Haiiii ben geldiiim! Özleştiiik , nasılsınız bakayım? Arayı açtığım için bölümü elimden geldiğince uzun tutmaya çalıştım eheheh :')
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım!! Xx
+++++
"Yıldız kayması mı istiyorsun?" diye sorunca dudaklarımı şişirerek ofladım. "Geçti bolu pazarı sür eşeği niğ-"
Elindeki viski şişesiyle gökyüzünü işaret ettiği anda bir yıldız kayınca yerimde zıpladım. "Woah, hadi dilek tut komutan Kim!" diye sevinçle şakıdığımda, "Tamam başımın etini yedin, dilek tutuyorum." dedi ağır ağır derin sesi.
Kolundan tutup ceketinin kenarından çekiştirerek, "Acele edin ama geçti bile offff!" diye içerledim.
Yine geç kalmıştı!
Tam o sırada gökyüzünden bir tane daha yıldız kayarken parmağını şıklattığını gördüm. Kaşlarımı çatarak yıldızların kaymasını sağlayanın kendisi olup olmadığını sormak üzere dudaklarımı aralayacakken tekrar aynısı yaşandı. Zihnime yeniden sesi sızdı. Benim olmanı istiyorum Jeon...
Kaşlarım şaşkınlıkla havalanırken, yüzüme şaşırdığımı olduğu gibi yansıtan bir ifade yapıştı. Taehyung anında bunu fark ederken kaşları gözleriyle birleşecek raddede çatıldı.
Zihnime yeniden onun düşüncelerinin sızdığı gerçeğiyle bir kez daha yüzleştiği için ifadesi iyice katı ve ciddi bir hâl almıştı. Düşüncelerinin zihnime sızması ifadesine anında gölge düşürüyordu ve bundan gerçekten de hiç hoşlanmıyordu.
Çünkü itiraf edemediği, benimle paylaşamadığı, saklı tuttuğu gerçekler deltası sayesinde meydana çıkıyordu ve Taehyung ise bundan gerçekten memnun kalmıyordu.
Kısılan keskin bakışları ve dişlerini sıkmasıyla birlikte gerilen çenesi arasında gidip gelen bakışlarımı çevirerek gözlerimi devirirken, ekşi bir şey yemişim gibi yüzümü buruşturdum.
Taehyung öksürerek ensesini sıvazlayıp diğer elinin ayasını da hiç yumuşak sayılmayacak bir şekilde deniz fenerinin oturduğumuz en tepesindeki demir korumalara geçirdi.
Deltasının benimle iletişime geçiyor olması gerçek anlamda onu kızdırdığı için kendime daha fazla hakim olamayıp önüme bakarken, "Bönöm ölmönö östöyöröm Jöön." diye ağzımda geveleyerek fısıldadım kendi kendime.
"Ne?" diye soluduğunda bakışlarım onun otoriter bakışlarıyla buluştu. Omzumu umursamaz bir tavırla silker gibi hareket ettirdikten sonra, son derece tasasız bir edayla, "Hiç..." diye söylendim.
Öksürerek boğazını temizleyip ellerini ensesinden ve vurduğu yerden ayırarak avuçlarını birbirine sürterken gözleri gözlerimi takip etti.
"Yıldızların kayması hoşuna gitti mi Jeon?" Az önce sanki hiç düşünceleri zihnime sızmamış gibi konuyu değiştirmeye çalışma çabası dudaklarıma ufak bir gülücüğün yapışmasını sağladı. Daha ziyade onun olmamı istediğini düşünmesi ve dilek olarak bunu dilemesi hoşuma gitmişti.
Beni istediği, arzuladığı gerçeğini, benim için endişelendiği gerçeğini kurdunun benimle paylaşması delicesine hoşuma gidiyordu.
"Hmm?"
Taehyung'un sesiyle düşüncelerimden sıyrılıp sırıtarak başımı olumlu anlamda salladım. "Çok." dediğimde tek kaşı havalandı. "Ne çok?"
"Tuttuğun dilek- dilek tutmak hoşuma gitti." diye kıvırdığımda gözleri kısıldı. "Ne dilek tuttun?" diye sorunca alt dudağımı ısırarak boynumu geriye doğru kaydırarak gökyüzüne baktım. "Siz ne dilek tuttunuz komutan Kim?"
Sorumu yönelttikten hemen sonra başımı çevirip yüzüne baktığımda boğazını temizledi. "Bilmiyormuş gibi davranma." dedi sıktığı dişleri arasından.
Ağzım bir karış aralandı. "Aa ne? Bilmiyorum ki... Sizin dileğinizi ben nereden bilebilirim?" diye homurdandığımda bana dik dik baktı. "Önce sen söyle dileklerini, sonuçta ilk ben sordum." dedi derin sesi.
"Dilekler söylenmez, paylaşılmaz ama komutan Kim." diyerek dudaklarımı büktüğümde uzanarak işaret ve orta parmağıyla dudaklarımı dürter gibi parmak uçlarıyla bastırdı. "O zaman bana niye soruyorsun Jeon?"
"İlk soran sizdiniz komutan Kim." diyerek işin içinden sıyrıldığımda dişlerini gösterecek şekilde dudakları kıvrıldı. Ama bu tebessümden uzaktı. Daha çok dudağı seğirir gibi kımıldamıştı.
"Sen varya çok fenasın Jeon, ben sordum diye sen de hemen uyum sağlıyorsun yani. Ben şimdi buradan atla desem atlayacaksın, ha?"
Gözlerim kısılırken başımı iki yana salladım. "Atla derseniz de atlamam ki." diye dürüst bir şekilde homurdandım.
"Emirlerime uymak zorunda olduğun gerçeğini aklından çıkarmaman gerekir Jeon." dediğinde sırıttım. "Komutan Kim, elbette emirlerinize uyarım. Lakin şu an eğitimde değiliz, sizin de belirttiğiniz üzere randevudayız." dedim ve duraksadım.
"Dahası şu an atlamamı söylerseniz de atlayamam çünkü yanımda ekipmanlarım yok." diye eklerken ellerimi iki yanımda 'ne yapayım' dercesine kaldırıp şirin ve bir o kadar da bilmiş bir ifadeyle sırıttım.
"Deniz fenerinin çatısından aşağıya ekipmansız çakılsan-" diye başlamışken hızla araya girdim. "Ölürüm!"
Sırıttığı anda vücudumun boşluğa doğru süzüldüğünü hissettim. Çığlık atarak tutunmak için hamle yapmaya kalkışamadan müthiş bir hızla aşağıya doğru düşmeye başladım.
"Komutanım!" diye haykırarak elimi havaya doğru kaldırmaya çalışsam da düşüş hızımın etkisiyle sarsıldığım için havada savruldum.
Tam da o esnada parmak şıklatma sesi işittiğimde oturduğum yerden bir milim bile kıpırdamadığımı fark edince gözlerim irileşti ve hızla demirliklerden tutunarak aşağıya baktım.
"Düşmedim mi..." diye şaşkınlıkla fısıldarken Taehyung'un kıkırdayışı kulaklarımı doldurdu. "Öldüm mü..." Ellerimle omuzlarıma dokunarak etimi çimdiklemek üzereyken Taehyung'un derin sesi kulaklarıma akın etti.
"Ölmedin, ölmene izin vermem Jeon." dediğinde şaşkın bakışlarım ne olduğunu çözümlemeye çalışırken onun gözlerine çevrildi. "Sadece düştüğünü görmeni sağladım, tıpkı az önce yıldızların kaydığını görmeni sağladığım gibi."
Gözlerim irileşirken ona aval aval baktım. "Gök Tanrısı değilim sonuç itibariyle, yıldız kaydıramam, ama yıldızların kaydığını görmek hoşuna gittiği için daha fazlasının gerçekleştiğini düşünmeni sağladım."
"Zihnimi manipüle ettiniz." diye soluduğumda, bana göz kırptı. "Bingo, öyle denilebilir."
"Düştüğümü düşünmemi sağlarken de, yıldızların kaydığını görmemi sağlarken de zihnimi manipüle ettiniz." diye homurdanırken gözlerim şüpheyle iyice kısıldı. İçime kuşku tohumları çökmüştü. "Bunu daha önce de yaptınız mı?"
Başını tereddüt etmeksizin iki yana salladı. "Bugün ilk kez gerçekleşti, düşersen bile seni kurtarabileceğim gerçeğini görmeni istedim." dediğinde histerik bir şekilde güldüm. Tamam aşıksın işte bana deliler gibi, uzatma.
"Daha ziyade aşağıya düşerken ödümü patlattınız gibi geldi." diye huysuzca söylendim. "Düşerken benden yardım istedin ama, yani içgüdüsel olarak seni kurtarabileceğim gerçeğine tutunup inandın, bunu sağlayan ben değildim mesela. Ben sadece düştüğünü düşünmeni sağladım." dedi ağır ağır derin sesi.
