İçeriğe geç

İnce Detaylar

Bölüm 2 · 3 dk okuma

İnce Detaylar

Bölüm 2

1. Bölüm: 恋の予感 (Koi No Yokan)

Koi no yokan, Japonca'da Biriyle ilk kez karşılaştığınızda o kişiye zamanla kaçınılmaz olarak aşık olacağınızı hissetmeniz veya bilmeniz anlamına gelir.

İlk görüşte aşktan farklıdır; o an büyük bir tutku hissetmezsiniz, ancak içten içe bu kişiyle aranızda bir aşk başlayacağını sezersiniz.

2017

İstanbul’un rüzgârı içime işlerken, adımlarım İstanbul Üniversitesi’nin o devasa kapısına doğru ilerliyordu. Çocukluğumdan beri kurduğum hayalin tam ortasındaydım; Samsun’un sakinliğinden çıkıp bu devasa keşmekeşin içinde bir Edebiyat Fakültesi öğrencisi olmuştum.

Deri ceketimin omzuna düşen bahar dallarının izlerini silkeledim. O sırada Mert’i gördüm, yüzümde istemsiz bir tebessüm oluştu.

“Erken gelmişsin,” dedi Mert, elini dostane bir tavırla omzuma koyarak.

“Sanmıyorum,” diye geçiştirdim. “Ali hâlâ görünürde yok.”

“Birazdan damlar, öyle dedi.”

Çok geçmeden Ali, yeni yapraklanan çınar ağaçlarının arasından nefes nefese belirdi. “Yetiştim! Yani… biraz gecikmeli bir yetişme ama buradayım!”

Gülüşerek fakülte binasının o tarih kokan koridorlarına dağıldık.

⸻

Edebiyat Fakültesi.

Burası dışarıdan göründüğünden çok daha heybetliydi. İçeri girdiğim an, tozlu kitap kokusuyla karışık o ağırbaşlı hava beni sarmaladı.

İlk dersin hocası kürsüye geçti, gözlüklerinin üzerinden sınıfa keskin bir bakış attı ve boğazını temizledi:

“Bugüne kadar size öğretilen o meşhur ‘Yazar burada ne demek istemiş?’ sorusunu zihninizden silip atın. Yazarın ne demek istediği bizi ilgilendirmez. Biz metnin kendisine bakarız. Yazar öldü! Geriye sadece kâğıt üzerindeki mürekkep izleri kaldı.”

Sınıf buz kesti. Bu iddialı girişin ortasında, ön sıralardan bir el kararlıca havaya kalktı. Hoca onay verince, orta boylu, kendinden emin bir kız ayağa kalktı:

“Hocam, peki ya o mürekkebin içindeki ruh? Bu kitabı bir insan yazdıysa; onun acılarını, toplumsal dertlerini veya kalbinin ritmini yok sayarak metni tam anlamıyla nasıl okuyabiliriz? Yazarın niyetini öldürmek, eserin ruhuna fatiha okumak olmaz mı?”

Sınıftaki sessizlik bu kez merakla harmanlanmıştı. Hoca gülümsedi, “Güzel bir itiraz,” dedi ve uzun bir açıklama maratonuna başladı.

Ama ben artık dinlemiyordum.

Tüm dikkatim o kızdaydı. Yarım toplanmış saçları vardı; gün ışığında bazı telleri açık kahveye, gölgede ise kömür siyahına çalıyordu. Konuşurken saçları omuzlarından kayıyor, sanki her cümlesine ritim tutuyordu.

Ders bittiğinde, mantığımın sesini bastıran bir dürtüyle adımlarım ona doğru gitti. Bir an durdum. Kendi kendime "Saçmalıyorsun Aras," dedim. Ama o an kalbimde bir şeylerin yerinden oynadığını hissettim. Ben bu kadına âşık olacaktım; kaçışım yoktu.

⸻

Fakülteden çıkıp kafeye doğru yürürken önümdeki grupta onu fark ettim. O saçlar… yanılmam imkansızdı. Yanlarına doğru yaklaştığımda konuşmaları kesildi, meraklı gözler bana döndü.

“Merhaba,” dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. “Derste o çıkışı yapan tek kişi sendin. Cesaretin gerçekten etkileyiciydi.”

Kısa bir duraksamanın ardından elimi uzattım: “Ben Aras. Aras Soykan.”

Bana baktığında, bir çift kahverengi gözün nasıl olup da masmavi bir gökyüzü gibi ferah hissettirebileceğini ilk kez anladım. Elini uzattı, parmak uçları elime değdiğinde sanki zaman bir saniyeliğine asılı kaldı.

“Teşekkür ederim Aras. Ben de Leyla… Leyla Akkan.”

İsmi, tam da ona yakışacak bir sadelikteydi. Leyla… Söyleyecek bir şey bulamadım, sadece başımla selam verip oradan hızla uzaklaştım. Kalbim, göğüs kafesimi zorluyordu.

⸻

Fatih’teki 2+1 evimizde akşam sakin geçiyordu. Ali koltukta horlarken, Mert sabahki halimi anlatışımı tiye alıp duruyordu. Odama geçtim; kitaplarım, sade yatağım ve ben.

Işığı kapattım ama zihnimdeki o kareyi kapatamadım. Leyla’nın bakışları, o ince parmaklarının sıcaklığı… O gece, hayatımda ilk defa hiç tanımadığım birinin rüyasına uyudum.

Bölüm sonu

1 yorum