İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 5 · 6 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 5

4

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

Ellerimi de ensesine sıkıca dolarken, "Jeon, şu an ne yapıyorsun?" diye soludu hırıltılı sesiyle. "Beni kucağınıza çekip düşürdünüz komutanım." dediğimde yüzümü görmek ister gibi başını eğmeye çalıştı. "Ben düşme diye belinden tuttum, sen hop diye kucağıma atladın." dediğinde sırıtarak başımı boynundan ayırıp yüzüne baktım.

"Şşşh, çektiniz işte kucağınıza komutanım." diyerek parmaklarımı dudaklarına bastırdığımda kaşlarını çattı. "Ama kucağınız da çok rahatmış komutanım." dedim ve parmaklarımı kadife gibi yumuşak, nemli dudaklarından indirip yüzümü boynuna geri gömdüm.

"Jeon, sarhoşsun bak." diye beni ikaz etti. Uyarıcı sesini kafamdaki rahatlık hissiyle zerre umursamadım. İçki kanıma müthiş bir hızla işliyordu. "Jeon, kuca-" Dudaklarımı boynuna bastırdığım anda sözlerinin devamını getiremedi. "Evet kucağınızda oturmaya devam edeceğim komutanım, çünkü ikimizde böyle istiyoruz." Kucağından kalkmamı isteseydi beni iterek çoktan kaldırırdı, ama böyle bir hamlede bulunmaya kalkışmamıştı.

"Komutanım, bir sorun mu vardı?" Garsonun sesini işitirken gömüldüğüm noktadan ayrılmaksızın sırıttım.

"Hayır, sorun yok." Kesinlikle kucağına oturmam hoşuna gitmişti, sorun olmadığını kendi ağzıyla da kabul etmişti, memnundu halinden.

"Parayı bıraktım Kwonji, üstü kalsın." dedi ve sonra beni omuzlarımdan yakalayarak boynundan ayrılmamı sağladı. "Jeon, gidiyoruz."

Dudaklarımı büzdüm. "Komutanım... Biraz daha içelim, sizinle biraz daha vakit geçirsem? Hmm birazcık daha?" diyerek parmaklarımla işaret verdiğimde bakışları parmaklarım ve büzdüğüm dudaklarım arasında gidip geldi. "Komuta ettiğim takımımdan olmayacaktın varya..." dedi ve sıktığı dişleri arasından sesli nefes çekerken gözlerini dudaklarımdan ayırıp gözlerime tırmandırdı.

"Ne olurdu komutanım? Sevişir miydik? Öpüşür müydük?" diye sorduğumda gözleri kısıldı. "Ben seni bir sikeceğim şimdi..." diye fısıldadı ağzının içinde, ama onu işittim. "Ne? Ne? Lütfen..."

"Kapa çeneni Jeon, kalk hadi kucağımdan." dediğinde alt dudağımı ısırdım. "Bence kalkmak yerine kucak dansı yapsam daha çok hoşunuza gidecek gibi bakıyorsunuz." dediğimde diliyle yanağının içini dövercesine dürtükledi.

"Kalkmıyor musun kucağımdan?" diye sorduğunda büzdüğüm dudaklarımla ona doğru eğildim. Onu onaylamadığıma dair cıklayıp dudaklarına yaklaşacakken ağırlaşan gözkapaklarım aniden kapanmanın eşiğine gelince, bedenimdeki enerjim bir anda emilip alınmış gibi başım boynuna geri düştü.

Komutanın oflama sesinin ardından, "Benden günah gitti." dediğini işittim. Sonra da dizlerimin iç kısmından yakalayarak ayağa kalkıp beni de omzuna atması bir olunca kapanan gözlerim açıldı.

Sırtının arkasından baş aşağı sarkan bedenimle sırıtarak etrafa bakındım. "Woah masalar uçuyor." dediğimde komutan Kim kalçama şaplak indirince kahkaha attım. "Komutanım." diyerek kalçamı hareket ettirerek kıvırtmaya, sallamaya çalıştım.

Kafa üstü yere çakılmamam için beni bacaklarımın arkasından sıkı sıkıya tutmuştu.

Karnım geniş omzundan aşağıya doğru bükülmüştü. Bacaklarım onun kasıklarından aşağıya sarkıyordu.

O benim kalçama şaplak atınca benim bakışlarım da onun kalçalarına düştü. Sırıtarak avuçlarımı kalçalarına yerleştirip sıktığımda, "Jeon!" diye kükredi.

Kıkırdayarak ellerimi bu defa pantolonunun arka ceplerinden içeriye sokarak kumaşın üstünden kalçalarını tutmaya devam ettim. "Jeon Jungkook!"

Beni hızla çevirip eğilerek yere indirdiğinde restorandan çıktığımız ve sokağın ortasında olduğumuz gerçeğiyle yüzleştim. "Beni böyle sarhoş halinle uğraştırıyorsun. Fena cezalandıracağım seni Jeon!" diye sıktığı dişleri arasından tısladı.

Yanaklarını tutarak mıncırırken, "Komutanım dişleriniz kırılacak, sıkmayın öyle dişlerinizi." dediğimde çatık kaşları eşliğinde sert yüz ifadesiyle bana baktı. "Kaşlarınızı da çatmayın izi kalıyor-"

Aracının kapısını açıp binmem için işaret verirken ellerimi teslim oluyorcasına başımın iki yanında kaldırdım. "Kızmayın komutanım. Kızarsanız öperim." dediğimde üst dudağı seğirdi. "Ben seni bir öpeceğim feleğin şaşacak." diye homurdandı.

Koyu lacivert delta gözleri açığa çıktığında kurdum kırbaçlanıyor gibi hissettim. "Tamam, tamam sustum." diye fısıldayıp kapıdan içeri geçtiğim gibi kapıyı sertçe iterek kapattı.

Deltasının baskınlığı, kurdumu hemen dize getirmişti. Hem de tek bir bakışla.

Kurdum uslanmış bir şekilde sessizliğini korusa da, bedenim yine özgürlüğüne devam etti. Sırıtarak başımı koltuğun başlığına yasladım.

"Çekingen, utangaç asker omeganın içinden sarhoş olunca bambaşka biri çıktı resmen. Bir daha sana içki falan yok." diye söylendi.

-

"Jeon!"

Ağzımı şapırdatarak başımı çevirdiğimde başım boşluğa doğru süzüldü ve omzuma doğru düştü. Buna rağmen kapalı gözlerimi aralayamadım. Emniyet kemerimin çözüldüğünü hissettim. "Tanrı beni bu gece kesinlikle sınıyor! Gel buraya!" diye öfkeyle homurdanan komutan Kim'in derin sesinin arkasından bedenime sarılan sıcak ellerini hissettim.

Gözlerimi yavaşça araladığımda, beni aracın içinden kucağına alarak çıkarttı. "Komutanım kucağınız çok konforlu." diye fısıldadığımda çatık kaşları eşliğinde kapanmanın eşiğinde duran kısık, baygın gözlerime baktı.

"Uyandıysan koğuşuna git hadi." dediğinde esneyerek alnımı eğip omzuna yasladım. "Komutanım çok uykum var..."

Komutan Kim bıkkınlıkla oflayıp zemine çarpan sert adımları eşliğinde askeriye binasına girdi ve doğruca koğuşların olduğu koridora yöneldi.

Koğuşun kapısı önüne kadar beni kucağında taşıdı. Kapının önüne gelince beni eğilip kucağından indirdi. "Geç hadi içeri!" diye dişleri arasından sessizce söylendiğinde gözlerimi ovalayıp gülümsedim.

"Kapı nerede..." diyerek duvarı yokladığımda başını havaya kaldırıp sabır dilercesine homurdandı kendi kendine.

Kollarımdan yakalayıp bedenimi çevirerek koğuşun kapısını uzanıp açtı ve aralık bıraktı. "Yürü hadi sersem." diye fısıldadığında kısık bir sesle kıkırdadım. "Şşşh sessiz ol Jeon." diyerek beni belimden yakalayıp aniden kendine çevirdiğinde alt dudağımı dişlemeye son verip eğilerek dudaklarına ufak bir öpücük kondurup geri çekildim. "Teşekkür ederim komutanım."

Yüzündeki şaşkın ifadesine sırıtarak bakarken aralık kapıdan içeriye girip sallana sallana karanlıkta yolumu bulmaya çalıştım.

Kapı arkamdan çekilip kapanınca etraf tamamen karanlığa büründü. Dudaklarımı tutarak sırıtıp ilerlerken, ayaklarım birbirine dolanınca tökezleyip yere yığıldım. Sonra da zeminden kalkmak yerine yanağımı elime yaslayıp gözlerimi yumdum.

*

Ertesi gün|

"Koğuş kalk!"

Gür ses kulaklarımda çınlarken, yattığım yerde kıpırdanınca kollarımın uyuştuğunu fark ettim. "Jeon!"

Yüzüstü uzanan bedenimi uyuşan kollarıma abanarak döndürmeye çalıştığımda inleyerek yüzümü buruşturdum. "Jeon Jungkook!"

Komutan Kim'in derin sesi kazan gibi şişen kafama ve tutulan bedenime rağmen bu kez uykunun kollarından sıyrılmamı sağladı.

Ayağa fırlarcasına kalktığımda, açılan tek gözümle ona baktım. "Uyandım komutanım!" diyerek ona asker selamı verdim. "Yerde ne işin var!"

Elimi başımdan indirip ağrıyan göğsümü sıvazlarken dünkü kıyafetlerimle olduğumu ve yatağımın yanında olmadığımı fark ettim. Yerde mi yatmıştım ben?

Dün gece yaşananlar zihnime akın etmeye başladığında gözlerim faltaşı gibi açıldı. "İçeriye girince yere mi düştün?" diye sordu bu kez sadece benim duyabileceğim şekilde mırıldanmıştı.

Sarhoşken söylediğim sözler, kucağına oturduğum, kalçalarına dokunduğum, sıktığım hatta dudaklarından öptüğüm gerçeğiyle beynimden aşağıya sıcak sular dökülmüş gibi hissettim. Aynı zamanda ense köküm buz kesti. Elim ayağım donup kaldı.

Jimin yanımdan geçerken bana 'ne oldu' dercesine kaş göz yapsa da ensemi sıvazlayarak gözlerimi yumdum.

Koğuş boşaldı ve komutan Kim ile yalnız kalınca, "Komutanım ben..." diye başlasam da sözlerimi devam ettiremeyeceğim gerçeğiyle susmak durumunda kaldım. Tanrım ben dün gece ne boklar yemiştim...

"Çok özür dilerim... Ben dün çok fazla içmiş olmalıyım." İç içe geçirdiğim ellerimi çenemin altında birleştirip başımı önüme eğdim. Gözlerinin içine bakamadım bile. Lanet olsun, rezil davranmıştım.

Beni koğuşa kadar kucağında getirmişti ve kapıdan içeriye girmeden önce onu öpmüştüm... Gittiğimiz mekandan çıkmadan önce de kucağına oturmuştum...

"Demek dün gece yaşananları hatırlıyorsun." dediğinde nefesimi yuttum. Boynumu iyice önüme eğerken bakışlarımı ayaklarıma düşürdüm. Hatırlamıyor gibi davransam paçayı kurtarır mıydım? Ah lanet olsun ama çok geçti, anlamıştı hatırladığımı...

"Seni başka birliğe göndererek cezalandırayım mı?"

Başımı kaldırıp dolan gözlerimle ona baktım. "Lütfen yapmayın, sizden ayrılmak... Yani ekipten ayrılmak istemiyorum." diyerek önünde diz çöküp ayaklarına sarıldım. "Komutanım, çok özür dilerim. Ne isterseniz yaparım, cezamı çekerim. Ama lütfen beni takımınızdan ayırmayın..."

"İçtima ve kahvaltıdan sonra ofisime gel. Cezanı keseceğim." dedi ve beni bileğimden yakaladığı gibi çöktüğüm zeminden kaldırdı.

"Her türlü cezanıza razıyım komutan Kim, asla şikayet etmeden vereceğiniz cezayı çekeceğim." dediğimde başını ağır ağır olumlu anlamda salladı.

"İçtima için hazırlan! Gecikirsen cezan daha da katlanır!" diyerek beni azarlayıp kapıyı çarparak koğuştan çıktı.

Dudaklarımı bükerek yatağıma oturdum ve ellerimle yanaklarımı tokatladım. "Aptalsın. Aptal! Ne diye o kadar içiyorsun, lanet olsun. İçki senin neyine ya!" Kendi kendime kızıp yastığımı yüzüme bastırarak yastığımı ısırdım.

Sonra da mide bulantısıyla yastığı yüzümden ayırıp üstümdekileri bile çıkartamadan tuvalete koştum.

Dün içtiğim içkilerin acısını istifra ede ede çıkartacağım yetmiyormuş gibi, bir de ceza üstüne ceza çekecektim çünkü içtimaya yüksek ihtimalle gecikecektim...

**

Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, bu bölüm sarhoş Jungonun uçarı yaramazlıklarını gördünüz, tanıtım bölümünde de sarhoş olduğunda Jungkook'un içinden başka biri çıkıyor diye vurgulamıştım jsdfhjsdfhjdh Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

6 yorum