İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 25 · 10 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 25

22

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

Resmen beni ortada sik gibi bırakmıştı. Siktir git, al o tüfeği götüne sok diye bağırmamak için kendimle büyük bir savaş vermiştim.

Gıcıklık yapacağına adım gibi emindim, laf sokmaktan da asla geri kalmazdı, altında kalmazdı lafların, ama ben ne zaman onu morartmaya kalkışsam kendim ortada mal gibi kalıyordum.

"Sikerler böyle işi, çadırın altında kalasıca." diye mırıldanarak ayağımı yere sertçe vurdum ve etrafın karanlık olması sebebiyle arkamı dönüp omega gözlerimle etrafıma bakındım. Gece görüşü için kurdumun gözleri iyi oluyordu, kahpelik yapıp beni yarı yolda bırakmasaydı şimdi dönüşmüş olsaydım çok daha rahat bir gece geçireceğim kesindi.

O sinirle üstümdeki poları hırçınca çekiştirerek çıkartıp kapalı olan çadırına doğru fırlattım. Tüfeğini polarına sararak götüne sokasıca...

Ama gerçek anlamda sınanma günümdeydim. Etrafıma bakınarak ateşi yaktığımız alana doğru ilerlerken ensemi sıvazlayarak ovuşturdum.

Yağmur azalmaya başlamıştı ama hâlâ yağmaya devam ediyordu. Toprak ıslandığı için botlarımın altındaki zemin iyice kayganlaşmaya başlamıştı.

Bakışlarımı etrafta gezdirmeye son verip uyumak için sığındığım o büyük ağacın kalın dallarına göz attım. Benim ağırlığımı da gayet taşıyabilecek kadar kalın ve yaşlı bir ağaçtı.

"Yaban domuzları ağaca tırmanamaz." diye mırıldandım gözlerimi kısarak ağaç dallarına baka baka. "Yani herhalde..." diyerek koşturdum ve uzun bir sıçrayışla ağacın tutunabileceğim en üst kısmına zıplamaya çalıştım.

Ayaklarımla bir koala misali ağacın kalın gövdesine sarılırken kollarıma abanarak tutunduğum kalın ağaç dalına asılıp kendimi daha da yukarıya çektim. Sürüne sürüne daha da yukarıdaki dala tırmandım.

Şu anda yaban domuzlarının ya da yırtıcı herhangi bir hayvanın gelme ihtimaline karşı kendimi güvende tutabileceğim en uygun yer ağaçtı.

Binalara iplerle tırmanıp atlama eğitimi aldığım için hiç zorlanmadan ağacı kolayca tırmandım. Ağacın yaprakları bir şemsiye misali ağacın çevresini koruduğu için tutunduğum ağacın gövdesi de dalları da ıslanmamıştı.

En tepeye kadar tırmanmak yerine orta kısımda kalmayı tercih ettim. Vücudumun ağırlığını sabaha kadar kolayca taşıyıp çekebilecek görünümde olan kısma yerleşmeye özen gösterdim.

Bacaklarımı iki yandan aşağıya doğru sarkıtsam bile zeminden metrelerce yükseklikte olduğum gerçeğini fark edip sırıttım.

Ellerimle ağacın dalından tutunarak kalçalarımı sağa sola kaydırıp arkamı ağacın gövdesine yaslarken bakışlarım Taehyung'un çadırına kaydı. Bana yardım ettikten sonra söylenmesi çaktırmamaya çalışsam bile beni kırmıştı. Evet, ondan yardım istemek gerçekten plan dışı olmuştu, gelişigüzel gerçekleşmişti çünkü fırsatım ve zamanım yoktu.

Yaban domuzları sandığımdan çok daha hızlı koşuyordu ve dahası gerçek anlamda çok aç oldukları için gözleri dönmüş bir şekilde bana saldırmışlardı.

Omega kurdumda bir şeyler vardı, onları korkutmayı başaramamıştı ama en azından onlarla iletişim kurabileceğimi düşünmüştüm. Kurdum bitkindi. Ne dönüşebilmiştim ne de yaban domuzlarını kaçırabilmiştim.

"Hayatımı kurtardığın için teşekkür ederim." diye fısıldadım kendi kendime. Çadırına bakarken gözlerimin dolmaya başladığını hissettim çünkü görüş alanım bulanıklaştı. "Bana yardım ettiğine pişman olmak ve yüzüme vurmak yerine keşke beni öperek kucağına alıp çadırına taşısaydın... Tek istediğim, tek beklediğim buydu..." diye fısıldadım.

Dudaklarımı şişirerek ofladım ve başımı önüme çevirdiğim gibi göğsümü ağaç dalına doğru uzatarak yanağımı ağacın tırtıklı dalına yasladım. Ellerimle aşağıya düşmemeyi garantilemek için daldan sıkıca tutunarak sarmalarken ayaklarımı iki yandan aşağıya sarkıtmaya devam ettim.

Gözlerimi yumsam bile oflayıp geri doğruldum. "Ben bu ağaç dalında nasıl uyuyacağım ya!"

-

"Jeon." Yanağımda hissettiğim sıcak dokunuşla gözlerimi araladım. "Komutanım."

"Etraflıca düşündüm ve ileri gittiğimi fark ettim, hadi çadıra geçelim." dedi ve beni kucağına aldığında hapşurdum.

Şaşkınlıkla gözlerimi kırpıştırarak ona bakarken ellerimi boynuna doladım. "Bir dakika afyonum patlamadı daha." diye sersemleşmiş bir şekilde konuştuğumda dudakları beğeniyle kıvrıldı.

"Henüz sabah olmadı, yaban domuzları da gelmedi. Yalan söyledim. Öfkelensem de başına bir şey gelmesini istemiyordum, bu yüzden çadırdan ara ara seni kontrol edip gözledim."

Kucağında soğuktan titreyen bedenimi çadıra kadar taşıyıp eğilerek beni çadırın zeminine serdiği battaniyeye yatırdı. Ardından bir başka battaniyeyle üstümü örterek döndü ve fermuarı çekip kapattı.

Sonunda istediğimi ve ondan beklentimi yapmıştı!

"Seninle yalnız kalmaya çabalıyorum." dediğinde kaşlarım çatıldı. "Neden?"

Yanıma yatmak yerine üstüme tırmanarak dudaklarını dudaklarıma bastırıp başını hafifçe geri çekti. "Kurdum seni istiyor Jeon." dedi ve ben parmak uçlarımla dudaklarıma dokunurken devam etti. "Ben de seni istiyorum."

Ellerimden yakalayarak parmaklarımızı iç içe geçirdi ve kollarımı başımın üstünde çadırın zeminine sabitledi. "Sen de beni istiyorsun, biliyorum. Kır şu inadı..." diye fısıldadı dudaklarıma.

Dudaklarımı büzerek dudaklarına atıldım.

~

"Şşşh, Jeon." Derin ses kulaklarımda aksederken gülümseyerek dudaklarımı öne doğru uzattım.

"Jeon!" Yüksek sesli bağırış beni yerimden sıçratırken başımı yaslandığım yerden kaldırdığım anda gözlerimi kırpıştırarak araladım ve aşağıya düşüyor gibi hissederken ağacın tepesinde uyanmaya alışkın olmadığım için çırpındım.

Aşağıdan bana dik dik bakan Taehyung ile göz göze geldim. Görüş alanım henüz netleşmemişti. Kendimi ağacın dalının tepesinde sabit tutmak için zorlarken, "Rüyanda ne görüyordun da öpücük atıp duruyordun sen?" diye çıkıştığında gözlerim faltaşı gibi irileşti.

Çadırına girdiğim ve öpüştüğümüz anlar gerçek değil rüyadan ibaretti. Ben hiç ağaçtan inmemiştim, o beni hiç kucağına alıp çadırına taşımamış ve tüm bu söylediklerini söylememişti. Lanet olsun...

Rüyamda onu bu şekilde gördüğüm için kendime kızdım. Evet normalde illaki çıkışır bir laf sokardım, tak diye öpüşmeyi kabul etmiştim resmen!

"Yüz yogası yapıyordum komutan Kim." dediğimde kaşları havalandı. "Uykunda mı?"

Başımı olumlu anlamda salladığımda sırıttı. "Daha çok rüyanda öpüşüyor gibi görünüyordun. Ayrıca adımı sayıkladığını da duydum." dediğinde zar zor dengede durmayı başardığım ağaçtan, bu söylediklerinin etkisiyle neye uğradığımı şaşıracak şekilde panikleyince kayıverdim.

Sabaha kadar aşağıya düşmediğim ağaçtan, o an kayarak düşerken Taehyung ellerini açtı ve asla beklemediğim bir şeyi yaparak beni havada kaparak sıkıca yakaladı.

Yere bodoslama çakılıp kemiklerimin kırılmasını beklerken, kendimi Taehyung'un sıcak ve kaslı kolları arasına düşmüş bulmuştum.

Sarsılarak kucağına kapaklandığım için genzimden şaşkınlığımı yansıtan garip bir ses fırlayıvermişti.

Tek eli sırtımda, diğer eli ise bacaklarımdan yakalamıştı. Gözlerimi kırpıştırarak ona baktım. "Üşüdün mü gece? Poları çıkartmışsın?"

"Sıcaktı... Ağaca çıktıktan sonra garip bir şekilde üşümedim, hava yumuşadı sanırım." diye mırıldandım. Avuçlarımın içindeki sıcaklığın omuzlarından yayılmadığını fark edince elimi çevirip baktım.

"Isıtıcı bantlar... Siz mi..." diye başlamışken eğilerek beni çevirip ayaklarımı zemine indirdi. "Hazırlan, diğerlerini uyandıracağım ve yola devam edeceğiz." dedi otoriter bir sesle.

Ardından arkasını dönüp çadırlara yönelirken arkasından sırıtarak bakmaya son verip ellerimi döndürerek avuçlarımın içlerinde hâlâ sıcaklığını koruyan ısı bantlarına baktım.

Beni sıcak tutmak için uyurken gelip avuçlarıma ısı bandı yapıştırmıştı. Uyku arasında bunu yaptığını zerre fark etmemiştim, uyanmamıştım bile.

Bu yüzden titreyerek uyanmamıştım. Isı bantları vücut sıcaklığımı bir süreliğine de olsa korumuş olmalıydı. Rüyamda gördüğüm gibi belki de gerçekten çadırından beni gözlemiş, sonra da gelip ısı bantları yapıştırmıştı.

-

Ciğerim ağzımdan sökülerek çıkacakmış gibi sarsılarak hapşurdum. Yolculuk boyunca hapşurmaktan mahvolmuştum ve salya sümük bir haldeydim.

Gözlerim çok kaşınıyor, ağrıyor ve yanıyordu. Çok az bir uykuyla duruyordum ve dahası ellerime sonradan ısı bandı verilmiş olsa bile öncesinde soğuğa maruz kalıp ıslandığım için şifayı kapmıştım.

Vücut direncim ilerledikçe düşüyor olsa bile mızmızlanmadan Jimin ile en arkadan ilerliyordum.

Arka arkaya hapşurduğumdan gökyüzünde kuş kalmıyordu, hepsi uçuşup korkup kaçıyordu yüksek sesin etkisinden. Normalde bu kadar yüksek sesle hapşurmazdım aslında, ama feci üşütmüş olmalıydım.

Yeniden hapşururken öne doğru savruldum. Tek elimle tüfeğimi göğsüme yaslarken diğer elimi ağzıma örtmüştüm. Şaftım kaymıştı hapşurmaktan resmen.

Zaten vücut ağırlığımı taşımak her adımda daha da güçleşmiyormuş gibi, sırtımdaki teçhizat çantamın ağırlığı her geçen saniye ağırlaşıyor gibi hissediyordum.

"Lan sen gerçekten feci üşüttün, hiç iyi gözükmüyorsun." dedi Jimin ve uzanıp elini alnıma yerleştirdi. "Siktir, ateşin yükselmiş."

"İyiyim ben, sorun yok." diyerek endişelenmesini istemediğim için yalan söyledim. Zaten beni çadıra alamadığı için inanılmaz üzgün ve suçlu hissediyordu. Asıl suçun en başından beri benim olduğumu söylememe rağmen hapşurup durduğum için kendini suçluyordu.

-

Tesise vardığımızda Jimin komutan Kim'den izin almış ve beni tesisin revirine getirmişti. Revirdeki hemşire bana ateş düşürücü iğne yapmıştı.

Ateşim düşünce titremeye son vermiştim ama bu sefer de uyku bastırmıştı.

Tesise vardığımızda Taehyung beni iyileştirebileceğini söylemişti ama kabul etmemiştim çünkü kafama kakacağını biliyordum. Artık ondan yardım istemeye niyetli değildim.

Ateş düşürücü iğne de çok iyi gelmişti. Biraz revirin sedyesinde uyuklamış ve dinlenmiş, toparlanmıştım.

Jimin eğitime katılmak zorunda olduğu için gitmek durumunda kalmıştı.

Sabahta bir şey yemeden yola çıktığımız için inanılmaz acıkmıştım, karnım deli gibi gurulduyordu.

Revirdeki hemşireye teşekkür etmek için etrafıma bakınsam da revir çadırında tek başıma olduğum için sessizce tesisin revir için olan büyük çadırından dışarıya çıktım.

Onların nerede olduğunu bulmak için etrafa bakınırken bir anda taramalı tüfeklerle etrafımın taranmaya başladığını fark edince köşeye sindim ve olayı çözmeye çalıştım.

Bu bir eğitim miydi ve bizimkiler mi bana ateş ediyordu diye düşünürken kaşlarım çatıldı. Son anda köşeye kaçmasaydım vurulmak üzere olduğum gerçeğiyle yüzleştim sonra.

Sindiğim yerden soluk soluğa başımı çıkarttığımda tesisten dışarıya çıkan askerlerin ateşe karşılık vererek saldırıya geçtiklerini gördüm.

Bizimkiler neredeydi Tanrı aşkına! Ve neler dönüyordu!

Tesisten dışarıya çıkan askerler teker teker vurularak yere serilirken ellerimle ağzımı kapattım. "Aman Tanrım..."

Bunlar düşman mıydı? Terörist miydi? Bu tarafa doğru elinde taramalı tüfekle yaklaşan askere baktığım anda üniformasındaki kuzey kore bayrağı amblemini görünce gözlerim kısıldı.

Hızlıca geri çekilsem bile beni fark etmiş olmalı ki saklandığım kısma kurşunlar yığmaya başladı. İyice küçülerek bulunduğum noktaya kapanıp tek elimle kafamı korurken, diğer elimle tüfeğimi çevirdim.

Beni vurmak için bulunduğum noktayı tarayan kuzey koreli düşman askerin şarjörü bitmiş olmalı ki ateş etmeye son verdi.

O esnada fırsattan istifade sindiğim yerden uzun namlulu tüfeğimi çıkartacak şekilde yükseldim ve iyi bir nişan alarak tesisteki bir sürü askeri tarayarak yere seren kuzey koreli askeri vurmak için nişan aldım.

Ama tetiğe basmaya kalkışamadan sol köşeden tam da omzuma kurşun yediğimde inleyerek geri çekildim. Üniformamın üstündeki çelik yeleğimden dolayı ilk yediğim kurşun sıyırmıştı, ama ikinci kurşun tam omzuma denk gelmişti.

Kurdumu devreye sokarak Jimin'le, ya da Daehyun'un kurduyla iletişim kurmaya çalıştım ama sikeyim ki başarılı olamadım. Lanet olsun!

Köşeye sıkışmıştım ve etrafımı sarmışlardı. Tesisteki askerlerin hepsi ölmüştü. Bizimkiler ortalıkta yoktu ve ben burada sıkışıp kalmıştım.

Etrafıma kuzey kore askerleri toplanırken, omzumdaki acıya rağmen onlara ateş ettim ve onlar bana yeniden ateş açmadan önce ikisini arka arkaya vurdum. Ama sol köşemden sinsice yaklaşan hain tüfeğe tekme atıp elimden savuşturup düşürdüğünde kurşun boşa gitti ve hedefi ıskaladım.

"Delta Kim Taehyung nerede?" diye sordu içlerinden biri. Ağızlarında maske ve kafalarında kaskları olduğu için yüzleri görünmüyordu. "Bilmiyorum!"

Önüme dizilen askerlerden en uzun boylu ve iri yarı olanı tüfeğinin ucuyla vurulan omzuma hunharca namluyu bastırıp ezdiğinde acıyla bağırıp diğer elimle iterek tüm gücümle tüfeği savuşturmaya çalıştım.

O sırada tam da benim çıktığım çadırın köşesinden temkinle yaklaşan Daehyun bana sessiz olmam için işaret verdi. Elinde tüfeğiyle geliyordu ama tüfeği bir sopa gibi tutarak ilerliyordu, sanırım az önce çatışmaya tesisteki askerlerle birlikte o da katılmıştı ve kurşunu bitmişti.

Onun arkasından gelen askeri fark edince gözlerim irileşti. "Daehyun!" diye bağırdığım anda tüfeği başına geçirerek onu yere serdiklerinde gözlerim doldu. "Hayır hayır öldürmeyin onu!" Ona yardım etmek istedim, ama tüfeğim ulaşamayacağım kadar uzağa sürüklenmişti.

"Sen kendi canını mı düşünsen önce?!" diye bağıran kişi alnımın çatına tüfeği dayayarak ateş etmek üzereyken diğeri elini kaldırarak onu durdurdu. "Ateş etme, omega bu. Rehine olarak alalım." dediğinde onların konuşuyor olmasını fırsat bilerek bana en yakın duran askerin tüfeğini almaya yeltenmemle, ense köküme darbe yemem bir oldu.

Elim enseme giderken, Daehyun düştüğü yerden bağırdı. "Ona zarar verirseniz delta Komutan Kim sizi mahveder!"

Başıma aldığım darbeden dolayı gözbebeklerim uyuşmaya başlarken toparlanıp kendime gelmeye ve ayağa kalkmaya çalıştım ama başaramadım. Sert darbenin etkisiyle sersemleşmiştim ve gözlerimin etrafında yıldızlar uçuşuyordu.

"Deltayı ayağımıza getirecekse bu işimize gelir." Sesler gittikçe kulaklarımda uğuldamaya başladı.

"Doğru söylüyorsun, deltaya ulaşmak için bu omegayı yem olarak kullanabiliriz." Son duyduğum sözler bunlar olurken, beynimin patlayacakmış gibi ısındığını hissettim. Görüş alanım yavaşça karardı ve direnerek ayağa çekmeye çalıştığım bedenim yere yığıldı.

**

Bölüm sonu :') WTF dediğinizi duyar gibiyim, birazcık ekşın şarttı bence. Rüyayı gerçek sananlar var mıydı içinizde merak ettim skfhjdhfsdjdh Ayrıca bu sefer de fazla erken geldiim, bir sonraki bölüm bu kadar erken gelebilir miyim bilmiyorum. Final yapmam gereken ficlerim var, ama aynı zamanda bu fice de ağırlık vermeye çalışıyorum. Ah işim zor, ona bölünmem lazım sanırım yetişmek için :') Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bol bol oy ve yorum isterim, gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın, seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

10 yorum