İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 28 · 12 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 28

24

Haiiii ben geldiiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna, keyifli okumalar dilerim lokumlarım! trong>
+++++

"Komutanım, aman Komutan Kim, kurşunu çıkarmak için elinizi derime sokarak söküp almayacaksınız değil mi?" diye soluduğumda dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme görmemle dizlerimden yakalayarak zeminde sürükleyip kendisine atik bir hamleyle çektiğinde nefesim kesildi.

"Gel yamacıma bakayım." dedi derin sesi ve beni bacakları arasına çekerek kucağına oturttuğunda sopa yutmuşum gibi dimdik durdum.

Taehyung beni belimden yakalayarak hafifçe döndürdü ve sonra üniformamın yakasından çekerek omzumu açığa çıkaracak şekilde sıyırdı.

Avcu tam da kan kaybetmeye devam ettiğim vurulan omzuma kapandı. Bir zehir gibi acıyı iliklerimden sökerek emip alırken, kuş gibi hafiflediğimi hissettim. Kurşunun saplanıp kaldığı kısımdaki o yoğun baskı şimdi kaybolmuştu.

Acımı aldığı gibi bakışlarım omzuma düştüğünde, "Sakın öyle derimden kurşunu sökercesine çıkar-" diye söze atılmışken, sivrileşen tırnaklarını derimin içine saplayarak kurşunu çekip parmakları arasına alarak geri çıkartınca ağzım kocaman açıldı.

Derim koparılıyormuş gibi acı hissetmem gerekirdi çünkü kurşunu çıkarmak için tenimi deşercesine iki parmağını birden içime sokmuştu. Kanlı kurşunun büyüklüğünü bana gösterdikten sonra yere fırlattığı gibi avcunu kanlar fışkıran omzuma geri kapattı.

"İyi ki bir öyle çıkartmayın dedim zaten..." diye kendi kendime mırıldandığımda sırıttı. "Bıraksaydım da hayatın boyunca bir kurşunla yaşamaya devam mı etseydin o zaman?" diye ima dolu bir sesle homurdandığında gözlerimi yuvalarında sağa sola çevirerek yuvarladım.

Gözlerimi belerterek ona bakmaya son verip bakışlarımı yeniden omzuma düşürdüğümde, kanayan derimin tamamen kanamasının durduğunu ve az önce hiç deşilmemiş gibi kurşun yarasının tamamen kaybolduğunu gördüm.

Başımı kaldırıp , "Teşekkür ederim komutan Kim." diye mırıldandım. Göz göze geldiğimiz anda turkuaz gözleri dalgalanır gibi ışıldadı ve o an zihnime derin sesi sızdı. "Hayatımda ilk defa korktuğumu hissettim."

Kaşlarım çatıldı. Dudaklarına düştü bakışlarım, dudakları kıpırdamamıştı bile. Sesi yalnızca zihnime sızıyordu. O an anladım, düşünceleri zihnime saliselikte olsa sızmıştı. "Başına bir şey geldi ve geç kaldım diye ödüm koptu."

Ve yine oldu. Sesi akıcı bir şekilde zihnime ulaştı. Gözleri kısılarak gözbebeklerime bakarken, onun zihnindeki düşüncelerini okuduğumu fark etmiş gibi öksürdü. Gözbebeklerimdeki turkuazlaşan göz renginin farkına varıp gözlerini hızlıca kırpıştırarak belime hafifçe pat pat vurdu.

"Zıpla hadi kucağımdan, iyileştin." diye homurdandığında afallamış bir edayla gözlerinin içine aval aval baktım.

Bu nasıl mümkün olabilmişti? Nasıl olmuştu da bir deltanın zihninden geçen düşüncelerini okuyabilmiştim?

Bu ilk kez gerçekleşmişti ve aslında iç dünyasında benim için endişelendiğini sadece saniyeler öncesinde öğrenmiştim. Korkmuştu. Zarar görmemden, beni kurtarmak için yetişememekten korkmuştu. Hayatında ilk defa benim başıma bir şey gelip ölecek olmamdan korktuğunu düşünmüştü, zihninden geçirdiği cümle tam anlamıyla buydu ve kurdu onu ele vermişti.

Gerçek anlamda şoka uğramış gözlerle ona bön bön bakmaya devam ederken kucağından kalkmadığım için kalçama hafifçe şaplak atınca toparlanıp kendime gelerek hızla kucağından kalkıp üniformamı düzeltip silkeledim.

"Şey komutan Kim ben de iyiyim işte sağolun." dedi Daehyun o sırada. Taehyung inanılmaz gerginleşmişti ve bakışları değişmişti. Keskinleşen bakışları gözlerimle temastan kaçınıyordu. Aynı zamanda kaşları da çatılmıştı, kendisi de az önce gerçekleşen durumu çözmeye çalışır gibi düşünceli görünüyordu.

Alnındaki çizgiler kaşlarının çatılmasıyla belirmişti. "Zevzeklik yapmayı kes Daehyun! Yaralanmadığının zaten farkındayım!" diye onu azarlayarak omuzlarını dikleştirip ilerlemeye başladığında alt dudağımı ısırarak arkasından bakıp sırıttım. Resmen bana bir şey olacak korkusuyla içi içini kemirmişti buraya gelene dek... Beni kurtarmak için geç kalacak diye ödü kopmuştu ödü...

Delta gururu asla dışa yansıtmasına izin vermese bile, bu kez kurdu ciddi anlamda onu ele vermişti. Zihnindeki düşünceleri kısıtlı bir süreyle dahi olsa beynime sızmasına izin vermişti. İnanılmaz derecede egom okşanmış hissediyordum şu an, keyfim müthiş yerine gelmişti.

Çatışmanın ortasında kalan, vurulan ben değilmişim gibi keyfime diyecek yoktu şimdi. Burnu düşse yere eğilip almayan delta komutan Kim Taehyung aslında içten içe bana değer verdiği için zarar görmemden deli gibi korkmuştu.

"Jeon, sırıtıp durma ve peşime düş!" Gür sesi kulaklarımda uğuldadığında bana gelmem için işaret veren ve çoktan Taehyung'un peşine takılan Daehyun'a yetişip, Taehyung'un emrine itaat ederek gerisinden ilerlemeye başladım.

Zıp zıp zıplayarak adımlayasım vardı. İçim içime sığmıyordu ama hemen yelkenleri suya veremeyeceğim gerçeğini de kurdum bana hatırlatıyordu. Bana göre kurdum benden çok daha kinciydi. Hâlâ kırgın olduğunu hissedebiliyordum, zaten kırgınlıkları ve öfkesi yüzünden iyice zayıf düşmüştü omegam. Bu yüzden çadırda kaldığım gece ve çatışmaya uğradığımda kurduma dönüşmeyi başaramamıştım.

Taehyung ise öfkesini zeminden çıkarmak ister gibi hırçın ve haşin adımlar atıyordu. Sert adımları bastığı toprağı titreştiriyordu ve bunu hissedebiliyordum. Gerginliği elle tutulabilir cinstendi, o kadar baskındı ki nefes aldığım her saniye bunu daha iyi hissettiriyordu.

Bana yakalandığı için kızgın olmalıydı. Düşüncelerini nasıl okuduğumu sorguluyor olmalıydı, Tanrı şahit bunu ben de anlayamamıştım. Bir anda göz kontağımızla birlikte gerçekleşivermişti.

Bakışlarım tüfeğin kurşununun saplanması nedeniyle üniformamda açılan koca deliğe ve kan izine kaydı. "Komutan Kim..." diye mırıldandığımda attığı sert adımı yere indiği gibi atik bir şekilde bana döndü. Ellerini ceplerinde tutarken, "Ne var?" diye huysuz bir şekilde soludu.

Gülmemek için yanağımın içini dişlerken gözlerinin içine baktım. Dışa ne kadar despot, otoriter, huysuz, kibirli , egoist ve küstah bir delta komutan olarak görünüş yansıtmak istese de, az önce korktuğunu öğrenmiştim. Ve bu bildiğim gerçeği duyduğumun kendisi de bir hayli farkındaydı.

O yüzden yine bana karşı soğuk ve sert davranmaya kaldığı yerden istikrarla devam ediyordu. Alışıldık ve her zaman sergilediği genel tavırlarıydı işte.

"Üniformamdaki bu deliği ve kan lekesini onarma gibi bir gücünüz mümkün mü acaba?" Son derece kibar bir sesle mırıldandım, benden beklenmedik bir edayla. Asi tutumlarımı bir kenara bırakmıştım, en azından şimdilik.

Gözlerini devirerek önüne döndü ve ilerlemeye kaldığı yerden devam ederken bana geri cevap verme gereksinimi dahi duymayınca gözlerimi kısarak arkasından kötü kötü baktım.

"Öyle baktığında korkmuyorum Jeon, kımılda! Diğer askerler tesiste bizi bekliyor!" Arkasında da gözü vardı. Hemen de anlamasa, fark etmese şaşardım zaten.

-

"Ne demek zihninden geçenleri okudun!" Jimin şaşkınlıkla bağırırken hızla elimi ağzına bastırarak kapattım. "Tepsiyi kafana geçireceğim şimdi, ne bağırıyorsun ya, iyi ki bir sessiz ol dedim." diye huysuzca söylenirken etrafıma bakınarak elimi ağzından çekip arkama yaslandım.

Neyse ki herkes kendi alemindeydi ve yemekhanedeki yüksek sesli muhabbetler nedeniyle kimse bizim ne konuştuğumuzu idrak etmemişti.

"Ne tersliyorsun lan beni, alırım ayağımın altına bak." dediğinde Jimin'e dil çıkarttım. "O değil de gerçekten öleceğimi zannettim. Kurşunlarımız bitti ve etrafımız düşmanlarla kuşatılmıştı. Daehyun son duasını etmeye başlamıştı."

Jimin uzanarak omzuma pat pat vurdu. "Harbiden iyi iş çıkarttın Jungkook, gurur duyuyorum seninle." dediğinde sırıttım. "Normalde o dokunduğun omzumdan vurulmuştum, ama kod adı narsist şahıs beni kurtardı." dedim şifreli bir şekilde.

Önlemi önden almak lazımdı, yerin kulağı vardı. Taehyung yemekhanede değildi, tüm masaları kontrol etmiştim ama burada değildi. Paşam zaten odasına özel sipariş verip yiyordu. Yemekhaneye gelirse incileri dökülürdü.

"Acımıyor mu lan hiç?" diye sorduğunda başımı iki yana salladım. "Bildiğin hiç vurulmamış gibiyim, tamamen iyileştirip acımı aldı çünkü."

"Kurşunu çıkarttı mı?" diye sorunca onu onayladığıma dair homurtular çıkarttım. "Hem de, sivrilttiği deltasının tırnaklarıyla derimi neşter gibi keserek yarıp öyle çıkarttı." diye açıkladığımda kaşığını ağzına doğru götürmek üzere olan Jimin duraksayıp öğürdü.

"Kusam mı?" dediğinde başımı geriye yatırarak kahkaha attım. "Çaktırma, ben de öyle deşip almasını istemedim ama hiçbir şey hissetmeden kaşla göz arasında tereyağından kıl çeker gibi alıverdi."

Başını sallarken kaşığındaki yemeğini ağzına tıkıştırıp çiğnemeye başladı. Ağzındaki lokmasını bitirdiği gibi, "Adam delta boru mu, yapar mı yapar." dediğinde kısık bir sesle kıkırdadım.

"O değil de, beni kurtarmaya geldiğinde ki havasını görecektin. Çok etkileyiciydi, kurşunların önüne atladı resmen, hem de benim için. Ben vurulmayayım diye kendini kurşunların önüne siper etti..." dedim ve duraksadım.

Jimin bileğinin dış kısmını alnına yaslayarak başını geriye doğru kaydırdı. "Aman Tanrım, Hint dizilerinden fırlamış gibi bir sahne..." dediğinde sırıtmama rağmen ayağına tekme attım. "Romantik ve bir o kadar da haşmetliydi ama lan, sus. Gerçi o ara iki gözüm iki çeşme ağlamakla meşguldüm çünkü vurulduğu için öleceğini, ona zarar gelebileceğini düşündüm."

Ayağını geri çekerken tepsisinin içine kaşığını bıraktı. "Ve yanıldın."

Başımı salladım. "Hem de nasıl... Anında iyileştirdi kendini, kurşunları söke söke çıkardı bedeninden tüm soğukkanlılığıyla. Ne fena numaraları vardı ama varya, gerçekten gözlerim yuvalarından çıkacak şekilde irileştirerek izledim onu..."

"Ne yaptı lan başka?" diye sordu merakla kaşlarını çattı. "Bir adamın kafasına bomba yerleştirilmiş gibi beyninin pekmezini akıttı resmen. Hem de tek bir hareketle. Dahası herkes aynı anda atışa başladığında kurşunları önünde sabit tutup onlara geri döndürerek püskürttü."

"Çok aşıksın, aptal aşık. Ağzının sularını sil önce, kalbin duracak heyecanla konuşmaktan." dediğinde kısık bir sesle kıkırdadım. "Duyduklarımdan sonra gerçek anlamda hem benim hem de kurdumun egosu deli gibi okşandı, götüm şahlandı."

"Götün kalkmış, dikkat et de götüne sert bir şeyler saplanmasın." dediğinde kahkaha attım. "Hadi ama hemen yelkenleri suya indirmeyeceğim, kırgınım ve kızgınım hâlâ ona karşı. Ama deltası onu ilk kez ele verdi, açığa çıktı düşünceleri."

Gözlerini kıstı ve tepsiyi kenara iterek dirseklerini masaya yasladı. "Ne düşündü? Zihninden ne geçerken düşüncelerini okudun ki?"

Tıpkı onun gibi tepsimi kenara alıp dirseklerime abanarak, masaya yaslanıp öne doğru eğildim ve sadece onun duyabileceği şekilde masanın üstünden ona yaklaşarak söze başladım.

"Zarar görmemden deli gibi korkmuş Jimin, beni kurtarmak için geç kalacağı için ödü kopmuş resmen. Üstelik hayatında ilk kez bu kadar korktuğunu aklından geçirdi, hatta ilk zihninden geçen düşüncesi buydu."

Ağzı kocaman açılırken, "Ohaaa." diye soludu. "Siktir hassiktir."

"Çok siktir cidden, ben de şaşkınlıktan kilitlenip kaldım duyduğumda, kendime gelip toparlanmam biraz fazla sürdü, düşün." dediğimde ellerini masaya heyecanla çarptı. "Peki ya sonra ne oldu? Öpüştünüz mü lan, öptü değil mi? Ah siktir ben de Yoongi ile öpüşmek istiyorum..."

Dudaklarımı büktüm. "Maalesef öpüşmedik, düşüncelerinin zihnime sızdığını fark edince bana yine yontulmamış odun gibi davranmaya devam etti, klasik."

"Bu da ıslak odun bildiğin ya. Delta gururunu tokatladığımın." dediğinde başımı geriye kaydırarak kahkaha attım. O da benimle birlikte gülerken söze girdi. "O değil de bu nasıl gerçekleşti ki? Omega olarak bir deltanın zihnini okuyabilmen neredeyse imkansız."

"Hiçbir fikrim yok, ilk kez bir istisna gerçekleşti ve bunu o da fark etti. Yani düşüncelerinin zihnime sızdığını." diye homurdandım.

"Şimdi sana yine kötü davranır gıcık herif, ama yine de zarar görecek olman durumu nedeniyle götü epeyce tutuşmuş." dediğinde uzanıp dirseğine dokundum. "Jimin, siz tesisteyken ne oldu?"

"İlk girdiğimiz tesisi mi soruyorsun? Aslında ben sana not bırakmıştım, ama görmedin demek ki."

Kaşlarım çatıldı. "Çadırdaki revirde mi?" diye sorduğumda başını aşağı-yukarı salladı. "Yanındaki boş sedyenin üstüne bırakmıştım, uçmasın diye üstüne taşta koymuştum hatta, haber vermiştim sana gelmen gereken tesisin tam olarak nerede olduğunu falan."

Gözlerimi yumarak şakaklarımı ovuşturdum. "Görmedim, direkt çıktım ve sonra olay patlak verdi zaten, Daehyun olmasa sizin başka tesise geçtiğinizi bile öğrenemeyecektim." dedim ve soluklanmak için duraksama yaşadım.

"O değil de, kod adı narsist nasıl anladı? Yani tehlikede olduğumuzu?"

"Bize bir şey söylemedi ki giderken, tesiste eğitime başlamışken bir anda durdu ve delta gözleri açığa çıktı. Sonra da ben geri dönene kadar tesisten ayrılmayın diyerek basıp gitti." dediğinde şüpheyle gözlerim kısıldı.

"Nasıl hissetti ki acaba?" diye fısıldadığımda Jimin'in kuşkuyla dolu gözleri üzerimde gezindi. "Benim aklıma bir şey geliyor ama, siktir..." dediğinde gözlerimi kırpıştıra kırpıştıra ona baktım. "Ne? Ne geliyor? Ne var lan?"

İki yandan masanın üstündeki kollarını tutarak hafifçe sarstım. "Düşüncelerini okumuş olman da, senin tehlikede olduğunu hissedip kurtarmaya gelmesi de..." diyip en can alıcı noktada beni meraktan çatlatmak ister gibi duraksadığında tırnaklarımı kollarına geçirip etini çimdikledim.

"Lan ne, söylesene..."

"Bunlar göz önünde bulundurulduğunda..." diyerek duraksadı. "Ebenin nikahı Jimin!" diye tısladığımda sırıttı ve ellerini teslim olurcasına iki yanında havaya kaldırdı. "Ruh eşi olabilirsiniz. Seni bu şekilde hissetmesi ve yardımına koşması, dahası onun zihnini okuman tesadüf olamaz. Bir omega olarak bir deltanın zihnine girmek ve düşüncelerini okumak zaten imkansız. Bu tek koşulla gerçekleşebilir, o da birbirinizin gerçek ruh eşiyseniz. Ruh eşlerinin bağları-"

"De siktir lo." dedim ve histerik bir şekilde güldüm. "Hah, devenin nalı." diyerek başımı iki yana sallayıp ellerimi göğsümde birleştirirken bir asker masamızın başına geldi. "Jeon Jungkook, sendin değil mi?"

Kaşlarım çatılırken Jimin ile birbirimize bakmayı son verip başıma dikilen kişiye bakışlarımı çevirdim. "Evet, ne oldu?"

"Yüzbaşı seni odasına çağırıyor." dediğinde kaşlarım havalandı. "Hangi yüzbaşı?"

"Yüzbaşı Kim Taehyung." dediğinde bakışlarım hızla Jimin'e döndü. "Hassiktir." Aynı anda sessizce fısıldadığımızda haber vermeye gelen kişi ellerini birbirine çarptı. "Acele etsen iyi olur." diyerek arkasını dönüp uzaklaşmaya başlayınca bakışlarım onun ve Jimin arasında gidip geldi.

"Lan bu yarrak ne çağırıyor seni, zihnini okudun diye ceza vermesin şimdi bu?" dediğinde kısık bir sesle kıkırdadım. "Bokta çıkabilir güvenmiyorum, ama beklerim yani. Verir mi verir, neyse ben kaçtım görüşürüz Jim." diyerek ayağa kalkıp ona el sallayarak yemekhaneden çıktım.

Oyalanmadan koridorda ilerleyip Taehyung'un ofisinin olduğu kata yöneldim. Tedirgindim. Jimin içime kurt düşürmüştü, ruh eşi olmamız mümkün olabilir miydi sahiden? Ama öyle olsa benden önce kurdum bunu hissetmez miydi ki? Mühürlenmediğimiz için hissedemiyor muydum yoksa? Ah sikeyim kafamı karıştırmıştı.

Adımlarım beni ofisinin kapısı önüne ulaştırdığında yavaşça parmak boğumlarımla kapıya tıklattım.

"Gir!" İçeriden gelen komutuyla kapı kulpunu iterek içeriye girerken kapıyı usulca geri kapattım. "Beni çağırmışsınız komutan Kim."

Bilgisayarındaki bakışlarını bana doğru çevirdi. "Deniz fenerine gidiyorsun." dediğinde kaşlarım çatıldı. "Deniz kenarında olan deniz feneri mi? Neden ki? Silahlı kuvvetlerdeyim ama ben, deniz fenerinde-"

"Evet Jeon evet, çünkü ben öyle istiyorum." dediğinde başımı salladım. "Nöbet tutacağım yani, anladım. Nöbet saatim kaçta başlıyor peki? Hemen şimdi mi?"

"Nöbet tutmayacaksın." diyerek ayağa kalktığında kaşlarım çatıldı. Ciddi ifadesini muhafaza ederek yanıma geldi ve önümde durdu.

Ellerini ceplerine sırasıyla tıkıştırırken, gözlerimin içine bakarak, "Oturup sohbet edeceğiz, seni randevuya çıkartıyorum." dediğinde kaşlarım şaşkınlıkla havalandı. Deniz fenerinin tepesinde mi randevu yapacaktık?

"Komutan Kim, dalga geçmeyi bırakıp gerçekleri söyler misiniz lütfen?" diye soluduğumda dudağının tek kenarı yukarıya doğru kıvrıldı ve yüzüme doğru hafifçe eğildi. "Deniz fenerinde şu nutellalı kekleri yiyip viski içeceğiz işte." diyerek masanın üstündeki iki poşeti işaret ettiğinde ağzım bir karış aralandı.

Kafasına taş mı düşmüştü bunun? Yoksa kaya parçası altında mı ezilmişti?

Ensemi sıvazlayarak bir adım gerileyip aramıza mesafe açtım. "Komutan Kim, size iyi eğlenceler. Eğer nöbetçi olmayacaksam yemekhaneye geri dönebilir miyim?"

Eli bel boşluğuma yerleşirken açtığım mesafeyi beni kendine doğru çekerek geri kapattı. "Gelmiyor musun?"

"Gelmesem daha iyi olur gibi gibi." diye mırıldandım. Yakınlığımız nedeniyle sesim heyecandan içime kaçmıştı sanki.

"Ama bu reddedemeyeceğin bir durum çünkü bunu hak ettin." dediğinde kaşlarım karmaşayla çatıldı. "Hak ettim derken?"

"Çatışmanın ortasında kalmana rağmen son ana dek savaştığın ve sağ kalmayı başardığın için seni ödüllendiriyorum." Ben daha sözlerini hazmedemezken kurdunun gözleri yeniden açığa çıktığında yine aynısı oldu. Zihnime düşünceleri tekrar sızdı. "Sağ kalmayı başardığın, ölmediğin için teşekkür ederim Jeon..."




**

Bölüm sonu :') Nasıldııı? İlham uğrayınca hop kaçırmadan yazmaya çalışıyorum. Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bol bol oy ve yorum isteriiim. Bu arada mükemmelliyet abidesi Namjoon'umuzun Come Back To Me'ye stream kasmayı unutmayalııım lütfeeen! >

Gelecek bölümde görüşmek dileğiyle, sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiiii!! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

28 yorum