İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 20 · 23 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 20

19. TUTKU

~Bölüm Şarkıları~

Emel Müftüoğlu~Hovarda

Hakan Peker~Karam

Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenim!!

Söylediğim zamandan biraz geç olsa da buradayız. (Bölüm sonunda ki duyuruyu okuyunuz lütfen.)

“Karam aşkın sevgin bu mu? Ne olacak bu sevginin sonu? Bir barışır karam bir küsersin, beni böyle divane edersin…” diyerek sizi bölüme uğurluyorum canlarım.

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~

Yazar anlatımından…

Hakkari’nin sıcağından mı yoksa içinde ki sıkıntıdan mı bilinmez adamın alnından adeta ecel terleri dökülüyordu. Solukları hızlanırken bakışlarını kaldırarak karşısında ki liderine baktı, ardından gözleri liderin masaya çarpan parmaklarına kaymıştı. Rahatsız edici bir sakinlikle masaya vuruyorlardı.

“Demek kızın bir asker, öyle mi Baho?” dedi lider sakin bir tonda, sesi fırtına öncesi sessizliği andırıyordu.

“Öyledir ağam.” derken Baho’nun boğazı korkuyla kurumuştu. Karşısında ki adamın ne kadar cani olduğunu kendi gözleriyle görmüşken korkmamak elinde değildi.

“Peki bundan bizim çıkarımız ne Baho?” dedi lider ürkütücü bir sesle. Dudaklarında ki hafif gülümsemesi kan dondurucu cinstendi. Parmakları aynı hızla masaya çarparken bakışlarını elinden çekip karşısında ki neredeyse korkudan titreyen adama çevirdi.

“Yüce KCK’ya sadıktır ağam, biza bilgi getirir.” derken derince yutkunmaktan kendini alıkoyamadı Baho, kalbini ölüm korkusu sarmıştı.

“Güzel.” diyerek dudaklarındaki gülümsemeyle arkasına yaslanan liderin masaya vuran parmakları duraksamıştı. “Bu zamana kadar bana ve yüce KCK örgütüne çok yardımın dokundu Baho, sana bir şey olmasını hiç istemem.” demesiyle rahatlayan Baho’nun omuzlarından bir yük kalkmış gibiydi lakin yine de kalbi hızla atmaya devam ediyordu.

“Siza asla yanlış yapmam ağam, KCK bizim har şeyimizdir.”

“Öyle olmasını umut ediyorum Baho, yoksa hala Türk askerlerini bu topraklardan sürememenin sonuçlarını misliyle ödersin.” dediğinde Baho’nun yüzünde ki gülümsemesi solsa da belli etmemeye çalışmıştı.

“Merak etmeyesin ağam, biz da yamuh olmaz.” demişti fakat aklında tek bir isim yankılanmıştı. O veledi daha dünyaya gelmeden gebertmeliydim diye düşündü o an Baho, bedeni sinirle gerildi.

“Ben merak etmem Bahoz, pişman ederim.”

Sözleriyle Baho’nun adeta kanı çekilse de dudaklarına titrek bir gülüş yerleştirmişti. Derince bir nefes aldığında odada ki tarçın kokusunu ciğerlerine çekmişti, garip bir koku zevki diye düşünmeden edemedi Baho. Buraya her geldiğinde tuhafına giderdi.

“O kızı da yakın bir zamanda yanıma getir, bakalım nasıl bir ajan yetiştirmişsin.” dediğinde Baho hızla başını olumlu anlamda sallamıştı.

Ne yapıp edip o kızı getirmeliydi yoksa ölümlerden ölüm beğenirdi…

~~~~~~~~~~~

Nüha Ertunç…

Huzur… iki hece beş harften oluşan bir kelimeydi fakat hissettirdikleri dağları aşardı. Ömrüm boyunca ruhumda oluşan o boşluğun dolduğunu hissediyordum ve bencil bir şekilde bundan asla vazgeçemezdim, yapamazdım. Bunca yıl aradığım huzur artık beni çepeçevre sarmışken bunu bırakacak kadar güçlü değildim ve olmakta istemiyordum.

Bugün Trabzon da geçirdiğimiz iki hafta’yı sonlandırmıştık ve hayatımda geçirdiğim en güzel tatili yaşıyordum. Yanımda ki sevdiğim insanlarla çevrili ve her günümüz ayrı bir güzelken insanın buradan ayrılası gelmiyordu fakat sadece iki haftamızın kalmış olması da beni bir o kadar yaralıyordu. Bir yandan da silahımı özlediğimi hissediyordum, avuçlarım metal yüzeyini kavramak için kaşınıyordu.

Bakışlarım hemen karşımda kahvaltı yapan adama kaydığında dudaklarım yine istemsizce kıvrılmıştı. Mecnun’un nikahından sonra Fuat amca daha çok tepemize çökmüştü, gün içinde en fazla bir iki kez başbaşa kalabiliyorduk ve söylemek gerekirse gerçekten özlemiştim. Şu son bir haftadır benim bile öylesine canıma tak etmişti ki neredeyse nikaha bile tamam diyebilecek hale gelmiştim, her an birine basılmaktan gına gelmişti ama onun sinirli halini görmekte tatlı geliyordu. Sanırım delirmiştim!

“Nüha abla.” diyen sesle bakışlarım yanımda ki Beril’e kaymıştı. İmam nikahından sonra Cem neredeyse yanımıza gelmez olmuştu, hep gezdiğini söyleyerek çıkıyordu ve bu durum Beril için pekte iyi olmamıştı. Kimi sevdiğini anladığımı ona söylememiştim, kendisinin söylemesini istemiştim ama günün her saati bana Cem’i sorması yeteri kadar belli ediyordu.

“Noldu ablam?” dedim yüzümde ki bıkkınlık ifadesiyle.

“Sen şimdi niye bu şekilde sordun ki?” diyerek kaşlarını çattığında gülmeden edememiştim.

“Çünkü artık sorularını ezberledim Beril’cim.” derken önümde ki suyu yudumlamıştım. Her defasında aynı cevaba ulaşan farklı sorular silsilesiydi; Akşam yemekte kaç kişi olacak? Biriniz eksik sanki, o nerede? Şu iri olan sevgilisiyle buluştu herhalde değil mi? Ve daha nicesi…

Verdiğim cevapla bakışlarını kaçırırken etrafına bakınarak bana yaklaştığında bende hafifçe ona yaklaşmıştım.

“Çok mu belli ettim?” diye fısıldadığında sakince kafamı olumlu anlamda sallamıştım. “E o zaman beni delirteceğine söylesene be kadın, nerede bu?” derken sesinin tonunu ayarlayamadığı için masada ki herkes bize dönmüştü.

“Kim neradadur abim?” diyen Mecnun’la gülmemek için yanağımın içini ısırırken bakışlarımı Beril’e çevirmiştim. Mavi gözleri irice açılırken derince yutkunuşunu açıkça görmüştüm, aslında bu halini izlerdim ama bugün iyi günümdeydim.

“Bir tane plaj buldum da internetten, Beril onu soruyordu bana Mecnun.” dedim hafifçe gülerken. Bakışlarım Han’a kaydığında grilerinde ki inanmayan bakışları fark etmiştim, tek kaşı imalı bir şekilde havalanırken dudakları kıvrılmıştı.

“Heh! Evet, deniz ya.” diyerek gülmeye başlayan Beril’e sen iflah olmazsın bakışlarımı atmaya başladım, sıçıp sıvıyordu. “Deniz, kum, Güneş, Ce…” derken bakışları büyürken hafifçe öksürmüştü. “Cennet yani, çok güzel bir yer.”

Gülmemek için kendimi kasarken diğer herkes bize anlamaz bakışlarla bakmakla meşgullerdi. Bende yavaşça öksürerek önümde ki sudan bir yudum aldığımda gözlerim grilerle buluşmuştu, en son dünkü akşam yemeğinde görmüştüm ve onda bile yine şimdiki gibi karşılıklı oturmuştuk. Fuat amca gerçekten ohal ilan etmişti, nefes aldırmıyordu.

Gözlerindeki özlemi buradan bile sezerken boğazım istekle kurumuştu. Anlık olarak bulunduğum konumu bile unuturken elimde ki bardakla beraber sadece ona odaklıydım. Gözlerim yavaşça gözlerinden ayrılırken onu süzmeye başlamıştı. Çatık kaşlarına rağmen tutku ve özlemle kararan grilerinin ardından bir erkeğe göre fazlasıyla dolgun dudakları kadrajıma girmişti, sonrasında ise üzerindeki mavi lakosu ve altında şu anda masa yüzünden görünmese bile varlığını bildiğim siyah pantolonuyla oldukça yakışıklı gözüküyordu.

“Kız kime diyorum, Alo!” diye böğüren sesle kendime geldiğimde nerede olduğumu fark etmiştim. Bakışlarım hızla Nehir’e dönerken derince yutkundum, özlemek kafa yapmıştı sanırım.

“Efendim Nehir?” dedim boğuk çıkmamasını için ultra bir çaba harcadığım sesimle. Ellerim titremeye başlamışlardı bile!

“Nerede şu plaj? Gidelim birlikte.” dediğinde sadece bir an ne plajını kastettiğini düşünmüştüm lakin sonrasında söylediğim yalan kulaklarımda çınladı. Neyse ki bildiğim birkaç yer vardı.

“Desem anlayacak mısın yerini akarsu? Güzel bir plaj işte.” dedim sertçe. Sinirlerim yavaş yavaş gerilmeye başlamıştı, hissediyordum.

“Hay akarsuna…” derken devamını ağzında mırıldanarak hemen karşısında oturan Barkın’a çevirmişti bakışlarını. “O akarsu lakabını takanı da ayrıca.” diyerek kaşlarını kaldırdığında az önceki küfürünü Barkın’a da çarptırmıştı.

“Bende seni bebe…” demesine kalmadan yandan gelen öksürük sesiyle sözü yarıda kesilmişti. Barkın’ın çekingen bakışları Fuat amcaya dönerken sesini keserek önüne dönmüştü. Oho! Onlara gelince öksürük bize gelince evlerden kovma, bu tamamen haksızlıktı.

“Senin bana özel bir garezin mi var enişte?” diyen Han’ın sert sesiyle bakışlarım ona dönerken onun gözleri ise Fuat amcadaydı.

