~Bölüm Şarkıları~
Gel Bana~Mustafa Sandal
Bir Hadise Var~Mabel Matiz
Bu Kalp Seni Unutur mu~Fikret Kızılok
Yeni bir bölümden herkese merhabalar canlarım…
Bu küçük ayrılığımızın ardından sizi çok özlediğimi söylemek isterim, sizi bizi özlediniz mi? 👉🏻👈🏻
“Yıllar geçse de üstünden bu kalp seni unutur mu? Kader gibi istemeden bu kalp seni unut mu?” diyerek sizleri bölüme uğurluyorum efenimmm…
İyi okumalar…
Seviliyorsunuzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~~
Cem Türkoğlu…
Hay ben şansımın bana yazıldığı günü domaltıp sikmeden bırakayım!
Onca insan içinde denk gelmemesi gereken tek kişiyle bakışlarım çakışırken elimi temas ettiği yerden çekemiyordum. Bana ne sikim oluyordu, hiçbir fikrim yoktu fakat uzak durmam gerektiğine kesinlikle emindim. Bu kalp hayra alamet olamazdı.
“Noluyor kardeşim?” diyerek bakışlarını ikimiz arasında gezdiren Barkın itinin dudakları piçimsi bir sırıtışla kıvrılmıştı. Amcık!
“Yanıyorum kardeşim.” dedim. Dişlerimi sinirle birbirine geçirdiğim için sesim üst düzey boğuk çıkmıştı. Sözlerimle dudakları daha çok kıvrılırken kaşlarım çatıldı, ne gülüyordu bu at kafası?!
“O belli oluyor tertip.” dediği sırada elimin nerede olduğu ve bulunduğum konum zihnimin arka odalarında çınladı.
“Çok yanlış anladın Barkın abi, üstüne çay dö…”
“Tamam Beril, tamam. Her şey ortada zaten.” diyerek kızın sözünü kestiği sırada bende elimi çekerek tamamen piçe döndüm.
“Kızın niye sözünü kesiyorsun lan puşt?” dediğimde kelimeler dudaklarımdan ayrıldıktan sonra kulağıma ulaşmış olacak ki anlık bir şok yaşamıştım. Ben şimdi niye onu koruyordum amına koyim?!
“Tamam kardeşim, sen sakin ol. Ben hiç gelmemişim gibi devam edebilirsiniz.” derken sırıtarak geriye doğru adımlamıştı ki sağ elim hızla gömleğinin yakasına tutunurken onu kendime çektim.
“Üstüme çay döküldü, kız da panikledi seni sik kafası. Embesil gibi ortalığı aleve verme yoksa yedi ceddinden başlayarak sikerim seni.” dediğim sırada Barkın’ın sakinleşen ifadelerini fark etmiştim. Sonunda beynini kullanmaya başlamıştı.
“Harbi mi lan?” dediğinde yüzümde mimik dahi oynamamıştı.
“Tertibimin kardeşine yan gözle mi bakacağım lan ben? Ayrıca küçücük çocukla olacak değilim.” dedim yakasında ki elini iterek. O sırada beyni yerine gelen amip arkadaşımızın bakışları sonunda göğsümde ki kızartıya ulaşabilmişti.
Yandan sertçe bir çekmece çekilme sesi geldiğinde bakışlarım yine benden izinsizce sarı tutamlara dokunmuştu, acaba göründüğü kadar yumuşaklar mıydı? Bu istekle avuç içlerimin arsızca kaşındığını hissetmeye başlamıştım.
“Aynen Barkın abi, benim ne işim olur amcam yaşında ki bunakla.” derken çekmeceyi aynı sertlikle kapattığında kaşlarım hafifçe havalanmıştı. Söylediklerime mi alınmıştı o? Ama neden?
Elinde ki krem olduğunu düşündüğüm şişeyi gömleğin üstüne fırlattıktan sonra aynı hızla odadan çıktığında Barkın da bende arkasından bakakalmıştık.
“Eğer kadınlardan iki gram anlıyorsam bu kesinlikle normal bir trip değildi kardeşim.” diyen Barkın’la derin bir nefes alarak arkasında bıraktığı gül kokusunu derince soludum.
“Beni ilgilendirmez, duydun işte abisiyiz.” dedim umursamaz bir tonda. Arkamı dönerek gömleğe doğru ilerlediğimde gergin kaslarımı rahatlatmaya çalıştım.
“Sende de var bir haller gibi, kızın sözünü kestik diye köpürmeler falan.” dediğinde kremi kenara fırlatarak gömleği alıp hızlıca üzerime geçirdim.
“Sen belan sikilsin istiyorsun Demiroğlu.” derken hızlıca düğmeleri ilikledim. “Bir daha böyle sikko bir ima yapma, benim aşkla falan işim olmaz. Olsa bile küçücük bir kızla olmaz.”
Ne yapıp edip ondan uzak durmalıydım yoksa sonucunu ben bile tahmin edemezdim.
********
Nüha Ertunç…
İçimde ki garip bir mutlulukla çayımı içerken düşünceler yine zihnime akın etmişlerdi. Bu kadar tatlı olması kesinlikle haksızlıktı, ondan başka bir şey düşünemiyordum. Hele ki dün akşamki sözlerini düşündükçe midemde ki lanet kelebekler tekrardan etrafımı sarıyorlardı, deliydi falan ama tam bana göreydi.
“İki yanımda da birbirine zıt duygular işleniyor.” diyen Nehir’le çaya odaklı bakışlarımı çekerek ona baktım, gözleri diğer yanında ki Beril ve benim aramda gidip geliyordu. “Bir yanım aptal aşık diğeri acıların çocuğu.”
Benimde bakışlarım Beril’e dokunurken yüzünün bir hayli asık olduğunu fark etmiştim. Sabah iyiydi fakat kahvaltıya oturduğumuzdan beri ağzını bıçak açmıyordu.
“Beril, bir sorun mu var?” dedi Leyla temkinli sesiyle. Beril’in bakışları önce Leyla’ya döndükten sonra hepimizde teker teker gezinmişti.
“Bir şey yok ya, öyle bir modum düştü sanırım.” dediğinde işin içinde başka bir iş olduğu çok belli oluyordu. Tek kaşım sorgular bir ifadeyle kalktı fakat sesimi çıkarmadan önüme döndüm, anlatmak isterse anlatırdı zaten. Zorlamaya gerek yoktu.
Bakışlarım telefona kaydığında kendime sinirlenerek tekrardan önüme döndüm. Ziya amcanın zorlamasıyla iki saat uzaklıkta ki bir imamı Mecnun’la birlikte getirmeye gitmişlerdi, adam Ziya amcanın arkadaşıydı. Bu yüzden kahvaltı da yoktu ve ben inatla iki saniye de bir gelmiş mi diye telefona bakıyordum. Takıntılı sevgili rolünü de üstlendiğime göre huzur içinde ölebilirdim artık!
“Bize pek öyle gelmedi ama neyse sen bilirsin.” dedi Nehir. Anlayışlı davranarak rahatsız etmek istememişti. Sorun büyük ihtimal şu sabah anlattığı çocuk olmaydı, hıyar kızı üzmüştü demek ki. Gidip birkaç yumruk çakmak belki aklımı gri bakışlarda uzaklaştırırdı ama uğraşmak istemiyordum, sonra sivil dövdük diye bir ton tantana…
“Şimdi beni boşverinde imam nikahı için hazırlıklara başlayalım.” diyerek ayaklandığında bakışlarım ona döndü.
“Ne hazırlığı?” diye sordu Leyla hislerime tercüman olarak. Sahiden ne hazırlığı yapacaktık?
“Bilmem, süsleniriz falan işte.” dediğinde yerime daha çok yayılmıştım. Nikah benim olmadığına göre zerre uğraşamazdım, takıntılı sevgili rolüyle meşguldüm.
“Olabilir aslında, şu beyaz elbisemi de giyerim.” diyerek yerinden hızla kalkan Leyla’nın mutluluğu sesine bile yansıyordu. Onun bu halleri beni de mutlu edip aynı gururlu bir anne gibi hissetmemi sağlıyordu, biricik kızım yuvadan uçucak mıydı şimdi? Gerçi bir alt katıma uçuyordu sadece, o yüzden çok dertlenmeye gerek yoktu.
“Oh be sonunda süslenme faslı, bir an hiç gelmeyecek sandım.” derken çayından son bir yudumu aldıktan sonra bana dönen Nehir’le ona bakmayı sürdürdüm. “Hadi kızım, ne oturuyorsun?”
“Siz çıkın, ben gelirim birazdan.” dediğimde hepsinin dudakları çapkın bir edayla kıvrılmıştı.
“Anlaşıldı, bunu yine yavuklusu çağırmış.” diyen Nehir’le suratım düşmüştü. Yavuklum yine ortalarda yoktu!
Kızlar gülerek yukarı çıkarken ben ise az önce kendime verdiğim sessiz yemini bozarak telefonu elime alıp mesaj kısmına girdim.
Nüha: Hallettiniz mi?? (14.26)
Mesajı attıktan sonra beklemeye koyulmuştum, bir dakikanın ardından çevrimiçi olduğunda hızla yazmaya başlamıştı. Demek ki müsaitti, o zaman niye önce o yazmamıştı?!
Bulut adam🩶: Aldık geliyoruz
Bulut adam🩶: Sen naptın? Yemek yedin dimi?? (14.27)
Nüha: Yedim (14.27)
Nüha: Yakındaysanız sana da hazırlayayım mı bir şeyler?
Mesajı yazdıktan sonra beynime dank etmişti, şimdi niye sanki evliymişiz gibi davranıyordum ki?
Bulut adam🩶: Olabilir (14.28)
Bulut adam🩶: Bir alt dudağını alırım :)
Nüha: Cıvıma hemen yüzbaşı
Bulut adam🩶: Günaydın öpücüğümü de alamadım zaten kuğu
Bulut adam🩶: Gerginim
Bulut adam🩶: Hemde fazlasıyla!
Nüha: Banane bundan, ben senin stres topun muyum (14.29)
Bulut adam🩶: İyi bende önüme çıkan birkaç tipi döverim
Bulut adam🩶: A Mecnun da tam önümdeymiş
Bulut adam🩶: A hemen yanında da Cem varmış (14.30)
Gördüğüm mesajlarla gülerken istemsizce kaşlarım havalanmıştı, Cem kahvaltı yapmadan etrafı gezeceğini söyleyip hızlıca evden çıkmıştı. Dışarı da karşılaşmışlardı demek ki.
Bulut adam🩶: Şu şansa bakın ki bende gerginim ve bunu atmak için huzur bulduğum dudaklara gidemiyorum
Bulut adam🩶: Acaba önce hangisinden başlasam
Nüha: Sen beni tehdit mi ediyorsun??? (14.31)
Bulut adam🩶: Asla
Bulut adam🩶: Sadece biricik sevgilime durum bildirimi yapıyorum.
Bulut adam🩶: Gerginim ya ben çünkü
Bulut adam🩶: Bunu atmam gerek (14.32)
Bulut adam🩶: Yazık bana :(
Sözleri daha kıkırdamamı sağlarken bakışlarım etrafıma kaymıştı, kızlar hariç herkes bahçedeydi. Yalnız olduğuma kanaat getirince bakışlarım tekrardan telefona odaklandı.
Nüha: İki saattir aklına gelmiyorsam bir süre daha uzak durmanda pek bir sıkıntı göremiyorum (14.33)
Bulut adam🩶: Sen trip mi atıyorsun bakim bana
Nüha: Yoo
Bulut adam🩶: Seni ayrı tribini ayrı yerim ama benim bir suçum yok biriciğim
Bulut adam🩶: Allah’ın unuttuğu köyde internet çekmiyordu (14.34)
Bulut adam🩶: Bu dayı da salmadı bir amk
Bulut adam🩶: İyi hal indirimi istiyorum komutanım :)
Nüha: İyi, uyu o zaman belki rüyanda görürsün asker
Nüha: Ben kaçar işim var (14.35)
Mesajı yazar yazmaz uygulamadan çıkarak telefonu kapatmıştım fakat art arda bildirim gelmeye devam ediyordu. Oh olmuştu ona! Yerimden kalkarak yukarı doğru adımlamaya başladığımda dudaklarımda ki sırıtış hala yerli yerindeydi, bulut adamım benim ya!
İki saniye de duygudan duyguya geçiyordum, sahiden aşk bende kafa yapmıştı sanırım.
Odanın kapısını açarak içeri girdiğimde kızların makyaj yapmaya başladıklarını görmüştüm, Leyla’ma beyaz çok yakışmıştı.
“Nasıl olmuşum Nünü? Çok mu abartı olmuş? Bu iyi mi yoksa günlük bir şeyler mi giysem? Gelin çok hevesli derler mi? Saçlarımı nası…”
“Hop hop hop! Sakin ol şampiyon, motorun soğusun.” diyen Nehir Leyla’nın konuşmasını hızla bölerken yatakta ki gri elbiseyi alıp bana doğru dönmüştü. “Bak senin için ne bulduk?”
Bakışlarım gri, dar ve uzun elbisenin üzerinde gezindi, spor ve şık duruyordu aslında. Sinirlendiğinde kararan gözlerine benzeyen hafif koyu bir gridi, aslını söylemek gerekirse hoşuma gitmişti.
“Öncelikle Leyloşum harikasın ve elbise gayet güzel olmuş, ikinci olarak bu gri elbise hoşuma gitti.” dediğimde Nehir hızla elbiseyi elime tutuşturmuştu.
“Ben dedim buna elbise giydirmenin tek yolu yavuklusunu ima etmek diye.” derken saçlarını geri atarak tekrardan makyajına dönen Nehir’le gözlerimi devirmeden edememiştim. Bu da ayrı bir cadıydı!
Elimde ki elbiseyi yatağın üstüne attıktan sonra elimi tişörtümün eteklerine atarak hızla üstümden çıkardığım sırada bakışlarım Beril’e dokunmuştu. Makyaj yapıyordu fakat gözleri dolu doluydu. Arkasından yavaşça yaklaşarak elimi omzuna koyduktan sonra aynada ki bakışlarıyla gözlerim çakıştı.
“İsim ver sikeyim belasını.” dediğimde dudakları hüzünlü bir ifadeyle kıvrılmıştı.
“Sahiden ruh eşleri elmanın iki yarısı oluyormuş Nüha abla, seni görünce daha çok emin oldum.” demesiyle bende sırıtmıştım. Sözlerimi Han’a benzetmişti.
“Sanırım bir sıkıntı döndü aranızda, anlatmak istersen her an dinleriz güzelim.” dedim yanağımı saçına yaslayarak.
“Ben çirkin miyim Nüha abla?” diye sorduğunda kaşlarım çatılmıştı. Aynı bir barbie bebeğe benzerken nasıl bunu düşünürdü ki?
“Hayır tabiki de birtanem, manken gibi kızsın. O nerden çıktı?”
“Küçükmüşüm ben, öyle söyledi ama değilim Nüha abla. 24 yaşına girdim geçtiğimiz ay. O zaman bende düşündüm ki beni beğenmediği için yaşımı bahane ediyor.” diyerek bana doğru döndüğünde gözünden bir damla yaş süzülmüştü.
“Sen açıldın mı bu çocuğa?” dediğimde kafasını olumsuz anlamda salladı.
“Bir başkasına benim için küçücük çocukla olacak değilim, dedi. Çok ağırıma gitti.” dediğinde elimi yanağına yaslayarak hafifçe okşadım.
“Evet sığırlık etmiş ama senin duygularını bilmiyor ki be güzelim, demek ki yol yakınken vazgeçmek en iyisi. Ayrıca bu çocuk kaç yaşında da sana küçük diyor?”
“Şey… ot..öhöm öhöm.” diyerek sözlerini anlaşılmaz bir hale getirdiğinde hafifçe geri çekilerek kaşlarımı tekrardan çattım.
“Kaç dedim Beril?”
“33…” diye mırıldandığında adamın niye çocuk dediğini anlamıştım. Dokuz yaş az bir zaman değildi.
“Dokuz yaş ama ablacım yani. Çıtır gencecik kızsın, ne yapacaksın o günü geçmiş karpuzu?” dediğimde hafifçe kıkırdamıştı.
“Sen Mirza abimi sevmeyi seçebilmiş miydin?” dediğinde bir küçük göt olmuştum, haklıydı. Bu işler mantıkla olmazdı ki.
“Nerede çarpıldın o zaman bakalım sen buna?” dedim yanağında ki elimi çekerek.
“İki yıl önce gördüm onu ilk.” derken bakışları yavaşça yere doğru kaymıştı, o günü düşünüyordu. “İlk gördüğümde ‘analar neler doğuruyor be!’ dedim hayatımda ilk kez. Geniş omuzları, uzun boyu, boğuk sesi… beni benden aldı be abla. Tabi böylesine tutulmamın sebebi bunlar değil. O ürkütücü görüntüsüne rağmen bahçede ki bir yavru kediyi nasıl beslediğini gördüm abla, onu nasıl sevdiğini ve o an dedim ki keşke beni de öyle sevse.”
Dudakları mağrur bir ifadeyle kıvrılmıştı fakat benim aklıma takılan başka bir şey vardı. Uzun boy, geniş omuz ve 33 yaş, bana bir yerden tanıdık geliyordu.
“Tabi sonra biz geri geldik falan aradan seneler geçti, ben ilk zamanlar bunu araştırmıştım baya ama sonra unuttum gitti. Ta ki tekrar görene dek…” diyerek duraksadığında gözleri gözlerime çarpmıştı.
“Adı ne bu adamın bakalım? Zaten burada yaşamıyorum, söylesen de bilemem.” dememle aşağıdan korna sesinin duyulması bir olmuştu.
“Aa abimler geldi, ben hemen bir gideyim bakayım.” diyerek hızla kaçtığında gözlerim kısıldı. Kesin tanıyordum!
Bunu düşünmeyi sonraya erteleyerek hızla elbiseyi giydikten sonra suratımı da hafifçe renklendirip saçlarımı doğal halinde bırakmıştım, hafif dalgalı hali hoşuma gidiyordu. Elbisenin eteklerinde gözlerimi gezdirirken dizimin birkaç parmak üstüne kadar gelen yırtmaçı fark etmiştim, gayet güzel yakışmıştı. Üst kısmı ise askılı olduğu için omuzlarımın yanı sıra Han’ın geçmek üzere olan mafiretleri de hafifçe belli oluyordu. Bakışlarım aynadan omzuma dokunduğunda gözümde canlanan o gün kalbimin sıkışmasını sağlamıştı, o kurşunun izi hala omzumdaydı fakat kalbimden hızla silinmesini de sağlayan yine beni vuranla aynı kişiydi.
Aşk, akılları durduran fakat aynı zamanda da canlandıran tek meretti…
Dalin kolanyamı da sıktıktan sonra elime aldığım telefonla arkamı dönüp odadan çıkmıştım, kızlar benden bir beş dakika önce işlerini bitirerek inmişlerdi. Merdivenlerden hızla inerek salona doğru adımladığım sırada mutfakta dikilen bedenle dudaklarım kıvrılmıştı, arkası dönük olduğu için beni göremediğinden onu doyasıya süzmeye başladım. Üstünde ki ince siyah gömleğin kollarını kıvırmış ve kollarında ki damarların belirgin bir şekilde gözükmesini sağlamıştı, altında ise siyah ve burdan anladığım kadarıyla keten bir pantolon vardı. Bakışlarım eskaza kalçasına çarptığında kaşlarım hafifçe havalanmıştı, dolgun bir götü vardı.
“Üstüne su da ister misin biriciğim?” dediğinde sanki suç işlemişim gibi bakışlarımı hızla çevirmiştim.
“Ne alaka be?” dediğimde kafamı duvara çakmak istemiştim. Direk ben götüne bakıyordum desen daha az belli olurdu Nüha!
“Gözlerinle yedin bitirdin kuğu, hararet yapar.” diyerek bana doğru döndüğünde gözlerimi devirerek bende ona doğru adımlamaya başlamıştım.
“Hayırdır, arkanda da mı gözün var yüzbaşı?” derken önünde durduğumda eli hızla iki yanıma dayanarak beni kendiyle tezgah arasında sıkıştırmıştı. Evin mimarisi öyle tuhaftı ki, dış kapıdan içeri girildiğinde hemen hol de büyük bir masa ve yan tarafında da bir mutfak vardı. Direk karşısı salona açılıyordu lakin şu an kapısı kapalıydı.
“Benim her yerde gözüm vardır üsteğmen ama bu özelliğime gerek kalmıyor, beni kendimden geçiren kokun senden önce geliyor.” diyerek yüzünü boynuma saklayıp derince bir nefes çektiğinde bakışlarım etrafta geziniyordu. Evin ortasındaydık!
“Uzaklaş Han, şimdi biri görecek.” dediğimde omzumda hissettiğim sıcak dudaklarla istemsizce titremiştim.
“Evlen benimle.” demesiyle gözlerim irice açılmıştı. Başını geri çekerek grilerini gözlerime sabitledi. “O zaman böyle bir derdimiz kalmaz.”
Sözlerinde ki kararlı ifade her ne kadar kendimden geçmemi sağlasa da ne yazık ki henüz o kadar uçmamıştım.
“Bunu konuşmuştuk Han.” dedim bende en az onun kadar kararlı bir tonda.
“İnatçı kuğu.” diyerek bakışlarını çevirmişti ki gözleri omzuma kaydı, kaşları hızla çatılırken çenesinin kasıldığını dışardan bile fark ediyordum. Bir elini yan tarafımdan çekerek hafifçe ize temas etti.
“Bilmiyordun.” dedim açıklamaya çalışarak. O anda benim kim olduğunun anlaması zaten imkansızdı, ona bu yüzden kızgın değildim.
“Bir şeyi değiştirmez, bir asker olarak ne olursa olsun mantıklı düşünmek zorundaydım. Evet, belki kuğu olduğunu bilemezdim ama kim olduğunu sorgulamadan hareket etmeyebilirdim.” Parmakları yavaşça bulunduğu yeri okşadı. “Ruhunu o şerefsizler gibi kanattığım için özür dilerim biriciğim.”
“Kendine hakaret edip durma Han, en başından beri dediğim gibi o an acın çok tazeydi ve sağlıklı düşünememen gayet normaldi.” dedim gözlerimi grilerinden ayırmadan. İçlerinde ki pişmanlıkları görebiliyordum. Gözleri benden ayrılırken hafifçe eğilerek dudaklarını kurşun izine bastırdı, sanki yaşanılan her şeyi yok etmeye çalışıyor gibiydi.
“Sana ilk ve son kez zarar verişimdi bu iz, bir daha asla saçının teline bile zarar verilmesine izin vermeyeceğim.” derken geriye çekilerek tekrardan grilerini görmemi sağlamıştı. Dudaklarım yavaşça kıvrılırken bakışlarım hafifçe arkasında ki salonun kapısına kaymıştı, hala kapalıydı. Hızla parmak ucuma kalkarak dudaklarına küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekildiğimde dudaklarında hüzünlü bir gülüş yer almıştı.
“Senin korumana ihtiyacım mı var Laz uşağı?” diyerek sırıttığımda tek kaşı havalanmıştı.
“Haşa, ne haddime...” derken yüzünü tekrardan yüzüme yaklaştırdığında bakışlarım yine kaşıya kaymıştı, çok sakat bir yerde duruyorduk. “Ama böyle balı sürüp kaçmak olmaz kuğu, yazık değil mi bu sana deli olan adama?” Bakışları dudaklarıma kitlenirken ne demek istediğini anlamıştım.
“İçerisi insan kaynıyor Han, sapıtma.” diyerek geri çekilmeye çalıştığım da elini hızla esneme atarak hareket etmemi engellemişti.
“Sence bu umrumda mı Kuğu’m? Ne güzel işimiz hızlanır.” demesiyle kaşlarım çatılırken omzuna bir tane geçirmiştim. Bu durum gülmesini sağlarken yüzüme biraz daha yaklaştığında dudakları dudaklarıma temas etmeye başlamıştı.
“Ula ha bunlar nerayadur? NÜHA!” diyen Fuat amcayla dudaklarım kıvrılırken sertçe omuzlarından iterek hızla kolunun altından kaçıp salona doğru ilerlediğimde beni tutmasına bile zamanı kalmadan salonun kapısı açılmıştı. “Ha geldun mi? Geç kizum.”
Arkama bakmadan içeri geçtiğimde dudaklarım hala kıvrıktı, içimden bir ses bunun acısını fena çıkaracağını söylüyordu ama umrumda değildi. Onu o zaman düşünürdüm.
Leyla elini yanında ki boş kısma vurduğunda hızla yanına oturmuştum ki Han ise hemen yanımdaki koltuğa geçmişti. Hemen karşımızda oturan hoca boğazını temizleyerek yerinde dikleştiği sırada kucağıma atılan eşarpla bakışlarımı Sultan nineye çevirmiştim, çatık kaşlarıyla bana değilde karşısına bakıyordu. Umursamayarak elimde ki keşanı saçlarımın üstüne attığımda Melek abla ve Gülşen ablanın sırıttıklarını fark etmiştim, benimde dudaklarım kıvrılırken istemsizce bakışlarım yan tarafım da oturan adama takılmıştı.
Gözleri yüzümde ve keşanda gezinirken dudakları kıvrılmıştı, ardından grileri gözlerime tutunduğunda hafifçe dudaklarını hareket ettirerek konuşmuştu. ‘Çok yakıştı.’ dediğinde çapkınca göz kırparak önüme dönmüştüm, bende de gelişme vardı doğrusu. Cilve falan yapıyordum!
Hoca dua etmeye başladığında sakince dinlemiştik, ardından hocanın bakışları bana döndüğünde yerimde hafifçe dikleştim.
“Gelün kızumuzun şahidüne soralum. Kızumuz için mehir ne istiysunuz?” demesiyle dudaklarım kıvrılırken bakışlarım hemen Leyla’nın yanında oturan Mecnun’a kaymıştı. Su içiyordu.
“Gelin kızımızın kilosu kadar altın istiyruk.” dediğimde içtiği su boğazında kalmış olacak ki Mecnun öksürmeye başlamıştı.
“Ne istiyruk ne istiyruk?” diyerek bakışları hızla bana dönen Leyla’yla omzumu silkmiştim. Hala o gün bana kelepçe takmasının öcünü almamıştım, bir suçu olmadığını biliyordum ama eğlenmekten bir zarar gelmezdi.
“Asker adamdan mermi isteyecek halimiz yok gelün kızum, kilosu kadar altın istiyruk.” dedim tekrardan belirterek. Aralara Karadeniz ağzı sokuşturmak hoşuma gitmişti ama tüm bakışlar üzerimde olduğu için onun tepkilerine bakamıyordum.
“Yok artık Nüha, istemiyorum ben mehir falan.” diyen Leyla’yla kaşlarım çatılmıştı.
“E gı mehirsiz olmaz.” diyen Gülşen ablayla bakışlarımız ona dönmüştü. “Biz mehiri kabul ediyruk, gelün kızuma her şey feda. Değul mi Fuat efendu?”
“E bir sağa getürduyduk altun bir de gelün kızıma veruruz, nolacak yanü.” dedi Fuat amca.
“Ay siz delirdiniz mi? Ne gerek var buna?” diyen Leyla’yı dürttüğümde çatık kaşlarıyla bana bakmaya başlamıştı.
“He gelun kızım, hepümüz deluyuk. Bir akilli anam.” derken hemen yanında ki Sultan nineye baktığında gülmemek için kendimi kasmıştım.
“Gülşen.” dedi Fuat amca uyarır bir sesle.
“Ne dedum Fuat’ım? Akullidur dedum yane.” diyerek keşanını savurduğunda Gülşen abladan cilve dersi almam gerektiğini anlamıştım, kadın bir numaraydı bu işte.
“Ee damat bey oğlum, sen ne diysun?” diyen hocayla bakışlarım Mecnun’a dönmüştü.
“Altun nedur ki hocam, onun içun canum feda.” derken Leyla’yla bakıştıklarında içimden küçük bir aferin çekerek önüme dönmüştüm. “Yazabilursunuz hocam.”
“Estağfirullah Estağfirullah Estağfirullah el-azim…” diyen hocayla hepimiz içimizden dualarımızı okumaya başlamıştık. “Sen Leyla kızum, Fuat oğlu Mecnun’u eş olarak kabul ettun mi?”
“Kabul ettim.” dedikten sonra hoca aynı soruyu iki kez daha tekrarlamıştı. Ardından bakışları Mecnun’a dönmüştü.
“Sen Fuat oğlu Mecnun, Leyla kızımuzu eş olarak kabul ettun mi?” dediğinde Mecnun’un bakışları Leyla’ya dönerken dudakları kıvrılmıştı.
“Kabul ettum.” dedikten sonra onda da iki kez daha tekrarlanmıştı.
“Sizlerde şahütluk ettunuz mi?” diyerek ben ve Han’a döndüğünde kafamızı olumlu anlamda sallamıştık.
“Ettik.” diyerek aynı anda cevap verdiğimiz de bakışlarım ona dönmüştü. Dudakları hafif bir tebessümle kıvrıkken gözler üzerimdeydi.
“Bende sizun nikahinizi kıydum, ruhları benzerleriyle birleştiren nikahı helal kılan Allah’a hamd olsun.” dediğinde hepimiz ellerimizi açarak amin çekmeye başlamıştık. “Yarabbim bu nikahı kabul eyle, yavrularımızı bahtiyar eyle, birbirilerine şifa eyle, derman eyle, yar eyle, bu yuvayı nifaktan uzak eyle, zalimlerin zulmünden ırak eyle, ülfeti ve muhabbeti bol eyle, birlik ve beraberliği her daim nasip eyle, yarabbim bu yuvaya iki cihandada merhamet eyle, … el-fatiha.”
Duamızı ederken bakışlarım tekrar ona döndüğünde grileri gözlerime bakarken duasını bitirip ellerini yüzüne sürdü, ardından gözleri hocayı işaret ettiğinde gözlerimi devirerek önüme dönmüştüm. Onunla evlenmeyi bende her şeyden çok istiyordum fakat henüz çok erkendi.
“Hep çok mutlu olun kuzum.” diyerek Leyla’ya döndüğümde kollarımı ona sararak sıkıca sarılmıştım.
“Çok teşekkür ederim Nünüm.” derken geriye çekildiğinde parlayan yeşillerine bakmıştım. Mutluluğu gözlerinden bile okunuyordu.
El öpmek için ayağa kalktıklarında önce ninenin eline gitmişlerdi ki Nehir’le bakışlarımız kesişmişti, ters bir hareketinde her an ayağa kalkabilirdik. Neyse ki düşüncelerimizin aksine sakince elinizi uzatarak öpmelerine izin vermişti. Ardından evdeki herkesi dolandıktan sonra tekrardan yerlerine oturmuşlardı ki dizime temas eden parmaklarla bakışlarımı Han’a çevirmiştim.
Yavru köpek bakışları tekrardan hocayı işaret ettiğinde kaşlarımı çatarak kafamı olumsuz anlamda sallamıştım, inat etmişti iyice. Bu hareketimle yüzü asılırken önüne dönmüştü. İçimden sabır çekerek bende önüme döndüğümde bana bakan Sultan nineyle karşılaşmıştım, gözlerini devirerek önüne döndüğünde derince bir nefes almıştım. Yıldızlarımız bir türlü barışamamıştı.
“Hadi Fuat siz hoca efenduyle bahçeye çıkun.” diyerek yanında ki kocasını dürten Gülşen ablayla Fuat amcanın gözleri bize dönse de Gülşen ablanın sözüne uyarak ayağa kalkıp hocayla birlikte dışarı çıkmıştı. Hemen ardından ise Sultan nine de namaz kılmak için kalktığında peşinden Gülşen abla ve Melek abla da çıkmışlardı, Hüma ise bahçe de oynamak için kaçmıştı. Tamamen biz bize kalmıştık yani.
“Ulan Laz uşağı be, evlendin ha sonunda.” dedi Barkın Mecnun’a ithafen.
“He kardaşum. Ben kurtuldum, darusu başunuza.” diyerek kolunu Leyla’nın omzuna atarak kendine çektiği sırada Nehir hızla yanıma gelerek dibime zorla oturmuştu.
“Şimdi aklıma bir şey takıldı.” dedikten sonra kulağıma eğilmişti. “Bunlar şimdi gerdeğe mi geçecek?” demesiyle istemsizce gözlerim büyürken aynı anda Han’la bakışlarımız kesişmişti.
“Sana ne kızım? Gidip izleyecek misin?” diye fısıldadığımda bakışlarım hala karşımda ki adamdaydı.
“Ya merak ettim Nünü, olabiliyor mu yani?” demesiyle bakışlarım hızla ona dönmüştü.
“Sen o leveli geçtin zaten, boşver.” diye mırıldandığımda gözlerini devirmişti.
“Ya kızım ona göre hediyemi şimdi vereceğim, o yüzden soruyorum.” dediğinde gözlerim kısılmıştı.
“Sapık, ne aldın lan?” dememle dudakları çapkın bir edayla kıvrılmıştı. “Tamam, anladım ben. Sus.”
“Şimdi mi vereyim işte?”
“İsterseler olabilir ama ne bileyim ben Nehir?” dedim sinirle.
“Toplum içinde kulaktan kulağa, çok ayıp.” diyen Cem’le bakışlarımız ona dönerken tek kaşım havalanmıştı.
“Aa çok ayıpladım sizi komutanım.” diyerek elini ağzına kapatarak abartılı bir şekilde gözlerini açan Özgür’le Cem’in bakışları ona dönmüştü.
“Özgür’üm Allah için ne yapıyorsun?” demesiyle Özgür’ün de bakışları Cem’e dönmüştü.
“Ayıplıyorum abi.”
“Olum karısızlıktan git gide karıya benziyor olabilir misin sen?” diyen Cem’le gülerken bakışlarım Beril’e döndüğünde kaşları çatık bir şekilde Cem’e baktığını fark etmiştim.
“Abi ben değil de sen ikide bir bana yanlıyor gibisin, hayırdır?” diyerek hafifçe geri çekilen Özgür’le Cem sertçe elini Özgür’ün kafasına geçirmişti.
“Mal mal konuşma lan, onca kızın içinde senin kıllı götüne mi kaldım ben?”
“Kaç kız?” diyen Beril’le bakışlarımız hızla ona döndüğünde Cem’in bile şaşkın gözleri ona dönmüştü. Beril bakışlarımızı farkettiğinde sertçe öksürdü. “Kaç kızlar saat?” demesiyle zihnimde parçalar oluşurken sözleri aklıma geldiğinde gözlerim irice açılmıştı ki Beril’le göz göze geldik.
“O lafı mı çevirdi az önce?” diyerek kulağıma fısıldayan Nehir’i umursamadan bakmaya devam etmiştim. Dudaklarım kıvrılırken tek kaşım alaycı bir ifadeyle havalanmıştı. Uzun boy, iri beden, yaş 33 ve onu küçük olarak görebilecek biri… Beril Cem’e aşıktı!
“Saat 16.20 abiciğum, neydeceksun?” diyen Mecnun’la Cem hızla bakışlarını çevirerek yere odaklanmıştı, bu işte bir tuhaflık vardı.
“Hiç öylesine sordum.” dedi Beril hafifçe gülerek. Mecnun’da ona gülerek göz kırptığında kardeşine olan sevgisi gözlerinden olunuyordu, sahiden o çok iyi bir abiydi.
“Ee Mecnun bizim de bir bekarlığa vedamız yok mu?” diyen Han’la başım öyle hızla ona dönmüştü ki boynum hafifçe acımıştı. Bekarlığa veda nerden çıkmıştı şimdi?!
“Aa doğru Mecnun, böyle evlenilmez.” dedi Barkın da gülümseyerek.
“Bence sen yaşamaktan sıkıldın Barkın, nefesin kesilsin istiyorsun.” diyen Nehir sertçe çıkıştığında benim bakışlarım hala sırıtarak bana bakan Han’daydı.
“Siz yaparken sorun yoktu akarsu.”
“Biz kendi aramızda masumca içtik, sizin şimdi ne bok yapacağınız belli değil.” dedi Nehir sinirle.
“Güvenin gözlerimi yaşattı bebeğim, bizde kendi aramızda olacağız tabiki de.” diyen Barkın’la Cem’in başının ona döndüğünü göz ucuyla görmüştüm.
“Kendi adına konuş lan hanımcı erko.” dedi Cem.
“Bir de Mecnun’a mı sorsak?” dedi Özgür temkinli bir sesle.
“Evet soralım, dimi Mecnun?” diyen Leyla’nın imalı sesiyle bile hala ona bakmaya devam ediyordum.
“Siz yaptığınız gibi bizde yapabiliriz.” diyerek hafifçe öne eğilen Han’la tek kaşım havalandı.
“Eğlenmenize karışmayız fakat yanına tek bir dişi yaklaşırsa…” derken bende ona doğru eğilmiştim. “Etrafımı saran erkeklerle karşılaşırsın.” dediğimde gülen yüzü solarken kaşları hızla çatılmıştı.
“Sikerim lan o erkekleri, yok erkek falan.” demesiyle gülerek arkama yaslandım. Anında gerilen bedenini buradan bile görebiliyordum, oh olmuştu ona! Durup dururken bu konuyu açarsa böyle de çekerdi.
“Olup olmamaları senin elinde.” dedim gülmeye devam ederken. Onu sinirlendirmek çok keyifliydi.
“Çok damardan girdi.” diyen Cem’in sesi kulağıma ilişmişti.
“Ee Nüha komutanım bu, kolay mı onunla olmak?” dedi Özgür.
Yanımdan kalkarak Barkın’ın yanına geçen Nehir’le onu daha net görmeye başladığımda sinirden yüzü kasılmış bir haldeydi. Sağ bacağı titremeye başlarken dirseklerini dizlerine yaslayarak daha çok öne eğildi.
“Yapmıyoruz lan veda falan.” diyerek sinirli ve kısık sesiyle konuştuğunda Mecnun derin bir nefes almıştı.
“Oh şükür, buna ben cevap veremezdum. Hem boşverun ula, ben evlendum bile zate.” dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
Sinirli ifadesi keyfimi daha çok yerine getirirken hızla ayaklanarak elimi tutup beni de kaldırdıktan sonra çekiştirmeye başladığında şok içinde kalarak tepki bile verememiştim.
“Oo hayırlı işler komutanım!” diyerek arkamızdan bağıran Cem’in gülen sesi kulaklarıma ulaşmıştı lakin bu durum şu an sinirden kuduran önümde ki adamın umrunda bile değildi. Hızla merdivenlere yönelerek yukarı çıkmaya başladığında beni de peşinden sürüklemeyi ihmal etmiyordu.
“Han ne yapıyorsun?” dememle birlikte beni az önce kızlarla hazırlandığımız odaya sokması bir olmuştu. İçeri girdikten sonra duyduğum kilit sesiyle içimde ki heyecan körüklenirken yutkunmadan edememiştim, bende mi delirmiştim ne?!
“Sinirlendirdiğin gibi sakinleştireceksin.” derken elimi bırakarak bana doğru bir adım attığında gözlerinde yanan ateşi sezebiliyordum. Onunla eşzamanlı olarak geriye doğru bir adım attığımda tekrardan üzerime doğru gelmişti ve bu durumu sırtım arkamda ki duvara çarpana kadar devam ettirmiştik.
“Ne yapmışım ki ben?” diyerek bilmemezlikten gelirken bakışlarımı da masumane tutmaya çalışmıştım, çünkü her an üzerime atlayacak bir kurt gibi bakıyordu. Bir elini sağ tarafımdan duvara yaslayarak yüzünü yüzüme yaklaştırırken diğer eli ise usulca belime süzülmüştü.
“Yanına yaklaşan her erkeği parçalara ayrılana kadar sikerim kuğu, beni anlıyor musun?” derken üzerime biraz daha eğildiğinde artık nefesi yüzümü yalamaya başlamıştı. O ferahlatan mentol kokusu beni mest ederken zihnimin içinde karışan kelimelerimi bulmaya çalışıyordum. Bu kesinlikle haksızlıktı, tek bir hareketiyle aptal etmişti beni!
“O zaman yanına hiçbir kadının yaklaşmasına izin vermeyeceksin.” dedim zor bela bulduğum boğuk sesimle. Siktir! Kesinlikle bu hali beni oldukça etkiliyordu.
“Benim gözüm senden başka herkese kör biriciğim.” demesiyle midemdeki kelebekleri tekrardan etrafımda görmeye başlamıştım, tek bir sözüyle beni başka diyarlara götürebilmesi çok tuhaftı.
Bir elimi kaldırarak yanağına yasladığımda hızla gözlerini kapatarak yanağını elime sürtmüştü, kurt kılığına girmiş kediye benziyordu!
“Peki on beş yıldır tek bir kişiyi beklerken sence diğerleri benim umrumda olur mu?” dediğimde gözlerini açarak adeta parlayan grilerini gözlerime sabitlemişti. Parmaklarım sakince yanağını okşamaya başladığında bu hali gözüme ayrı bir şeker gözükmüştü. “Hadi şimdi aşağıya inelim bulut adam, Fuat amcalara ayıp olur.”
“Onlara ayıp oluyor diye ben nefes alamıyorum.” derken yüzünü elimden kaldırarak başını çevirip dudaklarını avuç içime yasladı. “Adalet mi bu şimdi?” Duvardaki elini çekerek elimi tuttuktan sonra dudaklarını avuç içimden kaydırarak bileğime getirmişti. Ardından dudakları kolum boyunca kaymaya devam ederken boşta kalan elimi kendimi sakinleştirmek için yumruk yapmıştım, dudakları ateş misali tenimi yakarak geçiyordu ve canımı yakmak yerine beni mest ediyordu.
Dudakları boynuma ulaştığında elimi ensesine yerleştirerek tekrardan duvara tutunmuştu, tenime çarpan nefesleri nevrimi döndürürken şu an tek istediğim bir süre bizi kimsenin basmamasıydı. Bu ortamın tadını çıkartmak istiyordum.
“Yıllarca sadece nefes aldığımı sanarken aslında onu bile yapamadığımı seninle fark ettim, şimdi tadına varmışken nasıl uzak kalırım senden?” Sözleriyle nutkum tutulurken ne diyeceğimi bilememiştim. Elim sakince saçlarının içine dalarken diğer elimi de omzuna sarmıştım, mentol kokusu ciğerime dolarken dudakları hafifçe tenime öpücükler konduruyordu.
“Uzak kalma o zaman.” diye mırıldandığımda dudakları boynumdan kulağıma doğru çıkmıştı.
“İstesemde kalamıyorum ki.” diyerek fısıldadıktan sonra dudaklarını yanağıma bastırdığında ne zaman kapandığını fark etmediğim gözlerimi açarak geriye çektiği yüzüne baktım. “Bu işkenceye dayanacak gücüm yok, biriciğim.”
Ellerim hala saçlarının içine gömülüyken gözlerine bakakalmıştım, nasıl olurda bu denli kalbini önüme serebilirdi ki? Ruhumu böylesine yakmaya hakkı var mıydı?
“Bambaşka bir halin vardı, farketmeden beni sardı.” derken duvarda ki elini çekerek yanağıma yaslayıp hafifçe okşamaya başlamıştı. “Benliğimi benden aldı…”
“Bu kalbim seni unutur mu?” diyerek şarkının sözlerinin devamını getirdiğimde dudakları kıvrılmıştı.
“Sonsuza dek unutamaz.”
Alnını alnıma yaslayarak gözlerini kapattığında benimde gözlerim ruhunu görmek istercesine kapanmıştı. Derince nefesler alırken bir yandan da parmakları yanağımda süzülmeye devam ediyordu, işte mutluluğun ve huzurun resmî tam olarak bu kareydi. Hayatım boyunca hissetmediğim huzur şu anda dört bir yanımı sarmıştı.
Gelen tıkırtı sesiyle gözlerim hızla açılırken ikimizinde bakışları kapıya kaymıştı, biri elindeki şeyle kapıya vuruyordu.
“Ula dillu gelun, neydiysun ha urada?” diyerek sertçe kapıya vurmaya devam eden Sultan nineyle kaşlarım çatılmıştı.
“Dillu gelun mu dedi o bana?” diye fısıldadığımda sırada Han ise gülmemek için kendini zor tutuyordu.
“Gelin değil misin?” diyerek göz kırptığında büyüsüne kapılmamak için hızla bakışlarımı çevirmiştim.
“Dillu muyum ben?” dedim hala fısıldayarak. “Üstümü değiştiriyorum Sultan hanım!” diye haykırdım kapının arkasında hala vurmaya devam eden nineye. Yanağımda ki eliyle yüzümü kendine çevirmesinin ardından dudaklarını dudaklarıma yasladığında gözlerim irice açılmıştı, nine hemen kapının ardındayken bu adam ne kafası yaşıyordu?!
Geri çekilmeye çalıştığımda dişlerini alt dudağıma geçirmesiyle istemsizce inleyerek dudaklarımı aralamak zorunda kalmıştım, içeri süzülen dili dilimle buluştuğunda hafifçe dişlerini geçirerek geri çekildi.
“Imm! Çok tatlı dillisiniz gelin hanım.” demesiyle ona bakakalmıştım, uyuz aklımı almıştı iki saniye de!
“Ula kime diyrum, aç ha bu kapiyi!” diyen Sultan nineyle delirmek üzereydim. Han’ı hızla omuzlarından iterek cama gidip baktığımda Fuat amcaların hala bahçede olduklarını görmüştüm, camdan atlayamazdı. Arkamı dönüp baktığımda rahat bir şekilde yatağa oturduğunu fark etmiştim.
“Ne yapıyorsun Han? Saklansana.” dedim fısıldayarak. Nine bizi böyle basarsa bu sefer zorla nikah kıyabilirlerdi, şaşırmazdım.
“Niyeymiş…” derken normal ses tonuyla konuşmaya başladığında hızla ona uzanarak elimi ağzına yasladım.
“Basılalım mı be adam?” diye fısıldadığım sırada avucumun içinde ki dudaklarının kıvrıldığını hissetmiştim. “Bir de gülüyor ya.” derken bakışlarımı çevrede gezdirerek saklayabileceğim bir yer aramıştım. Yerde hala dün gece açtığımız yer yatakları açıktı. Aklıma gelen fikirle dudaklarından elimi çekerek elini tutup hızla çekiştirdiğimde bana izin vererek ayağa kalkmış ve sırıtarak beni izlemeye devam ediyordu. “Uzan şöyle.” dedim hızla dün gece yattığım yatağı göstererek, daha doğrusu yatmam için hazırlanan yatağı. Geceyi pek onda geçirmemiştim.
Sözüme uyarak uzandığında kafasını yastığıma bastırarak yüz üstü dönmüştü. Hızla üzerini örttükten sonra yanda ki katlanmış yorganları da yan yana üzerine koydum, bir nebze de olsa saklanmış gibiydi. Aceleyle geriye çekilerek üstümdeki elbiseyi tuttuğumda bakışlarım yüzünün olduğu yere kaymıştı, yorgan kafasına kadar çekiliydi.
Arkamı dönerek üstümdeki elbiseyi çıkarttıktan sonra yanda ki Nehir’in bavulundan bulduğum yeşil bir yazlık elbiseyi hızla üzerime geçirmiştim ki duyduğum ıslık sesiyle gözlerim büyürken hızla arkama baktım, başında ki yorganı çekmiş bir şekilde beni izliyordu. Uyuz!
Kapı tekrar çaldığında ona söylenecek vaktim olmadığı için hızla kapıya uçarak kilidi açıp nineyle göz göze geldim.
“Buyrun Sultan hanım, kapıyı kırmanızda ki sebebi öğrenebilir miyim?” dememle kapıyı sertçe iterek açıp içeri girmesi bir olmuştu. Etrafa biraz bakındıktan sonra kimsenin olmadığına kanaat getirmiş olacak ki bakışlarını bana çevirdi.
“Senunle biraz konuşmak istedum dillu gelun.” diyerek tamamen bana dönmüştü.
“Dinliyorum Sultan hanım.” dedim bezmiş bir sesle. Takmıştı dillu gelune!
“Kısa ve öz konuşacağum. Gebe misun?” demesiyle gözlerim irice açılmıştı.
“Ne?” dedim gayri ihtiyari şaşırmış bir sesle.
“Öyle misun? Değil misun?” diyerek tekrar sorduğu sırada hemen ninenin arka tarafında kalan Han yüzünde ki yorganı hafifçe aşağı indirerek gülen yüzünü görmemi sağlamıştı.
“Değilim tabiki de Sultan hanım, bu nasıl bir yakıştırma ayrıca? Siz beni ne sanıyorsunuz?” dedim sertçe konuşarak.
“Seni bişey sanmayrum kızum, gebe değulsen çok uzatmadan yolina bakman için uyariyrum sadece. Koçarinin kısmeti hazurdur zate, başıni daha fazla bulandurma.” demesiyle sinirden gözüm seğirmeye başlamıştı. Kısmet mi demişti o?!
“Bana bak nine, benim terbiyemi bozdurtma. Koçarinin kısmeti de benim, hayatı da benim. Diğer herkese de fışki yemek düşer.” dememle elindeki bastonu sertçe yere vurmuştu.
“Asul sen bağa bak dillu gelun, çok fazla olmaya başlaysun.” diyerek haykırdığı sırada tam ona doğru bir adım atmıştım ki koluma sarılan parmaklarla bakışlarım önüme geçen Beril’e kaydı.
“Yeter da artık, ne isteysin ha bu kizdan nine? Sağa bir tene vursa yarısı boşa gider, hala korkmadan afkuriysin. Karşunda senin milletini koruyan bir asker var nine, hiçbir şey umrunda değulse bu umrunda olsun.” demesiyle sinirim hala sabit olsa da yerine şaşkınlıkta eklenmişti. Beril gerçekten yürekli bir kızdı.
“Zeyno çekul önümden bak senü de almayayum ayağımun altuna.” diyen nineyle elimi Beril’in omzuna atarak arkasında dağ gibi durdum.
“Ula noliy ha burada? İki sanüye boş bırakmaya gelmeysin ha ana. Gene ne ettun?” diyerek odaya dalan Gülşen ablayla ninenin bakışlar ona dönmüştü.
“Koçarinin kısmeti vardur deyrum, yollayın ha bu delüyü.” demesiyle içimden sabır çekmeye başlamıştım. Kısmeti ayrı onu ayrı sikecektim sonunda, çok az kalmıştı.
“Uiy nenem yarabbim, ana sen çok gerüde kalmişsun. Ula koçarinin on beş senedur kısmeti vardur zate, sanki dedun bişe.” diyerek gülmeye başladığında ninenin sinirden yüzü kızarmıştı.
“Ne on beş senesi ula?”
“Ha bu kız koçarinin on beş senelük yavuklisidur da.” derken elini omzuma attığında ninenin bakışları tekrardan bana dönmüştü. Ardından tek kelime etmeden hepimizi iterek dışarı çıktığında derin bir nefes alabilmiştim. “Sen ona bakma kızum, kendu kendune konişiy işte.”
“Sorun değil Gülşen abla.” dedim hafifçe gülümseyerek.
“Ee artuk sende da işler ciddiye biniy Nüha kızum, abla değul de hala mı desan acaba?” demesiyle arkasında ki ekibin sırıtan bakışlarıyla karşılaşmıştım.
“Derim Gülşen hala.” derken dudaklarım kıvrılmıştı. Yanaklarımın kızardığına emindim.
“Oy halası gurban olsun yavrularina.” diyerek kollarını bana sardıktan sonra başıma dudaklarını bastırdığında o içimde ki sancı tekrardan gün yüzüne çıkmıştı, annesizlik… “Benum kızlarumun hepsü on numara da.” derken diğer koluyla da Leyla’ya sarıldığında hepimiz gülmeye başlamıştık.
“İki saniye de pabucum dama atıldı be.” diyen Beril’i ise Mecnun kolları arasına almıştı.
“Uiy benum civcivum, seni hiç atar miyuz?” diyerek sıkıca sarıldığında Cem’in uzaktan onları izleyen bakışlarını fark etmiştim. Gözlerinin içinde ki karmaşayı burdan bile görebiliyordum.
“E de hayde kizlar, yemeği hazurlayalum.” diyen Gülşen hala beni çekiştirmeye başladığında hızla onu durdurmuştum, Han hala yorganların altındaydı.
“Hava soğudu hala, ben bir üstümü değiştirip öyle geleyim.”
“Uiy halası kurban, tamam sen giyun de gel.” dedikten sonra kolunun altında ki Leyla’yla çıktığında diğerleri de alt kata yönelmişlerdi ki Cem duraksayarak bana baktı.
“Mirza seninle değil miydi kız?” dediğinde umursamaz bir yüz ifadesi takınarak başımı olumsuz anlamda salladım.
“Çıktı o.” dedim sakince. Sözlerimin ardından gözleri kısılsa da diğerlerinin peşine takılarak aşağıya inmişti. Kapıyı kapattıktan sonra hızla arkamı döndüğümde Han’ın üstünde ki yorganları iterek ayağa kalktığını fark etmiştim. “Kim bu kısmet?” diyerek sinirle ellerimi belime yasladım.
“Az önce de dediğin gibi kuğu, benim tek kısmetim sensin. Diğerlerinden banane.” derken önüme doğru adımladığında bakışlarım gözlerine tutunmuştu. “Ayrıca söylemeden geçemeyeceğim, hırçın sahipleniciliğin aşırı hoşuma gidiyor.” diyerek sırıtırken elini belime atıp beni kendisine çektiğinde ellerim omuzlarına tutunmuştu.
“Hele bir o kız yanına yaklaşmaya kalksın görürsün o zaman hırçınlığı.” dedim sinirle. Kısmetmiş, sokarım kısmetine!
“Senin kıskançlığını yerim yavrum.” derken dudaklarını alnıma yasladığında kokusunun beni sakinleştirmesine izin vermiştim.
“Çıkman gerekiyor Han, üstümü değiştireceğim.” dediğimde hızla yüzünü geri çekerek yüzüme bakmıştı. Ardından bakışları aşağıya kaydığında hareket eden adem elmasını fark etmiştim.
“Az önce gördüm zaten, dursam ne olur ki?” diyerek tatlı bir şekilde gülümsemesini umursamadan kaşlarımı çattım.
“Sapık gibi izlediğini bir de söylüyor musun Han? Çık şuradan.” dedim sertçe omuzlarından iterek.
“Öyle bir manzarayı kaçırsaydım gece uykularım kaçardı…” derken duraksayarak bakışlarını aşağıya kaydırdığında tekrardan yutkunmuştu. “Gerçi böyle daha çok kaçacak.” demesiyle bana doğru bir adım attığında sırtım kapıyla buluşmuştu. “O beyaz teninin elimin altında nasıl kızaracağını düşünüp duracağım.”
Bir elini belimden çekerek parmağını elbisenin yakasına attığında hafifçe çekiştirerek aşağıya indirmişti. Elim hızla elini bulduğunda bakışlarını göğüslerimden ayırarak gözlerime çıkarmıştı ki büyüyen göz bebekleriyle karşılaşmıştım, ihtiras her yanımızı sarmıştı.
“Ben… gitsem iyi olacak.” diyerek nefes nefese kalmış bir şekilde konuştuğunda benimde ondan eksik kalır yanım yoktu.
“Şey… evet. Bende giyinip geliyorum.” dedim kısık sesle.
“Tamam… hızlı ol.” derken beni geriye çektikten sonra hızla kapıyı açarak koşar adımlarla gitmişti. Bu hali gözüme komik gelirken gülerek kapıyı kapatıp valizime uzandım.
Üzerime normal bir tişört altıma ise kot pantolonumu geçirdikten sonra saçlarımı da salaş bir topuz yaparak aşağıya inmiştim. Bakışlarım etrafta gezinirken bizimkilerin mutfakta olduklarını farketmiştim.
“Ee yenü gelun, napaysun?” diyerek Leyla’nın omzuna kolumu attığımda hafifçe gülerek dirseğini karnıma dokundurmuştu.
“Sanki sen benden farklısın dillu gelun.” derken yandaki masa örtüsünü elime tutuşmuşturdu. “Hadi git bahçede ki sofrayı ser de millet gelin görsün be.”
“Kız biz şimdi elti mi olduk?” dedim gülerek.
“Uiy eltucuğum.” diyerek gülen Leyla’yla bende gülmüştüm. Elimde ki bezle bahçeye çıktığımda bakışlarım her ne kadar onu arasa da yoktu, eve kadar gitmişti sanırım. Barkın ve Nehir de ortalarda yoktu, iki arada bir derede artık kim bilir ne yapıyorlardı!
“Nünü yenge!” diye haykıran Hüma’yla elimde ki bezi masaya açarak ona döndüm. Zıplayarak bana el salladığında gülerek yanına doğru adımladım, koşarak bana doğru gelmeye başlamıştı. Hızla kucağıma alarak etrafımda döndürdüğüm de kahkahaları ortamı inletiyordu.
“Nünü yenge bir tane öpücük alabilir mi?” diyerek tatlı bir sesle konuştuğum sırada arkamdan yanağıma temas eden dudaklarla hızla başımı geriye çekmiştim ki tanıdık kokuyla duraksadım.
“Tabiki de alabilir dimi güneşim.” derken Hüma’yı da öptüğünde yalancı bir ifadeyle kaşlarımı çatmıştım.
“Ben senden değil prensesten istiyordum ama.” dediğimde tek kaşı havalanırken Hüma ise dudaklarını hızla yanağıma bastırmıştı.
“Nünü yengem benden istemiş işte prensim, ayamıza girme.” diyerek kollarını boynuma sardığında gülerek Han’a dil çıkartmıştım. Bakışları hızla dudaklarıma düştüğünde gözlerinde ki çapkın pırıltılar kalbimin hızlanmasını sağlamıştı.
“Üzgünüm güneşim, Nünü yengen sadece benim.” derken göz kırptığı sırada tam gözlerimi devirecekken bakışlarım bahçenin hemen dışında duran siyah arabaya takılmıştı, camları filmliydi. Köy yerinde kim niye filmli cam kullanırdı ki? Bakışlarım bu sefer de plakaya kaydığında kaşlarım hızla çatılmıştı, 30… Hakkari’nin plaka koduydu.
O esnada hareket eden arabayla arkasından bakmaya devam ettim, nedensizce içimi kaplayan sıkıntı zihnimi ele geçirmişti.
Bu işte bir bit yeniği vardı ama ne?…
~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonu…
Ay canlarım sizi öyle çok özledim ki…
Biliyorum size bir hafta demiştim ama şu sıralar hayatımda öyle çok olay oldu ki anca şimdi atabiliyorum ama merak etmeyin artık hiçbir zaman bu kadar uzun süreli ayrılmayacağız, yani en azından deniyeceğim.
Şu düzenleme konusu ise isteğinize bağlı olarak ilk üç bölümü okusanız yeterli ama uğraşmak istemiyorsanız da sadece birinci bölümü okuyabilirsiniz, kitabın geri kalan yerlerinde ki detayları anlamanız için yeterli olacaktır.
Ha bu arada sizi çok ama çok seviyorum, öyle bir söylemek istedim…
Şimdi gelelim bölümümüze…
Sizce nasıldı??
Ben Mirza’ya aşık olmaktan kendimi alıkoyamıyorum ayol!
Yorum ve beğenileri lütfen unutmayalım canlarım…
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️