Haiii ben geldiim!
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
Soluk soluğa ofisin kapısı önüne gelip tıklattım.
"Gir!"
İçeriden aldığım komutla bir an bile nefeslenmeden kapıyı açıp içeriye girdim. "Komutanım geldim." dedim nefes nefese. Komutan Kim, karşı köşemdeki çiftli kahverengi deri koltukta, ayak bileği diğer dizine denk gelecek şekilde bacak bacak üstüne atmış yayılırcasına oturduğunu gördüm.
O da özel görev ekibi yüzbaşı üniformasını çıkartmış ve siyah gömlek ile siyah kot pantolon giymişti. Ben de siyah deri kot pantolon giymiş ve üstüme de beyaz oversize bir tişört giymiştüm.
Kolumun arasında sıkıştırdığım Calvin Klein mavi kot ceketime kaydı bakışları. Ardından gözlerini gözlerime tırmandırdı. "Geç mi kaldım komutanım? Yetiştim, yetişmedim mi?" Telaşlı çıkan sesim karşısında dudağının tek kenarı yukarıya usulca kıvrıldı.
"Yetiştin." dedi kasıklarında birleştirdiği ellerini çözerken. Ardından botunu zemine vuracak şekilde ayağını yere indirip bedenini oturduğu koltuktan kaldırdı.
Köşedeki askılıktan siyah deri ceketini kaptığı gibi onu omzuna doğru atacak şekilde sabit tutarken, yanıma geldi. "Hadi Jeon."
Tek eli belime doğru yaklaştığında bakışlarım eline kaydı. Dışarıya çıkmam için elini uzatmış olsa da, sırf temas etmesini istediğim için dönerken bir adım geriledim. Böylece havadaki eli belime dokundu.
Sıcacık parmaklarının dokunuşu tişörtümün içine işlerken alt dudağımı ısırarak gülümseyip duvara sinecek şekilde geri çekildim.
Elini geri indirmediği için böylece belimi tutan eli duvar ile belim arasında sıkıştı. "Önce siz buyrun komutanım." dediğimde keskin gözleri kısıldı. "Çık Jeon." dedi dişleri arasından soluk çekerek.
Ardından belime asılarak yürümemi teşvik etmek ister gibi hafifçe beni iteklediğinde dudaklarıma yapışan gülümsemem eşliğinde ofisinden çıktım.
Belimdeki eli arkamdan çıkıp ofisinin kapısını kilitlemesi nedeniyle ne yazık ki çoktan belimden ayrılmıştı.
Anahtarı cebine tıkıştırıp bana döndüğünde kenara geçmiş bir şekilde ceketimi karnıma bastırmış, ellerimi önümde birleştirmiş bir konumda onu beklediğimi görünce ilerlemeye başlamadan önce başıyla yürümem için işaret verdi.
Başımı önüme eğerek ceketimi iyice göğsüme bastırırken, Komutan Kim'in yanında ilerledim. Kendinden emin adımlarla yürürken ceketini kollarından geçirip yakalarından çekiştirerek düzeltti.
Onu çaktırmadan izlemeye son verip başımı önüme çevirerek askeriyenin ön kapısından çıktık. Yolun karşısında park halinde olan aracına yöneldiğimizde şoför kapısını açıp araca binecekken benim beklediğimi görünce kaşlarını çattı ve binmek üzereyken duraksadı.
"Davetiye mi bekliyorsun binmek için?" diye hırıltılı bir sesle homurdandığında yanağımın içini kemirmeye son verdim. "Biniyorum komutanım." dedim ve ön kapıyı açıp yavaşça bindim.
Arkama yaslanıp emniyet kemerimi taktıktan sonra aracı çalıştırıp direksiyonu çevirerek gaza basan komutan Kim'e kaydı bakışlarım.
Onu izlerken dizlerime bıraktığım ceketimin cebini yoklayıp nane şekerimi çıkarttım ve paketi yırtarak içinden bir tane kaptığım gibi ona doğru uzattım.
"Komutanım nane şekeri ister misiniz? Polo." Diğer elimle de şekeri ağzıma atıp yuvarlak kısmına dilimin ucunu soktuğumda, "Ne yapıyorsun sen?" diye soludu.
Şekeri hızla yuvarlayıp dişlerime çarptırarak yanağımın içine sıkıştırdım. "Hiç komutanım." diyerek şirince sırıttığımda dudakları milimlik kıvrılır gibi oldu. Gözlerini devirip bakışlarını gözlerimden ayırıp hâlâ önünde tutmaya devam ettiğim şeker paketine kaydırdı.
Tam istemiyor musunuz diye soracağım sırada asla beklemediğim bir hamlede bulundu. Gözlerini yola dikmiş bir biçimde, aracını kontrolle sürerken başını eğdi ve dişlerini sürttüğü paketin kenarından bir tane polo şekeri alıp ağzına çekerek geri çekildi.
Arkasına iyice yaslanırken paketten dişleriyle çekip aldığı şekeri ağzında yuvarlayışını yutkunarak izledim. Boğazım kurumuştu. "Nefes al Jeon." dedi derin sesi, bakışları önünde sabit bir şekilde durmaya devam ediyor olsa bile onu pür dikkat izlediğimin bir hayli farkındaydı. Ve nefesimi tuttuğumun bile... Tanrı şahit, bunu dile getirdiği anda farkına varabilmiştim, yani nefesimi tuttuğumun...
Tuttuğum nefesimi havaya usulca salarken burnumdan içime nefes çektim. O sırada da önünde tutarken unuttuğum şekerimi ceketimin cebine geri tıkıştırırken gözlerimi kırpıştırıp bakışlarımı önüme çevirdim.
-
"Komutanım halatlar birbirine ne güzel de dolandı öyle." dedim elimdeki viski bardağını masaya indirirken sırıttım. "Tanrı'nın işine bakar mısınız, askeri ipler bile bizi birleştirmeye çalışıyor." Kelimeler dudaklarımdan yuvarlana yuvarlana dökülürken, Komutan Kim'in gözleri kısıldı ve masadaki bakışları gözlerime tırmandı.
"Sarhoş mu oldun sen?" diye sorduğunda kıkırdayarak başımı iki yana salladım. Yanmaya başlayan, yanaklarımı ovuştururken hıçkırdım. Hıçkırık tutmuştu. "Sarhoş olmadım komuta-" diye başlamışken hıçkırığım sözlerimi böldü. "Komutanım." diye tamamlarken 32 diş sırıttım.
"Komutanım delta olmak nasıl bir duygu?" diye sorduğumda şakaklarını ovuşturarak masadaki bardağında kalan viskisini kafaya dikip bardağı masaya bıraktı. "Soya filizi çorbası sipariş vereyim mi sana?"
"Yemek yedik ya komutanım." diyerek yeniden hıçkırırken ağzımı kapattım. "İçim çıkacak ya." diye söylendim dudaklarımdan silinmek bilmeyen gülüşüm eşliğinde. "Sarhoş oldun ya, iyi gelir ayıltır biraz toparlarsın." dediğinde ellerimi gerek yok dercesine salladım.
"Sarhoş değilim, iyiyim komutanım. Çorbaya gerek yok." dedim ve duraksayıp hıçkırığımı yuttum. Garip bir ses çıkarken sırıttım. "Ama biraz daha içki içebilirim, sakıncası yoksa?"
Kaşları havalandı. "Sakıncası yok, ama kelimenin tam anlamıyla zil zurna sarhoş olmak üzeresin." diye beni ikaz ettiğinde omzumu umursamaz bir tavırla silktim. "Komutanım böyle fırsatı bulmuşum, bir daha kim bilir ne zaman içeceğim." diyerek yeniden hıçkırdığımda, elini kaldırdı.
"Baksana Kwonji." Yanına gelen garson, "Buyrun komutanım." dedi. "İki kadeh şampanya getirsene. Bir de soya filizi çorbası yaptır. Sarhoş oldu bu asker şimdiden, ayılsın biraz."
Ellerimi havaya kaldırdım. "Hayır sarhoş değilim komutanım." dedim inkar ederek ve hıçkırdım. "Filiz çorbası istemiyorum."
"Tamam sen şampanya kadehlerini bana getiriyorsun, bir de kahve yaparsın." dedi bu kez. Masaya vurarak, "Ama komutanım!" diye itiraz ettim. "Ben hak ettim kazandım. İçecektik hani."
Kaşlarını iyice çatarak bana dik dik baktı. "İçtin ya zaten kaç bardak Jeon." dedi sıktığı dişleri arasından. "Ama ben kahve değil içki istiyorum. Bir bardak daha içeyim, lütfen lütfen..." diyerek dudaklarımı büzdüğümde burnundan sert bir nefesi havaya kuvvetli bir şekilde saldı.
"Ne yapayım komutanım?"
"Şampanya getir şimdilik." dedi boynunu iki yana kıtlatıp arkasına iyice yaslanırken keskin ve kısık bakışlarıyla doğrudan bana baktı.
-
"Jeon!" Ayağa kalkıp sallanarak onun yanına gitmiş ve masadaki içki dolu bardağını kafaya dikmiştim. "Komutanım ama bir bardak daha istedim, söylemediniz." Kelimeler ağzımdan dökülürken dilim iyice ağzıma dolandı.
"Son bir tane dedin 2 bardak şampanya daha içtin. Yetmedi benim yarım içkimi de içtin. Bu kadar yeter!" dedi otoriter bir sesle. Ona sırıtarak başımı olumlu anlamda salladım. "Ceketini giy, kalkıyoruz."
Ödeme yapmak için cüzdanını cebinden çıkartırken dudaklarımı büzerek ceketimi almak için döneceğim sırada yalpaladım ve ona arkamı dönemeden tökezleme yaşadım. Ayaklarım birbirine dolanırken masadan tutunmak için uzanırken, belimde tutuşunu hissettim.
Kıkırdayarak onun kucağına bodoslama düşerken buldum kendimi. Nasıl olduğunu bile anlayamadan üstüne düşmüşken ayaklarımı kaldırıp dizlerimi kalçalarının iki yanında koltuğa yaslayıp yüzümü boynuna gömdüm.
Ellerimi de ensesine sıkıca dolarken, "Jeon, şu an ne yapıyorsun?" diye soludu hırıltılı sesiyle. "Beni kucağınıza çekip düşürdünüz komutanım." dediğimde yüzümü görmek ister gibi başını eğmeye çalıştı. "Ben düşme diye belinden tuttum, sen hop diye kucağıma atladın." dediğinde sırıtarak başımı boynundan ayırıp yüzüne baktım.
"Şşşh, çektiniz işte kucağınıza komutanım." diyerek parmaklarımı dudaklarına bastırdığımda kaşlarını çattı. "Ama kucağınız da çok rahatmış komutanım." dedim ve parmaklarımı kadife gibi yumuşak, nemli dudaklarından indirip yüzümü boynuna geri gömdüm.
**
Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isterim. Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval
