Haiii ben geldiim!
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim! Xx
+++++
"Komutanım ben nerede oturayım?" diye sorduğumda bacaklarını aralayıp sırtını arkasına yaslamış bir şekilde bacağına pat pat vurdu. Gözlerim bacaklarına kayınca nefesim kesildi ve poşeti tutan ellerim heyecanla titredi. Saniyeler sonrasında gözlerimin içine bakarken derin sesi kulaklarıma akın etti. "Kucağıma Jeon, kucağıma."
Neredeyse küçük dilimi yutacak şekilde derin nefes çektim içime. Duyduklarımı hazmetmeye çalıştığım evrede yüzüm şokla çarpılmıştı. Bön bön gözlerine bakarken, dudaklarındaki gülüşü daha da genişledi. Boğazım düğümlendi, genzim dehşet bir şekilde kurudu. "Ku-kucağınıza mı..."
Kısık bir sesle kıkırdadı. "Şaka yapıyorum şaka. Nefes al, elindeki çorba paketini düşüreceksin şimdi. Geç otur koltuğa yanıma."
Tuttuğum nefesimi havaya salarken sersemleşmiş bir şekilde sırıttım. "Her şakanın altında bir gerçeklik yatar." diye kendi kendime mırıldanırken, "Ne dedin?" diye sordu.
"Geliyorum hemen komutanım. Kucağınıza. Ah pardon yanınıza..." diyerek yavaşça koltuğun sağ tarafına, yanına oturdum ve poşeti dizlerime koydum.
*
3 gün sonra|
Pazar günü Jimin ile birlikte çıkmış ve biraz gezmiştik. Sonra da ailelerimizin yanına gidip askeriyeye dönerken ortak noktada buluşmuştuk.
Dün de benim temizlik günümdü. Koğuşu ve tuvaletleri temizlemiştim. Belim ağrıyordu bugün bu yüzden. Ama iyileşmiştim. Ateşim serum yediğim cuma gecesinden sonra bir daha çıkmamıştı.
Boğazımdaki ağrı da geçmişti.
Eğitim için komutan Taehyung ve onbaşı Hoseok helikopterle operasyona gidiyormuşuz gibi ders vermişti. Ve yapmamız gerekenleri tek tek anlatmıştı.
Üsteğmen Yongdae'nin kullandığı helikopterle bizi 4'e ayrılmış 2 grup halinde almışlardı. Jimin ile bu kısımda ayrı gitmek durumunda kalmıştık. Önce onlar gitmişti.
Sonra da Komutan Kim bizi almaya gelmişti. Helikopterin tek kapısı hafif aralık bir şekilde ilerlerken Daehyun çaktırmadan dizime dokundu. "Dehşet gerildim."
"Sessiz ol, komutan Kim görecek." diye fısıldadığımda bakışlarımız Komutan Kim ile çarpıştı. "İlk sen atlayacaksın Daehyun, onbaşı Hoseok'u iyi izle." dedi sıktığı dişleri arasından.
Daehyun, "Emredersiniz komutanım." diyerek gerginliğini yansıtmamaya çalıştı. Üsteğmen Yongdae helikopteri ineceğimiz çatıya yaklaştırdığı evrede, "Komutanım hazır." diye haber verdi.
Daehyun kapalı olan kilitli kapıya bağlı olan halat iplerden birini sıkıca yakaladığı gibi diğer elinde tüfeğiyle ipte kayarak çatıya yuvarlanarak düştü ve hızla tüfeğiyle birlikte zeminden doğrulup kurmaca operasyon için kapısı daha önceki grup sayesinde kırılan kapıdan içeriye girdi.
Onbaşı Hoseok bana gülümseyip Daehyun'un peşinden atladı ve onu teyit etmek üzere içeriye geçti.
Komutanın isteğiyle, Daehyun'dan sonra diğerleri de gitmişti ve ben en sona kalmıştım. "Sıra senin Jeon." dedi Komutan Kim. "Emredersiniz komutanım." diyerek tüfeğimi ayarladım. Bana sıcak basmaya başlamıştı. Açık havada olmamıza rağmen terleyip daralıyordum.
İpe asılarak kendimi çatıya yakın duran helikopterden aşağıya attığımda yuvarlanıp yerden kalktığım gibi silahımı düzeltip kapıya koştum.
Küçük bir masaya konulan engelin üstünden zıplayarak atlayıp atış yapmam gereken yere ateş ettim. "Jungkook, sen iyi misin?"
Beni teyit eden onbaşı Hoseok'a dönerek başımı olumlu anlamda salladım. Kaskın altından şakaklarımdan yanaklarıma süzülen ter damlalarına baktı. "Çok mu gerildin?" Kızgınlığa girmek üzereyim sadece, onun baskısı feci saldırmış durumdaydı.
Başımı iki yana salladım. "Atlayışları seviyorum onbaşı Jung. Gergin değilim, gerçekten iyiyim." Tam konuşurken komutan Kim'in zemini döven adım seslerini işitince bakışlarım sol köşeye kaydı.
"Bir sorun mu var?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım. "Çok terliyor ve iyi görünmüyor komutanım. Sanırım rahatsız. Ama iyiyim diyor inatla." dedi onbaşı Hoseok.
Onbaşı Hoseok ile benim aramda mekik dokuyan bakışları onbaşına döndüğü anda, "Tamam sen ekibi alıp geri dön Hoseok." dediğinde kafamdaki kaskı çıkartmak istedim. Tanrım çok bunalmıştım.
Birkaç saat sonra başlaması gereken kızgınlığımın belirtileri erken mi başlamıştı? Lanet olsun... Hiç sırası değildi...
"Komutanım Yongdae'yi geri yollatayım mı?" diye sordu onbaşı Hoseok. "Gerek yok, biz döneriz Hoseok." dedi otoriter bir sesle. "Emredersiniz komutan Kim." diyerek ona asker selamı verdikten sonra çıkıp gitti.
"Neyin var?" Kızgınlığa girmek üzere olduğumu nasıl söyleyebilirdim ki, Tanrı aşkına...
"Komutanım... İyiyim cidden." diye fısıldadım. Helikopterin uzaklaşma gürültüsü kulaklarımın pasını silerken yüzümü buruşturdum.
"Kızgınlığa giriyorsun, kokunu alabiliyorum." Helikopterin gürültüsünü bile bastıracak şekilde gürlediğinde önüme eğdiğim başımı hızla kaldırıp ona baktım. Hasiktir, feromonlarımdan hissetmiş miydi?
"Bastırıcı almıştım komutanım, idare edebilirim." dediğimde engellere devam etmek için harekete geçeceğim sırada tüfeği göğsüme paralel tutan kolumdan yakalayıp beni durdurdu.
Tüfeği elimden alıp köşede kalan masaya bıraktı. Ardından kaskımı başımdan çekip çıkarttığında soluk soluğa onu izledim.
"Kızgınlığını nasıl geçiriyorsun Jeon?" diye sordu kaskımı da masaya bırakıp bana dönüp gözlerimin içine bakarken siperlik maskesini çıkarttı. "Komutanım..." Tedirginleşmiş bir şekilde mırıldandım. Gözlerimdeki endişeyi fark ederek neredeyse yumuşak sayılabilecek bir gülücük dudaklarında yer edindi.
"Sıkıntı yok, paylaş benimle." dediğinde sertçe yutkundum. "Askere gelmeden önce alfa eşyaları bulmaya çalışıyordum. Ama askerde sürekli bastırıcı içiyorum komutanım." diye çekinceli bir şekilde anlattım.
Ellerimin titremesine rağmen, "Merak etmeyin komutanım eğitimimi tamamlayabilir-" Cebinden çıkarttığı mendili dudaklarıma da değecek şekilde burnuma bastırdığında, feromonlarının etkisiyle titredim. Gözbebeklerim yuvalarında kaydı ve gözlerim kapanmanın eşiğine ulaştı.
Mendile sinen kokusu beni rahatlatırken, en çokta bir adım ötemde onun varlığını hissetmem, salgıladığı feromonlarını duyumsamam nedeniyle sıkışan göğsüm biraz rahatlasa da, bu kez kasıklarım alev alev yanmaya başladı.
"Mendilim sende kalsın." dediğinde kendimden geçmiş bir şekilde mendili koklamaya son verip istemeyerekte olsa burnumdan çektim. Öyle ki, o burnuma mendilini yaslarken mendili parmaklarına temas ederek tuttuğumu bile yeni fark etmiştim.
