~Bölüm Şarkıları~
Kazım Koyuncu~Ben Seni Sevduğumi
Can Ozan~Toprak Yağmura
Yeni bir bölümden daha herkese merhabalar efenimmm!
Artık Salı ve Cuma günleri olarak hafta da iki gün birlikte olacağızzzz
Yorum ve voteleri unutmayalım lütfennn
"Toprak yağmura, ben sana, aşık olduk yeniden... İmkansız gibi görünen bu mesele..." diyerek sizi bölüme uğurluyorum. :)
İyi okumalar.
Seviliyorsunuzzzz
🤍❤️
~~~~~~~~~~~~~~~
Yazarın anlatımından...
Yerle gök bir olmuş oluşan felaketi konuşuyorlardı sanki, herkes hep bir ağızdan haykırırken evren o an bir kez daha kaderi değiştirdi. Kaderin amansız ağlarına takılan iki genç bir kez daha her şeyden habersiz ayrılan yollarına lanet ettiler ama bilmedikleri önemli bir detay vardı, kaderleri uzun zaman önce bir yazılmıştı...
Etrafta bir perişan dönen Mirza çıkar yol ararken diğer bir yandan da karargahla iletişim halindeydi. Kalbi nefesini kesecek kadar sızlarken aklını işine odaklamak bir hayli zordu, biriciği yoktu yanında. Bunca zaman zaten onsuz kalmak bir cehennemken tekrar o ateşlerde olduğunu hissetmek aklını allak bullak ediyordu. Zihninde dönen her ses onu suçlarken gözlerini sıkıca kapatarak düşünmeye çalıştı, şu an ki tek amacı kuğusunu bulmaktı.
Gitmeden önce Nüha'nın söylediği köy çınladı zihninde, orada olabilirdi fakat bu sadece ihtimaldi. Yine de oraya savunmasız gitmeleri demek bile bile ölüme koşmaktı, Mirza timine bunu yapamazdı. Her yönden çıkar yol ararken bir şekilde duvara çarpıyordu. Orada etrafını onca şerefsiz sarmışken kuğusunun güçlü olması bir şey ifade edemezdi, her gücün bir sınırı vardı. Nefesi daha çok daraldığında eli can havliyle boğazına gitti, o köyün tamamını yakacaktı.
"Böylece duracak mıyız yani?" diye haykırdı Nehir. Kardeşini kaybetme korkusu iliklerine kadar işlerken etrafta dönüp duran arkadaşlarına baktı. Az önce Mecnun karargahı arayarak Melike albayı bilgilendirmiş ve destek kuvvet istemişti lakin ya onlar gelene kadar her şey geç olursa?
Barkın ellerini Nehir'in omuzlarına koyarak onu sakinleştirmeye çalıştı. "Onu bulacağız, korkma."
"O zaman bulalım, öylece durup destek beklerken onun orada ölmediğinin garantisini verebilir misiniz?" dedikten sonra omzunda ki elleri sertçe itti. "Tabiki de hayır!"
Mirza sert bakışlarını hızla kıza çevirdi, haklıydı. Şu an yaşıyor olduğunun bir garantisi yoktu, sadece küçük bir umuda tutunuyordu hepsi. Mirza gözlerini sıkıca kapatıp kendine gelmeye çalıştı, oraya gitmek zorundalardı.
"Toplanın infirat!" diye haykırırken gözlerini açıp etrafını saran timine baktı. "Temkinli bir şekilde köye girip kılık değiştireceğiz ve destek gelene kadar da aksi bir durum olmadığı sürece rolden çıkılmayacak."
"Emredersiniz komutanım!"
Herkes verilen emri kabullenirken arkadan başka bir ses daha duyuldu.
"Bodoslama girebileceğiniz bir yer değil orası." diyen sesle Mirza'nın bakışları oraya dönerken gözleri adeta ölümü çağırıyordu.
"Senin ne işin var lan burada?" derken hızla ileri atıldığında elleri Hasan'ın yakalarını sertçe yakalamıştı.
"Sakin ol." diyerek elini cebine atan Hasan telefonunu çıkartarak ekranı Mirza'ya çevirmişti. Bakışları ekrana dönen Mirza'nın kalbi bir kez daha tekledi, kuğusu baygın bir şekilde sandalyeye bağlıydı. Hasan yakasında ki titreyen elleri hızla ittiğinde Mirza geriye doğru sendelemişti. Bu duruma şaşırmadan edemedi Hasan, karşısında ki adamın gücünün elbette ki farkındaydı ve bir diğer farkında olduğu şey ise kalbiydi. Komutan o askere fena tutulmuştu belli ki...
"NEREDE LAN O?" diye haykırdı Mirza. Sesi rüzgarı bile delip geçerken gök sanki yardım etmek istercesine gürledi.
Hasan hemen önünde ona atılan adama ardından da arkasında ki silahları ona çevrili askerlere baktı. Onlar bir aileydiler, kendisinin hiç tadamadığı bir aile...
"Hemen ilerde ki köye götürmüşler ve Baho satmak için fiyat koymuş. Amacım size yardım etmek, bana güvenmek zorundasınız." diyen Hasan'ın sözlerini zihninde tartmaya çalıştı Mirza, emin olamıyordu. Fakat güvenmekten de başka çaresi yoktu.
"Planın ne?" diye sordu daha sakin bir sesle, hala elleri ona birkaç yumruk çakmak için kamaşıyordu.
"Sizi oraya sokabilirim lakin sonrası sizde." dedikten sonra onları süzdü. "Bu şekilde içeri giremezsiniz."
Mirza ardında ki arabalara baktı, bu şekilde daha hızlı gidebilirlerdi ama aklını kurcalayan bir şey vardı.
"Bize neden yardım ediyorsun? Amacın ne?" dedi Mirza hala şüpheli bakışlarını arabalardan ayırmazken fakat zamanın geçtiğininde farkındaydı. Ellerinde esir olan bir askere iyi davranmazlardı.
"Onu sonra öğrenirsin. Şimdi karar ver, arkadaşınızı mı kurtaracaksınız yoksa burada öylece bekleyecek misiniz?" dediğinde Mirza hiç düşünmeden arkasını dönerek ekibine baktı.
"Geçin arabalara!"
Sonradan düşünecekti bu durumu fakat önceliği kuğusundaydı, önce o kurtulmalıydı. İnfirat silahlarını indirirken arkada ki arabalara yerleştiler, dört araba yola koyulduğunda Mirza Hasan'ın yanına oturmuştu. Diğerleri ise arkadaki arabadalardaydı.
"Bir planın var mı komutan?" diye sordu Hasan. O kızın ölmesini istemiyordu, eğer bir nebze de olsa yanda ki adamda gönlü olmadığını o gece hissetseydi satında alırdı ama yapmadı. Gönlü başkasında olan birini zorla yanında tutamazdı, hele ki kendisinin bir kalbi yokken.
"Tek kelime daha edersen dilini keser götüne sokarım." dedi Mirza asla bozmadığı sert mizacıyla. Yeteri kadar gergindi bir de onu dinlemek sinirlerini daha çok bozmaktan başka bir işe yaramıyordu. Hasan'ın kaşları kalkarken sessizce önüne döndü, ne olursa olsun adam korkutucuydu.
Bir süre sonra söylenilen yere geldiklerinde Mirza'nın hemen önünde ki şöför camı açılırken Hasan arkadan başını öne getirerek kendini dışarda ki şerefsize göstermişti. Kapılar bu hareketle açılırken dört arabada içeri geçip bir evin önünde durdu, sahiden burada küçük bir köy kurmuşlardı. İki dağın arasında kalan sessiz bir yerdi fakat içeri de ne kadar çok pislik yapıldığı kısmı bir muammaydı.
"Bundan sonrası sizde." dedi Hasan bakışlarını adama çevirerek.
Mirza ise onu hiç umursamadan arabadan inip hızla eve geçtiğinde içeri de kimsenin olmadığını fark etmişti. İnfiratın geri kalanı da geldiğinde etrafta ki bakışlarını ileride alkış tutan kalabalığa çevirmişlerdi, hemen köyün ortasına ucunda ip asılı tahta çubuklar duruyordu ve kalabalık onun etrafına sarılmıştı. Kılık değiştirmek için vakitleri yoktu.
"Sakince arkadan dolanarak menzil alın, belli ki bir sorunumuz var." dedi Mirza hala idam sehpasına bakarak. Bakışlarını tekrar ekibine çevirdiğinde omuzlarını dikleştirdi. "Dağların gizli aslanlarısınız siz, hadi gösterin hünerlerinizi."
Herkes olumlu anlamda başını sakladıktan sonra dışarı yayılırken Mirza da onları takip ederek çıktı, evlerin arkasından sessizce dolanırken tam idam sehpasını gören yere konuşlanmıştı. Silahıyla hedefe odaklandığı sırada ileride ki evden çıkan kişiyle nefesini tuttu.
"Kuğu..." diye fısıldayışı dudaklarından bir dua misali akarak yol almıştı. İdam sehpasına götürülen Nüha'yla Mirza yerinden çıkıp ona dokunan tüm parmakları sökmek istedi ama etraf böylesine kalabalıkken mantıklı düşünmek zorundaydı. İşini yok sayamazdı, mantıklı olmalıydı...
"Komutanım bir şey yapmayacak mıyız?" dedi Mecnun sinirle kulaklığa doğru. Nüha onun kardeşi gibiydi ve seneler sonra gelmesine rağmen aralarında hiçbir şey değişmemişti fakat şimdi ölümünü izlemeyecekti. Leyla'sını da kendisini de kahrederdi bu durum.
Elleri bağlandıktan sonra sandalyeye çıkartılan kızla Mirza mermiyi namluya sürmüştü, boynuna ip geçirilirken bile omuzları asla çökmeyen kuğusunu gördüğünde dudakları gururla kıvrıldı.
"Benim kızım olmayı değil da hain olmayı seçtin, cezası ölümdür Nujin." diyen sesle Mirza tüm bedeninin gerildiğini hissediyordu. Bir insan nasıl öz evladını öldürebilirdi ki?
"Ben hiçbir zaman senin kızın olmadım Baho, ben gururlu bir asker kızı olarak doğdum şehit kızı olarakta öleceğim." dedi Nüha sert bir ses tonuyla. Sesinde korku namına tek bir kırıntı bile yoktu.
"Bu zırvalığa daha fazla katlanmayacam, son sözlerini söyleyesin Nujin."
Derince bir nefes alarak bakışlarını gri bulutlara çeviren kızla Mirza da tıpkı onun gibi derince bir nefes çekmişti ciğerlerine.
"Kader böyle imiş ey garip ana..." diyerek söylemeye başladığında dürbünden bakarak namluyu ayarladı Mirza.
"wê kursiyê bixin!" (Şu sandalyeyi it!)
"Kanım feda olsun güzel vatana!"
Ve sandalye itilirken aynı zamanda Mirza'nın silahından çıkan kurşunda yol almaya başlamıştı...
~~~~~~~~~~~~~~
Nüha Ertunç...
Tam hayattan ümidi kestiğiniz an bir ışık parlar ve zamanınız gelmediğini söylerdi size, boynumda ki ipin kopmasıyla hızla yere kapaklanan bedenimle tam olarak öyle bir andaydım. Gelmişlerdi... Hızla öksürerek nefes almaya çalıştığımda bir yandan da ellerimi çözmüştüm, hemen karşımda ki Baho kaçarken sert bakışlarım ona döndü. Kaçamazdı...
Etrafımdan kurşunlar sekerken hızla ayağa kalkıp tam onun peşine takılacaktım ki bileğimi saran parmaklarla bedenim geriye doğru çekilirken kollarını bana sarıp aniden yerimizi değiştirdi. Tanıdık kokuyla kaşlarım çatılırken önümde ki bedenin sarsılmasıyla ileride ki bir şerefsizle göz göze gelmiştim, silahı havada ve namlusu bize dönüktü.
Silahı art ardına ateşlediğinde kurşunlar önümde siper olan adama isabet etmişti.
"Hayır, hayır, hayır..." diye mırıldanırken hızla belinde ki silahı alıp şerefsizi alnından vurmuştum fakat geç kalmıştım, kurşunlar ona isabet etmişti. Bir anda kollarıma yığılan Han'la ikimizde sertçe yere düşerken korkudan bedenimde ki kan akışının bile durduğuna yemin edebilirdim. "Hayır... HAN!"
Gözlerini zor bela açık tutarken bakışlarımı etrafta gezdirdim, bizimkiler yakında olmalıydılar. Helikopter gelmeliydi, o iyileşmeliydi!
"Şhh! Ağ...ağlama." dediğinde ben bile ağladığımı o an fark edebilmiştim. Zorla çıkan sesiyle dizlerimin üstünde ki bedenini daha çok kendime çekerken elimi yanağına koyarak hafifçe okşadım.
"Yorma kendini, sana bir şey olmayacak." derken bakışlarımı tekrar etrafa çevirmiştim. Mahşer yeri gibiydi, kurşunlar etrafımızdan sekerken isabet eden kişilerin haykırışları her yeri dolduruyordu. Timden hiç kimseyi göremezken aklıma gelen fikirle bakışlarımı tekrar kucağımda ki adama çevirmiştim ki karlaştığım ifadeyle kaşlarım çatıldı. Az öncekinin aksine gözleri gayet açıktı ve sırıtıyordu, elimi hızla sırtına attığımda hissettiğim delikler de kan yoktu.
Çelik yelek giymişti!
"Allah seni kahretsin, ödüm koptu manyak!" diye haykırırken elimi hızla göğsüne geçirmiştim. Öleceğini sanmıştım ve o birkaç dakikanın ömrümden yıllar aldığına emindim. Ona vurmaya devam ederken elimi tutup beni hızla kendine çektiğinde yüzlerimizin arasında santimler kala durmuştum.
"İşte bende son bir saattir tam olarak böyle hissediyorum kuğu, bir daha sakın beni o hislerle yalnız bırakma!" dediğinde gözlerinde gördüğüm korku ve endişe kalbimin tuhaf bir hisle dolmasını sağlamıştı. Sandalye itilmeden önce kendi kendime itiraf ettiğim durumu hatırladığımda sanki gözlerimden okuyabilirmiş gibi hızla bakışlarımı kaçırarak doğruldum.
Etrafta ki silah sesleri kesilirken üstümüze düşen gölgeyle başımı kaldırıp gelenlere baktım. İnfirat timi tüm ihtişamıyla karşımda duruyorlardı. Bakışlarım kızarmış gözlerle beni izleyen Nehir'e döndüğünde yavaşça ayağa kalkarak ona doğru adımladım, hızla bana koşarak boynuma sarıldığı sırada Mecnun'un ise Mirza'yı elinden tutarak kaldırdığını görmüştüm. Mermiler tenini delmemişti fakat o hızla çelik yeleğe saplandıkları için bir hayli acıyor olmalıydı. Korkudan nefesimi kesmişti aptal!
"Ödümüzü kopardın mal!" diyerek kulağıma fısıldayan Nehir'le hafifçe sırıtmıştım. Baho'yu yine elimizden kaçırmıştık ve bu durum sinirlerimi bir yay gibi gererken öfkemi harlıyordu. Nehir'in kollarından ayrılırken bakışlarımı tekrar etrafa çevirdiğimde ileride inleyen şerefsiz dikkatimi çekmişti, Baho'nun sağ kolu olan ve buraya geldiğimden beri öneri sunan sığırdı.
Yanına doğru adımladığımda bakışlarını bana çevirirken gördüğüm o korku dudaklarımın kıvrılmasını sağladı, onu ben sorgulayacaktım. Bakışlarım bacağında ki yaraya kaydığında hiç düşünmeden ayağımı kaldırıp yarasının üstüne bastım, acıyla haykırmaya başladığında ayağımı çekerken yanına diz çökmüştüm.
"Şimdi seninle küçük bir anlaşma yapalım." dediğimde hala haykırmakla meşguldü. Elimi hızla ağzına kapatırken kafasını yere bastırıp üstüne eğildim. "Cevabını duyamadım." dedim sinirden köpürmek üzere olan halimle.
Başını korkuyla olumlu anlamda salladığında elimi biraz daha bastırarak kafasını bana doğru çevirdim.
"Baho'nun nereye gittiğini söyle, ben de senin yaşamana izin vereyim." dediğimde gözlerinde ki korku artarken zorlukla yutkundu. Bir süre cevabını beklemiştim fakat hala ses seda olmadığında tek kaşım tehlikeli bir edayla havalandı. "Demek ölmek istiyorsun, peki. Arkamda dikilen adam işkencelere bayılır, bir tadına bak bakalım. Belki fikrin değişir."
Sözlerimin ardından elimi çekerek ayağa kalktığımda şerefsiz hızla elimi tutunmuştu.
"Tanıram ben onu. Bırakmayasın beni oğa komitan." dediğinde kaşlarım çatılırken anlamaya çalışıyordum. "Alfa’dır o, bilirem ben."
Arkadan bir el beni hızla geri çektiğinde şerefsizin elimi tutan eli de benden ayrılarak yere düşmüştü. Korku dolu bakışları ardımda ki adama dokunduğunda geriye doğru sürünmeye başladı fakat hemen arkasına geçen Cem'e tosladığında irkilerek bu sefer bakışlarını oraya çevirmişti.
"Nereye yahu? Daha karpuz kesecedik." diyen Cem'le bende bakışlarımı arkama çevirdiğim de Han'ın keskin bakışlarla şerefsize baktığını fark etmiştim, eli hala belimdeydi. Etrafımıza doluşan askerlerle kolunu hızla iterken gelen ekibe baktım, destek ekip gelmişti tabiki de.
"Komutanım şerefsizlerin çoğu kaçmış, bazı evlerde ise rehineler bulduk." diyerek en öndeki asker konuştuğunda bende bakışlarımı ona çevirmiştim.
"Rehineleri sağ salim evlerine ulaştırın, burada ki pisliği de toplayın. Canlı kalanlar karargaha getirilsin." dediğinde sesinden otorite akıyordu adeta.
"Emredersiniz komutanım." derken arkasına dönen askerle bizde ilerlemeye başlamıştık.
"Komutanım sesiniz de güzelmiş he." diyen Özgür'le bakışlarım ona dönerken kafamı olumlu anlamda sallayarak sessizce teşekkür etmiştim. O sırada sağ taraftan omzuma dolanan kolla şaşkın bakışlarım Mecnun'a dönmüştü.
"Ula poh yiyen, ödümüzü kopardun da. Deduk herhal yerun dibina girdu bu zilli poh." dediğinde kaşlarım çatılırken tam cevap vereceğim sırada ardımdan gelen öksürük sesi susmamı sağlamıştı. Bakışlarım arkamda ki çatık kaşlarla Mecnun'a bakarken öksüren Han'a kaydığında anlamayarak bakakalmıştım, ardından omzumda ki kol geri çekildiğinde bakışlarını Mecnun'dan alıp bana çevirmişti. Hızla gözlerimi kaçırarak önüme dönerken Mecnun'un ensesine sertçe geçirdim.
"Ben sana zilli demek yok demedim mi lan? Damat falan dinlemem alırım ayağımın altına." dediğimde ensesini tutarken geriye doğru çekilmişti.
"Azucukta kardenuz ağzu yapsan tam oldin Hafize nine." dediğinde kaşlarım daha çok çatılmıştı. O an aklıma dolan anılarla dudaklarım kıvrılırken yüzümü serbest bırakmıştım. Hafize nine kurtarılıp Trabzon'a getirildiğim zaman bana bakan nineydi, aynı zamanda Han'ın babaannesi oluyordu. Bakışlarım arkamda ki adama kaydığında yüzünde hüzünlü bir gülümseme olduğunu görmüştüm.
"Senden bir hafta sonra vefat etti." diyerek sormak istediğimi anlayıp cevap verdiğinde kalbim tekrar sızlamıştı. Son zamanlarında onun yanında olabilmek isterdim fakat tanımak bile benim için büyük bir erdemdi. Hayatında ki zorluklara rağmen çok güçlü bir kadındı.
"Allah rahmet eylesin." diye fısıldadığımda başını olumlu anlamda sallamıştı. Gözlerinden geçen hüzünde sadece Hafize nine değil Halil albay da vardı, acısını yaşamaya bile vakti olmamıştı. Arabanın önüne geldiğimiz sırada bakışlarımı ondan çekerek arabaya bindiğimde ardımdan da hızla o binmişti.
"Bekleyin biraz." diyerek diğerlerini durduktan sonra kapıyı kapattığında arabada ikimizin yalnız kalmasını sağlamıştı. Etrafta askerler kaynarken ne yapıyordu bu? Hızla yanıma oturduktan sonra bakışları bana dönerken elini belime yerleştirip beni kendisine çekerek sıkıca sarıldı.
Hareketiyle kalbim teklerken ne diyeceğimi bilememiştim, bu neydi şimdi? Bir eli saçlarımın içine dalarken kafasını ise boynuma gömüp derince nefesler almaya başlamıştı. Sıcak nefesi her boynuma çarptığında titrememek için ultra bir çaba harcıyordum. Zihnimin bir köşesi yanlış olduğunu haykırırken ben ise sadece kollarımı ona dolamakla meşguldüm, deliler gibi korkmuştum ona bir şey oldu diye.
"Bir daha seni kaybetme hissiyle beni sınama kuğu, yalvarırım yapma." dediğinde yüzünde hala maskesi olduğu için sesi boğuk çıksada anlaşılırdı. Beze rağmen nasıl nefesi böyle yakıcı bir şekilde boynuna vurabilirdi ki? O an aklımda çakan düşünceyle kollarım yavaşça bedeninden ayrıldı, hayatında biri vardı... Onu her ne kadar seviyor olsamda bunu yapamazdım, kalbi başkasında olan biriydi sonuçta.
"Sorun yok, iyiyim." diyerek omuzlarından geriye ittiğimde o da yavaşça geri çekilerek grilerini bana çevirmişti. Unutma Nüha, sadece bir arkadaşı olarak gördüğü için korktu. Hepsi bu!
"Bunu o mu yaptı?" derken parmakları yanağıma dokunduğunda hızla kafamı geriye doğru çektim, teması aklımı bulandırıyordu. Yüksek ihtimal yanağım o şerefsizin tokatının etkisiyle kızarmıştı ve o da bunu soruyordu.
"Ben ona daha fazlasını yapacağım." diyerek hızla ileriye uzanıp kapıyı açtığımda durdurmaya vakit bulamamıştı. "Hadi girin, gidiyoruz."
"Yok yok girmeyelim, Mirza komutanım pek hasret gidermiş gibi durmuyor." diyen Cem'le kaşlarım çatılırken kafamla içeriyi işaret ettiğimde bakışlarımın sert baktığına emin olmuştum. Bu hareketimle herkes içeri doluşurken daha çok cama doğru yapışıp arkama yaslandım.
"Bir poh kokusu alayrum millet, sizde aliy misunuz?" diyerek yanında ki Barkın'ı dürten Mecnun'un bakışları ben ve Han arasında gidip geliyordu.
"Sıçmış olma ihtimalin var mı Laz uşağı?" diyen Barkın'la Mecnun'un sert bakışları ona dönmüştü.
"Mecaz kullanduk herhal sik kafali." dediği sırada hareket eden arabayla bakışlarını onlardan ayırarak cama çevirdim. Gözlerini üstümde hissedebiliyordum fakat umrumda değildi, en azından olmaması için çabalıyordum.
"Mecnun haklı, arabada soğuk rüzgarlar esiyor." diyerek arabayı kullanan Cem'in sesini duyduğumda da bakışlarımı çevirmemiştim. Kimseden ses çıkmayınca herkes susarak önüne dönmüştü, sessizce akıp giden yolu izledim bir süre.
"Yanlış bir şey mi yaptım?" diye kulağıma fısıldayan sesle dişlerimi dudağıma geçirdim, nefesi tenimi yalarken nasıl odaklanabilirdim ki? Kafamı biraz daha geriye doğru çektiğimde o da istemediğimi anlayarak geri çekilmişti.
"Hayır komutanım." dedim onun gibi fısıldayarak. Bakışlarımı hala camdan ayırmazken zihnimin ona kaymaması için ultra çapa sarfetmiştim. Mecnun telefonuyla uğraşırken diğer herkeste sessizce yola odaklıydı, tek bir kişi hariç. Yanımda ki adamın bakışları inatla üzerimdeydi, cama yansıyan bakışlarını görebiliyordum. Yağmur yağdığı için hava kapalıydı, gökyüzü bile gözleriyle çevriliyken nasıl başka bir şey düşünebilirdim ki?
O gözler başkasını görmek istiyordu ama, ya da dudakları başkasına gülüyordu. Ne kadar salaktım, bunca yıl sonra neden ona bir şeyler hissettiğimi düşünüyordum ki? Of! Kafam allak bullaktı.
Duran arabayla karargaha geldiğimizi anladığımda herkes çıkana kadar bakışlarımı camdan ayırmamıştım, son olarak o da çıktığında bende yavaşça çıkarak karargaha doğru adımladım. Melike albay hemen kapıda sinirli bakışlarla bizi bekliyordu.
"Hemen odama infirat!" diyerek hızla arkasını döndüğünde sesinde ki sinir etrafımızı sarmıştı. Düşen yağmur damlalarına aldırmadan yürürken Han ise önümüze geçerek hızlanmıştı, lider olarak önde olmalıydı. Hepimiz sırayla albayın odasına girdiğimizde karşısında tek sıra halinde sıralandık.
"Baho nerede İnfirat?" diye sorduğunda hepimiz sessizce bakışlarımızı kaçırmıştık. "BU KAÇINCI BAŞARISIZLIK?"
"Ona yakın olan adamları elimizde komutanım, bulmamız an meselesi." diyen Han'la Melike albay ellerini sertçe masaya çarparak onu susturmuştu.
"Bu mu herkesin korktuğu İnfirat yüzbaşı?" dediğinde Han susmak zorunda kalmıştı. "Bu kadar kolay pusuya düşen bir avuç askeri mi biz özel kuvvetlere aldık?"
"Benim hatamdı komutanım, üzgünüm." dediğimde Han'ın keskin bakışları hızla bana dönmüştü.
"Evet üsteğmen senin suçundu, belki de tayin istediğin zaman reddetmemeliydim ha ne dersin?" dediğinde bu sefer sessiz kalan ben olmuştum fakat göz ucuyla Nehir'in bana dönen gözlerini seçebilmiştim, tayin durumundan haberleri yoktu.
"Onun bir suçu yok komutanım, timin lideri olarak bunu hesaba katmam gerekirdi. Tüm suç benim." diyen Han'la bu sefer benim bakışlarım ona dönmüştü. Hayır, onun bir suçu yoktu. Bana siper olmayı kesmesi gerekiyordu.
"Ayrıca pusuya düşürüldük komutanım, bayıltıcı gazı önceden tahmin etmemiz mümkün değildi. Eğer ortada bir suç varsa bu hepimizin suçudur, tek bir kişiyi kapsayamaz." diyerek konuşan Nehir'le bakışlarım ona çevrilmişti.
"Önce vatan sonra yanımızda ki adamdı önemli olan, biz onu koruyamadık komutanım, suçlu biziz." diyen Mecnun'u Cem takip etmişti.
"Ortada bir suç varsa bu hepimizin komutanım." dediğinde Cem'in ardından Özgür devralmıştı.
"Cezamız neyse hepimiz çekmeye hazırız komutanım."
Neden beni savunarak kendilerini öne atıyorlardı? Sevgi tam olarak bu demek miydi?
"YETER, KESİN SESİNİZi!" diye haykıran Melike albayla tekrardan sessizleştiğimiz de bakışları bana döndü. "Tek bir hatanda daha timden de bu karargahtan da ayrılırsın üsteğmen." dediğinde bakışlarım korkuyla albaya dönmüştü.
"Timin komutanı benim albayım, buna ben karar veririm." diyen Han'la bu sefer bakışlarım ona dönmüştü. Albaya diklenerek ne yapmaya çalışıyordu? Amacı atılmaksa bunu başarmak üzereydi.
"Kelimelerine dikkat et yüzbaşı! Sen bu timin komutanı olabilirsin ama hepinizi dağıtmak yalnız benim elimde." dedikten sonra bakışlarını hepimizde gezdirdi. "Demek birbirinize bu kadar bağlısınız, o zaman kulağınızı dört açarak dinleyin beni. İçinizinden herhangi birinizin en küçük hatasında hepinizi dağıtırım, öyle ki infirat sadece kulaklarda dolanan eski bir efsane olur." derken ellerini tekrardan sertçe masaya çarpmıştı. "Şimdi defolun gözümün önünden!"
Sözlerinin ardından hepimiz odadan ayrılırken yüzümüzden düşen bin parçaydı. Sessizce koğuşlara dağılırken bakışlarını üzerimde hissetmiştim fakat dönüp bakmak içimden gelmemişti, grilerini gördüğüm an ağlayacakmışım gibi hissediyordum. Banyoya doğru hızla adımlarken koluma sarılan parmaklarla bakışlarımı Nehir'e çevirdim.
"Tayin istedin öyle mi?" dediğinde bedenimi tamamen ona çevirmiştim.
"Time ilk girdiğim zamanlardı, Han'la..." derken duraksayarak derin bir nefes aldım. "Mirza'yla anlaşamadığımız zamanlar istemiştim, reddedilince söyleme gereği duymadım."
"Ya kabul edilseydi? Bizi sadece bay bay diyip tekrardan gidecek kadar mı önemsiyorsun?" dediğinde kafamı hızla olumsuz anlamda sallayarak ona doğru atılmıştım ki geriye çekilerek buna izin vermedi.
"Hayır Nehir sadece o an en mantıklısı buydu. Babasını dolaylı yoldan da olsa benim yüzümden kaybetmişken her saniye beni görmesi acı verici olacaktı, bu yüzden istedim fakat Melike albay reddetti." dediğimde yüzünde hüzünlü bir gülümseme oluşmuştu.
"Peki biz ne olacaktık Nüha? Ben ve Leyla ne olacaktık? Reddedilmesi senin bizi düşünmeden gitmek isteme gerçeğini değiştirmiyor." derken elini sinirle başına atıp kaskı çıkararak yatağının üstüne fırlatmıştı.
"Ben... özür dilerim." diyerek bakışlarımı yere çevirdiğimde o ise gözlerini bana dikmişti. Adım sesleri kulağıma ulaşırken bir anda kollarını belime dolayarak bana sıkıca sarıldığında bende kollarımı hızla ona sardım.
"Bir daha böyle bir bok yersen beynini mermi yuvası yaparım." derken sesi titrediğinde ona daha sıkı sarıldım.
"Kafam allak bullaktı Nehoş, ne yaptığımın ben bile farkında değildim ki." dedim sessizde. Kollarını benden ayırırken hızla elini kafama savurmuştu ki refleksle elini havada yakaladım.
"Reflekslerin bu kadar kuvvetliyken o evden nasıl çıkamadım Nüha?" diye sorduğunda elini serbest bırakmıştım. Dumandan dolayı uzaktan içeriyi seçememişlerdi, bu yüzden ne yaptığım hakkında en ufak fikirleri yoktu.
"Tam çıkacakken çocuk sesi geldi odalardan birinden, onu bırakıp çıkamazdım Nehir. Geri dönüp ararken de nefesim kesildi, son anda sesin bir kaset çalardan geldiğini gördüm sadece."
"Bilerek seni yakalamak istediler yani? Bu nasıl olabilir?" dediğinde kaşlarım çatıldı.
"Amaç bendim fakat o evde beni bulmaları tamamen tesadüftü. Yine de bu timde olduğumu biliyor olmaları gerekir." dediğimde hızla gözleri büyürken zihninde sanki ampul yanmış gibi bakıyordu.
"Biri ispiyonladı seni ve ben bunu kimin yaptığını tahmin edebiliyorum." diyerek dışarı çıkmak istediğinde hızla koluna sarılarak onu durdurdum.
"Bende tahmin ediyorum ama bırak o bildiğimizi tahmin etmesin, her şeyin bir zamanı var." dediğimde her ne kadar istemese de başını olumlu anlamda sallamak zorunda kalmıştı.
"Peki, öyle olsun bakalım. Ha bu arada Mirza komutanla olanlarda gözümden kaçmadı." derken dudakları kıvrılmıştı. "Yanlış bir şey mi yaptım?" diyerek sesini kalınlaştırıp bana çapkınca göz kırptığında suratım aniden düşmüştü. Gözlerimi devirirken arkamı dönüp banyoya doğru ilerleyerek üstümde ki kamuflajı çıkartmaya başlamıştım.
"Bir daha konusunu açma Nehir, manitası olan biriyle işimiz yok." dediğimde hızla önüme gelerek beni durdurmuştu.
"Manitası mı varmış? Sen nerden biliyorsun?"
"Galiba..." diyerek onu geçmek için hareketlenmiştim ki tekrar önüme geçerek beni durdurdu.
"Galiba ne kızım, açıklasana?" dediğinde eldivenlerimi ve postallarımı çıkartarak yere fırlatmıştım.
"Arabada ki konuşmasını duymadın mı? Belli ki biri var işte."
"Ulan salak, onları senin için dedi." dediğinde aynı boş bakışlarla ona bakmayı sürdürmüştüm. "Nüha bebeğim kafana çok mu sert vurdular acaba? Adam onları söylerken sırıtarak sana bakıyordu, ne başkası?"
Sözleriyle kafam karışırken duraksamıştım, nasıl yani ben mi yanlış anlamıştım? Nehir aniden kahkaha atmaya başlayınca kaşlarım hızla çatıldı.
"Sen o yüzden dönüşte adama trip attın?" derken hala kahkaha atmaya devam ediyordu.
"Ha ha ha! Çok komik!" dediğimde kafasını olumlu anlamda sallamasıyla hızla onu iterek banyoya girdin. Kabine girerken hala arkamdan kahkahasını duyabiliyordum. Gerçek olabilir miydi sözleri? Sahiden beni mi kastetmişti? Peki ya ben ne zaman bu kadar salak olmuştum?
"Ha bu arada farketmedim sanma, ben sevmiyorum demedin manitası var dedin." diyerek yan kabine girdiğinde üstümde kalan son parçaları da çıkartıp suyu açtım. Dudaklarım kıvrılırken ses etmemiştim. "Hassiktir! Seviyorsun!"
"Bağırma mal!" dedim hızla haykırarak. Sözlerimle tekrar kahkaha atmaya başladığında umursamayarak sabunladığım lifi vücuduma sürmeye başlamıştım. Bakışlarım bedenime döndüğünde bir kez daha zihnimde yankılandı anılar, her yanım izlerle doluydu. Bu kusurlu bedeni kim sevmek isterdi ki...
İzlerimi gören tek erkek oydu, çünkü ilk kez annemden başka beni iyileştiren kişiydi. Kafamı arkamda ki mermere yaslarken bedenimden akan suyu izledim, gözlerim dolarken akmalarına izin vermiştim.
Boynumda iç içe geçmiş künye ve kolyeme dokunurken kayarak yere oturdum. Dizlerimi kendime çekip başımı yasladığımda su üstümden akarak sesimi bastırıyordu. Bana her baktığında babasını hatırlayacak birini seviyordum, bu beni bencil yapar mıydı?
Kendime yeni yeni itiraf edebiliyordum, on beş senedir başka kimseyi kalbime alamamamın sebebi zaten dolu olmasıydı...
Orada ne kadar süre oturduğumu bilmiyordum fakat kapıya vurulma sesi duvarlarda yankılanmıştı. Kafamı kaldırarak yerden doğrulduğumda suyu kapatarak dinlemeye başladım.
"Nüha nerede Nehir?" diyen sesle kalp atışlarım hızlanmaya başlamıştı. Niye gelmişti ki?
"Duşta o, çıkınca geldiğini söylerim." Nehir ne ara çıkmıştı ki? Onu bile duyamamıştım.
"Ha, yok! Söyleme, ben sonra konuşurum." dediğinde kaşlarım çatılmıştı.
"Tek bir şey söyleyeceğim komutanım." diyen Nehir'le dinlemeye devam ettim. "Bir his yoksa eğer içinizde rütbenizin farkına varın."
"Rütbem bile umrumda olmayacak kadar fazla hisler var Nehir, iyi geceler." dediğinde kapanan kapıyla gittiğini anlamıştım fakat sözleri hala zihnimdeydi. Şu an sevindiğim için bile pişman olmam gerekirdi belki de ama yapamıyordum, kahretsin kalbim duracak kadar hızlı atıyordu.
Hızla saçlarımı yıkadıktan sonra ilerde ki havluma sarınırken kıyafetleri sonradan eve götürüp yıkamak için kirli sepetine atarak banyodan çıkıp odaya girdim. Sırıtarak beni izleyen bir adet Nehir'le karşılaşmıştım, duyduğumu bildiği için öyle söylemişti.
"Sen çok fenasın." derken dolaba ilerleyerek iç çamaşırlarımı çıkartıp üstüme geçirdikten sonra yeşil tişörtümü ve altına da siyah eşofmanımı geçirmiştim. Küçük bir havluyla saçlarımı kurularken yatağıma doğru adımladım.
"Boşver şimdi onu aşk böcüğü, bundan sonra ne yapacaksın?" dediği sırada havluyu çekip kenara koyarak yatağa uzandım.
"Hiçbir şey. Sen Barkın'la ne yapacaksın?" diye sorduğumda az önceki heyecanlı suratı silinirken yerine durgun bir ifade gelmişti.
"Arkadaş olarak kalmamız gerektiğini söyleyeceğim." dediğinde ona doğru dönerek elimin üstüne yattım.
"Barkın'ı o şerefsizle bir tutmaktan vazgeç." dediğimde beni umursamadan ışığı kapatarak hızla arkasını döndü.
"İyi geceler." diye mırıldandığında derin bir nefes alarak ona bakmayı sürdürdüm. Kalbi öyle çok kırışmıştı ki güvenmek ona işkence gibi geliyordu.
"İyi geceler kuzum." derken hala onu izliyordum. Konuşmak istemeyen birini zorlamak sadece yarasını biraz daha kanatmanızı sağlardı.
Bir süre öylece uzanmıştım fakat zihnimde ki düşünce uyumama izin vermiyordu, sırtına krem sürmüş müydü acaba? Kurşun izleri derisini zedelemiş olmalıydı, canı acırdı. Yanda ki telefonumu alarak açtığımda Leyla'dan gelen bir sürü mesaj ve aramayı görmüştüm.
Leyloş: Nüha iyi misin? (21.37)
Leyloş: Aklımı kaybedeceğim burada biriniz şu teli açın (21.51)
Leyloş: Mecnun iyi olduğunu söyledi ama bir de ben duymak istiyorum (21.59)
Leyloş: Ben bilirim seni, belli etmezsin ama kalbin acır (22.00)
Nüha: İyiyim bebeğim, korkmaaaa (00.12)
Nüha: Duş falan alınca zaman baya geçmiş, ondan göremedik
Nüha: Affedin bu kölenizi leydim;)
Leyloş: Şaklaban Van kedisi aklım çıktı burada (00.13)
Leyloş: Yarın ikinizde eve gelmezsiniz gelir saçınızı başınızı yolarım
Leyloş: Kibar kişiliğimden beni çıkarmayın
Nüha: Korkudan altıma sıçtım leydim sabah ezanına evdeyiz (00.14)
Leyloş: Tamamdır o zaman detayları yarın öğrenirim :)
Leyloş: İyi gecelerrr tatlı rüyalaaarr 💋
Nüha: 💋💋 (00.15)
Gülerek telefonu kapatırken aklım tekrar aynı konuya takılmıştı. Yanımda ki Nehir'e baktığımda derin nefesler aldığını görmüştüm, acaba bir bakmaya gitsem nolurdu ki? Sessizce bakıp hemen gelirdim, kimse görmezdi zaten. Yerimden sessizce doğrulurken köşede ki terliklerimi ayağıma geçirip koğuştan sakince ayrılarak ilerlemeye başladım.
Koğuşun önüne geldiğimde kalbim neredeyse ağzımda atıyordu. Sakin ol Nüha! Sadece bakıp çıkacaksın. Sessizce kapıyı aralayarak içeri girdiğimde üst tarafta ki pencerelerden giren ay ışığının aydınlattığı yolda ilerlerken kapıyı ardımdan yavaşça kapattım. Bildiğim yatağına doğru giderken duyduğum horultu sesiyle aniden yerimden zıplarken elimi kalbime koyarak sakinleşmeye çalıştım. Sadece bakıp çıkacağım, bu kadar!
Birkaç adımda yatağına ulaştığımda alt ranza da yattığı için içimden bir küçük şükür etmedim değildi. Yatağın yanına gelerek yüzüne baktığım da çatık kaşlarıyla uyuduğunu fark etmiştim, ay ışığı direk yüzüne vuruyordu. Dudaklarım kıvrılırken elimi tam yanağına uzatmıştım ki hızla bileğime sarılan parmaklarla beni öyle bir kendisine çekmişti ki gözlerimi açtığımda ben yatakta uzanırken o ise üstten çatık kaşlarıyla bana bakıyordu, lanet girsin özel kuvvetler refleksleri!
Açılmış gözlerle ona bakarken beni öyle hızlı bir şekilde altına almıştı ki çığlık atmaya bile vaktim olmamıştı, şaşkınlıktan küçük dilimi yuttuysam şaşırmazdım!
"Kuğu..." diye boğuk çıkan sesiyle mırıldandığında kendimi tam şu an yerin dibine gömmek istiyordum. Sesimi çıkarmazsam belki rüya sanardı. Aynen salak Nüha, adam senin gibi mal mı? Cin gibi bakıyor! Yok ama hata bendeydi, ne işim vardı benim gece vakti adamın koğuşunda?!
"O ses neydi lan?" diyen uykulu Cem'le Han hızla üstüme kapaklanırken örtüyü beni tamamen kapatacak şekilde üstümüze sermişti. Kelimenin tam anlamıyla tamamen bana yapışıktı şu anda!
"Bir şey yok, bacağımı demire çarptım." diyerek beni biraz daha altına çeken Han'la utancımdan mora döndüğüme emindim, neyse ki karanlıkta belli olmuyordu.
"İyi misiniz komutanım?" dedikten sonra yandan sarkan kafayla yerimden zıplarken Han ise iyice üstüme kapaklanarak yüzümü boynuna gömmüştü. Siktir! Buram buram mentol kokuyordu. Bir ısırık alsam ne olurdu ki? Ortalık karışır kızım, sakin ol!
"Lan şunu yapıp durma! Çakacağım bir gün refleksle ağzın yüzün yamulacak. Ayrıca değilim desem ne yapacaksın amcık, öpücen mi?" dediğinde tuttuğum nefesimi vermiştim ki üstümdeki bedeninin kasıldığını çok net hissetmiştim. Eli saçlarımın üstünü bulurken beni tamamen kendiyle kamufle etmişti.
"Aman be komutanım, size de yaranılmıyor." diye fısıldadıktan sonra yataktan ses geldiğinde hareket ettiğini anlamıştım.
"Boş yapma göt, yat zıbar." dediğinde istemsizce kıkırdamıştım ki saçlarımda ki eli hızla dudaklarımın üzerine kapanmıştı.
"Tövbe haşa komutanım ama siz az önce kıkırdadınız mı?" diyen Cem'le gülmemek için kendimi zor bela tutarken dudaklarımın üstünde ki eliyle yüzümü hafifçe sıkmıştı.
"Cem kalkıp ebeni sikeceğim şimdi ama, yatsana lan!" dediğinde sesi fısıldamanın bir üstüne çıktığında girerken duyduğum horultu tekrar yükselmişti. Aman ne romantik ortam!
Dudaklarım tekrardan kıvrılırken Cem'den ses gelmemişti. Başını hareket ettirdiğinde kulağıma çarpan nefesiyle gülüşüm bıçak misali kesildi, ılık nefesiyle her an bayılabilirdim.
"Kıkırdamaya devam edersen susturmak için elimi kullanmam." diye fısıldadığında içimden çok kuvvetli bir ses kıkırda diye haykırmıştı ama emin olamıyordum. Elim dışında derken dudaklarını mı kastetmişti? Ben niye şu aralar bu kadar salaktım? Hiçbir şeyi anlamıyordum!
"Bir şey daha söylesem kızar mısınız komutanım?" diyen Cem'le aklım dağılırken Han ise derince bir nefes alarak kafasını kaldırdı.
"Amına bile korum Cem." dediğinde sinirli haliyle hafifçe kıkırdadığımda gözlerim kocaman açılırken hızla dudaklarımın üstünde ki elinin üzerime elimi koyarak bastırdım. Of! Ama ne yapayım? Hali komikti! Benimde kıkırdak olasım tutmuştu bugün. Acaba dediğini yapar mıydı?
Bakışları hızla bana dönerken dudaklarının kıvrılışını görmüştüm. Hayır hayır, ben hazır değildim! Ya da hazır mıydım? ALLAH KAHRETSİN!
"Tamam komutanım, ben sustum. İyi geceler." diyen Cem'le az kalsın gitme diye yalvaracak bir hale gelmiştim. Bir süre öylece durarak bana baktığında içimde ki heyecan daha da körükleniyordu.
"Niye geldin?" diye kulağıma doğru fısıldadığında elini yavaşça dudaklarımdan ayırarak yanağımla çenem arasında ki yere getirmişti, baş parmağı hala dudağımın üstündeydi.
"Şey..." derken kendime bir kez daha lanet ettim. Sıcak nefesi düzenli olarak boynuma çarparken neden geldiğimi bile unutmuştum. Tek yaptığım inlememek için ultra bir çaba harcamaktı.
"Çok mantıklı bir cevap." dediğinde sesinden güldüğü anlaşılıyordu. Uyuz herif! Önce bu hale getir sonra gül! Tabi ya oh ne ala memleket! Zaten Nüha kimin umrumda ki! Bende neler düşünüp duruyorum, sevgililikmiş...
"Seninle sevgili olan kızın ben beynine sıçayım."
"Sevgilim değil karım olacaksın." dediğinde işte şimdi şaşkınlıktan küçük dilimi yutmak üzereydim. Siktir kere siktir! Ben onu sesli mi söylemiştim?! Hay ben kendi ağzıma sıçayım! Salak Nüha! Aptal Nüha! Yok anam yok, biz rezillikte master yaptık Nüha!
"Be...benim gitmek gerek." dediğimde neredeyse sinirden ağlamak üzereydim. Bir de kekeledin, aferin Nüha! Hızla omuzlarından iterek doğrulduğumda şaşırtıcı derece de yana kayarak kalkmama izin vermişti.
Hızla beklemeden ayağa kalkarak kapıya doğru adımlayıp dışarı çıktığımda nefes nefese biraz ilerledikten sonra duvara yaslanarak duraksadım. Kalbim tam anlamıyla ağzımda atıyordu, öyle çok utanmıştım ki! Cidden salaklığın zirvesindeydim, adama gidip sana aşığım desem daha az belli ederdim.
Duvar kenarında elim kalbimde soluklanırken kolumda hissettiğim parmaklarla hızlıca sürüklenmem bir olmuştu. Önümde ki Han'a şaşkın gözlerle bakarken, bugün ne kadar çok şaşırmıştım ben, ilerde ki temizlik odasına hızla girdiğinde beni de arkasından çekmişti. Ben girer girmez arkamda ki kapıyı kapatarak iki yanıma yasladığı kollarıyla beni kapı ve kendisi arasında sıkıştırmıştı.
"Nereye kaçıyorsun kuğu?" derken yandaki düğmeye dokunmasıyla ışık yanmıştı. Ben ve kırmızı yanaklarım alarm misali parlarken kocaman gözlerle ona bakıyordum. Bir şey demem gerekiyordu, altta kalamazdım fakat içlerinde hınzır pırıltılar gezen grileriyle bana baktığı için aklım tamamen dağınıktı.
"Sırtına... bakmaya gelmiştim ben." dediğimde dudakları daha kıvrılırken yüzünü bana yaklaştırdığında nefes almayı bırakmıştım.
"Merak etme, acımıyor." diyerek daha çok yaklaştığında dudaklarımızın arasında santimler vardı, konuşsam bile değecek kadar yakınımdaydı. "Nefes al kuğu." dediğinde bedenim benim isteğim dışında emrini gerçekleştirmeye programlanmış gibi derin bir nefes aldığımda yandaki elini saçlarıma getirerek yüzüme düşen tutamları çekmişti. "Ben sözünde duran bir adamım kuğu ve şimdi de durmak zorundayım."
Sözlerinin ardından biraz daha yaklaşarak dudaklarını dudaklarıma sürttüğünde bakışlarımı dolgun dudaklarından ayıramıyordum. Heyacandan tüm boğazım kurumuştu, istesem bile konuşamazdım artık.
"Sence sözümde durmalı mıyım?" dediğinde ben artık düşünmeyi kesmiştim. Lanet olası dudakları dudaklarımın üzerindeyken düşünebilmem zaten mümkün değildi ki! Eli saçlarımın içine girerek yavaşça enseme doğru kaydığında artık son raddeye geldiğimi hissediyordum. Bu hayatta hiçbir şeyi istemediğim kadar şu an dudaklarını istiyordum ve inatla onları bana sunmak yerine beni delirtmeye çalışıyordu. "Ne yapmalıyım biriciğim, hadi söyle bana?"
Kısık ve boğuk sesi tüm hücrelerime kadar titrememi sağlarken artık kendimi tutmamın bir yararı olmadığı anlamıştım, yanacaksa da birlikte yanacaktık.
"Sözünde dur."
Kerimelerimin hemen ardından dudakları sertçe dudaklarıma yapıştığında mantığım hızla koşarak uzaklaşmıştı...
~~~~~~~~~~~~~~~
Vee bölüm sonuuu :)
Sonunda kiss geldiiiiiiii.
Çaktırmayın çığlık atıyorum şu an da heyacandan!
Sizce nasıldı peki???
Bundan sonra ki bölümler baya eğlenceli olacak gibi ha! ;)
Bir de size ufak bir sorum var, artık Instagramda da aktif olmak istiyorum. Okumalarımızın yavaş yavaş artması gerek gibi ha, ne dersiniz?
Yorum ve vote atmayı unutmayın lütfen!
Seviliyorsunuzzzz
🤍❤️