İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 24 · 10 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 24

21

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

Beni fena halde köşeye sıkıştırmıştı ve şu anda çadırında keyif çatıp yayılarak yatarken bana güldüğüne adım kadar emindim.

Tamam, güzel laf sokmalarım ve onu morartmalarım olmuştu, özellikle de bugün onu bozmalara doyamamıştım. Ama gün sonunda misilleme yaparak misliyle karşılık vermişti. Asla altında kalmazdı zaten.

Tanrı şahit, onunla uyumak için büyük bir fırsattı, lakin teklifini uçarak kabul edeceğimi düşünmesinin aksini yaşatmak istiyordum ona. Bu yüzden de ateşin yanına çöküp yere oturmayı ve dışarıda kalmayı seçmiştim.

Gitmeyecektim yanına. Evet, onu kudurtmak, öfkelendirmek gerçekten benim çok hoşuma gitmişti, içimin yağları eriyor gibi hissediyordum hatta ona her laf soktuğumda. Fakat işin ucu benden çok daha dışarıya taşmaya başlamıştı.

Bencilce davranmıştım, bilhassa bugün. Taehyung'u morartmak isteyen ve içimde büyüyen sinir etrafıma da yansımıştı. Ben onu sivri laflarımla alt ettiğimi düşündüğüm evrede Taehyung hıncını sadece benden değil diğerlerinden de çıkarmıştı. Askerlikte böyleydi gerçi, biri hata yaparsa ceza aynı birlikteki tüm askerlere verilirdi. Ama Taehyung daha önce böyle yapmamıştı, yani benim hatalarımı diğerlerinden çıkartarak cezalandırmak yerine başımda azrail misali dikilerek özel bir şekilde cezalandırmayı seçmişti.

Fakat bu sefer öyle olmamıştı. Tesise benim yüzümden yürüyerek gitmek zorunda kalmıştık ve dahası herkes benim yüzümden ıslanmıştı. Jimin yakındığı evrede şakacı bir şekilde onu geçiştirmiş olsam da şimdi benim yüzümden onları, özellikle de arkadaşlarımı töhmet altında bırakmıştım.

Bana öfkelenip kinlenirlerse bile haklılardı. Çünkü saatlerce pestilimiz çıkana dek yürümüştük. Şimdi yalnız kalınca biraz daha etraflıca düşünme fırsatını yakalamıştım.

Oflayarak başımı gökyüzüne kaldırıp yıldızlara baktım. Ondan hoşlandığım halde vazgeçmek zorunda kalmıştım. Bir deltayı kapıma köle yapamayacağım bariz ortadaydı. Belki de artık tamamen bırakmam gerekiyordu. Hiç uğraşmamalıydım, ona laf sokmalara son vermeliydim.

Ona gıcık olsam bile, saygılı davranıp sınırımı ve çizgimi korumalı, bana ceza verme bahanesinde bulunamayacak hale gelmesini sağlamak için diğer askerler gibi saygıda kusur etmemeliydim.

Ellerimi ateşte ısıtmaya çalıştıktan sonra kollarımı kaldırıp omuzlarım atarak kendi kendime sarılırcasına sarmaladım.

Benim yüzümden ne Jimin'in ne de diğerlerinin askerliğini yaktırmaya niyetli değildim. Jimin, bir süre sessizlik oluşunca çadırın fermuarını sessizce açıp gelmem için işaret vermişti ama kabul etmemiştim.

Sonra yanıma gelip, komutan sabah uyanmadan dışarıya geri çıkarsın demişti ama onu zaten yeterince zor duruma sokmuştum. Çok yorulmuştu, hepimiz çok yorulmuştuk ve suç benimdi. Bu yüzden suçumun cezasını paşa paşa çekip dışarıda uyuyacaktım.

Onu güçlükle ikna edip komutan kalktı diyerek korkutup çadırına geri yollamayı başarmıştım.

Burnu düşse yere eğilip almayacak olan delta komutan Kim krallar gibi uyuyor olmalıydı. Götünü sivrisinekler sokasıca, çükünü böcekler kemiresice...

