İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 12 · 6 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 12

10

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

"Yakın ol o zaman Jeon." dediğinde gözlerim faltaşı gibi irileşti. "Ge-gerçekten mi..." Şokla fısıldadığımda, duruşunu iyice dikleştirdi. Aman Tanrım gerçekten ona yakın olmamı istemişti! Ve ben buna daha dünden razıydım!

Başını dik tutarken, gözlerini üzerimden ayırmaksızın söze atıldı. "Cezalısın. 200 mekik çekeceksin Jeon, ama kucağımda."

Gözlerim yuvalarından fırlamaya hevesli gibi şaşkınlıkla irileşti. Ama bu ceza değil, ödüldü...

Köşeye geçip zemine oturdu. "Sabaha kadar keyfini beklemeyeceğim." diye huysuzca söylendiğinde heyecandan elim ayağıma dolanmış bir şekilde, "Geldim, hemen geldim komutanım." diyerek yanına koşturdum.

Tanrı aşkına, gerçekten de kucağında mekik çekecektim. Bu muhteşemdi. Ona biraz daha yaklaşmama müsaade ediyordu resmen...

"Maskemi çıkartabilir miyim komutanım?" diye sorduğumda, beni bileğimden tutup kucağına bodoslama düşürünce heyecandan kalbim sıkıştı ve neye uğradığımı şaşırdım.

Ağzımdaki maskeyi çekip kulaklarımdan kurtararak çıkarttığında bakışları kemirdiğim alt dudağıma kaydı. Maskeyi üniformamın cepliğine sıkıştırırken, diğer eli çeneme uzandı ve ısırdığım alt dudağımı dişlerimin baskısından çekiştirerek kurtardı.

"Dudaklarını ısırmak yok, büzmek yok. Başla şimdi." dediğinde dudaklarımı birbirine bastırarak başımı olumlu anlamda salladım. "Emredersiniz komutanım."

"Dudaklarını öyle birbirine bastırma da." dediğinde kaşlarım havalandı. "Dudaklarının kenarındaki minik gamzelerin beliriyor öyle yapınca." dediğinde gülümsedim.

"Gülümseme de, o zaman da yanaklarındaki çukurların açığa çıkıyor." Gözlerimi kırpıştırarak ağzımı hafifçe aralamış bir şekilde ona baktım. "Nasıl durayım ki komutanım. Gamzelerim sürekli beliriyor."

Sesli bir nefes çekti dişleri arasından. "Tamam, başla hadi mekik çekmeye." dediğinde çaktırmadan yanağımın içini dişleyip onu onayladığıma dair homurtular çıkarttım. Ardından ellerimi başımın arkasında birleştirdim.

Kalçalarının iki yanında zemine yaslayarak oturduğum dizlerimi yerden ayırıp kucağına iyice oturdum. Botlarımın tabanlarını zemine yaslayarak dizlerimi iki yandan kırılı bir şekilde büktüm.

Geriye doğru sırtımı kaydırdım. Neredeyse zemine yatacak kadar geriletmeyi hedeflediğim bedenime Komutan Kim'in dizleri engel oldu. Sırtımı dizleri karşıladığı için komple zemine yatmak yerine onun dizlerine kadar bedenimi kaydırdım. Ayak tabanlarıma asılarak bedenimin ağırlığını doğrultarak öne doğru gelirken, pür dikkat beni seyretti.

"1." Biraz yarım mekik oluyordu bu, ama sesini çıkarmamış ve itiraz etmemişti. Zaten dizlerini sırtıma destek amacıyla kaldırmış olmasa oturduğum kucağından zemine kadar uzanmaya hazırdım, ama dizleriyle o kadar gerilememe izin vermemişti.

Neredeyse burun buruna geldiğimizde, keskin solukları dudaklarıma çarptı. Sertçe yutkunarak kendimi geri çekip kontrollü bir şekilde doğruldum. "2." Bu kez burnum Komutan Kim'in burnuna sürtündüğünde yavaşça geri çekildim.

Şimdiden soluklarım hızlanmaya başlamıştı ama yorulduğumdan değil de, ona yakın olmanın verdiği etkilenmemden kaynaklıydı soluk soluğa kalışımın sebebi.

Soluğumu dudaklarına üfleyerek geri çekilip devam ettim.

