~Bölüm Şarkıları~
Deniz Toprak&Resul Dindar~Senden Sonra
Niyazi Koyuncu~Yol
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!
Nasulsunuz da??
Bu bölüm tam bir Karadeniz esintili oldu canlar...
"Bu sevdaluk olur mi? Sensuz hiç yaşanur mi? Seni görmeden geçen gün günden
sayulur mi?"
Diyerek sizi bölüme uğurluyorum...
İyi okumalar!
Seviliyorsunuzzzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~~~
Ruhumda ki karmaşa heyacanımla birleşirken öylece yerimde oturmak çok zor geliyordu, bakışlarım camda ki bulutlara odaklıyken aklımda tek soru vardı. Ya artık hiç biri beni hatırlamazsa? Bu çok imkansız sayılmazdı, sonuçta seneler geçmişti o zamanın üstünden.
Zihnim yine her zaman ki gibi kalabalıkken yanımda ki susturucum ne yazık ki başını boynuma saklayarak uyumuştu, bir eli elime sıkı sıkıya tutunurken dudaklarım tekrardan kıvrıldı. Saçma derece de romantik bir uçuş yaşıyorduk.
Hepimiz uçağa yerleşmiş ve sessizce ilerliyorduk, henüz bineli yarım saat olmuştu. Camdan süzülen bulutlar kollarım da ki adamı anımsatırken kafamı mentol kokulu saçlarına çevirerek bir öpücük kondurdum, varlığı bile beni rahatlatmaya yetiyordu. Esasında aklımda olan bir başka konu ise Han'ın üvey annesiydi, bildiğim kadarıyla iyi bir insandı ve ne kadar yersiz de olsa beni nasıl bulacağını düşünmek mideme kramplar girmesini sağlıyordu.
Halası ya da eniştesi için ben eski bir tanıdıktım fakat üvey annesi için müstakbel gelin adayı olmuş oluyordum. Kahretsin, Leyla'dan bile daha gerginmişim gibi hissediyordum.
"Lan Laz uşağı, bayıldın mı?" diyen Barkın'la kalabalık zihnimi sakinleştirerek bakışlarımı onlara çevirdim.
"Kapa çeneni, sıçmayayum bacağina." dedi Mecnun kapalı gözlerinin ardından. "Zate bindurdunuz benu ha bu demurden tabuta, ses edenu sikerum."
"Sen ne biçim özel kuvvetler askerisin be Mecoş, uçaktan korkulur mu?" diyen Cem'le Han hafifçe kıpırdandığında diğer bir elini de üstüme doğru atmıştı fakat şu an çok yanlış bir açıda duruyordu. Düşünme Nüha, düşünme!
"Hele bir düşsun göreceğum senu."
"Ay tövbe de Mecnun, Allah korusun." diyerek Mecnun'un koluna hafifçe vuran Leyla ile dudaklarının kıvrıldığını buradan bile görebilmiştim. Han tekrar kıpırdandığında yerinde rahatsız olduğunu anlayabiliyordum, uzun boyu yüzünden asla sığamıyordu ve eli biraz daha kasıklarım da durursa ben de çok rahatsız olabilirdim.
"Abi biraz abartmadın mı sanki?" dedi Özgür gülerek Mecnun'a bakarken.
"Senu örümcek dolu bir odaya tıkmamu istemeysen kapa çenenu Özgür." derken sesi oldukça sinirli çıkan Mecnun'la arkadan bana doğru bir kafa uzanmıştı.
"Adamı iki dakika da uyuttun mu lan?" diyen Nehir'le gözlerimi devirirken tekrar önüme dönmüştüm. Zaten aklım sadece tek bir yere kayıyordu, şu an Nehir'le uğraşamazdım.
Öyle tuhaf pozisyonda uyuyakalmıştı ki beni de istemsizce kafes altına almıştı. Sağ kolu sırtımdan dolanmış bir şekilde sıkı sıkıya sağ elimi tutarken kafası boynumdaydı ve az önce ise diğer elini kucağıma atası tutmuştu!
"Acaba orada senden görür müyüz akarsu?" dedi Barkın gülen bir sesle.
"Böyle espriler yapmaya devam edersen beni de bir daha göremezsin." diyen Nehir'le gözlerimi devirmiştim. Ayrılmazdı!
"Bence artık benden kopamazsın güzelim." diyerek Nehir'i kışkırtan Barkın'la dinlemeye devam ettim.
"Çok emin konuşma, ne olacağı belli olmaz." dedi Nehir.
"Bilirsin ben her zaman eminimdir bebeğim." dediğinde Nehir'in hafiften kıkırtısı duyulmuştu, garip ama tatlıydılar.
"Kuğu..." diye mırıldanan Han'la dudakları boynuma çarptığında bedenim kasılmıştı.
"Daha gelmedik, biraz daha uyuyabilirsin." dediğim sırada başını kaldırdığında kısık bakan gözleri hızla bana çarpmıştı.
"Kucağıma gel." dediğinde gözlerim irileşirken bunu duyan tek kişi ne yazık ki ben değildim. Önümüzde ki Cem ve Özgür, arkamızda ki Nehir ve Barkın, hatta hemen yan tarafımızda ki gözleri bir anda açılan Mecnun ve Leyla'nın bile bakışları bize dönmüştü.
"Ne?" dedi Özgür.
"Yok artık." dedi Cem.
"Sanırım ben yanlış duydum." dedi Leyla.
"Yok ebenun." dedi Mecnun.
"Burada mı?" dedi Barkın.
"Şu anda mı?" dedi Nehir.
Ve bunların hepsi aynı anda söylenirken ben ise irileşmiş gözlerle sadece ona bakıyordum, acaba bu şekilde böğürürken aklından ne geçiyordu?!
Han'ın bakışları yavaşça benden ayrılarak arkadaşlarımıza döndüğünde sert bakışlarından nasibini alan herkes hızla önüne dönmüştü, adam tek bakışıyla korkutmayı başarıyordu. Bakışları tekrar bana döndüğünde kafasını arkaya yaslamıştı, neyse ki az önce geri çekilirken önümde ki elini de çekmişti. Çok şükür!
"Uçakta olduğumuzun farkında mısın acaba?" dediğimde yüzünde mimik dahi oynamadan aynı şekilde bakmaya devam ettiğinde geri adım atmadan bende ona bakıyordum. Uçak neredeyse ağzına kadar doluydu ve bu şekilde konuşması çok ayıptı! Yavaşça elini kaldırarak işaret parmağını ileri geri salladığında kısaca gel demek istediğini anlamıştım, bu sapığa yaklaşmak ne kadar doğruydu bir bilememiştim.
İstem dışı kendimi yavaşça ona yaklaşırken bulduğumda gözlerimi devirmek istiyordum, bedenim hakkında benden daha fazla söz sahibi olması sinir bozucuydu.
Yüzlerimiz arasında bir karış mesafe kala durduğumda dudakları hafifçe kıvrıldı. Grileri uykunun esirliğinden kurtulurken içlerinde ki pırıltıların artmasını sağlamıştı.
"Neden emrimi gerçekleştirmiyorsun kuğu?" diye mırıldandığında kaşlarım daha çok çatılmıştı. Hayır şu anda dudaklarında ki hafif kıvrılmayla ve gözlerinde ki kısık bakışlarla ne kadar seksi olduğu umrumda değildi!
"Bak bakalım çevrene, burası askeriye gibi mi duruyor Yüzbaşı?" dedim tıpkı onun gibi mırıldanarak.
"Sence umrumda mı Üsteğmen?" derken sırtımda ki koluyla beni kendisine bastırdığında artık nefesi daha yakından yüzüme çarpıyordu, gözleri yavaşça dudaklarıma kaydığın da kuruyan boğazımı ıslatmak istercesine derinden yutkundum. "Terapi alırken çevremde kim olduğu sikimde değil."
"Uçak ağzına kadar dolu Han, sapıtma." dediğim sırada sözüm biter bitmez dudakları dudaklarıma yaslanırken küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekilmişti.
"Eve gidince faiziyle istiyorum." diyerek alnıma da dudaklarını bastırdıktan sonra kafasını koltuğa koyarken beni ise göğsüne çekmişti. Dudaklarım kıvrılırken göğsüne daha çok yerleşmiştim, sanırım buna laf edemezdim.
"Bunların hepsi sarmaş dolaş lan, valla insanı tribe sokuyorsunuz." diyen Cem'le bakışlarım ona kayarken Han ise elini saçlarıma atarak hafifçe okşamaya başlamıştı.
"Sen tribe girmek için zaman kolluyorsun abi." diyerek gülen Özgür'le Cem'in başı hızla ona dönmüştü.
"Ne kollayacağım lan, midemi bulandırmasınlar başka bir şey istemez. Bu ne böyle vıcık vıcık." derken yüzünü büzüştüren Cem'le gülerken kafamı göğsüne saklamıştım.
"Konuş he böyle büyük büyük, senü de göreceğum." diyen Mecnun'a hak vermiştim. Cidden beklenmedik anda oluyordu bazı şeyler.
"Hiç sanmıyorum Mecoş, ben kendimi saçma bir duygunun esiri yapmam. Affedersiniz ama sizin gibi salak değilim." dediğinde Han dudaklarını saçlarıma bastırarak derin bir nefes almıştı. Cem'in söyledikleri hiç umrunda değilmiş gibiydi.
"Siktir lan göt." dedi Barkın Cem'e ithafen.
"Küfür etme, çocuklar var." diye fısıldayan Nehir'le dudaklarım daha çok kıvrılmıştı, çocuklara karşı özel bir hassasiyeti vardı.
"Emrin olur bebeğim." diyen Barkın'la eşzamanlı olarak mayışmaya başlayan zihnim bulanırken gözlerim yavaşça kapandı. Tuhaf baharatlı kokusu daha çok uykumu getirirken saçlarımda ki eli sayesinde fazla dayanamadan kendimi uykunun kollarına bıraktım.
***
"Biriciğim, hadi uyan. Geldik." diyen sesi duyabiliyordum lakin uyku o kadar tatlı geliyordu ki bırakasım gelmiyordu. "Kuğu, hadi!"
"Dur enişte, ben biliyorum onun dilini." dedi Nehir. Ardından omzuma temas eden parmakları hissetmiştim. "Nünü, bir saattir seninkini kesiyorlar." dediğinde gözlerim hala kapalıydı lakin lanet olsun ki zihnim uyanmıştı. Kim, neyi kesiyordu?
"Şey... rahatsız ettiğim için kusura bakmayın." diyen farklı bir ses duyduğum an gözlerim hızla açılırken hemen Han'ın yanında ayakta dikilen kızı fark etmiştim. Lan ben Nehir beni uyandırmak için sıkıyor sanmıştım!
"Evet, ettin." diyerek buz gibi sesiyle konuşan Han'a bakışlarımı çevirdiğimde sadece önüne baktığını görmüştüm.
"Numaranızı alabilmem mümkün müdür?" dediğinde adeta beynimde şimşekler çakmaya başlamıştı. Ben neyim lan burada? Bostan korkuluğu mu?!
"Kalbim sahipli, işine bak." demişti Han lakin yine de sinirim geçmek yerine daha da körükleniyordu. Kızın bakışları sonunda bana dokunduğunda yavaşça Han'ın göğsünden doğrulmuştum.
"Hayırdır, bir sıkıntı mı var?" dediğimde kızın yargılayan bakışları beni boydan boya süzmüştü.
"Yoktur bence, dimi cici kız?" diyerek arkamdan konuşan Nehir'le kızın bakışları oraya dönmüştü.
"Aklı varsa yoktur." diyen Leyla ile kız hafifçe oraya da baktıktan sonra tekrar bana dönerken kollarını göğsünde bağlamıştı.
"Seni kardeşi sanmıştım ben ufaklık." dediğinde Han'ın bakışları sadece yüzümdeydi. Umursamadan sırtımda ki kolunu iterek ayağa kalktığımda boyumun kızdan daha uzun olduğunu fark etmişim, ufaklık öyle mi?!
"Çok heyacanlı lan." dedi Cem.
Bakışlarım daha sertleşirken gözlerinden korku geçtiğine yemin edebilirdim, hala neyi uzattığını anlamamıştım. Adam reddetmişti işte!
"Ufaklık seni ufak ufak si... sever. Daha çok kaşınmadan uza." dediğimde gözlerini devirerek sırıttığında elim hızla ileri atılıp üstünde ki gömleğin yakasına yapışırken onu kendime çekmiştim. Diğer elimle hafifçe üstümde ki tişörtü kaldırarak belimde ki silahı işaret ettim. "Gidiyor musun? Yoksa ben seni başka bir evrene yollayayım mı?"
Sözlerimin ardından yutkunduğunda gözleri irice açılmıştı, kafasını iki yana sallayarak geriye çekildiğinde bende yakasında ki elimi çekerek geri yerime oturmuştum, koşar adımlarla gözden kaybolduğunda herkesin bakışları benim üzerimdeydi. Sert bakışlarım karşımda ki koltuğa odaklıyken pilotun duyulan sesiyle belimde ki kemeri bağlayarak beklemeye koyuldum, bakışlar benden çekilmesine rağmen hala gergindim.
Gözlerim yan tarafıma döndüğünde sırıtarak beni izleyen Han'la karşılaşmıştım, kesinlikle komik değildi. Nasıl uyandığımı şaşırmıştım! Bakışlarım tekrar önüme döndüğünde ona sinirlenmemin yersiz olduğunu biliyordum, kovmuştu ve yüzüne bile bakmamıştı.
"Kalbim sahipli..."
Sesi zihnimde yankılanırken inişe geçen uçakla sessizce bekledim, içime sağladığı güvenden haberi var mıydı acaba? Kalbimde sesi dönerken sinirim sakince beni terk etmişti. Bakışlarım yavaşça ona döndüğünde grileriyle karşılaştığımda hiç düşünmeme zaman vermeden ona doğru atılarak yanağına bir öpücük kondurdum, ardından tekrardan geri çekildiğim sırada iniş yapan uçakla kapılar açıldı. Yolcular inmeye başladığı halde bizim bakışlarımız hala ayrılmıyordu.
"Bu ne içindi?" diye sorarken dudakları kıvrıldığında benimde dudaklarım kıvrılmıştı. Genelde ilk öpen hep o olurdu, bu yüzden şaşırması garip gelmemişti. Ben fazla mı odun davranıyordum bu adama? Biraz cilveden bir şey olmazdı sanırım!
"Sevgilimi öperken hesap mı vereceğim?" dediğimde tek kaşı havalanırken gülüşü çapkın bir hal almıştı. Ellerini uzatarak kemerimi çözmeye çalıştığında bu bahaneyle yüzünü de bana yaklaştırmıştı.
"Beni kışkırtmaya mı çalışıyorsun kuğu?" derken yüzünü biraz daha yaklaştırdığında hemen yanımızdan geçen teyzelerin ayıplayan seslerini duyabiliyordum.
"Ar edepte kalmamuş da, göriy musun Nuriye?"
"Senun gibi kartlaşsunlar mu Cahide? Birak da uşaklari."
"Ayuptur ayup, insan içunde edulir mi?"
"Yav de hayde Cahide, hayde! Açuldi gene senun boş boğazun. Sen etmedun da ne poha yaradun? Kaldun başuma da."
"Kıriysun ha benu, diyeyum sağa."
"Yav yuri da yuri."
Gelen tık sesiyle kemer açıldığı halde geri çekilmek yerine aynı pozisyonda kalarak bana bakmayı sürdürmüştü. Grileri bu kadar yakından bakılınca daha da güzel görünüyorlardı, harelerinin çevresi daha koyuyken içlere doğru açılıyordu.
"Bilmem, sözlerim seni kışkırtıyor mu?" dediğimde hala açılmış kemeri tutan parmaklarının yumruk olduğunu fark etmiştim, kendini tutmaya çalışıyordu.
"Bana neler yaptığını tahmin bile edemezsin." derken burnunu hafifçe burnuma sürtmüştü. "Sadece sözlerin değil; kokun, sesin, tadın, bakışın hatta gülüşün bile nevrimin tamamen dönmesini sağlıyor." Dudaklarını hafifçe dudaklarıma sürttükten sonra hızla geri çekildiğinde bir anda havada süzülen bedenimin yere çakıldığını hissetmiştim. Yakınlığı ne kadar harika hissettiriyorsa yokluğu da o denli berbattı, elimde olsa yapışık gezmek bile isteyebilirdim.
Elime sıkı sıkıya tutunan eliyle ayağa kalktığımızda uçağın boşaldığını o an anlamıştım, en sona biz kalmıştık. Dışarıya doğru adımlarken aklım hala az önce ki sözlerindeydi, onu bu kadar etkileyebildiğimi bilmiyordum.
Uçaktan ayrıldığımızda ileri de bizi bekleyen arkadaşlarımıza doğru adımlarken etrafımıza bakakalmıştım, yeşilliğin tam ortasında gibiydik. İleride ki dağları görebiliyordum.
"Babam dişari da bekleymuş." diyen Mecnun'un bakışları yanımda ki adama döndüğünde ben de gözlerimi ona çevirmiştim.
"Babanla mı gideceğiz?" diyerek heyacanlı bir sesle konuşan Leyla ellerini Mecnun'un koluna sarmıştı.
"Evet ballim, kuzenler de gelmiştur. Tek arabaya siğmayiz." dediğinde Leyla'nın bakışları benimkilerle çakışmıştı. Gözlerinde ki bariz telaşla dudaklarıma hafif bir gülümseme yerleştirdim, bu 'bir sorun yok' demek oluyordu benim nezdimde.
"Tamamdır, gidelim o zaman." diyerek ilerlemeye başlayan Han'la elimden tuttuğu için bende peşinden gitmek zorunda kalmıştım. Fuat amca yani Mecnun'un babasını hayal meyal hatırlıyordum, bizimle oyunlar oynar hep güldürürdü.
Hızla valizlerimi de aldıktan sonra havaalanından çıktığımız da içim bir kez daha heyacanla kasılmıştı, seneler sonra burada olmak tuhaf geliyordu. Hemde bulut adamla burada olmak... kesinlikle tuhaftı. Elimde ki valizi inat ederek aldığı için hemen yanında ilerlediğim Han'a bakışlarım kaydığında çatık kaşlarıyla etrafa bakındığını görmüştüm, memleketinde bile rahat olamıyordu adam!
"Uiy kimler celmiş ha buraya!" diye bağıran sesle bakışlarımız döndüğünde gördüğüm bedenle dudaklarım kıvrılmıştı. Senelerin ondan aldığı tek şey saçlarının sarısı olmuştu sanırım, Fuat amca hala oldukça dinç duruyordu. Mecnun neredeyse babasının kopyası gibiydi.
Mecnun babasıyla sıkı sıkıya sarılırken hemen yanında duran Leyla'nın yanakları şimdiden kızarmış, neredeyse saçlarıyla aynı renk olmuştu. Bakışları bana döndüğünde gözlerimi yavaşça kapatıp açtım, stres olacak bir şey yoktu.
"De hayde çekul da, gelunumu göreceğum." diyerek Mecnun'u ittiğinde bizimkilerin arkada gülmemek için kendilerini tuttuklarını görmüştüm, Trabzon maceramız baya konmak geçecekti sanırım. "Oy benim güzel kizum, hoşgelmişsun memleketumize." dediğinde Leyla dudaklarında ki gülümsemeyle hızla öpmek için eline atılmıştı ki Fuat amca izin vermeyerek kollarını Leyla'ya sarmıştı.
"Hoşbulduk Fuat amca." diyerek geri çekilen Leyla ile Fuat amcanın kaşları çatılmıştı.
"Amca nedü da? Kizumsun sen benim, evladimsin. Baba diyecesun." demesiyle hepimizin dudakları kıvrılmıştı.
"O zaman hoşbulduk baba." dediğinde Fuat amca yavaşça Leyla'nın yanağını okşamıştı.
"Bizim sipa kedi olali bir fare tutmiş." demesiyle Barkın'ın hızla arkasını dönerek güldüğünü görmüştüm, keza Cem ve Özgür de öyleydi. Fuat amcanın bakışları etrafta gezindiği sırada yanımda ki adamda durduğunda bize doğru bir adım atmıştı ki bana çarpan bakışlarıyla duraksadı.
Hava aydınlıktı ve gözlerim belirgin bir şekilde ortadaydı. Bakışları gözlerimde gezindikten sonra dudakları daha çok kıvrılırken kararsız kalmış gibiydi, hatırladığına emindim.
"Yoksa..." diyerek duraksadığında dudaklarım kıvrılmıştı. "Işıklar yanar bordo mavi..." dediğinde hafifçe gülmüştüm. Önceden yaptığımız bir söz dizilimiydi, beni her gördüğünde yapardı. Unutmamıştı...
"Yanıyorsun Fuat abi!" diye haykırdığımda ellerini hızla dizlerine çarpmıştı.
"Oy nenem yarabbim, kiz sen nerelerdasun?" dediği sırada ona doğru attığım birkaç adımla açtığı kollarının arasına girerek sıkıca sarılmıştım. Belki baba sevgisi yaşamamıştım ama o kısa süre de burada ki kimse sevgisini benden esirgememişti.
"İş güç be Fuat amca." dedim geri çekilirken. Mavi gözleri hala seneler önceki gibi parlıyordu. Bakışları arkamda ki bir yere kaydığında kolları bu sefer de Han'a sarılmıştı.
"Ula allem ettun gallem ettun, gızı buldun he." dediğinde Han'ın da dudakları kıvrılırken geri çekilerek bakışlarını bana çevirmişti.
"Ayıp ediyorsun enişte, benden kaçar mı?" demesiyle kaşlarım havalanırken bende gülümsüyordum.
"Aferun aferun." derken bakışları arkada sessizce bizi izleyen Nehir'e takılmıştı. "Bir hanim kızımuz daha varmiş."
"Merhaba." diyerek yaklaşan Nehir'le Fuat amca hafifçe başını sallamıştı.
"Sende hoşgeldun kizum, Leyla'nın arkadaşi misun?"
"Baba Nehir'le Nüha bizim arkadaşlar." diyen Mecnun'la Fuat abi ona dönmüştü. "Askerdir da onlarda." dediğinde bakışları hızla bana dönen Fuat amcanın mavilerinin dolduğunu görmüştüm.
"Asker mi oldin deli kız?"
"Üsteğmen Nüha Ertunç." dediğimde bir elini omzuma sararak beni yanına çekmişti.
"Uy bir de üsteğmen olmiş, ne kadar da yakişmuş kizuma." diyerek bizimkilere döndüğünde bakışlarını hepsinde gezdirmişti. "Hepinuz askersinuz he mi?"
"Hepimiz askeriz Fuat amca." diye mırıldandım yavaşça.
"Soracağum o Gülşen hanuma, bağa heçbir şey anlatmay." diyerek sahte bir kızgınlıkla konuştuğunda Han valizleri tekrardan eline alarak bize doğru yaklaşmıştı.
"Sonra hasret giderirsin enişte, de hayde." diyen Han ile geriye çekilerek ona doğru adımlayacaktım ki Fuat amca hafifçe kolumdan tutarak beni durdurmuştu.
"Kizlar benumle geliy, siz diğer arabalarla gidecesunuz." dediğinde Han'ın çatılan kaşlarına bakakalmıştım.
"Yok öyle bir şey." diyerek sert sesiyle konuştuğunda yavaşça yutkunmuştum. Olay çıkmasaydı bari!
"Aranuz da evli olan var mi?" diye sorarak bizimkilerde bakışlarını gezdirdiğinde kimseden ses seda çıkmamıştı. "Ben da öyle duşunmiştum, bu yüzden kizlar benle geliy." derken hızla ben ve Nehir'i çekiştirdiğinde Leyla'ya da kafasıyla gel işareti yapmıştı.
"Nasıl yani hiç mi görmeyeceğiz?" diye soran Barkın'la çoktan arabanın yanına gelmiştik.
"Yok, sadece yalnız kalamayacaksınız." diyerek kahkaha atan Cem'le omzumdan ittirildiğimde kapısı açılmış arabaya binmiştim. Bu pek iyi olmamıştı. Ben özlerdim uyuzumu!
Bakışlarım sinirli bakışlarıyla çakışırken Fuat amca kapımı kapatarak tekrardan onlara yönelmişti, bu durumun hoşuna gitmediği o kadar belli oluyordu ki her an Fuat amcaya saldıracakmış gibi duruyordu.
"Bir şey diyeceğim." diyen Nehir'e döndüğümüz de üçümüzünde bakışları çakışmıştı. "Harbiden hiç mi görmeyeceğiz lan?"
"Yok canım, sen arada samanlığa kaçarsın." diyerek dalga geçmiştim ama benimde içim kan ağlıyordu. Onunla uyumaya öyle çok alışmıştım ki bir ay nasıl geçecek hiçbir fikrim yoktu.
"Dalga geçme lan, sanki siz farklısınız." dediğinde gülerek önüme dönmüştüm. Bulut adamı istiyorum deyip eskiden olduğu gibi ağlasam gelmesine izin verirler miydi acaba? Bakışlarım tekrardan cama kaydığında Han'ın çatık kaşlarla Fuat amcaya bir şeyler söylediğini görmüştüm, her ne diyorsa arkadaki Cem ve Özgür gülmemek için kendilerini tutarken morarmak üzereydiler.
"Bizimkiler sinirlendiler baya." diyen Leyla'yla ona döndüğümde dışarı baktığını fark etmiştim.
"Ne konuşuyorlar acaba?" diyerek tekrardan başımı çevirdiğimde Fuat amcanın arabaya doğru yaklaştığını fark etmiştim. Arkasında duran üçlünün sinirli bakışları bizdeyken Cem ve Özgür baya eğlenmiştiler.
Sürücü kapısı açılırken Fuat amca oturarak hızla arabayı çalıştırdığında bakışları bize dönmüştü.
"Cici kizlar, neydisunuz?" dediğinde hepimiz birbirimize bakmıştık. "Sizunkiler de çildurdular he." diyerek güldüğünde keyif aldığı belli oluyordu.
"Çok mu kızdılar?" dedim öne eğilerek. Benimde biraz hoşuma gitmiş olabilirdi.
"Senunki delurdu, imami çağırmasa bari delu oğlan." demesiyle gözlerim büyümüştü. Ne imamı be?!
"İmam ne alaka?" diyen Nehir iç sesimi dillendirmişti adeta.
"İmam nikahiniz bile yok deyünce sizunkiler hemen yaparuz deduler." derken tekrar gülmüştü. "Delükanli adamdur hepsi."
Sözleriyle biz şok içinde birbirimize baktığımız da ne yapacağımızı şaşırmıştık. Leyla gülerek arkasına yaslandığında Nehir'le aynı anda yutkunduk, Leyla'nın tuzu kuruydu tabi. Peki ya biz? Henüz sevgili olalı bile bir hafta olmuştu, imam nikahı nerden çıkmıştı?!
"Nüha ne nikahı?" diyerek kulağıma fısıldayan Nehir'le arkamıza yaslanmıştık.
"Ne bilim kızım ne nikahı, ayrıca öylesine demişlerdir. Haberimiz yokken bir şey yapmazlar." demiştim ama emin de olamıyordum. Han'dı bu, sağı solu belli olmazdı.
"Ee Nehir kizum, sen kimlerdensun, nerelisun?" dediğinde Nehir hafifçe dikleşmişti yerinden.
"Edirneliyim ben Fuat amca."
"Annen baban orada midur?" demesiyle Nehir hafifçe kafasını olumlu anlamda sallamıştı.
"Annem orada, babayı bilmiyorum." dediğinde hepimiz sessizleşmiştik. Sanırım baba konusunda hiçbirimizin yüzü gülmemişti.
"Eyi eyi, senu de sevdum he. Artuk hepinuz kizumsunuz." diyerek güldüğünde bizde gülmüştük. "Peki sen zilli, nasul buldi bizim deli oğlan senü?" derken bana döndüğünde yerimde dikleşmiştim. Sorusuyla biraz düşündüm. Babasının öldüğü zamanlarda sinirle beni terörist sanıp vurdu ve sonrasında ise günlerce nefret kustu, ardından kim olduğumu öğrendiğinde özür diledi ve sevgili olduk. Sanırım böyle anlatamazdım.
"Benim olduğum karargaha tayini çıktı, öyle denk geldik." dedim kısa keserek.
"Ay Fuat amca bunları görmen lazımdı, ilk başlarda kedi köpek gibilerdi." diyen Nehir'le bakışlarım büyürken gözlerimi hızla ona çevirerek bacağına sert bir yumruk atmıştım.
"Bunlar hep böyleydu da kizum, asla anlaşamaz ama onsuz da edemezdu bu delü kız. Bulut adam diye ortaluğu ayağa kaldırirdi." diyerek kahkaha attığında gözlerimi devirmiştim. Sadece bir kez öyle ağlamıştım, onda da düşmüştüm ve yaramı bir tek ona sardırıyordum.
"Hiç şaşırmam Fuat amca." derken gülen Nehir'le gözlerim kısılmıştı.
"Fuat amca ayıp ediyorsun ama, sadece bir kere yaptım." dediğimde Nehir'in inanmaz bakışları hızla bana dönmüştü. Ona bakarken kaşlarım çatıldığında uyarıyı alarak sessizce arkasına yaslanıp sonunda çenesini kapatabilmişti. O sırada duran arabayla bakışlarım dışarı dönerken yüzümde ki gerginlik uçup gitmişti, yeşil gerçekten iyi geliyordu insana.
"Tamam kizum sustum." diyerek gülen Fuat amca kapısını açarak çıktığında bizde çıkmıştık. Mis gibi hava yüzüme çarptığında hemen arkamızda üç araba daha durmuştu. En öndekinin kapıları açılırken gözlerim anında grilerle buluştu, bu kadar az süre de özlemem normal miydi? Hızla bana doğru adımladığı sırada önüme geçen bedenle gözlerini kapatarak derin bir nefes aldığında benimde kaşlarım çatılmıştı.
"Ula ben doğru mu göriyrum?" diyen sesle arkadaki araban inen üç kişiyle bakışlarım onlara dönerken onlar ise bana bakıyorlardı. Bir saniye... Mecnun kuzenlerinin de geleceğini söylemişti, kuzenler...
Tam bir baş belasıydılar, yanımda Han olmadığı zamanlarda dalga geçip dururlardı ve o zamanlar bu kadar konuşamazdım.
"Bizum garip gözlü kizdu da bu, küçükken ne zirlardu." diyerek yanında ki gülmeye başladığında bakışlarım Han'la çakışırken önüme dikilen Fuat amcayı umursamadan ona doğru bir adım atarak bedenine yaklaştım. Bakışlarımı grilerinden ayırmadan yanına ulaştığım da arkasında ki mallar hala gülüyorlardı. Seneler içinde hiç mi değişmezlerdi ya!
"Döveceğim." dediğinde kafamı olumsuz anlamda sallamıştım.
"Siviller." dedim sakin kalmaya çalışarak. Böyle diyordum ama tek kelime daha ederlerse üstlerine atlayabilirdim.
"Terapimi de alamıyorum, hepsini teker teker sikerim kuğu." demesiyle hemen önüne ulaşmıştım.
"Yine ağlayacak misun değuşik zırlak?" diyen sesle başımı hafifçe eğerek arkadakileri baktığımda hemen yanımızda ki Mecnun onlara doğru gidecekken bileğini yakalayıp onu durdurdum. Hala kahkaha atmaya devam ediyorlardı.
İkisinin arasından geçerek kahkaha atan mallara yaklaşırken belimde ki silahı elime alıp hızla emniyetini kapatarak havaya kaldırdım, iki el ateş ettiğimde tüm sesler susarken bakışları hızla bana dönmüştü. Silahı yavaşça indirerek namluyu onlara çevirdim.
"Ben değil de sizi kolaylıkla ağlatabilirim." dediğimde hepsi yutkunarak etrafa bakınmıştı. Gelen seslerden çevremizin kalabalıklaştığının farkındaydım ama umrumda değildi, küçük bir çocuk gibi sineye çekemezdim. Gözlerim benim elmaslarımdı ve dalga geçilmesini sevmezdim, bunu onlarda öğrenecekti.
"Napaysun kız, indir şuni. Şeytan doldurur da." diyen en öndekiyle namluyu yere doğrultarak ayaklarının dibine ateş ettiğimde çığlık atarak geriye doğru bir adım atmışlardı.
"Üsteğmen Nüha Ertunç beyler, memnun oldum." dedim sert ses tonumla. Hepsinin gözleri büyürken silahı havaya kaldırıp emniyetini açarak tekrardan belime yerleştirdim.
"Nünü abla!" diyen sesle hızla bakışlarım dönerken bana doğru koşan küçük kızı farketmiştim. Onu hatırlıyordum, Han'ın kardeşi oluyordu. Hüma...
Hızla dizlerimin üstüne çökerek kollarımı açtığımda kucağıma atlayarak sıkıca sarılmıştı, beni hala nasıl unutmadığına şaşırmıştım. Sadece bir kez görmüştü. Kucağıma alarak ayağa kalktığımda dudaklarım kıvrılmıştı.
"Merhaba ufaklık, nasılsın?" dediğimde bakışları gözlerime takılmıştı.
"Gözlerin çok güzel!" diye haykırarak yanaklarıma elini koyduğunda tekrar gülmüştüm.
"Sen çok daha güzelsin prenses." dedim sarı tutamlarını arkaya iterek.
"Unutulduk mu güneşim?" diyen Han'la ikimizinde bakışları ona kayarken bize doğru adımlayarak yanımıza gelmişti. Bir eli belime sarılırken diğer eli ise Hüma'nın saçlarına gitmişti.
"Prensim!" derken bir kolunu Han'ın boynuna doladığında diğer kolu hala sıkıca bana tutunduğu için istemsizce yüzlerimizi yakınlaştırmıştı. Grileri bana çarparken dudaklarında ki tebessümle Hüma'nın saçlarına öpücük kondurmuştu. "Bu abla babamın arkadaşı biliyoy musun?" diyerek geri çekilip beni gösterdiğinde Han'ın dudakları daha çok kıvrılmıştı. Her ne kadar baba kelimesini duyunca gözlerinde ki kırıklığı görmüş olsamda Hüma'ya çaktırmamıştı.
"Ben onu biliyorum da peki sen bu ablanın başka kim olduğunu biliyor musun güneşim?" dediğinde ne demek istediğini anlamayarak bakakalmıştım.
"Biliyoyum tabiki akıllım." demesiyle ona da şaşırmıştım. Kim neyi biliyordu yahu?!
"Bak sen! Söyle bakalım o zaman." dedi Han hala gülümserken.
"Nünü abla benim yengem." dediğinde gözlerim irice açılırken Han ise kahkahasını koyvermişti.
"Aferin sana akıllı bıdığım." diyerek gülüşünün arasında tekrar saçlarını öptüğünde kucağımda ki ufaklıkta kıkırdamaya başlamıştı. "Bundan sonra yenge de tamam mı?"
"Han ne yengesi?" diye mırıldandığım sırada Hüma'ya yandan göz kırparak bana döndüğünde gözlerim kısılmıştı.
"NÜNÜ YENGEM!" diyerek çığlık atan ufaklıkla gözlerim daha da büyümüştü. Hızla kucağımdan atlayarak eve doğru koşarken bir yandan da bağırmaya devam ediyordu. "NÜNÜ YENGEM GELDİ!"
O sırada kahkaha atan yanımda ki adama döndüğüm de omzuna sertçe yapıştırmıştım ama farkına bile varmamıştı, hala gülüyordu.
"Bu neydi şimdi bay uyuz?" dediğimde belimde ki eliyle beni kendine daha çok çekmesiyle hızla bakışlarım etrafa kaymıştı, tüm köy çevre de bizi izliyordu.
"Ayaklı gazeteye haber verdim kuğum, on dakikaya herkes öğrenir." diyerek gülmeye devam ettiğinde omuzlarından sertçe iterek uzaklaştırmaya çalışmıştım ama bana mısın demiyordu.
"Han uzaklaş, etraf insan kaynıyor." dememle o da bakışlarını çevre de gezdirmişti.
"Hay sikeyim böyle işi." diye mırıldanırken tekrar bana döndüğünde çatık kaşlarıyla karşılaşmıştım. "Bence düğüne bir gün kalana kadar biz otelde kalalım, ne dersin?"
"Yok artık derim Han, geri bas." dediğimde beni daha çok kendine çekmişti ki gelen sesle sabır çekmeye başlamıştı.
"Bırak ula kizumu!" diye haykıran Fuat amca bize doğru geliyordu, elinde sopasıyla!
"Bence direk içeri geçelim Fuat amca." derken kolunu belimden zorla çekerek elini kavramıştım. Etrafta genç kız kaynıyordu ve hepsi aç gözlerle yanımda ki adama bakıyorlardı, yedirmezdim ben onlara yarimi!
Sopayı yere indirerek mavi gözleriyle Han'a baktıktan sonra yavaşça geri çekilebilmişti, sanırım buradayken işimizi baya zor olacaktı. Adımlamaya başladığımız sıra yan gözlerle ona bakmıştım ki sırıtarak beni izlediğini fark etmiştim, elini tutma sebebimi anlamıştı. Umursamadan tekrar önüme dönerek yürümeye devam ettim.
Büyükçe bir bahçesi olan konaktı, hala eskisi gibiydi. Bu bahçede hep koşturur dururduk. Yanlış hatırlamıyorsam biraz ileri de ise kuğularla dolu bir göl olması gerekiyordu. İçeri doğru adımlarken ayakkabıları çıkartarak devam etmiştik, bu süre zarfından eli hala sıkıca elimi tutuyordu.
"Oy ben nerelere cideyum! Kimler gelmuş bağa, kimleru göriyrum?" diye haykırarak bize doğru gelen kadını da tanımıştım. Gülşen ablaydı, Mecnun'un annesi. Aynı zamanda da Han'ın halası oluyordu. Beni bu kadar çabuk tanımalarının tek sebebi büyük ihtimalle Mecnun'du, gelmeden önce söylemiş olmalıydı. "Oy benum çipil bakuşlim, güzel kizum! Gel he böyle yamacima da."
Sözlerinin ardından istemeyerekte olsa Han'in elini bırakarak ona doğru adımladığımda anılarım tekrar depreşiyor gibiydi, tuhaf bir şekilde seneler geçmesine rağmen her şey hala çok tanıdıktı.
Hızla kolları bana sarılırken bende ona sarılarak karşılık vermiştim, kokusu... anne gibiydi. Rahatlatıcı ve huzur verici. Bu kokuyu unutalı sanırım seneler olmuştu. Saçlarımı okşarken hafifçe geri çekilip yüzüme baktığında gözlerinin dolduğunu görmüştüm.
"Ne de cüzel olmişsun ha böyle, Halil'im bileydi seni hiç durmaz heman everurdi sizi." demesiyle istemsizce zihnimde Melike albayın sesi yankılanmıştı. Halil albay zaten kim olduğumu biliyordu...
"Ağlamaya mı geldik Gülşen sultan?" dediğimde gözlerini hızla silerek başını iki yana sallamıştı.
"Haklisun kizum da işte tutamaysun kenduni bazen." derken bakışları arkamda ki Han'a takıldığında dudakları kıvrılmıştı ama gözleri hala doluydu. "Uiy benum Halil bakışlum, gel bakayım ha buraya."
Han yavaş adımlarla bize doğru yaklaştığında ben geri çekilerek ona yer açmıştım. Kolları halasına sarıldığında çenesini kastığını görmüştüm. Ne zor bir ithamdı ölen babasına benzetilmek...
"Sizu he böyle el ele göreydi dünyalar onu oluridi." demesiyle içimden gülmek gelmişti. Bizi yan yana görmemek için beni ölüme yollamıştı oysaki!
"Noliy ha burada?!" diye gelen sese bakışlarım döndüğünde yaşlı bir teyzenin elinde bastonla geldiğini fark etmiştim.
"Uiy kim gelmuş da, neydiysun koca nine?" diyen Mecnun'la teyzenin bakışları ona döndüğünde hafifçe gülümseyebilmişti sonunda.
"Ula sen nerdan çiktun hamsi kafali?" diyerek kollarını Mecnun'a saran teyzeyle son anda Mecnun'un gözlerini devirdiğini görebilmiştim.
"Çok sevduğun geluninden diyeceğum olmayacak." dedi Mecnun. Hemen yanında ki Leyla ise etrafı izlemekle meşguldü, ne kadar heyecanlı olduğunu tahmin edebiliyordum.
"Kırdurma bağa o hamsi kafani, yeni gelun nerdedur sen onu de bağa." dediğinde Mecnun Leyla'nın elini sıkıca tutarak yanına götürmüştü. "Bu midur?" diyerek küçümseyen bakışlar attığında kaşlarım hızla çatılmıştı. Yaşlı falan dinlemezdim, kimse benim kızımı küçümseyemezdi!
"Uiy ben gideyum yoksa kaynana güzelum gelunimi harap edecek." derken hızla yanımızdan ayrılan Gülşen ablayla onlara bakmaya devam etmiştim. "Ana sen bağa de ne diyeceksan, biz idmanliyuk. Güzelum gelunimi kimseye harcatmam." demesiyle içim az da olsa rahatlamıştı. En azından Gülşen abla çok tatlı bir kaynanaydı.
"Kız bu nene kim?" diyerek yanıma gelen Nehir'le bakışlarımı çevirdim.
"Mecnun'un babaannesi sanırım ama ben tanımıyorum, o zamanlar burada değildi." dediğimde kafasını anladığını belli ederek sallamıştı.
"Salça olmaz dimi bizim kıza?" dediğinde sert bakışlarını fark etmiştim.
"Olursa bizde ona oluruz." dedim sert bir sesle.
"Sen yeter ki iste." dediğinde onunda sinirlendiğini anlamıştım.
"Abim gelmiş be!" diye haykırarak merdivenlerden inen kızla onu hemen tanımıştım, ben buradayken henüz 7-8 yaşlarındaydı ama şimdi kocaman bir genç kız olmuştu tabiki de. Beril Koç, Mecnun'un kız kardeşiydi. Sapsarı saçları ve mavi gözleriyle çokta güzel bir kızdı. O esnada yandan gelen takırtıyla bakışlarım oraya kayarken Cem'in bardağı düşmeden yakaladığını fark etmiştim.
"Pardon." diyerek bardağı yerine bırakmıştı. Gözlerinde ki tuhaf ifadeyle Beril'e bakıyordu.
"De hayde herkes salona da, durdinuz ha böyle eşukte." diyen Gülşen ablayla hepimiz salona doluşmuştuk.
Aradan birkaç saat geçmişti ve biz kadınlar olarak hala salondaydık. Salona girdiğimiz an erkekleri bahçeye çıkarmışlardı ve hala yoklardı, özlemden kafayı yememe son iki dakika falan kalmıştı yani.
"Kız kısmısunun asker oldıği nerada görülmuş." diyen nineyle kaşlarım çatılmıştı. Geldiğimizden beri gömmediği konu kalmamıştı. Niye zayıfsınız? Niye uzunsunuz? Sevgili mi olunurmuş? Ar edep namus hiç mi yokmuş?... ve daha niceleri. Tabir-i caizse beynim sikilmişti.
"Ana kadun kısmısununda konuştiği nerada görulmuş derlar ama maşallah çenen susmay." diyen Gülşen ablayla gülesim gelse de kendimi tutmayı becerebilmiştim.
"Ula şu gelune bir şey deyun sussun, yoksa yirtacağum ağzuni!" diyerek bastonunu yere vurduğunda Gülşen abla hiç etkilenmişe benzemiyordu.
"Uuu bakun siz ha buna! Ula sen cötünü kaldırmadan ben gider koca Trabzon'u turlar gelurum, sen kimin ağzini yırtaysin." dedi Gülşen abla. Çok şükür biraz renk gelmişti sohbete. Oda ağzına kadar kadınla doluydu ve hepsi belli bir yaşın üzerindeydi, sohbette bir o kadar can sıkıcıydı yani.
"Uy nalet şükursiz kari! Aldun zaten benum koçarime de kendun gibi çıpar bir kari, neydecek bilmem." demesiyle yanımda ki Leyla kasılmıştı. Elim bacağına giderken hafifçe sıkmıştım, nine belli ki deliydi. Kendiyle ilişkilendirmesine gerek yoktu.
"Bağa bak ana, benum kizume bir daha laf edarsan dinume imanima atarum senu huzur evune! Bağa etmeduğun laf kalmadi işta al sağa gelun, ağzu var dili yok. Daha ne isteysun?" diyerek ayaklandığında nine bastonu biz kez daha yere vurmuştu.
"Afkurma bağa!" dediği sırada bastonu Gülşen ablaya doğru sallamıştı ki hızla ayağa kalkarak bastonu havada yakaladım.
"Bana bak nine misin nesin, bir daha o kıza laf edersen karşında beni bulursun. O zaman anlarsın kadından nasıl asker oluyormuş." diyerek hızla elinde ki bastonu kendime çekip elinden kurtardıktan sonra yere attım. İstediği kadar yaşlı olabilirdi, bu ona millete eziyet hakkı vermezdi.
"Benum kizlarum olduğu sürece sırtum yere gelmez." diye gülerek omzuma sarılan Gülşen ablayla eşzamanlı olarak biri adımı seslendiğinde kafam arkaya dönmüştü.
"Nüha abla... sana askerlikle ilgili bir şey sormam lazımda bir gelir misin?" diyen Beril'le etrafa son kez bakarak kafamı sallayıp yanına doğru adımlamıştım. Merdivenlere doğru adımlarken az önce ki siniri üstümden atmaya çalışıyordum.
"Ne soracaktın Beril?" dedim kafamı dağıtmaya çalışarak.
"Ay yok Nüha abla, soracak kişi ben değilim." diye sırıtarak bir odanın kapısını açtığı sırada hızla kolumdan çekilmemle odaya girmiştim, tanıdık bedenle şaşırırken bakışlarım ona döndü.
"Sağol cimcime." dediğinde Beril'in kaşları çatılmıştı.
"Of Mirza abi! Ne cimcimesi ya?" diye sinirlenerek aşağıya giden Beril'le hızla kapı kapanırken sırtımın kapıya dayanması bir olmuştu.
"Terapi. Hemen." diyerek dudaklarını dudaklarıma yaslayan Han'la istemsizce kıkırdamadan edememiştim. Öpüşmeye terapi demesi de ayrı bir olaydı tabi!
"Han, biri görecek." diye hafifçe geri çekilmeye çalışarak fısıldamıştım ama Allah biliyordu ya kendimi çok zor tutuyordum.
"Eğer biraz daha benden o tadını mahrum edersen yemin ederim insanlar o zaman çok kötü şeyler görecekler kuğu." derken ellerini yanaklarıma yaslamıştı. "İçimde ki canavarı susturman gerek."
Dudaklarını yavaşça dudaklarıma sürttüğünde daha fazla dayanamayarak bir elimi ensesine çıkartıp onu kendime çektim.
Burada olduğumuz sürece özlemden kafayı yemesek iyi olurdu, yoksa durabileceğimi sanmıyordum...
~~~~~~~~~~~~~
Ve bölüm sonuu!!!
Tatlı bir bölüm oldu ha ne dersiniz??
Sizce bölüm nasıldı?
Yeni giren karakterlerden en sevdiğiniz ve en sevmediğiniz hangisi???
Yorum ve beğeni atmayı unutmayın lütfen!!!
Salı günü görüşmek üzeree!!!
Seviliyorsunuzzz
🦢☁️