Dışarıya çıkıp beni alsa kucağına götürse çadıra, üşütürsün güzelim dese ne olurdu sanki? Çükü düşerdi! Bir yeri eksilirdi, delta egosu aşağılanırdı!

Başımı çevirip çadırına göz ucuyla baktığımda, çadırının fermuarının açılmaya başladığını hissedince kafamı hızla önüme çevirdim. Hassiktir, tam da böyle düşünürken çadırını açması müthiş bir tesadüf olmuştu, yoksa zihnimi mi okuyordu? Hadi ama öyle olsa bunu kurdum hissedebilirdi.

Kaldı ki zihnimi okuyorsa bile bunu yapmazdı. Deltasının o egosu beni kucağına alıp çadıra taşıyarak güzel iltifatlar etmesine izin vermezdi. Hâlâ beklenti içerisinde olmam şaka mıydı? Ondan gerçek anlamda vazgeçmem gerekiyordu, uzaklaşmayı, onunla arama mesafe açmayı başarmıştım da. Bu yolda vazgeçmeden azimle devam etmem gerekiyordu.

Öte yandan zihnimi işgal eden bir başka hususta üstümde kuruyan kıyafetlerimin vücudumda yarattığı o ağırlık hissiydi. Kıyafetlerim hâlâ tam anlamıyla kurumuş sayılmazdı. Bu yüzden oturduğum toprağın soğuğu beni mıknatıs gibi çekiyordu.

Aslında kurduma dönüşmek istesem de bunu başaramamıştım. Doğrusu kurdumun kürkleri beni ısıtırdı, hatta şu anda ihtiyacım olan tek şeyde vücudumun ısısının sabit kalmasıydı. Hipotermi geçirmeye hiç mi hiç hevesli sayılmazdım. Ama ihtiyacım olduğunda kurdum bana orta parmak çekmeyi seçmişti, sonucu hüsrandı; dönüşememiştim.

Şimdi yanımda ısıtıcı el bantlarım olsaydı ne güzel olurdu...

"Jeon." Taehyung'un gecenin sessizliğine uyum içerisindeki kısık sesi kulaklarıma çarptı. Çadırından çıkmıştı, sessiz kaldığı için sadece çadırının fermuarını açıp çaktırmadan beni gözetlediğini düşünmüştüm.

Yanan ateşin çıtırdayışı kulaklarımda hakimiyetini sürdürürken, yaklaşan gölgesini fark ettim.

"Neden çadıra gelmiyorsun?" diye sorarken başıma dikildiği için bakışlarımı yüzüne doğru tırmandırırken boynumu geriye kaydırdım. Sesi son derece dingindi. Süregelen otoriterliği ve sertliğinin dışındaydı. Alışkın olmadığım şekilde...

Bağdaş kurmuş , ellerim omuzlarıma dolanmış ve avuç içlerimle kollarımı sıvazlayarak otururken yüzüne baktım. Sesindeki o sükunet yüz hatlarını da esir almıştı. Bakışları son derece durağandı.

Ona olması gereken asıl gerçekleri söylemek için dudaklarımı araladım. "Bir asker, komutanıyla aynı çadırda kalmamalı." dediğimde yüzündeki o durgunluğa derin bir perde çekilirken kaşları çatıldı ve yavaşça yanıma çömeldi.

"Çadırını getirmediğin için insaflı davranarak sana bir seçenek hakkı sundum." Dişleri arasından nefes çekerek söze başlamıştı.

"Arkadaşlarımın beni çadırlarına almaması için onları askerliklerini yakma cezasıyla şartlamanız gerçekten müthiş derecede insaflı olduğunuzun kanıtı." Gerçek anlamda laf sokmadan duramıyordum. Lanet olsun, dilime hakim olamıyordum çünkü içimdeki taşkınlığı ancak bu şekilde dindirebildiğimin bir hayli farkındaydım.

