İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 14 · 24 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 14

13. UYKU

~Bölüm Şarkıları~

Soysal Cemal~Karşıya Çifte Çamlar

Ayşenur Kolivar&Pinhani~

Sevduğum yanımda uyusun

Yeni bölümden herkese merhabalar efenim!!

Nasılsınızzz???

Yine çok tatlı bir bölümle sizleyiz bu arada, benden söylemesi...

"Daha fazla bekleyemem, sevduğum yanuma uyusun... Bundan açık söyleyemem, sevduğum yanuma uyusun..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum.

İyi okumalar efenim!

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~~

Gerçekler zihnimde ki katliamla birleşirken yatağımda uzanarak tavana bakakalmıştım. Bu kadar nefreti haketmek için ne yapmıştım bilmiyordum fakat bundan sonra o nefreti hakedeceğime emindim, elimden kurtuluşu yoktu.

Konuşmayı duyduktan sonra ses etmeden geri dönerek önce albayın odasına uğrayıp ardından koğuşa gelmiştim. Albaya kısaca özet geçmemin ardından birlikte bir plan yapmıştık, bakalım korkması gereken asıl kişi kimmiş?

Bu süre zarfında Han iki kez aramıştı fakat konuşmaya bile takatim yoktu nedense, sadece nefretin sebebini düşünüyordum. Bir insanın ölmesini istemek bu kadar kolay mıydı? Elimde bir kitap vardı fakat yazılan kelimelerden çok zihnimde ki sözcükleri görüyordum kağıtta. İlk duyduğum an öyle çok öfkelenmiştim ki gidip oracıkta nefesini kesmek istedim lakin bunu yapamazdım, ben onun gibi bir aptal değildim. Acı çektirmek dururken hemen ölmesini sağlayarak onu kurtaramazdım...

Babam olacak o şerefsizin davranışlarına artık alışmıştım fakat beni hiç tanımayan birinin sırf bir erkek uğruna bunları yapması garip geliyordu, böylesine akli sorunları olan birini asker yaparak vatanı da tehlikeye atamazdık. Parmaklarım tekrardan boynumda ki kolyeye tutunduğunda derin bir nefes aldım, annem ne olurdu beni de yanında götürseydi?...

Tam o sırada çalan kapıyla bakışlarım oraya dönerken hızla gözümden akan birkaç damla yaşı silip tam ayağa kalkmaya hazırlanıyordum ki kapı bir anda açılmıştı, içeri giren bedenle kaşlarım çatılırken sadece bakakalmıştım. Arkasından kapıyı kapattıktan sonra üzerinde ki eşofmanı ve tişörtüyle yanıma adımladığında tek kelime etmeden onu izliyordum.

"O telefon neden açılmıyor kuğu?" diyen Han'ı umursamadan tekrardan arkama yaslanarak elimde ki kitabı kaldırdım.

"Çünkü kitap okuyordum." diyerek bakışlarımı grilerine dokundurmadan asla okuyamadığım kelimelere çevirmiştim. Adım seslerini işittiğimde üstüme düşen gölgesiyle mecburen derin bir nefes alarak başımı kaldırıp yüzüne baktım, sinirli ifadesi yerli yerindeyken tek kaşımı kaldırarak ona bakmayı sürdürdüm.

"Bu bir sebep değil, aklım çıktı burada." derken aniden belimden tutarak beni yatakta kaydırdıktan sonra tıpkı benim gibi yanıma oturarak örtüyü bacaklarına çektiğinde ne yaptığını anlamaya çalışıyordum. "Bakalım ne okuyormuşsun bu kadar duygusal." dediğinde biraz daha geriye kayarak ona bakacaktım ki elini hızla belime koyup beni kendisine çekti.

"Senin burada ne işin var? Ya biri görürse Han?" diyerek ayağa kalkmaya çalışmıştım ki izin vermedi.

"Görsünler, sevgilimin odasına girmek için izin mi isteyeceğim?" dediğinde kaşlarım çatılırken gözlerimle Nehir'in yatağını işaret ettim, koğuştan sanki şahsi odammış gibi bahsediyordu. "O Barkın'da kalacak bugün, ayrıca sende benim koğuşuma gelmiştin."

"O sadece bakıp çıkmak içindi, ayrıca gecenin bir yarısı gelmiştim Han. Şimdi saat daha on bile olmadı." dediğimde beni umursamadan bacaklarımı kendi bacaklarının üzerine atarak tıpkı bir oyuncak bebekmişim gibi bedenimi kendi bedenine yasladı.

"Riv riv etme de kitabını oku, hadi!" diyerek kitabı yüzüme yaklaştırdığında hızla doğrularak tekrar ona baktım.

"Tamam, telefona bakmadığım için telaşlandın ve geldin. İyi olduğumu gördün, şimdi git." dediğimde kaşları daha çok çatılmıştı. İçimde ağlama isteği varken onun yanımda kalmasını istemiyordum, gözlerimden az önce ağladığımı anlamıştı bile zaten.

"Kitap için ağlamadın dimi?" diye sorduğunda gözlerimi kapatarak derin bir nefes aldım, zihnimi okumasından nefret ediyordum.

"Çok duygusal bir sahne vardı, biraz ona hüzünlenmiş olabilirim." derken gözlerimi açarak grilere baktım.

"Hm! Nasıl bir sahneymiş bu, anlat bakalım?" dediğinde zaten öncesinde bitirdiğim kitaba kaydı bakışlarım.

"Ailesi yüzünden nefret edilen kızı hiç suçu yokken öldürmeye çalıştılar." dedim fakat sözlerimin elimde ki kitapla alakası yoktu. İstemsizce kendi hayatımın kitabından bahsetmiştim.

"Kıza aşık olan adam tanıyor muymuş bu kişiyi?" demesiyle kaşlarım çatılırken hızla kitabı kapatıp yandaki masanın üzerine koydum.

"Kıza aşık biri olduğunu da nerden çıkardın?" dedim tekrar grilere dönerken.

"Kimmiş dedim kuğu?" diye sorduğunda gözlerim kısılmıştı. Eğer ona söylersem direk gidip hayatını karartabilirdi fakat ben onunla oynamak istiyordum.

"Ben ne bileyim, henüz orayı okumadım." dememle onu üzerimde bulmam bir olmuştu.

"Öyle mi? Kızın yardım istediği kadın, aşık olan adamı çağırıp kızın bildiğini söylemiş ama." dediğinde nefesim boğazımda düğümlenmişti. Ulan Melike albay, dilinde bakla ıslanmıyor he!

"Aa sen okudun mu bu kitabı?" diyerek şirinlik yapmaya çalışır gibi gülümsediğimde bakışları dudaklarıma kaysa da anında kendini toparlayıp gözlerime bakmaya devam etti.

"Kuğu!" diye küçük çaplı haykırdığında yüzüm hızla düşerken gözlerimi devirdim.

"Öğrenmişsin işte daha ne sorup duruyorsun?"

"Sorun orada işte, kim olduğunu söylemedi. Sadece yarın kadın askerlere senin eğitim vermen gerektiğini söyledi, bu da demek oluyor ki onların içinden birisi." dediğinde hala üstümde olan bedenine bir bakış atmıştım, neyseki dirseklerinin üzerinde durduğu için bedeni bana çok temas etmiyordu ama üzerimdeydi işte! Sağlıklı düşünemiyordum!

"Burçin." diyerek ona bakmayı sürdürdüğümde bir yandan adını bilip bilmediğini de test etmek istemiştim. Belki de benim olmadığım süre zarfında aralarında bir şey yaşanmıştı ve bu kız o yüzden takıntılı olmuştu, düşüncesi bile bedenimi gererken istemsizce kaşlarım çatıldı.

"O kim? Hepsinin ismini nereden bileyim ben kuğu?" demesiyle içim biraz da olsa rahatlasa da kaşlarım hala çatıktı. O kızı gebertmek için ne de çok sebebim vardı!

"Sana aşık olan." diye mırıldandım dişlerimin arasından. O olmayan beynini bulup çıkartana kadar kafasını yarmak istiyordum! Sözlerimin ardından bakışlarını yana çevirerek düşünmeye başladığında gözlerim irileşirken ona bakakalmıştım. "Çüş Han, çüş. Kaç tane var lan?" derken hızla omuzlarından ittiğimde tekrardan yanıma düşmüştü. Dudaklarından kopan kahkahasıyla gözlerim kısılırken ona öldürücü bakışlar atmayı da ihmal etmiyordum.

"Genelde çok sevilen birisiyimdir, bilemedim hangisi olduğunu."

"Ya öyle mi? Siktir git onlar sevsin o zaman." diyerek hızla ona arkamı dönüp yatağa yattığımda sinirden elim ayağım titriyordu, bir tanesini bilmek bile can sıkıcıyken bir de diğerleri çıkmıştı başıma.

"Biraz kıskanmış olabilir misin?" derken kollarını belime sararak yanağını yanağıma yasladığında hızla geri çekilmeye çalıştım.

"Defol Han." dediğimde kollarını daha sıkı sarmıştı bedenime, o tuhaf mentollü kokusu her yanımı sararken gözlerimi kapatarak onu umursamamaya denedim.

"Ben şu anda senin yanındayken ve sadece sana deli oluyorken onlar kimin umrunda biriciğim?" diye mırıldandığında hala gözümü açmamıştım fakat kalbim sözleriyle bir hoş olmuştu, bu adama tripte atılmıyordu ki! Dudaklarını yanağıma bastırarak derince bir nefes aldığında kelebekler tekrar gün yüzüne çıkmışlardı. "Kokunu almadığım her an ayyaş gibi ortada gezerken bu düşüncelerin zihnine uğraması bile saçma kuğu'm. Benim için sadece sen varsın, diğerleri hikaye."

Sözcükleri kullanmayı iyi biliyordu uyuz!

Gözlerimi hafifçe aralasamda hala tek kelime etmemiştim, sinirlerimi bozmuştu bir kere. Yanağıma temas eden sıcak dudakları her ne kadar aklımı karıştırsa da kendimi tutmaya çalıştım.

"Sigara bağımlılık yapıcı madde derler ya hani, kesinlikle yalan. Dudaklarının yanında esamesi bile okunmaz." derken belimde ki elini çeneme getirerek başımı çevirdiğinde dudakları hızla dudaklarımı buldu. Hafifçe inlediğinde sesi aralık dudaklarımdan girerek tüm sinir uçlarıma etki etmişti sanki, elim yavaşça yanağını bulurken içimde ki isteğe daha fazla karşı koyamayarak dudaklarımı araladım.

Damarlarımda yolculuğa çıkan nahoş tadı aklımı bulandırırken bedenimin tamamen ona dönmesini sağlayarak alt dudağına dişlerimi geçirdiğimde boğazdan gelen bir hırıltı dökülmüştü dudaklarından, ardından sakin olan öpüşmemiz bir anda harlanarak hızlandığında yanağımda duran eli saçlarımın arasına dalarken hafifçe çekiştirdi.

O an farkettiğim şey ise dudaklarından hiç sigara tadı almadığımdı, oysaki içtiğini kaç sefer görmüştüm. Dudaklarımın arasından sıyrılan dili ile zihnim tekrardan bulanırken kendimi tamamen ona bıraktım. Dizlerini iki yanıma yaslayarak tamamen üstüme çıktığında diğer bir eli bedenimde hafifçe gezinmeye başlamıştı, önce omzuma ardından ise göğüs aramdan inerek karnıma ilerlediğinde eliyle aramda tişörtüm olmasına rağmen geçtiği yerleri sıcaklığıyla kavurduğunu hissedebiliyordum.

Nefes almak için geri çekildiğim sırada dudakları çeneme dokunurken yavaşça boynuma ilerledi, aynı zamanda eli ise tişörtümden içeri girerek tenimle buluştuğunda nefesimi kontrol altına almaya çalışıyordum. Ben istemeden ileri gitmeyeceğine nedensizce emindim fakat ben dur der miydim? İşte orası büyük bir muallaktı.

Boynumda hissettiğim dudaklarıyla gözlerim kapanırken başımı geriye atarak ona yer açmaya çalıştığım sırada çalan kapıyla kaşlarım çatılmıştı, hay sikeyim ama!

Han hiç umursamadan dudaklarını tekrar dudaklarıma yasladığında tişörtün içinde ki eli hafifçe okşayarak biraz daha yukarı çıkmaya başlamıştı, heyacandan kasılan bedenim kapının sesiyle daha çok gerilirken dudaklarından kopamıyordum. Kapı tekrar tıklandığı sırada tam göğsümün altında duran elini yavaşça tekrardan aşağıya indirdiğinde dişlerini ise hafifçe dilime geçirmesiyle arkadan bir ses duyuldu.

"Nüha, müsait misin?" Melike albay!

Hızla dudaklarından ayrılarak nefesimi düzenlemeye çalışırken tekrar dudaklarıma atılmıştı ki kafamı çevirmemle dudaklarının arasından sinirli bir hırıldama döküldü, o sırada kapı tekrar çalındı.

"Hay amına koyayım!" diye mırıldanarak kafasını boynuma gömdüğünde derin nefesler almaya devam ediyordum.

"Nüha, giriyorum." dediğinde gözlerim irileşti.

"Hayır!" diye haykırdığımda ne yapacağımı bilemez bir haldeydim. Allah'ım akıl kalmamıştı ki! "Duştan çıktım albayım, ben üstümü giyinip yanınıza gelsem?"

Bir süre ses gelmedikten sonra serbest bırakılan kapı koluyla derin bir nefes daha aldım.

"Tamam, odamda bekliyorum." dedikten sonra ilerleyen adım seslerini işitmiştim.

"Bir kez daha sana dokunduğumda birisi bölerse kim olduğunu umursamadan belasını sikeceğim." diyerek kulağıma fısıldayan Han'la sırıtırken hafifçe saçlarını okşadım, şampuanı da nane kokuyordu. Ferahlatıcı bir histi.

"Melike albaydı gelen Han." dedim hafifçe kıkırdarken.

"Sinirlenmiş halimi görmek istemezsin." derken kendisini yan tarafıma atmıştı fakat elleri hala üzerimdeydi.

"Hiç görmemişim gibi dimi?" diyerek yerimden doğrulduğumda tam ayağa kalkacakken elimden hızla yakalayıp beni kendine çektiğinde ani hareketiyle kendimi durduramayarak üstüne düşmüştüm.

"Bir tane daha." der demez dudakları dudaklarımı bulduğunda elimi göğsüne yaslayarak destek alıp öpüşüne karşılık verdim. İstemsizce zihnim elimin altında sıkı göğsüne kaydığında daha fazlasına dokunmak isterken bulmuştum kendimi, bedeni tam anlamıyla kaya gibi sertti.

Dudaklarımdan ayrılan dudaklarıyla nefesimi düzenlemeye çalışırken alnımı alnına yasladım, kalbim öyle hızlı atıyordu ki ona ben bile şaşırıyordum. Kaçıncı da alışacaktı acaba?

"Ben burada bekliyorum, hemen geri gel." dediğinde bakışlarım kızarık dudaklarında dolaşsa da hızla gözlerimi kapatarak geri çekildim.

"Koğuşuna gitsene be adam." dedim kendime gelmeye çalışarak. Yok yani sahiden bünyeye zarardı! Her ne kadar elimi çekmiş olsam da hala o sert tenini hissediyor gibiydim, ah kesinlikle iyice sapık olmuştum!

"Gidemem, çarşafları yıkamış götler." demesiyle gözlerim açılırken alttan bana bakan grileriyle karşılaşmıştım.

"Ee yani? Bunu hafta da bir kez yapıyorlar." dediğimde yatağa daha çok yayılarak yan dönüp kafasını yastığa bastırdı.

"Kokun gitmiş, onsuz uyuyamam." dediğinde bir an ona bakakalmıştım. Kesinlikle aniden böyle konuşmamalıydı, her an durabilecek bir kalbe sahiptim. Uyuz herif işte, böyle bir anda söyleyip beni dumura uğratıyordu! Uyuz!

"Tamam...ben... gelirim birazdan." diyerek hızla yataktan kalkıp postallarımı ayağıma geçirdikten sonra bakışlarımı ona değdirmeden kapıya gidip kaçar gibi dışarı çıkmıştım. Derin nefesler alarak kendime gelmeye çalışarak elimi hızla yüzüme kapattım, duraksamıştım konuşurken. Hay lanet!

Ama bende suç yoktu ki! Bir geliyordu, bende ki tüm akıl buhar olup uçuyordu sanki. Elimi yüzümden çekerek albayın odasına adımlaya başladığımda dudaklarım hafiften kıvrılmıştı.

"Kokun gitmiş, onsuz uyuyamam."

Delinin tekiydi! Ama çok tatlı bir deliydi...

Albayın kapısına geldiğimde hafifçe tıklattıktan sonra gelen sesle kapıyı açıp içeri girdim, Melike albay kendi koltuğunda değil hemen masanın önünde ki koltuklarda oturuyordu. Masanın üzerinde ise içi dolu iki tane kahve fincanı vardı, yavaşça adımlayarak karşısında durdum.

"Beni emretmiştiniz komutanım." diyerek hazır ola geçtim.

"Rahat olabilirsin Nüha, gel otur şöyle yanıma. Görevden geldiğinden beri oturup konuşamamıştık." dediğinde dudaklarım kıvrılırken kendimi yanına bıraktım.

Bu hayata adapte olmamda en çok yardım edenlerden biri de Melike albaydı, bir farklı deyişle Melike ablam...

Yurtta kaldığım zamanlarda her ay mutlaka ziyaretime gelirdi, sonrasında askeri üniversitedeyken de bana çok yardımı dokunmuştu. Annemi kaybettiğim günden sonra her alanda yanımda sayılırdı yani, bana ikinci bir anne olmuştu. Göreve gitmeden önce neredeyse her gün telefonla konuşmaya çalışırdık, o zamanlar Van da görev yapıyordu.

"Öncelikle sana bir soru sormam lazım." dediğinde ciddi ifadesi gerilmemi sağlamıştı. "Mirza yüzbaşıyla aranda bir şey var mı?"

Sözleriyle adeta dumura uğrarken ne diyeceğimi bilememiştim. Aslında yazılı bir kural yoktu lakin odağımızı bozacağı için çoğu komutan tim içinde ki ilişkilere izin vermezdi, özellikle de çiftlerden biri timin komutanıysa. Ne diyeceğimi bilemiyordum fakat saklamakta gelmiyordu içimden, gerekirse başka time atanmaya da razıydım ama ondan ayrılamazdım. Bunca yıl sonra kavuşmuşken ondan kopamazdım artık...

"Ben... komutanım..." dediğim sırada elini dizime koyarak lafımı böldü.

"Ben anladım Üsteğmen." derken hafifçe dizimi sıktı. "Bu sabah konuştuğumuz şu asker gelip söyledi, Burçin."

Adeta zihnimde sinirden bir pıhtı attığını hissederken kaşlarım çatıldı, bulduğum yerde sikecektim onu!

"Bak sana bir hikaye anlatayım Nüha ama kimseye söylemek yok."

"Asla komutanım." dediğimde kaşları çatılmıştı. "Yani asla Melike asker abla." diyerek sırıttığımda o da gülmeye başladı.

"Hala aynı deli kızsın be güzel gözlüm." derken dizimde ki elini yanağıma getirip hafifçe okşadıktan sonra geri çekildi. Dokunuşunda unuttuğum o anne sıcaklığı vardı. "Vakti zamanında bende seninle aynı yoldan geçtim kızım, bir hata edip timimin komutanına aşık oldum."

Kaşlarım tekrar çatıldığında anlam vermeye çalışıyordum, Melike albayın o zaman ki timinin komutanı bildiğim kadarıyla Halil albaydı. Nasıl yani, Melike albay Halil albaya mı aşıktı?

"Kim olduğunu tahmin etmişsindir zaten, gel zaman git zaman ben sevdamı daha çok içime gömemeyip tam ona açılacakken Hümeyra'yla nişanlandığını duydum. Mirza'nın annesi yani..." derken derince bir nefes aldı. Anlattıkları onu zorluyormuş gibiydi. "Ona öyle çok aşıktı ki baktığında bile gözleri parlıyordu, aynı Mirza'nın sana baktığı gibi." Gözlerinden bir damla yaş süzüldü. "İçime gömdüm sevdamı, kimseye de ses etmedim ama her birlikte askeriyeye geldiklerinde yaradan biliyor ya kalbim deşilir gibi olurdu."

Ela gözlerinden anıların geçtiğini görebiliyordum, daha önce bana hiç anlatmamıştı bunları. Kalbim onun acısıyla sızlarken sakince dinlemeye devam ettim.

"Ne olursa olsun hiç beddua etmedim Nüha, nasıl edilirdi ki zaten? Hangimiz kalbimizin kime konacağını seçebiliyoruz ki? Ardından Mirza doğduktan sonra Hümeyra hiç askeriyeye gelmez oldu, Halil hep suratı bir karış şekilde gelirdi. Neyse fazla uzatmayacağım, aradan seneler geçti. Öğrendik ki Hümeyra aldatıyormuş Halil'i, sonra da onu bırakıp başkasına kaçmış. Mirza daha o zamanlar 10 küsür yaşlarında falandı, Halil askeriyeye getirdiğinde hepimiz şok olmuştuk." diyerek kahvesine uzandığında ben hareket dahi edemiyordum, n'olmuştu ki Han'a?

"Hümeyra belki iyi bir eştir ama kesinlikle iyi bir anne değildi, onu anlamıştık. Mirza geldiğinde her yanı mosmordu, öyle zayıflamıştı ki neredeyse kemikleri sayılıyordu yavrucağın." dediğinde nefesim kesilmişti. Onu dövmüş müydü? Gözümün önünde canlanan küçük simasıyla kalbim daha çok sıkışırken gözümden bir damla süzüldü. "Ne olursa olsun o zamanlarda bile çok güçlüydü, aynı babası gibi korkutucu bakışlara sahipti. Aradan biraz süre geçti, Halil yine suratı bir karış geldi askeriyeye. Zaten o gittikten sonra gülmeyi de kesmişti tamamen, eski güleç asker yerine canından bezdiren komutan gelmişti."

Bakışlarını yavaşça bana çevirerek elimi sıkıca tuttu, sanki güç almak istiyor gibiydi.

"O gün senelerin ardından ilk kez sohbet etmiştik, bana akrabalarının onu sıkıştırdığını ve evlenmesi için zorladıklarını söylediğinde öldüğünü düşündüğüm hisler bir anda can buldu. Hiç düşünmeden söyleyiverdim ona olan hislerimi..." diyerek sustuğunda diğer elimi de elinin üstüne koyarak hafifçe sıktım.

"Ne tepki verdi?" dediğimde hafifçe gülümsedi.

"Sert bir şekilde reddetti. Aynı timde asla böyle birliktelik olmaması gerektiğini, beni sadece kardeşi gibi gördüğünü ve bu konunun burada kapandığını söyleyip gitti. Sonra öğrendim ki ailesinin istediği bir kadınla evlenmiş ama çoğunlukla eve bile gitmiyordu." derken bakışları tekrardan beni buldu. "Öyle çok değişmişti ki öz oğluna bile askeri gibi davranıyordu, çok otoriterdi. Zaten zamanının neredeyse tamamını askeriye de geçirirdi, bazen telefonla konuştuğuna şahit olurduk. Mirza'ya emirler yağdırıp dururdu, sanki oğlu değilde askeri gibiydi."

"Sonra peki, sizinle hiç konuştu mu?"

"Hayır, yüzüme bile bakmadı. Sadece görev anında resmî bir şekilde emir veriyordu, o kadar. Otoriteyle öyle kafayı bozmuştu ki sizin bile yan yana gelmenize izin vermedi." dediğinde kaşlarım hızla çatıldı. "Aslında ikinizinde görev yeri aynı yere düşmüştü, aranızda ki yakınlığı bildiği için araya adam sokup senin Hakkari'ye gelmeni sağladı. Çok itiraz ettim, çünkü sen hep soruyordun onu ve ben kaçmaktan yorulmuştum. İzin vermedi, sonra da senin tayinini Van’a istedi. Tamamen saçmalıktı.”

"Nasıl yani? Ben Van’a Han'la iletişime geçerim ihtimali yüzünden mi yollandım?" dediğimde elimi daha sıkı kavramıştı.

"Bir diğer sebebi oydu diyelim. Tam o sıralarda da Mirza gelip tayinini istedi, babasının yanında olmak istediğini söyledi. Bunu Halil'e bildirdiğimde keskin bir şekilde reddettiği halde umursamadım ve onu Hakkari'ye yolladım. Lakin sonrasında öğrendim ki bir hafta kadar önce senin tayinini Van’a istemiş, iş Genelkurmay başkanlığına kadar çıktığı için iptal ettirtemedim. Sonra da biliyorsun zaten."

Duyduklarım karşısında tamamen şok geçirmiş gibiydim, hangi birine şaşıracağımı bilemiyordum. Lakin kavrayamadığım bir durum daha vardı, bu konuşmanın devamı nereye gidiyordu?

"Kısacası olmaz mı diyorsunuz yani komutanım?" diyerek resmî dile geçtiğimde gözünde ki yaşları silerek yerinde doğruldu. Yorgun görünen yüzüne ve ara ara beyazlaşmış saçlarına rağmen hala gücünden zerre kaybetmemişti.

"Ben yapamadım, sen yap diyorum." dediğinde anlamayarak bakmaya devam etmiştim. "Aşkına sıkı sıkı tutun, zaten koduğumun hayatında yarınımızın garantisi yok. Bu az zamanı da acıyla yaşayarak kendinizi harap etmeyin." Sözleriyle gözlerim dolarken hızla kollarımı boynuna dolayarak sıkıca sarıldım.

"Teşekkür ederim." diye mırıldandığım sırada onunda kolları sıkıca belime sarılırken bir eli saçlarımı bulmuştu.

"Oy benim güzel gözlü kızım, ne yaptım ki ben?" derken hafifçe saçlarımı okşamaya başlamıştı. "Ayrıca geçen günkü çıkışım içinde affedersin ama aklım çıktı burada be deli kız."

Sözlerinin ardından geri çekilirken gözlerimi hızlıca sildim.

"Ağzıma sıçtın geçen burada." dediğimde kaşları çatılırken hafifçe omzuma vurdu.

"Sus kız, aklımı aldın zaten deli. Yani ne kadar iyi olduğunu bilmesem şüphe edeceğim, kızım sen eğitimi bile birincilikle bitirdin."

"Çocuk sesi verdiler arkadan, bende ona bakmaya giderken olanlar oldu." diye mırıldandığımda kaşları çatılmıştı.

"Bunu niye daha önce söylemedin?" dediğinde benimde kaşlarım çatılmıştı.

"Bağırıp duruyorsun çünkü, izin mi var konuşmamıza." diyerek kıkırdadığımda gözlerini kısarak bacağıma hafifçe vurdu, hızla geriye çekildiğimde kaşları çatılmıştı.

"Bana bak cadı, alırım ayağımın altına şimdi he." derken dudaklarının kıvrıldığını fark etmiştim. Hızla soğumuş kahvemi içtikten sonra bakışlarımı ona çevirdim. "Tamam hadi git sen, kudurmuştur seninki şimdi." diyerek sırıttığında gözlerim büyürken yanaklarımın ısındığını hissediyordum.

"Ne alaka?"

"Kulaklarım çok iyi duyar deli kız, de haydi git yanına." dediğinde yüzüm daha çok kızarsa da hafifçe başımı sallayarak odadan çıkmıştım. Koğuşa doğru ilerlerken duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum, demek Melike albay Halil albaya aşıktı he! Yan yana geldiklerinde hep soğuk olduklarını hatırladığım için bana çok garip gelmişti. Mirza konusunda öğrendiklerim ise yüreğime öküz olup oturmuştu sanki, o da tıpkı benim gibi gibi yaralı bir çocuktu demek ki.

Kapıyı yavaşça aralayarak içeri girdiğimde yüz üstü bir şekilde yastığıma sarılarak uyuduğunu görmüştüm, yavaşça yanına doğru adımladım. Yanağını yastığa bastırdığı için büzülmüş dudaklarıyla kesinlikle çok tatlı duruyordu, tıpkı küçük bir çocuğun huzuru vardı yüzünde. Farkettiğim diğer bir detay ise yatağın ucuna yatıp bana yer bırakmıştı.

Dudaklarımda ki tebessümle postallarımı çıkardıktan sonra yanına uzandığımda bir süre masum yüzünü izledim, uyurken hiçte korkunç görünmüyordu. Yavaşça ona doğru yaklaşarak büzülmüş dudaklarını küçük bir öpücük kondurarak geri çekildiğimde gözlerini hafifçe araladıktan sonra dudaklarında ki sırıtışla geri kapatmıştı. Yastığın altında ki kolunu çekerek belime sardığında beni kendisine yasladı.

"Bir daha yap." diye uykulu çıkan sesiyle mırıldandığında onu ikiletmeden dudaklarına tekrardan küçük bir öpücük kondurduğumda geri çekilirken elimi saçlarına çıkartıp hafifçe okşadım.

"Hadi uyu bulut adam." diyerek mırıldandığımda yüzünü bana daha çok yaklaştırarak aramızda santimler kalmasını sağlamıştı. Ilık nefesi yüzümü yalarken öylece yüzünü izliyordum.

"Seni seviyorum kuğu." diye mırıldandığında kalbim sözleriyle ısınırken bende yavaşça gözlerimi kapattım.

"Bende seni seviyorum bulut adam."

Ardından kendimi en huzurlu hissettiğim kollarda karanlığa bırakmıştım...

~~~~~~~~~~~~

Leyla Engin...

Etraftaki güneşte bakışlarımı gezdirirken dudaklarım kıvrılmıştı, uçuşan kuşların sesi kulağa çok tatlı geliyordu. Yaz mevsimini her zaman çok sevmişimdir, sımsıcak havanın kucaklama hissi harikaydı. Gözlerim yanımda ki adama kaydığında karşılaştığım mavilerle daha çok güldüm, benim güneşim oydu. Sarıya çalan saçları ve mavi gözleriyle aynı bir yaz mevsimini andırıyordu.

"Oy benum ballim, sen gülunce güneş daha da parlay. Farkettun mi?" dediğinde ısınan yanaklarımla bakışlarımı kaçırmıştım. Evet, onu çok seviyordum lakin utanmama da engel olamıyordum. Hele ki geçen geceden sonra...

"Güneş sensin çünkü, o yüzden parlıyorumdur." diye mırıldandığımda çeneme sardığı parmaklarıyla yüzümü kendisine çevirmişti.

"De bakayim bir dağa?" demesiyle daha çok sırıtırken parmak uçlarıma kalkarak kollarımı boynuna sardım.

"Güneşim sensin dedim." diyerek ona bakmayı sürdürdüğümde kesinlikle yanaklarımın kıpkırmızı olduğuna emindim. Dudakları hızla yanağımı bulduğunda kıkırdayarak geri çekilmeye çalıştım. "Mecnun askeriyenin bahçesindeyiz, biri görecek."

"Görsün ula, nişanlumu öperken izun mi alacağum?" dedikten sonra benim konuşmama izin vermeden dudaklarını dudaklarıma bastırdığında biraz daha parmak ucuna kalkarak ona karşılık vermeye çalıştım. Boyu her ne kadar Mirza komutandan kısa da olsa yine de uzundu, hele ki 1.60 olan bana göre çok uzundu.

"Ohoo! Aile var burada aile." diyen sesi duyduğumda hızla geri çekilirken kafamı nereye gömsem onu düşünüyordum. Şimdi Nehir yıllarca bunun dalgasını geçerdi.

"Ula balduz iyice sinür eduysun ha." diyen Mecnun'la bakışlarımı yavaşça onlara çevirdiğimde Nehir'in Barkın'in kolunun altında olduğunu görmüştüm.

"Laz uşağı bas geri." diyerek ne kadar sert konuşsa da gülen Barkın'la ben de hafiften sırıtmıştım.

"Ne cüzel aşk acisi çekerkene daha az konuşiydu bu, sen arada bir bırakta kafa dinleyelum Nehir bacım." dediğinde hafifçe çaktırmadan karnına vurmuştum. Zaten Nehir inadını zor kırmıştı, bir daha ayrılmasınlar.

"Keşke seninde çenenin sustuğu bir zaman dilimi olsaydı Laz uşağı ama henüz bulamadık. Maşallah dedikoducu teyzeler bir sen iki, çenen susmuyor." diyen Barkın'la bakışlarım Nehir'le çakıştığında ikimizde sırıtmıştık, bu halleri çok şekerdi.

"Ne güzel işta, hayatuna iki neşe katayrum. Elleruni açta dua et bağa." dediğinde gözlerimi devirerek elinden tutup askeriyeye doğru çekiştirmeye başlamıştım, yoksa bunlar saatlerce devam ederlerdi.

"Aman götüm, sana kimin ihtiyacı var? Benim neşe kaynağım hemen yanımda." diyerek dudaklarını Nehir'in başına bastırdığında kızaran Nehir'i farketmiştim. Sahiden çok tatlı olmuşlardı ve harika üçlümüz tamamlanmıştı.

"Nüha nerede? Arıyorum açmıyor." derken hızla konuyu değiştiren Nehir'le gülmek istesemde benim de aklım Nünü de kalmıştı. Dün gece attığı mesajla tüm sinirlerim gerilmişti, umarım o kızın bugün revire uğrayası düşerdi yoksa ben revirlik yapacaktım onu.

Bu hayatta ki ilk ve en önemli ailem sadece Nüha'ydı ve ona zarar veren için gözünün yaşına bile bakmazdım.

"Bilmiyorum ki uyuyordur sanırım." dedim içeri girerken. Genelde en zor uyanan hep o olurdu, bayılıyordu uyumaya.

"O zaman küçük bir baskını haketti. Hayır komutanı da tavladı zaten, artık hiç uyanmıyor." derken hepimizi kendi koğuşlarına doğru yönlendirdiğinde hafifçe kıkırdamıştım.

"Mirza neydiy acaba? Sesi soluğu çıkmay." diyen Mecnun'la bakışlarım ona çevrilmiştir.

"Olum sende abartma, Mirza komutanın ne zaman sesi çıktı ki? O ya odasında imzalara gömülmüştür ya da kum torbasını dövüyordur." dedi Barkın gülerek. O sırada koğuşun önüne geldiğimizde Nehir'in hızla kapıyı açıp içeri baktıktan sonra hareketsiz kalması bir olmuştu.

"Hassiktir!" diye mırıldanan Nehir'le kaşlarım çatılırken bende hızla odaya girdiğimde gördüğüm manzarayla benim de gözlerim büyümüştü.

"Oha!" diye istemsizce mırıldandığımda Barkın ve Mecnun da bizim gibi içeriye bakmışlardı.

"Aynen kardeşum, baya imzalara gömülmuş." diyen Mecnun'la gülmemek için elimi dudaklarıma kapatırken bu tatlı manzaraya bakakalmıştım. Nüha'nın kafası Mirza'nın boynuna gömülüydü ve sarmaş dolaş bir şekilde uyuyorlardı.

"Bak işte bunu beklemiyordum." diyen Barkın'la Nehir hızla telefonunu çıkardığında ne yapmaya çalıştığını anlamayarak ona baktım.

"Bu anı ölümsüzleştirmem lazım." diyerek birkaç kare fotoğraflarını çektiğinde kafamı iki yana sallamıştım, bu kız uslanmazdı.

"Hadi çıkalım da biraz daha keyfini sürsünler, saat erken zaten daha." derken hepsini dışarı çıkartmıştım.

Bu hayatta mutluluğu ve huzurlu bir uykuyu hakeden biri varsa bu kesinlikle Nüha'ydı...

~~~~~~~~

Nüha Ertunç...

Derince bir nefes alarak yüzümü yastığa daha çok gömdüğümde aldığım mentol kokusuyla zihnimde dün gecenin anıları parlamıştı, onun kollarındaydım. Belime sarılı koluna ve derince aldığı nefeslerine bakılırsa hala uyuyordu.

Kafamı hafifçe geriye çekerek yüzüne baktığımda tahminimin doğru olduğunu fark etmiştim, hala uyuyordu. Onu uyandırmamaya çalışarak yastığın altına kayan telefonumu alıp saate baktığımda gözlerim irice açılmıştı, 10 mu? Siktir! Eğitim 11'deydi, neyseki son anda uyanmıştım.

O sırada kızlarla ortak olan grubumuzdan atılan mesajlar dikkatimi çektiğinde uygulamaya girmemle ikinci bir şok daha yaşamıştım, bizim uyurken fotoğrafımızı çekmişlerdi. Ulan Nehir, bir elin kolun rahat durmuyordu!

Fotoğrafı açıp daha da yakınlaştırdığımda dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı ki hızla uygulamadan çıkarak ekran fotoğrafı için resimleri ayarladım, kesinlikle çok tatlı çıkmıştık. O sırada hafiften kıpırdanan Han'la telefonu tekrardan yana bırakırken yüzünü izlemeye devam ettim, artık uyanması gerekiyordu. Ona yaklaşarak dudaklarına küçük bir öpücük bıraktığımda kaşları hafiften çatılsa da gözlerini açmamıştı.

"Hadi uyan, geç kalmışız." dediğimde ağzının içinde mırıldanarak uyumaya devam ettiğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. İşte şimdi tam olarak bulut adama dönmüştü, küçükken de böyle yapıp uyanmamak için direnirdi. "Hadi ama koca bebek, uyanma vakti." derken yanağına da küçük bir öpücük kondurduğumda dudakları hafiften kıvrılsa da gözlerini açmamıştı lakin uyandığı kırpıştırdığı gözlerinden belli oluyordu. "Kalkıyor musun? Kafandan aşağıya su boşaltayım mı?"

"Hele bir dene, bak sonra ben defalarca nasıl boşaltıyorum." diyerek gözlerini hafifçe araladığında sözlerinde ki ima da kalmıştım. Dudakları çapkın bir sırıtışla şenlendiğine gör anladığım anlamda söylemişti, sapık! "Günaydın biriciğim." Yeni uyandığı için çıkan boğuk sesi tüm bedenimi etkilerken istemsizce bacaklarımı birbirine bastırmıştım.

"Günaydın bulut adam." diye mırıldandığımda dudakları daha çok kıvrılırken hızla uzanmamı sağlayıp üstüme doğru eğildiğinde nefesim boğazımda kalmıştı, ani hareketleri kalp krizi sebebiydi!

"Bulut adam seni yesin." derken dudaklarını dudaklarıma yasladığında sırıtarak kollarımı boynuna dolayıp karşılık vermiştim. Ellerim saçlarının içine girerken onu istemsizce daha çok kendime çektim. Bir süre sonra nefes almak için geri çekildiğimde alnını alnıma yaslayarak hafifçe gülümsemişti.

"Kalkmamız lazım artık." dediğimde dudaklarını tekrar dudaklarıma yaslayarak küçük bir öpücük alıp hafifçe başını geri çektiğinde gözlerimi açarak grilerine baktım. Dudakları çeneme dokunurken boynuma ilerlediğinde nefesi kulağıma çarpmaya başlamıştı.

"Sayende kalkmadığı zaman yok." dediğinde gözlerim irileşirken hızla elimi omzuna çarptım.

"Yavaş gel Han!" diyerek omuzlarından ittiğimde erkeksi bir şekilde kıkırdayarak kafasını kaldırıp yanağıma bir öpücük bıraktı.

"Uyanmadığım zaman yok demiştim kuğu, sen ne anladın ki?" demesiyle kaşlarım çatılırken ciddi ifadesine bakakalmıştım, ben mi yanlış anlamıştım lan acaba?

"Her neyse işte kalk, işim var." diye durumu kurtarmaya çalıştığımda dudaklarında çapkın bir sırıtış peyda olmuştu. Hızla gözlerim kısılırken ona bakmayı sürdürdüm, oyun yapıyordu bana!

"Sırf seni izlemek için işlerimin çoğunu bizimkilere kitledim." dediğinde hafifçe gülmüştüm.

"Bende diyorum kulağım niye çınlıyor?" dediğimde o da gülerek yana çekilmişti.

"Çalışsın puştlar." demesiyle yataktan kalkarak karşısına dikildiğimde beni izlemeye devam ediyordu. Umursamadan dolaba yöneldiğimde hala kalkmadığını farkederek bakışlarımı ona çevirdim.

"Dışarı yüzbaşı." dememle dudakları daha çok kıvrılırken yataktan doğrularak yanıma doğru adımladı.

"Güzel güzel bereni tak gel üsteğmen." diyerek dudaklarını yanağıma bastırdıktan sonra arkasını dönerek odadan çıktığında arkasında sırıtan bir adet beni bırakmıştı. Aklımı aldığını söylemiş miydim?!

Dudaklarımda ki sırıtış silinmezken arkamı dönerek hızla kamuflajı giyip saçlarımı taradıktan sonra ensemde sıkı bir topuz yaptım. Postallarımı da ayağıma geçirdikten sonra dalin kolonyamı sıkıp sırıtarak beremi almamın ardından kafama geçirdim, dışarı da kalan künyemi de tişörtün içine attığımda hazırdım. Son anda saate baktığımda gördüğüm rakamlarla dudaklarım kıvrılırken koğuştan çıkarak dışarı doğru adımladım, eğitim alanına geldiğimde gördüğüm kalabalık daha çok keyfimi getirmişti.

"İşte kendisi de geldi, bugünkü dövüş dersinizi Üsteğmen Nüha Ertunç'tan alacaksınız." diyen Yüzbaşı Tuğçe Demirhan'la hafifçe kafamı eğerek selam vermiştim, kendisi evliydi ve şu anda da beş aylık hamileydi.

"Günaydın Yüzbaşım." dediğimde sert ifadesine rağmen hafifçe dudakları kıvrılmıştı.

"Günaydın üsteğmenim, bizimkiler size emanet." diyerek göz kırptığında neden böyle bir işe kalkıştığımı bildiğini anlamıştım.

"Hiç şüpheniz olmasın yüzbaşım." derken yüzümü askerlere çevirdim.

"Ben arkadayım o zaman." dedikten sonra omzuma hafifçe vurarak ilerlediğinde bakışlarım askerler üzerinde gezinmişti.

"Nasılsınız asker?!" diye haykırdığımda hep bir ağızdan aynı cevap verilmişti.

"SAĞOL!" Tek bir kişi hariç diğer herkes bağırırken bakışlarım bana nefretle bakan gözlere tutundu. Kahve gözleri öyle nefretle bakıyordu ki her an boğmak istiyormuş gibiydi.

"Fazla uzatmadan eğitime geçelim, aranızda en yüksek rütbeli kimler var?" diye sorduğumda herkesin bakışları ona dokunmuştu, aralarında ki en yüksek rütbeye o sahipti.

"Ben komutanım." dediğinde daha çok kusar gibi bir hali vardı.

"Rütben ve adın asker?" dediğimde kasılan çenesiyle bir adım öne geldi.

"Astsubay kıdemli çavuş Burçin Tekin." diye haykırdığında yüzümde mimik dahi oynamadan diğerlerine döndüm.

"Hareketleri öncelikle arkadaşınızda göstereceğim, dikkatle izleyin." dedikten sonra bakışlarımı ona çevirip gözlerimle yanımı işaret ettim. "Dövüş pozisyonu al ve saldır, beni yere devirene kadar istediğini yapmakta özgürsün."

Dudakları kıvrıldığında hızla beremi çıkartarak yanda ki duvarın üstüne bıraktım, işte en eğlenceli kısım başlıyordu!

Hızla pozisyon alarak yumruğunu salladığında sola doğru kayarak çevik bir şekilde yumruğunu savurdum, diğer bir yumruğunu tekrar salladığında bu sefer elini tutarak hızla büküp elimi nefesini kesercesine boynuna sardım.

"Hata 1, karşında kim olduğunu asla unutma." derken elimi biraz daha sıkılaştırdığımda moraran yüzüyle hızla geriye doğru savurdum. Öksürük krizine girdikten sonra derin nefesler alarak nefret dolu bakışlarını bana yolladı. Tekrardan bana doğru atılarak tekme atmaya çalıştığında hızla geriye kaçarak bana çarpmasını engelledim, ardından hiç beklemeden havada dönerek tekme atmaya çalıştığında o havadayken karnına tekme atarak geriye doğru uçmasını sağlamıştım.

"Hata 2, boyunu aşan bokları yapma." dediğim sırada zorla da olsa ayağa kalkarak afallayan suratını gizlemeye çalıştı. Geriye doğru birkaç adım attıktan sonra hızla üzerime koşup zıplayarak yumruk atmaya çalışmıştı ki elini yakalayarak omzumdan arkaya fırlatmamla etkisiz hale geldi. Elimde ki kolunu çevirerek sıkmaya devam ettiğimde gözlerinde gördüğüm korku beni tatmin etmeye yaklaşmış sayılırdı.

"Hata 3, bir özel kuvvetlerin kimliğini asla ifşalama." derken elimde ki kolunu hızla bükmemle büyük bir çatırtının ardından yüksek sesli çığlığı etrafa yayılmıştı. Kolunu sıkmayı bırakmadan önünde eğilerek elimi bağıran ağzına sıkıca yaslayıp onu susturduktan sonra yüzüne yaklaştım. "Bir daha tekrarlanırsa askerlik hayatınla uğraşmam, direk gebertirim seni." Ağzında ki elimi daha da sıktım. "Anladın mı yoksa daha iyi kavraman için bacağını da kırmalı mıyım?" dediğimde hızla kafasını olumsuz anlamda sallarken gözleri acıdan ve korkudan yaşarmıştı.

Tüm tenimi saran nefret zihnimi bulandırırken onun elimde can vermesi için adeta yalvarıyordu fakat şu anda zamanı değildi. Askerliğin erdeminde önce uyarmak gelirdi, anlamazsa iş bitirilirdi.

"Son bir uyarı daha, eğer bir daha değil onun ismini ağzına almak zihninden bile geçirirsin bu halimi mumla ararsın. Anlaşıldı mı?" dediğimde kafasını hızla olumlu anlamda salladı. "O küçük beynine şunu iyi sok, o sadece bana ait."

Hızla ellerimi üzerinden çekerek ayağa kalktıktan sonra sakince üstünden atlayarak beremi alıp başıma geçirmemin ardından bakışlarımı yüzbaşıya çevirmiştim.

"Devamı sizde yüzbaşım, teşekkürler." diyerek hafifçe gülümsediğimde bana karşılık vererek sırıtmıştı.

"Elinize sağlık üsteğmenim." dediğinde gülerek arkamı dönüp korkulu gözlerle bana bakan askerlere baktım.

"İyi dersler!"

"SAĞOL!" diye hep bir ağızdan haykırdıklarında yerde acıyla yatan asker de haykırmıştı, sanırım adam olmaları için korku gerekliydi.

"Kendi başına revire gidecek." derken yerde yatan askeri gösterdim.

"EMREDERSİNİZ KOMUTANIM!"

"Burası sıcacık yuvanız değil, burası bir askeriye ve sizde bu vatanın askerisiniz. Amacı ne olursa olsun yanınızda ki adama ihanet edemezsiniz, edenler elbet ki cezasını çekecektir." diyerek arkamı dönüp ilerlediğimde kapıya yaslanarak bizi izleyen Han'ı farketmiştim. Yanına ilerledikçe dudaklarında ki sırıtışı can bulurken ben yüzüm ise hala sertti.

"İşte şimdi özel kuvvetlerde olduğuna inandım komutanım..."

~~~~~~~~~~~~~~

Vee bölüm sonuuu!!!!

Mirza'mda Mirza'm...

Sizce nasıldı bölüm?

Nüha Üsteğmenime hepimiz bir erimedik mi arkadaşlar???

Peki Mecnun ile Leyla'mın tatlılıkları...

Cuma günü görüşmek üzere...

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!!

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

2 yorum