~Bölüm Şarkıları~
Buray~İstersen
Karmate~Nayino
Yeni bir bölümden herkese merhabalar efenimm!!!
Ay kız beni bir hafta da iki kez görüyorsunuz, sıkulmayun sonra...
Valla ben sizden hiç sıkalamayrum, oy yerummm!!
"Nayinoma nayino nayinoma kurbani, çatma kaşlarunida al vereyim bu cani..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum.
İyi okumalarrr
Seviliyorsunuzzzz
🤍❤️
~~~~~~~~~~~~~~~~
Zihnim tamamen bir mahşer alanı gibiydi, hem sessiz hem de bir o kadar kalabalık. Yıllardır hayalini kurduğum, unuttuğumu sandığım zamanlarda bile bir şekilde kalbim de var olan kişinin kollarındaydım. Bununda saçma bir rüya olmaması için varımı yoğumu verebilirdim.
Aşk...
Çok büyük ve karmaşık bir kavramdı esasında. Varlığı sizi havalara uçururken yokluğu boğazınızı kesme isteğinizi körükleyen, akıl almaz bir duyguydu. Geçen on beş yılı neredeyse unutacak hale geldiğimde kalbimin sesi kulaklarımda gümbürdüyordu, aşk böyle bir şey miydi?
Dudaklarımın üzerinde ki dudakları beni çıldırtacak bir yavaşlıkta hüküm sürürken tüm bedenim bir yandan buz kesmiş, diğer yandan ise cayır cayır yanıyordu. Tadı çok istediğim fakat asla tanımlayamadığım bir aroma gibiydi, kalbimi hızlandırarak başımı döndürüyordu. Hızlanmasını istiyordum fakat neden bunu istediğimi bile hatırlamıyordum. Adım neydi? Ben kimdim? Bütün önemli detaylar yok olmuştu. Sadece o vardı, o ve bana hissettirdikleri...
Öpüşü yavaştı, sanki tadımı daha çok almak istiyor gibiydi. Aynı yavaşlıkta alt dudağımı dudaklarının arasına hapsettiğinde hemen sağ tarafımda kapıya dayadığı elini yumruk yaptığını göz ucuyla fark etmiştim. Ellerim ensesini bulurken parmaklarımın ucuna yükselip ona yardım etmek istediğim sırada geriye çekildiğinde nefes nefese kalmış bir şekilde duraksadım.
"Nasıl... bu kadar iyi olabilir?" diyerek tıpkı benim gibi nefes nefese kalmış bir şekilde konuştuğunda sözlerini kavrayabilmek benim için bir hayli zor olmuştu. Kapıdaki diğer elini çekerek yanağıma getirdiğinde gözlerim istemsizce kapanırken yanağımı daha çok eline yasladım.
Baş parmağı dudağımda hafifçe gezinmeye başladığında gözlerimi açarak dudaklarıma odaklı olan grilerine baktım, göz bebeği öyle çok büyümüştü ki grilerini nerdeyse yutmuştu. Ellerim üzerinde ki yeşil tişörtün yumuşak kumaşında gezinerek göğsüne geldiğinde sağ elim hemen kalbinin üzerinde duraksadı, tıpkı benimki gibi hızlı atıyordu. Avucumun içinde atan kalple tırnaklarımı hafifçe göğsüne geçirdim, bu kalp artık bana aitti...
"Kendimi ilk kez bu kadar zor tutuyorum." dediğinde benimde gözlerim dudaklarına kayarken kuruyan boğazımı ıslatmak için derince yutkundum. Onun kendisini tutmasını istemiyordum!
"Ne için?" diye mırıldandığımda dudaklarımda ki bakışları gözlerime çıkarken bende grilerine odaklandığımda içlerinde yanan ateş beni en derinlerine çekerek yakıp kavurmuştu sanki. Yumruk yaptığı elini de açarak diğer yanağıma koyduğunda tekrardan dudaklarıma atılarak küçük bir öpücük bıraktı. Elleri titrerken sahiden kendini zor tuttuğu belli oluyordu, adeta burnundan soluyordu.
"Bunları parçalamamak için." derken yine küçük bir bir öpücük bırakarak dudaklarını tenimden ayırmadan, önce çeneme ardından da boynuma ilerlediğinde bedenimin etkisi altında kalarak titrediğini hissedebiliyordum. "Siktiğimin bembeyaz teninde izlerimi bırakmamak için." dediğinde sesinin az öncekinin aksine daha sinirli çıktığını fark etmiştim, sanki kendini tutmak zorunda kalmaktan hoşlanmıyor gibiydi.
"Sana kim tutmanı söyledi?" dediğimde boynuma temas eden dudaklarının kıvrıldığını hissedebiliyordum.
"Tehlikeli sularda yüzüyorsun biriciğim." diyerek dudaklarını tekrar bastırdığında şah damarımın hemen ağzında attığının farkındaydım. Başımı geriye yatırarak ona daha çok yer açtığımda yanağımda ki eli boğazıma giderken parmakları tuttuğu yeri çepeçevre sarmıştı.
"Tehlikeyi se...severim." Siktir! Kekelemiştim.
"Imm! İzlerimin görünmesinden utanmanı izlemek isterdim." derken hafifçe geri çekilip kulağıma yaklaştığında tenime çarpan sıcak nefesiyle inlememek için dişlerimi sertçe dudağıma geçirdim. "Yanaklarının ağız sulandırıcı bir şekilde kızardığını görmek isterdim."
Kendini geriye çekerken dudaklarını kızarmış yanaklarıma bastırdığında ne zaman kapandığını kestiremediğim gözlerimi açarak ona baktım, yine aklımı dağıtmıştı. Düşünme yetimi tamamen durdurmuştu ve bundan şikayet dahi edemiyordum, tek istediğim daha fazlasıydı. İzlerini mi bırakmak istiyordu? Üzerimde kara kalem bile deneyebilirdi!
"Ama öncesinde öğrenmem gereken bir şey var." diyerek boynumda ki elini çekip kalbime getirdiğinde neredeyse duracak kadar hızlı atan kalbim artık onun da avucundaydı. "Cevap vermeden önce iyi düşünmen gerek, sonrasında bir daha benden kurtuluşun olmayabilir." dediğinde grilerine bakmaya devam ediyordum. İkimizinde elleri kalbimizdeyken soracağı soruyu az buçuk tahmin edebiliyordum ve cevabım oldukça netti.
Yıllardır aradığım kişi oydu; yanımda istediğim, kokusunu solumak için gecelerce uykusuz kaldığım, gökyüzünde ki bulutları bile benzettiğim sadece oydu. Belki de bunca şeye katlanarak asker olmamın bir diğer sebebi de oydu, bir şekilde onu bulabilme düşüncesi.
"Bu kalp kimin için atıyor kuğu?" diye mırıldandığında gözlerinden geçen saniyelik korkuyu görmüştüm. Aksi mümkün değildi ki, sadece tek bir isim için var olan bir kalbe sahiptim.
"Bulut adam için." dediğimde öyle hızlı bir şekilde dudaklarıma atılmıştı ki çarpan dişlerimizin sesi odayı doldurmuştu. Parmakları tekrar boynumu sararken kapıya yaslı bedenimi kendine çekerek etrafında dönmemi sağladıktan sonra arkadaki rafa yaslandığımı hissetmiştim. Dudaklarını az öncekinin aksine daha da sertleştiğinde hızla alt dudağıma dişlerini geçirip çekiştirirken boğazdan gelen hırıltısını duymuştum. Aklımda ki soru işaretleri dudaklarının etkisiyle kaybolmadan hemen önce geri çekilerek göğsünde ki ellerimi ensesine getirip saçlarına daldırdım.
"Ya senin kalbin?" diyerek nefesimi düzenlemeye çalışırken konuştuğumda gözlerini kapatarak alnını alnıma yaslarken ellerini belime indirdi.
"On beş yıldır tek bir kişi için atıyor." dediğinde dudaklarım kıvrılırken yakınımda duran grilerine baktığımda içlerinde ki pırıltı sanki beni başka diyarlara sürüklemişti. Uçsuz bucaksız, sadece bulutların gözüktüğü, huzur verici bir gökyüzü gibiydi. "Bir Van kuğusuna deli olduk artık, yapacak bir şey yok." Dudakları alnıma dokunduğu sırada derince nefes alarak bu anı içime hapsetmek istemiştim. "Sana cevabını düşünmen gerektiğini söylemişim, tek kurtulma şansını az önce yok ettin kuğu."
"Sanki kurtulabilirmişim gibi." diye mırıldandığımda dudaklarını çekerek tekrardan gözlerime baktı.
"Onu kendini zihnimin her köşesine bulaştırmadan önce düşünecektin üsteğmen." derken göz kırptığında mideme giren krampla gözlerine bakakalmıştım.
"Artık gitmemiz lazım." dedim istemsizce gözlerimi kaçırarak. Az önce kaybolan mantığım geri gelmiş ve çığlık çığlığa bağırıyordu. Biz az önce ne yapmıştık?!
"Gözlerini kaçırma benden." derken çeneme sardığı parmaklarıyla tekrardan ona bakmamı sağlamıştı. "Ayrıca burada senin huzurlu kolların varken o koğuşa dönesim gelmiyor."
"Ama saat geç oldu." dediğimde dudaklarını hızla tekrardan dudaklarıma bastırdığında bu seferkini beklemediğim için biraz afallamıştım. Üst dudağımı sertçe emerek alt dudağıma geçtiğinde hızına yetişemesemde bir şeyler yapmaya çalışıyordum. Kesinlikle dudaklarını kullanmasını biliyordu!
"Tadın..." diyerek dudaklarımın üzerine doğru konuştuğunda anlayabilmek için kendini zorlamam gerekmişti. "Bağımlılık yapıcı."
Tadın bağımlılık yapıcı...
Sözleri zihnimde çınlarken hangi evrende olduğumu bile unutabilirdim. Hala anlamış değildim, nasıl bu kadar kolay etkisi altına alabilirdi ki?
"Son bir şey ve sonra gideceğiz." dediğinde onunda nefes nefese kalması sebepsiz bir şekilde hoşuma gitmişti, benimle aynı hisleri yaşadığını bilmek güzeldi. Sözlerinin ardından üstümde ki tişörtün sağ omzunu hafifçe indirdiğinde ne yapmaya çalıştığını anlayamayarak ona bakmayı sürdürdüm.
Yüzünü açtığı köprücük kemiğime yaklaştırdıktan sonra aniden dişlerini geçirdiğinde dudaklarımdan firar eden çığlıkla hızla ağzımı kapattığımda gözlerim şaşkınlıkla açılmıştı. Acı verici kadar sert değildi ama ani olması çığlığımın kaçmasını sağlamıştı. Dişlerinin arasında ki ince deriyi emmeye başladığında gözlerimi sıkıca kapatarak kafamı omzuna yasladım, amacı neydi şimdi bunun?!
Geriye çekildiğinde inlememek için kendimi kastığım için tüm bedenim gerilmişti. Kaşlarım çatılırken bakışlarımı önce omzuma çevirdiğimde gördüğüm kızartıyla hızla sırıtan yüzüne baktım.
"Bunu yapmasam rahat uyuyamazdım."
"Neden kurt dediklerini şimdi daha iyi anlıyorum, bu ne böyle Han?!" dediğimde dudakları daha çok kıvrılırken açılan yakamı düzeltip belime geçirdiği koluyla bizi odadan çıkarmıştı.
"Bu daha ön gösterim kuğu." diye mırıldanarak etrafa bakındığında bende bakışlarımı boş koridorda gezdirmiştim. Gecenin bu vakti yakalanmamız pek iyi sonuçlanmazdı.
"Sen dikkat et kuğu da kurda dönmesin." diyerek bakışlarımı ona çevirdiğimde havalanan kaşlarıyla karşılaşmıştım.
"Ee kurdun eşi de kurttur." demesiyle içim bir hoş olduğunda daha çok sırıtmamak için yanağımın içine dişlerimi geçirmiştim, adamın yanındayken iyice kıkırdak oluyordum!
"Artık koğuşlara dönsek iyi olacak." dediğimde kafasını olumlu anlamda sallayarak tekrar bakışlarını hızla koridorda gezdirmesinin ardından ensemden tuttuğu gibi dudaklarıma hızla ama bir o kadar akıl durdurucu bir öpücük kondurarak geri çekildiğinde başımın döndüğünü hissediyordum. Bu adam akıllara zarardı!
"Üstünü iyi ört, saçlarını da bağlama. Yoksa başın ağrıyor." diyerek son kez saçlarıma öpücük kondurduktan sonra ellerini benden çekerek geriye doğru bir adım atmıştı. Hatırladığı şeyler belki önemsiz detaylar olarak gözükebilirdi fakat bu kalbimin eriyerek ona akmasını sağlıyordu. Tüm hücrelerim adeta onun adını sayıklarken kafam yine allak bullaktı.
Başımı olumlu anlamda sallayarak onu ardımda bırakıp koğuşa doğru adımladığımda tam kapıyı açmıştım ki bakışlarım istemsizce arkama kaydığında az önceki yerinde beni izlediğini fark etmiştim. Dudaklarım kıvrılırken başıyla koğuşu işaret etmesiyle hızla içeri girerek kapıyı ardımdan kapattım. Ah! Allah'ım, biz ne yapmıştık öyle?!
Kalbim öyle hızlı göğsümü dövüyordu ki az önceki sahneler yeni yeni bana ulaşıyor gibiydi. Yatağıma doğru adımlarken parmaklarım benden izinsiz dudağıma dokunduğunda yüzümde ki o aptal sırıtışla yatağın içine girmiştim. İnanamıyorum! Biz Han'la şimdi şey mi olmuştuk?
Hassiktir! Biz sevgili mi olmuştuk?!
Gözlerim irileşirken yatakta yüzüstü dönerek kafamı yastığa bastırdım, ben yarın onun yüzüne nasıl bakacaktım şimdi? En önemlisi de o hala benim komutanımdı!
"Yanaklarının ağız sulandırıcı bir şekilde kızardığını görmek isterdim."
Of! Şu an tek kızaran yerimin yanaklarım olmadığına emindim, morarmış bile olabilirdim. Sözleri zihnimde çınlarken ne yapacağımı düşünüyordum. Sahiden ben onun yanına giderken ne sanıyordum ki?! Nüha kızım sakin ol! Utanılacak bir şey yoktu, sadece sevdiğim adamla yakınlaşmıştım. Hepsi buydu!
Kıvrılan dudaklarımla yana döndüğümde parmaklarım tekrardan dudaklarımı buldu, tadını hala hissedebiliyordum. Varlığı sanki hala yanımdaymış gibiydi. Kendimi iyice lisesi bir ergen gibi hissetmeye başlamıştım. Kaşlarım çatılırken elimi hızla dudaklarımdan ayırarak yastığımın altına soktum, altı üstü bir öpücüktü. Kendimi kaybedemezdim!
Üzerime çöken uykuyla gözlerim kapanırken son hatırladığım dudaklarımın tekrar kıvrıldığıydı. Kendimi karanlığın kollarına bıraktım...
~~~~
"Bu hala uyanmadı mı?" diyen Leyla'nın sesi uzaktan duyulurken kafamı yastığa daha çok bastırdım.
"Yav yok! O kadar bağırdım, sırıtarak uyumaya devam ediyor. Sonra rüyalandın deyince bana kızıyor, baksana sıfatına." diyerek gülen Nehir'le tek gözümü açarak etrafa bakındım. İkisi de zebani gibi başıma dikilmiş bana bakıyorlardı.
"Bir Van kuğusuna deli olduk artık, yapacak bir şey yok."
Zihnimde yankılanan sesle dudaklarım kıvrılırken gözlerimi tekrar kapatmıştım. Dün gece yaşanılanlar aklıma geldikçe bir tuhaf oluyordum, böyle çığlık atarak dağlarda koşma isteği sarıyordu her yanımı. Bir saniye, rüya değildi dimi?!
Hızla gözlerimi açarak yerimden doğrulduğumda kızların çığlığını duymuştum fakat umrumda değildi. İleride ki telefonumu alıp kamerayı açtıktan sonra yakamı indirdiğimde karşılaştığım morlukla sevinsem mi sinirlensem mi bilememiştim. Derimi çürütmüştü uyuz!
"Ay! Oranı nereye çarptın Nünü? Dur ben hemen krem getireyim." diyerek çıkmaya çalıştığında Nehir hızla koluna sarılarak onu durdurmuştu.
"Oy benim saftiriğim, ne çarpması? Bildiğin birisi oradan Nünü'nün ruhunu emmiş." demesiyle kahkaha atması bir olduğunda hızla yakamı düzelterek bakışlarımı onlardan kaçırıp ayağa kalkmıştım ki Nehir ellerini beline koyarak karşıma dikildi. "Yok öyle kaçmak, dökül bakalım."
"Ne demek ruhunu emmiş?" diyen Leyla'ya gülmemeye çalışarak Nehir'e döndüm.
"Bir şey olduğu yok, kapıya çarptım sadece." diyerek yanından geçmek istediğimde tekrardan önüme geçmişti.
"Bebeğim benim senin yaşın kadar kapıya çarpmışlığım var, sinir etme beni." dediğinde gözlerimi devirerek istemsizce gülmüştüm.
"Ne? Verdin mi? Kime?" diye hızlı hızlı soruları yağdıran Leyla'yla elimi hızla alnıma çarptım. Neden bir anlık yanımda ki varlıkları unutup bakmıştım ki?!
"Tabiki de hayır Leyla, ne vermesi?" dediğimde git gide sinirlenmeye başlamıştım.
"Ee! Bu neyi diyor?" diyerek Nehir'i gösterdiğinde Nehir o sıra karnını tutarak kahkaha atmakla meşguldü.
"Allah seni ne yapmasın Leyloş ya, hiç güleceğim yoktu." derken elini göğsüne koyarak kendini sakinleştirmeye çalışmıştı.
"Başlayacağım şimdi lan sorgunuza, çekilin önümden. Geç kalmışım zaten, bir de sizinle uğraşıyorum." diye söylenerek yanlarından ayrılıp dolaba ilerlerken üstümdekileri çıkartıp hızla dolapta ki kamuflajımı üzerime geçirmiştim.
"Kız ne güzel aşık gibi sırıtıyordu, hep senin yüzünden yine bozduk sinirini." diye mırıldanan Leyla'yla gözlerimi devirerek saçlarımı taramaya başlamıştım. Ben hiçte aşık gibi sırıtmıyordum!
"Dur dur, gelir birazdan onun gülme sebebi." diyen Nehir'le bakışlarımı ona çevirmeden tarağı fırlattığımda tam kafasına çarpmadan önce havada yakaladığını aynadan görmüştüm.
"Gülme sebebi kim kız?"
"Ohooo be Leyloş, sen çok geride kaldın?" dediğinde topuzumu bitirip hızla arkamı döndüm.
"Tabi Leyloş, sen çok geride kaldın. Mesela Nehir'in Barkın'la yattığı kısım yok." dediğimde bu sefer Nehir'in bakışları hızla bana dönmüştü.
"NE?!" diyen Leyla'yla dudaklarım kıvrılırken ayağıma postallarımı geçirmekle uğraşıyordum.
"Sende yaptın sayılır." dediğinde bakışlarım tekrardan Nehir'e dönmüştü.
"Yapmadım ama yapsaydım da götün götün kaçmazdım." diyerek beremi kafama geçirdikten sonra dalin kolonyasından biraz boynuma sıkmıştım.
"Kaçmıyorum ben!" derken ayaklandığında 'yav he he!' diyen bakışlarımı ona atmakla meşguldüm. Böyle yüksekten konuşuyordum ama birazdan onu gördüğümde ne yapacağım hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
"Lan bana da biriniz anlatın, ne oluyor burada?" diyen Leyla'yla hızla ona doğru yönelmiştim.
"Bir şey olduğu yok Leyloş, bu Barkın'la bir şeyle yaşamış ama şimdi yanına gitmeye korkuyor. Bende..." dediğimde duraksamıştım. Bende ne oluyordu ki?
"Bu da Mirza komutana aşık." diyen Nehir'le sert bakışlarım ona döndü.
"O ne lan öyle ben kafamda kuruyormuşum gibi." dediğimde az önce düşen suratı hızla kıvrılmıştı.
"Yani bu ne demek oluyor?" dediğinde bakışlarımı hızla kaçırdım.
"Sanırım bir şeyler oldu." dedim mırıldanarak. Tam kızlar sırıtarak bir şeyler diyecekken o sıra çalan kapıyla hepimizin bakışları kesiştiğinde yerimizden doğrulmuştuk. Sert adımlarla kapıya ulaştığımda açarak gelen askere baktım.
"Üsteğmen Nüha Ertunç." dediğinde kafamı sallayarak onu onayladım.
"Konuş asker."
"Melike albay İnfiratı emrettiler komutanım." demesiyle kaşlarım çatılmıştı, bunu Han'a söylemesi gerekirdi. "Teker teker çağırmamı söylediler komutanım." dediğinde dudaklarım kıvrılmıştı. Melike albay yine birilerinin canını okuyordu anlaşılan.
"Tamamdır, gidebilirsin." dediğimde hızla selam vererek arkasını dönüp ilerlemeye başlamıştı.
Arkamı dönerek bizimkilere baktığımda Nehir çoktan yanıma gelmişti.
"Biz bir Melike albaya bakalım Leyloş, sonra sendeyiz." dediğimde bizi onaylayarak odadan çıkıp revire ilerledi.
"Bakalım şimdi nasıl bir fırça yiyeceğiz." demesiyle ilerlemeye başlamıştık.
"Dünden sonra bir şey söyleyeceğini sanmam, tatile girmek üzereyiz zaten." dediğimde hızla koluma sarılmıştı.
"Nünü gözünün yağını yiyeyim, Trabzon'a gitmeden önce bekarlığa veda partisi yapalım." dediğinde gözlerimi devirerek kolumu ellerinden kurtarmıştım.
"Tabi canım, sonra git eve jigolo çağırmaya çalış." diyerek sırıttığımda hızla elini omzuma geçirmeye çalışmıştı ki havada yakalayarak engel oldum.
"Sarhoştum Nüha!"
"Şimdi de amacın sarhoş olmak değil mi işte? Aynı şey!" dediğimde ateş çıkartan gözleriyle bana bakmayı sürdürmüştü. Gözleri yüzümde fazla oyalandığında bakışlarımı ona çevirmiştim.
"Yine çillerin çıkmış." dediğinde başımı olumlu anlamda sallamıştım. "Sana çok yakışıyorlar."
"Hiç yalakalık yapma Nehoş." dediğim sırada albayın odasının önüne geldiğimizde bizimkileri görmüştüm ve tabiki de onu...
Hızla bakışlarımı kaçırırken kafamı en yakın duvara çarpmak istiyordum. Yüzüne nasıl bakacaktım ben?! Kalp atışlarım maraton koşarcasına hızlanırken bakışlarımı yere sabitleyerek yanlarına ilerledim. Onları gördüğümüz de Nehir'in de sesi kesilmişti, biz sahiden çok büyük bir bok yemiştik!
"Günaydun kızçeler." diyen Mecnun'la derin bir nefes alırken kendimi toparlamaya çalıştım. Altı üstü masum birkaç öpücüktü!
"Günaydın Mecnun." diyerek hafifçe tebessüm ettiğimde hala bakışlarımı ona çeviremiyordum. "Niye girmiyoruz?"
"Sizi bekliyorduk komutanım." diyen Cem'le dün gece ki tavırları aklıma gelmişti. Yandan sarkan başını hatırladığımda gülmemek için yanağımı ısırmıştım. Göz ucuyla Han'ın kapıyı çaldığını gördüğümde heyecandan dudaklarımı çiğnemeye başlamıştım bile.
"Yanakların berenle aynı renk oldu Nünü, sakin ol." demesiyle bakışlarım Nehir'e dönmüştü. Hafifçe gülümseyerek başını salladığında bakışları sorun olmadığını söyler nitelikteydi. İçeriden gelen onay sesiyle kapı açıldığında ilk Han girmiş ardından benimde girmem için kapının önünde durarak bakışlarını bana çevirmişti.
Yine bakışlarım ona dokunmazken hızla yanından geçtiğimde ardımdan gelerek hemen solumda ki yerine geçmişti. Etrafımı saran o garip mentollü kokuyla zihnim yine bulanıklaşırken sertçe bize bakan Melike albaya odaklandım.
"Ben sadece Yüzbaşı ve Üsteğmen'i istemiştim, siz niye geldiniz?" dediğinde hepimizin kaşları çatılmıştı. "Hepinizi çağırdı dimi? Cezayı bile doğru beceremiyorlar, kafayı yiyeceğim!" diyerek elini alnına attığında hepimiz gülmemek için kendimizi tutmaya çalışıyorduk, tek kişi hariç. Yanımda ki adamdan tek bir kıkırtı bile çıkmıyordu ve dudaklarının kıvrılıp kıvrılmadığına bakmaya da garip bir şekilde çekiniyordum. "Tamam İnfirat, siz çıkabilirsiniz."
İkimiz hariç geri kalanlar çıktığında istemsizce içime huzursuzluk dolmuştu, niye ikimizi istemişti ki? Dün geceyi biri mi görmüştü yoksa? Midem gerginlikten bulanmaya başlamıştı.
"Buyurun komutanım." diyen Han'la bende hazır ola geçerek bakmayı sürdürmüştüm.
"Sizin sorununuz ne?" diye sorduğunda kaşlarım çatılmıştı. Ne sorunu?
"Ne sorunu komutanım?" diyerek emin bir sesle konuştuğumda Melike albay elinde ki kalemi ikimiz arasında sallamıştı.
"Farketmiyorum sanmayın, kedi köpek gibi didişip duruyorsunuz. Hayır yani küçükken de iyi anlaşırdınız oysaki. Kendinize çeki düzen verin, infirat gibi iyi bir timi dağıtmak istemiyorum." dediğinde az kalsın kahkaha atmak üzereydim. Bir de siz bana sorun komutanım, aman ne didişme ne didişme!
"Biz hallettik onu albayım, sorun yok." derken güldüğü sesinden bile anlaşılıyordu. Uyuz olduğunu söylemiş miydim?!
"Emin misiniz? Bakın yeteri kadar çoluk çocukla uğraşıyorum, bir de sizinle uğraştırmayın beni. Bu bir aylık molanızda iyice halledin ve sonra bomba gibi dönün."
"Emredersiniz komutanım!" diye ikimizde aynı anda haykırdığımızda albay anlayışlı bir şekilde gülümsemişti.
"Çıkabilirsiniz." dediğinde tekrar selam vererek dışarı doğru adımlamıştık. Ve işte zurnanın zort dediği yer! Yalnız kalmıştık...
"Odama Üsteğmen." diyerek ilerlemeye başlayan Han'la tam şu anda yerin dibi gözüme harika gelmeye başlamıştı. Hayır kızım suç sende, bok var gidiyorsun gece yarısı adamın yanına!
"Emredersiniz komutanım." diye mırıldanarak onu takip etmeye başladığımda sırtımdan akan teri hissedebiliyordum. Ben her defasında böyle mi olacaktım?! Sakin ol Nüha, altı üstü öpücüktü!
Odasının önüne geldiğimizde cebinde ki anahtarla kapıyı açtıktan sonra durarak içeri girmemi beklemişti. Umarım yine kendimi rezil etmezdim, bu heyecan hayra alamet değildi! Odaya girer girmez arkamdan kapanan kapıyla elleri belimi bularak beni kendine çektiğinde gözlerim bugün boyunca ilk kez grileriyle çakışmıştı.
"Noldu dişi kurt, yüzümüze bakılmıyor." dediğinde bordo beresinde ve omuzlarını saran kamuflaj da gözlerimi gezdirmiştim, şu yaştan sonra üniforma fantezimde çıkmıştı. Harika!
"Bakıyorum." dediğimde tek kaşı alaycı bir şekilde havalanmıştı. Aynen Nüha, yarım saattir havaya bakanda ebem zaten!
"Hmm! Öyle mi? Ben yanlış anladım o zaman." diyerek başımda ki bereyi çıkartıp hemen sağ tarafında ki koltuğun üzerine attıktan sonra tekrar bakışları beni buldu.
"Evet, öyle olmuş." dediğimde dudakları çapkın bir sırıtışla kıvrılırken eli yanağıma tutunmuştu.
"Yanakların seni ele veriyor üsteğmen, çok çömezce bir hareket." dediğinde istemsizce yüzüm sertleşmişti. Çömez mi demişti o bana?
"Sen bana çömez mi dedin yüzbaşı?" diyerek sertçe yanağımda ki elini ittiğimde dudakları daha çok kıvrılmıştı.
"İşte benim kuğum." demesiyle kolumdan çekip sırtımı kapıya yapıştırması bir olmuştu. "Utanman hoşuma gidiyor ama fazlasına gerek yok."
Şok içinde ona bakarken kuruyan dudaklarımı ıslatma dürtüsüyle başa çıkmaya çalışıyordum, başı bir karış uzaklığımdayken tehlikeli bir hareket gibi gözükmüştü.
"Niye çağırdın beni?" dediğimde yüzünü daha çok yaklaştırarak burnunu burnuma sürtmüştü.
"Özledim."
Sözü kalbimi daha çok hızlandırırken grilerine bakakalmıştım. Ne ara bu kadar tatlı olmuştu bu adam? Kalbim benim iznim dahi olmadan ona tutulmuştu ve ben ise bu durumdan gayet memnundum. Sanırım tam anlamıyla güvenebileceğim tek kişi zaten oydu.
"Her özlediğinde beni odaya atamazsın." derken ellerimi ensesinde birleştirdiğimde gözlerini kapatarak alnını alnıma yasladıktan sonra derince nefesler almaya başlamıştı.
"Karışanı domaltır sikerim." dediğinde istemsizce kıkırdamıştım.
"Çok vahşice fikirlerin var, terapi mi alsan?" dediğimde hafifçe geri çekilerek gözlerini aralamıştı.
"Terapistim sen olacaksan düşünürüz." dediği sırada tam cevap verecektim ki arkamda ki kapının çalmasıyla adeta yerimden sıçramıştım. Basıldık!
Ben telaşlı bir şekilde ona bakarken o ise hiç umursamadan beni hafifçe geri çektikten sonra kapıyı açıp gelene bakmıştı.
"Yüzbaşım Melike albay yakalanan adamı sorgulamak için sizi emrettiler." dediğinde Han kafasını olumlu anlamda salladıktan sonra kapıyı kapatıp bana döndü.
"Kaybolma bir yere, kaldığımız yerden devam edeceğiz." diyerek dudaklarıma hızlıca bir öpücük bıraktığında aklım aniden dağılmıştı. Dur bir saniye, bekleyemezdim. Tam kapıdan çıkacakken kolundan tutarak durmasını sağladım.
"Leyla'ya gelinlik bakmaya gideceğiz." dediğimde her ne kadar kaşları çatılsa da kafasını sallayarak onaylamıştı.
"Tamamdır yavrum, gittiğinde haber et." dediğinde onu onaylayarak başını sallamıştım, ardından dudakları alnımı bulduğunda derince bir nefes almıştım. Bir gün sahiden kalbimin durmasını sağlayacaktı bu adam...
Kendini geri çektikten sonra kapıyı açtığında önce benim çıkmamı beklemiş sonrasında ise diğer tarafa doğru adımlaya başlamıştı. Revire doğru giderken yüzümde ki salak sırıtmayı kontrol altına almaya çalışıyorum. Revire girdiğimde Nehir ve Leyla'nın burada olduğunu görmüştüm.
"Bizim yeni aşıkta gelmiş." diyen Nehir'le gözlerimi devirirken karşısında ki boş yere kendimi bıraktım.
"Sana da dalga konusu çıktı he." dediğim de dudakları daha çok kıvrılmıştı.
"Ay şimdi sahiden oldunuz mu?" diyen Leyla'yla bu sefer ona döndüğümde kafamı olumlu anlamda sallamıştım. Adam dudağıma yapışıp dururken daha fazla saklamanın bir gereği yoktu.
"Hele şükür yine gelip hayatında biri var demedin Nünü." demesiyle sert bakışlarım Nehir'e dönerken bacağına sertçe geçirmiştim.
"Ya şimdi onu bırakta az önce anlattığın olayı anlat Nünü'ye." diyen Leyla ile kaşlarım çatılırken Nehir'e bakmayı sürdürdüm.
"Ne olayı?" diye sorduğumda Nehir heyacanlı bir şekilde yerinde dikleşerek bana dönmüştü.
"Sen ortadan kaybolduğunda seninki deliye döndü. Ordan oraya koşuyor, bağırıp duruyor falan. Sonrasında bir baktık arkasında dört arabayla Hasan, meğerse seni Hasan'a satmışlar. O da kim olduğunu hatırlayıp bize yardıma gelmiş." dedikten sonra sırıtarak Leyla'ya döndü. "İşte bakın ne kadar hayırlı bir insanım, ben tanıştırdığım için hatırladı."
"Kendini övmesen çatlarsın." dedi Leyla gülmeye devam ederken, ben ise düşünüyordum. Bizimkilerin orada olduğunu Hasan nereden öğrenmişti?
"Sizin orada olduğunuzu nasıl biliyormuş?" dediğimde Nehir'in bakışları bana çevrilmişti.
"Söylemedi, neden yardım ettiğini de söylemedi ama sanki Mirza komutanla aralarında bir husumet varmış gibi duruyor." dediğinde onu umursamadan ayağa kalkmıştım. Bir teşekkür etmek icap ederdi.
"Benim küçük bir işim var, çarşıda buluşuruz."
"Benimde bir işim var zaten, geç çıkarız. Al benim arabayı." diyen Nehir'in nereye gitmek istediğimi anladığını fark etmiştim. Kafamı olumlu anlamda sallayarak anahtarı alırken Leyla'ya döndüm.
"Kafanda modelleri ayarla, sonra on saat bizi yürütme Leyloş." dediğimde kaşları çatılmıştı.
"Azıcık yürü bir zahmet Van kedisi." dediğinde ona uzaktan öpücük atarak koğuşa doğru ilerlemiştim. Dolaba yönelerek sivil kıyafetlerimi çıkardım, ne olur ne olmaz diye birkaç parça burada tutardık.
Siyah bir kot ve beyaz bir tişört, oldukça klasikti. Üstümü giyindikten sonra topuz olan saçımı açıp karıştırdığımda omzuma dökülen tutamlar hoşuma gitmişti, ayağıma sporlarımı geçirdikten sonra güneş gözlüğümü de aldığımda hazırdım. Fazla süse gerek yoktu.
Telefonumu ve anahtarı alarak koğuştan ayrıldıktan sonra bahçeye adımladığımda etrafta eğitim alan askerlerden başka kimse yoktu, hızla arabaya doğru ilerleyerek sürücü kısmına oturduktan sonra telefonuma gelen mesajla bakışlarım oraya çarpmıştı. Gördüğüm isimle sırıtırken mesaja bakmadan önce adını değiştirdim.
Bulut adam🩶: Tadın damağımda kaldı
Bulut adam🩶: Keşke daha çok öpseydim
Mesajlarıyla sırıtırken yanaklarımın yavaşça ısındığını hissedebiliyordum.
Nüha: Sen iyice sapıklaştın
Nüha: İşine odaklan
Bulut adam🩶: Aklımı dağıtma o zaman
Nüha: Ben ne yaptım şimdi
Bulut adam🩶: Zihnimi tamamen kendinle doldurdun
Mesajıyla daha çok sırıtmaya başladığımda bedenimin pelte kıvamı aldığını hissediyordum. Tam o sırada Nehir'in attığı mesaj beni tekrardan hayata döndürmüştü, konağın adresini atmıştı. Ona söylesem asla izin vermezdi ama gitmem gerekiyordu, bir şekilde aklıma yatmayan bir şeyler vardı.
Bulut adam🩶: Bu arada Mecnun biliyor
Nüha: Neyi :)
Bulut adam🩶: Benim olduğunu:)
Nüha: Bu çok ucu açık bir kavram
Bulut adam🩶: Benim lügatımda tek bir anlamı var diğerleri sikimde değil kuğu
Bulut adam🩶: Çıktın mı sen??
Nüha: Evet ama kızlarla sonra buluşacağız benim küçük bir işim var
Bulut adam🩶: Ne işi??
Derince nefes alarak kafamı arkaya yasladım, önümde iki seçenek vardı. Ya söylemeyecektim ve sonra öğrenme ihtimalini düşünüp delirecektim ya da direk söyleyerek gidecektim.
Nüha: Hasan'ın evine gidiyorum teşekkür için
Ve ardından beklemeye koyuldum. Bir süre mesaj sadece görüldü de kaldı lakin sonrasında yazıp yazıp sildiğinde daha çok stres olmuştum.
Bulut adam🩶: Hayır
Nüha: İzin istediğimi hatırlamıyorum
Bulut adam🩶: Hemen yanıma geliyorsun kuğu
Bulut adam🩶: O itin yanında işin yok
Nüha: Şu anda komutanım değil sevgilimsin
Nüha: Emirlerini kendine sakla
Dedikten sonra telefonu yan koltuğa atarak arabayı çalıştırıp ilerlemeye başlamıştım, emir vermeden anlatsaydı belki onu dinleyebilirdim ama bu şekilde alacağı maksimum cevap bu olacaktı.
~~~~~~~~~~~
Nehir Aladağ...
Kalbim sıkışırken yavaş adımlarla bahçeye ilerliyordum, oysaki böyle anlarda ruhsuzun teki olurdum. Şimdi neden ruhum bedenimden çekiliyormuş gibi geliyordu?
Aklımda ki planı gerçekleştirmek için onu yanıma çağırmıştım. Ben... yapamazdım, ciddi ilişkisi insanı değildim ve sebepsizce her an onu görmek istememem beni rahatsız ediyordu. Her an yanımda o olsun, o bayıldığım parfüm kokusu etrafımı sarsın istiyordum ve bu çok tehlikeliydi. Ben aynı acıları tekrar ve tekrar yaşamayacaktım.
Bahçeye çıktığımda arka tarafta ki ıssız bir yerde ağaca yaslanarak beklediğini fark etmiştim. Elinde ki beresiyle bakışları yere odaklıydı, o da mı benim gibi düşünüyordu acaba? Bu düşünce mideme kramplar girmesini sağladığında umursamamaya çalışarak ilerledim. Uzun boyuyla neredeyse Mirza komutan kadardı ve iri bedenini hissetmek... düşünmemem gerekiyordu. Oldu ve bitti Nehir, oldu ve bitti.
Yanına vardığım sırada başını yerden kaldırarak elalarını bana çevirdiğinde kalbim hızlanmaya başlamıştı. Hayır hayır, öyle bir şey yok.
"Çok kısa konuşacağım..." diye söze başlamıştım ki hızla dikleşerek sözümü kesti.
"Önce ben konuşacağım." dediğinde tam cevap verecektim ki eli hızla dudaklarıma kapandığında gözlerim şaşkınlıkla açıldı. "Bu zamana kadar hep sustum, olmaz dedim. Aynı timdesiniz, kardeşin gibi görmen gerek dedim ama yapamadım." demesiyle hala şaşkınlığımı korurken derin bir nefes aldı. "İlk başlarda böyle bir durum yoktu, sadece güzel olduğunu düşünüp hayatıma devam ediyordum ama sonra bir gün ilk defa güldüğünü gördüm. Çok...çok tuhaftı, sanki dünyam o an aydınlanmış gibiydi." dedikten sonra elini çekerek arkasını döndüğünde ben hala aynı pozisyonda şaşırmaya devam ediyordum.
"Kendimi vazgeçirip aklımı dağıtmaya çalıştım, başkalarını denedim ama o günden sonra elimi kimseye süremedim. Her defasında senin gülüşün bozuk plak misali zihnimde dönüp durmaya devam etti. Bir şekilde aklımdan çıkmadın, çıkaramadım, çıkaramıyorum da."
Son sözlerini söylerken bana dönen elalarında ki duygu yoğunluğu kalbime bir hançeri saplayıp içeri de çevirmişti sanki. En ufak olayda bile birbirimizi boğacak raddeye gelirken ne ara böyle hissetmişti? Daha doğrusu ben ne ara tutulmuştum?
"Belki saçma geliyordur sana, dalga geçtiğimi düşünüyorsundur. 1 yıl 4 ay 10 gündür bende sadece saçma bir şaka olmasını bekliyorum ama değil. Yanında birini görünce deliriyorum, aklımı kaybediyorum ve bunu gizlemek sikeyim ki artık daha da zor." derken bana doğru bir adım atarak parmaklarını yanağıma yasladı. Bakışlarımı hala elalarından ayıramıyordum. "Biliyorum buraya bizden olmaz ya da sessizce konuyu kapatalım demek için geldin ama ben daha fazla bu hislerle baş edemezdim."
Sözleriyle eşzamanlı olarak Nüha'nın sözleri zihnimde yankılanmıştı.
"Ona karşı bir şeyler hissediyordun zaten Nehir, ayrıca her insan aynı olacak diye bir kaide yok."
Belki de haklı olabilirdi...
"Deneyelim." dediğimde kaşları önce çatılmış ardından havalanmıştı.
"Na...nasıl? Bir dakika, ben sanırım yanlış anladım. Tekrar eder misin?" dediğinde sesinde ki heyecanı hoşuma gitmişti. Kalp atışlarım hızlanırken dudaklarım kıvrıldı.
"Deneyelim dedim ama böyle salak olmaya devam edersen koşarak kaçarım." diyerek geriye doğru bir adım atmıştım ki belime sardığı kollarıyla hızla kucağına alarak dönmeye başladı.
"Şu saatten sonra siksen bırakmam." derken kahkaha atmasıyla kollarım boynuna sarılmıştı.
"Deli ne yapıyorsun? Karargahtayız, indir beni." diyordum fakat benimde gülüşümü durdurabildiğim söylenemezdi.
Sanırım ilk kez kendimi tamamlanmış hissediyordum...
~~~~~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç...
Üçüncü kez çalan telefonumu umursamadan gaza yüklendiğimde neredeyse varmak üzereydim. Komutanım olduğunda emir vermesi başım gözüm üstüneydi fakat şu an farklıydı, sebebini bile söylemeden düşmanlık besliyordu. Madem ondan öğrenemiyordum bende karşı taraftan öğrenmeye giderdim. İlk günümüzde kavga etmiştik, aman ne hoş!
Arabayı biraz olsun yavaşlatarak susan telefonumu elime aldığım sırada önüme çevrilen arabayla hızla direksiyonu çevirip firene basarak zor bela çarpmadan durabilmiştim. Şok içinde bakışlarımı arabaya çevirirken bir yandan da elim belimde ki silahımı kavramıştı. O sırada önüme kıran arabanın kapısı sertçe açıldığında içinden üniformasıyla ve yüzünde korkutucu ifadesiyle gelen bir adet Han'dı. Elimi silahtan çekerken telefonu yana fırlatıp emniyet kemerini çözdüğüm sırada kapım sertçe açıldı.
"İn!" diyerek o sert ses tonuyla konuştuğunda onu umursamadan kollarımı önümde bağlayarak karşıma bakmaya devam ettim. "SANA İN DEDİM NÜHA!" diye haykırarak elini sertçe arabaya geçirdiğinde bir ufak sarsılmıştı araba.
"Böğürme ula böğürme!" dediğim sırada çatık kaşlarıyla dediğimi umursamadan sertçe kolumdan çekerek dışarı çıkardı. Tutuşu her ne kadar sert olsada canımı acıtacak kadar değildi. Hızla kolumu geri çektiğimde bakışları bana döndü.
"Ne işun varda gitmek isteysun ula o puştun evune?" dediğinde üzerime doğru eğilerek kollarımdan tutmuştu ki omuzlarından sertçe iterek uzaklaştırmaya çalıştım fakat bana mısın dememişti.
"Kırk kere mi söyleyeceğim sana ama kafa kafa değil ki işte kamyon lastiği, anca riv riv riv." dediğimde hızla geriye doğru ittiğinde sırtım arkamda ki arabaya yaslanmıştı.
"O kim ki sen oğa teşekkür edecesun? Alti üstü poh kendune kalmasun diye öten bir şerefsuz!"
"Bana bağırıp durma!" derken öfke dolu bakışlarından gözlerimi bir saniye bile ayırmıyordum.
"Senda bağurtturma!" diye haykırdığı sırada hızla ellerimi yanaklarına yaslayarak kendime çekip dudaklarımı sertçe dudaklarına yaslayıp susmanı sağlamıştım. İlk birkaç saniye şaşkınlıktan dolayı karşılık vermese de sonrasında onunda eli hızla belimi bularken beni kendine çekerek öpüşü derinleştirmişti. Bunu neden yaptığımı bile bilmezken kafama o an dank etmişti, ben dudağına yapışmıştım!
Boğazdan gelen hırıltısıyla dudaklarımı sömürürken ağzımın içine kıvrılan diliyle düşünme yetimi kaybetmiştim. İstemsizce inleyerek onu daha çok kendime çekerken ellerimi yanaklarından ayırarak saçlarının içine geçirdim. Üst dudağıma sertçe dişlerini geçirdiğinde çığlık dudaklarımdan kaçarken onun dudaklarının arasında kaybolmuştu, ardından geri çekildiğinde ikimizde nefes nefese kalmış bir şekilde öylece duruyorduk. Az önceki öfkemiz buhar olup uçmuştu sanki.
"Terapi işe yarıyormuş." diye mırıldanırken tekrar küçük bir öpücük bıraktığında dağılan aklımı geri getirmeye çalışıyordum.
"Şimdi... bağırmadan cevap ver." dediğimde benimde bakışlarım kızaran dudaklarına çarpıp duruyordu.
"Olur yavrum, sor." dediğinde sesinde ki sakinlik sadece bir an için komiğime gitmişti. Az önce kükreyen öküz şimdi yavru kediye dönmüştü sanki.
"Onunla ne sorunun var?" diyerek dudaklarına bu sefer ben küçük bir öpücük bıraktığımda çatılan kaşlarıyla geri çekildi.
"Söylersem bir daha o itin konusunu bile açmayacaksın tamam mı?" dediğinde kafa sallamakla sallamamak arasında kalsamda olumlu anlamda sallamayı seçmiştim. Neden sevmiyordu onu bu kadar? Tek sebebi kıskançlık olamazdı.
"Annem onları bize tercih etti." demesiyle benimde kaşlarım çatılmıştı. Anlam vermeye çalışıyordum fakat bir türlü olmuyordu. Grilerini hüzün kaplarken bakışlarını kaçırarak hala iki yanımı sabitleri ellerini yumruk yapmıştı. "Hasan benim abim oluyor kuğu."
Duyduğum şeyle gözlerim irileşirken şok olmuştum. Bu nasıl olurdu?...
~~~~~~~~~~~~~~~~~
Ve bir bölüm sonu dahaaaa!!
Sonda ki olaya hepimiz bir şok olduk!
Ben hala şoktan çıkamadım yahu...
Sizce nasıldı bölüm??
Barkın ve Nehir çiftimiz için ne düşünüyorsunuz bakalımmm???
Peki Mirza'nın aşık hali...
Ah beni benden aldı.
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!!
Seviliyorsunuzzzz
🤍❤️