İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 13 · 25 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 13

12. KISKANÇ

~Bölüm Şarkıları~

Kenan Doğulu~Tencere kapak

Buray~Alaz Alaz

Herkese yeni bölümden merhabalar efenim!!!

Nasılsınız? (Cevap verin diye soruyorum, yorumda verin lütfen!)

Bende iyiyim teşekkürler ☺️

"Gözlerinde kaybolmuşum, zaman durmuş mest olmuşum... zaten başım dönüyor, seni fazla kaçırmışım, dudağından çok içmişim." diyerek sizi bölüme uğurluyorum efenim!!!

İyi okumalar!

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~~~~~

Bir insan yaşadığı şaşkınlıktan ne kadar gerilebilirse o kadar gerilmiştim, kaskatı olan bedenimin yanı sıra zihnim oldukça sesliydi. Sanki evren o an kahrolası bir ağır çekime geçmişti ve tek hızlı kalan ben olmuştum. Omuzlarımda ki elleri sıkılaşırken yüzüme yaklaşan yüzüyle kaşlarım daha da çatıldı. Belki normal biri olsaydım şu an da beni öpebilirdi ve ben karşı çıkamazdım fakat ben hiçbir zaman normal olmamıştım!

Yüzlerimiz arasında santimler kala kafamı hızla geri çekip sertçe ona savurduğumda hayat bir anda ağır çekimden çıkmıştı, sinirlerim git gide bir volkan misali içimde kükrerken omuzlarımda ki ellerini sertçe iterek tam göğsüne tekme atıp geriye savrulmasını sağladım. Acıyla burnunu tutarak yüzünü buruşturduğunda tam bir tekmeyi daha yüzüne geçirecektim ki arkadan bir el hızla koluma sarılarak beni geriye çekip önümde bir duvar misali dikildi.

Köşede ki nöbetçi askerler hızla silahlarını Hasan'a doğrulttuklarında bakışlarım onlara kaymıştı ki önümde ki beden beni bırakarak karşısında hala pişkince gülen adama ilerledi. Sakin adımlarının tam aksine yumruğunu öyle sertçe yüzüne geçirmişti ki Hasan geriye doğru savruldu, düşmesine ramak kala kendini toparladığında Han onu yakalarından yakalayarak kendine çekmişti. Sanırım o yumruğu ben yeseydim üç ay komada kalırdım!

"İndirin silahları, sizlik bir durum yok." diyerek bakışlarımı tekrar askerlere çevirdiğimde tereddüt etselerde emrimi uygulayarak silahlarını indirdiler.

"Seni geberteceğim, duydun mu lan beni? Öyle ki o sikik parçalarını Hakkari'nin dağlarından toplayacaklar." derken omuzlarından sertçe iterek askeriyenin sınırlarından çıkardığında bende peşlerine takıldım. Bir sivili öldüremezdi, bu emredilen en büyük yasaktı. Askerliği yanardı...

"Buyur gel küçük kardeşim, hadi öldürsene!" diye haykırdığında Han tekrardan ona atılıp bir yumruğu daha yüzüne geçirdi. Sendeleyen Hasan hızla dizlerinin üstüne düştüğünde Han ise hiç beklemeden yüzüne geçirdiği tekmeyle onu tamamen yere sermişti, tam üzerine çıkacaktı hızla karşısına geçerek bana bakmasını sağladım.

"Delirdin mi Han? Durmak zorundasın artık." dediğim sırada arkadan bir kahkaha daha yükselmişti. Grilerinden neredeyse ateş çıkartacak kadar sinirli olan Han'ın bakışları bana dokunmazken sadece o salağın üzerindeydi, gergin omuzları ve sıktığı çenesiyle sanki öldürmemek için kendisi zor tutan bir hali vardı.

"Tadını öğrenememek beni çok üzdü, kesin kendisi gibi çok tatlıdır." diye mırıldanan Hasan'la hızla beni yana iten Han yerde ki adama ilerleyip yakalarına sarıldıktan sonra yüzünü kendisine çekti.

"Seni orospu çocuğu!" derken yumruğunu tekrar yüzüne geçirdiğinde bunu art ardına devam etmeye başladı. Ellerinin nasıl titrediğini burdan görebiliyordum fakat bir sorun vardı, Hasan karşılık vermiyordu.

"Han, yeter!" diye haykırarak koluna sarılsamda beni hızla geri iterek kaldığı yerden devam ediyordu, kandan yüzü tanınmayacak hale gelmişti ve devam ederse her an ölebilirdi. Arkamı döndüğümde neredeyse tüm askeriyenin kapının önünde dikilerek izlediklerini görmüştüm, kahretsin! Artık sakinleşmesi gerekiyordu ve lanet olsun ki aklıma tek bir seçenek geliyordu.

Tekrar savurduğu yumruğunu havada yakaladıktan sonra kollarımı boynuna sararak kafasını boynuma gömmesini sağlamıştı, bu işlemin işe yaraması gerekiyordu. Eğer aklımda ki şeyi yaparsam işte o zaman büyük bir olay çıkabilirdi! Kafasını boynuma gömerek derince nefesler almaya başladığında bende derince bir nefes almıştım, sırtında ki elimi saçlarından geçirerek hafifçe okşadım.

"Sakinleş good boy." diye mırıldandığımda söylediğim cümleye sonra gülecektim. Yüzbaşıyı da it etmedim demezdim artık! Ama haklıydım, sinirli bir kurt gibi saldırmıştı bir anda adama!

Orada ne kadar süre bu pozisyonda kaldık bilmiyordum fakat belime sarılı koluyla beni geriye çektiğinde bakışlarım az öncekinin aksine daha sakin bakan grilerine dokundu. Elimin altında yumruk olan elinin hala titrediğini hissedebiliyordum lakin yine de biraz olsun sakinleşerek mantığını devreye sokması da iyi bir şeydi sonuçta...

Yerinden doğrularak bakışlarını Hasan'a çevirdiğinde belimde ki eliyle beni geri çekmişti. Yüzü kan içinde kalmış olan Hasan hala hafiften sırıtıyordu, amacı neydi bu adamın?

"Seni bir daha değil ona dokunmak..." derken tekrar kasıldığında belimde ki parmakları adeta tenime saplanmıştı. "Üç kilometre yakınında görürsem o puşt bedenini yerden kazımak zorunda kalırlar."

Sözlerinin ardından arkasını dönerek ilerlemeye başladığında belimde ki elini çekerek bileğime sarıp beni de ardından sürüklemişti. Kapıda ki askerler hızla etrafa yayıldıklarında bunun mantıklı bir karar olduğunu düşünmüştüm, elimde olsa bende şu an bu bakışların döndüğü yerde olmak istemezdim. Sadece gözleriyle bile birini öldürebilir gibi bakıyordu.

Hızla içeri girdiğimiz de tam albayın kapısının önünden geçmiştik ki sertçe açılan kapının ardından gelen sesle durmak zorunda kalmıştık.

"Yüzbaşı odama, derhal!" diye haykıran Melike albayla gözlerimi sıkıca kapatma isteğimi zor bela tutabilmiştim.

"Sen odamda beni bekle." diyerek cebinde ki anahtarı çıkartıp elime tutuşturduktan sonra hızla albayın odasına girerek kapıyı kapatmıştı. İçim içimi yerken dişlerimi serçe dudaklarıma geçirdim, bu böyle olmazdı. Bu hikaye de suçlu olan kişi o değildi ki, benim yüzümden kışkırtılmıştı sadece. Verdiği anahtarı cebime atarak hızla albayın odasının önüne geldikten sonra kapıyı çalıp cevap vermesini beklemeden içeri girdim.

Bu davranışımla zaten sinirli olan Han'ın bakışları öfkeyle daha çok kararırken onu umursamadan albaya dönmüştüm.

"Ne diyeceksen sonra Üsteğmen." diyen albayla karşısına gelerek hazır ola geçtim.

"Onun bir suçu yok albayım, Hasan bana saldırmak istediği için iç güdüsel bir koruma dürtüsü ile hareket etti sadece." dediğimde ellerini sertçe önünde masaya çarparak ayağa kalktı.

"O dürtü bir sivilin ölümüne sebep oluyordu nerdeyse Üsteğmen, ayrıca sen korunmaya mı muhtaçsın?" dediğinde kendi kendimi yaktığımı hissetmiştim sanki! Hay sikeyim ya!

"Hayır albayım fakat benim elimden çıktıktan sonra şu anki gibi nefes alacağını sanmıyorum. Yüzbaşı bir nevi benden korumak istedi." İyi çevirmiştim!

Sözlerimin ardından derin bir nefes alarak tekrar yerine oturan albayın bakışları yanımda ki adama dönmüştü.

"Dua et ölmedi Yüzbaşı, yoksa seni ben bile kurtaramazdım. Şimdi defolun gözümün önünden!" diye haykırdığında hızla geriye dönerek odadan çıktığımızda Han beklemeden ilerlemeye başlamıştı, albayın odasında tek kelime dahi etmemesi beni daha çok korkutuyordu. Odasının önüne geldiğimizde hızla anahtarı cebimden çıkartarak ona uzattığımda elimden alarak sertçe kapıyı açtı, ardından kapıyı açık bırakarak içeri girdiğinde boğazım gerginlikten kurumuş ve dün gecenin hatırası olan başım deli gibi çatlıyordu.

İçeri adımladıktan sonra kapıyı ardımdan kapatarak bakışlarımı ona çevirdiğimde hızla üzerinde ki kamuflajın gömleğini çıkartıp masanın önünde ki koltuğa attığında dar siyah bir sporcu atletiyle kaldığında derince yutkunmuştum. Bakışlarımı geniş omuzlarından asla ayıramazken adımlayışını izlemiştim bir süre, kendi koltuğuna oturduktan sonra grileri bana dönmüştü. Kapıya yaslanarak onu izleyen bana bir süre baktıktan sonra arkasına yaslandı. Yüzünde hala mimik oynamazken bu biraz tırsmamı sağlamıştı, sadece biraz!

"Kapıyı kilitle ve buraya gel." dediğinde bir kez daha yutkunmuştum. Kapıyı niye kilitliyordum ki? O bu kadar sinirliyken zihnimi ne yazık ki fanteziler dolduramıyordu! Fakat yine de dediğini yaparak kapıyı kilitleyip ona doğru birkaç adım attıktan sonra hemen önünde durdum. Bakışları avına kitlenmiş bir kurt misali beni izlerken kalbim git gide hızlanmaya başlamıştı. "Otur." diye mırıldandığında kaşlarım çatıldı. Oturacaksam niye yanına çağırmıştı ki? Tam geriye doğru adımlayacaktım ki sesiyle adımlarım duraksadı. "Kucağıma."

Sert bakışlarım hızla ona dönerken artık gözlerinde ki öfke umrumda bile değildi.

"O kadar da değil." dedim sert çıkarmaya çalıştığım sesimle. Sözlerimin ardından hızla koluma uzanarak beni kendisine çekip bacaklarının arasına aldığında lanet olası reflekslerimin neden bu adamın karşısında çalışmadığını düşünüyordum! Ellerini bacaklarıma getirerek sıkıca tuttuğunda bakışlarımı grilerinden bir an olsun ayıramıyordum, öfkenin yanı sıra içinde gezinen arzunun parıltılarını görmek sebepsizce titremem için büyük bir sebepti.

"Kucağıma gel dediysem kucağıma gelmelisin kuğu." dedikten sonra sağ bacağımı kaldırarak yan tarafına koyduğunda kucağında yarı oturur bir pozisyona geçmiştim. "Kokunun aklımı bulandırarak o piç kurusunu düşünmemem için bana izin vermelisin." derken diğer bacağımı da kucağına çektiğinde artık tamamen dizlerinin üstünde oturuyordum. Üzerimde sadece yeşil bir tişört olmasına rağmen yandığımı hissedebiliyordum.

"Sen delirdin iyice Han, biri gelirse ne yapacağız?" dediğim sırada elini saçlarıma atarak topuzumu açtığında ona karşı çıkmadan sadece gözlerine bakmıştım. Henüz kurumayan saçlarım omuzlarıma dökülürken dudaklarının kıvrıldığını görmüştüm, bakışları saçlarımda dolanırken parmaklarını tutamların arasında gezdirdi.

"Nasıl oluyor hem bu kadar sinirlenmemin sebebi hemde en iyi sakinleştiricim olabiliyorsun?" diyerek sözlerimi gram umursamadan konuşmasını bile kafaya takamamıştım, kalbim sözleriyle ısınmaya başlamıştı. Ruhum adeta varlığı için dua ederken ne diyeceğimi bilememiştim. Suskunluğum kelimelerinin bir araya gelerek oluşturduğu hissi bastırmak yerine daha da körüklüyordu içimde, bu kadar sevmek kesinlikle yasaklanmalıydı...

"Sinirlenme sebebin ben değilim." diyerek zorla bulduğum sesimle cevap vermiştim. Elini yanağıma getirerek hafifçe okşadığında çeneme getirdiği parmaklarla yüzümü kendisine doğru çekti.

"Evet, değilsin. Sinirlenme sebebim sana benden başka kimsenin dokunmasını istememem." dedi sakinleşen ses tonuyla. "Ve bu çok büyük bir takıntı biriciğim, lakin ne olursa olsun bundan vazgeçemiyorum."

"Buna diyecek sözüm yok, o dayağı haketmişti." dediğimde dudağının kenarı çapkın bir sırıtışla havalandı. Takıntı kısmını atlamıştım, çünkü ona da verecek bir cevabım olduğu söylenemezdi.

"Güzel kafaydı." diyerek kafasını eğip yüzünü bana daha çok yaklaştırdığında zihnim hafiften bulanmaya başlamıştı. Hasan'a attığım kafayı kastediyordu ama gözleri öyle bir bakıyordu ki doğru anlayıp anlamadığımı kestiremiyordum. Bakışları oldukça yoğundu ve sanki hafızasına kaydetmek istercesine yüzümün her yerinde dolaşıyordu.

"Birileri işime karışmasaydı bende sinirimi atabilirdim." dedim dudaklarımın kıvrılmasına izin verirken. Birkaç tane de ben çaksam fena olmazdı.

"Sinirini mi atman gerekiyor?" derken belimde ki kollarıyla bir anda beni kaldırıp masanın üstüne oturttuğunda artık yüzlerimiz aynı hizaya denk gelmişti. Esasında 1.75 boyumla kısa bir kız değildim fakat o çok uzundu, küçükken de hep uzun olduğu için şaşırmam yersizdi aslında. "Bir soru sordum kuğu." dediğinde sorusu zihnimde çınlamıştı. Kafamı olumlu anlamda sallayarak sorusuna cevap verdiğimde tek kaşı ağır bir hareketle havalandı. "Sesin nereye kayboldu Üsteğmen?"

Sert sesiyle yüzü daha da yakınıma gelirken dudaklarımız arasında kalan bir karışlık mesafe ciğerlerimde havanın bile donmasını sağlıyordu. Bakışlarımı zor bela dudaklarından ayırarak gözlerine çıkardığımda sinirin tamamen yok olarak yerini hınzır parıltılara bıraktığını fark etmiştim. Benimle oyun oynamak mı istiyordu? O zaman oynardık!

"Evet ve sinirimi atmam gerekiyor. Sanırım bunun için Cem'den yardım isteyeceğim, umuyorum ki alternatif seçenek..." derken dudaklarıma yaslanan dudaklarla sözüm yarı da kesilmişti. Ensemde ki parmakları beni sıkı sıkıya tutarken dudaklarının baskıcı etkisine daha fazla dayanamayarak öpüşüne karşılık vermiştim. Ellerim saçlarının içine girerken damağımda ki tadıyla neredeyse inleyebilirdim, bu çok farklı bir histi. Beni aynı anda parçalara ayırırken bir yandanda birleşerek tekrar var olmamı sağlıyordu sanki.

"Kimden yardım isteyeceksin bir daha söyle de gidip hayatını karartayım?" diyerek dudaklarını benden ayırmadan konuştuğunda tırnaklarımı sertçe ensesine geçirdim. Bu hareketimle boğazdan gelen hırıltısı kulağımı doldurduğunda kasıklarımda ki ağrı git gide daha çok artıyordu.

"Çok hırçınsın bulut adam." dediğimde dudaklarımın üzerinde ki dudakları kıvrılmıştı.

"O zaman hırçınlığım geçene kadar terapiye devam etmeliyiz." diyerek tekrardan dudaklarıma atıldığında istemsizce inleyerek ona karşılık vermiştim. Alt dudağımı dudaklarının arasına hapsederek emdikten sonra zaman kaybetmeden üst dudağıma geçtiğinde hızına yetişmeye çalışıyordum, dudaklarımın arasından sıyrılan dili ise kesinlikle son noktaydı. İkimizde aynı anda inlediğimiz sırada çalan kapıyla kaşlarım çatılmıştı, tekrar çalındıktan sonra açılmaya çalışılan kapıyla geriye doğru çekilmiştim ki yanağımı kavrayan eli tekrardan enseme çıkarak beni kendisine çekip kaldığı yerden devam etti.

"Ula içeri girup kapıyi niye kitledun? Adami etmişsun zate haşat." diyen Mecnun'la geriye çekildiğinde ikimizde nefes nefese kalmıştık. Aklımı başımdan almıştı tamamen!

"Geleceğin zamanı sikim." diyerek alnını alnıma yasladığı sırada arka fonda çalan telefonu ikimizde o an fark etmiştik. Demek içeri de olduğunu bu şekilde anlamıştı. Dudağıma küçük bir öpücük daha kondurmuştu ki susan telefon tekrar çalmaya başladığında gözlerini kapatıp geriye çekilerek telefonu açtı. "Ne var amına koyim, ne?!"

"Kapıyı niye kitledun da?" dediğinde hemen kapının ardında olduğu için sesi duyuluyordu.

"Senin gibi amcıklar gelip daha çok sinirimi bozmasın diye." derken parmaklarını omzumda ki tutamlara sararak oynamaya başlamıştı.

"Biz sağa bayiliyruk zate, koduğumun sik kafalisi. Nüha'yı arayrum, nerda?" diye sorduğunda kaşlarım havalanmıştı. Aralarında ki samimiyet her zaman oldukça komik oluyordu fakat niye beni aradığını anlamamıştım.

"Niye? Ne yapacaksın?" dedi Han soran bir sesle bakışları bana değerken.

"Ula Leyla'm kitledu kendunu revire, çıkmay." dediğinde gülmemek için dudaklarıma dişlerimi geçirmiştim. Aklıma dün gecenin hatıraları geldikçe gülüşüm solarken Leyla'yı çok iyi anladığımı fark etmiştim.

"Bilmiyorum, o da kendini bir yere kilitledi herhalde." diyerek kelime oyunu oynayan Han'a bakışlarımı çevirdiğimde kıvrılmış dudaklarıyla karşılaşmıştım. "Barkın iti hala uyuyor mu?" diye sorarken yaslandığı sandalyesinden ayrılarak bana doğru yaklaştığında derince yutkunmuştum. Hayır Nüha, kızarmış dudaklarına bakmak yok! Hayır, kasılmış kol kaslarına da bakmak yok!

"Yok, o uyanuk da hala uyuyan Nehir bacumu izley. Eyi aşik oldu ha bunlar da he." dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı. Ağzına sıçacaktım onun! "Neyse ula, Nüha'dan haber alursan söyle."

"Bakarız." dedikten sonra telefonu kapattığında sabır çekerek uzaklaşan Mecnun'un sesi kulağıma gelmişti. "Ben senden de böyle bir tepki beklemiştim ama yine beni şaşırtmaya devam ediyorsun."

"Ayık olmayan bir zihnin söylediklerini ciddiye almayacağını umut ediyorum." diyerek sırıttığım da kaşları havalanırken o da tıpkı benim gibi gülmekle meşguldü.

"O zaman küçük bir iddiaya girebiliriz." derken dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde nefes almayı kesmiştim. "Eğer dün geceki sözlerin sadece ayık olmayan bir zihnin oyunuysa o geceyi tamamen unuturum, hiç yaşanmamış sayarız." diyerek dudaklarını çenemde gezdirerek kulağıma ulaştığında tenime çarpan ılık nefesi zihnimin kontrolünü ele geçirmişti. "Ama eğer doğruysa..."

Sözleri çalan kapıyla kesildiğinde sinirli bir nefes vererek geri çekildi. Bacaklarımı birbirine bastırma iç güdümle savaşarak derince bir nefes almıştım, gelen her kimse çok büyük bir teşekkürü hak etmişti.

"NE VAR LAN?" diye adeta kükrediğinde yerimden bir ufak zıplamış olabilirdim.

"Komutanım çömezlerin eğitim saati geldi, haber etmemi istemiştiniz." diyen askerin bile korkudan sesi titremişti. Hakkı vardı, adam kesinlikle çok korkutucuydu.

"Hay sikeyim!" diye mırıldanırken ellerini sertçe saçlarından geçirerek dağıttı. "Tamam, gidebilirsin." Saçları ne uzundu ne de çok kısaydı, önden birkaç tutam alnına dökülecek kadar uzundu ve bu hali aşırı seksi duruyordu. Bakışları bana döndüğünde yanağımda ki eliyle beni kendisine çekerek sertçe dudaklarını dudaklarıma yasladığında ani hareketi karşısında hücrelerime kadar titrediğime yemin edebilirdim. Kısa fakat oldukça etkili bir öpücüğün ardından geriye çekildiğinde alnını alnıma yaslayarak nefeslerini sakinleştirmeye çalışmıştı. "Bu iş burada kapanmadı kuğu, onu illaki bir gün öğreneceğim."

"Çömezler seni bekler Yüzbaşı." diyerek geri çekilip göz kırptığımda kaşları çatılmıştı.

"Asker oldukları güne lanet edecekler." derken sırıtarak ayağa kalktığında bende masadan inerek karşısına dikilmiştim.

"Yazıktır, bir şey yapma çocuklara." dediğimde gülüşü daha da büyürken kolunu omzuma atarak kapıya yöneldi. Koltuğun önünde duraksadıktan sonra kamuflajın gömleğini alarak hızla üzerine geçirdi ardından masanın üstünde ki iki bereyi de eline aldığında kaşlarım hafifçe çatılmıştı, ikinci bere kimindi?

"Beren geçen gün burada kalmış yavrum." diyerek bana uzattığında hatırladığım anıyla dudaklarım kıvrıldı, tabi akıl mı bıraktı bizde paşam?!

Saçlarıma elimi atarak hızlıca bir topuz yaptığımda uzattığı tokamı da alıp sıkıca bağladım, tam bereye uzanacakken beni durdurup yakınıma gelerek başıma geçirdiğinde sırıtmamı bir türlü durduramıyordum. Lanet herif bizi iyice Leyla etmişti ya!

"Yanaklarınla çok uyumlu beren." derken hızlıca yanağıma dudaklarını bastırdığında hafifçe kıkırdadım.

"Uyuz Yüzbaşı! Hadi, çocuklar seni bekliyor." dediğimde tam geri çekilmişti ki bir anda çatılan kaşlarıyla duraksadı.

"Sen bana dışarda good boy mu dedin?" dediğinde gülmemek için yanağımın içini ısırırken kafamı olumsuz anlamda salladım. Hızla geriye doğru adımlayarak anahtarı çevirmiştim ki iki elini de kapıya dayayarak üstüme eğildi.

"Aklın dağılsın diyeydi ama biraz geç dank etti, jeton köşeli herhalde." diyerek kahkaha atmaya başladığımda bir süre sessizce beni izlemişti. "Hadi git, çocukları engin bilgilerinden mahrum bırakma."

"Engin bilgilerimi üzerinde zevkle kullanacağım kuğu." derken saçlarıma bir öpücük bırakarak geri çekildi. "Bir saat sonra eğitim alanında olun hepiniz." dediğinde gülüşümü sonlandırarak kendimi çeki düzen verdiğim sırada bakışlarım ellerine takılmıştı. Üstü yumruk atmaktan hep soyulmuştu.

"Önce pansuman yapılacak." dedim itiraz istemeyen bir sesle.

"Merak etme kuğu, iki sıyrıktan ölmem." diyerek sırıttığında hala yüzümde mimik dahi oynamadan ona bakıyordum. "Tamam başımın tatlı belası, tamam." derken belimden tutarak kapının önünden çekip kapıyı açtığında hızla ilerlemeye başlamıştık. Belimde ki kolunu çektiğinde uzaklığı ürpermesi sağlasa da revirin önüne doğru ilerliyorduk. "Boynunda ki morartı nerde?" diye sorduğunda gözlerim büyürken hızla etrafta biri var mı diye baktım. Uyuz herif haykırarak söylüyordu bir de!

"Gitti komutanım, bir daha gelmeyecekmiş. Öyle söyledi." dediğimde kaşları çatılırken adımları duraksadı.

"Teninde ki izlerimi görmeyi seviyorum ve onları kapatman sadece daha fazlasını yapma isteğimi körüklüyor." dediğinde hızla omzuna bir tane geçirmiştim.

"Bağırıp durma karargahın ortasında." derken vurduğum elimi tutarak beni hızla kendisinin çekti.

"Aşkımı sakınacağımı kim söyledi kuğu?" demesiyle kalp atışlarım maratona başlamıştı. İlk kez bu kadar açık bir şekilde dile getirmişti ve kesinlikle bunu hep yapmamalıydı, kalbe zarardı. "İsteyen istediğini düşünsün, sen benimsin ve bunu herkes bilecek."

Sözleri zihnimde kasırga etkisi yaratırken bakışlarım sadece grilerindeydi, bulutlar daha da grileşmiş, yağmurun habercisi gibiydi. Her defasında dahası olmaz dedikçe tek bir kelimesiyle ruhumu yerle yeksan edebiliyordu.

"Anlaşıldığımı umuyorum." dediğinde kafamı olumlu anlamda sallamıştım. Aradan geçen senelerin ardından onun çok değiştiğini sanmıştım, fakat hala aynıydı. Tıpkı deli Karadeniz'in dalgaları gibi hırçın, güneşi kadar da sıcaktı. O Karadeniz'in ta kendisiydi...

Sözlerinin ardından tek kelime edememiştim ve o da bunu anlayarak ses etmeden ilerlemeye devam etmişti, tek değişen büyük elinin içinde kaybolan elimdi. Birinin bizi görmesi tehlike arz edebilirdi lakin hayatımda en sevdiğim tehlikeydi sanırım...

"Aşkımı sakınacağımı kim söyledi kuğu?"

"İsteyen istediğini düşünsün, sen benimsin ve bunu herkes bilecek."

Zihnimde bir saniye bile susmayan sesiyle çok tuhaf hissediyordum. Her an çıkıp dışarı haykıracak kadar enerjik lakin bir yandan da mutluluktan ağlayacak kadar duygusaldım. Bunun adı aşk mıydı?

"Hala çıkmadı mı?" diye soran Han'la revire geldiğimizi yeni fark etmiştim. Bakışları hemen kapının önünde sırıtarak elimize bakan Nehir'deydi.

"Yok komutanım, kendi kendini esir aldı." dediğinde bile zihnim hala yanımda ki adamın sesiyle yankılanıyordu.

"...sen benimsin ve bunu herkes bilecek."

Gözlerimi sıkıca kapatıp açarak kendime gelmeye çalıştım, mantığımın artık gelmesi gerekiyordu.

"Ben hallederim." diyerek hiç istemesemde Han'ın elinde ki elimi çekerek kapıya ilerledim. "Leyla Han'ın eline pansuman yapılacak." dedim kapıya tıklatarak. Hızla açılan kapıyla dudaklarım kıvrılırken içeri girmiştim, onu vazgeçiren tek şey işiydi.

"Ulan şurada mabadımı yırttım, tek lafa açtın be Leyloş." diyen Nehir'i umursamadan bakışımı grilere çevirdim. Kafamı içeriye doğru salladığımda dudaklarında ki hareketle içeri doğru adımlayarak sedyeye oturdu.

"Ne oldu? Bir olay mı var? Mecnun iyi mi?" diye soran Leyla'yla sedyenin kenarına yaslanmıştım. Sevgisini ne güzel belli ediyordu.

"Bir sorun yok, komutanın yumrukları kaşındı sadece." dediğim sırada Leyla ise hızlıca eline pansuman yapıp sarmıştı.

Bakışlarım grilerinden bir saniye bile ayrılmazken o ise sadece bana odaklıydı, bakışları öyle derindi ki içimi gördüğüne bile yemin edebilirdim. İşi biten Leyla geriye çekildiğinde özel olarak bakışlarını kaçırıp arkasında ki dolaba ilerlemesiyle bakışlarım Nehir'le çakışmıştı, gözlerini devirdiğinde durumu anlamıştım.

"Bir saat sonra İnfirat eğitim alanında olsun." diyerek yerinden kalktığında Nehir'le ikimiz kafamızın olumlu anlamda sallamıştık.

"Emredersiniz komutanım." İkimiz aynı anda cevap vermiştik lakin bakışlara hala benim üzerimdeydi. Bir adımda bana yaklaşarak yanağıma dudaklarını bastırdığında midemdeki kelebeklerin dışımda can bularak etrafımı sardıklarını hissedebiliyordum.

"Ben eğitime geçiyorum biriciğim, bir şey olursa ara." diye kulağıma mırıldanarak geri çekildikten sonra reviri terk ettiğinde hala sırıtarak ardından bakmakla meşguldüm ki kapanan kapıyla kendime gelebilmiştim.

"AAAAA!" diye çığlık atarak olduğu yerde zıplayan Nehir'le bende gülmeye başlamıştım. "Ben az önce rüya görmediğim değil mi? Mirza komutan gitmeden önce yanağına öpücük mü kondurdu?"

"Valla ben bile şaşkınım, adam ruhu yok gibiydi." diyen Leyla'yla dudaklarım daha çok kıvrılırken elimi hızla yüzüme kapatarak gülüşümü gizlemeye çalışmıştım.

"Ay bunlar çok tatlı oldular kız, aferin bana!" dediğinde elimi yüzümden çekerek Nehir'e inanmaz bakışlarım attım. "Ne var be? Benim sayemde oldunuz. Yalan mı?"

"Biraz katkın olabilir." dediğimde bakışları kısılmıştı.

"Nankörsün ama şu an buna kızamam." diyerek bize doğru yaklaştığında gözleriyle Leyla'yı işaret etmişti. "Beni sik!" diye inlediğinde gözlerim irileşirken bakışlarımı Leyla'ya çevirmiştim ki hızla kenarda ki yastığı alarak Nehir'e fırlattı.

"Hepsi senin yüzünden zaten mal!" diye haykıran Leyla'yla kaşlarım havalandı. Doğru, hepsi onun suçuydu.

"Bebeğim siz sırayı karıştırıyorsunuz, bak hemen verince hiçbir utangaçlık kalmıyor." derken kahkaha atmaya başladığında gözlerimi devirmeden edememiştim.

"Seninki sen uyurken oturup seni izlemiş." dediğimde gülüşü solarken bakışlarını bana çevirmişti.

"Ne? Beni mi izlemiş?" diyerek bakışlarını bana çevirdiği sırada yanaklarının kızarmasını izliyordum.

"Noldu utanmaz hanım? Bir rengin attı." diyen Leyla'yla gözlerini devirmişti Nehir.

"Ne yapalım kızım? Bünye alışık değil, tepki veriyor." dediğinde dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Haklıydı, alışık değildik. "Ayrıca gidip kendimi odalara kapatmıyorum zeki kızım."

"Ya ne yapayım, çok utandım." dediğinde sesinden akan pişmanlığı işitmiştim.

"Rahat ol portakal, zaten eninde sonunda olacak. Düğüne kalmış bir ay, sen gerdekten utanıyorsun." dediğimde kaşları çatılırken hareketlenen eliyle koluma vurmasına izin vererek ses etmemiştim.

"İsteyerek olmuyor herhalde Van kedisi." diyerek yüzünü asmıştı.

"Kedi değil kuğu bebeğim." derken omzuma kolunu koyan Nehir'e baktım. "Harbiden kuğu nerden çıktı kız? Sen ortadan kaybolduğunda da kuğu diye haykırmıştı."

"Öyle büyük bir anlamı yok ya, küçükken kuğuları sevdiğim için taktığı bir lakaptı." ...adımdan tiksindiğim için verdiği lakaptı diyememiştim.

"Çok tatlısınız ama gerçekten ve tam da düşündüğümüz gibi çok yakıştınız." diyen Leyla'yla zihnimde ki buğulu anıları gerilere yollayarak kızlara odaklandım.

"Artık üçlü date yapabileceğiz." derken parmaklarım boynumda ki künyemle sarılan kolyeye gitti.

~~~~

Çevremde ki askerleri hayranlıkla izlerken annemin gelmesini bekliyordum, ona karar verdiğim mesleğimi artık söyleyebilirdim. Seçmem için benimle hep oyun oynardı ama karar veremezdim lakin şu an emindim.

Üstümde ki yırtık elbiselerle bankta otururken Melike asker ablanın verdiği meyve suyunu içiyordum. Annem gelince çok mutlu olacaktı, dudaklarımdan gülümsemeyle meyve suyunu içmeye devam ettim. Biraz ekşiydi ama çok güzeldi, daha önce hiç içmemiştim. Melike asker abla vişne suyu olduğunu söylemişti.

İlerden gelen askerleri fark ettiğimde heyacanla ayağa kalktım, annemi getirmiş olmaları gerekiyordu. En önde ki asker abiyi hatırlıyordum, ilk koştuğum mavi gözlü asker abiydi.

"Annem içeri de mi asker abi?" diye sordum. Yarası vardı, az önce bana bakan hemşire abla ona da bakıyor olmalıydı. Gözlerini kaçırarak derin bir nefes aldığında arkasında dikilen Melike asker ablaya baktım. "Niye söylemiyorsunuz?" dediğimde gözlerinden süzülen birer damlayı hızla sildiğini görmüştüm.

"Küçük..." diyen asker abiyle bakışlarım ona dönmüştü. Benim boyuma gelerek mavi gözlerini bana çevirdiği sırada bakışlarım kıyafetinde ki isimle çakışmıştı. Yalçıner... "Annen bunu sana gönderdi ve çok uzun bir yolculuğa çıktığını söyledi." diyerek elinde ki kolyeyi uzattığında gözümden bir damla yaş süzüldü. Ucunda melek figürü olan annemin kolyesini elime aldığımda ne olduğunu anlamıştım.

Annem askerleri çok severdi hep, her şehit haberi duyduğunda dudaklarından tek bir kelime dökülürdü.

"Vatan sağolsun." diye tıpkı onun gibi mırıldandığımda asker abinin de gözünden bir damla yaş süzülmüştü. Ağlamamak için ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da göz yaşları durmuyordu.

"Dostlar sağolsun kızım." diyerek ayağa kalktığında arkasında ki askerlere dönmüştü. "Albaya Nüha Ertunç'un öldüğünü bildirin..."

Sözleriyle elimde ki vişne kutusu yere düşerken avucumda ki kolyeyi daha sıkı tuttum.

Eğer gelseydi ona asker olmak istediğimi söyleyecektim ama...

~~~~~~

"Nüha..." diye seslenen Nehir'le girdiğim transtan çıkarken bakışlarımı ona çevirdim. "Manitanı mı düşünüyordun kız?"

"Sus be." diye gülerek revirden çıktığımda onlarda peşime takılmışlardı. Yemekhaneye doğru ilerlerken gözlerimden tek bir yaş düştü.

Ne olursa olsun intikamını alacağım annem, adın gibi intikamın da bana emanet...

O olaydan aylar sonra kimliğime baktığımda gördüğüm isim beni dumura uğratmıştı, kendi adını bana vermişti. Bu hayattan bir öğretmen Nüha Ertunç göçerken yerine Üsteğmen Nüha Ertunç doğmuştu...

Hızla gözlerimi silerken bakışlarımı kızlara çevirip dudaklarıma gülümsememi yerleştirdim.

"Kurt gibi açım ayol." dediğimde onlarda gülmüştü.

"Manita kurt olunca tabi." diye gülen Nehir'in kafasına bir tane geçirdiğimde o da tam bana atılacaktı ki elinden kaçarak hızla yemekhaneye koştum. Onların annemin bana yolladığı meleklerimdi, bunu emindim.

****

Aradan geçen bir saatin ardından hepimiz eğitim alanında sıralanmıştık. Uzaktan bile yüzünde ki siniri belli olan Han'ı fark ettiğimde dudaklarım istemsizce kıvrılmıştı, çömezleri eğitmekten kesinlikle nefret ediyordu. Bize doğru adımladıkça gözleri üstümden saniye bile ayrılmazken derince yutkunmuştum, bakışları tüm tenime nüfuz ederek ruhumu emiyordu.

"HAZIR OL İNFİRAT!" diye haykırdığında hepimiz hızla hazır ola geçtik. "Nasılsınız!"

"SAĞOL!" diye hep bir ağızdan haykırmıştık.

"Sizde sağolun!" dedikten sonra bize doğru birkaç adım daha attığında etrafına bakındı. "Önce koşuyla başlayacağız ardından atış talimiyle bitireceğiz. Anlaşılmayan bir şey?" Hiçbirimizden ses çıkmadığında kafasını olumlu anlamda sallayarak tekrar bize döndü. "Koşu için yerlerinizi alın, toplamda 20 km koşulacak."

Hepimiz itiraz etmeden yerlerimizi aldığımız da beremi dışarı çıkmadan önce odama bıraktığım için memnundum, yere düşünce çabuk kirleniyordu. En önde ben olmak kaydıyla sıralandığımız da üstünde ki gömleğini çıkartıp yanda ki bankın üzerine bırakan Han ise hemen önümde durmuştu. Ama bu haksızlık! Dikkat dağınıklığımın tek sebebi üzerinde dar bir atletle karşımdaydı, böyle de olmazdı ama!

Bakışları bana çarparken dudağının kenarının hafifçe kıvrıldığını fark etmiştim, uyuz! Arkama döndüğümde diğerlerininde çıkardıklarını fark etmiştim ve Nehir ise tıpkı benim gibi Barkın'a bakıyordu. Bakışları bana döndüğünde hafif bir göz işaretiyle üstünde ki tişörtü işaret etmişti. 'Bizde çıkartalım.' demek istiyordu, gözlerimi yavaşça kapayıp açarken kaşlarımı kaldırdım. Bu da 'bekle, şimdi değil.' demek oluyordu. Oflayarak önüne döndüğü sırada kapı da dikilen Leyla'yla bakışlarım çakıştı ve tabiki Mecnun'da çıkarmıştı üstünü, kaşları çatık bir şekilde onu izliyordu. Leyla masumdu, biraz da saftı ama sinirli halini kesinlikle görmek istemezdiniz!

"BAŞLA!" diye haykırarak koşmaya başlayan Han'la hepimiz peşine takılmıştık. 10 turun ardından nefes nefese kalmış halimle koşmaya devam ederken bakışlarım ezkaza kapının oraya takılmıştı, takılmaz olaydı. Askeriyenin neredeyse yarısı buradaydı ve bunların çoğu ise kadın askerlerdi, sinirden sağ gözüm seğirmeye başladığı sıra Nehir'in yanımda koştuğunu fark etmiştim.

"Ben bunları sikerim." dediğinde istemsizce ona hak vermiştim. Bir tur daha attığımızda koşunun acısı yerine içimde ki kıskançlığın gerginliğini hissediyordum.

"Kısasa kısas Nehir." dedim ellerimi tişörtün eteklerine atıp üstümden çıkarırken. Altımda ki siyah atletle kaldığımda göğüslerimin üst kısmı açıktaydı, umursamadan elimde ki tişörtü onların gömleklerinin üstüne atarken adımlarımı daha da hızlandırdım. Nehir de benim gibi çıkarttığında ikinci turu da atmıştık ve Nehir'le ikimiz en önde koşuyorduk.

"GEÇİN LAN HEPİNİZ İÇERİ!" diye haykıran Han'la dudaklarım kıvrıldı. Paşamın az önce hiç ağzı açılmıyordu oysaki!

"İÇERİ GİRENİ YAKARIM!" dedim bende tıpkı onun gibi haykırarak. Dördüncü turu da tamamladığımız sırada sertçe kolumdan çekilerek durdurulduğum da bakışlarım grilerle çakışmıştı.

"Emrimin üstüne emir mi söylüyorsun Üsteğmen?" diyerek sinirli sesiyle konuştuğunda kolumu geriye çekerek elinden kurtardım.

"Ne haddime komutanım, ne güzel izleyip öğreniyorlar işte. İçeri girmelerine gerek yok demek istemiştim. Ayrıca siz neye sinirlendiniz tam olarak anlamadım, bir saattir oradalar zaten." dediğimde çatılan kaşlarıyla tekrar bana doğru bir adım attığında yerimden kımıldamadan onu izlemeye devam ettim.

"Kuğu asabımı bozma, giy şu tişörtünü üstüne." diye mırıldandığında benimde kaşlarım çatılırken ona doğru bir adım attım.

"Niye? Siz böyle koşarken sıkıntı yok, biz yapınca mı olay oldu?" dediğimde gözleri kısılırken dudakları hafif bir sırıtışla kıvrılmıştı.

"İtiraf etmek istediğin bir şey var mı Üsteğmen?"

"Ağzının ortasına yumruğumu geçirmek istemem dışında mı Yüzbaşı, bilemiyorum." diyerek ona diklendiğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.

"İtiraf edersen hemen üstümü giyinirim." dediğinde tek kaşım havalandı.

"Etmezsem?"

"Tamamen çıkartırım." demesiyle kaşlarımın ikiside havalandığında dudaklarım kıvrılırken geriye doğru bir adım attım.

"Etmiyorum, buyur." dediğim sırada gözleri kısılırken elini atletin eteklerine attığında hızla bende aynısını yaparak atleti hafifçe kaldırdırmıştım ki hızla ellerini geriye çekti.

"Tamam tamam dur, bir şey demedim." dediğinde dudaklarım daha çok kıvrılmıştı.

"Bende öyle ummuştum." derken ellerimi çekerek atletin düzelmesini sağladım.

"Yeter bu kadar koşu, hepiniz talim alanına geçin." diyen Han'la köşe de Leyla'yla konuşan Mecnun'u fark etmiştim, tişörtü üzerindeydi.

"Ya benum gün batumum, ciydum hemen. Etma ha böyle da." dedi Mecnun.

"Niye çıktı ama? Ne gerek var?" diyen Leyla'yla dudaklarım kıvrılmıştı.

"Çok mu kıskandun?" diyerek sarılmaya çalışan Mecnun'la kafasını diğer tarafa çevirmişti Leyla.

"Hiç sırnaşma, sinirlerimi bozdun." dediğinde Mecnun'un kollarını daha sıkı sardığı belli oluyordu.

"Ama ballim ben sağa show yapiydum, onlar gelunce hemen ciydum üzerumi."

"Olabilir ama yine de çıkarma." diyen Leyla'nın git gide gardını indirdiğini fark etmiştim.

"Sen kıskandun mi?" derken dudaklarını Leyla'nın yanağına bastıran Mecnun'la dudaklarım daha çok kıvrılmıştı. Kaderin denk getirdiği en iyi ikili olabilirlerdi...

"SİZDE GEÇİN İÇERİ, HALA DİKİLİYORLAR ORADA. AYI MI OYNUYOR LAN?!" diye haykıran Han'la odağım ona döndüğünde hemen önümde durarak beni gizlediğini fark etmiştim. Herkes söylenerek içeri geçtiğinde içlerinde ki çatılan kaşlarıyla izleyen biri dikkatimi çekmişti. Onun kim olduğunu araştırmıştım ve eğer tahminlerim doğruysa elimden çokça çekeceği vardı.

"Daha beş kilometre vardı komutanım." diyerek çenemi omzuna yasladığımda sert bakışları hızla bana dönmüştü.

"O koşuda yakacağın enerjiyi farklı yollarla yaktırmamı istemiyorsan geri bas Üsteğmen." dediğinde dudaklarım kıvrılırken hafifçe geri çekildiğimde bakışları tam önüne dönmüştü ki ensesine hızlıca bir öpücük bırakarak arkamı dönüp talim yerine koşmaya başladım. İyice ergenlere dönmüştüm ama umrumda değildi, eğlenceliydi.

Tişörtümü üstüme geçirirken silahlara göz atmıştım, her türüne ayrı bayılıyorum. Elime alıp parçalamak, temizlemek tıpkı bir terapi seansı gibiydi.

"Atışa geç Üsteğmen." diyen sesle arkamı döndüğümde ilk fark ettiğim kızaran yanakları olmuştu, kesinlikle çok eğlenceliymiş.

"Komutanım allığınız hayırlı olsun." diyerek gülmemek için kendini kasan Cem'le dişlerimi sertçe dudaklarıma geçirmiştim. "Ensesine yapıştın diye mi utandı bu?" diye kulağıma eğildiğinde bakışlarım ona dönmüştü.

"Bizi mi izliyorsun sen?"

"Sizi izlemek çok keyifli komutanım ya." derken tekrar gülmeye başladığında bu sefer bende gülmüştüm.

"Hedef yerine geç Türkoğlu!" diye haykıran Han ile Cem'in gözleri büyürken gülüşü solmuştu.

"Korkma lan, atışı ben yapacağım." dediğimde gözleri daha çok irileşirken geriye doğru bir adım atmıştı.

"Komutanım afedersiniz ama siz aşıksınız, odağınız darma dağınık." dediğinde tek kaşım havalandı.

"İyi, git ve dağılmaması için yaradana dua et o zaman." derken gözlerimi devirerek silahların yanına ilerlediğimde hızla yanıma gelen Han'ı umursamadan elimi parçalara ayrılmış silahlarda gezdirdim.

"Neye gülüyordun o itle?" dediğinde dudaklarım kıvrılırken iri cüssesiyle hedefe ilerleyen Cem'i gözlerimle takip etmiştim. 200 metre kadar ileride beş tane sopanın ucunda duran elmalar vardı, Cem tam ortadakini kaldırarak elmayı başının üstüne koyduğunda bakışlarımı yanımda ki adama çevirdim.

"Aşık olduğum için dikkatimin dağınık olup olmadığını sordu." dedim çekinmeden ya da utanmadan. Ona olan duygularım içimden dolup taşarken saklamanın bir gereği yoktu, ben ona tıpkı on beş sene önceki gibi aşıktım.

"Dağınık mı peki?" diye sorarken kıvrılan dudaklarına kayan bakışlarımı hızlı toparlayarak grilerine çevirdim.

"Yakınımda durmazsan değil." dediğimde bir adım atarak daha çok bana yaklaştığında bedeninin tamamı bana yapışmıştı.

"O zaman daha da yakınında durmalıyım." dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

"Dikkatimi daha çok dağıt diye mi?"

"Benimleyken daha dikkatli olmayı öğren diye, çünkü senden asla uzaklaşmayacağım." demesiyle o lanet kelebekler tekrardan gün yüzüne çıkmışlardı. Bakışlarım bulutlardan ayrılmazken kalbimin atışları göğsümü delip geçecek kadar fazlaydı.

"Cilveleşmenizi asla bölmek istemem ama korkudan teri götümden atıyorum komutanım, artık halletsek mi?!" diyen Cem'le Han'ın yüzü asılırken sert bakışlarını ona yöneltmişti.

"Vur alnının ortasından." dediğinde gülerek tekrar önüme dönüp zihnimi boşalttım. Bakışlarım keskinleşirken gözlerim hedefleri taramıştı. "Hazır, başla!" diyen sesi duyar duymaz hızla elimi silahlara atarak parçaları birleştirip mermileri de yerleştirdikten sonra hedeflere döndüm, hiç beklemeden beş atışı da yaptıktan sonra silahı indirdiğimde kronometreyi durduran Han'a çevrilmişti bakışlarım. "Beş saniye." derken kaşlarıyla ilgiyle havalanmıştı.

"Komutanım gücünüzden bir daha şüphe edersem beni siksinler." diye gelen Cem'le dudaklarım kıvrılırken karşımda bana ilgiliyle bakan adama göz kırparak yerime geçmiştim. Atış talimleri hep en sevdiğim ders olmuştu!

Herkes sırasıyla atış yaptıktan sonra bu günlük derslerimiz bittiğinde koğuşlara dağılmıştık. Nehir Barkın'ın yanına kaçmıştı, Leyla ise Mecnun'la dışarı çıkmışlardı, Han'ın da imzalaması gereken belgeler olduğu için odasına gitmişti. Yalnızlıkla beraber yatağımda yatarken baş ağrım artık beni çileden çıkartmaya başlamıştı, ayaklanarak revire gitmek için koğuştan ayrıldım.

Zihnimde yankılanan sözleri gülmemi sağlarken sessiz olan askeriye de ilerlemeye başlamıştım.

"Benimleyken daha dikkatli olmayı öğren diye, çünkü senden asla uzaklaşmayacağım."

Kesinlikle delinin tekiydi! Revirden ilaç aldıktan sonra yanına uğrasam fena olmazdı aslında, iki saatte yeteri kadar imzalamış olmalıydı. Tam revirin önüne geldiğimde kapıyı açacaktım ki gelen sesle duraksadım.

"Sana gebertmeni söylemiştim, nasıl elinizden kaçırırsınız? Şimdi ya benim söylediğimi anlarsa? Hayatımı bitirir." diyen sesi elbette ki tanımıştım.

Geçen günlerde Han için ortalığı ayağa kaldıran asker ve aynı zamanda beni her gördüğü yerde öldürmek ister gibi bakan, Burçin Tekin...

"Altı üstü sana ihanet eden kızını öldürüp namusunu temizleyecektin, bu bu kadar zor olmasa gerek. Özel kuvvetlerde olduğu bilgisini bile verdim, eğer açığa çıkarsam sizi yaşatmam." dediğinde ellerim yumruk olurken sağ gözüm seğirmeye başlamıştı. "O Nüha orospusunu öldür de senden başka bir şey istemiyorum."

Ve tahminlerimde haklı çıkmıştım...

~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonu!!!!

Allah'ını seven üzerime Mirza fırlatsın!!!

O nasıl sondu ayol öyle, sizce Nüha o kıza ne yapacak???

Çiftlerimiz halkında neler düşünüyorsunuz bakalım?

Leyla~Mecnun

Nehir~Barkın

Nüha~Mirza

En favoriniz hangisi bakalım?

Aaa en önemli soruyu unutuyordum!

Sizce bölüm nasıldı???

Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!

Hepinize harika hafta sonları dileyerek kaçıyorum, Salı günü görüşürüz!!

Ha bir de şeyi soracağım, instada ki hesabımdan (hesabın adı Wattpad sayfamda yazıyor) size alıntı atmamı ister misiniz? Ben genelde Tt de aktifim ama isterseniz orada da olurum.

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

1 yorum