O elini çekince ben de burnumdan mendili indirmiştim. "Ko-komutanım."
"Delta eşyası daha etkilidir, daha sancısız atlatırsın." diyerek bana göz kırptı. Çok utanmıştım, ama bir o kadar da feromonları sayesinde terlemelerim ve bunalmalarım, içimin daralıp sıkılmaları azalmıştı, bunun farkındaydım.
Ne diyeceğimi bilememiş bir edayla, "Yardımınız ve anlayışınız için teşekkür ederim komutanım. Ben devam edeyim."
"Mendilimi koklamaya mı?" diye sorduğunda alt dudağımı ısırarak gülümsedim. Maskenin altında kalan dudaklarımı göremese de hissetmiş gibi bakışları aşağıya doğru, dudaklarıma kaydı.
"Yok komutanım, eğitimimi tamamlamaya." dedim mırıltıyla karışık bir şekilde. Boynunu iki yana eğerek kıtlattı ve sonra da kaskını başından çekip çıkarttı.
Masadan almak üzere olduğum kaskımın yanına kendi kaskını bıraktı. "Eğitimi en başta yarıda bıraktın. Buraya geldiğimde devam ediyor olman gerekirdi."
Gözlerimin içine bakarak konuştuğunda, "Özür dilerim komutanım, bunalmıştım ama devam ediyordum. Onbaşı Hoseok fark edip iyi misin diye sorunca duraksadım. Sonra da siz geldiniz..." diye sıfır tereddütle ona gerçeği açıkladım.
"Bunaldığını helikopterdeyken fark etmiştim zaten, bu yüzden biraz toparlanman için seni en son çıkartmıştım." dediğinde gözlerimi kısarak gülümsedim. "Düşünceniz için çok teşekkür ederim komutanım."
Ellerini arkasında bağlayarak başını ağır ağır olumlu anlamda salladı. Kısacık saçları kaskın altında ezildiği için onları düzeltmiş ve ellerini arkasında birleştirmişti.
"Bir terslik olduğunu hissettiğim için gelmiştim." diye devam etti sert sesi. "Şimdi devam edeyim komutanım. Daha iyiyim."
Başını iki yana salladı. "Çok geç artık, yapman gereken anda eğitimini diğerleri gibi tamamlaman gerekiyordu." dediğinde ağzım bir karış aralandı. "Ama komutanım..."
Gözlerini kıstığında hızlıca toparlandım. "Cezamı çekerim komutanım, sizden gelecek her türlü cezaya razıyım." dediğimde dudakları beğeniyle büküldü.
"Kızgınlığa girmek üzere olduğun için bana yakın olmaya ihtiyacın var değil mi?" diye sorduğunda boğazım kupkuru kesildi. "Evet. Komutanım yani şey..." Kelimeler bir anda ağzımdan döküldüğünde gülüşü genişledi.
Ona yakın olmaya deli gibi ihtiyacım vardı. Sadece kızgınlık dönemi için değil, ondan normalde de hoşlanıyordum. Yakınlaşmak istesem de cesaretimi asla toparlayamıyordum. Bir tek bunu sarhoşken başarmıştım. Fütursuzca ona yaklaşma isteğimi sarhoşken bastıramamıştım.
Ve kızgınlığa girmek üzereyken ona yakın olursam gerçek anlamda kızgınlık sürecimi hafif atlatırdım. Bunu o da iyi biliyordu...
"Yakın ol o zaman Jeon." dediğinde gözlerim faltaşı gibi irileşti. "Ge-gerçekten mi..." Şokla fısıldadığımda, duruşunu iyice dikleştirdi. Aman Tanrım gerçekten ona yakın olmamı istemişti! Ve ben buna daha dünden razıydım!
Başını dik tutarken, gözlerini üzerimden ayırmaksızın söze atıldı. "Cezalısın. 200 mekik çekeceksin Jeon, ama kucağımda."
**
Bölüm sonu :') Komutan Kim, askeriyeniz yanıp kül olmuş aw sjdhfshdfjsdh
Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bol bol oy ve yorum isterim, gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval









