştı, yine bir bok olmuştu.

“Kime diyorum ben kuğu?” diyen sese dönerken telefonu kapatıp yana bıraktım.

“Bırak şimdi onları, eve gitmemiz lazım. Bir şey olmuş.” dediğimde o da yerinden doğrulmuştu.

“Birine bir şey mi olmuş?”

“Bilmiyorum, Nehir çağırdı ama o kadar ciddi olsa söylerlerdi sanırım.” dememle yüzü gevşerken tekrar arkasına yaslanmıştı.

“Tamam ciddi değilse gitmemize gerek yok o zaman.” dediğinde kaşlarım daha da çatılırken ona bakmayı sürdürdüm.

“Eğer mühim bir şey olmasa Nehir çağırmazdı Han. Gidiyoruz. Hemen.” diyerek kucağından kalktığımda oflayarak gözlerini kapatmıştı.

“Eğer önemli bir şey yoksa seni geri getirir ve bu yatağa bağlarım kuğu.” demesini umursamadan merdivenlere yöneldiğimde ardımdan gelen adım seslerini duyuyordum. Aslında sıkıntı Nehir’in çağırması değil Mecnun’un gelmemizi istememesiydi, kesin bir boklar dönüyordu.

Yukarı çıktığımda gözlerim yine mavi denize dönmüştü, gökyüzünü gri bulutların kapladığını fark ettiğimde istemsizce dudaklarım kıvrıldı. Bulut adam gökyüzünü süslüyordu. Belime sarılan kollarla başımı omzuna yaslayarak bulutlara bakmayı sürdürdüm, içimi kemiren o his dışında huzur doluydum fakat o lanet olası his aklımı karıştırıyordu. Beni niye çağırmıştı Nehir?

“Gök yine sana bürünmüş.” dediğimde boynumda ki başını kaldırarak o da cama doğru bakmıştı.

“Eve gitsek iyi olacak gibi, fırtına yaklaşıyor.” demesini umursamadan izlemeye devam ettim.

“Aynı bu Karadeniz gibisin işte, yamaçlarında fırtına dolanırken bile son ana kadar dalgalarınla savaşıyorsun.” dedim gemiyi sallayan dalgalara bakarken.

“Öyle ama bu hırçınlığının durulması da bir güneşe bakıyor sadece.” derken dudaklarını saçlarıma bastırarak derin bir nefes aldı. “Güneşim olup Karadeniz’imi sakinleştiren tek detaysın biriciğim.”

Bakışlarım omzumun üzerinden ona dönerken hafifçe gülümsemiştim. Sözleri etrafımızda ki serin havayı anında ısıtırken içimdeki hissin buhar olup gitmesini sağlamıştı. O yanımda varken diğer hiçbir kötülük bana yaklaşamazdı, buna tüm yüreğimle inanıyordum.

Alttan çenesine küçük bir öpücük bırakarak hızla kollarından sıyrıldığımda homurdanması gemiyi doldurmuştu.

“Hem öp hem de kaç, nerede benim terapim?” diyerek peşimden geldiği sırada dümenin önünde durup ona dönmüştüm.

“Sen terapiyi bugün fazlasıyla aldın Han, konuşturma beni.” dediğimde dudakları kıvrılırken bakışları eteğime kaydığında boğazımı temizleyerek bana bakmasını sağlamıştım.

“Konuşman için yalvarabilirim.”

“Sapık komutan, bizi hemen götürmezsen hamsilere yem olacağız.” dememle hafifçe gülerek yanıma gelip gemiyi çalıştırdığında ona tekrar arkamı dönerek dümeni tuttum. “Haydi vira demir bismillah!” diye haykırdığımda gülen sesi kulağımı doldurmuştu.

“Bak sen şu küçük kaptanuma, virayı da biliy.” derken dudaklarını boynuma bastırdığında kıkırdayarak dümeni tutmaya devam etmiştim.

“Özel kuvvetleriz biz yüzbaşı, bizim elimizden her iş gelir evelallah.” dediğimde yanağını yanağıma yaslayarak o da denize bakmaya başlamıştı.

“Hmm, eve geçince bir antrenman yapalım bakalım hala özel kuvvetlerde misin?” demesiyle kaşlarım çatılırken hızla bakışlarımı ona çevirdim.

“İki gün bıraktık diye hayatımızı unutacak değiliz yüzbaşı, seni hala yere serebilirim.” dediğimde bakışları hafifçe aşağı kayarken bana üstten bir bakış atmıştı.

“Göreceğiz.” derken kıvrılan dudaklarına her ne kadar sinir olsamda önüme dönerek susmayı tercih etmiştim. Bir sürenin ardından iskeleye yaklaştığımızda çiseleyen yağmur yüzünden etraf oldukça sessizdi.

Duran gemiyle birlikte ikimizde dışarı çıktığımızda avucu tekrardan sıkıca elime tutunmuştu, ellerimize kayan bakışlarımla gülmeden edememiştim. O kadar iriydi ki elim avucunun içinde kaybolmuştu. Gemiden çıkarak arabaya ilerlerken bakışlarım tekrardan gemiye dönmüştü, gitmeden kesinlikle bir kez daha buraya gelmek istiyordum.

O esnada gördüğüm detayla adımlarım hızla duraksarken gemiye bakakaldım, başımızdan aşağı çiseleyen yağmur hızlanırken bu bile umrumda olmuyordu.

“Kuğu hadi, hasta olacaksın.” diyen Han’ı umursamadan gemiye bakmaya devam ettiğimde o da bakışlarımı takip ederek gemiye bakmıştı.

Geminin adı değiştirilmişti ve yerinde ki yazı kalbimin yağan yağmurlarla birleşerek erimesini sağlıyordu.

VAN KUĞUSU…

Gemiye benim adımı vermişti…

“Hani İnfirattı adı?” derken ona döndüğümde yağmur daha şiddetlenmeye başlamıştı.

“Geminin benim olduğunu öğrendiğim an değiştirdim.” dediğinde yağmurun etkisiyle biraz bağırmak zorunda kalmıştı.

“Kimse sorgulamadı mı?” dediğimde gülerek başını olumsuz anlamda salladı.

“Burada ki herkes bilir Bulut’un Kuğu’ya olan aşkını.” demesiyle yağan yağmuru bile umursamadan parmaklarımın üstüne yükselerek dudaklarımı dudaklarına yasladım. Ellerim hızla ensesine sarılırken o da belime sıkıca tutunmuştu.

Damlalar hızla yanaklarımıza düşerken alt dudağını dudaklarımın içine hapsettim, tadı tüm damağıma yayılırken mest olmamak elde değildi. Bir elim yavaşça yanağına doğru kayarken omuzlarına tutunarak biraz daha yükselmeye çalıştım, uzunluğunu her defasında unutuyordum.

Orada ne kadar süre daha onun tadına varmıştım emin değildim lakin geri çekildiğimde yağmurun dindiğini fark etmiştim, hafifçe açılan güneşle sahiden gemiye çarpan dalgaların sesi susarken alnını alnıma yaslayarak derin bir nefes aldı.

“Nasıl böylesine dalgalarımı dindirebiliyorsun?” dediğinde hafifçe geri çekilerek gözlerine baktım. Grileri ışıldarken dudakları kızarmıştı. Tıpkı benim gibi hızlı solukları yüzüme çarparken tekrardan parmak ucuna kalkıp dudaklarına küçük bir öpücük bıraktım.

“Terapinin işe yaramasına sevindim.” diye mırıldanmamla dudakları kıvrılırken bir elini kaldırarak yüzüme yapışan ıslak tutamları geriye itti. Bakışları yüzümün her zerresinde gezinirken baş parmağı da gözlerini takip edercesine yüzümde hareket etmeye başlamıştı.

“Dudakların aralıksız her saniye bende dursa bile bu tadına doyabilmem imkansız.” derken parmağı dudağımın üzerinde hareketlenmişti. “Tüm hayatım boyunca umursamadığım kalbimi açlığınla doldurdun, sensiz kalırsam nasıl yaşarım ben?”

“Kalmayacaksın, çünkü bende sensizliği unuttum.” dediğimde gözleri biraz daha parlamıştı sanki. Kolları hızla sırtıma sarılırken beni göğsüne hapsedip sıkıca sarıldığında kollarımı ona dolayarak mis kokusuna burnumu gömdüm, o baharatlı parfüm kokusu yine burdaydı.

Bir süre öylece sarıldıktan sonra arabaya geçmek için geri çekilerek tekrardan elimi sıkıca tuttuğunda bu duruma gülmeden edememiştim.

Kapımı açarak binmemi beklediği sırada esen rüzgarla burnuma ilişen tarçın kokusu dikkatimi dağıtmıştı, denizin dibinde tarçın kokusu nerden geliyor olabilirdi ki? Hızla bakışlarım etrafı tararken hemen ilerimiz de arkası bize dönük bir şekilde yürüyen sarı yağmurluklu adamı fark etmiştim. Derin bir nefes alarak önüme döndüm, büyük ihtimal burada çalışan biri olmalıydı ve tarçını seviyordu.

Arabaya bindiğimde hızla kapıyı kapatarak sürücü koltuğuna geçer geçmez klimaları açmasıyla sıcak hava yüzüme çarpmaya başlamıştı. Arkama yaslanarak tekrardan cama baktığım sırada araba hareket etmeye başladığında bakışlarım yine o adama dokunmuştu, yanından geçtiğimiz esnada yüzünü çevirdiğinde tek gözünde ki siyah bant dikkatimi çekmişti. Yüzünün yarısı bir maskeyle kapalıyken tek gözünde ise korsan misali siyah bir bant duruyordu, diğer gözü ise buz mavisi gibiydi. Her ne kadar ürkütücü dursa da yanından geçtiğimiz süre zarfında bakışlarımı ondan ayırmamıştım, içimi tedirgin edici bir hisle doldurmuştu.

“Buralar da tek gözü sarılı birisi çalışıyor muydu?” diye sorarak bakışlarımı Han’a çevirdiğimde onun karşıya baktığını fark etmiştim, adamı görmemişti.

“Benim bildiğim kadarıyla yoktu ama sonrada gelmiş olabilir yavrum, uzun süredir buralarda değilim.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak arkama yaslanıp yolu izlemeye devam ettim. Klimayla birlikte üstüm çoğunlukla korurken saçlarımı ise bol bir örükle omzumun üstüne atmıştım.

Evin önüne gelene kadar sessizce yolu izlemiştik, kısa bir sürenin ardından eve ulaştığımızda ise bizimkilerin bahçede olduğunu fark etmiştim. Duran arabayla birlikte aşağıya indiğimizde hepsinin bakışları bize dönerken Leyla ile Beril kısa bir bakışmanın ardından hızla yanıma doğru koşmaya başlamışlardı.

“Nüha yenge Melek abla çağırdı, çok acilmiş. Hemen gitmeliymişiz.” diyen Beril’le kaşlarım çatılırken arabanın önüne doğru adımlayarak onlara yaklaştım.

“Ne karıştırıyorsunuz siz?” dedim doğrudan aklımdakini sorarak. Her hallerinden belliydi bu.

“Yok canım, ne karıştırması? Gidelim işte.” diyerek koluma sarılan Leyla’yla kendimi yere sabitlediğimde kolumdan çekmesi bir fayda etmemişti. Bakışlarım hepsinin üzerinde gezinirken Nehir’in sinirli bakışlarını fark etmiştim. Göz göze geldiğimiz an tek gözümü kırparak ne olduğunu sorduğumda evi işaret etmesiyle hızla hala kolumdan çekiştiren Leyla’yı itip eve doğru koşmaya başladım.

“Ben dedum tünelun ucu bomboh bir yere çıkiy gelmeyun diye amma kimse dinlemedu.” diyen Mecnun’un sesi kulaklarıma ulaşırken eve bir adım kala çıkan kalabalıkla duraksamak zorunda kalmıştım. Hemen önümde yöresel kıyafetler giyen kızın bakışları arkama kayarken dudakları kıvrılmıştı.

“Ay Mecnun bir sus Allah için.” dedi Leyla telaşlı bir sesle.

“Kocacum gelmuş!” diye haykıran kız hızla yanımdan geçerek koşmaya başladığında bakışlarım kızı takip etmişti. Koştuğu kişi Han’dı, yani ona az önce kocam mı demişti o? Sağ gözüm seğirmeye başlarken hızla koşan kıza baktım.

Han’ın yakınına geldiği an tam sarılacaktı ki hızla kenara çekilen Han’la sendeleyerek durmak zorunda kalmıştı. Kaşları tıpkı benim gibi çatılan Han bir adım daha geriye giderek arada ki mesafeyi uzattığında her ne kadar bu hareketi hoşuma gitse de kıza olan odağım zihnimi ele geçirmişti.

“Ah Mirza, hoşceldun.” diyerek bakışlarını kaçıran kızla bedenim daha çok gerilirken iki yanımda ki kızlar hızla koluma sarılmışlardı.

“Yenge vallahi delinin teki o, boşver.” dedi sağ tarafımda ki Beril.

“Evet, hem gidiyorlardı zaten.” dedi diğer yanımda ki Leyla fakat hiç bir söyledikler umrumda değildi. Saldırmamak için kendimi çok zor tutuyordum, dua etsin sivil dövmek yasaktı.

“Yo, heç bir yerede gitmeyler. Fadime kizumla Mirza oğlimun nişanunu takacağuz.” diyen arkamda ki sesle bakışlarım yavaşça oraya döndüğünde Sultan nine gözlerimde her ne gördüyse korkudan bir adım geriye çekilmişti.

“Sen dinleme onu, annemle Melek yengede çarşıdan gelmek üzeredirler. Öyle bir şey olmayacak yani.” diyerek beni sakinleştirmeye çalışan Beril’i umursamadan tekrar önüme döndüğümde kızın bakışları bendeydi.

“Ha bu kimdur Mirza’m?” diyen götten bacakla gözlerimi sıkıca kapatmıştım. O benim sevdiğim adama Mirza’m mı dedi? Sakinliğin amına koyim!

Hızla gözlerim açılırken Han’ın bir adım daha geriye çekildiğini fark etmiştim. Bakışlarım ona koyarken yüzündeki masum bakışlardan haberi olmadığı belliydi. Derince yutkunarak tekrar kıza döndüğümde iki yandan yaptığı örgüsüyle oynarken bana küçümser bakışlar attığını fark etmiştim. Sakin ol Nüha! Sivil dövemezsin Nüha!

“Neysa bizu ilgilendurmaz, meczubun tekü zağar. Hadi yanuma gel de hasret giderelum erkeğum.” demesiyle sırtımdan akan elektrik akımını hissetmiştim.

“Aha şimdi sıçtı.” dedi Cem gülen sesiyle.

“Noliy ha burda Sultan hanum? Kimdur ha bu çarpuk bacakli?” diyen başka bir sesle gözlerim tekrar kapanırken sertçe iki yanımda ki canlı zincirlerimi ittiğimde bakışlarım açılarak kıza döndü. Onunda bedeni bana dönerken hızla ona doğru koştuğumda zihnimde ki bütün sesler tek bir amaç uğruna haykırmaya başlamıştı.

O sadece bize aitti!

Yanına yaklaştığım sırada hızla zıplayarak yumruğumu yüzüne geçirmemle yere yapışması bir olmuştu.

“Of! Fena yapıştırdı.” dedi Barkın.

“Mirza bir şey yapsana.” diye haykıran Leyla’nın sesi kulaklarımda çınlarken haykıran kıza doğru bir adım attığımda hızla geriye doğru kaçmıştı.

“Yiyorsa sen yapsana.” dedi Han.

“Bırak ula kızimi delü!” diye ardımdan haykıran sesleri umursamadan kızın yanında diz çöktüğümde tam yanağını tutarak geri kaçacaktı ki hızla örgülerinden birini elime dolayıp onu kendime çektim.

“Bak bakayım burada ne yazıyor?” derken boynumdaki künyeyi açığa çıkartıp kıza gösterdiğimde korku dolu bakışları künyeye kaymıştı.

“Nü…Nüha Ertunç.” dediğinde saçına biraz daha asılarak kendime çektim.

“Yani ben neymişim?”

“A…asker.” demesiyle saçlarını sertçe bırakarak ayağa kalktım.

“Seni de dağlara gömmemi istemiyorsan bir daha bu adama yaklaşmayacaksın.” dediğim sırada kaşları çatılırken hızla ayağa kalkmaya çalışmasıyla yanımda beliren bedene kaydı bakışlarım, Nehir’di.

“Siz gelmeden önce bin kere söyledik senin varlığını ama inatla umursamadı.” dediği esnada kız ayağa kalkmaya başarabilmişti.

“Sen kim oliysun da bağa vurabiliysun kız zilli?” diye haykırmasıyla ona doğru bir adım attığımda hızla geriye çekilmişti.

“Ben kim mi oluyorum? Hemen soralım.” derken bakışlarım arkada izleyen Han’a kaydığında tek kaşım havalanmıştı.

“Hayatımın anlamı, suskun yüreğiminde tek sahibi oluyor.” demesiyle dudaklarım hafifçe kıvrılırken tekrar kıza dönerek ona bir adım attım. Gülüşüm hızla solarken kaşlarım çatılmıştı.

“Hala anlamamakta diretiyorsan sana anladığın dilde anlatabilirim.” dediğimde geriye doğru tekrar bir adım atmıştı ki hemen arkasında duran Nehir’e çarpmasıyla bakışları ikimiz arasında dönmeye başladı.

“Çete misunuz ula siz?” dediğinde Nehir’le bakışlarımız çakışmıştı.

“Askeriz diyoruz, onu bile anlamıyor tertip. Sen bir anlat bakalım.” diyerek kollarından sıkıca tutup yerine sabitlediğinde dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrılırken ona doğru bir adım daha atarak yanına yaklaştım.

“Kız Zeyno, bir şey et da.” dedi Sultan nine.

“Naneleri yerken bana mı sordun nine? Gebertsin, hakkıdır.” dedi Beril emin bir sesle.

Elim çenesini kavrarken yüzümü yüzüne yaklaştırdım, bu kızı tanıyordum. Sidikli Fadime… Eskiden hep altına kaçırdığı için herkes onunla dalga geçerken benim yanında durduğum Fadime…

“Kim olduğumu biliyorsun değil mi?” dediğimde tek kelime etmeden bana bakmayı sürdürse de anladığı gözlerinden belliydi. “Biliyorsun…” diye mırıldanırken çenesini sıktığımda gözleri acıyla kapanmıştı. “Şimdi beni iyi dinle götten bacak, o adamın yanına yaklaşırsan seni öyle bir sikerim ki değil bir daha onu anmak aklına başka hiçbir erkeği getiremezsin.” derken hafifçe kulağına yaklaştım. “Öyle bir hale getiririm ki seni, arkada çemkiren anan bile aynı şu anda kurtaramadığı gibi alamaz seni elimden. Senin siktiriboktan sözlerini de seninle üst üste koyar amın parçalanana kadar sikerim seni amına koduğumun sürtüğü.”

“Oha! Ufkum açıldı lan.” diyen Nehir’i umursamadan geri çekildiğimde gözleri kocaman açılmış Fadime’yle karşılaşmıştım.

“E bu haksızlık, biz duymadık.” dedi Barkın fakat onu da umursamadan kıza bir yumruk daha çaktığımda bu sefer Nehir sayesinde devrilmemişti.

“Bu benim olana kocam dediğin için.” derken bir yumruk daha çaktığımda patlayan dudağından kan akmaya başlamıştı. “Bu da kim olduğumu bildiğin halde bilmezden geldiğin için.” Bakışlarım arkasında ki Nehir’e kaydığında hızla ellerini çekerek geri çekilmişti. “Yeterince anlaşıldı mı?” dedim dizlerinin üzerine düşen kıza bakarak. Bakışlarını bana çevirdiğinde kafasını olumlu anlamda sallayarak gözlerini kaçırdı.

Etrafta ki kimseden ses çıkmazken kapıdan koşarak içeri giren üç kişiye kaydı bakışlarım. Gülşen hala, Fuat amca ve Melek abla gelmişti. Yanımıza doğru adımlarken Fuat amca kahkaha atmaya başladığında Gülşen halanında dudakları kıvrılmıştı.

“Ben dedum bizum kiz çiğ çiğ yer ha oni diye.” derken gülmeye devam eden Fuat amcayla eşzamanlı olarak elime temas eden parmaklara bakışlarımı çevirdim. Yanımda beliren adam elimi tutup kaldırırken yumruğun etkisiyle kızarmış ellerime bakıyordu.

“Acıyor mu?” demesiyle bakışlarım istemsizce yerde bizi izleyen kıza kaymıştı. Sevgi aklı bulandıran bir olguydu ve her ne kadar sinirlenmiş olsamda gözüne bu kadar sokmaya gerek yoktu. Elimi saran parmaklarını tutarak ellerimizi aşağıya indirdiğim sırada bakışlarım bize yaklaşan üçlüye kaymıştı.

“Ee ana bir şey demiyeceğ misun?” dedi Gülşen hala sırıtarak. Gözlerim arkada duran Sultan nineye döndüğünde bakışlarını bana çevirmeden içeri kaçtığını görmüştüm, onu umursamadan diğer kadına baktığımda kaçamak bakışlarını benden almadan uzağımdan geçerek hızla kızını kaldırıp kapıya koşmaya başlamıştı.

“Ay ne zor tuttim kendumu.” derken kahkaha atmaya başlayan Melek ablayla anlam veremeyerek onlara bakmayı sürdürmüştük.

“Niye güliysunuz ula? Noldi?” diyen Mecnun iç sesime tercüman olurken yanımıza gelmişti. Bana yaklaşarak hafifçe kulağıma eğildi. “Gelma dedum amma az daha bir kadina el kaldıracaktum, çok eyi ettun.” demesiyle gülerek önüme dönmüştüm. O esnada bakışlarım aşağıdan elimin üstünü okşayan parmaklara kaymıştı, kızaran yerleri okşuyordu.

“Niye olacak da, kızun sıfatunu görmedinuz mu? Altuna sıçtığu sadeca gözlerundan bile bellu.” dedi Fuat amca gülmeye devam ederek.

“Dediklerimi aldınız mı hala?” diyen yanımda ki sesle anlamayarak Gülşen halaya baktığımda hızla elindeki çantayı sallamıştı.

“Böyle bir fırsat geçmuş elume, bırakur muyum heç!” dediğinde hala anlam verememiştim. Zihnimde ki sinir henüz geçmiş sayılmayızdı.

“Nişanımız var!” diye haykırarak evden çıkan Hüma hızla annesine koştuğunda kaşlarım çatılmıştı. Tam yanlış bildiğini söyleyecekken konuşmasıyla susmak zorunda kalmıştım. “Nüha yengemin yüzüğünü ben götüreceğim dimi anne?” demesiyle kaşlarım havalanmıştı. Kimin yüzüğü?!

“Takarsın annecum de sürprizi bozdin.” diyen Melek ablayla bakışlarım hızla yanımdaki adama kaymıştı.

“Bu ne demek Han?” dediğimde sırıtırken tuttuğu elimi kaldırarak üstündeki kızarıklıkları incelemeye başlamıştı. “Kime diyorum ben Han?” derken elimi çekmeye çalıştığımda izin vermeyerek dudaklarını kızarıklığın üstüne bastırdıktan sonra hafifçe aşağıya indirdi ama yine de bırakmamıştı.

“Sen olabilir demedin mi?” dediğinde kaşlarım çatılmıştı

“Evet ama…”

“Başka bir sorum yok biriciğim, ben cevabımı aldım.” diyerek sözümü kesmesiyle ona doğru bir adım attım.

“Uyuzsun komutan, uyuz!” dememle dudakları daha çok kıvrılırken hızla beni kendine çekerek alnıma küçük bir öpücük kondurmuştu.

“Ula size de yüz veriyruk astarinu istiysunuz, ayrılın ula!” diye haykıran Fuat amcayla geriye çekildiğinde hiç umursamadan bana bakmaya devam ediyordu.

“Sadece yüzükler hazır kuğu, zamanı sen belirleyeceksin.” demesiyle başımı olumlu anlamda sallamıştım. Anlayışı kalbimi eritirken az önceki sinirin etkisi yavaşça bedenimden ayrılıyordu.

“E haydü o zaman yemeğe da!” diye haykıran Gülşen hala içeri geçtiğinde hepimiz gülerek onu takip etmiştik.

Küçük bir sinir harbinden geçsemde şu anda huzur her yanımdaydı, garip bir gündü…

~~~~~~~~~~~~

Zeynep Beril Koç…

Bana kalan bulaşık yıkama göreviyle içimden beddualar ederek süngeri elime alıp yıkamaya başlamıştım. Hayatım boyunca hiç bugün utandığım kadar utandığımı hatırlamıyordum, gün boyu ondan kaçmak için binbir tane yol aramıştım. Çünkü o lanet geceyi hatırlamıyordum!

Sadece zihnimde beliren birkaç bölük pörçük fotoğraf kareleri vardı ve ne yazık ki bunlardan birinde onun gülen suratını hatırlıyordum ama gerisi yoktu işte. Poh vardı içtim o kadar! Elimde ki tabağı sertçe bırakarak diğer tabağı aldığımda dışardan gelen konuşma sesleri duyuluyordu, herkes dışardaydı. Bende burada Nüha yengemin sinir atma yöntemini deniyordum.

Gerçi bugünkü sinir atma yöntemi farklıydı ama işte onu yapamıyordum. Ah bir elime geçirsem onları var ya gebertmeden bırakmazdım, böyle saçlarını elime dolar kafalarını yere sürterdim.

“Süngere acıdım.” diyen sesle hızla arkama döndüğümde yüreğim ağzıma gelmişti. Gözlerim kapanırken elimin tersi göğsüme gelmişti, ay kalbim duracaktı be. Gelenin kim olduğunu anlamak için gözlerimi açtığımda yaşadığım bir diğer şokla kalbim az öncekinden bile daha hızlı atmaya başlamıştı.

Cem hemen karşımda ki masaya yaslanmış bir şekilde bana bakıyordu. Siktir! Kaçmam gerekiyordu. Ne yaptığımı hala hatırlamıyordum! Hızla ses etmeden önüme dönerken bulaşıklara odaklanmaya çalıştım, belki sıkılıp giderdi.

“Bir şey mi istemiştin Cem abi?” dediğimde sonda ki kelime kalbimi sızlatmıştı. Bazı gerçekler yüzüme çarparken acı verici olabiliyorlardı. O beni sadece kardeşi olarak görüyorken saçmalamaktan başka bir şey yapmıyordum, aptalın tekiydim işte!

“Hayır, yardıma gelmiş olamaz mıyım?” demesiyle bakışlarım istemsizce ona dönmüştü. Abim çoğu zaman onun üşengeçliğinden bahsederdi ve şimdi o bana yardım mı edecekti?

“Gerek yok, ben hallediyorum.” diyerek tekrardan önüme döndüm. Gözlerinde ki derin bakışı düşünmemeye çalışıyordum, öyle bir şey yoktu. Sadece hayal dünyamdı!

“Sormadım ki.” derken iri bedeni yanıma adımladığında kalbim neredeyse ağzımda atıyordu. Ellerimin titremesi çok belli oluyor muydu acaba? Hızla ellerimi lavabonun içindeki köpüklere sakladım.

“İyi, bende istemediğimi söyledim. Gider misin?” dememle nefesi saçlarımı uçurmaya başladığında ellerim hızla lavabonun kenarını kavrarken gözlerim kapanmıştı. Sıçayım! Çok yakınımdaydı!

“Dün gece öyle demiyordun ama.” diye fısıldamasıyla gözlerim hızla açılırken dişlerim dudağıma geçmişti. Salak Beril! Kim bilir ne bok yedin?!

“N…ne oldu ki dün gece?” dememle çenemden tutularak ona dönmem bir olmuştu. Kahve gözleri gözlerimin içine bakarken hafifçe eğildiği için yüzü daha da yakınımdaydı. Soluğu yüzümü yalarken nefes almayı kesmiştim bile, sıçayum nefese şu an!

“Hatırlamıyor musun?” diyerek kaşlarını kaldırdığında başımı yavaşça olumsuz anlamda sallamıştım. Allah’ım öyle çok utanıyordum ki! Ardından bulunduğumuz konumu fark ettiğimde hızla kendimi geri çekerek büyüsünden kurtulmaya çalıştım.

“Birisi görürse yanlış anlar Cem abi, sen git.” derken ellerimi hızla durulayarak yukarı çıkacaktım ki kolumdan tutulmamla bedenim kocaman göğsüne çarptığında sadece iri değil aynı zamanda sert olduklarını da deneyimlemiştim. O gerçekten bir dev adamdı…

“Neden basketi bırakıp asker olduğumu sormuştun, cevabını hala merak ediyor musun?” diye sorduğunda zihnimde bazı anılar kesik kesik canlanmaya başlamıştı. Banyodaydım ve o yine çok yakınımdaydı, ona dev adam demiştim. Rezillik abidesi falan olabilir miydim?

Başımı yavaşça olumlu anlamda salladığımda kolumu bırakarak ellerini iki yanımdan tezgaha yaslamasıyla kalp krizi geçirmek üzereydim. Onca zaman soğukken şimdi niye bu kadar sıcaktı ki bana?!

“Çünkü benimde abim seninki gibi askerdi.” demesiyle şaşırmadan edememiştim. Abisini hiç duymamıştım ki o da söylerken bakışlarını kaçırmıştı, sanırım ne olduğunu anlamıştım.

“Başın sağolsun.” dediğimde kahveleri tekrar gözlerime çıkarken başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Eyvallah.” derken bir elini omzumdan düşen saçıma atarak nazikçe parmağına doladığında hala gözlerini izliyordum. “Bir amacım olduğunu hissettim ve bu yola koyuldum bende onun gibi.” dediğinde hissettiği acı gözlerinden bile akarken onun yerine benim gözlerim dolmuştu.

“Ben…hatırlatmak istememiştim. Özür dilerim.” dememle kaşları çatılırken saçımdaki eli hızla yanağıma çıkmıştı.

“Sakın bu yüzden ağlama. Unuttun mu? Şehitlere ağlanmaz.” dediğinde hafifçe gülerek başımı sallamıştım. Esasında canımı yakan onun dışa vuramadığı acılarıydı, ruhsuz gözüküyordu ama küçük bir çocuktan farksızdı yüreği ve ben o kalbine delicesine aşıktım…

“Ağlamıyorum ki dev adam.” derken akan bir damla yaşı hızla silmek istediğimde elim havada kalmıştı. Bana izin vermeden yanağımı sildiğinde irice açılan gözlerim sadece ona bakıyordu.

“Eğer bilmeden canını acıttıysam özür dilerim.” demesiyle kaşlarım da havalanmıştı. Dünya tersine falan mı dönmüştü? Hayır döndüyse bile lütfen öyle kalmaya devam etsindi!

“Yo, acıtmadın.” dediğimde yanağımdan çekilen eli tekrardan saçlarıma ilerlemişti.

“Dün gece başka şeyler de söyledin.” dediğinde gözlerim sıkıca kapanmıştı. Al işte kesin kendimi rezil etmiştim! Kesin açılmıştım! Allah kahretsin!

“Bak, ben ne diyeceğini biliyorum tamam mı? Hiç sorun değil, hala abimsin. Lütfen söylediklerimi unut…” derken dudağıma dokunan parmaklarla gözlerim açılırken gülerek beni izlediğini farkettiğimde kaşlarım çatılmıştı, komik miydi?!

“Bir kez daha abi dersen…”

“Ula bu Beril nerdadur da? O it de ortalarda yoktir.” diyen ses sözünü böldüğünde hala geri çekilmeden dibimde durmaya devam ediyordu. Gözlerim irice açılırken hızla omuzlarından itmiştim ama bana mısın bile dememişti. Dudaklarımın üzerinde ki elini çekerek hızla kapıya baktım, adım sesleri yaklaşıyordu.

“Gitsena, ne duriysin?” diyerek tekrar ittiğimde dudakları kıvrılmıştı ve hala yerinden kıpırdamıyordu.

“Ama daha sözümü tamamladım, uyarmadığım bir şey hakkında kızamam.” demesiyle her ne kadar şaşırsamda aklım hala kapıdaydı.

“Tamam, çabuk söylede git. Geliyor.” diye fısıldadığımda yüzünün bana daha çok yaklaşmasıyla kapı aklımdan anında silinmişti.

“Bir daha abi dersen sana abin olmadığımı çok güzel yollarla anlatırım sarı şeker.” demesiyle gözlerim açılırken eli tekrardan yanağımı bulmuştu. Gözleri tüm yüzümde gezinirken derince bir nefes aldığında sanki benimde nefesimi çekmiş gibiydi, kesinlikle nefese ihtiyacım vardı. Her an bayılabilirdim.

Arkadan gelen adım sesleri yaklaşırken bulanan aklım sonunda kendisine gelmişti.

“Umarım sözümü çiğnediğime değersin güneş kadın.” diye fısıldadıktan sonra hızla yanağıma temas eden dudaklarıyla tüm hayat akmayı bırakmıştı. Bir elim yanağıma giderken dün gece film şeridi gibi akmaya başlamıştı, hatırlıyordum.

“Beril, iyi misun?” diyen abimle yerimden sıçrarken elimi hızla yanağımdan çekip yerimden doğruldum. “İki saattür bağıriyrum, leyla gibi bakiydun.” demesiyle dudaklarım tekrardan kıvrılırken içten içe çığlık atıyordum.

O beni öpmüştü değil mi? Bu benim hayal dünyam değildi. Olmuştu bu, yaşanmıştı…

“Mecnun bir bakar mısın?” diyen Leyla yengemle abim hızla ona döndüğünde ne dediğini duyamayacak kadar aklımdaki sesle meşguldüm. Beni öpmüştü…

Ellerim hızla ağzıma kapanırken yaşadığımın gerçekliğini sorguluyordum, bu bir rüya değildi dimi? Gerçekti! Bu gerçekti!

“Aman Allah’ım.” diye mırıldanırken bakışlarım Leyla yengem ve yanında ki Nüha yengemle çakıştığında gözlerim dolmuştu ama bu sefer ki mutluluktandı.

Onunda bana karşı hisleri vardı…

~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonu…

Bu bölüm şahsen ben gülmekten öldüm, sizce nasıldı?

Cem beyciğimizin romantikliği peki??

Ah çok tatlıştı ya!!

Yorum ve beğenileri lütfen unutmayalım canlarım!

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

1 yorum