-

Her geriye sırtımı kaydırışımda ve doğruluşumda ona sürtünmek kaçınılmaz oluyordu ve temas ettikçe içime kıvılcım parçaları yerleştirilmiş gibi damarlarım şişiyor, kan akışım hızlanıyordu.

Kasıklarımdaki yangın başlangıcından zihnimi uzak tutmak için çabalasamda, ona sürtündükçe çılgına dönüyor, içimden çığlıklar koparmak istiyordum.

"100." dedim dudaklarına soluklarımı sala sala. "Jeon, biraz daha dudaklarıma yaklaşırsan..." dedi ve sustu.

"Komutanım... Pozisyonumuzdan dolayı şey oluyor, benim suçum değil." Bile isteye ona daha çok yaklaşıyordum, ama bunu onun bilmesine gerek yoktu. Sesini çıkarmayınca mekik çekmeye devam ettim.

"101." Enseme asılarak gövdemi ona doğru yaklaştırırken burnumun ucu burnuna sürtündü. Başını hafifçe sağa doğru eğerek dudaklarımızın birbirine değmesini sağladığında geri çekilmek yerine dudaklarımın dudaklarına temas etmesine izin verdim.

Soluklarımız birbirine karışırken, gözlerimi yumdum. "Komutanım..." diye fısıldadım. Öpün beni...

"Hemen şimdi geri çekilmezsen öpeceğim seni." diye hırıltılı bir sesle dudaklarıma soluduğunda, kirpiklerimi kırpıştırarak kapattığım gözlerimi araladım. Beni öpmesini deli gibi istiyordum, bunu söylediğini işitince de büyük çaplı bir şoka uğramıştım.

Şok olmuş gözlerle koyulaşan irislerine bakarken, geri çekilme gibi bir hamlede bulunmadım. Çünkü öpmesini istiyordum...

"Çekilmiyorsun demek." dedi derin sesi. "Çekilmek istemiyorum." diye çekinceli bir şekilde fısıldadım. Çekilirsem öpmezsiniz...

Belimden yakaladığı gibi beni iyice kendine çekip göğüslerimizin birbirine dayanmasını sağlarken ağzını kocaman açarak dudaklarımı ağzının içine çekerek emdi.

Öpücüğünün etkisiyle içim titrerken, kendimden geçmiş bir şekilde gözlerimi kapattım. Baskılı öpücüğüne karşılık vermeye çalışsam da, öpücüklerimi alaşağı edecek şekilde baskısını muhafaza etti ve dudaklarımı yiyip bitirmek istercesine sömürdü.

Ellerimi ensemden çözerek onun geniş omuzlarına atarken buldum kendimi. Belimdeki ellerini kalçalarıma kaydırarak üniformamın üstünden kalçalarımı sıkıp avuçladığında ağzının içine inledim.

İnlemem hoşuna gitmiş ve daha fazla inlememi sağlamak ister gibi beni kendine bastırdığında boğuk bir inilti daha dudaklarımdan firar etti.

Diliyle çenemi ve alt dudağımı yalayarak üst dudağımı dişleriyle kıstırıp emdiğinde tutamadığım başım hafifçe geriye doğru kaydı.

Emdiği dudaklarımı serbest bırakıp dudaklarımızı ayırdığında, sıcak solukları ve birbirine karışan salyalarımızın ıslaklığı yerini havaya bıraktı.

Kirpiklerimi kırpıştırarak gözlerimi usulca araladığımda bakışlarım keskinleşen koyu bakışlarıyla çarpıştı. Tam ondan hoşlandığımı dile getireceğim sırada, "Sakın bunu yanlış anlama." diye homurdandığında ağzım bir karış aralandı.

"Bu yaşananlar burada kalacak, askeriyeden herhangi birine söylediğini duymayacağım. Yakın arkadaşların dahil." Ben öpücüğün etkisiyle sarhoş gibi hissederken, bunları duymak acıtsa da başımı olumlu anlamda salladım. Ne bekliyordum ki, elbette gizli tutmamı isteyecekti. Burası askeriyeydi.

"Sadece rahatla diye öptüm. Kızgınlığın hafif geçecektir eminim. Şimdi kalk kucağımdan." diyerek kalçama şaplak attığında, "Cezam bitmemişti ki..." diye fısıldadım.

"Bu kadar yeter." diyerek bana göz kırptığında alt dudağımı ısırarak kucağından kalkacağım sırada çenemden yakalayıp ısırdığım dudağımı kurtardı. "Ben sana dudaklarını ısırmak yok demedim mi Jeon?!"

"Farkında değildim komutanım." diyerek başımı önüme eğip kucağından kalktım. Evet, rahatlamıştım. Delta kurdunu hissetmek bana iyi gelmişti. Ama kasıklarım yangın yeriydi. Orgazm anlamında da rahatlamaya ihtiyacım vardı.

Öpüştüğümüz için çok daha fazla yükselmiştim. Ama sözlerine bakılacak olursa sadece beni ağrı sızılardan kurtarmak için öpmüştü. Gerçekten benden hoşlandığını düşünmeye başladığım anda bu düşüncelerimi yıkıyordu.

"Binadan aşağıya inelim. Yürüyerek döneceğiz." Komutan Kim, ben düşüncelerimde boğulurken çoktan ayağa kalkmış ve kaskını alıp başından geçirmişti.

-

Askeriyeye dönünce ilk işim tuvalete gidip Komutan Kim'in bana verdiği mendilini koklayarak kendimi çekmek olmuştu. Sonra da mendilini kıyafetlerimin arasına saklayıp duş alıp çıkmıştım.

Havlumla bacaklarımın arasını kurularken, buharlanan aynayı uzanıp silip yansımama baktım. "Beni şimdi kurulayan o olacaktı... Bana banyo yaptıran..." diye fısıldarken alt dudağımı ısırdım. O sırada dudağımı ısırdığımda dişlerimin baskısından çekerek kurtardığı aklıma gelince kısık bir şekilde kıkırdadım.

Gerçek anlamda öpüşmüştük. Belki bu öpücük sayesinde benden hoşlanmaya başlayabilirdi. Beni yeniden öpmek ister miydi ki acaba? Ah kahretsin çığlıklar atmak istiyordum. Resmen Komutan Kim ile öpüşmüştüm! Bu muhteşemdi.

Kısa sürmüş olsa da eşsizdi. O da benim ondan hoşlandığım gibi benden hoşlanmaya başlardı umarım. Umudumu asla yitirmeyecektim.

Sırıtarak köşedeki temiz kıyafetlerimi alıp giyindim ve ilk işim Komutan Kim'in mendilini kontrol etmek oldu. Mendilini yastık kılıfımın içinde saklayacaktım. Böylece her yattığımda kokusunu alabilecektim.

Kıyafetlerimi giydikten sonra mendili gözlerimi kapayarak koklayıp cebime tıkıştırdım. Yıkamak için soyunma odasına getirdiğim boşaldığım kırmızı iç çamaşırımı bulamayınca gözlerim faltaşı gibi irileşti. "Hasiktir!"

Hızla eğilip lavabonun altına baktım ama göremedim. O sırada Jimin soyunma odasına girdi. "Jimin... Donum çalındı yine..." diye soluduğumda kahkaha attı. "Donlarının talibi var demek ki. Yine mi Calvin Klein donun gitti lan?"

"Evet, kırmızı olanı gitti bu kez ve şeydi..."

Jimin elindeki temiz kıyafetlerini getirip yanıma bıraktı. "Neydi?"

"Boşalmıştım." Gözleri faltaşı gibi irileşti. "Birilerini gördün mü? Soyunma odasına gelirken karşılaştığın biri oldu mu? Kim çalıyor oğlum!"

Jimin elini omzuma attı. "Dur bir sakin ol, komutan Kim'e git ve durumu anlat. Kimseyi görmedim ki cidden. Komutan Kim'le rastladım sadece telefonla konuşuyordu adam."

İç çektim. "Ne diyeceğim adama gidip Jimin. Ya komutanım benim atletim ve donlarım çalınıyor, az önce de boşaldığım donumu çaldılar mı diyeyim?"

"O kadar detay verme lan. Sadece donlarım çalınıyor de gitsin." dediğinde dudaklarımı şişirerek ofladım. Sonra dudaklarımı büzmemi istemediği aklıma gelince kısık bir sesle kıkırdadım.

"Ne gülüyorsun lan kendi kendine?" Sırıtarak Jimin'e çevirdim bakışlarımı. Ve sırrımın ondan çıkmayacağını bildiğim gerçeğiyle, yaşadığım bu muazzam olayı daha fazla durunamayıp ona söyledim.

"Biz Komutan Kim ile öpüştük!"

**

Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isterim. Gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

8 yorum