~Bölüm Şarkıları~
Çağatay Ulusoy~Mutlu Sonsuz
Volkan Konak~Ben Denizde Bir Gemi
Yeni bölümden herkese merhabalar efenimm!!
Nasılsınız??
Yine çok tatlı bir bölümle karşınızdayım!
"Uyu aşkım koynumda, kaygısız mışıl mışıl, bana emanet gül yüzünde gülümseyen huzur..."
diyerek sizi yeni bölümü uğurluyorum.
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzz
🦢☁️
~~~~~~~~~~
Zihninizin sadece bir kişiyle dolu olması ne kadar da garip bir duyguydu. Sanki tüm işiniz gücünüz oymuş ve başka hiçbir dünyevi sıkıntı içinizde yer edemezmiş gibi gelirdi. Beynimin içi lanet kargaşalarla doluyken bile bulutlar düşüncelerimden ayrılmıyordu, bu denli içimi sarmalaması kesinlikle normal olmamalıydı.
Elimde ki çatalla makarnaya eziyet etmeye devam ederken aklım hala Han'daydı, koğuştayken çağırıldıktan sonra gitmiş ve saatlerce gelmemişti. Kızlarla eve geçme kararı aldığımız da mesaj atmıştım lakin ona bile bakmamıştı, neler olduğunu anlamıyordum.
"Nünü iyi olduğuna emin misin?" diye soran Leyla'yla bakışlarımı makarnamdan çekerken yeşil gözlerine dikmiştim.
"Evet..." derken duraksadım. "Galiba."
"Noldu lan cidden? İkinci günden kavga mı ettiniz?" diyen Nehir'le yüzüm daha da düşerken elimde ki çatalı bırakmıştım. "Nünü ben dalga geçiyordum kızım, cidden kavga mı ettiniz?"
"Hayır etmedik ama sorgu odasına gittiğinden beri yok, mesajıma da dönmedi." dediğimde bakışlarım düşünceli bir hal alırken Nehir'de benim gibi arkasına yaslanmıştı. "Belki de sıkılmıştır."
"Yok artık Nüha, buna kesinlikle inanmam. Adamın sana bakarken bile içi gidiyor gibi." dedi Leyla sinirle. Belki haklı olabilirdi lakin düşünceler istemsizce zihnime doluşuyorlardı. Bu kadar saat olmamasının bir sebebi olmalıydı.
"Bence de Leyla haklı Nüha, Mirza komutan şu an öl desen hiç düşünmeden kendi kafasına sıkar. O derece bağlı." diyerek kaşlarını çatan Nehir'le elim tekrardan telefona gitmişti, bildirim yoktu.
"Muhakkak önemli bir işi çıkmıştır Nünü." diyen Leyla ile dudaklarımı zor bela kıvırırken bakışlarımı ona çevirdim.
"Doğru, yüksek ihtimalle öyledir." derken hafifçe yerimden doğrularak sandalyeden kalktığımda telefonumu da alarak arkamı dönüp mutfaktan çıkmıştım. İşi çıkmış olmalıydı, yoksa muhakkak yazardı...
Odama girerek kendimi yatağıma attığımda zihnimde ki amansız düşünceleri atmaya çalışıyordum. Benden sıkılması için bir sebep yoktu, ya da var mıydı? Onu çok mu bunaltıyordum? Sevgimi belli edemiyor muydum?
"Of! Bir gün düşünürken sahiden beynim patlayacak!"
Ellerim saçlarımın arasından geçerken saçımda ki saçma topuzu açarak tutamları serbest bırakmıştım, eve gelince direk duş aldığım için hala ıslaklardı. Yanda ki telefonu tekrardan elime alarak mesajlara girdim.
Nüha: Biz kızlarla eve geçiyoruz
Nüha: Haber vereyim dedim
Nüha: Sonra böğürüp duruyorsun :) (16.43)
Saat akşam 8 olmasına rağmen hala sesi çıkmamıştı, mesajlar iletildiği halde bakmamıştı bile. Başına bir iş gelmiş olabilir miydi?
"Yok artık Nüha, adam karargahtan bile ayrılmadı. Ne olacak sanki?"
Elimde ki telefonu sinirle yanda ki masanın üstüne bıraktıktan sonra yüz üstü yatağa uzanmıştım. Aptaldı işte, kocaman bir aptal! Hem gelip benimsin palavraları sıkıyordu hemde saatlerce ortadan kayboluyordu, bu muydu sevgi?!
"Uyuz işte, ne bekliyorsun yani Nüha?"
Hızla tekrardan yataktan kalkarken göğüslerimi rahatsız eden sütyeni çıkartıp masanın üstüne fırlattım, kesinlikle rahatlığın tanımı buydu. Üstümde ince bir siyah atlet ve altımda ise tatlı beyaz, üzerinde siyah puantiyeleri olan bir şort vardı.
"Kesinlikle memelere özgürlük." diye mırıldanarak kendimi tekrar yatağa attığımda bakışlarım tekrardan telefona kaysa da umursamadan arkamı dönüp gözlerimi kapattım. O umursamıyorsa ben hiç umursamazdım.
O sırada gelen bildirim sesiyle hızla arkamı dönerek telefonu elime aldığımda gördüğüm indirim mesajıyla telefonu doksandokuz parçaya ayırma isteğimi zor zapt etmiştim. Götünüze girsindi indirim mesajları!
Telefonu tekrar yerine koyarken sırt üstü yatarak bakışlarımı tavana diktim. Görüntüler gözlerimin önünden akarken kalbimde ki endişeye söz geçiremiyordum, başına bir iş gelme düşüncesi bile deli etmeye yetiyordu. Peki ya sadece canı gelmek istemediyse?
Tam o esnada balkonumdan gelen gürültüyle elim hızla yastığımın altında ki silahı kavrayarak çıkardığında emniyetini kapatıp yerimden doğruldum. Güneşliğin ardından gözüken gölgeyle kaşlarım daha da çatılırken ayağa kalkarak balkona doğru birkaç adım atmıştım, sahiden akşam akşam kimdi bu belasını arayan?
Balkonun kapı kulpu hareket etmeye başladığında silahı daha sıkı kavrayarak nişan aldım, hareket etmeyi kesen kapı kolunun ardından takırtılar gelmeye başladığında gölge eğilmişti. Bir süre sonra kapı açıldığında gölge yavaşça içeri süzüldü ve ardından perdeyi yüzünden çektiğinde silahı tam alnına nişan almıştım ki gördüğüm yüzde duraksadım.
"Senin ne işin var burada?" derken silahı hızla indirip emniyetini geri açtıktan sonra yatağın üstüne fırlattım, oldukça sinirliydim.
"Gelebilir miyim?" dediğinde çatlayan sesiyle istemsizce çatılan kaşlarım düzelirken kalbim acıyla kasılmıştı. Bir şey olmuştu işte!
"Neler oluyor Han?" dedim endişeli çıkan sesimle.
Bana cevap vermeden postallarını çıkardıktan sonra yavaşça üzerinde ki kamuflajın gömleğini de çıkardığında bakışlarını bana dokundurmadan ilerleyerek yatağa uzandı. Yanına doğru adımlayarak yatakta ki silahı alıp yanda ki çekmeceme attıktan sonra yatakta yanına oturmuştum, yüzü bana dönük olsa da bakışları bana değmiyordu.
Elim saçlarına uzanırken hafifçe tutamlarını okşadım, bir şey canını yakmıştı belli ki. Aniden kolumdan tutarak beni yanına çektiğinde tıpkı onun gibi uzanmıştım, yatağım çift kişilik olduğu için ikimizde rahatça sığabilmiştik. Gözlerini kapatarak alnını alnıma yasladığında elimi ise sıkıca parmaklarının arasına hapsetmişti.
"Ben yapamıyorum kuğu, ben babam olmadan hiçbir şeyi beceremiyorum." derken gözünden bir damla yaş süzüldüğünde söyleyecek kelime bulamamıştım. Üstünden zaman geçse dahi babası öleli çok olmamıştı, her ne kadar Melike albay uzak bir ilişkileri olduğunu söylediyse de sonuçta seven bir babaydı. "Sevdiğim kadını bile koruyamadım."
Boşta kalan elim yanağını bulurken hafifçe akan gözyaşını sildim, ne olmuştu da acıları bu kadar depreşmişti?
"Beni korumanı gerektirecek bir konu yok Han." diye mırıldandığım sırada gözleri açıldığında yakınımda duran gözlerine baktım, karanlıktan her ne kadar anlaşılmasa da kızardıklarına emindim.
"Yapamadım kuğu, saklayamadım seni." dediğinde anlamaz gözlerle ona bakıyordum, sorun neydi? "Ben babamı özledim kuğu." demesiyle benimde gözlerim dolarken hafifçe geriye çekilip dudaklarımı alnına bastırdım. Hissettiği duygular öyle doğaldı ki lakin sanki bir şey patlamasına sebep olmuş gibiydi.
Biraz daha geriye çekilerek kolumu başının altından geçirdikten sonra sırt üstü yatıp bedenini kendime doğru çekmiştim, bu hareketimle başını boynuma sakladığında gözyaşları hızla tenimi ıslatmaya başladı. Yavaşça saçını okşamaya başladığımda hala diğer tuttuğu elimi bırakmamıştı, sanki bıraksa kaçıp gidecekmişim gibi sıkıca tutuyordu.
Hayat ne kadar da garipti işte, birkaç dakika önce ona sinir kusarken şimdi ise kollarımın arasına alarak sakinleştirmeye çalışıyordum. Tuhaflıklar silsilesinden bir geceydi yine...
Orada ne kadar süre öyleye uzandık bilmiyordum ama artık tenime damlamayan gözyaşlarından sakinleştiğini anlayabiliyordum. Boynuma çarpan solukları derindi ve elleri ise hala sıkıca beni tutuyordu. Halil albay ilk öldüğü zamanlar bile ağladığını hiç görmemiştim, şimdi ne değişmişti?
"Biraz daha iyi misin?" diye sorduğumda cevap olarak başını olumlu anlamda sallamıştı.
"Sana bir şey söylemem gerekiyor." dediğinde kafası hala boynuma gömülü olduğu için sesi boğuk çıkmıştı.
"Dinliyorum." dedim sakin bir tonda. Onu neyin bu hale getirdiğini sahiden merak etmiştim.
"Eğer yüzünle beraber özel kuvvetlerde olduğun bilgisi de yayıldıysa..." diyerek sustuğunda cümlenin devamını tahmin edebiliyordum. Bunun zaten farkındaydım en başından beri. "Ben özür dilerim... koruyamadım seni... ben..." dediği sırada hafifçe geri çekilmek istediğimde eli daha sıkı sarmıştı beni.
"Ben bunu zaten biliyorum Han." dediğimde bir süre duraksadıktan sonra kafasını yavaşça boynumdan çekerek ay ışığında aydınlanan yüzünü bana çevirmişti. "Askerliğe dün başlamadım, tabiki de başıma gelecekleri tahmin edebiliyorum. Ayrıca kaldı ki senin hiçbir suçun yok, pusuya düşürülmüştük."
"Ne olursa olsun izin vermeyeceğim kuğu, gerekirse hepsini ateşe veririm ama yine de buna izin vermem." dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. O kalın duvarlarını yıkıp kahrolmasını sağlayan olay bu muydu?
"Merak etme, halledilmeyecek bir durum değil." derken boşta olan elimi yanağına getirerek hafifçe okşadım, yeni yeni çıkmaya başlayan sakalları elime batarken değişik hissetmemi sağlıyordu. Evet, belki de endişelenmem gereken bir konuydu bu lakin eğer kimliğim dağılmış olsaydı şimdiye kadar haberi gelmesi gerekirdi. Zaten o bu denli yıkılmışken bende telaşlanıp ortalığı velveleye veremezdim.
"Hiçbir zaman onun kadar iyi olamayacağım." diyerek yanağında ki elimi yavaşça ittikten sonra yatağın kenarına oturduğunda hızla doğrulmuştum. "Belki harika bir baba oğul ilişkimiz yoktu ama o çok iyi bir askerdi, benim aksime."
"Bunu kabul etmiyorum. Evet, Halil albay otoriter bir askerdi ama hiçbir zaman senin kadar korkulan olamadı ya da idare etme konusunda tamamen sıfırdı. Tek bildiği gücüyle hükmetmekti." dediğimde bakışları yavaşça bana dönmüştü. "Onu özlemeni anlayabiliyorum fakat ben kötü bir askerim demene izin veremem, sen gördüğüm en iyi komutansın."
"Ama koruya..." derken sözünü bitirmesine izin vermeden hızla ileri doğru atılarak elimi dudaklarının üstüne kapatıp ona yaklaştım.
"Şunu söyleyip durma yüzbaşı, kreş hocası mısın sen? Hepimiz özel kuvvetler askeriyiz ve öyle kalmaya da devam edeceğiz, İnfirat sapasağlam ayakta. Kendine gel artık." diyerek çattığım kaşlarımla ona bakmaya devam ettiğimde gözlerinde gördüğüm duyguyu kavramaya çalışıyordum, hayranlık mıydı?
Bir eli ağzında ki elime ulaşarak yavaşça geri çektiğinde dudaklarının da kıvrılmış olduğunu fark etmiştim, sahiden delinin tekiydi! Diğer bir eli ise bacağımın üst kısmına dokunduğunda o lanet elektrik tekrardan var olmuştu. Dokunuşunu düşünmemeye çalışarak ona bakmayı sürdürdüm.
"Bunca zaman neredeydin be Van kuğusu?" diye mırıldandığında dudaklarım kıvrılacakken aklıma gelen şeyle hızla kaşlarım çatılmıştı.
"Onu boşver de sen sabahtan beri nerdesin?" dediğimde dudakları daha çok kıvrıldığında sinirle elinin içinde duran elimi geri çektim.
"Uiy! Hesapta soray, büyük fışki yedik." dediğinde her ne kadar tatlılığına gülesim gelse de yüzümü sabit tutmayı becerebilmiştim.
"Ben yedireceğim şimdi sana fışkiyi, soruma cevap ver!" diyerek tamamen geri çekilmeye çalışmıştım ki eli diğer bacağıma tutunarak yan tarafına attığında kucağında oturur pozisyona gelmiştim.
"Melike albay'ın yanındaydım, sonra da bunu sana nasıl söyleyeceğimi düşündüm bir süre." demesiyle ne kadar gevşemiş olsam da kaşlarımı çatmayı kesmemiştim. Saatlerdir yoktu, dokuz doğurmuştum burada!
"İyi bok yedin. Şimdi de geldiğin gibi git, uykum var. Uyuyacağım." derken kucağından kalkmaya çalıştığım da belimde ki eli hızla beni yerime sabitlemişti.
"Bu manzarayı bırakıp siksen gitmem." dediğinde kaşlarım daha da çatılmıştı.
"Ne manzarası Han? Geldin zaten öyle, akıl falan bırakmadın. Paşam hazretlerine bak sen, nasıl diyeceğini düşünmüşmüş. Biz burada zihnimizde kurmaktan tımarhanelik olalım beyfendi de düşü..." diye taramalı gibi art ardına konuşmaya başlamıştım ki dudaklarımın üstüne örtülen dudaklarla sözlerim yarıda kesilmişti. Bedenim hızla yana yatırılırken üstümde ki beden ise dudaklarıyla beni sarhoş etmeye devam ediyordu, ağzımın içinde ki tadıyla mest olurken istemsizce ona karşılık verirken bulmuştum kendimi.
Alt dudağıma dişlerini geçirerek geri çekildiğinde aklım tamamen allak bullak olmuştu, ne düşündüğümü bile unutmuştum.
"Evet, ne diyordun yavrum?" dediğinde yarı kapalı gözlerim grilerini bulmuştu. Sahi ne diyordum ben?
"Hı?" dediğimde dudakları daha çok kıvrılırken dudaklarıma küçük bir öpücük daha bırakmıştı.
"İşte şöyle da hatun, ne rivriv ettun." diyerek bir öpücük daha kondurduğunda dudaklarıma değen dudakları yüzünden zihnim tamamen yok olmuştu. "Demek sen ayrı kalmaya dayanamadın, öyle mi?" dediğinde kaybolan aklımı yerine getirmeye çalışıyordum. Sahiden sarhoş etmişti beni uyuz!
Gülerek kendini yanıma attığında bakışlarım sinirle ona dönmüştü ki onun bakışları ise yan tarafta ki masadaydı. Siktir! Ben sütyeni öylece fırlatmıştım yalnızım diye! Hızla ayağa kalkmaya çalıştığımda elimden tutarak beni tekrar geri çektiğinde yatağa yapışmak zorunda kalmıştım, feci bir şekilde utanıyordum!
Bakışlarım ona değdiğinde onun ise gözleri göğüslerimde gezdikten sonra tekrar gözlerime çıkmıştı, kasılan çenesinden zor durumda olduğu anlaşılıyordu. Gözlerinde ki şehveti ay ışığı altında görmek daha çok nefesimi keserken hızla elimi ellerinden kurtararak ayağa kalkıp masaya koştuktan sonra sütyeni almamın ardından beklemeden dolaba fırlattım. Geldiğinden beri sahiden bu halde dururken aklımdan ne geçiyordu acaba? Sarhoşluk olayından sonra tuzu biberi olmuştu gerçekten!
Dolaptan genişçe bir tişört çıkartarak üzerime geçirdiğimde en azından biraz daha olsa gizleyebilmiştim, en hızlı yapabileceğim yöntem şu anlık tam olarak buydu. Arkamı dönmem gerekiyordu lakin rezilliğimden dönesim gelmiyordu. Gelen takırtılarla göz ucuyla arkamı döndüğüm de karşılaştığım manzarayla gözlerim irice açılırken tekrardan önüme döndüm.
"Napıyorsun Han?" derken sesimi kontrollü tutmaya çalışıyordum, kızlar hala içerdelerdi ve uyanık olabilirlerdi!
"Pantolonla nasıl uyuyayım kuğu?" dediğinde derin bir nefes alarak kollarımı önümde bağlamıştım.
"Uyuma Han, defol git evinde uyu."
"Korkma, boxer üstümde hala." demesiyle boğazım kurumuştu.
"Yok bir de onu da çıkarsaydın!" dediğimde erkeksi kıkırtısı kulağımı doldurmuştu.
"İstiyorsan..." dediğinde hızla sözünü keserek elimi kaldırdım.
"Hayır tabiki de, yok artık Han." dememle kahkaha atmaya başlaması bir olmuştu. Hızla arkamı dönerek yanına gidip ağzını kapattığımda gözlerimde bir yandan kapıya kayıp duruyordu. "Ne böğürüyorsun mal? Kızlar içerde."
Hınzır bakışları bana bakarken ellerini tişörtün eteklerine kaydığında hızla geriye çekilerek ellerini ittim, üzerinde ki atletini de çıkarmıştı ve şu anda karşımda neredeyse çıplak bir şekilde yatıyordu! Neyse ki belden aşağısını örtüyle kapatmıştı da bir şeyler gözükmüyordu.
"Hava sıcak, o tişörtle yanarsın." dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
"Sana ne? Yanarsam ben yanacağım."
"Çıkart onu kuğu." demesiyle kollarımı tekrardan önümde bağlamıştım.
"Çıkartmıyorum." diyerek hecelere bastıra bastıra söylediğimde tek kaşı havalanırken yatakta yavaşça doğrulduğunda geriye doğru hafifçe kaymıştım. Ne yapacağı belli olmazdı bu delinin!
"Bağırırım." dediğinde anlamayarak kaşlarım çatılmıştı. "Ne? Üstüme mi atlamak istiyorsun?!" diye haykırdığında gözlerim büyürken hızla ona doğru atılıp susturmaya çalışmıştım ki ellerimi tutarak beni yana doğru yatırdıktan sonra ellerimi başımın üstünde sabitlediğinde ona bakakalmıştım. "Çıkartıyor musun?" diye fısıldadığında kaşlarım daha derinden çatıldı.
"Hayır." dedim sinirle.
"NE? SENİ Mİ Sİ..." dediğinde hızla sözünü kesmiştim.
"Oha, oha artık!" dediğimde kızların uyuması için içimden bildiğim tim duaları etmeye başlamıştım. Asla yargılamazlardı lakin Nehir ölene kadar dalga geçebilirdi!
"Ne dedin? Duyamadım sevgilim." diyerek bana daha çok yaklaştığında sadece son kelimeye takılabilmiştim.
Sevgilim...
Lanet kalbim böyle atmayı kesmen gerekiyordu, yeter artık!
"Tamam, Allah kahretmesin. Tamam!" dediğimde dudakları daha çok kıvrılırken burnunu burnuma sürtmüştü.
"Benimle bir daha inatlaşma biriciğim." derken dudaklarını dudaklarımın üstüne yaslamıştı lakin hareket ettirmek yerine öyle duruyordu. "Ya da inatlaş, tatlılığın hoşuma gidiyor." dedikten sonra dudaklarıma atıldığında bir eliyle ellerimi tutmaya devam ederken diğer elini ise yavaşça aşağıya indirmeye başlamıştı.
Kalbim delicesine göğsümü döverken ona nasıl bu kadar güvenebildiğimi bile anlamıyordum, senelerce sırf erkeklerle yan yana durabilmek için bile terapi almam gerekmişti ve buna rağmen herhangi bir temasta zihnim beni eskilere atabiliyorken o ise bunları tamamen yıkabilmişti. Bırakın eskiyi düşünmemi o anı yaşayabilmemi bile engelliyordu, tüm ipleri eline alıyordu.
Tişörtümün altına giren eliyle dudakları geri çekilirken ikimizde nefes nefese kalmıştık, en azından onu da etkileyebilmek güzeldi.
"Sen manyaksın." diye mırıldandığımda hala dudaklarıma temas eden dudakları kıvrılmıştı.
"Evet, senin manyağınım." derken o boğuk sesiyle konuştuğunda bir kova dolusu buzlu suya ihtiyacım olduğunu hissetmiştim. Başını kendine çekerek dudaklarını yanağıma ardından da boynuma indirdi, şunu iki kova dolusu yapalım!
Üstümde ki tişörtü hafifçe yukarı kaldırmaya başladığında ses etmemiştim, atleti de kaldırmamaya özen göstererek her hareketinde onu düzeltiyordu. Boynumda hissettiğim dili ve dudakları beni farklı duygulara iterken şu an ne isterse yapacak konumda gibiydim, aklım tamamen yok olmuştu. Boynumdan ayrılan dudaklarıyla derince bir nefes aldığımda yüzü göz hizama gelmiş ve diğer eliyle de tişörtü kavramıştı.
"Kaldır kollarını yavrum." derken ellerimi bıraktığında hafifçe yerimden doğrularak tişörtü çıkartmasına yardım etmiştim. Başımdan ayrılan tişört yerle buluşurken başımı tekrar yastığa bıraktığımda neler olacağını düşünüyordum, bir şeyler mi yaşanacaktı? Ben sanırım hazır değildim.
Kendini yanıma atarken kollarını belime sardıktan sonra beni göğsüne çekip saçlarımı hafifçe okşamaya başlamıştı. Kollarım istemsizce ona sarılırken o mentollü kokunun beni rahatlatmasını sağlamıştım, işte huzur tam olarak buydu.
"Sen istemediğin sürece sana o anlamda dokunmam biriciğim, her şeyin bir zamanı var. Çekinmene gerek yok." diyerek dudaklarını saçlarıma bastırdığında dudaklarım kıvrılmıştı. Aradan ne kadar zaman geçerse geçsin onun kalbi hep aynı kalmıştı ve ben o kalbine deliler gibi aşıktım...
"Seni çok seviyorum." diye mırıldandığımda belimde ki eliyle beni yukarı çekerek başımı hemen yüzünün hizasında yastığa koymamı sağlamıştı, hafif aydınlık odam da bile bakışlarının parıldadığını görebiliyordum.
"Bende seni çok seviyorum kuğum." diyerek dudaklarıma küçük bir öpücük bıraktıktan sonra geri çekilmeden gözlerini kapattığında yakınımda olan yüzüne bakakalmıştım, dudaklarımız temas ederken mi uyuyacaktık? Yüzümü geri çekmeye çalıştığımda eli hızla enseme gelerek beni eski yerime getirmişti. "Böyle kal."
"Ama..."
"Nefes seslerin ninni gibi ve..." derken duraksayarak dudaklarıma küçük bir öpücük daha bırakmıştı. "Tadın her saniye yanımda." dediğinde her ne kadar hoşuma gitse de gözlerimi devirmeden edememiştim, deli ve tatlıydı!
"Sen sahiden delisin." diye mırıldanırken ben de gözlerimi kapatmıştım, elim yanağına ulaşarak hafifçe okşarken belimde ki eli beni daha da çok kendisine bastırmıştı.
"Delirtenler sağolsun." demesini hayal meyal duyabilmiştim.
Sarhoş edici tadıyla zihnim kararırken kendimi huzurun kollarına bırakmıştım...
~~~~~~~~~
Mirza Han Yalçıner...
İçeriden gelen takırtılarla gözlerim açılırken hemen karşımda dudaklarını büzerek uyuyan kuğu dikkatimi çekmişti, her hali çok güzeldi. Biraz geriye kaymış olsa da hiç dönmeden öyleye uyumuştu, esasında geceleri çok hareket edip uykusunda mırıldanırdı ama bu gece sakince uyumuştu.
Uzun kirpikleri gözlerini gölgelerken yanağını yastığa bastırdığı için dudakları büzülmüştü, bu tatlılığa daha fazla dayanamayarak dudaklarına çok hafif bir öpücük kondurup geri çekilmiştim.
"Nünü hadi kalk, daha alışverişe gideceğiz." diye haykıran Nehir'le uyanmak bir yana dursun mırıldanarak daha çok bana sokulduğunda gülüşüm büyümüştü. Uykusu hala eskiden olduğu gibi ağırdı.
Bakışlarım biraz daha aşağıya kaydığında atletin çokta kapatamadığı göğüsleri gözler önündeydi, hızla gözlerimi kapatarak bakmamaya çalıştım. Onun izni dışında ona dokunamazdım ve her şey oldukça yeniydi, dayanmak zorundaydım. Acaba kaç bedenlerdi? Oldukça dolgun duruyorlardı, sanki avucumu tam doldururmuş gibiydi.
Ufaklıkta ki acı verici hareketlenmeyle dişlerimi dudaklarıma geçirerek yanağımda ki elini yavaşça yastığa yanına bırakıp hızla yataktan kalktım, ben kendim kaşınmıştım. Görmezden gelmeye çalışarak hızla üstümü giydiğim de kapı tekrar çalınmıştı.
"Nünü hadi uyan!" Bu sefer gelen Leyla'ydı. Anlaşılan ben sikik Hasan'ın yanındayken kuğu da alışverişte olacaktı, kendine dikkat edeceğine emindim ama yine de aklım istemsizce onda kalıyordu. Dün gece eve geleceğini dair mesaj attığında Melike albayla ne yapabileceğimizi konuşuyorduk, ardından ise buraya gelmiştim ama eve girmeye cesaret edemeyerek öylece uzaktan evi izlemiştim.
Yanda ki kolonyası gözüme çarparken hızla düşünmeden elime alıp bileğime hafifçe sıkmıştım, kokladığımda az da olsa yanımda gibi hissettirmişti. Bu yaştan sonra bir dalin kullanmadığım kalmıştı gerçekten.
Kıpırdanmaya başlayan kuğuyla bakışlarım ona dönerken kolonyayı yerine bırakarak yanına doğru adımladım, eli benim yattığım tarafta gezinerek beni arıyordu. Yatağa oturarak elinin bana çarpmasını sağladığımda gözleri hafifçe açılarak etrafta gezindi, bu tatlılığı bırakıp gitmek zorunda mıydım şimdi? Değişken gözleri beni bulduğunda dudakları hafifçe kıvrılmıştı, onu yemek istiyordum!
"Günaydın biriciğim." dedim hafifçe gülümserken.
"Nereye?" diye o yeni uyandığı belli olan sesiyle sorduğunda ne günah işlediğimi düşünüyordum, yanından ayrılmak cehenneme düşmekle eşdeğerdi çünkü.
"Melike albay çağırdı yavrum." derken bir elim pamuk saçlarını bulurken hafifçe yüzünden çekerek geriye doğru ittim.
"Niye çağırmış? Bir sıkıntı mı var?" diyerek hızla yerinden doğrulduğunda biraz daha açılan atletiyle hızla örtüyü alıp önüne tuttum. Bu hareketimle bakışları önüne kayarken gördüğü manzarayla yanakları hızla kızarmıştı, tam şu an her şeyi siktir edip onu altımda... Sakin olmalıydım!
"Bilmiyorum, gidince öğreneceğim." dediğimde sesim hislerimden dolayı boğuk çıkmıştı. Kendime gelmem gerekiyordu, onu korkutmak istemiyordum.
"Tamam o zaman, dikkat et kendine." diye mırıldandığında zihnimden geçen sahnelerin haddi hesabı yoktu.
"Siz de alışverişe gidecekmişsiniz sanırım, çok dikkatli ol." dememle dudakları kıvrılmıştı.
"Karşılıklı dikkatli olalım ama bir daha öyle ortadan kaybolma." dediğinde daha fazla dayanamayarak dudaklarımı dudaklarına bastırmıştım. Derinleştirirsem buradan çıkmam imkansız olacağı için küçük bir öpücük bırakarak geri çekildim.
"Tamam yavrum, söz veriyorum." derken alnına da dudaklarımı bastırdığımda geri çekilerek yataktan hızla kalkmıştım. Şimdi gitmezsem gidemezdim.
"E nasıl gideceksin?" dediği sırada ben çoktan arkamı dönerek balkona ilerlemiştim bile.
"Geldiğim gibi yavrum." diyerek arkamı dönüp ona göz kırptıktan sonra balkona çıkarak aşağıya bakındım. Bacaklarımı demirden diğer tarafa atarken kendimi aşağıda ki balkona sallandırdıktan sonra o balkonun demirlerine basmamın ardından arkamı dönüp yere atlamıştım. Ardıma baktığımda balkondan beni izlediğini fark etmiştim, dudaklarım kıvrılırken hafifçe el salladıktan sonra motoruma ilerlemeye başladım.
Hızla motoruma bindikten sonra kaskımı takarak yol almaya başlamıştım, gaza yüklendikten sonra tenime çarpan rüzgar kendime gelmemi sağlıyordu. Yarım saatin ardından geldiğim konakla az önce kuğumun yanında ki rahatlamam tamamen yok olmuştu, tüm hücrelerimin gerildiğini hissedebiliyordum. O kadında içerdeydi ve denk gelmek istediğim kesinlikle son kişi bile olamazdı.
Motordan inerek kaskı koltuğun altında ki gizli bölmeye koyduktan sonra sert adımlarım konağın kapısına ilerlemeye başlamıştı.
"Niye geldin asker?" diyerek önüme çıkan adamı hızla geriye ittiğimde önümden çekilerek geriye savrulmuştu. Bakışlarım o iti ararken ardıma takılan sürü sikimde bile değildi, onu dövmeyeceğimi söylemiştim ama ne kadar dayanabilirdim orası muammaydı.
"Oo küçük kardeşim, bu ne hoş sürpriz!" diyen sesle bakışlarım yana dönerken bana doğru geldiğini fark etmiştim.
"Bana bir daha kardeşim deme lan göt, ben senin hiçbir şeyin değilim." diye haykırdığım sırada yanıma yaklaştı.
"Keşke istemeyle bunları gerçekleştirebilseydik fakat öyleyiz Mirza, istesen de istemesen de." dediğinde şimdiden tüm sinirlerimi bozmuştu.
"Boş yapma sikik, birkaç soru sormaya geldim. Sonrasında siktir olup gideceğim." dedim sinirle. Kuğumun mis kokusunun yanında hala yatıyor olabilirdim!
"Hm! Kuğunla ilgili mi?" diye sorduğunda ellerim istemsizce yakasına tutunmuştu.
"Senin soluğunu bile sikerim duydun mu?" derken dişlerim adeta birbirine geçmişti. "Benim kadınımı düşünmeyi aklının ucundan bile geçirirsen sikmediğim herhangi bir sokuk uzvun kalmaz."
"Tamam tamam sakin ol, başka bir adamı seven kadını arzulayacak kadar düşmedim." dediğinde hızla yakalarından geriye doğru ittim, kendimi tutmam gerekiyordu. Melike albayın şakası olmazdı, benim yerme Nüha'yı gönderirse işte o zaman kafayı yerdim.
"Hele bir dene götün yiyorsa." dediğimde dudakları kıvrılırken yakalarını düzeltmişti. Yüzü yara bere içindeyken yine karşımda dik durabildiğine şaşırmıştım, keşke burnuyla birlikte omurgasını da kırsaydım.
"Ne için geldiğini söyleyecek misin artık?"
"Baho'nun numarasını millete mi dağıttın?" dememle kaşları hızla çatılmıştı.
"Baho'nun numarası bende yok ki, fotoğrafı atan kişi yanında ki adamıydı. Onu da yakaladınız zaten." dediğinde her ne kadar zerre güvenmesem de yalan söyleme gereğinin olmadığını fark etmiştim. "O şerefsiz yakınlarından başka kimseye numara vermez Mirza."
"Şerefsizin yanında duranlarda şerefsizdir." derken attığım lafı tabiki de anlamıştı. Elini cebine sokarak telefonunu çıkardıktan sonra bana uzattığında gördüğüm resimle içim tekrar acımıştı. Gözleri kapalı ve yüzü yana düşmüştü, lakin bakışlarım daha çok yazıya takıldı.
Baho'nun asker kızı, ciddi bir mevlaya satılacaktır.
Orospu çocukları! O sikiğin amına koymadan gebermesine izin vermeyecektim. Telefonunu tekrar geri çektiğinde sert bakışlarım yüzüne döndü.
"Numarayı atabilirim." dediğinde kaşlarım daha da çatılmıştı.
"Ne karşılığında?"
"Hiçbir şey, bunu elimde tutmak bana bir kazanç sağlamıyor." diyerek numarayı uzattığında telefonumu çıkartarak hızla kaydettim.
"Çıkarcı bir piç kurusu olduğunu unutmuşum." dediğimde dudakları kıvrılmıştı.
"Benden bu kadar nefret etmenin amacı ne Mirza?" demesiyle bu sefer gülen ben olmuştum.
"Daha geçen gün sevgilimi zorla öpmeye çalıştın lan, şimdi gelip hangi siktiğimin acıtasyonunu yapıyorsun?" dedim sinirle ona doğru bir adım atarak. Onu şu an gebertmiyorsam Melike albaya dua etmeliydi.
"Sadece hislerini anlamam gerekiyordu, öpmeyecektim. Ayrıca o kızın da beni iteceğine emindim Mirza." derken o da bana doğru bir adım atmıştı. "Ona olan güvenini keskinleştirdiğim için teşekkür bile etmelisin."
"Senin yaptığın tek şey kendini öldürtmeye çalışmak koduğumun piçi." dediğimde gözlerinden her ne kadar sinir geçse de sesini çıkarmamıştı. İsabet olurdu. Arkamı dönerek kapıya ilerlemeye başladım, burada daha fazla kalarak onu sikme dürtümü sakin tutamazdım.
"Başka bir konu da yardım lazım olursa çekinmeden gelebilirsin!"
"Gebermenin çok yardımı dokunur!" diye haykırarak ona cevap verdiğim sırada dışarı çıkmıştım bile. Hiç beklemeden motora binerken kaskımı takıp gaza yüklendim.
Çok şükür bügünde gebertmemiştim.
~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç...
Kesinlikle ayaklarımı hissetmiyordum, zaten kıç kadar olan çarşıyı neden yirmi kere döndüğümüzü asla anlamamıştım. Alt katta ki boş dairemize yerleşme kararı almışlardı ve şu anda da ev için eşya bakıyorduk. Biraz daha dolanırsam şuraya bayılabilirdim. Helal olsun, özel kuvvetler askerini bile yormayı becerebilmişlerdi.
Sabah ki halimiz gözümün önüne geldiğinde içim yine garip bir enerjiyle dolmuştu, sözleri asla zihnimden çıkmıyordu. Düşünebildiğim tek bir olgu varken nasıl olurda kendimi tabak setine verebilirdim ki!
"Dünyadan Nünü'ye!" diye haykırarak önümde elini sallayan Nehir'le kaşlarım çatılırken bakışlarım ona dönmüştü. Ben ne güzel bulut adamımı düşünüyordum, ne diye bölüyordu ki?
"Ne var lan?" dedim sinirle.
"Dün gece senin odandan sesler mi geliyordu?" diyerek kuşkulu bir sesle konuştuğunda kaşlarım çatılmıştı.
"Görüntülü konuşuyorduk Han'la." dedim aklıma ilk geleni sıkarak.
"Ay bir sorun yokmuş dimi?" diye elinde ki bardaklara bakmayı keserek soran Leyla'yla bakışlarım ona döndü.
"Yok kuzum, Melike albay iş kitlenmiş sadece." dedim detaya girmeden. Yalan söylemişte sayılmazdım.
"İyi bak işte, boşuna gerildin." diyen Nehir'i başımla onaylarken ileri de ki gri kupa dikkatimi çekmişti. Gözlerinin rengine çok benziyordu, hafif açık bir griydi.
Kızlar konuşmaya devam ederken ben ise kupayı satın alarak yanlarına dönmüştüm, bir sürenin ardından mağazadan ayrılırken alışverişe devam etmiştik. Aradan geçen birkaç saatin sonrasında artık gerçekten nevrim dönmüştü, özel kuvvetler eğitiminde gibi hissediyordum. Güneşin altında 50 km koşu!
Elimde ki poşetlerle ilerlerken omzuma dokunan elle hızla geriye çekildiğimde istemsizce ellerim yumruk olurken çatık kaşlarım elin sahibine dönmüştü. Gördüğüm yüzle derin bir nefes alırken dudaklarımın kıvrılmasına izin verdim.
"Çok mu yordular seni?" derken elimde ki poşetlere uzanıp aldığında önüme düşen tutamı kulaklarımın arkasına itmiştim.
"Yorulmadım, sıkıldım." dediğimde poşetleri tek elinde toplarken diğer kolunu da belime sararak beni kendisine çekmişti. "Han dışardayız, uslu dur."
"Emin ol haddinden fazla usluyum." diyerek dudaklarını alnıma bastırdıktan sonra yüzünü geriye çekmişti.
"Ulu orta yerda edulir mi da? Ayuptur." diyen Mecnun'la bakışlarım ona döndüğünde ikisininde geldiğini görmüştüm, Barkın da burdaydı.
"Sahiden ayıp yani komutanım, ilk kez bu Laz uşağına hak verdim." diyerek gülen Barkın'la bakışlarım kısılmıştı.
"Kesin lan sesinizi, bana ne milletten amına koyim." derken şakağıma dudaklarını bastırmıştı. "Zaten birkaç saatte bile özlem sikmiş beynimi." diyerek mırıldandığında son dediğini bir tek ben duymuştum.
"Uiyy ben buna deydum azgun teke, bu daha azmuş çıkti." dedi Mecnun gülmeye devam ederken.
"Boşver şimdi onları da eve geçmemiz lazım Mecnun, daha valizler hazırlanacak." diyen Leyla beni kurtardığında ona evde teşekkür etmeyi aklıma not etmiştim.
"Sen de mi daha hazırlamadın akarsu?" dedi Barkın yanında ki Nehir'e bakarken.
"Hay akarsu ebeni siksin." derken ilerlemeye başlayan Nehir'le Barkın da kolunu omzuna atarak yanında ilerlemeye başlamıştı.
"Ama sana çok yakışıyor bebeğim." diyerek yanağına bir öpücük kondurmuştu.
"Sırnaşma be." diyen Nehir'in güldüğü her halinden belli oluyordu. Mutlu olmaları beni de mutlu ediyordu.
"Hadi geçelim arabaya yavrum." diyerek belime koyduğu eliyle ilerleyen Han'la bende ona takılmıştım. "Anlat bakalım, ne yaptınız bugün?" dediğinde o lanet kelebekleri tekrar görmeye başlamıştım.
"Eve küçük eşya falan aldık, tabaktır tenceredir falan. Öyle şeyler yani." dediğimde anlayışla kafasını sallamıştı. "Sen ne yaptın peki? Niye çağırmış albay?"
"Sorgu varmış, o yüzden." demesiyle bu sefer ben kafamı sallamıştım. Geçen gün yakaladığımız şerefsizlerden birisidir büyük ihtimalle.
"Ay bir saniye." derken aklıma gelen şeyle onu durdurmuştum, araba hemen birkaç metre ilerimizdeydi ve bizimkiler önünde sohbet ediyorlardı. Elinde ki poşet yığınından küçük olanı aldıktan sonra hızla kupanın poşetini açarak gözünün yanına tuttuğumda dudaklarım kıvrılmıştı, aynı rengi tutturmuştum.
"Bu ne?"
"Kupa aldım kendime." diyerek tekrardan paketine yerleştirdiğimde bakışları benim üzerimdeyken bir anda boynuma değen dudaklarla hafifçe kıkırdamıştım.
"Ama sen seni yemem için beni zorluyorsun." dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.
"Hiçbir şey yapmadım bir kerem." dediğimde yüzünü geriye çektiğinde dudaklarında ki gülümsemeyi görmüştüm. Kesinlikle gülmek ona çok yakışıyordu.
"Ne kadar çok şey yaptığını bir bilsen yavrum." demesiyle kalbim kasılmıştı. Gözlerinde sevgiyi hissetmek çok tuhaftı.
"Hayde gelun da çifte kumrilar." diyen Mecnun'la bakışlarımız oraya dönerken yavaşça arabaya doğru adımlamıştık. "Mart kedusi gibunsunuz da, boş bulduğunuz yerda heman cilveleşmeler."
"Sen sanki çok farklısın sarı kafa." dediğimde kaşları kalkan Mecnun bana bakmaya devam etmişti. Küçükken onu sinirlendirmek için böyle hitap ederdim.
"Benum saçlarum sarı değul, kumral." dediğinde hepimiz ona inanmaz bakışlar atmıştık. Aslında haklıydı, saçları açık kumraldı ama sinirlendirmek hoşumuza gidiyordu.
"Sarışınlar aptal olur derlerdi de inanmazdım, haklılarmış Mecoş." diyen Barkın'la hızla Mecnun'un kaşları çatılırken hepimiz gülmeye başlamıştık.
"Ula başladi gene Mecoş'a, siksin seni Mecoş." derken hızla kafasına yapıştırmaya çalışmıştı ki geri çekilen Barkın'la eli hava da savrulmuştu.
"Aşk olsun gönlümün sultanı, niye öyle diyorsun?" diyerek göz kırpan Barkın'la Mecnun tekrar ona doğru atılmıştı ki Barkın gülerek arabaya kaçmıştı.
"Bir gıdım büyüseniz dişimi kıracağım." diyen Nehir'de arabaya bindiğinde Han ise elinde ki paketleri bagaja bırakarak tekrardan yanıma gelip parmaklarını parmaklarımın içinden geçirmişti. Sıkıca tutan eli beni başka bir tarafa çekiştirdiğinde motoruna doğru adımladığımızı fark etmiştim.
Motorun oturma yerini açarak kaskı çıkardığında bana yönelerek hızla başıma geçirmişti, ardından kendi kaskını da taktığında motora binmek için adımlamıştım ki hızla belimden tutarak bindirdiğinde gözlerimi devirmeden edememiştim.
Kendisi de bindiğinde ellerim sıkıca beline sarılırken gaza yüklenmişti. Elimin tam altına gelen karın kaslarını hissedebiliyordum, kesinlikle baklava krizine sokabilecek derecedeydiler. Sıkı ve ağız sulandırıcı!
Elim istemsizce kaslarını daha çok hissetmek için hafifçe okşadığında sendeleyen motorla dudaklarım daha çok kıvrıldı, etkilenmesi hoşuma gitmişti. Yavaşça tırnaklarımı bastırdığımda bir eli hızla elimi yakalayarak yukarı çekmişti.
"Kaşınma kuğu!" diye haykırdığında rüzgardan sesi çok duyulmasa da anlamıştım. Uslu durmaya karar vererek ellerimi düzgünce koyarken başımı omzuna yasladım.
Yorgunluk falan her şey uçup gitmişti...
***
O günün ardından birkaç gün geçtiğinde uçak günü gelip çatmıştı, içimde ki heyacana anlam veremiyordum. Trabzon'a en son seneler önce gitmiştim ve sonrasında da bir daha hiç uğramamıştım, şimdi tekrardan gitmek tuhaf hissettiriyordu.
Artık her gün Han'la uyumaya başlamıştık ve bir şekilde buna alışmıştım, sıcaklığı olmadan artık uyuyabileceğimi sanmıyordum. Elimde ki son tişörtü de valize koyduktan sonra hazırdım, bir ay için bir koca valiz hazırlamıştım. Bence yeterliydi. Han ise sabah kendi valizlerini almak için gitmişti.
"Nüha hazır mısın?" diye soran Leyla'yla bakışlarımı kapıya çevirmiştim. Heyacanlı hali öyle tatlıydı ki bir süre durup izleyesim gelmişti.
"Hazırım Leyloş, sen git Nehir'e bak. Tüm evi taşımaya kalkmasın." dediğimde içerden yalancı bir gülme sesi duyulmuştu.
"Çok komik!" diye haykıran Nehir'le ikimizde gülerken valizin ağzını kapatarak yanına doğru adımladım.
"Durumlar nasıl?"
"Aşırı gerginim Nüha, bu zamana kadar sadece birkaç kez annesi ve kardeşiyle telefondan konuşmuştuk ama şimdi yüz yüze görmek... bilemiyorum. Çok garip geliyor." dediğinle ellerim omuzlarına tutunurken bakışlarım yeşillerindeydi.
"Gerilecek bir konu yok portakal, seni çok seveceklerine eminim." dediğimde arkadan Nehir çıkıvermişti.
"Gerekirse sike sike sevdiririz, kimmiş lan onlar?" demesiyle gülmeye başlamıştık.
"Haklı, götleri yiyen bir laf etsin." dediğimde gözleri dolan Leyla kollarını iki yana açarak aynı anda ikimize de sarılmıştı.
"Sizi çok seviyorum, iyiki varsınız." dediğinde bizde kollarımızı ona sarmıştık.
"Mutlu günde hüzünlenme yok Leyloş." dedim saçlarını okşarken.
"Ayrıca daha uçakta Mecnun'u çıldırtacağız." diyerek içeri kaçan Nehir'le Leyla'nın kaşları çatılırken peşine takılmıştı.
"Sevgilimden uzak durun be." dediğinde benimde dudaklarım kıvrılırken bildirim gelen telefonumla hızla elimi cebime atarak telefonu çıkarmıştım.
Bulut adam🩶: Yavrum biz geldik, aşağıdayız (11.23)
Nüha: Tamam geliyoruzzz
Yazdıktan sonra valize adımlayarak elime alıp kızların yanına doğru adımladım.
Sanırım Trabzon maceramız başlıyordu...
~~~~~~~~~~~~~~
Vee bölüm sonuuu!!
Arkadaşlar ben gün içinde ikide bir uyuklayıp duruyorum yahu, sıcaktan beynim iPhone gibi kendini kapatıyor sanırım. O yüzden bölümler azıcık geç geliyor olabilir. :)
Gelelim bölümeee
Sizce Hasan iyi mi kötü mü?
Ve çiftimiz hakkında ne düşünüyorsunuz???
Sizce bölüm nasıldı??
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfenn!!
Cuma günü görüşmek üzere...
Seviliyorsunuzzzz
🦢☁️