“Hayur aslanum, ben evlenmadan göt göte durmanuza karşuyum. Dedum siza kıyin nikahi ses edenu belletsinlar diye emma bilema orali olmadunuz.” derken elinde ki çayı dudaklarına götürüp höpürdeterek içtiğinde Han’ın bakışları daha çok öfkeye bürünmüştü.

“Niye? Hayırdır, benim yerume cennete sen mi gidecesun?” diyen sert sesi ve Karadeniz’e kayan ağzıyla her ne kadar gülmek istesem de şu an onu kışkırtmanın iyi bir fikir olmadığını biliyordum.

“Göz göre göre günaha mu izun vereyum Mirza?” dediğinde Fuat amcanın da sesi sertleşmişti. Bakışlarında ki rekabet hiç hoşuma gitmezken artık durmaları gerektiğine karar vermiştim.

“Han…” derken konuşmama izin vermeden sert bakışlarını bana çevirerek elini kaldırdığında benimde kaşlarım çatılsada susmuştum.

“Eniştemsin, severiz sayarız ama her şeyun bir sınırı var. Benim günahumdan sağa ne?” dediğinde Fuat amca öne doğru eğilirken ellerini sertçe masaya çarpmıştı.

“Gözümün önünde ve benum himayem altundayken hiçbir fışki yiyemezsinuz dedum Mirza, koni kapandu.” demesiyle Han’ın kaşları daha çok çatılırken o da öne doğru eğilmişti. Kavga gereksiz uzuyordu, ayrıca burada kalırken laf etmemiz pek doğru gelmiyordu. Sonuç olarak burası küçük bir yerdi ve onlarda öyle öğrenmişlerdi.

“Uiy! Ula iki dakika ortadan kayboldum da sadece, yine ne ettunuz da girdunuz birbirunize?” diyerek arkadan koşar adımlarla yanımıza gelen Gülşen halayla derin bir nefes alabilmiştim. Az kalsın birbirlerine gireceklerdi ve aralarında ki elektrik yüzünden biz bile müdahale edemiyorduk.

“Sen karişma Gülşen, biz aramuzda hallettuk. Değul mi Mirza?” dediğinde Han’ın sert bakışları yavaşça bana dönerken sertçe yutkunarak başını yavaşça olumlu anlamda sallamıştı. Bu kısaca benim için Fuat amcaya boyun eğdiği anlamını taşıyordu.

“Mecnun sende bir şey desene.” diyen Leyla’nın kısık sesi kulağıma ulaşsa da bakışlarımı ondan ayıramıyordum. Onlarda her ne kadar imam nikahını kıymış olsalar bile yine de aynı yatakta yatmamışlardı, Leyla hala bizimle uyuyordu. Bu hallerine imrenmeden edemiyordum, biz imam nikahı kaysak yüksek ihtimal yatakta yaptığımız tek şey uyumak olmazdı ve bu ikimizden de kaynaklı olurdu. Aramızda görmezden gelemeyeceğim kadar yoğun bir çekim vardı ve buna direnmek kesinlikle eziyetti. Bayılarak yediğiniz bir yemeği gördüğünüz halde yiyememekle eşdeğer bir durumdu.

“Ballim ha bu garmaşaya girmeğe götüm el vermey, onlar halletsunlar.” dedi Mecnun.

“Bence Mirza komutanıma Nüha komutanımdan uzak kalmak pek iyi gelmiyor, kırmızı görmüş boğalara döndü yine.” diyen Özgür’le gri bakışlar kısa süreli benden koparak ona dönmüştü.

“Türkoğlu gitti sen mi başladın Yıldırım, izinde olmanız dayak atamayacağım anlamına gelmez. Ayık ol.” dediğinde sesinde ki o ürkütücü ton hepimizin adeta içine işlerken susmak zorunda kalmıştık.

“Yok yok, ben hemen sustum abi. Bak ağzımı bıçak açmıyor.” derken hızla elini kaldırıp dudaklarına hayali bir fermuar çekmişti. Bu hali her ne kadar komik dursa da gülmek yerine içimdeki hislere tercüman olmaya çalışıyordum.

“Uşaklaru rahat bırak Fuat efendu, kanlari deli kaynay da onlarun. Ne dert çektiriysun?” dedi Gülşen hala dert bir sesle.

“Ben sonralarinu düşüniyrum Gülşen, sen da bir sus da.” diyerek hışımla ayağa kalkıp eve doğru adımladığında bakışlarım bir süre arkasından onu takip etmişti. Sevdiğinden bunu yapıyordu farkındaydım ama ne yazık ki benim karşımda ki adama duyduğum sevgi daha da fazlaydı.

“Uiy eyice delirdi ha bu da.” diyen Gülşen hala da Fuat amcanın arkasından bakıyordu, ardından bakışları yavaşça bize döndü. “Bu akşam evde değulik biz, rahat rahat takulirsunuz gençlar.”

“Nereye anne?” dedi Beril. Benimde bakışlarım Gülşen halaya dönmüştü.

“Ninenun eskü bir tanıdığu vefat etmüş, ona başsağluğuna gidiyruk.” derken ayağa kalkmıştı. “Sizu da başbaşa bırakayrum ama abartmayun.”

Uyarısının ardından eline aldığı tepsiyle o da eve doğru adımladığında biz bize kalmıştık.

“Şimdi nerden çıktı bu Han?” dedim sinirli bir sesle. Bu sebepten kavga çıkartmasına gerek yoktu.

“Özleminden delirdiğim kadının kokusunu bile alamadığım için çıktı Nüha ama görüyorum ki senlik bir sıkıntı yok.” diyerek o da hışımla masadan kalktığı gibi bahçenin çıkışına ilerlediğinde şok içinde arkasından bakakalmıştım.

“Mirza komutan ve trip atmak, valla bir yaşıma daha girdim.” diyen Barkın’ı umursamadan bahçeden çıkışını izlemiştim. Sinirli olduğu için gitmişti biliyordum ama yine de içimde ki bir kısmın yaralanmasına engel olamamıştım. Bakışlarım tekrar önüme dönerken az önce ki bütün yaşam enerjim emilmişti sanki, yüzümün asıldığına emindim.

“Babama sinirlendiği için kalktı abla, senlik bir durum yoktur.” dedi Beril lakin onu da umursamadan ayağa kalkıp masanın üstündekileri toparlamaya başladım.

“Masayı toplayın.” diyerek sertçe emir verdikten sonra elimde ki tabaklarla bende eve doğru adımlamıştım. Arkamda ki bakışları hissedebiliyordum, her şey çok ani gelişmişti fakat bunların hepsine rağmen takıldığım tek bir şey vardı. İsmimi kullanmıştı…

Elimde ki tabakları mutfağa bırakırken hızla suyu açarak teker teker yıkamaya başlamıştım, mutfak toplamanın garip bir sakinleştirici etkisi vardı ve şu anda buna oldukça ihtiyacım olduğunu düşünüyordum. Geri kalan bulaşıklarda yavaşça tezgaha bırakılırken bizimkilerin hepsi arkamda durarak beni izlemeye başlamışlardı.

“Ne yapıyorsunuz burada lan?” diyen Cem’in sesiyle onlara dönmeden işimi yapmaya devam etmiştim. “İnşaat arabası izleyen Türkler gibi niye kızı izliyorsunuz?”

“Abi sus, durum vahim.” dedi Özgür.

“Noldu lan işte?”

“Mirza Fuat amcaya çıkıştı, biraz tartıştılar. Sonra da Nüha yenge hesap sorunca trip attı gitti.” diyerek durumu özetleyen Özgür’le her ne kadar gözlerimi devirmek istesemde yapmamıştım.

“Yine trip mi attı? Bu adama Trabzon mu yaramadı, ben anlamadım ki.” dedi Cem.

“Yok uşağum bir kez o tadu alinca birakmak yaramadi.” diyen Mecnun’la ellerim duraksasada hızla kendime gelerek devam ettim.

“Aşık olacak kadar aptalsanız derdini de çekeceksiniz birader.” diyen Cem’le kaşlarım çatılırken yanıma gelen sert adımların ardından omzumdan yana itilmiştim.

“Umarım bu taktiğin işe yarıyordur abla.” diyerek yıkadığım bulaşıkları kurulayan Beril’le derince bir nefes almıştım. Elimde yıkadığım meyve bıçağını durulayarak arkamı dönmeden hızla fırlattığımda Cem’in küfürü duyulmuştu.

“Hassiktir! Hayatım gözümün önünde sikildi az önce amına koyayım.” demesiyle bakışlarım yavaşça ona döndü. Bıçak hemen arkasındaki duvarda duran kilime saplanmıştı.

“Bir daha ki beynini deler Türkoğlu.” dedim aynı sakinlikle.

“İçimin yağları eridi.” diyerek arkamdan fısıldayan Beril’i umursamadan tekrardan önüme döndüm.

“Bir gülesim geldi.” derken gülmeye başlayan Nehir’e bakışlarım döndüğünde hızla dudaklarının üstüne elini kapatıp arkasını dönmüştü. Elimde ki son bulaşığı da yıkayarak Beril’e uzatıp ellerimi kuruladım.

“Akşama bir yere kaybolma abla, biraz kafa dağıtalım.” diyen Beril’e döndüm. “Konuşmaya ihtiyacım var.” derken kızaran gözlerini fark etmiştim. Cem’in bu davranışları onu yaralıyor olmalıydı.

Kafamı olumlu anlamda sallayarak onları orada bırakıp yukarı doğru adımlamaya başlamıştım. Bir yanım gittiği için sinirliyken diğer bir yanım ise vicdan azabı çekiyordu, sadece uzak kalmak istemiyordu ve benim yüzümden yaklaşamıyordu. Her halükarda ben haklıydım, bunu biliyordum fakat bu denli uzak kalmakta hiç içimden gelmiyordu. Sıcaklığını hissederek uyumayı bile özlemiştim.

Yattığımız odanın önüne geldiğim sırada hemen karşı odanın kapısı açılırken Gülşen halayla göz göze gelmiştik.

“Kizum noldi?” diyerek yanıma geldiğinde bakışlarında ki endişe kalbimi daha çok sızlatmıştı. Hayat öyle anlıktı ki esasında bir dakikayı bile uzak geçirmek anlamsızdı.

“Bir şey yok hala, başım ağrıyor sadece.” dediğimde hızla önünde durduğum kapıyı açıp ikimizi de içeri sokmuştu.

“Deli uşak mi bişey ettu?”

“Hayır hala, gerçekten bir şey yok.” dedim sakince.

“Ah kizum, ben sizun şuncacuk halinizu bilurum.” derken elini beline yakın bir yerde tutarak küçüklük boyumuzu göstermişti. “Bana oyun edemezsinuz. Şimdu anlat bakayim, noldi?”

“Han imam nikahı istiyor hala, benden uzak kalmamak için ama ben erken olduğundan dolayı reddediyorum.” dediğimde gözlerinden düşünceli bir bakış geçmişti.

“Şimdu kizum sen da haklisun ama o da haklu.” diyerek yatağa oturduğunda bende yanına geçmiştim. “Siz birbirunizi ilk kez tanıyan bir çift değulsunuz amma araya giren de uzun seneler var. Sen diysun ki ha bu seneler boyunca ya değiştiyse, o da diyki ha bu seneler boyinca yeteri kadar özledum.”

“Sence ne yapmalıyım peki hala?”

“Her şeyun bir zamani var yavrum, hemen dan diye nikah kıyarsanuz yanluş anlaşilir.” dediğinde yerimde dikleşmiştim.

“Benimde tam olarak düşündüğüm o hala, yoksa araya giren senelerin onu değiştirmediğinin farkındayım. Evet onu çok seviyorum ve bende isterim bir şeyleri ama böyle dan diye yapılırsa tadımızı kaçırmak için her şeyi derler.” dediğimde Gülşen hala anlayışla elini omzuma koymuştu.

“Ben anlayrum seni kizum ama sen da bilema onu anla. O da seni seviy, bakarken bile gözünden sakıniy.” demesiyle bakışlarım yere odaklanmıştı. Sevdiği için beni tamamen hayatında istiyordu ama fevriliği yüzünden başka hiçbir şeyi düşünmüyordu. Deli adamın tekiydi!

“Biliyorum.” diye mırıldandığımda omzumda ki eli hafifçe okşamıştı.

“Yana mi gittu delü uşak?”

“Evet, bana sinirlenip çekti gitti.” dediğimde bu sefer omzuma hafifçe vurmuştu.

“E o zaman ne duriysun ha burda delü kız? Kalk get yavuklinun yanuna.” demesiyle bakışlarım ona dönmüştü. “Birunuz sinurluyken diğeri alttan alacak ki kargaşa çıkmasun yavrum, sonra da işun içina accuk cilve katacasun. Bak sonra ne sinir kaliy ne da öfke.” dediğinde istemsizce gülmüştüm.

“İlahi hala, şimdi nasıl bağladın cilveye?”

“Cilve bu işlerun püf noktasudur kizum, bunu bilecesun.” derken ayaklanmıştı. “De hayde gidun barişun. Bizumkilerin düğünündan önce de nişaninuzu ederuk.” diyerek güldüğünde bende gülümseyerek ayağa kalkmıştım.

“Tamamdır, anladım hala.”

“Anlama anlaysin da kavrama kavrayamaysın. De get deyrim da.” derken omuzlarımdan iteklediğinde hafifçe kıkırdayarak odadan çıkmıştım. Bize deli diyordu da bizden bir eksiği de yoktu.

Aşağı indiğimde bizimkilerin etrafa yayılarak sohbet ettiklerini görmüştüm, onlara fark ettirmeden hızla evden çıkarak yana doğru adımladım. Bahçelerine girdiğimde Hüma’nın arkadaşlarıyla oyun oynadığını fark etmiştim, beni görür görmez koşarak kucağıma atlamıştı.

“Nünü yengem, hoşgeldin.”

“Hoşbulduk prenses, abin burada mı?” dediğimde başını olumlu anlamda sallamıştı.

“Arka bahçede spol yapıyor.” demesiyle gülerek yanaklarından öpüp aşağıya indirdim.

“Hadi sen arkadaşlarında oynamaya devam et bakalım.” diyerek Hüma’yı bırakıp arka bahçeye doğru adımlamaya devam ettim. Bahçeye vardığımda gördüğüm manzarayla derince bir yutkunmam gerekmişti.

Üstü tamamen çıplaktı ve altında ki düşmek üzere gibi duran eşofmanıyla duvara takılmış demirden barfiks çekiyordu. Bakışlarım benden izinsiz bir şekilde karın kaslarına kayarken boğazım kurumaya başlamıştı bile. Terler hafif kavruk teninden akarken sıkı bedeni kesinlikle görsel bir şölendi. Baklavalar aşkına! Bu lanet şeyler bende niye bu kadar ağız sulandırıcı durmuyorlardı ki?!

Kendini her yukarı çektiğinde kolları daha da irileşirken ne kadar yapılı olduğunu o an tekrardan farketmiştim ve bu kesinlikle nefesimi kesecek kadar şiddetli bir etkiydi.

Bakışları beni fark ettiğinde hızla demiri bırakarak arkasını dönüp ilerde ki havluya uzandı, yüzünü silerken tekrar bana doğru döndüğünde yüzüme bakmadan yanımdan adımlayacaktı ki önüne geçip buna izin vermemiştim.

“Terliyim Nüha, çekil.” demesiyle kaşlarım çatılırken tekrar önüne geçmiştim. Ardından neden geldiğimi hatırlayınca kaşlarımı serbest bırakmıştım.

“Özür dilerim.” diye mırıldanarak masum bakışlarımı grilerine çevirdim. Gözleri gözlerimde oyalanırken yüz ifadesinin yumuşadığını görebiliyordum. Derince bir nefes alarak başını çevirip ayaklarımızın altında gibi duran uçsuz bucaksız yeşilliklere baktı ardından bakışları tekrar bana dönerken elini kaldırıp hafifçe yanağıma yaslamıştı.

“İki sinirli kalmamıza da izin verme.” diyere hafifçe gülümsedi. “Bende özür dilerim, biraz fazla çıkıştım.” derken dudaklarını alnıma bastırdığında gözlerim istemsizce kapanmıştı. “Bir duş alıp geleyim kuğum, öyle konuşalım.” demesiyle gözlerim açılırken hafifçe geri çekilip onu süzmüştüm. Yok gerçekten kalbe zarardı!

Parmaklarım benden izinsizce göğsüne dokunmak için havalanırken hızla elimi yakalayarak beni durdurmuştu. Bakışlarımı gözlerine çevirirken bir kez daha yutkunmuştum, cidden nefes kesiciydi ve kesmişti.

“Sahiden terliyim kuğu.” dediğinde aramızda ki mesafeyi o an fark etmiştim. Bir adım geride duruyordu terli olduğu için ama kötü bir koku gelmiyordu. Tam tersine hala garip bir şekilde parfüm ve mentol karışımı ferahlatıcı bir kokusu vardı.

Ona doğru bir adım atarak arada ki mesafeyi kapattığımda başını eğerek yüzüme bakmaya devam etmişti.

“Olabilir, seni hiç terli görmeyecek miyim?” diye sorarken tek kaşım havalandığında grilerinde anlık büyüyen göz bebeklerini fark etmiştim. Tutku…

“Beni kışkırtma kuğu.” demesiyle elimi elinden kurtararak kasıklarına getirdiğimde bedenin nasıl kasıldığını parmaklarımın arasında hissetmiştim.

“Bir soru sordum bulut adam.” diyerek bana yaptığı gibi davrandığımda içten içe kahkaha atmaya başlamıştım. Ellerim yavaşça yukarı doğru çıkarken gözleri sadece gözlerime odaklıydı. Kasılan dişleriyle daha da belirginleşen çene kemiklerine kaydı bakışlarım, acaba onu daha ne kadar zorlayabilirdim? Merak etmekten kendimi alıkoyamıyordum, özellikle karşımda yarı çıplak dururken.

“Sen ister miydin?” diye boğuk sesiyle fısıldadığında sırtımdan bir damlanın aktığını hissetmiştim. Hissettiğim duygu yoğunluğuyla tırnaklarımı karnında ki boğumlara geçirirken kasıklarımdaki sızıyı görmezden gelmeye çalıştım.

“Önce ben sordum.” diye mırıldandığımda boşta olan eli havalanarak karnında ki elimi tutup yavaşça aşağıya indirdi. Kasıklarından kayan parmaklarım kendini bir hayli belli eden şişliğine geldiğinde nefesimin kesildiğini net olarak hissedebilmiştim. Bakışlarım istemsizce parmaklarımın arasında olan varlığına kaydığında hızla yanağımda ki eliyle başımı kaldırarak tekrardan gözlerine bakmamı sağlamıştı.

“Cevabı aldın mı?” Başımı sallayarak onu onayladığımda başını eğerek yüzünü yüzüme yaklaştırdı. “Sesini kullan biriciğim.” demesiyle tekrardan yutkunmam gerekmişti. Soluklarım hızlanırken koyulaşan bakışlarını izlemek bir hayli zordu.

“Evet.” dedim sessizce mırıldanarak.

“Bu bana pek inandırıcı gelmedi.” derken yüzünü biraz daha eğdiğinde dudakları dudaklarıma dokunmaya başlamıştı. “Sana açıklamamı ister misin?”

Kesinlikle düşünemeyecek kadar kendimi kaybettiğimi hissediyordum. Tek yapabildiğim kayıtsız ve şartsız onu onaylamaktı, bende öyle yaptım. Başımı sallayarak sessizce onu onayladım…

“Sen nefessiz kalıp adını dahi unutana kadar seni terletmek istiyorum ve bunun nasıl yoğun bir istek olduğunu anlayabiliyor musun?” diyerek elimi hareket ettirdiğinde sanki ona dokunan ben değilde bana dokunan oymuş gibi hissediyordum, şu anda bile sona ulaşabilirdim. Başımı tekrardan olumlu anlamda sallamıştım, sesime ulaşamıyordum. “Kaldı ki buna rağmen senden uzak durmak zorundayım. Bunun ne kadar acı verici olduğunu biliyor musun?”

Zihnimin gerisinde kalan sözcüklere ulaşamıyordum, dilim tutulmuş gibiydi. Kalbimin atışları göğsümü döverken hızla alıp verdiğim soluklarım yüzüne çarpıyordu. Dudaklarıma temas eden dudakları beni daha çok kamçılarken ne yapacağımı bilemez bir haldeydim, eğer biraz daha böyle durursak kendimi tutabileceğimi sanmıyordum.

“Bana verecek bir cevabın yok mu?” derken elimi bırakarak belimi tutmuştu lakin ben elimi oradan çekecek gücü kendimde bulamıyordum. Parmaklarımın arasında ki varlığı daha da irileşirken yanağımda ki eli enseme ilerleyerek saçlarımın arasına daldı. “Biraz daha elini oradan çekmezsen seni arkadaki duvara yaslarım kuğu.”

İçimden oldukça baskın gelen bir istek bunu yapmamı söylese de mantığımın kırıntıları hala gün yüzündeydi. Henüz erkendi ve açık alandaydık, onu delirtmek istemiyordum. En önemlisi de halletmemiz gereken konular varken ileri gidemezdik.

“Konuşmamız lazım.” dedim yutkunarak ardından ellerimi yavaşça bedeninden ayırdığımda rahatlamak yerine daha çok gerilmişti.

“Konuş.”

“Nişan olabilir.” dediğimde kaşları çatılırken yüzünü hafifçe geri çekip gözlerime baktı. Bakışlarında şaşkınlık vardı. “İstemediğim için değil elalemi de düşündüğüm için nikaha hayır dedim sevgilim, her şey sırasında gitsin. Tabi sende istersen…”

“Sen ciddi misin?” diyerek biraz daha geri çekildiğinde kızıp kızmadığını anlamaya çalışıyordum.

“Gülşen hala nişan yaparız deyince…”

“Sende onay verdin yani?” derken kaşları havalandığında derin bir nefes alabilmiştim. Sadece şaşkındı.

“Evet.” dediğimde belimde ki elini de yanağıma getirerek bana tekrardan yaklaşmıştı.

“Yani senin istediğin sadece sırasıyla gitmek miydi?” dediğinde dudaklarım kıvrılırken başımı olumlu anlamda sallamıştım. Onunda dudakları kıvrılırken beni hızla kendisine çekip göğsüne yaslayarak kollarını etrafıma sardı. “Bunu niye daha önce söylemiyorsun be kuğum, düşünmekten beynim sikildi burada.”

“Deli, konuştuğun var sanki.” dememle saçlarımda ki eli hızla onlara dolanarak başımı geri çektikten sonra dudaklarını dudaklarıma yasladığında ellerim omuzlarına tutunmuştu. Dudakları sert ve tutkuluydu.

“Abi!” diye haykıran sesle ne zaman kapandığımı bilmediğim gözlerim açılırken kendimi zorla geri çekmiştim. Bana dönen sert bakışlarla tekrar dudaklarıma atılacaktı ki açılan bahçe kapısıyla ikimizinde bakışları oraya dönmüştü. “Aa! Burda mıydınız?” diyen Hüma’yla gülmeden edememiştim.

“Kesin gitmeden tembihledi o yaşlı bunak.” dediğinde bakışlarım hızla Han’a dönmüştü.

“Hey! Öyle deme, o iyi biri.” dememle sert bakışları bana dönmüştü.

“İyiyse cami yaptırsın kuğu, beni ilgilendirmez.” derken tekrardan Hüma’ya dönmüştü. “Noldu güneşim?”

“Fuat dedem seni çağırdı, çarşıya gidecekmişsin.” dediğinde Han’ın bıkkın bakışları tekrardan ban dönmüştü. Şu aralar bizi her uzaklaştırmak istediğinde Han’ı eve bir saat uzaklıkta olan çarşıya yolluyordu.

“Tamam güneşim, geliyorum ben şimdi.” demesiyle Hüma tekrardan öne doğru koşmaya başlamıştı. “Siktir et elalemi, direk resmi nikah kıyalım.” diyerek belimde ki eliyle beni tekrar kendine yapıştırdığında gözlerimi devirmiştim.

“Tabi Han, hamile sanılan sen değilsin zaten.” dememle dudakları çapkınca kıvrılmıştı.

“Sadece sanmalarına gerek kalmaz istersen.” dediğinde elimi sertçe sıkı omzuna çarpmıştım.

“Dayak istiyorsun Yalçıner.” dedim gülmemeye çalışarak.

“Senin elinden olacaksa seve seve.” diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktığında daha fazla kendimi tutamayarak dudaklarımın kıvrılmasına izin vermiştim.

“ABİ FUAT DEDE SENİ ÇAĞIRIYOR!” diye haykıran Hüma’yla Han’ın gülen yüzü hızla solarken ellerini benden çekerek yandaki tişörtünü üzerine geçirdi.

“Koyacağum sülalesinun amı…” dediğinde koluna çarptığım elimle sözü yarıda kesilmişti.

“Fuat amcaya sövme.” dememle vurduğum elimden tutarak beni tekrardan kendisine çekmişti.

“Peki sana sövsem ve sonra söylediğim her şeyi gerçekleştirsek?” demesiyle içimde ki ateş tekrar harlanırken ona belli etmemek için kaşlarımı çatmıştım.

“Kaşınıyorsun.”

“Keşke kaşısan.” dediğinde omuzlarından ittirmiştim.

“Biraz daha gitmezsen Fuat amca seni kaşıyacak, hadi!” diyerek omuzlarından daha sertçe ittiğimde oflayarak kapıya doğru adımlamıştı. Kapıdan çıkmadan önce tekrar arkasını dönerek kıvrılmış dudaklarıyla göz kırptığında bende gülmeden edememiştim. Deliydi falan ama benimdi işte, seviyordum uyuzu!

Onların ardından bir süre bekledikten sonra bende kızların yanına geçmiştim ve birkaç saattir Beril’in sürpriz siparişini bekliyorduk. Han ise az önce attığı bir mesaja göre daha yeni çarşıda işini bitirip yola çıkmıştı, yani en az bir saati vardı gelmesi için.

“Ve geldi!” diye haykırarak gelen Beril’le Nehir ile bakışlarımız çakışmıştı. Leyla Mecnun ile dışarı çıkmıştı, erkekler ise Han ile gitmişti ve biz ise eve tıkılmıştık. Bakışlarım Beril’e döndüğünde elinde ki siyah poşetle kaşlarım çatıldı.

“Kesinlikle hayır.” dedim hızla sertçe. Bu hikayeyi daha önce de yaşamıştım ve hala aklıma geldikçe utanmaktan mora dönüyordum.

“Aslında eğlenceli olabilirdi ya, zaten yarın akşama kadar evde kimse olmayacak.” diyen Nehir’le keskin bakışlarım hızla ona döndü.

“Öncekinde de evdeydik Nehir ve sonra gözlerimizi nerede açtığımızı hatırlıyor musun?” dediğimde gülerek başını sallamıştı.

“O zaman daha tazeydi ama şimdi alıştık be Nünü, hem en kötü ne olabilir ki?” dediğinde her ne kadar kaşlarım hala çatık olsa da arkama yaslanmıştım.

“Ya lütfen be yenge, biraz kafa dağıtacağız sadece.” diyen Beril’le kafamı olumsuz anlamda sallamıştım. O zaman bile bu denli sapıttıysam şimdi düşünmek bile istemiyordum, adamı bir şeyler için zorlardım herhalde. Yazık, zaten kendini zor tutuyordu. Onu da düşünmem gerekiyordu.

“Ne mızıkçılık yapıyon lan? Altı üstü içeceğiz Nünü, sarhoş olmak zorunda değilsin.” diyerek omzuma vurmaya çalışan Nehir’in elini havada yakalayarak ona döndüğümde çatık kaşlarını yavaşça serbest bırakmıştı.

“Sadece bir kadeh Nehir.” dememle gülerek hızla başını sallamıştı.

“Ay yaşasın, ben masayı hazırlamıştım zaten. Hadi çıkalım.” diyen Beril’e bakışlarım dönerken ayağa kalktım.

“Sarhoş kafayla bir bok yersen de asla umrumda değil Beril, sorumluluk sende. Seninki bir saat sonra Han’larla birlikte burada olacak, haberin olsun da.” dememle kaşları çatılırken koluma girip beni çekiştirmeye başlamıştı.

“Bok yesin o ihtiyar, günlerdir deli etti beni.”

“Lan noluyor, bana da anlatın. Seninki kim?” diyen Nehir’de bize katıldığında bahçeye çıkmıştık bile. Bakışlarım ona dönerken dudaklarım kıvrılmıştı.

“Tahmin et.” dedim sırıtarak.

“Özgür mü?” diyerek şaşırdığında kahkahamı tutamamıştım.

“Bak seninki seçenekler arasına bile giremedi.” dememle Beril oflayarak kolumun altından çıkıp masaya ilerledi.

“Hassiktir lan! Cem mi?” diyen Nehir’le gülerek başımı salladım.

“Farketmedin mi? Gözünün içine bakıyor.” derken bende masaya oturmuştum.

“Aslında Cem iyi çocuktur Beril ama biraz büyük değil mi?” dediğinde Beril çatık kaşlarıyla şişeye uzanıp bardağa dökme zahmetine bile girmeden kafaya dikmişti. Kesin sarhoş olacaktı.

“İyi çocukmuş, sikeyim iyiliğini.” diyerek şişeyi tekrar diklediğinde Nehir’in şaşkın bakışları bana dönmüştü.

“Cem bilmiyor.” dedim durumu açıklayarak. “Ve sanırım bir konuşma da ona küçük demiş.”

“Ona göre küçük çünkü, on yaş var.”

“Dokuz!” diye haykıran Beril neredeyse şişenin yarısını diklemişti bile. “Sadece lanet olası dokuz yaş ve o yüzüme bile bakmıyor. Bir kez daha abicim lafını ondan duyarsam gerçekten onu boğazlayacağım.” demesiyle gülmemek için önümde ki şişeye uzanıp bende birkaç yudum almıştım.

“Peki hiç açılmayı düşündün mü?” dedi Nehir benim gibi birkaç yudum alarak.

“Nasıl yapacağım ki? Adam beni kardeşi olarak görüyor.”

“Bebeğim hiçbir erkek öz kardeşi olmayan bir kadını tamamen kardeşi olarak göremez.” dedim emin bir sesle. Cem’in kaçamak bakışlarınında farkındaydım çünkü.

“Cidden mi?” diyen Beril’le şişeden birkaç yudum daha aldığımda içki boğazımı yakarak ilerlemişti. Yanıyordum! Ne olduğunu anlamayarak şişenin üzerine baktığımda votka içtiğimi anlamıştım, sek votka, harika!

“Tabi lan, ayrıca Cem senin gözünün içine bakıyor.” diyen Nehir’de kafaya diktiğinde kelimelerinin kayışını fark etmiştim. Bu kadar hızlı etki etmesinin tek sebebi alışkın olmadığımızdı ve salak gibi sek içiyorduk!

“Ben niye görmüyorum peki?” dediğinde bakışlarımı ona çevirdim.

“Malsın çünkü kızım.” dememle kaşları çatılmıştı. “Salak anla işte sorun sen değilsin abin.” dedim sertçe.

“Haklı, adam abinle arkadaş. Nasıl gelip yavşasın?” dedi Nehir beni destekleyerek. Şişeyi tekrar dudaklarıma getirdiğimde boğazımda ki yangına alışmıştım. Bakışlarım buğulu görmeye başlamıştı sanki.

“Ha o yüzden kardeşim diyooor.” diyerek kelimeydi uzattığında Nehir’le ikimiz kafamızı sallamıştık. “Yani açılırsam reddetmez?” dediğinde bakışlarımız kesişmişti.

“O senin cazibene bağlı.” dedi Nehir. Nehir niye iki tane oldu lan?!

“O nasıl…” derken hıçkırmıştı. “…olacak?”

“Yani tertibini karşısına alabilecek kadar ilgisini çekmelisin küçüğüm, bu işler böyle işler.” Hava ne kadar sıcak olmuştu ya!

“Yani sevişeyim mi?” demesiyle gözlerim açılırken yanımda ki iki bedene döndüm.

“Çüş Beril! Yok direk git kucağına atla.” dememle bu sefer gözler bana dönmüştü. Biz ne ara beş kişi olduk?!

“Evet Beril, onu mu dedik biz?” dedi Nehir.

“Ya ne dediniz?”

“Kalben ilgisini çekmeyi kastediyor. Dişilik cazibenle birleştirerek aklını bulandır diyor.” dediğimde yüzlerinden anladığı belli oluyordu. Şişeyi dudaklarıma yaklaştırdığımda boş olduğunu fark etmemle kaşlarım çatıldı. Kim içti lan bunu?!

“Ben sizi var ya çok anladım iyi.” diyerek ayağa kalktığında hızla tekrardan yerine oturmuştu. Söylediği cümleden tek kelimesini anladıysam ne olayım?! “Şey rica etsem dünyayı döndürmeyi bırakır mısınız?” demesiyle gülmeden edememiştim. Uçmuştu bu.

“Mal dönmese nasıl nefes alacağız?” diyen Nehir’le kaşlarım çatılmıştı.

“Onunla ne ilgisi var lan?” dediğimde onun da bakışları bana dönmüştü. “Dönmese şey olmazdı…” derken düşünmeye çalışmıştım. Ne olmazdı ya?!

“Aşk olmazdı.” diyen Beril melül melül ileri baktığında bizimde bakışlarımız bahçe kapısına yönelmişti. Altı kişi bize doğru yaklaşıyordu. Bizimkiler ne ara altı kişi olmuştu lan?!

“Seks olmazdı.” dedi Nehir başını eline yaslayarak bakmaya devam ederken.

“O olmazdı.” dedim bende bakmaya devam ederek. Benim dünyam tamamen oydu…

“Bak nasıl geliyor heybetli heybetli.” diyen Beril sırıtmaya devam ediyordu. “O sıkı kaşlarının tadına bakamadım ya, yanarım yanarım ona yanarım.” demesiyle anlamayan bakışlarım ona dönmüştü.

“Bu da oldu başımıza azgun teke.” derken kahkaha atmaya başladığımda kızlar da bana katılmıştı.

“Hay sikeyim! Siz yine mi sarhoşsunuz?” diyen tanıdık sesle başımı çevirdiğimde çatık kaşlı iki Han’la bakışmıştım.

Dudaklarım tehlikeli bir edayla kıvrılırken içimde ki ateşin tekrardan harlandığını hissediyordum…

~~~~~~~~~~~~

Veee bölüm sonu…

Öncelikle şu bölüm atma durumuyla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum. Şu sıralar bir yandan üniversite hazırlığı bir yandan rahatsızlıklarım yüzünden bir türlü müsait olamıyorum ve bunların yanı sıra misafirlerim olduğu için ev aşırı kalabalık. Bu yüzden söylediğim zamandan geç geldi bölüm, sizi beklettiğim için çok özür dilerim ama beni de anlamaya çalışın lütfen…

Bundan sonra eğer bir aksilik olmazsa bölümler her Cuma saat 21.00 da sizlerle olacak. Ama dediğim gibi bir aksilik olursa da Wattpad de hesabımda ki konuşma yerinden, çizgi stüdyo da duyuru yerinden ve TikTok hesabımdan sizlere bildiriyorum.

Tekrar ve tekrar sizi beklettiğim için çok özür dilerim, bir daha tekrarlanmaması için elimden ne geliyorsa yapacağım. Sizi seviyorum 🖤

Şimdi gelelim bölüme…

Biraz alev alev bir bölündü ha ne dersiniz?

20. Bölüm bazı sahneler için hazır olmanızı uyarırım, nefes almayı unutmayın! ;)

Yorum ve beğenileri de unutmayalım lütfen!!!

TikTok: snurr003

Instagram: snurr_003

Hesaplarımı da takip ederseniz beni çok mutlu edersiniz, oralardan sizinle iletişime geçmeyi çok seviyorum.

Seviliyorsunuzzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

3 yorum