"Ayrıca, yıldızların kayması hoşuna gitti işte, kabul et Jeon. Bu seni mutlu etti." diye eklediğinde dudaklarım usulca yukarıya doğru kıvrılırken başımı olumlu anlamda salladım. "Mutlu oldum." diye itiraf ettim. Burada onunla olmakta, kurdunun onun düşüncelerini, dileğini ifşaladığını işitmekte beni çok mutlu etmişti.
Dudakları beğeniyle bükülürken memnuniyetle gülümseyerek içki şişesini kafaya dikti ve sonra bana uzattı. Sırıtarak şişeyi elinden aldığım gibi şişenin ağzını silmeden dudaklarıma dayayıp büyük bir yudum içtiğimde, gözlerini kırpmadan beni izlediğini fark ettim.
Kafaya dikmeye devam edince şişeyi çekerek elimden aldı. Dolu ağzımdaki içkiyi yudum yudum içerken ona çevirdim bakışlarımı. "Fazla içme, sapıtırsın." dediğinde ağzımdakini güçlükle yutup kahkahayı bastım. Neredeyse ağzımdaki içkiyi suratına püskürtmek üzereydim, kıl payı kurtulmuştu.
"Sarhoş olursam benimle uğraşmak zorunda kalacağınız için bu lafı soktunuz değil mi?" diye soluduğumda alt dudağını dişlemeye son verip söze giriş yaptı. "Sarhoş bir Jeon'u zaptetmek zorlaşıyor." diyerek bana göz kırptığında sırıttım.
"Sarhoş olunca dünya umrumda olmuyor tabii, sözlerinizi de dinlemiyorum." diye mırıldandım.
-
"Jeon, hadi artık gidelim." Taehyung'un sesiyle birlikte elindeki şişeye uzanıp son kalan damlaları da kafaya dikerken şişenin ağzını dudaklarıma çarptırdım.
"Bitti bitti, şişeler dibini gördü." diyerek elimden çekip aldığında dudaklarımı şişirerek ofladım. "Biraz daha içsek?" diye soluduğumda başını iki yana salladı. "Hayır."
Hıçkırırken, yakalarına uzanıp sıkıca yakalayarak çekiştirdim. "Ne demek hayır!" diye çıkıştığımda sırıtarak başını geriye doğru kaydırıp bakışlarını deniz fenerinin tavanına dikti.
"İçelim, içelim hadi içelim." diyerek yakalarını çekiştirerek sarsarken bileklerimi yakalayıp beni durdururken bakışları gözlerime kaydı. "Rahat dur Jeon. Başka içki yok, gidiyoruz hadi." dedi otoriter bir sesle.
Dudaklarımı bükerek, "Ama içmek istiyorum." diye huysuzca söylendiğimde bileklerimden tutan ellerinden biri çeneme tırmandı.
Parmaklarıyla yanaklarımı içe doğru bastıracak şekilde sıkıca kavrayıp yavaşça yüzüme eğildi. Dudaklarımı iyice büzerek beni öpmesi için beklerken havaya öpücükler kondurdum.
O esnada yanaklarımdan tutan parmakları dudaklarıma kaydı ve hafifçe dudaklarıma vurdu. "Kalk hadi askeriyeye dönüyoruz." dediğinde bıkkınlıkla ofladım.
"Yıllık izne çıkmak istiyorum patron." diye ağzımda gevelediğimde kahkaha attığında yanağına yapıştırdım. "Ne gülüyorsun ya komik mi?"
Tokadı yapıştırdığım yanağında parmak izlerim çıkarken sırıtarak yanağına baktım. "Yıllık izne çıkmak istemek suç mu..."
"Sikeceğim şimdi yıllık iznini, ben şimdi bir çıkaracağım seni yıllık izne feleğin şaşacak." diye homurdanarak ayağa fırlayıp işaret parmağıyla merdivenlerin olduğu kısmı gösterdi. "Düş önüme, hareket et hadi!"
Gözlerimi yuvalarında yuvarlayarak sırıtıp zeminden destek alarak kendimi ayağa çekmeye çalıştım ama vücut ağırlığımı o an taşıyabilecekmiş gibi hissetmediğim için dizlerimin üstüne geri çakılınca kıkırdadım.
"Jeon!" diye tısladığında işaret parmağımı dudaklarıma bastırdım. "Şşşh caz yapma komutan bozuntusu."
"Komutan bozuntusu diyen o güzel ağzını öyle bir sikerim ki..." diye öfkeyle çıkışırken kahkaha atıp ağzımı kocaman açıp yüzüne baktım. "Bekliyorum." diyerek elimle 'hadi' dercesine işaret verirken başını sabır dilercesine sağa sola salladı ve sonra da yanıma gelip omuzlarımdan kavradığı gibi beni ayağa çekip kaldırdı.
"Hani ağzımı sike-"
"Düş önüme Jeon!" diye kükrediğinde alt dudağımı ısırarak gevşekçe sırıttım. Vücudumun her bir yanı öylesine gevşelmişti ki, adım atarken bile uçuyormuş gibi zemin ve etraf sarsılarak dönüyordu.
"Düşüyorum önünüze." Kelimeler ağzımdan yuvarlana yuvarlana dökülürken tutuşundan sıyrılıp önüne geçerken yere kapaklanmaya hazırlandığım sırada belimden sıkıca kavrayıp ayaklarının önüne düşmeme izin vermedi.
"Ne yapıyorsun Jeon!" diye bağırdığında gözlerimi kısarak ona bakarken işaret parmağımla çenesinin altını dürtükledim. "Düş önüme dedin ya komutan Kim!" diyerek beni tutan kolları arasından sıyrılarak düşmeye kalkıştığımda tutuşu daha da sıkılaştı.
"Tanrı aşkına Jeon!" diye söylenerek beni önünde sabit tuttu. "Yere düşme, sadece adım at. Yürü, hareket et. Anladın mı?!"
Gözlerimi içtenlikle devirip ona dil çıkartarak arkamı dönüp merdivenlere yöneldim. "Yavaş yürü, yuvarlanacaksın şimdi merdivenlerden."
Arkamdan söylenerek gelirken iki basamak inip duraksadım ve merdivenin başında dikilen Taehyung'a baktım. "Yuvarlanmam, ama seni yuvarlayabilirim çok istiyor-" diye başlamışken ayağımın altındaki merdivenler çekip alınmış gibi kayınca sağa sola sallanan bedenim dengesini kaybetti.
Taehyung hışımla öne atılıp belimden sıkıca kavrayarak beni yakaladı. "Tutmasaydım yuvarlanmaya başlıyordun bile." diye homurdandığında sırıtarak yaklaşıp yanağından öptüm.
"Egoist puştun tekisin falan ama, yine de teşekkürler." diyerek başımı geri çektiğimde yüzü milimine dek kaskatı kesildi.
Sırıtarak yanaklarını mıncıklayarak parmaklarımın arasında sıkıştırdım. "Sıkma şu dişlerini gül biraz gül." dediğim gibi omuzlarından tutunup kucağına zıpladım.
"Ne yapıyorsun şu an tam olarak Jeon?" diye soluduğunda kısık bir sesle kıkırdadım.
"Merdivenlerden aşağıya taşı beni hadi komutan Kim."
-
Kahkaha attığımda elini ağzıma kapatarak bastırıp diğer eliyle sessiz olmamı işaret etti. "Sessiz ol ve koğuşuna geç Jeon." derken başını çevirip sağa sola bakarak etrafını kontrol etti.
Beni deniz fenerinin çıkış kapısına kadar merdivenlerden aşağıya kucağında taşımıştı. Arabaya kadar taşımasını söyleyince beni yere indirmişti, ben de kumlara yatmış ve ayaklarımı yere vurarak kumlara kendimi gömer gibi kollarımı hareket ettirmiştim.
Bunun üzerine üstüm başım kum içinde kaldığı için beni orada bırakmakla tehdit etmişti, ben de ona el sallayıp görüşürüz diyince gider gibi yapıp gözden kaybolmuş ve sonra da geri dönmüş beni kucağına alarak araca kadar geri taşımıştı.
Ona istediğimi yaptırmış olmanın, araca kadar kendimi kucağında taşıtmış olmamın verdiği o güzel his sayesinde hâlâ gülüyordum.
Çünkü araçtan inince de beni kucağında taşımasını söylemiştim, ama askeriye sınırlarında olduğumuz için beni ciddili bırakıp gitmiş ve bu kez geri dönmemişti.
Komutan Kim diye bağıra bağıra peşinden koşturup onu bulmaya, peşinden gitmeye başladığımda da ortaya çıkmıştı.
Nöbet tutan ve bize kapıyı açan asker dışında kimseyle karşılaşmamıştık. Şu an ise askeriyenin ana girişinin kapısının önündeki merdivenlerdeydik.
"Şimdi elimi ağzından çekeceğim ve sessizce koğuşuna geçeceksin tamam mı?" diye sorduğunda başımı sırıtarak olumlu anlamda salladım.
Elini ağzımdan çektiği anda kıkırdayarak, "Öpüşelim mi komutanım?" diye sorduğumda gözleri irileşti. "Sikeyim seni." diye sıktığı dişleri arasından tıslarken, köşede devriye atan teğmenlerden birinin fenerle dolaştığını görünce beni köşeye doğru çekiştirerek binanın içine girmemizi sağladı.
"Öpüşelim, hadi öpüş-" diye tutturmuşken, eli yeniden ağzıma kapandı. Bu kez avcunun ayasını öptüğümde gözlerini kısarak bana baktı. "Jeon, dışarıda devriye atıp nöbet tutan askerleri kontrol eden üsteğmen var, şu siktiğimin çeneni kapatmazsan-" derken dişlerimi avcuna saplayınca elini geri çekmek durumunda kalırken aynı zamanda cümlesininde devamını getiremedi.
Diğer eliyle şakaklarını ovalayıp sonra da elini indirdiği gibi beni yakaladı ve ayaklarımı yerden keserek kucağına aldığında keyifle kıkırdadım. "Koğuşa kadar beni kucağında taşı demiştim komutan Kim, şimdi paşa paşa-" derken beni çevirerek omzuna atıp kalçama şaplağı geçirince ağzım kocaman açıldı.
Salyalarım anlık dudaklarımın kenarından sızarken kıkırdadım. Delta gücünü kullanarak saniyeler içerisinde binanın koridorundan koğuşların bulunduğu kattaki koridorda buldum kendimi.
Bu başımı daha çok döndürünce sersemleşmiş bir şekilde sırıttım. "Wuuah uçtuk."
Taehyung beni çevirip koğuş kapımın önünde yere indirdi. "Şimdi şu siktiğimin koğuşuna geç ve yatağına yat Jeon." dediğinde yanaklarını mıncırdım. "Yatağıma kadar beni taşımana asla hayır demezdim ben yalnız..."
"Geç içeriye." diyerek kalçama yeniden şaplak attığında sırıtarak kapıya uzandım ve tam açmak üzereyken duraksayıp ben de onun kalçasına şaplağı geçirdim. Gözleri irileşirken onun yüz ifadesine kıkırdaya kıkırdaya içeriye geçip el sallarken kapıyı kapattım.
Ardından sallana sallana ilerleyip yatağımın yolunu bulup yığılıp kaldım.
-
Ertesi gün|
"Yataklara düşmüş hastalıktan ölüp geberiyormuş, bir saatte kilo vermiş elden ayaktan düşmüş bitmiş yok olmuş de Jimin." diye kıvrandığımda kahkaha attı. "Oğlum naneleri yerken bana mı sordun, açarın kaçarın yok. Biliyorsun bunları yutmayacağını, gelecek sıçacak ağzına." dedi Jimin.
Dünün intikamını feci alacaktı benden. "Her şeyi geçtim de kalçasına şaplak atıp suratına kapıyı çarparak kapatmayaydın iyiydi Jungkook." diye ekledi Jimin.
Oflayarak yastığımı alıp yüzüme bastırarak kendimi boğar gibi yaparken yatağımı tekmeledim. "Tebeşir tozu mozu bul bana. Ateşimi çıkarmamız lazım. Beni sabahtan akşama kadar dinlendirmeden askeriyenin bahçesinde koşturtacak kesin, feci çuvalladım."
Sıçmış batırmıştım. Sarhoşken gerçekten zerre ayarım yoktu. Bok gibi de içmiştim dün gece. Her şeyi de her bir ayrıntısına kadar hatırlıyor olmakta cabasıydı.
"Hatırlamıyor gibi davransan da yutmaz değil mi?" diye sordu Jimin ve yastığı suratımdan çekip aldı. "Numara çekerim ama hiç sanmıyorum..." dedim umutsuz bir şekilde. Sahiden umutsuz vakaydım. Öpüşelim mi diye sormuştum ya! Şaka gibiydi! Tüm yelkenleri suya indirir gibi öpüşelim mi diye sorduğuma inanamıyordum!
Jimin kol saatini kontrol ederken küfrü bastı. "Siktir, geç kalacağım gidiyorum ben, son kararın mı? Kalıyor musun?"
Başımı hızlıca olumlu anlamda salladım. "Yatak döşek hastaymış de benim için. Ben kendimi tokatlayıp yanaklarımı kızartıp yastıkla kendimi boğarak biraz nefessiz kalayım."
"Lan mal mal işler yapma. Manyak." diyerek yastığı bana vermek yerine kendi yatağına doğru fırlattı ve sonra da çıkıp gitti.
Dakikalarca ne bok yiyeceğimi düşünüp dururken kapı açıldığında bakışlarım yattığım yataktan kapıya kaydı. Kapıda Taehyung'u görünce başımı hızla yastığa bastırıp sahte bir şekilde inledim.
"Hastaymışsın." Kapıyı kapatıp doğruca yanıma gelip başıma dikilen Taehyung'un derin sesini işitirken başımı yattığım yerden olumlu anlamda salladım.
"Çok hastayım..." diye mırıldandım. Yanıma oturup elini alnıma yasladığında kaşları çatıldı. "Ateşin yok."
"Çok üşüyorum ama..." diye geveledim. Hay sıçayım ya. Hemen de gelmişti...
"Eğitime katılabilecek enerjim yok, böyle... Böyle etlerim bölük bölük, sanki parçalıyorlar gibi..." diye yalan attığımda gözleri hafifçe kısıldı. "Çok mu üşüyorsun?"
Başımı olumlu anlamda salladığımda, yavaşça yatağımdan kalktı ve tek kelime etmeden koğuştan çıktı.
Tam yırttığımı düşünürken, elinde ateş ölçer ile geri döndüğünde içimden küfürleri bastım.
Taehyung doğruca yanıma oturup dudaklarımın arasına ateş ölçeri tıkıştırırcasına yerleştirdi. Önce ağzımdan ölçüp sonra da kulağımdan ölçüm yapsa da çevirip sonucu bana gösterdi. "Ateşin normal Jeon?"
"Ama yine de üşüyorum..." dedim hızla.
"Üşüyorsun demek..." dedi homurdana homurdana.
-
Taehyung beni yataktan kaldırmış ve eğitimi yüzbaşı Yoongi'ye devrederek beni aracına bindirmişti. "Hastaneye mi gidiyoruz acaba komutan Kim?" diye tedirgince soludum. Dünün konusunu açmamıştı lakin diken üstünde gibi hissediyordum.
"Hastaneye götürmüyorum, askeriyenin zaten revirinde doktorlarımız vardı." dediğinde kaşlarım çatıldı. "Nereye gidiyoruz o zaman?"
"Üşümeni geçirecek bir yere." dediğinde karmaşayla ona baktım. Yangın çıkarıp beni alevlerin ortasında falan bırakmazdı değil mi? Hassiktir... Yapmazdı ya...
"Komutan Kim, dönsek mi? Ben gerçekten çok bitkin hissediyorum." diye kıvırdığımda sırıtarak başını iki yana salladı. "Çok uzak bir yer değil ve neredeyse geldik sayılır." dedi ve gaza biraz daha köklendi.
"Nereye gidiyoruz ki?" diye sordum yeniden.
"Bekleyip göreceksin." dedi ve dikiz aynasından ona bakan bakışlarımı yakalayınca bana göz kırpıp bakışlarını yola geri çevirdi.
Kısa bir süre sonra aracı park ettiğinde bir tesise geldiğimizi fark ettim. Araçtan inip bizi karşılayan çalışanla birlikte içeriye girdiğimizde kaplıcalara geldiğimiz gerçeğiyle yüzleştim.
Kaplıca sularından yükselen sıcak dumanlar yüzüme çarparken Taehyung kaşlarıyla işaret verirken kendi kıyafetlerini çıkartıp sadece boxerıyla kaldığı gibi suya girdi.
Dirseklerini kenara yaslamadan hemen önce ıslanan elleriyle saçlarını geriye doğru yatırırcasına itekledi. "Hadi Jeon." dediğinde sırıttım. "Kaplıcalara mı geldik yani..." diye homurdandım.
"Üşüdüğünü söylüyordun işte, al sana ısınmak için şifa dolu kaplıca suyu. Soyun ve yanıma gel Jeon." derken parmağıyla suya girmem için işaret verdi.
**
Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isteriim. Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii!! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval







