Haiii ben geldiim!
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
"Giy hadi şu terliklerini." dedi ve köşedeki terliklerimden birini çömelip ayağıma geçirdi. "Komutanım... Zahmet etmeyin ben giyerim."
Diğer terliğimi giymek için ayağa kalkınca terliğe yamuk bastığım için yalpaladım. Komutan Kim çoktan doğrulmuşken savsaklayışımı görünce belimden sıkıca kavrayıp beni yakaladı. Bu hamlesiyle göğüslerimiz birbirine çarparken, burun buruna geldiğimizde kalbim tekledi.
"Tuttum seni, dikkat et Jeon." Derin sesi kulaklarıma çarparken sıcak solukları yakınlığımız sebebiyle doğruca dudaklarımı sıyırıp geçti. Soluklarını kendi tenimde hissettiğim için kan akışım hızlanırken, heyecan silsilesi içime hücum etti.
Sersemleşmiş bir şekilde gözlerimi kırpıştıra kırpıştıra ona bakarken, geri çekilme gibi herhangi bir atılımda bulunmayınca, belimdeki elini birkaç saniye sonrasında bıraktı.
Gözbebekleri gözlerimde oyalanarak beni dikkatle seyrederken, bir adım geri çekildi. "Önce revire gidelim."
"Doktor gitmemiş midir ki?" diye fısıldadım kendime geldiğim evrede. O sırada Komutan Kim, önümden ayrılmış hızlı ve temkinli adımları onu saniyeler içerisinde aralık bıraktığı koğuş kapısına ulaştırmıştı.
Başını çevirip omzunun üstünden ufak bir açıyla bana baktı. Kapının önünde duraksayıp tek elini kapı kulpuna uzatmıştı. "Nöbetçi doktor her ihtimale karşı kalıyor." dedi ve sonra da kaşları çatıldı. "Yürüsene hadi Jeon, gelmek için davetiye mi bekliyorsun?" diye uyarıcı bir tınıda konuştuğunda otoriter sesi beni anında harekete geçirmeye yetti.
Bulunduğum noktada dikilmeye son verip terliklerimi zeminde sürükleye sürükleye ona doğru ilerledim.
"Geldim komutanım, ama cidden bakın ben hasta değilim. Sadece soğuk aldım sanırım ama askeriye burası ve bu ilk değil, ara ara oluyor ve hemen atlatı-" diye homurdanarak aralayıp dışarıya çıktığı kapının önüne vardığım anda eğilip beni kucağına aldığında gözlerim yuvalarından fırlayacak raddede büyürken sözlerimin devamı bir karış aralanan ağzım nedeniyle hiçliğe karıştı.
"Sana kalsa yatağa dönüp uyuyacaksın." diyerek kucağında benimle birlikte koridorda ilerlemeye başladı. Bu kez ayık bir haldeyken kucağında taşıyor olduğu gerçeği beni delicesine heyecanlandırdı.
"Komutanım... Size zahmet vermeyeyim." İndirme beni kucağından lütfen... Dile getirdiğim bambaşka kelimeler olsa da aslında bulunduğum noktadan o kadar memnundum ki...
"Şşşh, sessizlik Jeon." dedi, o an beni kucağından indirecek zannettim, lakin sert adımları eşliğinde, kucağında taşıdığı bedenimle birlikte ilerlemeye devam etti.
Bacaklarımı sallama, ellerimi de boynuna dolama isteğimi güçlükle bastırdım. Terliklerim, onun hırslı ve temkinli adımları nedeniyle ayaklarımdan ufak ufak kayınca, düşmesinler diye sırasıyla ayak bileklerimi oynatıp düzeltmeye çalıştım.
Başımı çevirip hafifçe yüzüne baktığımda, keskin bakışlarının doğrudan karşısına, yola odaklandığını gördüm. Sivri çenesi ve kalemle çizilmiş gibi keskin yüz hatları o kadar etkileyiciydi ki. Biçimli, dolgun dudakları, yanık ten rengi, ve esmer tenini süsleyen benleri...
Onu izlemeye daldığım gerçeğini, o keskin bakışlarıyla gözlerim kesiştiğinde fark edebildim. Telaşlanmış bir şekilde başımı bakışlarım beraberinde kendi üst gövdemde birleştirdiğim ellerime düşürdüm.
"Büzme dudaklarını." dedi sıktığı dişleri arasından. Önüme eğdiğim başımı hafifçe kaldırırken büktüğümü fark edemediğim dudaklarımı normal hale getirip gözlerimi usulca onun yüzüne çevirdim.
Bakışlarımızı buluşturduğumda, "Niye büzüyorsun dudaklarını?" diye sordu, kısık sesine rağmen boş koridorda sesi yankılandı. "Kötü baktınız, kızdınız sandım ve refleksle büküldüler komutanım..."
"Her kızdığımda büzüyor musun yani dudaklarını?" Genellikle siperlik maskem olduğu için dudaklarımı göremiyordu, bu yüzden sözlerimin üzerine böyle bir soru sormuştu. "Dürüst olmam gerekirse, evet." dedim tüm samimiyetimle.
"Büzersen daha çok kızarım ama." dediğinde sertçe yutkundum. Boğazımdaki ağrı çok yoğundu, genzime koca bir yumru takılıp kalmış gibi hissediyordum.
Yüzüm asılırken takatsiz bedenim nedeniyle iç geçirme isteğimi baskılamaya çalıştım. "Çünkü asker dediğin dudak büzmez, ciddi olur. Her daim."
"Robot muyuz komutanım, özümüzü neden kaybedelim ki... Evet eğitim saatlerinde ciddi olmalıyız, ama şu an akşam yemeği saati, sonrasında ise koğuşlara geçme saati gelecek."
"Bu şu an dudak bükebilme konusunda özgürüm demek mi oluyor?" diye soluduğunda gülümsedim. "Kızmamanız için yanınızda büzmeyeceğim komutanım."
-
Komutan Kim, beni revire getirmişti ve nöbetçi doktor ateş düşürücülü bir serum takmıştı. Uykulu olduğum için serum evresinde uyuyakalmıştım ve doktor revirden çıkıp yandaki ofisine geçerken Komutan Kim yanımda kalmıştı.
Beni uyandırdığında da yanımdaydı. Serum bittiğinde haber veren de Komutan Kim olmuştu. Doktor gelip çıkarmıştı.
"Biraz dinlen, istersen koğuşa geçip dinlen." dedi doktor Jooheon. "Teşekkür ederim doktor Yeol." dediğimde bana gülümsedi.
Sedyeden bacaklarımı kaydırarak oturur pozisyona geçtiğimde Komutan Kim elini alnıma attı. "Ateşin düşmüş." dedi ağır ağır derin sesi. "Etkili bir ilaç kattım Komutan Kim, bu yüzden ateşi hızlıca düştü."
Komutan Kim elini alnımdan çekerken alt dudağımı ısırdım. Onların ikisi konuşurlarken yavaşça terliklerimi giyip ayağa kalktım.
"İzninizle ben koğuşa geçiyorum komutanım." dediğimde başını olumlu anlamda salladı. Serum yüzünden hâlâ biraz uykuluydum ama cidden iyi gelmişti. Boğazımdaki ağrı nedeniyle pastil isteyecekken son anda vazgeçmiştim. Geçmezse sonrasında gelip isteyebilirdim.
"Jeon." Revirden uzaklaşıp ilerlerken, arkamdan Komutan Kim'in sesini işitince attığım adımı zemine indirdiğim gibi ona doğru döndüm.
"Buyrun komutanım."
"Yemek saati bitti." Ensemi sıvazladım. "Sorun değil, çok aç değilim. Sabah kahvaltı ederim komutanım."
Bana yetişip elini omzuma atarak önüme dönmemi sağladı. Elini geri indirmek yerine göğsüme kadar uzanan parmaklarını orada tutmaya devam edince soluklarım hızlandı. Heyecan bastı.
Beni, kendi adımlarına uyum sağlayacağım şekilde omzumdan yakalamış bir şekilde yürürken, adımlarına eşlik etmeye özen gösterdim. "Ofisime geçelim, dışarıdan çorba siparişi verdim. Gelmek üzeredir." dediğinde önümde tuttuğum başımı adımlamaya devam ettiğim evrede yüzüne çevirdim. "Komutanım, yemek yemediniz mi..." Benim yüzümden aç mı kalmıştı? Tanrım...
"Yemek yedim ben, ama sen yemedin." dediğinde attığım adımı duraksatınca o da bunu fark edip durakladı. "Ben... Benim için mi çorba siparişi verdiniz?"
Başını ağır ağır olumlu anlamda salladı. Ellerimle ağzımı kapatıp yerimde hafifçe zıpladığımda kaşları çatıldı. Elini omzumdan çekmediği için kolunun ağırlığın baskısıyla zıplamış olsam da, kaşları çatık vaziyet alınca durmak durumunda kaldım.
"Alt tarafı çorba, neden bu kadar sevindin?" diye sorduğunda alt dudağımı ısırarak gülümsedim. "Mutlu oldum işte..."
"Neden?"
"Komutanımın bu kadar anlayışlı ve düşünceli olması beni mutlu etti." Hoşlandığım adamın benimle ilgilenmesine, beni düşünmesine mutlu oldum işte...
Dudağının tek kenarı tembel bir gülücükle belli belirsiz kıvrıldı. "Komutanın seni yesin." diye fısıldadığında gözlerim irileşti. "Komutanım ne... Ne dediniz?"
"Hiç, yürü." dedi ve omzumdaki eline asılarak beni yeniden yürüttüğünde içimden çığlıklar attım. Tanrı aşkına, komutanın seni yesin demişti. Demişti bunu! Gerçekten de söylemişti. Bu kulaklarımın bana oynadığı bir oyun değildi. Rüyada da değildim. Aman Tanrım...
"Jeon." dediğinde başımı hızla ona çevirdim. Uzandı ve diğer eliyle çenemin altına hafifçe bastırdı. "Ağzına sinek kaçacak, kapat ağzını." dediğinde seslice yutkundum. Elini çenemden geri çekse de parmaklarının sıcacık dokunuşu tenime kazındı.
Dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırırken bakışları dudaklarıma kaydı, sonra da başını önüne çevirip ilerlemeye devam etti. Adımlarına uyum içerisinde yürürken, omzumdan sıkı kavrayışı nedeniyle üst gövdelerimiz birbirine sürtündü.
Revirin katından ayrılıp ofisinin bulunduğu kata yöneldiğimizde ön kapıda nöbet tutan nöbetçi elinde poşet ile ofisin kapısına yaklaştı.
Komutan Kim omzumdaki kolunu indirdiğinde bize doğru dönen nöbetçi askere uzandım. "Alayım onu."
Asker, bana uzatmadan önce Komutan Kim'e baktı ve onun onayını aldıktan sonra paketi bana uzatıp gitti.
O sırada Komutan Kim'de ofisinin kilitli kapısını açıp içeriye girmem için işaret verdi. "Hadi çorbanı iç." diyerek içeriye girdiğim anda kapıyı kapattı ve sonra da çiftli koltuğa geçip sol köşesine oturdu.
"Komutanım ben nerede oturayım?" diye sorduğumda bacaklarını aralayıp sırtını arkasına yaslamış bir şekilde bacağına pat pat vurdu. Gözlerim bacaklarına kayınca nefesim kesildi ve poşeti tutan ellerim heyecanla titredi. Saniyeler sonrasında gözlerimin içine bakarken derin sesi kulaklarıma akın etti. "Kucağıma Jeon, kucağıma."
**
Bölüm sonu :') Senin ağzın neler der delta Komutan efendi djkfdfhjd Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval









