İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 26 · 12 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 26

23

Haiii ben geldiim! Yine erken geldim ehehe.

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

Ensemdeki köklü ağrıyla gözlerimi açmaya yeltendim. İlk denemede başarısız olurken, ikinci denemede gözlerimi aralamayı başardım.

Gün ışığı doğrudan gözlerime saldırdığında gözbebeklerim deli gibi sızladı. Yüzümü buruşturarak gözlerimi kırpıştırırken en son yaşadıklarım aklıma bir bir nüfuz etmeye başladı.

Gözlerim büyürken, etrafıma bakındım. Bir kamyonetin arkasında ellerim kamyonetin kenarına halat iplerle bağlanmış bir şekilde oturduğumu fark ettim.

Başımı sağa çevirdiğimde Daehyun'un da tam karşımda oturduğunu gördüm. Engebeli bir arazide ilerleyen kamyonetin arkasında oturduğumuz yerde sarsılarak gidiyorduk.

Omzumdaki keskin acı kendini belli ederken, "Daehyun!" diye ona seslendim. Ama başı önünde ve gözleri kapalıydı. O da baygındı.

İplere asılarak ona yaklaşmaya çalıştım ama ona bu mesafeden yetişebilmem imkansızdı. Zaten belli ki birbirimizin bağlı kollarını çözemeyelim ve kaçma girişiminde bulunamayalım diye böyle bağlanmış olmalıydık.

Omzumdan bileklerime dek akan ve halat ipin üstünde kuruyan kanıma baktım. Omzumda koca bir kurşun ile duruyordum ve bu hareketlerimi feci kısıtlıyordu.

"Daehyun!" Başımı kan içinde kalan üniformamdan ayırıp tümsekten geçerken sarsılan araç nedeniyle sallanan başına yükselttim bakışlarımı.

Arkama yaslanarak ayaklarımı onun olduğu tarafa doğru uzattım. İpe asılarak biraz daha kendimi zorlarken botlarımla onun ayak bileğini dürtükledim. "Daehyun uyan!"

Görünürde bir yarası veya kanaması yoktu.

Yeniden ayağına patlattığımda, yerinden sıçrar gibi sarsılıp başını kaldırdı ve gözlerini kırpıştırarak araladı. "Ne oldu, neredeyiz." diye şaşkınlıkla soluduğunda başımı çevirip etrafıma bakınmaya çalıştım ama tamamen boş bir arazide ilerliyorduk. Etrafımızda ağaçlardan başka hiçbir şey yoktu.

Ne bir araba, ne bir ev göremiyordum çevrede. "Bilmiyorum, ama suikasta uğradık ve asıl ulaşmak istedikleri nedenini bilmediğim bir şekilde komutan Kim olmalı." dediğimde gözleri kısıldı.

"Bizi de rehine olarak aldılar. Ah kafama öyle bir vurdular ki, beynim patlayacak gibi hissediyorum." diye yakındı. "Ben de aynı haldeyim ama sorun bu değil, kaçmamız lazım. Ayrıca bizimkiler nereye gitti? Jimin, diğer askerler ve komutan Kim nerede?"

"Buradaki eğitimleri tamamlayınca yakında bir tesis daha olduğunu söyledi komutan. Ve tüm ekip oraya geçecekken ben ceza aldım. Onlar orada gelen otobüse binip gitti. Bana da tesise kadar yürümem gerektiğini söyledi. Benimde yemekten dolayı midem kötü olunca tuvalete girdim ve sonra çıktığımda ise bu olaylar patlak verdi."

"Yani onlar gitti, kuzey koreli suikastçılar geldi, öyle mi?" diye sorduğumda başını salladı. "Ben yarım saat kadar tuvaletten çıkamadım ama, yani kuzey koreli askerler geldiğinde onlar çoktan diğer tesise geçmiş olmalılardır."

Alt dudağımı ısırdım. "Beni bırakıp gitti yani, çok güzel..." diye fısıldadım. "Senin için dönerdi eminim. Bence gerçekten senden hoşlanı-"

"Kes şunu Daehyun, benden hoşlandığı falan yok. Bana haber bile vermeden çekip gitmiş, sen olmasan şu an onların nerede olduğundan bile haberim olmayacaktı." diye söylendim.

"Hastasın diye dinlenmeye ihtiyacın vardı, eğitimden bu yüzden seni muaf tuttu. Dönerken elbette seni almaya gelecekti, seni burada bırakıp askeriyeye dönecek hali yoktur yani."

"Bırakır mı bırakır, yapmayacağı iş değil." diyerek başımı iki yana salladım. "Her neyse yaralı değilsen iplerinden kurtulursan benimkileride çöz ve hazır kamyonet seyir halindeyken aşağıya atlayalım."

Daehyun gözlerini irileştirdi. "Kamyonetten aşağıya nasıl atlayalım Jungkook!"

"Jet hızıyla gitmiyor kamyonet, abartma. Atlamazsak nasıl kurtulacağız pardon?" diye çıkışırken bağlı kollarımdaki iplere asılarak gevşetmeye çabaladım.

"Adamlar alfa mıydı acaba? İpler çok yakıyor."

"Kurtboğan yok iplerde, öyle olsa şu an kıpırdayamıyor olurduk. Sadece sağlam bağlamışlar. Alfa olsalar bile kaçmak zorundayız Daehyun, yoksa bizi öldürecekler." diye dişlerimin arasından bağırdım.

Kamyonet o kadar ses yapıyordu ki seyir halindeyken, o yüzden ona sesimi duyurabilmek için bağırmak durumunda kalıyordum.

"Bizi öldürmezler bence. Rehineyiz şu anda, delta komutan Kim'e ulaşmak istiyorlar." dediğinde histerik bir şekilde gülüp gözlerine dik dik baktım. "Komutan Kim gelmez. Götümüzü kendimiz kurtarmak zorundayız tamam mı? Şimdi şu sikik halatları çözmek için çabala!"

Sırıtarak ipleri çözmek için abanırken bana baktı. "Benim için gelmez ama senin için geleceğine eminim."

Gözlerimi devirdim. "Ya ya ne demezsin, dün sen derin uykudayken, götünde pireler uçuşurken ben yaban domuzlarıyla karşı karşıya kaldım. Berbat bir gece geçirdim ve sonra hastalandım. Komutan Kim'den yardım ve iyilik beklemiyorum asla. Kendi kıçımızı kendimiz kurtaracağız, başka çare yok."

Araç aniden durduğunda, "Nah kurtarırız." dedi Daehyun. Sikeyim, kamyonet durmuştu. Kamyonetin arkasında durmanın etkisiyle sarsılırken omzum kenara çarpınca acıyla dilimi ısırıp gözlerimi yumdum.

"Daehyun... Çözemedin mi?" Başını iki yana salladığında başım ağrımasına rağmen kafamı kamyonetin yaslandığım arka kısmına patlattım. "Lanet olsun..."

Saniyeler sonrasında kamyonetin arkası açıldığında üç asker birden çıktı. Biri benim başıma taramalı tüfeği dayarken, diğeri de Daehyun'un kafasına namluyu yasladı. Öbür asker ise sırasıyla bağlı olduğumuz ipleri açtı.

Kollarımdaki halat ipler çözüldüğü anda başıma namluyu yaslayan askerin tüfeğine sert bir savunma hareketiyle dirsek atarak çevirdiğimde, ateş eden askerin kurşunları beni çözen askere doğrudan isabet ederken, Daehyun'un kafasına silah yaslayan asker hızla bana dönünce tüfeğini çevirerek boynundan sıkıca kavrayıp zaptetmeye çalıştığım askeri çevirip önüme siper edercesine tuttum.

"Daehyun yere yat!" diye bağırırken, askeri önümde tutup onun taramalı tüfeğiyle iplerimizi çözen askerin hemen arkasından onu da vurdum. Neredeyse ayaklarımı ya da Daehyun'un kafasını delik deşik edeceğim sırada kurtarmayı başarmıştım.

Ben ateş edince diğer askerde otomatik olarak bana ateş açtı ama diğer askeri önümde siper olarak tutmam nedeniyle birbirlerini vurmalarını sağlamış oldum. Beni vurmak isterken yaptığım seri ve atik hamle sayesinde kendi asker arkadaşını vurmuş oldu.

Başımı çevirdiğimde az önce ipleri çözen askerinde hareketsiz kaldığını gördüm. Diğerleri gibi o da çatışmanın arasında ölmüştü.

Tüm ağırlığını ayakta tutarak taşıdığım bedeni diğer adamın vurulmasıyla birlikte yere fırlattım.

Daehyun başını elleriyle kapatmış, yere kapanmış bir şekilde dururken yerdeki tüfeklerden birini alıp ayağımla iterek ona attım. "Hadi kaldır kıçını." diyerek tüfekle birlikte kamyonetten atlamak yerine kamyonetin zeminine yüz üstü yatıp tüfeğimi köşeye yaslayarak sindiğim köşeden önüme çıkan tüm suikastçı kuzey koreli askerleri taramaya başladım.

Vurularak yere serilen suikastçıların dışında tanklardan inen bir sürü askerin yığınla etrafımızı sararak yaklaştığını görünce okkalı bir küfür savurdum. Önlerinde kurşun geçirmez kalkanlarına kapanarak ilerliyorlardı. Böylece çoğu kurşunum boşa gitmiş ve cephanem sona ermişti.

Daehyun yanıma gelmediği için geri çekilip onun tüfeğini almaya yeltenirken karşı ateşte gecikmediler.

Ateş bombardımına tutulurken, alelacele geri çekildim ve yere kapanırken Daehyun ile birlikte yerdeki ölen askerleri önümüze siper ettik. Kurşunlardan böyle kurtulmaya çalıştık.

Kamyonetin her yerini sıyırıp delip geçen kurşunların sesi kulaklarımda patlıyordu sanki. Kurşun yağmurunun tam ortasında sıkışıp kalmıştık. "Jungkook son duanı et, biz öldük..." dedi Daehyun ağlamaklı bir sesle.

"Dışarıda çok daha fazlası olabileceğini hesaplamadığım için yapmaya çalıştığım götümde patladı." Gerçekten çok kalabalık bir ekip tarafından rehine alınmıştık. Ve sanırım an itibariyle gerçekten boka basmıştık.

Önümde tuttuğum askerin bedenine saplanan kurşunlar nedeniyle sarsılıyordu. İyice yaklaşarak ateş etmeye başlamışlardı, bizi tarıyorlardı.

Daehyun fırsat bulduğunda tüfekle ateş etmeye çalıştı ama kimseyi vuramadı. "Boşa harcama kurşunları!" diye bağırdım ama çok geçti, çünkü kurşunları bitmişti.

Boş tüfeği yere fırlatırken, "Lanet olsun sana Daehyun." diye mırıldandım. Gerçi o kadar askere tek bir tüfekteki kurşunlar asla yeterli gelmezdi.

Bir süre sonra ateş etmeyi kestiklerinde soğuk ecel terleri döktüğümü fark ettim. Daehyun'da benden farksızdı, zangır zangır titriyordu.

"Sanırım onların da kurşunları bitti." dedi Daehyun soluk soluğa. "Ya da bizim kurşunumuzun bittiğini anlayıp geberdiğimize emin olmak için yanımıza geliyorlar." diye fısıldadım.

"Felaket tellalı gibi konuşma ya." diye yakındı Daehyun. "Zaten götüm üç buçuk atıyor korkudan."

"İnanır mısın benim de Daehyun, ama sanırım gerçekten buradan sağ çıkamayacağız, çok fazlalar. Çok çok fazlalar..." Silahları olmasa kapışabilirdik, askeri eğitim alıyorduk o kadar, ama adamların taramalı tüfekleri vardı ve tetiğe bastı mı parmaklarını tetikten çekmeden şarjörü boşaltıyorlardı.

Bir erkeğin acıyla bağıran kalın sesinin hemen ardından duyduğum keskin hırıltı sesiyle, kurşunlardan dolayı delik deşik olan askerin sığındığım bedeni arkasından hafifçe başımı kaldırıp baktığımda, havaya sıçrayarak bir askeri paramparça edip yere seren bir kurt gördüm.

Başını çevirip kamyonete doğru baktığında turkuaz gözleriyle bana baktı. "Komutanım..." diye fısıldadım. Aman Tanrım Taehyung gelmişti, o buradaydı. Kurduna dönüşmüştü.

"Hassiktir, delta mı o? Komutan Kim mi?!" diye bağırdı Daehyun. Başımı sallayarak, görüş alanımdan çıkan Taehyung'un kurdunu görmeye çalışmak için delik deşik olan askerin ağır bedenini iterek yere bıraktım.

Kamyonetin kurşunlardan geçilmeyen zemininde ellerim ve dizlerim üstünde emekleyerek ilerlerken, "Geri çekil Jeon!" diye bağıran Taehyung'un sesi kulaklarımda uğuldadı. Tam o sırada vurulduğunda ağzım kocaman açıldı. "Komutan Kim!"

Taehyung'un kurdu arka arkaya ateş eden askerler tarafından vurulurken, derisine saplanan kurşunlar yüzünden ufak bir sarsılma yaşadı. Birkaç asker tam o sırada bana doğru ateş etmeye başladığında, asla beklemediğim bir hamleyi yaptı. Büyük bir sıçramayla Taehyung havaya doğru süzüldü ve kurşunların önüne atladı.

Bana isabet edecek olan kurşunların hepsi onun kurduna saplandığında gözlerim doldu. "Ko-komutanım..."

Aynı anda en az 10 kurşun daha yediğinde dört ayak üstüne düşerken, Daehyun beni kollarımdan yakalayıp geriye doğru çekti. "Komutan... Komutan vuruldu. Çok... Çok kurşun geldi..." Gözlerimden yaşlar süzülmeye başladığında Daehyun beni en köşeye kadar çekiştirdi.

"Öldü... Düştüğünü gördüm, öldü..." diye fısıldadığımda Daehyun bedenimi sarstı. "Hiç sanmıyorum." diyerek başıyla kamyonetin dışını işaret etti.

Başımı çevirdiğim anda Taehyung'un doğrulduğunu gördüm. Dimdik ayağa dikildi ve bu kez kurdunun normal insan formuna geri döndüğünü gördüm. İlk başta yaptığını anlayamasam da saniyeler sonra idrak ettim. Vücudundaki kurşunları teker teker sökercesine çıkartırken dudaklarım titredi.

Kamyonetin tam önünde, bize sırtı dönük bir şekilde duruyor ve derisinin içine saplanan kurşunları tek tek büyük bir soğukkanlılıkla çıkartıyordu.

"Ateşi kes." dedi askerlerden biri. Yeniden ateş etmeye hazırlanırlarken bu emirle durdular. Ben de kamyonetin kenarından onları izlemeye, görmeye çalışıyordum.

"Delta komutan Kim Taehyung... Bizim için çalışmanı, bize katılmanı istiyoruz. Güzel bir işbirliği için seni Kuzey Kore sınırlarına götürmek için buradayız. Ya bizimle sorun çıkartmadan gelirsin, ya da önce rehineleri sonra da seni öldürürüz!" diye bağırdı askerlerden biri.

Elimin tersiyle gözyaşlarımı silip burnumu çekerken bakışlarımı Taehyung'a çevirdim. Yüzlerce mermiyi bedeninden çıkartan kendisi değilmiş, yüzlerce kez vurulan o değilmiş gibi dimdik duruyordu.

"Hiç sanmıyorum." dedi Taehyung kendinden emin bir sesle. Adam kaskını kafasından çıkartıp gözlerini kısarak gülerken elindeki tüfeğin namlusu yere bakacak şekilde kalçasına doğru indirdi. "Şahsen bu kadar hızlı peşimizden gelip bizi bulacağını beklemiyordum. Ama iyi düşün, bizimle çalışırsan-"

Taehyung elini havaya kaldırıp yumruğunu sıktığında adamın kafası kaskın içinde patladı ve cansız bedeni yere serildi. "Hassiktir." diye fısıldadım. "Bu kadar tantana yeter, fazla bile konuştun." diye hırıltılı bir sesle homurdandığında diğer askerler şok içinde bir adım geriledi.

O sırada Taehyung, "Deltayla oyun olmayacağını anlamayacak kadar aptal mısınız siz?!" diye kükrediğinde askerler göt korkusundan tutuşmaya başlayınca hemen tüfeklerine sarıldı.

"Komutanım!" diye bağırdığımda başını omzunun üstünden ufak bir açıyla bana çevirdi. "Şşşh." diyerek kanlı parmağını dudaklarına bastırıp sessiz olmam için işaret verdi. "Başım ağrıyor Jeon." dedi ve bana göz kırptı. Tam o sırada tüm askerler aynı anda ateş açmaya başladıklarında başını hızla önüne çevirip ellerini havaya kaldırdı.

Tüfeklerin namlularından çıkan kurşunlar önüne kadar gelirken, bir bariyere çarpmış gibi havada öylece sabit kaldığında ağzım çenem sızlayacak şekilde açıldı. "Aman Tanrım..." diye Daehyun ile aynı anda mırıldandık.

Kurşunların hepsi yer çekimine meydan okurcasına havada asılıkaldıklarında göz kürelerim yerinden çıkacak gibi irileşmiş bir şekilde öylece bakakaldım.

Resmen tüm kurşunlar vücuduna saplanmaya birkaç santim kala öylece önünde havada kalakalmıştı. Ne yere düşüyorlardı, ne de bedenine saplanıyorlardı. Tamamen sabit kalmışlardı.

Askerler ateş etmeye devam ettikçe kurşunlar birbirlerinin yanına sırasıyla dizilip diğerleri gibi hareketi keserek havada kaldı. Ta ki askerlerin cephanesi bitene dek. Tüm kurşunları tükendiğinde Taehyung'un önü kurşunlardan bir geçit haline dönüşmüştü.

Daehyun ile birlikte köşeden gözlerimizi kırpmaksızın olanları izlerken, Taehyung histerik bir şekilde güldü. "Ne o? Kurşunlarınız mı tükendi? Tüh." Alaycı ve küçümseyici sesi kulaklarımda uğuldadı. Siktir ya gerçekten çok seksi görünüyordu...

Suikastçı askerler birbirlerine bakarak geri geri adımlayıp kaçmaya hazırlanırken, Taehyung önünde biriken tüm kurşunları ellerini biraz daha havaya kaldırarak yönlerinin değişmesini sağladı. Avuçlarını öne doğru iterken tüm kurşunlar aynı anda kaçmaya başlayan askerlerin peşinden ilerledi. "Hassiktir..." diye fısıldadım şok olmuş bir sesle.

Saniyeler içerisinde tüm askerler Taehyung'un delta gazabıyla havada uçuşan mermiler tarafından delik deşik edilerek yere serildiğinde kapanmak bilmeyen ağzım eşliğinde olup bitenleri izledim. Sikeyim ki bu çok havalıydı...

Taehyung kurşunları bedeninden çıkartmasına rağmen kanaması durmuş ve iyileşmişti. Bize arkasını döndüğü gibi tek bir sıçrayışla kamyonetin arkasına zıpladı ve önümde çömelirken kollarımdan kavradı.

"İyi misin Jeon?"

"Komutan Kim, aşırı havalıydınız. Film gibi bir sahne izledim resmen, ne oldu az önce öyle." Daehyun şaşkınlığını olduğu gibi sesine yansıtarak konuştuğunda Taehyung sırıtarak gözlerimin içine baktı.

"Mükemmelim." diye homurdanarak ayağa kalktım ve yanından geçerek kamyonetten atladım. "Gel buraya, omzundaki kurşunu çıkarıp acını alayım, çok kan kaybetmişsin."

"Gerek yok komutan Kim."

"Jungkook niye böyle davranıyorsun ya, komutan Kim hayatımızı kurtardı, o biraz daha gelmese geberecektik. Çok teşekkürler komutan Kim." Kamyonetten uzaklaşırken arkamdan bağıran Daehyun'un sesiyle gözlerimi devirdim. O vurulduğunda deli gibi endişelenmiştim,ağlamaya da başlamıştım. Kurşunların önüne benim için atladığında... Ah lanet olsun...

Saniyeler sonrasında bileğimde sıkı bir tutuş hissederken durduruldum. "Bu gibi durumlarda arkasını dönüp gitmek yerine başka şey yaparlar genelde." dediğinde gözlerimi kısarak iç geçirdim. "Teşekkür ederim komutan Kim, hayatımızı kurtardınız." Duymak istediği kelimeleri söylediğimde dudaklarına tatmin olduğunu yansıtan bir gülücük yerleşti.

Başını salladı ve eğilip beni aniden kucağına aldığında gözlerim faltaşı gibi açıldı. "Nereye gidiyorsun bakayım sen, az önce benim için çok mu endişelendin, ağlıyordun sanki hmm?" diye soluduğunda alt dudağımı ısırıp gözlerimi kırpıştırdım.

"Yoo ağlamadım, gözüme toz kaçtı etraf hep toz toprak, arazideyiz. Ayrıca beni o tesiste bırakıp gitmişsiniz... Çatışmada orada ölebilirdim."

"Ama ölmedin." dediğinde gözlerim kısıldı. "Rehin alındım! Ölmek üzereydim!"

"Sonuca bakarsak ölmedin, ben gelmesem de sen kendini bir şekilde kurtarırdın." diyerek bana göz kırptığında kaşlarım havalandı. Beni övmüş müydü o?

Ben kucağındayken sol köşeden dizine sıkıştırdığı tabancayı çıkartan yaralı askerin silahı bize doğru yönelttiğini görünce, "Komutanım!" diye bağırdım telaşla.

Kurşun yerinden çıkarken gözlerimi sımsıkı kapattım. "Aç gözlerini." dedi Taehyung derin bir sesle.

Kirpiklerimi kırpıştırarak araladığımda, kurşunu parmakları arasına aldığını gördüm. Kucağında bir yandan beni taşırken, diğer eliyle duman çıkan kurşunu parmakları arasında döndürüyordu.

Başımı hızla çevirip bize ateş açan askere baktığımda, elindeki silahın metrelerce uzağa savrulduğunu ve askerinde gözleri kapalı bir şekilde zeminde hareketsiz yattığını gördüm. Sadece saliseler içerisinde askeri öldürmüş ve kurşunu da havada yakalamıştı. "Yine aynısı oldu, benim için endişelendin." dediğinde gözlerimi devirdim. "Yoo. Hiçte bile." diye inkar ettiğimde parmağındaki kurşunu yere fırlattı.

"Eminim öyledir, her neyse bu kadar şamata yeter. Şimdi şu kamyonetin kenarına otur, omzundaki kurşunu çıkarıp acını alacağım Jeon."

Sağlam olan omzumu silktim. "İyi kan kaybından öl o zaman..." diyerek beni kucağından indirir gibi yaptı ama geri doğruldu. "Dememi bekliyorsan yanılıyorsun, ölmene asla izin vermem Jeon."

**

Bölüm sonu :') Ay bu fici seviyorum, umarım bölümü sevmişsinizdir. Bol bol oy ve yorum isterim, gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

15 yorum