İçeriğe geç

İNFİRAT

Bölüm 12 · 24 dk okuma

İNFİRAT

Bölüm 12

11. SARHOŞ

~Bölüm Şarkıları~

Murat Boz~Özledim

Oğuzhan Uğur~Terbiyesizim

Ebru Gündeş~Meyhaneci :)

Yeni bölümden herkese merhabalar efenimmm!!!

Şu aralar hep atacağım dediğim saatler de atamıyorum yahu, hep bir işim çıkıyor. Kusuruma bakmayın lütfen! 🥺

Yine bol eğlenceli bir bölüm oldu. :)

"Meyhaneci sarhoşum bu gece, aşığım aşık çal bu gece, tak etti canıma yalnız her gece, içiyoruz yine bu gece..." diyerek sizleri fazla bekletmeden bölüme uğurluyorum efenim!!

İyi okumalar.

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

~~~~~~~~~~~~~

Duyduğunuz şeyler bazen sizde şok etkisi yaratabilecek durumlarda bırakabilirdi, öylece bakakalırdınız. Sesiniz çıkmaz, fikir belirtmek için bile düşünemez hale gelirdiniz. Etrafımda ki havanın daha da boğuk bir hale gelmesiyle bende tam olarak öyle hissediyordum.

Aklımın ucundan dahi geçmemişti kardeş olabilecekleri, birbirlerinden tamamen farklılardı esasında. Görünüşlerinden tutun davranışlarına kadar benzeyen tek bir olgu bile yoktu. Evet, Hasan'ı sadece bir kez görmüştüm fakat bilemiyordum. Bakışlarımı anıların içinde kaybolmuş Han'a çevirdiğim de kalbim tekrar kasıldı, annesi gibi benimde mi gideceğimden korkmuştu?

Attığım bir adımla aramızda ki mesafeyi kapatırken kollarımı beline sararak başımı göğsüne yasladım, baharatlı bir parfüm kokusu ciğerlerime dolduğu sırada o ise kollarını kaldırarak bedenime sarmıştı.

"Bu yüzden konu kapansın kuğu, sen merak ettiklerini sorabilirsin ama bir daha onun yanına gitmeye çalışma. Lütfen!" dediğinde itiraz etmek istemiştim fakat şu an pek zamanı değildi. Hasan'ın beni satın alması demek Baho'yla iletişimi olduğu anlamına geliyordu ve bizi kolaylıkla ona götürebilirdi. Bunu düşünmek için zihnimin gerilerine yollarken kafamı yavaşça olumlu anlamda salladım, Hasan ona ne gibi bir kötülük yapmıştı ki bu kadar nefretini kazanmıştı? Sadece annesinin hatası yüzünden nefret edeceğini düşünmüyordum.

"Artık gitmemiz lazım o zaman, kızlar beni bekliyordur." diye mırıldandığımda geri çekilerek ona bakmamı sağladı.

"Sen az önce bana böğürme ula mı dedin?" dediğinde gözlerim istemsizce açılırken bakışlarımı kaçırdım. Sahi ben ona böğürme ula mı demiştim? Benim de iyice nevrimi döndürmüştü.

"Hayır, sen yanlış duymuşsun..." derken çalan telefonumla sözüm kesildiğinde ikimizinde bakışları arabada çalan telefonuma kaymıştı. Hızla kollarından ayrılarak telefonuma uzanıp elime aldığımda Nehir'in aradığını görmüştüm. Telefonu açarak kulağıma götürdüğümde bakışlarım Han'a dönmüştü ki sırıtarak bana doğru adımladığında sırtım istemsizce yine arabaya yaslandı.

"Ay Nünü hiç gelmene gerek yok, buradan gelinlik falan alınmaz." dediğinde kafasını boynuma gömen Mirza yüzünden sesim bir tarafıma kaçmış gibiydi.

"Neden?" dedim boğuk çıkmaması için uğraştığım sesimle.

"Valla evdeki perdeleri kesip giydirsek daha güzel gelinlik olur, Trabzon'dan bakmaya karar verdik." derken çıkan anahtar sesiyle eve geldiklerini anlamıştık. "Ayrıca bebeğim hemen eve gelsen iyi olur, harika bir gece bizi bekliyor."

"Nünü valla durdurmaya çalıştım." diyen Leyla'nın sesi arkadan duyulurken boynuma temas eden dudaklarla kasıklarıma keskin bir ağrı saplanmıştı.

"Oh ne güzel." dediğimde Nehir kahkaha atmaya başlamıştı.

"Bak dedim ben sana Nünü'm bana kıyamaz diye, hem benim size anlatacaklarım var." dediğinde belimde ki eller yavaşça omurgamda gezinmeye başladı. "Ahh bu gece delicesine fantezilerimizi anlatarak zevke gelmeye hazır mıyız?!" diye haykırdığında gözlerim irileşirken Han ise çattığı kaşlarıyla boynumda ki kafasını kaldırmıştı.

"Neye hazır mıyız dedi?" diyerek fısıldayan Han'la hızla telefonu elimle gizleyerek ses gitmesini önleyip kollarının arasında kaçmaya çalışmıştım ki üzerime abanan bedeniyle pek mümkün olmamıştı.

"Biz senin gibi sapık mıyız be!" diye haykıran Leyla'yla kulağım bir küçük çınladığında hala çatık kaşlarla beni izleyen Han'a bakıyordum.

"Espri yapıyor işte." dedim bende fısıldayarak.

"Hayır saftiriğim, aramızda sapık olmayan tek sensin. Nünü'cüm ruh emdirme merkezinde gayet mutlu." dediğinde tabiki de hala dibimde olan Han hepsini duymuştu.

"Çenenin bağını sikeyim Nehir." dediğimde artık kendini daha fazla tutamayan Han kahkaha atmaya başlamıştı.

"Lan enişte mi orada? İnsan iki belli eder be Nünü, biz nerden bilelim?" diyerek kıkırdadığı sırada ben ise karşımda ki manzarayı izlemekle meşguldüm. Gülerken gözleri kısılan Han aynı hatırladığım gibi harika gözüküyor, gülmek bir insana en fazla bu kadar yakışırdı sanırım. "Lan orada mısın? Kalp krizi mi geçirdin?"

"Tamam Nehir, gelirim birazdan." derken gülüşü sonlanan Han ona olan bakışlarımı fark ettiğinde hızla gözlerimi kaçırarak arabaya geri bindim. Siktir, ben niye binmiştim ki arabaya? Kaçarken götüm tutuşmuştu.

"Heh! tamam ama hızlı ol." dediğinde cevap vermeden yüzüne kapattığım da yan tarafın kapısı açılırken Han iri bedeniyle koltuğa yerleşip kapıyı kapattı. Şaşkın bakışlarım ondayken bir an ne yapacağımı bilememiştim.

"Hadi gidelim, beni de askeriyeye atarsın." demesiyle tek kaşım havalandı.

"Arabaya ne olacak?" derken az önce önümü kestiği arabayı gösterdiğimde koltuğa biraz daha yerleşerek kafasını arkaya yaslayıp gözlerini kapattı.

"O Mecnun götünün problemi."

Sözlerinin ardından gözlerimi devirerek arabayı çalıştırdığımda kafasını yana doğru çevirip beni izlemeye başladı. Gaza yüklenerek boş olan yolda ilerlerken bakışlarının altında eridiğimi hissediyordum, niye böyle bakıyordu ki? Hayır yani bizde de kalp vardı!

"Kırk yıl düşünsem asker olduğun aklıma gelmezdi." dediğinde bakışlarım ona dönerken dudaklarım kıvrılmıştı.

"Asker değil, özel kuvvetler askeri." diyerek göz kırptığımda tek kaşı etkileyici bir şekilde havalandı. Grilerinde ki çapkın pırıltılar kanımın daha çok kaynamasını sağlıyordu.

"Seni bir sınava mı tabi tutsak acaba? Fırtına timi iki yıldır güçten düşmüş diyorlar." demesiyle gülüşüm daha çok genişlerken gaza yüklendim.

"Götün yiyorsa buyur." dediğimde iki kaşıda havalanmıştı.

"Karşında komutanın var asker, hani terbiyen?" dediğinde göz ucuyla ona döndüğümde sırıtan yüzüyle karşılaşmıştım.

"Sivilken komutanım olduğunu kim söyledi?"

"Dün gece ömür boyu komutanın olduğumu kabul ettin ne yazık ki." diyerek omzumdaki ki tutamları geriye doğru attığında bakışlarımı yoldan ayıramamıştım. Aklıma dün gecenin sanrıları dolarken yanaklarımın ısındığını hissedebiliyordum.

"Sevgilim değil karım olacaksın."

"Bir Van kuğusuna deli olduk artık, yapacak bir şey yok."

Zihnime dolan seslerle kalbim daha çok hızlanırken karargahın önüne geldiğimizi fark etmiştim, hızla arabayı sağa çekerek inmesini beklediğimde hiçbir hareketlenme olmamıştı. Bakışlarım grilerle çakışırken hala aynı pozisyonda izlediğini görmüştüm, kafası arkaya yaslı bakışları ise bendeydi.

"İnsen mi artık? İşim gücüm var." dediğimde sanki durduğumuzu yeni fark etmiş gibi doğrularak etrafına bakındı.

"Siz şimdi kız gecesi gibi bir şey mi yapacaksınız?" dediğinde kafamı olumlu anlamda sallayarak ona bakmayı sürdürmüştüm. "Tamam, dikkatli ol. Telefonun hep açık olsun."

"Emredersiniz komutanım." diyerek dalga geçer bir sesle konuştuğumda dudakları tekrardan kıvrılmıştı.

"Karargahta ben, dışarda sen yavrum." derken hızla bana yaklaşarak yanağıma bir öpücük bıraktığında kalbim neredeyse dışardan duyulacak kadar hızlı atıyordu. "Böğürme ula dediğini de unutmadım. Böyle çalışmaya devam et, yakında lazım olur." diye kulağıma fısıldadıktan sonra geri çekildiğinde ben açılmış gözlerle karşıya bakakalmıştım. Kalbim, tamam heyecanlandıkta bu kadar atman fazla değil mi? Neye lazım olacaktı ki?!

"Öyle sinirlenince bazen çıkıyor. Alışkanlık." dediğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.

"İyi bakalım." derken hala çapkın bakışları yerli yerindeydi. Kapıyı açtığında hala bakışları benim üzerimdeydi. "Bir şey olursa ara beni..." dedikten sonra birkaç saniye duraksamıştı. "Yani olmasa da ara." diyerek bir bacağını dışarı atmıştı ki tekrar bana döndü. "Gitmek zorunda mısın?" dediğinde artık kahkahamı daha fazla tutamayarak gülmeye başlamıştım.

Gülüşümle onunda dudakları da kıvrılırken bakışları dudaklarıma kaymıştı. Yüzünde öyle bir ifade vardı ki... garipti. Sanki huzur buluyormuş gibiydi.

"Bizim burada özlemden beynimiz sikilsin, sen gül tabi." demesiyle gülüşümü durdurmak için dudağıma dişlerimi geçirmiştim.

"Evet, gitmek zorundayım Han. Ayrıca sabahtan beri birlikteyiz zaten, azıcık daha özle." dediğimde kaşları çatılmıştı fakat dudaklarında ki gülümseme hala yerli yerindeydi. İlk geldiğim zamanlar yüzünde mimik dahi oynamadığına yemin edebilirdim, iyi yol kat etmiştik.

"Ha diysun ki kafayı ye." dediğinde yaptığı Karadeniz ağzıyla daha çok sırıtmıştım. Ağız yaparken daha da tatlı olması normal miydi?

"On beş yıl yemediysen bir günden bir şey olmaz diyorum." diyerek tek kaşımı kaldırıp ona bakmayı sürdürdüğümde onunda tıpkı benim gibi tek kaşı havalanmıştı.

"Kafayı yemek az kalır, ben yokluğunda seninle beraber kendimi de kaybettim." derken elini yanağıma koyarak hafifçe okşadığında midemde ki kelebeklerin dışarı çıkarak kendilerini belli etmelerinden korkmuştum. Ağzı iyi laf yapıyordu uyuzun! "Şimdi gitsem iyi olacak yoksa seni asla bırakamam." diyerek yanağıma tekrardan hızlı bir öpücük kondurarak arabadan çıktığında ardından bakakalmıştım.

Nasıl bu denli sevebildiğimi aklım almıyordu ama hislerim beni çepeçevre sararken tek yapabildiğim buna izin vermekti. Arabanın yanında tüm heybetiyle dikilirken benim bile hiç gidesim yoktu fakat Leyla'yı çok boşlamıştım, yanında olmam gerekiyordu. Ona koşarak sarılmak için kasılan bedenimi dinlemeyerek gaza yüklenip ilerledim.

Zihnim bir an olsun durmaksızın onu düşündüğünde sebepsizce kahkaha atmaya başlamıştım arabanın içinde.

"Karargahda ben, dışarda sen yavrum."

Bu adam sahiden insanı delirtirdi. İçimde ki duygular öyle yoğundu ki düşündüğümde bile nefesimi hızlandırarak kafamı allak bullak edebiliyordu. Daha geçen hafta ondan nefret ettiğim halde şimdi nasıl böyle yoğun duygular hissedebilirdim ki?

Evin önüne geldiğimde arabayı park ederek çıkıp apartmana doğru adımladım. Vesile teyze hemen kapının önünde oturarak etrafı izliyordu.

"Vesile teyze nasılsın?" diyerek yanına gittiğimde kaşları çatılırken elinde ki sopasını bana doğru savurmasıyla hızla geriye çıktım.

"Tu li ku yî keç?" (Nerdesin kız sen?) dediğinde tek kaşım havalanmıştı.

"Ez leşker im, dapîr. Ez li ser kar bûm." (Ben bir askerim nine. Görevdeydim.) dediğimde daha çok kaşları çatılmıştı.

"tu baş î keçik? Hûn ne birîndar in, ne?" (İyi misin kızım? Yaralanmadın değil mi?) derken sesinde ki telaşla dudaklarım hafifçe kıvrılmıştı. Vesile teyze severdi Türk askerlerini, bizi de çocuğu gibi görürdü.

"İyiyim Vesile teyze, korkma. Şimdi biraz yorgunum, sonra sohbet ederiz olur mu?" dediğimde kafasını anlayışla olumlu anlamda sallamıştı.

"Senin yavuklu da eyidir ha, komitana benzir." dediğinde kaşlarım çatılmıştı. Benim yavuklu derken?

"Kimmiş benim yavuklu?"

"Geçan gelen delikanlı işta. Sordum öyledir, ses etmedi. Eyi bulmuşsan eyi. Boyu ha bu dağları andırır gözleri de ha bu bulatları, dağ gibi korur bulut gibi da sarar seği." demesiyle her ne kadar şaşırsamda dudaklarım kıvrılmıştı. Benim uyku sersemi olduğum vakit karşılaşmışlardı sanırım.

"Seninda gozünden gaçmir heçbir şey ha." derken ağız yaptığımda Vesile teyze de gülmeye başlamıştı. Biraz daha orada muhabbet ettikten sonra apartmana girerek eve doğru adımladım, anahtarımla içeri girerken etrafa bakınmıştım.

"Çok şükür Nünü, patladık burada." diyen Nehir'le gülerken gözlerimi devirmiştim. Salona doğru adımladığımda gördüğüm masayla kaşlarım çatıldı, bu ay ki maaşı alkole yatırmışlardı sanırım.

"Bu ne Nehir?" dediğimde Leyla kollarını önünde bağlayarak Nehir'e ben demiştim bakışları atmaya başlamıştı.

"Hiç çemkirme Nüha, sarhoş olmadan bekarlığa veda mı yapılır be!" dediğinde elimi sertçe saçımdan geçirerek sakinleşmeye çalıştım.

"Ulan sen ağzınla değil ki götünle içiyorsun. Ben bir tane daha jigolo faciasını kaldıramam Nehir." diyerek kendimi Leyla'nın yanına attığımda Nehir'in kaşları çatılmıştı.

Bundan birkaç yıl önce özel kuvvetler eğitimimiz bittiğinde kutlamak için içmeye karar vermiştik ve en son hatırladığım Leyla'nın gelip jigoloyu kovduğuydu. Başımıza bela açmakta bir numaraydı yani!

"Ya kızım altı üstü bir kere oldu be, hem benim artık başım bağlı. Çağıramam." dediğinde tek kaşım havalanırken bakışlarımı Leyla'ya çevirerek hafifçe dirseğimle dürttüm.

"Ne diyor kız bu? Güneşin altında çok mu dolandınız? Başına geçmiş."

"Ha ha ha çok komik." diyerek göz deviren Nehir'le Leyla'yla ikimiz gülmeye başlamıştık.

"Ben de çok şaşırdım ama Barkın'la olmuşlar." diyen Leyla'yla gözlerim irileşmişti.

"Hassiktir lan! Oldunuz mu sonunda?" dediğimde dudakları kıvrılırken heyecanlı bir şekilde başını sallamıştı.

"Deniyoruz, bakalım."

"Tebrik ederim kardeşim, hep mutlu olun." dedim samimi bulduğum sesimle. Onlar için gerçekten sevinmiştim, birbirlerini sevdikleri her hallerinden belli oluyordu.

"Saol bebeğim, bende sizi tebrik ederim." derken gözleri aniden irileşirken hızla ayağa kalktı. "Artık üçlü date yapabiliriz!" dediğinde hepimiz kahkaha atmaya başlamıştık.

"Hay senin takıldığın noktaya Nehoş ya." diyen Leyla'yla daha çok arkama yaslanarak ona döndüm.

"Gelinlik işi noldu kız?" dediğimde onunda bakışları bana dönmüştü.

"Burdakinler çok kötü be Nünü'm, Trabzon'dan bakarız dedik. Önümüzde ki hafta gideceğiz ya zaten, hallederiz bir şekilde." dediğinde kafamı sallayarak onu onaylamıştım. Liseyi bitirdikten sonra bir daha uğramadığım şehre tekrar gidecek olmam ne kadar beni mutlu etse de bazı hesaplaşmaların görünecek olması içimi ürpertiyordu. Mecnun'un anne ve babasını tanıyordum ya da Han'ın halasını fakat aradan o kadar çok zaman geçmişti ki onların hala beni hatırlayacaklarını sanmıyordum.

"Sizin Mirza'yla ne var ne yok?" diye soran Nehir'e bakışlarımı çevirdiğim de shot bardaklarına elinde ki tekilayı paylaştırdığını fark etmiştim. "Ben size olursunuz dedim, bak daha üstünden 48 saat geçmeden oldunuz. Ay ne kadar mübarek bir insanım ya!" diyerek omzunu öptüğünde Leyla'yla bakışlarımız çakışırken ikimizde aynı anda gözlerimiz devirmiştik.

"Ya ya çok mübarek, hepimizi günaha sürüklüyor." derken Nehir'in tuttuğu şişeyi işaret eden Leyla'yla Nehir bakışlarını ona çevirdi.

"Aman bu da manitası gibi başıma imam kesildi." derken bardakları doldurma işlemini bitirerek şişeyi kenara koyup masayı bize doğru itti.

"Saat daha bir Nehoş." dediğimde omuzlarını silkerek bardağı eline aldı.

"Olsun bebeğim, konuşacağımız şeyler için çakır keyif olmamız lazım."

"Senin o sapık aklından yine ne geçiyor acaba!" dedim gözlerimi kısarak.

"Biz sıçtık Nünü, umarım sonumuz karakollarda bitmez." diyen Leyla'yla bakışlarımı ona çevirdim.

"Ben daha kötüsünden korkuyorum." derken elimi mecburen bardağa uzatarak aldım. Çekilecek çilemiz vardı.

***

Aradan geçen birkaç saatin ardından Nehir'in de zoruyla neredeyse iki şişe tekilayı bitirmiştik, oturduğum yerden dönen evin durmasını bekliyordum.

"Şimdik oyun oynayalım." diyerek kahkaha atan Nehir'le, pardon iki Nehir'le, bakışlarımı ona çevirmiştim. Konuşurken kelimeleri yutmaya başlamıştı bile.

"Oynayalım!" diye haykıran Leyla'yla gözlerimi kısarak ona baktım. Kaç saattir durmaksızın dans edip Mecnun'a olan aşkını bağırıp duruyordu.

"Cık. İstemem!" diye haykırdığımda neden yükseldiğimi ben bile anlayamamıştım. "Çünkü..." derken duraksadığımda ne söyleyeceğimi unutmuştum. Heh! Hatırladım. "Ben özledim galibağğ seni, o yüğzdeeğn bu kadağrr sitemlerim!" diye haykırarak şarkıyı söylemeye başladığımda nedensizce ağlayasım gelmişti. Bulut adamımı özledim ben!

"Aa! Bende özledim Nünüğğ!" diyerek kollarını bana saran Leyla'yla sarılarak şarkıyı söylemeye başlamıştık.

"Lağn yeter! İki eğleneceğiz dedik içine sıçtınız. Susun, oynayacağız." derken yerinden kalkıp sonra tekrar yerine oturmuştu. Ardından tekrardan derin bir nefes alarak ayağa kalktığında biraz sallansa da masaya ulaşabilmişti. Eline aldığı votkayı bardakla uğraşmadan sek bir şekilde kafaya diktikten sonra bana uzattığında biz hala Leyla'yla sarılmış bir şekilde ona bakıyorduk. "Lağn ayrılın!"

Kollarımı geriye çekerken uzattığı ellerine baktım, hangisinden alacaktım lan ben! Bir tanesine uzandığımda elime çarpan şişeyle sıkıca kavrayarak elime alıp hızla başıma diktiğimde boğazımdan akan yakıcı sıvıyı hissedebiliyordum. Birkaç saniye sonra dudaklarımdan ayrılan şişeyi Leyla'ya uzattığımda o da içerek Nehir'e uzatmıştı.

"Şimdi herkes bir fantezi söylesin." dediğinde ben dönen halı desenlerine kitlenmiştim, biz bu halıyı ne zaman almıştık ya?

"Niye bizi mi sikecen?" derken bakışlarımı ona çevirdiğim de Leyla kahkaha atarak arkasını yaslanmıştı.

"Ya buğğ bir bekarlığa veda partisi, tabiki de bunu soracağız." diyerek arkasına yaslanmıştı ki sırtı boşluğa geldiği için pat diye yere yapışmıştı. Leyla'yla ikimiz kahkaha atmaya başladığımız da Nehir de düştüğü yerden bize katılmıştı.

"Önce ben, önce ben." diyen Leyla'yla bakışlarım ona dönmüştü.

"Sen fantezinin ne olduğunu biliyor musun lan?" diyerek yerden sadece başını kaldırıp soran Nehir'e hak vermeden edemedim.

"Gerdekten önce araştırdım." derken sırıtmaya başlayan Leyla'yla Nehir bile zor bela yerinden doğrulmuştu. Gözlerim irileşirken üç Leyla'ya birden bakmaya çalıştım, noluyor lan?!

"Aşk olsun Leyloş, burada müdavimleri varken internete mi baktın?" diyen Nehir ikimizi gösterdiğinde kaşlarım çatılmıştı.

"Göt, beni niye kattın? Sanki gittim ben verdim." dedim üç tane Nehir'e bakarak.

"Tamam bebitom, özür ama o da yakındır." diyerek kahkaha attığında elimin altında ki yastığı ona atmamla hızla tekrardan yere yapışmıştı.

"Çok özür abi, bilemedik." derken elini göğsüne koyup ağır abi selamı veren Leyla'yla tekrardan kıkırdamıştım. Hep gülesim geliyordu.

"Kız çatlatma!" diyen Nehir tekrardan zor bela yerinden doğrulduğunda bende yaslandığım koltuktan onlara bakıyordum. Çok sıcak olmuştu. Acaba bulut adam ne yapıyordu? Ay ama çok tatlıydı bugün!

"Böyle fısıldayarak konuşması çok hoşuma gidiyor." derken tekrar dudakları büzüldüğünde benimde gözlerim dolmuştu.

"BANANE ÖZLEDİM, ANLIYORUM BEN TERBİYESİZİM! KİME NE ÖZLEDİM, KEŞKE SON BİR KEZ DAHA GÖRSEYDİM!"

İkimizde haykırarak şarkıyı söylemeye başladığımızda az önce ağlarken şimdi ise ayağa kalkarak zıplamaya başlamıştık.

"ONCE YIL GEÇMİŞ SENİ HATIRLAMAZ, İÇİNDE Kİ ÖZLEM ONU BAĞLAMAZ!" diye haykırarak omuzlarımı silken Nehir'in yüzüne bir tokat atarak ona ittiğimde kahkaha atmaya başlamıştı.

"AMA ÇOK ÖZLEDİİİM!" dedim haykırarak. Kendini toparlayan Nehir tekrardan bize katıldığında zıplamaya devam etmiştik.

Sanırım biraz sarhoş olmuştuk...

~~~~~~

Mirza Han Yalçıner....

"Ee uşağum, senda hizlu çiktun da." diyen Mecnun'a bakışlarımı çevirmeden yatağımda uzanmaya devam ettim. Yastığımda hala kokusu varken başımı kaldırmak istemiyordum, bebek gibi kokuyordu. Birkaç saatte nasıl bu kadar özlemeyi başarmıştım ben? Daha doğrusu bu içimde ki sevgi gerçek miydi? Onu içime sokup orada saklayasım geliyordu.

Dün gece onu öptüğümde aklımı kaybettiğimi sandım, öldüğümü ve cennete düştüğümü sahiden hissetmiştim. Doğruyu söylemek gerekirse bana gelip bir öpücüğün bu kadar beni etkileyeceğini söyleseler önce güler sonra yumruğu ağızlarının ortasına geçirirdim ama işte büyük konuşmamak gerekiyordu. Tadı tıpkı bal gibiydi, nahoş ve çok tatlı. Ömrümün sonuna kadar tüketebileceğim ve asla bıkmayacağım o yemeği bulduğumu hissetmiştim. Şimdi ise emziğinden ayrı kalan bir bebek misali dudaklarını dudaklarımda istiyordum. Siktir! Nasıl tek seferde bu kadar bağımlısı olabilirdim ki?!

"Ula poh yiyen, kime diyrum?" diyen Mecnun'la sırtıma yumuşak bir şeyin çarpması bir olmuştu.

"Ne var?" diye sorduğumda kafamı yastığa gömdüğüm için sesim boğuk çıkmıştı.

"Ha bu azgun teke de sırıtiy aşuk gibin, sen zate leyla..." derken duraksamıştı. "Uyyy yarumi özledum."

"Sanki sen farklı bir boksun, mal!" dedi Barkın gülerek.

Hiçbiri sikimde değildi, ben kuğumu istiyordum. Mesajda atmak istemiyordum arkadaşlarıyla sohbet ettiği için ama aklımdan çıkmıyordu. O gittiğinden beri oradan oraya koşuşturmuştum fakat yine de hala aklımdaydı. Önce atış talimi yaptıktan sonra çömezlere birkaç saat ders vermiştim, hava karardığı halde hala sesi çıkmıyordu.

"He onu doğru dedun." diyen Mecnun'la koğuşun kapısı açıldığında hızla başımı kaldırarak kapıya bakmıştım, giren Cem'le kaşlarım tekrar çatılırken yine yastığa gömdüm kafamı.

"Çaylar geldi!" diyerek sesini incelterek bağıran Cem'le kafamı iki yana salladım. Bu malların yanında olmaktansa bebek kokulumun kollarında olabilirdim!

"Aha geldi koğuşun hanumi, neydiysin ula?" dedi Mecnun.

"Hanımı oldum tabi göt, her işi bana yaptırıyorsunuz. Korkuyorum, yakında götümü saklamaya başlayacağım sizden." diyen Cem'le dudaklarım kıvrılırken hala kafamı kaldırmamıştım.

"Biz senun kılli cotüne mi kalduk ula, bugüne bugün üçümuzda sahipliyuk." Doğruydu, sahipliydim ama sahibim ortada yoktu! İnsan bir arardı, bu kadar önemli ne konuşuyor olabilirlerdi ki?!

"Şu hayatta Laz uşağıyla da akraba olmak varmış be." dedi Barkın.

Tekrardan yandaki telefonuma uzandığımda hiçbir bildirim yoktu. Sinirle tekrar aynı yerine atarken yataktan doğruldum, başına bir iş mi gelmişti acaba?

"Ulan şaka maka hepinizi anlarım da Nehir komutanımdan hiç böyle bir şey beklememiştim." dedi Cem.

"Olum benim cazibeme kim dayanabilir ki?" diyen Barkın'la gözlerimi devirdim. Götü yiyorsa Nehir'in yanında da deseydi.

"Nehir komutanum celduğunde oğada de ha böyle bakayum, seni neydiy." dedi Mecnun.

"Şu çayi uzat da." dedim sert bir tonda Cem'e bakarak. Hızla uzattığı tepsiden sıcak çayı aldığımda aklım hala kuğudaydı.

"Ha bunun gene gelmiş karadenuzu." diyen Mecnun'la sert bakışlarım ona döndü. "Noldi ula, neya sinirlendun?"

"Sağane ula sağane! Karı gibi riv riv riv riv bir susmadı çenen!" dediğimde Cem'in kafasını çevirerek güldüğünü görmüştüm fakat sikimde değildi.

"Mirza komutanımın karadeniz de gemileri batmış." diyen Barkın'la bakışlarım ona döndüğünde hızla bakışlarını kaçırarak tavana bakmaya başlamıştı.

"Bir şey diyeyum size, harbiden var gemusu. Zengün it ula bu." demesini umursamadan çayımdan yudumladım. Doğruydu, Trabzon'da balığa çıkan büyük bir gemim vardı. Küçükken yanında miçoluk yaptığım kaptan ölmeden önce gemiyi bana bırakmıştı, bende satmaya kıyamamıştım. Hala Trabzon'da çalışır vaziyetteydi.

"Komutanım gidince bir gezdirirsiniz artık karadenizi." diyen Özgür'e döndü bakışlarım.

"Düşünürüz." dedim sakinleşen sesimle.

"Alt metni Nüha komutanınız isterse dedi yani Özgür'üm." dedi Cem. Doğru demişti, o isterse yapardım bir tek. Bakışlarım tekrar telefona kaydı, hala bildirim yoktu ve saat dokuz olmuştu bile.

"Ben hala şaşkınım, ne ara oldunuz? Daha geçen gün birbirinizi boğar gibi bakıyordunuz?" dedi Özgür.

"Tağam ula bugün de aşuk gibin bakiylar. Hem ne demuşlar, aşk ilen nefret arasunda çok ince bir çizgi vardur." dediğinde bakışlarım Mecnun'a döndü.

"Konuştu yarrağımın filozofu." derken çayı tekrar dudaklarıma götürerek bir yudum aldım. Yüzümü buruşturmadan edememiştim, normalde çaya aşık olan ben şimdi başka bir tadı arar olmuştum.

"Aman neyse ne de siz harbi niye sinirlisiniz komutanım?" diyen Cem'le bakışlarım ona döndü.

"Değilim." dedim kısaca.

"Tabi canım, sakinleştiricinizi aramamı ister misiniz?" diyerek gülmeye başladığında kaşlarım çatıldı. Niye numarası vardı ki onda? "Yani şaka olsun diye dedim komutanım, küçük bir şaka!" diye güldüğünde benim yüzümde mimik dahi oynamamıştı. Tam ayağa kalkarak ona doğru adımlamıştım ki dışardan gelen kahkaha sesiyle duraksadım, ses çok tanıdıktı!

Aniden kapı açılarak duvara çarptığında gördüğüm yüzle tam sırıtacaktım ki fark ettiğim şeyle kaşlarım çatıldı, sarhoş muydu lan onlar?!

"Biz geldiiik!" diyerek ellerini açan Leyla'yı umursamadan kuğuya bakmaya devam ediyordum. Sarhoşluğun etkisiyle yanakları kızarırken gözleri yarı baygın bakıyordu ve içeri girdiğinden beri kıkırdıyordu. Şok içinde onları izlerken sadece anlam vermeye çalıştım. "Hih müstakbel kocam da burdaymış." derken Mecnun'a doğru bir adım attığında yalpalamıştı ki Mecnun hızlı davranarak kızı kendisine çekti.

"Ula noliy? Hani sadece konuşacaktunuz?" dedi Mecnun.

"Bana böyle yaslan ki ikimizde yere yapışalım amına koyim." diyen kuğuyla kalbim tekrardan sıkışmıştı. Sarhoştu ve kelimeleri yutarak konuşuyordu. Bu hali çok...tatlıydı, fazla tatlıydı. Onu hemen yemek isteyeceğim kadar tatlı...

"Benim ela gözlerine kurban olduğum nerde lan?" dedi Nehir.

"Beni mi diyor?" dedi Barkın şaşkın bir ses tonuyla.

"Yok tavanla konuşuyor gerizekalı, gitsene kızın yanına." diyen Cem'le Barkın yanıma doğru adımlamıştı.

"Aa buradaymışsın." diye gülerek öne doğru bir adım atan Nehir de düşmek üzere olduğunda Barkın kollarına almıştı fakat tek başına kalmasına rağmen kuğu hala dimdik durabiliyordu.

"Kuğu." dedim temkinli bir sesle. Yere sabitli bakışları bana döndüğünde dudakları daha çok kıvrılırken gülmeye başladı.

"Bulut adamım!" diye bağırarak kollarını açtığında adım atmadan öylece durmuştu. Akıllı kızım düşeceğini fark ettiği için beni çağırıyordu. İki hızla adımda yanına ulaşarak kollarımı beline sardığımda kafasını göğsüme dayayarak derince bir nefes aldı. Elimi yumuşacık saçlarından geçirerek okşadığımda kafasını yavaşça kaldırarak aşağıdan bana baktı.

"Gel gel sarışınım gel, gel çok aşığım gel!" diye haykırdı Leyla.

"Ula gidun biriniz kahve bir şey edun, ben daha fazla tutamayacağum." dedi Mecnun.

"Ben hemen gittim komutanım." diyerek koşan Özgür'le hala aşağıdan bana bakan güzel gözlümü izliyordum. İstesin bir ömür izlerdim onu böyle. Değişken gözlerini, mavisinin içinde ki ufak kahverengi lekeyi, o yeter ki böylece baksın bana.

"Ulan kız öylece duruyor, neyini tutamayacaksın?" dedi Cem.

"Ula oni değul kendumi tutamayacağum, çok tatlı bakay." dedi Mecnun.

"Kim acaba şimdi azgun teke?" dedi Barkın gülerek. "Ayrıca sen niye içtin bakalım bu kadar inatçı keçi?"

"Bunun gerdeğe girişini kutladık." dedi Nehir.

"Girmedim! Henüz!" dedi Leyla bağırarak. Sözleriyle bakışları benden ayrılan kuğu parmak uçlarına kalkarak omuzumdan arkaya doğru baktığında istemsizce bana tamamen yapışmıştı. Siktir! Farkettiğim şeyle kaşlarım çatılırken elimi sırtına atarak düşüncemi doğruladım, sütyen yoktu ve göğüsleri arada ki ince kumaştan direk bana temas ediyordu. Kasıklarımda ki sancıyı yok saymaya çalıştım.

"Ay bir sikişin de kurtulun, yeter!" diye haykıran kuğuyla gözlerim açılırken siktiğimin kahvesinin nerede olduğunu düşünmeye çalışıyordum.

"Biz hallettik o işi." diyerek kahkaha atan Nehir'le kaşlarım havalanırken bakışlarım Barkın'ı buldu. İlerde kahkaha atan Cem bile duraksamıştı.

"Oha! Ne ara lan?" dedi Cem.

"Nerede kaldı kahve amına koyim, biraz daha gelmezse bu cimcime her şeyi ortaya dökecek." diyerek Nehir'in kafasını göğsüne yasladığında hafifçe gülmüştüm. Hızlı çıkmıştı pezevenk!

"Mecnun." dedi Leyla.

"Efendum canumun ta içi?" dedi Mecnun.

"Beni si..." dediği sırada Mecnun hızla göğsüne yaslayarak onu susturmuştu. Yarın hatırladıklarında kesinlikle utanacaklardı.

"Ebeni sikeyim, hayatımda ki en eğlenceli akşamı yaşıyorum." diyerek kahkaha atan Cem'le istemsizce ona katılmıştım. Demek bu yüzden beni aramamıştı küçük cadım!

"Bulut adam." diye kulağıma fısıldayan kuğuyla gözlerimi sıkıca kapattım. Başka bir şey düşün koçum, başka bir şey... sana temas eden uçları değil.. hayır hayır!

"Efendim biriciğim?" diye sorduğumda vereceği cevaptan tırsmıyor değildim. Leyla gibi beni sik de diyebilirdi ve bu durum benim ufaklık için hiç hoş olmazdı.

"Boşalmak istiyorum." dediğinde dişimi öyle sertçe dudağıma geçirmiştim ki ağzıma gelen kan tadı bile beni sakinleştirmiyordu.

"Etma guzelum." derken sesim yaşadığım ereksiyondan dolayı boğuk çıkmıştı.

"Çok ıslan..."

"Nerede kaldı lan kahveler?" diyerek hızla sözünü kestim. Sen hele bir ayıl kuğu, ben yapacağımı biliyorum!

"Yettim yettim." diye koşarak içeri giren Özgür'le kuğuyu hızla kucağıma alarak yatağıma oturup kahveyi elime aldım.

"İç şunu kuğu, iki dakika da ağzıma sıçtın." dedim bardağı dudaklarına uzatarak.

"İstemiyorum Han, midem bulanıyor." diyerek kafasını çevirdiğinde içim cız etmişti sanki.

"Tamam biriciğim, içince geçecek. Hadi lütfen." dediğimde bakışları gözlerimle çakışırken yavaşça dudaklarını aralayıp birkaç yudum aldı, ardından tekrar başını göğsüme yasladığında saçlarına küçük bir buse bırakmıştım.

"Biriciğim demen çok hoşuma gidiyor." diye mırıldandığında dudaklarım kıvrılmıştı. O benim hayatımda ki tek varlığımdı, biriciğimdi. Bu yüzden ona en çok yakışan lakap bence oydu, tabi bir de kuğu vardı. Küçükken kuğuları izlemeyi çok severdi, sabahın köründe başıma dikilip götürmem için ağlardı. Van kuğusu da ordan kalmıştı işte...

"Başka nelerin hoşuna gittiğini sormaya korkuyorum kuğu." dediğimde omuzları kıkırtıyla sallanmıştı.

"Altımda ki si..." dediğinde hızla bardağı dudaklarına dayadım.

"Kesinlikle sormadım kuğu, bitir artık şunu yoksa ben biteceğim."

Küçük yudumlar alarak bardaktakini bitirdiğinde kafasını tekrardan göğsüme yaslayarak gözlerini kapatmıştı, en azından artık susmuştu! Fakat benim kesinlikle acilinden soğuk bir duşa ihtiyacım vardı!

Aşağı doğru uzanarak ters giydiği ayakkabılarını çıkardıktan sonra geriye doğru yaslanıp başımı yastığıma koyduğumda onu ise kucağıma yatırmıştım, kahvenin de etkisiyle sızmıştı. Umarım yarın bu olanları hatırlardı, yoksa ben hatırlatmasını bilirdim.

"Komutanım biz Özgür'ümle kaçıyoruz, size iyi geceler." diyen Cem'i umursamadan kuğuma sarılmaya devam ettim. Bebek kokusu benimde uykumu getirdiğinde kıvrılan dudaklarımla ikimizin de üstünü örterek gözlerimi kapattım.

Son hatırladığım hareket ederek kafasını boynuma sakladığıydı...

~~~~~~~~~

Nüha Ertunç...

Allah'ım! Bu nasıl bir ağrı lan?! Kafamın içinde filler tepişmeyi kesmiş sikişiyor bile olabilirlerdi şu an! Ağrıyan başımla yastığa biraz daha sokulduğumda kaşlarım çatılmıştı, benim yastığım niye mentollü traş losyonu kokuyordu lan? Burnumu yastığa biraz daha sürttüğümde o an fark ettiğim belimde ki kollar sıkılaşmıştı.

Bir saniye... belimde ki neyler?!

Neredeyim lan ben?!

Gözlerimi zor bela açarak baktığımda hafifçe geri çekildim, birinin kucağındaydım. Biraz daha geri çekildiğimde bana dönen grilerle gözlerim irice açılırken dudaklarımda şaşkınlığın etkisiyle aralanmıştı. Ben nasıl geldim lan buraya?!

"Günaydın biriciğim." diyen boğuk sesiyle hala şaşkınca ona bakmaya devam ediyordum. "Hatırlamıyorsun dimi?"

Hassiktir! Neyi hatırlamıyordum lan?! Ulan Nehir! Ben sıçmadım mı şimdi ağzına?!

"Neyi?" diye sorduğumda boğazım öyle çok acımıştı ki sanki saatlerce bağırmışım gibiydi. O an zihnime her şey dank etti. Biz en son evdeydik, içiyorduk sonra Nehir oyun oynamak istedi... Gözlerim irice açıldığında hızla kucağından kalkmak için hareketlenmiştim fakat belime sarılı kolu daha da sıkılaşarak buna izin vermedi. Aniden yerlerimizi değiştirerek üstüme çıktığında gözlerimi sıkıca kapatarak yerin ta dibine girmek istedim.

"Boşalmak istiyorum."

Allah kahretsin! Hay ben içtiğim güne sıçayım! Oturup tam şu an ağlamak istiyordum.

"Hmm! Bu hatırladığın anlamına mı geliyor?" diyerek kulağıma fısıldadığında dişlerimi dudağıma geçirerek gözlerimi kapalı tutmaya devam ettim. Atın beni dağlara üstümü kurşunlayın.

"Çok ıslan..."

"Biriciğim demen çok hoşuma gidiyor."

"Altımda ki si..."

Yok yok, yerin dibi yetmez. Allah'ın adını verdim beni en yakın cinci hocada bırakın, benim içime şeytan kaçmış. Bu salaklığın başka bir sebebi olamaz! Aklıma gelen anılarla bedenim kaskatı kesilmişti, başımın ağrısı da için cabasıydı tabi. Ulan hani sarhoş olunca hatırlanmazdı, ben de niye her detay vardı?!

"Bir şey söylemek ister misin benim tatlı kuğum?" dediğinde boynuma çarpan nefesi bedenimi daha çok geriyordu. Kasıklarımda ki sızının haddi hesabı yoktu artık!

"Sadece gitsem olmaz mı?" diye mırıldandığımda dudaklarını boynuma bastırarak yavaşça hareket ettirdi.

"Ben sana ne yapacağımı bilirdim de dua et koğuş kalabalık kuğu." derken bir anda dişlerini boynunda geçirmesiyle gözlerim aniden açıldığında dudaklarımın üzerine kapanan eli inlememi sessizleştirmişti. Isırdığı yeri emerek tenimi rahat bıraktığında nefes nefese kalmıştım bile. Hafifçe geri çekilerek kendini yana atarken o da gözlerini kapatmıştı. "Şuradaki ceketimi üzerine geçir, git hemen üstünü giyip gel. Yarım saatin var." dediğinde neden ceketini giymemi istediğini anlayamayarak üzerime baktığımda hızla kolumla göğüslerimi kapatıp ceketine uzandım. Ben sütyeni ne ara çıkardım lan?! "29 dakika kaldı."

Ceketini hızla üzerime geçirerek koşar adımlarla koğuştan ayrıldığımda hızla kendi koğuşuma ilerlemiştim. Kafayı yememe sadece saniyeler kalmıştı! Ulan Nehir, seni hele bir elime geçireyim!

Üstümde ki ceketi çıkartıp yatağımın üzerine attıktan sonra hızla üzerimde ki her şeyi çıkartıp kendimi duşa attım, leş gibi alkol kokuyordum ve bu şekilde onunla uyumuştum. Acaba daha ne kadar rezil olabilirsin Nüha?!

"Yok Nüha yani, başka rezillik kalmadı. Bravo Nüha, bravo." derken duştan çıkarak odama geçmiştim. İç çamaşırlarımı ve ardından kamuflajı da giydiğimde bakışlarımın kesiştiği boynumda ki morlukla hızla aynaya yaklaştım. HAY SİKEYİM AMA ARTIK!

Boynumda çok büyük olmasa da gayet belli olan bir morluk vardı ve bu az önce olmuştu. Tenim bu kadar beyaz olmak zorunda mıydı?! Hızla saçlarımı tarayarak ensemde bir topuz yaptığımda bakışlarım ikide bir boynuna çarpıyordu. Yok, ben böyle dolanamam!

Yanda ki çekmeceye giderek Nehir'in makyaj malzemelerinden kapatıcısını alıp boynuma sürdükten sonra hafifçe yaydığımda morluk kaybolmuştu. Dudaklarım memnuniyetle kıvrıldığı sırada çalan kapıyla bakışlarımı çevirerek kapıya adımladım.

"Üsteğmen Nüha Ertunç." dediğinde kafamı olumlu anlamda salladım.

"Söyle asker." Sesim hala kısık çıkıyordu.

"Dışarıda arkadaşınız olduğunu iddia eden biri sizi bekliyor komutanım." demesiyle kaşlarım çatılmıştı. Benim buradakilerden başka tek bir arkadaşım vardı, onunda İstanbul'da işi başından aşkındı.

"Tamamdır, geliyorum asker." dediğimde hızla selam vererek arkasını dönüp gözden kaybolduğunda ben ise son kez dalin kolonyamdan boynuma sıkarak ilerledim.

Bahçeye çıktığımda kapıda arkası dönük birinin beklediğini görmüştüm, cüssesine bakılırsa erkekti. Hızlı adımlarla oraya ilerlediğimde adımlarımı duymuş olacak ki bakışlarını bana çevirdi ve o an adımlarım bıçak misali kesilmişti.

"Hoşgeldin Nüha, kamuflaj çok yakışmış." diyen Hasan'la kaşlarım çatılırken hızla etrafıma baktım. Han onu burada görürse elinden hiç kimse alamazdı.

"Senin ne işin var burada?" dedim sert sesimle.

"Halini hatırını sormak istedim, son gördüğümde pek iyi değildin." diyerek gülümsediğinde bile yüzümde mimik oynamamıştı. Onda bilmediğim gizemler vardı ve bu sinirime dokunuyordu.

"Görüldüğü üzere tek parçayım, şimdi git." dediğimde kafasını eğerek gülmeye başladığında kaşlarım daha çok çatıldı.

"Sana yardım eden birine fazla kaba değil misin?" dediğinde yüzüne bir yumruk çakasım gelmişti.

"Oradan bakılınca arkamda ki yer kafeye mi benziyor?" dememle onunda bakışları arkama kaymıştı ki dudakları daha çok kıvrıldı. Hızla bana doğru adımlayarak omuzlarıma tutunmuştu ki arkadan bir ses yükseldi.

"Ona dokunduğun her parmağını kesip sana yedirmemi istemiyorsan bas geri!"

Han'ın sözleriyle eşzamanlı olarak bana yaklaşan yüzüyle kaşlarım daha çok çatılmıştı...

~~~~~~~~~~~~~

Ve bölüm sonuuuıı!!!

Ehheheheheehehhehe

Ne güzel yerde bitirdim ama dimi???

Diğer bölüm yine aksiyonlu olacağa benziyor ha ne dersiniz??

Sizce bölüm nasıldı??

Sarhoş kızlarımızı nasıl buldunuz??

Bu bölümde Mirza'ya düşmedik mi yine a dostlar????

Yorum ve vote atmayı unutmayın canlarım!!!

Seviliyorsunuzzzz

🦢☁️

Bölüm sonu

1 yorum