~Bölüm Şarkıları~
Athena~On İki Dev Adam
Sena Şener~Teni Tenime
Dolu Kadehi Ters Tut~Islansın
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimmm!
Ben yine biraz geciktirdim bölümü… 🥺🥺
Ama vallahi şu aralar hep bir işim ya da bir aksilik çıkıyor canlar, bölüm sonunda detaylı bir şekilde açıkladım. Beklettiğim için özür dilerim… 👉🏻👈🏻
Bu bölüm bazı +18 sahneler mevcuttur, okumak istemeyenler için başlayıp ve bitiş kısımlarında ayrıca belirttim.
“Gel de yatağım ıslansın, sabaha kadar alev alsın yansın… Durmam, duramam imkansız. Bu gece imkansız…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum. Umarım geç oldu ama deydi dediğiniz bir bölüm olmuştur. :)
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~
Cem Türkoğlu…
Evrenin benimle tekrardan taşşak geçtiği lanet bir zaman çizelgesinde hissediyor gibiydim. Gözlerimin önünde ki manzaranın başka bir açıklaması olamazdı…
Nüha, Nehir ve güneş kız önlerinde ki bitmiş içki şişeleriyle bize bakıyorlardı, kaşlarım yavaşça çatılırken kuruyan boğazımı ıslatmaya çalıştım. Baygın bakan bakışları ve dudaklarındaki gülümsemeyle benim olduğum tarafa bakarken ne kadar tatlı göründüğünden haberi var mıydı acaba?
Zihnimde ki sikik düşünceyle hızla gözlerimi kapatarak başımı çevirdiğimde ellerim iki yanımda yumruk olmuştu. Sırf bu lanet düşünceler yüzünden iki haftadır avare gibi gezip duruyordum amına koyayim ve geldiğim ilk gün bu bana reva mıydı cidden? Nasıl yaptığını anlayamıyordum ama yan yana durduğumuz her an gözlerimi ondan çekmek istemiyordum, her gülüşünü yakalamak ve en önemlisi de o gülüşlerinin tek sebebi olmak istemem işin ciddi derece tehlikeli olduğunu gösteriyordu. Özgür iti ne güzel arabadan iner inmez yan eve geçmişti, keşke onun peşine takılsaydım!
Gözlerimi açtığımda yapmam gereken tek şeyi yapmak için yanımda ki Mirza’ya bakışlarımı çevirdim. Buradan hemen defolup gitmeliydim!
“Ben yandayım Mirza.” diyerek hızla arkamı döndüm.
“Dev adam!”
Duyduğum sesle adımlarım benden izinsizce duraksarken ne sikim olduğunu anlamaya çalışıyordum. Bu koduğumun kalbi yine dört nala gitmeye başlamıştı, artık pompalı yetmezdi. Beni anca götüme girecek bir c4 bombası pahlardı!
“Dev adam, gitme!”
Kaşlarım bu sefer havalanırken yaşadığım şaşkınlıkla kendimi daha fazla durduramayarak bakışlarımı ardımdaki sarı şekere çevirdim.
Bir saniye ne sarı şekeri amına koyayım! Beril onun ismi koçum, kardeşimizin kardeşi Beril! Kendine gel koçum!
Yanımda ki Mirza’nın da bakışları hafifçe bana döndüğünde kaşları aynı sakinlikle çatılmıştı, gözlerinde ki ‘seni ayaküstü sikerim.’ ifadesi beni bile tırsıttırabiliyordu. Adam ürkütücüydü, buna asla lafım yoktu. Bakışları sanki zihnimde ki sesleri duyuyormuş gibi daha da keskinleşirken gözlerimi kaçırmamak için ultra bir çaba harcıyordum. Bu bile böyle bakıyorsa Mecnun beni ters yatırıp amuda kaldırarak sikerdi.
Neyse ki Nüha’nın onun üstüne doğru yalpalaması sonucunda bakışlarını benden alarak ona çevirmek zorunda kalmıştı. Sonunda!
Gözlerim tekrardan birkaç haftadır ne yaparsam yapayım aklımdan çıkmayan kıza döndüğünde ellerini masaya vurarak ritim tuttuğunu fark etmiştim, bir yandan da güneşi kıskandıracak şekilde gülmeyi de ihmal etmiyordu.
“HU HA DEV ADAM, ONİKİ ADAM! HU HA DEV ADAM!” diye bağırmaya başlayarak ayağa kalktığında bedeni düz durmakta bile zorlanıyordu. Söylediği şarkıyla dudaklarım kıvrılırken ona doğru bir adım attım, benim için mi söylüyordu bu şarkıyı?
He amına koyayım, bir dev sensin çünkü koduğumun dal yarrağı!
Kardeş o koçum, kardeş ve küçük!
Attığım bir adımı hızla geri çekmek üzereyken haykırarak oturduğu kısıma çıktığında bacaklarım benden izinsizce ona doğru koştu, aramızda ki üç adımlık mesafeyi atlatır atlatmaz bedeni boşluğa doğru savrulduğunda ellerim anında belini sararak onu düşmekten kurtarmıştı. Kucağımda ki küçük cüssesine bakarken şaşkınlıktan iki gram olan beynim bile yok olup götüme kaçmıştı.
“İhtiyar dev adamım! Hayatımı kurtardın.” diyerek kollarını hızla boynuma dolamasıyla gözlerim irice açıldı, o nefret etmeyi delicesine istediğim ama edemediğim gül kokusu beni çepeçevre sarmıştı.
Hayır Cem, kendine gel! O daha küçük lan! Ve Mecnun’un kardeşi, yapma oğlum!
“Bacım git.” derken kucağımdan hızla yere bırakarak geri çekilmeye çalışmıştım fakat boynuma sarılı kollarıyla beni daha çok kendisine çektiğinde bir süre bu cüsseden bu gücün nasıl çıktığını düşünmüştüm. Çokta minnak değildi sanırım…
“Bacı senin anandır göt.” Sözleriyle kaşlarım tekrardan havalanırken kollarını geri çekmek için kaldırdığım ellerim bile havada duraksamıştı. Göt mü dedi o bana?!
“Ne?” dedim şaşkınlıkla.
“İkidur ediysun beni baci, sıçturtma bacağina poh yiyen.” Kayan şivesiyle istemsizce dudaklarım kıvrılırken yakınımdaki mavi denizlerde kendimi kaybetmek üzereydim. “Tepemü atturma da benum.”
“Senin tepen atsa kaç yazar cimcime.” dediğim an her ne kadar pişman olsamda çatılan kaşları ve büzülen dudaklarını görmek için kesinlikle değerdi. Aslında düşünüldüğünde Mecnun evde değildi ve o da sarhoştu, yarın büyük ihtimalle hatırlamazdı. Biraz rahat olmaktan ne zarar gelebilirdi ki?!
“Uiy şimdu de oldim cimcime, ne kaldı geriye? Başımı okşayup şeker mi verecesun?” demesiyle tek kaşım havalanmıştı. Bizimkilerden herkes ona böyle davranırken neden bunu söylememe sinir oluyordu ki?
“Seni sana nasıl verelim sarı şeker?” dememle kaşları çatılırken kollarını hafifçe gevşeterek geri çekilmişti ki dolanan ayaklarıyla tekrar sendelendiğinde hızla belinden yakalayıp bedenini bedenime yapıştırdım.
“Şeker mi dedun sen bağa?” dediğinde başımı olumlu anlamda sallayarak gülmeye devam etmiştim.
“Evet, öyle dedim.” derken yüzüne düşen sarı tutamlarından birkaçını yüzünden çekerek kulağının arkasına sıkıştırdığımda pembe yanakları gün yüzüne çıkmıştı. “Aynı zihnimin içinde beni durmadan kemiren bir tatlı krizi gibisin, benim olmasan aklım kalır ama olursanda gururum gider.” diyerek içimdeki hisleri dile getirdiğimde buna ben bile şaşırmıştım. Onca zaman sonra hep kaçtığım şeyi dillendirmek tuhaf hissettirmişti, tuhaf ve şu anlık oldukça özgür…
“Senin ne zamandan beri ikizin var?” demesiyle kaşlarım çatılırken bir bana bir de yanımda ki boşluğa baktığını fark etmiştim. Bu haline gülerken çevremde bakışlarımı gezdirdim, Mirza Nüha’yla ilgilenirken Barkın ve Nehir ortalarda gözükmüyorlardı. Bu durumla keyfim daha çok yerine gelirken bir elimi bacaklarının altından geçirip minik bedenini hızla kucağıma aldığımda kolları sıkıca boynuma tutunmuştu.
“Zil zurna sarhoş olduğunu baban görse ne yapar acaba?” derken kucağımda ki bedeniyle eve doğru ilerlemeye başlamıştım.
“Ben sarhoş değilim seni pis ihtiyar.” diyerek omzuma hafifçe vurmaya çalışmıştı fakat eli hemen omzumda ki boşluğa savrulduğunda bu haline gözlerimi devirmeden edememiştim.
“Sana küçük dememe kızıp bana neden ihtiyar diyorsun o zaman?” diye sorarken eve girdiğimde adımlarım hızla banyoya yönelmişti.
“Çünkü sen benim kalbimi acıttın.” derken başını boynuma gömdüğünde titreyen sesi sanki kalbime onlarca mızrak saplamıştı. Onu yaralayacak ne yapmıştım ki ben? Ne yaptığımı bilmediğim halde şu durumda olduğu için ben bile kendimden nefret etmiştim.
“Seni üzecek bir şey yapmadım ki.” dedim nazikçe, kırmadan dökmeden.
“Biliyor musun abim asker olacağını söylediğinde günlerce ağlamıştım.” dediği sırada banyodan içeri girerek onu zemine bırakıp tekrardan beline sarılmıştım. Kolumun böylesine güzel bir şekilde beline oturması hoşuma gitmişti, sanki Allah bile onu bana yaratmış gibiydi…
“Neden ağladın?” diye sorarken suyu açıp avucuma doldurarak hafifçe eğdiğim yüzüne sürmeye başladım. Birkaç kere daha bunu yaptıktan sonra suyu kapattığımda başını geri çekip göğsüme yasladı. Bana doğru dönen bedeniyle ilerde ki havluya uzanıp aldıktan sonra yavaşça yüzünü silerek geri yerine bırakmıştım, ee şimdi ne yapacaktım ben?
“Çünkü ölecek korkusu içimi kaplamıştı ve bu his kaybolmak yerine sadece ikiye katlandı.” diye mırıldandığında yüzü göğsüme gömülü olduğu için sesi boğuk çıkıyordu. “Artık iki asker için korkuyorum…”
Sözleriyle kalbimden aynı anda onlarca duygu geçtiğinde ne diyeceğimi şaşırmıştım. Diğer asker kimdi? Mirza’yı kastediyor olsaydı artık demezdi değil mi? Yoksa asker manitası mı vardı? Kimdi lan bu koduğumun askeri?!
“İkinci asker kim?” diyerek dayanamayıp sorduğumda başını hafifçe göğsümden kaldırarak yüzüme baktı. Gözlerinde ki parıltılar gerçek miydi yoksa ben sikik bir hayal mi görüyordum emin olamıyordum. O yüzümü izlerken ben ise sorumun cevabını alamadığım her an daha çok geriliyordum. Kim lan o asker, kim?!
“Neden basketbolu bırakıp asker oldun dev adam?” diye sormasıyla her ne kadar bunu bildiğine şaşırsam da konuyu değiştirmesi sinirlerimi daha çok germeye başlamıştı.
“Sikeceğim lan şimdi basketbolu, kim o asker?” dememle gözleri kapanırken başını tekrardan göğsüme yasladığında elime geçen her şeyi kırmak istiyordum. Sızmanın sırası mıydı lan şimdi?!
İçimde ki sinir ve meraktan sessizce köpürürken bir süre öylece kalıp gül kokusunu içime çektim, tekrar uyandırıp cevabı alsam ne olurdu ki?
Ulan Cem ne boş adamsın lan! Bunun için uyandırılır mı amına koyayım? Beyinsiz puşt!
Bir kolumu tekrardan bacaklarının altından geçirerek kucağıma aldığımda derince de bir nefes çekmiştim ciğerlerime. Adımlamaya başlarken sesi zihnimde cirit atıyordu. Ben kim olduğunu sorduktan sonra neden bana böyle bir soru sormuştu ki? Gerçi çok düşünmeye gerek yoktu, sarhoştu ve zihni yerinde değildi. Konuştuklarından muaf tutamazdım onu.
Odasının önüne gelirken bedenini tek koluma sabitleyerek kapıyı açıp içeri girdikten sonra ışığı da açmamın ardından yatağına doğru adımladım. Yatağın üstünde ki örtüyü hızla atarak kucağımda ki parıldayan güneşi yatağa bıraktığımda sarı tutamları kahverengi yastığının her yanına yayılmıştı. Boynuma sarılı kollarını yavaşça geri çektiğim sırada gözleri hafifçe aralanırken bir eli hızla elime tutundu.
“Artık uyku vakti sarı şeker, özgürlük sadece bu kadardı.” diye mırıldanırken boşta ki elimi yumuşacık tutamlarında gezdirdiğimde bunu her an yapmak istemiştim. Saçları öyle güzeldi ki gün boyu böyle sevsem asla sıkılmazdım.
“Sana da bir şey olacak diye ödüm kopuyor ikinci askerim.”
Sözleri hem kalbimde hemde zihnimde sikik bir hortum yaratırken kapanan gözlerine bakakalmıştım. O…beni mi önemsiyordu? Bunun tek bir sebebi olduğunu elbet ki biliyordum fakat sesli söyleyemeyecek kadar ödleğin tekiydim.
Saçlarında ki elimi hızla çekerken avuçlarının içindeki elimi de kurtarıp bir adım geriye çekildim. Ondan uzak durmam gerekirken ben burada ne yapıyordum? O benim tertibimin kardeşiydi, bunu yapamazdım.
Hızla arkamı dönüp kapıya doğru ilerlerken adımlarım yarı yolda yavaşlayarak duraksamıştı. Sesi zihnimde yankılanırken bakışlarım benden izinsizce tekrardan ona dokunduğunda az önce elimi sıkı sıkıya saran küçük parmaklarının yanağının altında olduğunu görmüştüm. Büzülen dudaklarıyla birlikte uyurken öyle güzel görünüyordu ki tüm yeminleri sildirebilirdi.
Bedenim tamamen ona doğru dönerken uyuyan güzeli seyrettim bir süre, zihnim her ne kadar karmakarışık olsa da bir konuda oldukça nettim. O da gururumun beni çoktan terk ettiğiydi…
~~~~~~~~~
Mirza Han Yalçıner…
Gözlerimin önünde ki manzaraya bakarken kaşlarım olabildiğince çatılmıştı. Şu sikik alkolü dünyaya yayanı bile bulup sikmek istiyordum şu anda. Bunu içince sapıtıyordu ve sapıtmış hali öylesine tatlıydı ki kendimi tutmak başımdan aşağı kezzap dökmekle eş değer oluyordu.
Bakışlarım gözlerine değerken ona doğru birkaç adım attığımda gözleri gözlerimden ayrılarak bedenimi süzmeye başlamıştı, dudağında ki bariz kıvrılma ile bu gecenin oldukça uzun geçeceğini anlamamak mümkün değildi. Derince bir nefes alarak ona doğru bir adım daha attığımda gelen sesle bakışlarım yanımda ki Cem’e dönmüştü.
“Ben yandayım Mirza.” demesiyle hızla arkasını dönmesi bir olurken duyulan başka bir sesle duraksamıştı.
“Dev adam!” diye bağıran Beril’le bakışlarım ona dönerken bayık bakışlarının Cem’de olduğunu görmüştüm. Ne sikim oluyordu lan burada? “Dev adam, gitme!”
Bakışlarım tehlikeli bir edayla Cem’e dönerken onunda şaşkın bakışları önce Beril’e ardından da bana dönmüştü. Beril benim kardeşim gibiydi ve olası bir yakınlaşma durumunda gırtlağını söküp eline vermekten hiç çekinmezdim. Tam o anda önümde bana doğru gelen bedenle bakışlarım hızla Cem’den ayrılırken ellerim sıkı sıkıya kuğunun beline sarılarak düşmesini engellemişti.
“Bulut adamım gelmiş, hoşgelmiş.” derken elleri yanaklarıma tutunduğunda değişken gözlerine bakakalmıştım.
“Sen yine mi içtin kuğu?” dediğimde kafasını hızla olumsuz anlamda sallarken hıçkırmayı da ihmal etmemişti.
“Ne bulutu sarhoş adam, ben çok iyiyim.” diyerek yanaklarımda ki ellerini enseme getirdiğinde belinde ki elimle onu daha çok kendime çekip bedenime yaslanmasını sağladım.
“Tabi canım, belli oluyor.” dedim gözlerimi devirerek. Kim getirmişti bunlara yine şu zıkkımı?
“Yaa canın mıyım gerçekten?” derken yüzüme bakabilmek için kafasını geriye attığında bayık bakışları ve kıvrılmış dudaklarından gözlerimi alamadım. Her hali ayrı bir güzeldi.
“Biriciğimsin, canımsın, cananımsın kuğum.” diyerek burnumu burnuna dokundurduğumda hafifçe kıkırdayışı zihnimin içinde yankılanmıştı. Öyle çok özlemiştim ki onu, bu beni daha çok delirtiyordu. Kafamı bulandırıyordu.
“Böyle konuştuğunda seni yiyesim geliyor.” derken dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde kasıklarımda peyda olan sızı tekrardan geri gelmişti. Gerçi gittiği yoktu ya neyse!
“Daha önceden tecrübeli olduğumuz için devamını sormayacağım kuğu, hemen kahve içmeye gidiyoruz.” diyerek onu kucağıma almaya çalıştığım sırada elinin dokunduğu yerle tüm hareketlerim kesilmişti. Kaşlarım çatılırken bakışlarım eline kaydığında soluklarım daha da hızlanmıştı, kesinlikle tüm alkol türlerinin amına koymak istiyordum!
“Canımın başka ne istediğini sormayacak mısın?” derken hafifçe hareket eden eliyle bacaklarımın arasında ki ufaklık daha da zonklarken can havliyle elini yakalayarak onu durdurdum.
“Zihnin yerinde değilken hiçbir sokuk cevap umrumda değil kuğu, geriye çekil.” dedim soluk soluğa kalmış sesimle. Aklım sadece bacaklarımın arasında ki dokunduğu yerdeyken kendime engel olmak çok zordu.
“Ben sarhoş değilim ve ne istediğimi biliyorum.” dediğinde inanmaz bakışlarım gözleriyle buluştu. Konuşurken bile kelimelerin bir kısmını yutarken sarhoş olmadığını söylemesi hiç inandırıcı gelmiyordu.
“Öyle mi? Ne istiyormuşsun?” derken elini geriye çektiğimde her ne kadar derin bir nefes alabilsem de hala damar gibi atan ufaklık bana pek yardımcı olmuyordu.
“İçime gir…” Sözünü bitirmesine izin vermeden onu göğsüme yapıştırdığımda bakışlarım sarmaş dolaş duran Cem ve Beril’e kaysa da şu anda laf edebilecek konumda değildim ama yarın belasını sikecektim.
“Allah’ın adını verdim sus kuğu.”
“Ya uf! Susmak istemiyorum, sadece her şeyi söylemek istiyorum.” diyerek beni ittirmeye çalıştığında başını biraz daha göğsüme yaslamıştım. Aklı başında değilken ona dokunamazdım!
“Tamam o zaman kahveni içene kadar bana olan aşkını anlatabilirsin ama yalvarırım şu bel altına şimdi girme kuğum.” dediğim sırada koluma geçen dişlerle kaşlarım çatılırken ona bakmaya devam etmiştim. Bu canımı acıtmak yerine kasıklarıma daha çok uyarmaktan başka bir işe yaramamıştı.
“Senin için ne kadar ıslandığımı bilsen beni böyle yüz üstü bırakmazdın.” diyerek yüzünü geriye çektiğinde derince yutkunmam gerekmişti. Şu anda benim için ıslak mıydı? Hayır, kendime gelmem gerekiyordu. Kafası yerinde değildi!
Gözlerimi sıkıca kapatıp açtıktan sonra ona baktığımda ağladığını fark etmemle beynimden vurulmuşa dönmüştüm, ne oluyordu şimdi amına koyayım?!
“Biriciğim noldu?” derken bir elim yanağını bularak göz yaşlarını silmeye başlamıştı ama her defasında yenileri gelerek ıslatmaya devam ediyorlardı.
“Sen beni istemiyorsun.” diye mırıldanmasıyla kaşlarım havalanırken onu anlamaya çalışıyordum. Reddettiğim için mi ağlıyordu?
“Seni ne kadar istediğimi bilsen konuşmaya bile mecalin kalmazdı kuğu.” dediğimde kaşları çatılırken kollarını benden çekip göğsünde bağladı.
“Yalancı, eğer isteseydin beni susturmak yerine si…” demesiyle dudaklarım dudaklarının üzerine kapanarak onu hızla susturmuştu. Onun tadıyla karışık aldığım alkol tadı zihnimi onunkinden daha çok bulandırırken ileriye doğru adımlayarak masaya yaslanmasını sağladım.
Elleri yanaklarımı bulurken benim ise bir elim sıkıca arkasında ki masayı kavramıştı, diğeri ise geriye kaçmaması için ensesinden sıkıca tutuyordu. Dudakları dudaklarımın arasında eriyerek tadını daha çok tatmamı sağlarken inleyerek masaya daha sıkı tutundum. Zihni yerinde değilken ileri gidemezdim ve sikeyim ki sarhoş güzelliği aklımı darmaduman etmişti.
Dişlerim sertçe alt dudağına geçerken ağzımın içine inlemesi tüm benliğimi alt üst ettiğinde ensesinde ki elim sıkıca saçlarına dolanarak başını geriye çekti. Gözlerim açılarak yüzünde gezindiğinde aralık duran ve kızarmış dudaklarını görmek beni daha da delirtirken gözlerimi sıkıca kapatıp hızla geriye çekildim. Yok amına koyayım net kafayı yiyeceğim!
Ellerimi hızla yüzüme getirerek sertçe ovalarken istekle bana bakan gözlerini zihnimden atmaya çalışıyordum. Bu nasıl bir sınav lan?!
Ellerimi geri çekerek tekrar ona bakacağım sırada elinde ki şişeyi fark etmemle hızla ona doğru atılarak şişeyi masaya geri attım.
“Ben bu haline zor dayanıyorum, sen bir de daha fazla içmeye çalışıyorsun kuğu.” dediğimde eli üzerimde ki tişörtün yakalarını kavradığında bir ona bir de ellerine bakmıştım. Bu işe hemen bir son vermem gerekiyordu!
“Bırak da reddedilmenin acısını çıkartayım uyuz komutan.” dediğinde ellerim yakalarında ki ellerini sıkıca yakalayıp masaya uzanmasını sağlarken ellerini başının üstüne sabitledim. Kasıklarımı sertçe ona yaslarken dudaklarım dudaklarının üzerindeydi.
“Zihnin sikik bir alkolün etkisindeyken değil tamamen kendiyken beni hissedeceksin kuğu. İşte o zaman içini öyle bir dolduracağım ki bu tatlı dilin konuşamayacak hale gelecek ama şimdi değil, aklın sana dokunduğum her anı net bir şekilde hissettiğinde olacak.” dememle gözleri hafifçe irileşirken dudakları aralanmıştı. Konuşmasına izin vermeden üzerinden kalkarak hızla kucağıma alıp bahçedeki çeşmenin yanına gittim. Dizimin üstüne oturmasını sağlayarak yere çömeldiğimde çeşmeye takılı hortumu elime alarak suyu açıp hortumu yüzüne tuttum.
“Hayır, Han yapma.” derken yüzüne gelen suyu elleriyle engellemeye çalıştığında hızla ellerini tutarak soğuk suyu yüzüne akıtmaya devam ettim.
“İki saniyede ebemi siktin amına koyayım, yok sana bir daha içmek falan.” diyerek suyu yüzünden çektiğimde derin derin nefesler alarak kendine gelmeye çalışmıştı.
“Su çok soğuk Han, dondum.” dediğinde biraz da olsa kendine geldiğini fark etmemle hızla suyu kapatıp hortumu bıraktım.
“Senin zihnin bir yerine gelsin ben seni çok güzel ısıtacağım.” derken kollarımı sıkıca bedenine sararak ıslaklığını umursamadan onu ısıtmaya çalıştım. Dışarı cidden esiyordu ama ayılması için bunu yapmak zorundaydım.
“Üşüyorum.” diye mırıldanarak bana daha çok sokulduğunda hızla bedenini kucağıma alıp eve doğru yürümeye başladım. Barkın ve Nehir’in arabaya doğru adımladıklarını görmüştüm ama o Cem itini gözden kaçırmıştım. Hangi sikimdeydi acaba?!
Evin içine girer girmez yukarı çıkarak odasına yönelmiştim ki kapıdan çıkan Cem’le karşılaştığımda kaşlarım derince çatılmıştı.
“Sa… Beril’i sağ salim yatırdım yatağına.” dediğinde ona bakmayı sürdürmüştüm.
“Eyvallah da kim istedi bunu senden?” dediğimde bakışlarını kaçırırken hafifçe yutkunmuştu.
“Hepiniz meşguldünüz Mirza, kızı öyle mi bıraksaydım?”
“Han…” diye mırıldanan kucağımda ki kuğuyla bakışlarım ona kaydığında Cem hızla geriye doğru adımlamıştı.
“Bak çok meşgulsün, ben kaçar.” diyerek hızla aşağıya kaçtığında arkasından bir süre baktım. Bunlarda bir bok vardı ama neyse, çıkardı yakında kokusu.
Odaya girerek kapıyı arkamdan kapattıktan sonra ışığı açmadan kuğunun yattığı yere doğru ilerleyip bedenini bıraktım. Hızla tişörtünü çıkartarak kenara bıraktıktan sonra bavuluna ilerleyip elime gelen ilk tişörtle tekrardan ona döndüm, üzerine geçirdikten sonra başını yastığa bırakırken çıkardığım tişörtle saçlarında ki ıslaklığı da alıp geriye çekilmiştim ki eli elimi yakaladığında duraksadım.
“Gitme…” diye mırıldanmasıyla kalbim yumuşarken elimde ki tişörtü kenara bırakıp yanına uzandım.
“Buradayım biriciğim, yanındayım.” derken başımı boynuna gömdüm. Bir bacağını belime atarken diğer elini de saçlarıma atmasıyla burnumu bebek kokusuna biraz daha yasladım, iki hafta kadar sonra tam anlamıyla huzur kollarımdaydı.
Kalkıp soğuk bir duş almam gerekiyordu ama bir süre daha huzurun kollarında durabilirdim. Az önce ki durum nevrimi tamamen döndürürmüşken belinde ki elimle onu daha çok kendime çektim. Sözlerini yutmadan konuşması her ne kadar hoşuma gitse de bunu alkol etkisindeyken yapmasını istemiyordum ama aynı zamanda da yarınki tavrını da merak etmeden duramıyordum.
Bu düşünceyle dudaklarım kıvrılırken yüzümü boynundan çekerek yüzüyle aynı hizaya getirdim, çoktan uykuya dalmıştı. Daha doğrusu sızmıştı. Büzülmüş dudaklarıyla derin bir uykudayken dudaklarımı hafifçe dudaklarına bastırarak geri çekildim. Fuat eniştem yüzünden yan yana bile duramazken bu akşamı daha farklı değerlendireceğimizi düşünmüştüm ve doğruyu söylemek gerekirse hayallerim biraz suya düşmüştü.
Sanırım bu gece kendimi tuttuğum kadar hiçbir konuda tutmamıştım, hayatımda ki ilkleri her anlamda bana yaşatmaktan geri durmuyordu biricik kuğum!
“Şu zihnin bir yerine gelsin ben sana yapacağımı biliyorum kuğu.” diye mırıldandıktan sonra yüzümü yüzüne yaklaştırarak gözlerimi kapattım, yarın asla elimden kurtuluşu yoktu…
~~~~~~~~~
Nüha Ertunç…
“Nüha yenge yalvarırım uyan, kafayı yiyeceğim şimdi.” diyen sesle başımı yastığa daha çok gömdüğümde adeta beynimde filler tepişiyordu sanki. Bu nasıl bir ağrı lan?!
“Ya bir sakin ol Beril, en fazla ne olmuş olabilir ki?” dedi Leyla telkin etmek için sakin bir ses tonuyla konuşarak. Niye Beril’i sakinleştirmeye çalışıyordu ki?
“Sıkıntı da o işte yenge, her şey olmuş olabilir. Ya Nüha yenge sende uyan artık!” diye haykıran sesle beraber omzum sarsıldığında tek gözümü zor bela açarak karşımda sallanan sarı tutumlara baktım.
“Beril zaten beynimin içinde orangutanlar si…” derken sözümü bitirmeden zihnimde canlanan kendi sesimle iki gözümde açılırken hızla yataktan doğruldum.
“Yalancı, eğer isteseydin beni susturmak yerine si…”
Hassiktir ama ya! Yine mi?!
“Yalvarırım dün geceyi hatırladığını söyle Nüha yenge?” diyen Beril’le bakışlarım ona döndüğünde gözümün önünden geçen kareler kesinlikle hatırlamak istemeyeceğim türdendi.
“Lanet girsin ki evet.” diye mırıldandığımda hızla yanıma oturarak ellerimi tuttu.
“Ben ne yaptım peki? Nasıl odaya geldiğimi biliyor musun?” dediğinde kaşlarımı çatarak düşünmeye çalıştım ama dün geceden hatırladığım tüm anılar sadece Han’ı kapsıyordu.
“O kadarını bilmiyorum ne yazık ki Beril, sadece senin ‘dev adam, gitme!’ diye haykırdığın kısım var. Sonrasında ne olduğunu bilmiyorum.” dememle yüzü hızla düşerken ellerini sıkıca yüzüne kapattı.
“Allah kahretsin! Ben ne bok yedim ya?!” demesiyle elimi omzuna koyarak hafifçe sıktım.
“Sakin ol Beril, biraz zaman geçtikten sonra hatırlarsın. Hem ben Cem’in sana o anlamda yaklaştığını sanmıyorum.” dediğimde dolu dolu bakan mavilerini bana çevirmişti.
“Evet, onun kardeşi gibisin zaten Beril. Sakince yatağına yatırıp gitmiştir.” diyen Leyla her ne kadar iyilik yapmak istese de Beril’in yüzünün daha çok düşmesini sağlamıştı. “Ben…kötü bir şey mi söyledim?”
“Yok yenge aksine oldukça doğru bir şey söyledin. Neyse ben kahvaltıya iniyorum, sizde hazırlanıp gelin.” diyerek yerinden kalktıktan sonra hızla odayı terk ettiğinde Leyla’nın üzgün bakışları bana dönmüştü.
“İstemeden pot mu kırdım ben şimdi? Noldu ki?”
“Biraz öyle oldu Leyloşum ama sorun yok, onunda bu duruma alışması lazım.” derken bende ayağa kalkarak valizime ilerlediğimde üstümde ki farklı tişörtü fark etmiştim. Bunu ne zaman değiştirdiğini tam olarak hatırlayamasam da anımsıyordum. Alkol insandan insana farklı etkiler gösterebiliyordu, neyse ki ben unutan kesimden değildim.
“Ay ne durumu ama? Bana da söyleyin.” dediğinde zihnimde ki görüntüleri durdurmaya çalışarak ona döndüm.
“Beril bizim Cem’den hoşlanıyormuş.” dediğimde gözleri irileşmişti.
“Peki ya Cem?”
“O kadarını bilmiyoruz ama eğer ondada bazı hisler varsa bizimkiler kıyameti kopartabilir.” derken kapıya doğru adımlarken o da peşime takılmıştı.
“Evet ama alışmaları çabuk olacaktır, sonuçta Cem’de güvendikleri bir adam.” dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı.
“Ama bu dayak yemeyeceği anlamına gelmez.” dememle o da sırıtırken kafasını olumlu anlamda sallamıştı. “Ben bir dişlerimi fırçalayıp geliyorum, yemekten sonra duş alırım artık. Fuat amcalar daha öğleden sonra gelecekler.”
“Tamamdır kuzum, bende gideyim Mecnun’u uyandırayım. Yine uyuyakaldı Laz öküzüm.” demesiyle gülerken o aşağıya inmişti ben ise banyoya girmiştim. Aynanın karşısına geldiğimde gördüğüm manzarayla bir an korkarak geri adım atmıştım. Allah korusun ama çarpılmış gibi gözüküyordum.
Saçlarım darmadağınıktı ve alt dudağım da oluşan kan lekeleri vardı, elim yavaşça dudağıma giderken nasıl olduğunu hatırladığımda yanaklarım yanmaya başlamıştı. Ben neler yapmıştım öyle?!
“İnanamıyorum sana Nüha, gerçekten artık inanamıyorum.” diye mırıldanırken sertçe açtığım muslukla suyu alıp yüzüme çarptım. Zihnimde hortumla yüzüme su tuttuğu sahne canlanırken hızla gözlerimi açıp geri çekilmiştim. “Rezillikten uslanmıyorsun Nüha!”
Yandaki havluyu sertçe çekerek yüzümü kurulurken bakışlarım aynada ki yansımamla çakışmıştı.
“Adama gidip seni sikmesi için yalvarmak nedir Nüha? Ay hayır oturup ağlayacağım şimdi.” Elimde ki havluyu tekrar yerine bırakırken ellerim sıkıca lavabonun kenarını kavramıştı. Dün gece yanımda yatmıştı ama ben uyuduktan sonra kalkmış olacak ki ne zaman gittiğini asla hatırlamıyordum.
“Bir de utanmadan seni istemediği için ağladın. Yok ben gerçekten akıllanmam.”
Tekrardan aynadaki yansımama bakarken kaşlarım çatılmıştı. Elime aldığım diş fırçamın üzerine macunu sıkıp dişlerimden sinirimi çıkartmak istercesine sertçe fırçaladıktan sonra hızla yıkayıp fırçayı yerine attım. Gerçekten dejavu yaşıyor gibiydim ve bu pek hoşuma gitmemişti.
“Nüha’m…” diyen sesle gözlerim irileşirken bakışlarım hızla kapıya dönmüştü, yüzleşmek için kesinlikle hazır değildim. Esasında adımla hitap etmesine sinir olurdum fakat şu an düşündükçe adım dudaklarından bir dua gibi dökülüyordu sanki. Hoşuma gitmişti. “Kendine hakaret etme seansın bitti mi?”
“Hayır…” diye sessizce mırıldanırken gözlerimi sıkıca kapatıp açmıştım. Ne vardı yahu?! O beni istediğini söylerken sıkıntı yoktu, bende bunu dile getirdiğim için utanamazdım.
“Dün gece fazlasıyla gerildiğim için bugün çokça terapiye ihtiyacım olabilir kuğum.” dediğinde kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkunmuştum. Hayır, hayır, hayır! Ben kesinlikle utanıyordum!
“Bugün pek müsait olabileceğimi sanmıyorum.” diyerek aklıma gelen ilk yalanı söyledim. “Şey…temizlik var bugün, ev temizlenecek.”
“Öyle mi?” demesiyle kafamı olumlu anlamda sallamıştım ki sonra görmediğini hatırlayarak kafamı bir tane yapıştırdım, aklım tamamen buhar olmuştu.
“Evet.”
“O zaman bende biriciğime yardım ederim, böylelikle işimiz hemen biter.” dediğinde etrafımda dönerek kaçacak bir delik aramıştım. Kendimi klozete sokup sifonu çeksem çizgi filmlerde ki gibi yok olur muydum acaba?
“Tamam yaparsın ama şimdi aşağıya in, ben birazdan geleceğim.” derken suyu açıp boynuma biraz daha su sürdüm. Yüzünde ki o çapkınca sırıtışı hayal edebiliyordum. Of Nüha! Şimdi rezilliğin sırası mıydı?!
“Aşağıda yapacak bir işim yok, o yüzden bekleyebilirim.” dediğinde sesinden bile güldüğü belli oluyordu.
“Of Han! Gülme!” diyerek suyu sertçe kapattım.
“Onu nerden anladın ula?” demesiyle bu sefer benim dudaklarım kıvrılırken kalçamı lavaboya yasladım.
“Sesin gülüyor çünkü.” dememle kapının aynı anda açılması bir olunca ödüm başka bir tarafıma doğru yol almıştı. “Höst dedik Han, böyle bodoslama dalınır mı? Ya çıplak olsaydım?”
“Keşke…” diye mırıldandığında bakışlarım gülen yüzünde gezindi.
“Sapık ve aynı zamanda uyuzsun komutan.” dediğimde içeri doğru bir adım atarak kapıyı arkasından kapattığında boğazım kurumaya başlamıştı.
“Dün gece hiç öyle demiyordun ama.” diyerek bana doğru bir adım daha attığında gözlerinde ki arzu her yanımı sarmıştı. Avuçlarım üzerimdeki tişörtü kavradığında onunda gözleri üzerime düşmüştü.
“Ne olmuş ki dün gece?” diye mırıldandığımda bakışlarını üzerimde ki tişörtünden çekerek gözlerime çevirdi. Gece yatarken rahat olduğu için bir tişörtünü çalıp bavuluma koymuş olabilirdim…
“Hatırlamadığını mı iddia ediyorsun?” derken hızla elimi tutarak beni yanına çektiğinde gri bakışlarında ki hınzır parıltıları izliyordum.
“Hayır, sadece ayık olmadığım için bir önem teşkil etmiyor.” dediğimde elleri belimi sararken burnunu burnuma sürtmesiyle nefesim hafifçe teklemişti.
“Söylediklerin gerçek değildi yani?” dediğinde kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkundum. Söylediğim her şey doğruyken bunu yalanyamazdım ki.
“Aşağıya inmeliyiz Han, bizi bekliyorlar.”
“Soruma cevap verene kadar buradan çıkmıyoruz.” derken dudakları hafifçe dudaklarıma dokunduğunda dün gece hayal mayal hatırladığım sesi zihnimde bir alabora yaratmıştı.
“Şu zihnin bir yerine gelsin ben sana yapacağımı biliyorum kuğu.”
Zihnimin duvarlarına çarpıp duran sesiyle nefesim daha da hızlanırken elimi nereye koyacağımı bilememiştim, hala benden bir cevap bekleyen ve oldukça yakınımda duran meraklı bakışları beni içine çekerken bir kez daha yutkundum. Dürüst mü olmalıydım yoksa yine kaçmalı mıydım?
Bir ay geçmişti sevgili olalı, ondan öncesinde de ayrı kaldığımız ve birbirimize özlem duyduğumuz bir on beş senemiz vardı. Bakışlarım grilerinde gezinirken hafifçe geri çekilerek onu daha detaylıca izledim. Merakla bana bakan grileri geri çekilmemin etkisiyle hayal kırıklığı yaşasa da hala benden bir cevap bekliyordu. Ona olan güvenimde en ufak bir pürüz bile yokken reddetmem mümkün değildi sanırım.
“Birazı doğruydu.” diye adeta fısıldadığım da dudakları kıvrılırken tek kaşı havalanmıştı.
“Hangileri doğruydu kuğu?” derken bakışları kısıldığında kaşlarım çatıldı.
“Sorumu cevapla dedin cevapladım, bu başka bir soruya giriyor.” dediğimde dudakları daha çok kıvrılarken o erkeksi kıkırtısı banyoya doldurmuştu.
“Öyle olsun bakalım, ben illaki alırım o cevabı.” diyerek geriye çekilip kapıyı açtığında yüzüne bir kez daha bakmadan hızla dışarı çıkıp aşağı doğru adımladım. Ellerim bile heyecandan titrerken ardımdan gelen adım sesleri beni tamamen dağıtıyordu.
“Kız nerdasun da? Deduk herhal deluğe düştü bu.” diyen Mecnun’la gözlerimi devirerek masaya geçmiştim.
“Keşke ama işte nerde bende o şans.” diye mırıldandığım sırada yanıma oturan bedenle hızla sesimi kesmiştim. Bakışlarının üzerimde olduğunu hissediyordum.
“Düşüyordu da yakaladım.” dedi yanımda ki uyuz ses. Hala o alaycı sesiyle konuşuyordu.
“Uyuz.” diye mırıldanırken bakışlarımı diğer tarafa çevirmiştim ki boynumda hissettiğim nefesle anlık olarak nefes almayı kesmiştim.
“Duydum kuğu.”
“Umrumda değil.” derken hafifçe geriye çekilip elime aldığım çatalı bakmadan bir tabağa batırarak ağzıma götürmüştüm ki elim havada yakalandığında sert bakışlarım hızla ona döndü.
“Tereyağını böyle yemek istediğine emin misin?” diyerek elimde ki çatalı yavaşça aldığında o an çatalı hangi tabağa batırdığımı anlamıştım. Rezillik için ödül alınıyor olsaydı Nobel’e aday gösterilirdim!
Elimden aldığı çatalda ki yağı ekmeğe sürdükten sonra vişne reçeline uzanarak üzerine sürüp ekmeği bana bana uzatmıştı. Masada üç farklı çeşit reçel varken özel olarak sevdiğimi sürmesi sadece bunu hatırladığı anlamına gelmez miydi?
Ekmeği elinden almaya çalıştığımda elimi tutarak ekmeği dudaklarıma uzattı, bakışlarım grilerine tutunurken ona daha fazla karşı çıkmadan uzattığı ekmeği ısırdım. Bakışları sanki ruhumun derinliklerini görüyormuş gibi beni izlerken kalbimin onun kalbiyle bütünleştiğine emindim. Şu saatten sonra kendimi daha fazla tutamayacağımı çok iyi anlamıştım, ona güvenim hep sonsuzdu.
“Şöyle olabilirdik aptal.” diye yan tarafımdan gelen mırıltıyla bakışlarımı Beril’e çevirdiğimde önünde ki haşlanmış yumurtaya işkence çektirdiğini fark etmiştim. Bakışlarımı ondan çekerek Cem’e çevirdiğimde ise şaşırmadan edememiştim, sırıtarak Beril’i izliyordu. Ona baktığımı fark ettiğinde gözleri bana dönerken gülüşü hafifçe solmuştu fakat benim dudaklarım ona inat kıvrılırken arkama yaslanmıştım. Gözlerimle yanımda ki kadını işaret ettiğimde bakışlarını kaçırarak önünde ki tabağına bakmıştı.
Yine iş başa düşmüştü, bunlar çoktan olmuşlardı bile…
“Yemeğini ye kuğu, seninle işimiz var.” diyen Han’la bakışlarımı Cem’den ayırarak ona çevirdim.
“Ne işi?”
“Terapi.” demesiyle gözlerim istemsizce açılırken hızla kendimi toparlayıp önüme döndüm. Milletin içinde söylediği şeye bak! Uyuz!
“Aa siz ilişki terapisine mi gidiyordunuz?” diyen Özgür’le içimden çığlık atmaya başlamıştım.
“Hayır, bizzat terapistim o…” derken elim hızla bacağını bulurken sözünü yarıda kesmiştim.
“Terapistinin yeri ormanda olduğu için korkuyor, o yüzden benimle gidiyor.” dememle herkesin kaşları havalanırken en çok şaşıran Han olmuştu.
“Yok artık kuğu.” diye mırıldanmasını umursamadan önüme döndüm. Önce ki terapi tanımlamasından sonra ben olduğumu da bir zahmet söylemesindi.
“Mirza komutan mı ormandan korkuyor?” diyen Cem’in inanmayan sesiyle ona döndüm.
“Evet, ödü kopuyor yeşillerden. Ağaçlar üzerine üzerine geliyor, dimi hayatım?” diyerek Han’a döndüğümde çatılmış kaşları hafifçe düzelirken bakışları yüzümde gezindi.
“Evet, hiç sevmem yeşili. Benim işim bir çift mavi ve kahveyle.” demesiyle ona bakakalırken sözleri altında adeta ezilmiştim. Her halükarda beni mest etmeyi nasıl başarıyordu?!
“Nehir nerede?” diyerek önüme döndüğümde konunun değişmesini umut etmiştim.
“Barkın’la birlikte otele kaçmışlar.” diyerek dudaklarında ki gülümsemeyle bize bakan Leyla’ya bakışlarımı çevirdiğimde anladığımı belirtircesine başımı salladım.
“İnsanlar mantıklı davranıyor işte.” diyen Han’la derin bir nefes alarak tabakta ki salatalığa çatalımı batırdım.
“O insanların akrabaları diplerinde değil çünkü.” derken salatalığı ağzıma atıp çiğnemeye başladım.
“He bak oni doğri dedu, sen gitsen babam peşünden tüfekle gelur.” diyerek gülen Mecnun’la ses etmeden yemek yemeye devam etmiştim. Oldukça haklıydı.
“Kendi kızının hayatında biri olursa ne yapar acaba?” diyen Cem’le hepimizin gözleri ona dönerken sesli düşündüğünü o an anlamış gibi gözleri büyümüştü. Yanımda ki Beril’in bile kaşları havalanırken dudakları hafifçe kıvrılmış gibiydi. “Yani Nüha’ya bile böyleyse insan merak ediyor.”
“Oni o zaman düşüniruz kardaşum, şimdi hacet yok.” diyerek yemeğine geri dönen Mecnun hiç umursamış gibi durmuyordu ama Han’ın sert bakışları sadece Cem’deydi.
“Hayırdır, sana ne bundan Türkoğlu?” dediğinde Cem hafifçe öksürerek arkasına yaslandı.
“Belki lazım olur.” demesiyle Beril’in gözleri büyürken masanın üzerinde ki titreyen elini hızla aşağı almıştı.
“Neyü lazım olacağmuş Türkoğlu?” dedi Mecnun, onunda sesi sertleşmişti.
“Kardeşinin hayatında kimse olmayacak mı Koç?” diyerek çatık kaşlarıyla öne eğilen Cem’le içimden bir helal olsun çekmiştim.
“İlk sırada sen mi varsın? Ne bu kurcalama?” dedi Han sert sesiyle.
“Yeter artık!” diye haykıran Beril herkesi susturmayı başarmıştı. “Benim hakkımda konuşurken bana soracaksınız, bir başkasına değil. Ayrıca haklı, hayatımda elbet birisi olabilir. Şu yaştan sonra izin alacak halim yok.” diyerek masadan kalktığında hepimiz şaşkınca arkasından bakakalmıştık.
“Ula ne dedum ki ben şimdi oğa?” diyen Mecnun’la Leyla onun koluna dokunmuştu.
“Hala bebeğinmiş gibi davranıyorsun çünkü Mecnun ama o bir genç kadın.” dedi Leyla. Sözleriyle Mecnun’un yüzü hafifçe düşsede başını olumlu anlamda sallamıştı. Han’ın sert bakışları ise hala Cem’deyken elimi çenesine koyup bana bakmasını sağladım.
“Yapma, bırak hayatlarını yaşasınlar.” dememle kaşları daha çok çatılırken elimi tutup indirmişti.
“Biliyor muydun?” demesiyle kafamı olumsuz anlamda salladım.
“Bileceğim bir şey yok aralarında ve böyle yapmaya devam ederseniz de hiçbir şey olmayacak. Rahat bırak çocukları.” diyerek ayağa kalktığımda bakışları biraz yumuşamış olsa da hala sertti.
“Sen nereye?”
“Duşa girmem lazım, hala leş gibi kokuyorum.” dediğimde dün geceyi hatırlamış olacak ki dudakları hafifçe kıvrılmıştı. Onu umursamadan arkamı dönüp hızla yukarıya çıkarken masayı toplamaktan da kurtulduğum için ayrıca bir sevinçliydim, sevmiyordum bu temizlik işlerini.
Odadan kıyafetlerimi alarak hızla banyoya girdiğimde beklemeden üzerimdekilerden kurtularak kendimi suyun altına bırakmıştım. Birazdan Fuat amcalar gelirdi ve Han’ın bu imalı bakışlarından kurtulabilirdim, en azından öyle olmasını umut ediyordum. Aceleyle bedenimi yıkadıktan sonra saçlarımı da hallederek sıcak suyun beni rahatlatmasına izin verdim.
Dün gece ki saçmalıklarımın dünya üzerinden silinmesini diliyordum fakat mümkün olmadığına emindim. Sözlerim zihnimde çınlarken bir elim istemsizce kadınlığıma gittiğinde kafam anında soğuk mermere yaslanmıştı. Elimi hafifçe hareket ettirdiğim sırada boğazımdan yükselen inlemeyle hızla elimi geri çekip kendime gelmeye çalıştım, şu an bunun pek sırası gibi görünmüyordu.
Hızla suyu kapatarak duştan çıkar çıkmaz kurulanmaya başlamıştım, ardından sütyenimi giydikten sonra kıyafetleri kaldırarak külotumu aramıştım ki hiçbir yerde yoktu. Sanırım almayı unutmuştum. Ee tabi, akıl mı bıraktı insanda uyuz?!
Getirdiğim beyaz tişörtü ve siyah uzun eteği hızla üzerime geçirdikten sonra saçlarımın nemini alarak banyodan çıkmıştım, odama geçip iki saniye de giyebilirdim.
“Nüha acil gelmen gerek.” diyen Leyla’nın koluma girmesiyle bakışlarım odanın kapısı ve onun üzerinde gezinmişti. “Fuat babayla Gülşen anne geldiler ama yanlarında bir sürü arkadaşları da var ve gelinleri görmek istediler, beni tek bırakma nolur!” diyerek çekiştirmeye başladığında el mecbur onu takip etmek zorunda kalmıştım. Bir selam verip hızla yukarı gelebilirdim.
“Kim gelmiş ki?”
“Bilmiyorum ki bir sürü kadın işte.” derken salona ulaşmıştık.
“Heh ha bunlarda benum kizlarum Hatçe.” diyen Gülşen halayla hafifçe gülümseyip ellerine gidip öpmüştük.
“Uiy maşallah da pek da güzallar Cülşen, kendun gibu bulmişsun gelunlari.” dediğinde gülümseyerek geri çelimiştik.
“Kız Cülşen ha bu Mirza’nunki midur?” diyerek beni gösteren yandaki başka bir teyzeyle Gülşen hala gülümseyerek başını sallayıp onu onaylamıştı.
“Uiy hele baksanuza, yavuklisunun künyesinu bile takmuş.” diyen başka bir teyzeyle bakışlarım göğsüme kaydığında künyemi içeri sokmayı unuttuğumu yeni fark etmiştim.
“Mirza’nun değul o künye, kizumun. O da askerdur.” dedi Gülşen hala gururlu bir ifadeyle açıklayarak.
“Kadın kısmısu asker olmiş, ha bizde ha bunla övüniyruz. Bilemedum bu ne iştur?” diyen Sultan nineyle kaşlarım çatılırken sertleşen bakışlarım ona dönmüştü. Tam ağzımı açacakken ardımdan gelen sesle susmak zorunda kalmıştım.
“Benim kadınımın mesleği seni ne ilgilendirir Sultan nine?” diyen Han’la bakışlarımız ona dönmüştü. Sert bakışları tıpkı benim gibi onun üzerindeydi.
“Biz senun içun diyruk koçari, alacasun ha bu erkek fatmayi bir da karum diye yanuna.” dediğinde Han’ın adımları yanımda duraksarken eli sıkıca elimi sardığında bakışları hala ninedeydi.
“Karı benim, sevda benim nine. Sağa ne oliy?!” derken son kısımda haykırdığında ninenin adeta yerinden zıpladığını fark etmiştim. “Ne sen ne şu bu ne de başkası, ona tek bir laf eden karşusunda beni bulur.” derken bakışlarını dolu salonda çevirdi. “Bu da böyle biline!”
Sözlerinin ardından salonu fısıltılar sararken kimseyi umursamadan arkasını dönüp elimden çekiştirerek salondan çıktığında anlık yaşadığım şokla tepki verememiştim. Kapıya geldiğimizde elimi bırakarak önümde diz çöküp ayakkabımı ayağıma yaklaştırdığında hala anlam veremeden ona bakıyordum.
“Kaldur ayağıni kuğu.” diye sinirle mırıldandığında hızla emrine uyarak ayağımı kaldırıp ayakkabıyı giydirmesine izin vermiştim. Onun bağcıklarını bağladıktan sonra diğer ayağıma geçtiğinde onu da bağlamasına izin verirken bakışlarım çevremizde bizi izleyen kalabalığa kaymıştı, bizimkiler ve eve gelen komşular bizi izliyordu.
“Han herkes bize bakıyor.” dediğim sırada bağlamayı bitirerek ayağa kalkıp tekrardan elimi tuttuğu gibi çekiştirdiğinde bahçeye çıkmamızı sağlamıştı. Fuat amca bile şaşkın bakışlarla bize bakarken ne yapacağımı şaşırmıştı, kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu.
“Bellu ki böyle uzak durduğumuzda kendularıni bir halt sanmuş herkes, bir meydana çıkmak lazumdur.” diyerek yüksek sesle konuştuğunda bakışları etrafta geziniyordu. “Bir daha ona laf edulduğini duyarsam günah benden gider!” diye haykırırken elimi daha sıkı tutarak yanına çekti ardından boşta ki elini beline götürerek silahını çıkartmasıyla kaşlarım havalanırken hızla havaya kaldırıp üç el ateş etti. “VARSA YÜREĞU OLAN ÇIKSUN KARŞIMA!”
Kimseden çıt bile çıkmazken silahı tekrardan beline koyup ilerlemeye devam etmesiyle bende peşine takılmak zorunda kalmıştım.
“Bu da çıktu aynu babasi gibun delünün tekü.” diyen bir amcayla Fuat amca hızla onun omzuna vurmuştu.
“Benum kizumla o nemrut kariyi bir daha karşulaşturmaya kalkarsan tüfeğimun mermisini o boş boğazuna yersun Zahid.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken bahçeden ayrılmamızla bakışlarım önüme dönmüştü. Hızla arabaya doğru adımlayarak yanında durduğumuzda hiç beklemeden kapısını açıp bakışlarını bana çevirdiğinde tek kaşım havalansa da ses etmeden arabaya binmiştim.
Kapıyı sertçe çarparak diğer tarafa yürüyüp sürücü kısmına oturduğunda bakışlarım onun üzerindeydi. Hızla arabayı çalıştırıp ilerlemeye başladığında ne olduğunu zerre anlamıyordum, niye bu kadar sinirlenmişti ki?
“Bu kadar sinirlenmene gerek yoktu.” dediğimde sert bakışları hızla bana dönmüştü.
“Yokti he yokti, ula benum yarime hakaret edeceklar benda susacağum öyle yeni doğmuş buzağı gibun.” demesiyle gülmemek için dudağımı ısırdığımda onun ise sert bakışları tekrardan yola dönmüştü. “Sen niye ağuzlarınin cevabınu vermeysun? Niye susiysun?”
“Böyle konuşurken çok tatlı oluyorsun.” dememle bakışları hızla bana döndüğünde gülümseyerek onu izleyen yüzümle karşılaşmıştı.
“Şöyle bakma bana.” diyerek tekrar önüne döndüğünde direksiyonu tutan ellerinin gevşediğini fark etmiştim.
“Nasıl bakmayayım?”
“Sinirimden hiç korkmuyormuşsun gibi, sanki ne yaparsam yapayım beni haklı bulacakmışsın gibi.” demesiyle gülüşüm daha çok büyürken başımı geriye yasladım.
“E öyle zaten.” dediğimde arabayı durdurarak bana döndüğünde bakışlarımı çevremize çevirmiştim, iskeleye gelmiştik ve büyükçe bir geminin önündeydik.
“Ya bir gün o sinir sana zarar verirse?” dediğinde bakışlarım ona dönmüştü. Gözlerinde ki korku dolu ifadeyle kalbim yumuşacık olurken bir elim istemsizce yanağını bulmuştu.
“Öyle bir şey olmayacak, sana kendimden bile daha çok güveniyorum.” dememle dudakları avucumu bulurken derince bir nefes almıştı.
“Sana bir şey olmasına asla izin vermem.” diyerek tekrardan dudaklarını bastırdığında kıvrılan dudaklarımla onu izledim. Bakışlarım arabaya yaklaşan iki kişiye kaydığında elimi geri çektiğimde Han’ın kaşları çatılsa da bakışlarımı takip ettiğinde kapıyı açıp dışarı çıkmıştı. Bende peşine takılarak dışarı çıktıktan sonra yanına adımlamıştım.
“Heyt be kaptanum, bu nedu da? Tüm kizlari elimuzdan kapacaksunuz bu yakuşuklulukla.” diyen uzun burunlu adamla kaşlarım çatılmıştı. Niye Han’a kaptan demişti ki şimdi?
“Ulan Temel ne ettun? Koçarinin yavuklisu vardur da.” diyen yanında ki kel adamla yanlarına varmıştım.
“Gemiyi boşaltın, işim var.” derken eli yine avucuma dolandığında parmaklarım sıkıca elini sarmıştı.
“Yenge hanum hoşceldun.” diyerek uzun burunlu kollarını açarak bana doğru adımladığında Han hızla önüme geçerek onu yakasından tutup kendine çekmişti.
“Seni sike sike bayıltırım Temel.” diye sertçe mırıldandığında hemen yanında ki kel adam eline sarılmıştı.
“Yav sen bunu bilmey misun amicemin oğli, beyni kıttur bunun. Ne ettuğuni bilmey.” dedi kel olan.
“He vallaha kıtum ben abi, vallaha sadece hoşceldun diyeceydum.” diyen uzun burunluyla Han onu sertçe iterek bırakmıştı.
“Uzaktan dedin bitti, dokunmaya cüret edeni boğazına kadar sikerim.” derken hızla arkasını döndüğünde burnundan solumaya devam ediyordu.
“Ula herüf boğazuna kadar dedu duydun mi Temel?”
“He vallah duydum Dursun, kim bilur boyu ne kadar da boğaza kadar geliy?”
“Az daha sokacaktu oni sağa, ula sağa ne de giduysun adamin yavuklisina sarılmağa?”
“Yav ben hoşceldun bağabunda cidiydum.”
“O da senü az daha bağabunda öte tarafa cönderiydi.”
Sözleri istemsizce gülmemi sağlarken gemiye doğru adımlayarak önüne gelmiştik bile. Karadeniz fıkraları gibiydi gerçekten, Temel ve Dursun…
“Senin akrabalarda en az senin kadar deli.” derken uzattığı elini tutarak gemiye atladığımda o da peşimden gelmişti.
“Dursun amcamın oğlu, diğer puştta onun arkadaşı. Benim sülalemde o kadar salak bir Mecnun var.” demesiyle daha çok gülerken yanımıza gelen adamları fark etmiştim. En az 20 kişilik bir kalabalık bize doğru geliyordu.
“Hoşgeldun kaptan.” diyen sesler birbirine karışırken Han başıyla selam vermişti.
“Bugün gidin dinlenin miço, gemi bende.” demesiyle hepsi onaylayarak gemiyi terk ettiklerinde arkalarından bakakalmıştım.
“Ne yani, sen gerçekten kaptan mısın?” diyerek ona döndüğümde dudakları hafifçe kıvrılmıştı.
“Sadece kaptan değilim kuğu, gemi bana ait.” demesiyle diğer bir şok dalgası daha akın etmişti.
“Ne? Nasıl?” derken belimde ki elinin ilerletmesiyle geminin içine doğru adımlamıştık.
“Küçükken birinin yanında miçoluk yaptığımı hatırlıyor musun?” dediğinde zihnimde ki anıları yoklamıştım. Bazı günler birkaç saatliğine gemiye çalışmaya giderdi hatta kaptanı da ponçik bir adamdı.
“Vehbi dedenin yanında çalışırdın.” dememle başını sallayarak beni onayladı.
“Kimi kimsesi yoktu, bir tek bu gemisi bir de denizleri vardı.” diyerek dümenin olduğu odaya girdiğimizde bakışlarım çevrede gezinmişti. “Beni de hep kendine benzetirdi, kalabalık içinde ki o yalnızlardık.”
“İnfirat…” diye mırıldanmamla başını sallayarak tekrardan beni onayladı.
“Aslında İnfirat bu geminin adıydı, o koymuştu. Bende sonrasında timime bu ismi vermek istedim, çünkü bizde…”
“Kalabalığın içinde ki o yalnızlardık.” diyerek sözünü yarıda kesip tamamladığımda dudakları daha çok kıvrılmıştı.
“Sonrasında vefat edince gemiyi benim üzerime devrettiğini gördüm, bu gemi bana onun hediyesi.” derken bakışlarını etrafında gezdirmişti.
“Çok güzelmiş.” diyerek dümene doğru ilerlediğimde o da arkamdan gelerek beni dümenle arasında sıkıştırmıştı.
“O zaman bir Karadeniz turu yapabiliriz.” derken gemiyi çalıştırdığında hareket etmeye başlayan gemiyle etrafıma bakınmıştım. Bakışlarım uçsuz bucaksız denizden ayrılmazken başımı omzuna yaslayarak huzurun keyfini sürüyordum.
“Bugün çok agresifsin.” dememle bakışları bana döndüğünde başımı biraz daha kaldırarak alttan ona bakmayı sürdürdüm.
“Çevremizde çok mal insan var, ne yapalım.” dediğinde gülerek gözlerimi devirmiştim.
“Sultan nineye ben cevabını verecektim zaten ama sen önce davrandın.” dediğimde dudakları hızla yanağımı bulurken bir süre hareket etmeden öylece durdu.
“Biliyorum ama yine de kibarlık olsun diye sakin kalmana gerek yok, hakedene hakettiğini ver.” derken yanağıma yaslı dudakları her kıpırdadığında nefesim boğazımda düğümlenmişti.
“Ne zaman altta kaldığımı gördün yüzbaşı?” dediğimde yanağımda dudakları kıvrılırken kendini geri çekerek grilerini gözlerime çevirdi.
“Görmek istediğim bir yer var ama neyse.” demesiyle anlam veremeyerek kaşlarım çatılırken dudaklarında peyda olan çapkın sırıtışıyla hızla gözlerim büyümüştü. Elim hızla omzuna çarparken onu geriye itip kollarının hapsinden çıkararak geriye doğru adımlamıştım.
“Sapık.” diye mırıldanırken gülmemek için kendimi zor tutuyordum. Yandaki camlara doğru adımladığımda iskeleden fazlasıyla uzaklaştığımızı fark etmiştim, dört bir yanımızda görebildiğim tek şey denizdi.
“Bunu dün gece onu istemediğimi düşünerek ağlayan kadın mı söylüyor?” demesiyle yanaklarım ısınırken çatık kaşlarımla ona dönmüştüm.
“Hepsinin doğru olmadığını söylemiştim.” dediğimde kaşlarını kaldırarak başını olumlu anlamda salladı.
“Demek söylemiştin.” derken yanıma doğru adımladığında onun da bakışları denize düşerken hızla üzerinde ki tişörtü çıkardığında gözlerim istemsizce irileşmişti.
“Ne yapıyorsun Han?” diye adeta cırladığımda dudakları daha çok kıvrılırken elinde ki tişörtü yandaki koltuğa fırlatmıştı. Ardından ayakkabılarını da çıkarttıktan sonra eli kemerine gittiğinde hala şaşkınlıkla onu izliyordum. Bu kaslar nasıl gerçek olabilirdi ya?!
“Deniz çok güzel duruyor, biraz yüzmekten bir zarar gelmez.” derken pantolonunu da indirdiğinde derince yutkunmam gerekmişti. Hayır Nüha, hayır oraya bakmayacaksın!
“Yüzmek…” diye mırıldanırken bakışları zor bela kasıklarından çekerek gözlerine çıkardığımda beynimin içinde yankılanan gerçekle gözlerim hafifçe irileşmişti. “Olmaz.” diyerek aniden konuştuğumda Han’ın kaşları hızla çatıldı. Bakışları üzerimde gezindiğinde anladığını belli eden bir yüz ifadesi takınmıştı ama hiç sanmıyordum, lanet olsun ki altımda iç çamaşırım yoktu ve bu durum yeni dank ediyordu.
“İç çamaşırlarında bikini gibi zaten kuğu, bir sorun olmaz ama istersen üstüne tişörtümü de geçirebilirsin.” derken yandaki tişörtünü gösterdiğinde yutkunmam gerekmişti. Sıkıntı da oydu zaten, iç çamaşırım bile yoktu!
“Benim pek giresim yok ya bugün, sen yüz.” dememle kaşları daha çok çatılırken yanıma doğru adımlamıştı.
“Regl gününe daha bir hafta var kuğu, sorun ne?” dediğinde şaşırmadan edememiştim. Ben bile takvim tutmazken o gün mü sayıyordu?
“Bir sorun yok bulut adam, sadece canım istemiyor.” derken bakışlarımı denize çevirmiştim. “Hem su soğuk gözüküyor, hiç gerek yok.”
“Kuğu biz özel kuvvetlerdeyiz, hatırlatmama gerek yok diye umuyorum.” Haklıydı, eğitimde daha da soğuk sularda saatler geçirmiştik. Bu bahane de denizin dibini boylamıştı.
“Ya sadece canım istemiyor olamaz mı?” dediğimde aramızda ki boşluğu hızla sıfıra indirerek ellerini belime koyduğunda bakışları yüzümü tarıyordu.
“Bir şey saklıyorsun.” demesiyle kaşlarım daha çok çatılırken gözlerine baktım. “Genelde bir şey sakladığın zaman konuşurken dudağını ısırırsın.” dediğinde dişlerimin arasında ki dudağımı o an fark etmiştim. Beni böylesine çözümlemesi de ayrıca sinir bozucuydu.
“Git yüz işte Han, bir şey yok diyorum.” diyerek bakışlarımı denize çevirmiştim ki parmakları çenemi bulurken bakışlarımı ona çevirdi.
“Ben bulursam fena yaparım ama.” dediğinde tek kaşım imalı bir şekilde havalandı.
“Nasıl bulacaksın acaba?”
“Sakladığın bir şey var yani?” demesiyle gülüşüm solarken oyununa geldiğimi fark etmiştim, bir rezillik daha! “Ve öğrenemeyeceğime oldukça emin olduğuna göre bunu sadece sen biliyorsun.” derken bakışlarını üzerimde gezdirmişti. “Şu kuzucuklu olan iç çamaşırını mı giydin?” diye sormasıyla gözlerim büyürken elimi sertçe omzuna çarptım.
“Uyuz, sen benim iç çamaşırlarımı mı karıştırıyorsun?” derken bir kez daha vurduğumda gülerek elimi havada yakalamıştı.
“Belki, birkaç kez.” dediğinde kaşlarım hızla çatılmıştı. İşin en sinir bozucu kısmı ise doğru bilmesiydi, tek farkla aynı takımın altını giymemiş olmamdı! Asıl kuzucuklar alt kısımdaydı zaten, üstü düz griydi.
“Hayır bay sapık, sorun o değil.” dediğimde tek kaşı havalanmıştı. “Of sadece sorgulamadan gidip yüzsen olmuyor mu?”
“Hayır, olmuyor.” derken vücudumu tekrar süzdüğünde bakışlarının altında adeta eriyordum. “Tüyleri mi almadın diyeceğim ama daha geçen hafta kızlarla ağdaya gittiniz, çıkmış olması imkansız.” demesiyle artık kırmızıdan mora dönmüştüm.
“Sana gerçekten inanamıyorum Han, bir sikimide bilme.” dediğimde gülmemek için yanaklarının içini ısırdığını kasılan yüzünden anlıyordum. “Ayrıca ağdaya giden ben değildim salak, ben epilasyonluyum. Hiç çıkmıyor yani.” dememle dudakları daha çok kıvrılırken kaşları aldığı bilgiyle havalanmıştı.
“Bunu öğrendiğim iyi oldu, bir bahaneyi daha ortadan tamamen kaldırdık.” dediğinde içimden kendime sövmeye başlamıştım. Şu çenemi bir tutamıyordum. “Ee sorun ne o zaman?” diyerek tekrar sorduğunda sinir tüm bedenimi sarmıştı.
“Altımda iç çamaşırı yok Han, duydun mu? Rahatladın mı? Banyoya girerken yanıma almayı unutmuşum ve sonra Leyla apar topar aşağıya çekiştirdiği için giyemedim.” diye hızlı bir açıklama yaptığımda pek rahatlamış gibi değilde daha çok gerilmiş gibi duruyordu.
“Yani şu anda aramızda olan tek bez parçası bu mu?” derken elini hafifçe aşağıya kaydırıp eteği kavradığında boğazım anın büyüsüyle kurumuştu.
“Aynen, hadi git yüz sen.” dememle üzerime doğru bir adım atarak geriye doğru gitmemi sağladığında dümen odasından dışarı çıkmıştık. Belim hemen karşısında ki korkuluklara yaslanırken gözlerinde ki kıvılcımlar daha da çok utanmamı sağlıyordu.
“Bana güveniyor musun kuğu?” diye sorduğunda bunun bir tür izin olduğunu anlamamak mümkün değildi. Bakışları kasıklarımda ki ateşi harlarken inkar edemeyeceğim bir ihtirasla sarmalanmıştım, onu reddedemezdim.
“Güveniyorum.” dedim hızla, hiç düşünmeden. Yeryüzünde bana dokunduğunda tiksinmediğim ve korkmadığım tek erkek oydu, güven hislerimin yanında oldukça az bile kalırdı.
(Buradan sonrası biraz +18’e kaçıyor. Okumak istemeyenler diğer duyurudan sonrasına devam edebilirler.)
Eli yavaşça eteği yukarı sıyırmaya başladığında diğer eli ise sıkıca arkamda ki demire tutunmuştu. Bakışları gözlerimden bir saniye bile ayrılmazken rüzgar saçlarımı savurarak yüzümü gizliyordu. Bacağıma temas ederek eteğin içine giren eliyle avuçlarım demire tutunduğunda duraksayarak ellerime bakmıştı.
“Durmamı istediğin an söylemen yeterli, sana istemediğin hiçbir şeyi yapmam kuğu.” dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım.
“Sana güveniyorum.” dememle alnı alnıma yaslanırken parmakları hemen kadınlığımın kıyısında duraksamıştı. İkimizde nefes nefese kalmış bir şekilde birbirimize baktığımızda grilerinin nasıl da karardığını fark etmiştim, göz bebekleri öyle irileşmişti ki neredeyse grileri tamamen sarmıştı. Benim ise ondan bir farkım olduğunu sanmıyordum, öylesine ıslanmıştım ki kadınlığımdan akan zevk sularının bacağıma doğru aktığını hissedebiliyordum.
“Dün geceki sözlerini tekrarla.” derken hala dokunmadığından dolayı bedenim oldukça gergindi.
“Hangisini?” dedim nefes nefese kalan sesimle.
“Şu anda elimin hemen önünde olan kısımla ilgili olanı.” demesiyle demiri tutuşum daha da sıkılaşırken kendimi sakinleştirmeye çalışmıştım.
“Senin için ne kadar ıslandığımı bilsen… beni böyle yüzüstü bırakmazdın.” diyerek aynı sözleri söylediğim anda parmakları kadınlığımı bulduğunda inleyerek başını geriye atmıştım. Sert ve kalın parmakları varlığımda gezinirken aklımı tamamen kaybetmiştim.
“Haklıymışsın biriciğim.” derken parmakları hızlandığında boynuma sarılan parmaklarla bakışlarım grilerini bulmuştu. “Ah sikeyim kuğu! Beni bu bakışlardan nasıl mahrum edersin?” demesiyle parmaklarının çıkardığı ses kulaklarımda yankılanırken konuşmaya mecalim bile yoktu, tek yapabildiğim amansızca inlemekti.
Boğazımda ki eli daha da sıkılaşırken dudaklarını aralık duran dudaklarıma değdirdiğinde ona doğru atılmıştım ki boğazımda ki eliyle beni yerime sabitledi. Dili yavaşça aralık duran dudaklarımda gezinirken elini daha da hızlandırdığında bacaklarım titremeye başlamıştı bile. Bir elim omzuna tutunurken diğer elim ise hala sıkı sıkıya demiri tutuyordu, delirmek üzereydim. Belki de çoktan delirmiştim ve bu harika hisler benim hayal ürünümdü, emin olamıyordum.
“Bir daha alkol alarak o sevdiğim tadını değiştirecek misin?” diye dudaklarımın üzerine mırıldandığı sırada yavaşlayan eliyle itiraz edercesine inleyerek başımı olumsuz anlamda sallamıştım. “Sesini kullan biriciğim.”
“Ha…hayır.” dememle eli tekrar hızlandığında gözlerim kapanırken tırnaklarımın tenine battığını hissedebiliyordum.
“Aferin benim biricik kuğuma.” diye fısıldarken dudakları boynuma ilerlemişti. Tam sona yaklaştığımı hissederken bir anda geri çekilen eliyle yüksekten yere çakılmıştım sanki.
“Han…” diye adeta inleyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde elini geri çekerek gözlerini ıslak parmaklarına çevirdiğini fark etmiştim.
“Bana hala güveniyor musun?” dediğini başımı hızla olumlu anlamda sallamıştım.
“Evet, fazlasıyla.” dediğim anda bedenimi çevirerek dümen odasının camına yasladığında ani hareketi nefesimi kesmişti.
Elini benimde görebileceğim bir hizada kaldırarak dudaklarına yaklaştırdığında hiç beklemeden parmaklarını ağzına daldırdı. Gözleri hızla kapanırken alnını hemen başımın yanında ki cama yaslayarak derin nefesler almaya başladı. Parmaklarını sanki lezzetli bir şey yiyormuş gibi yalarken ne yapmaya çalıştığına anlam vermeye çalışıyordum.
“Tadın…hayaller ötesinde…” derken parmaklarını ağzından çekerek tekrar eteğime götürdüğünde az önce sona ulaşamamanın etkisi hala bedenimdeydi. Eteğin ön kısmını tamamen yukarı kıvırarak belimin ön kısmında ki kemere sıkıştırdığında artık beni görmemesi için hiçbir engel kalmamıştı.
“Han…lütfen.” diye mırıldandığımda boynumda ki eli başımı cama yaslamamı sağlarken yüzünü yüzüme yaklaştırmıştı.
“Lütfen ne kuğum? Bana ne istediğini söyle.”
“Boşalmak istiyorum.” dediğimde içimde ki utanç kırıntıları her ne kadar çığlık atsa da şu anlık umrumda değildi. Sadece o zevke ulaşmak istiyordum.
“Emredersiniz komutanım.” derken önümde diz çöktüğünde boynumdan çekilen parmaklarından dolayı başımı rahatça eğerek ona bakmıştım. İlk bakışta ne yapmaya çalıştığını anlamazken yüzünü kadınlığıma yaklaştırmaya başladığında neredeyse çığlık atar bir tonda inlemiştim. Burnunu sürterek derince bir nefes almasının ardından temas eden diliyle bacaklarım deli gibi titremeye başlamıştı. “Siktir, sadece bu tadın için bile tüm dünyayı yakabilirim.”
Sözlerinin ardından dudakları da işin içine girerken inleyerek başımı hızla geriye doğru eğdiğimde sertçe cama çarpmamla duraksayarak bakışlarını bana çevirmişti.
“İ…iyiyim, devam e…et. Lütfen.” dememle bir bacağımı omzuna alarak hızla yerimi değiştirdiğinde belim yine demir korkuluklara yaslanmıştı. Dudakları tekrardan hareket ederken ellerim sıkıca demire tutunmuştu. Dili ve dudaklarıyla kadınlığımı tüketirken nefes almakta bile zorlanıyordum.
Bacaklarım şiddetle titremeye başlarken bacağımda ki elini kadınlığıma getirerek üstteki tomurcuğu sertçe okşamaya başlamasıyla haykırarak başımı geriye yatırmıştım. Bedenim hızla titremeye başlarken sesim Karadeniz’in ortasında yankılanıyordu, kendimi yaşadığım tutku yoğunluğuyla geri çekmeye çalıştığımda kalçamı bulan elini buna izin vermemişti.
“Ah! Siktir, Han!” diye haykırırken bir elim saçlarını bulduğunda bir yandan itmeye çalışırken diğer yandan ise kendimi daha çok ona yaslıyordum. Parmakları ve diliyle bir ritim tutturduğunda gözlerimin önünde çakan şimşeklerle ani bir patlama yaşayarak kendimi bırakmıştım. Bedenim hızla titremeye devam ederken haykırmaktan adeta sesim kısılmış gibiydi, zihnim ise tamamen bulanıktı.
Beni son damlama kadar tükettikten sonra dudaklarını çekerek ayağa kalktığında başını boynuma yaslayarak derin nefesler almaya başlamıştı. Bir eli aşağıya indiğinde arkadaki camın yansımasında gördüğüm kalçasıyla izlemeye devam etmiştim. Baksırını aşağıya indirerek erkekliğini eline almıştı ama arkası dönük olduğu için bunu göremiyordum. İçimde ki arzuyla bakışlarım aşağıya inmeye başladığında boynumdan ayrılan dudakları hızla dudaklarıma yaslanmıştı.
Bacağıma çarpan varlığıyla içimde ki ateş daha da harlanırken elimi uzatmıştım fakat diğer eli aniden iki bileğimi de yakalayarak avucuna hapsederek dişini sertçe dudağıma geçirmişti.
“Onun için henüz erken kuğu, en baştan korkmanı istemiyorum.” diyerek o boğuk sesiyle konuşurken hareket eden eli hafifçe bacağıma çarpmaya başlamıştı.
“Senden korkmuyorum, yardım etmeme izin ver.” dediğimde dudakları tekrardan dudaklarımı bulurken birkaç dakikanın ardından dişleri dilime geçerken erkeksi inlemesi ağzımın içinde kaybolmuştu, hemen ardından bacağıma temas eden eli kaybolurken diğer eli de demire tutunmuştu.
(+18 sahne bitmiştir canlarım, buradan devam edebilirsiniz.)
“Her şey yavaş yavaş ilerleyecek kuğum, her zaman önceliğim senin zevk alman.” derken dudaklarıma bir öpücük daha kondurduğunda diğer bir eli ise kemerime sıkışan eteği düzeltiyordu.
“Her şeyimiz hızlıyken bunda yavaş olmayı istemen beni delirtmek için mi?” dediğimde kıvrılan dudaklarıyla beni hızla kucağına alarak dümen odasına geri girmişti.
“Sanırım delirmen sende en çok sevdiğim hallerinden biri.” derken bedenimi koltuğa bırakırken pantolonunu hızla üzerine geçirmişti.
“Yüzmeyecek misin?” dememle dudakları kıvrılırken ilerleyerek yerdeki bir kapıyı kaldırdıktan sonra bedenimi tekrardan kucağına alarak ortaya çıkan merdivenlerden inmeye başladı.
“Yüzeceğiz ama önce biraz uyumak istiyorum. Birileri yüzünden dün gece ufaklığın zonklaması hiç durmadığı için uyuyamadım.” dediğinde biten merdivenlerle karşımıza çıkan küçük odayla bakışlarım etrafta gezinmişti.
“Bir yanın kaptan, diğer bir yanın ise asker. Sürprizlerle dolusun yüzbaşım.” dediğim sırada bedenimi yatağa bırakarak yanıma geçtiğinde her yerin tertemiz olması da beni biraz şaşırtmıştı, adamları iyi çalışıyordu belli ki.
“Ne ararsan var işte, çok amaçlıyız.” diyerek göz kırptığında kıkırdamadan edememiştim. Bedenini yanıma bırakarak başını boynuma gömdüğünde elim hızla yumuşacık saçlarının içine dalmıştı.
“Bu arada ona ufak demek hakaret olur.” dediğimde belimde ki kolu sıkılaşırken boynuma temas eden dudakları kıvrılmıştı.
“Sen onu birde içindeyken hayal et.” dediğinde anlık olarak bu hataya düşmüştüm ve hemen ardından bacaklarımı birbirine kilitlemem gerekmişti.
“Onu hayal edersem az önceki sahneyi başa sarabiliriz.” dememle dişleri aniden boynuma geçtiğinde küçük bir ciyaklama dudaklarımdan firar etmişti.
“Aklımı tekrar bulandırma da uyu kuğu.” demesiyle dudaklarım kıvrılırken saçlarının içinde ki elim tekrar hareket etmeye başlamıştı.
“Götünde çok güzel.”
“Kuğu!” diye uyarı veren bir tondan söylendiğinde hızla çenemi kapatma kararı almıştım.
“Tamam sustum be.”
Sözlerimin ardından dudaklarının kıvrıldığını hissetmemde ses etmeden kendimi özgürlüğün ve huzurun kollarına bırakmıştım. Böylesine bir rahatlamanın tadı da en iyi böyle çıkardı işte…
~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuuu…
Waovv! Gerçekten de bir nefes nefese kalmadık mı?
Ve tabiki de bölüm yine gecikti, bunun ne kadar sinir bozucu olduğunun emin olun ki farkındayım arkadaşlar. Sizden daha çok ben kendime sinir oluyorum ama şu aralar hep bir sorun çıkıyor ve o da hep bölüm zamanlarına denk geliyor. Cuma günü bölüm atmamam için beni dışlıyor sanırım… :))
Bugün ise normalde gündüz bölüm hazırdı lakin düzenlemesini yaparken bölüm gözüme kısa gözüktü, aslında ilk halinde kahvaltı ettikleri kısma kadardı ve sizde hep uzun bölüm istediğiniz için biraz uzatmaya karar verdim fakat elimin ayarı asla yok, bu yüzden bölüm iki katına çıktı ve bende kendimi durduramadım. Ah tamam tamam, yine çok konuştum. Farkındayım ve bir şey daha söyleyerek susacağım.
Bölüm günlerini en iyisini şöyle yapalım canlar, yine günümüz Cuma olsun ama olurda Cuma günü bölüm gelmezse bilin ki Cumartesi net gelir. (Bugün bir istisna, bölümü uzatayım derken kendimi kaptırdım sadece.)
Şimdi geçelim bölüme…
İlk smut sahnemiz hakkında bir düşüncelerinizi alalım bakalım?
Peki Cem hakkında nasıl hissediyorsunuz? Ben şahsen masada ki hallerine biraz düşmüş olabilirim.
Yorum ve beğenileri de unutmayalım lütfen!!!
TikTok: snurr003
Instagram: snurr_003
Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum. Ve aksi bir durum olduğunda Tt adresimden paylaşıyorum. (Henüz insta algoritmasını çözemediğim için orayı pek kullanamıyorum ama yine de orada da aktifim.)
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️