"Bak, sabrımı gerçekten çok zorluyorsun, özellikle beni bugün çok sınadın Jeon. Ben senin komutanınım ve ben ne uygun görürsem onu yaparım. Bunun hesabını sana soracak değilim!" diye otoriter bir sesle bana çıkıştığında gözlerimi sağa sola çevirerek yuvarladım. Az önceki dinginliğinden eser kalmamıştı.

"Özür dilerim komutan Kim, haklısınız."

"Şimdi inadı bırak ve çadıra geç. Titriyorsun, üşüteceksin." dediğinde yanağımın içini kemirerek ateşi izleyen bakışlarımı ona geri çevirdim.

Tam o sırada omuzlarıma siyah polar bıraktı. "Çadırımı unuttuğum için cezamı çekmeliyim komutan Kim, hak ettiğim gibi." diyerek omuzlarıma bıraktığı polarını tutup ona geri verdim. "Polarınıza ihtiyacım yok, teşekkürler."

"Ne sikim yersen ye. Yalnız olur da yaban domuzları gelirse yardım falan isteme benden, şayet gelirlerse kurdunla kaçırırsın artık." diye homurdanarak doğruldu ve polarına tekme atarak yere düşürüp doğruca çadırına döndü.

Rüzgarı da arkasına almış gibi estire estire gitmişti. Çadırının fermuarını öyle hırçın bir şekilde çekmişti ki, bir an çadır üstüne yıkılacak sanmıştım. Arkasından ağzım bir karış aralanmış bir biçimde bakmaya son verip başımı iki yana salladım.

"Yaban domuzu falan olmaz buralarda. Hem omegamın gözleri onları kaçırtır, korkmam ben, askerim sonuçta. Ben hiçbir şeyden korkmam." diye kendimden emin bir ifadeyle arkasından söylendim. Beni duyduğuna emindim ama karşılık vermemişti.

-

Gecenin ilerleyen saatleri çok daha soğuk olunca bedenim taşlaşıyor gibi hareket etmekte güçlük yaşadığımı fark ettim. Bir de yetmiyormuş gibi yağmur yağmaya başlamış ve ateşi söndürmüştü, hayattaki şansım...

Bugün Taehyung'un söylediği gibi onu sınamıştım, fakat onu sınadığım kadar şu an ben de sınanıyordum. Ahı mı tutmuştu ne... Hadi ama benim ahımın tutması lazımdı, onun değil!

Onun polarını almaya tenezzül etmemiş, geri vermiştim, ama fosur fosur çadırında uyuduğu ve hipotermi geçirmeye, ya da zatürre olmaya hevesli olmadığım için inadı bir kenara bırakmış yağmur başlayınca poları alıp üstüme giymiştim. Ona tekme atmış olsa bile çadıra geri götürmemişti, yani giyebilirdim istediğim gibi. Ve öyle yapmıştım da.

O, şimdi battaniyesiyle sıcacık çadırında yatıyordu. Lanet olası delta komutan... Bir yanım yanına gitmeyi gerçek anlamda düşünmeye başlamıştı, ama poları giydiğim için kendime hakim olmayı başarmıştım.

Çoktan söndüğü için ateşin başından kalkıp büyük bir ağacın gövdesine sinmiştim. Ağacın büyük dalları ve yaprakları yağmuru az da olsa kesiyordu.

Çok uykum gelmişti ve gözlerim yanmaya başlamıştı artık. Ama dışarıda baykuşun ve cırcır böceklerinin sesi yüzünden bir türlü uykuya dalamamıştım. Aslında daha çok yaban domuzunun buraya gelme ihtimalini sorgulamakla meşgul olmam nedeniyle paranoyaklaştığım için uyuyamamıştım.

İçime şüphe tohumlarını düşürmüştü bir kere. Sanırım bu gece gözüme bir gram uyku girmeyecekti.

-

Gözkapaklarıma çöken ağırlık nedeniyle gözlerim iyice kısılarak kapanmanın eşiğine gelirken kırpıştırarak araladım ama bir süre sonra gözlerim ağır çekimde kapandı.

Boynumun geriye doğru kayıp ağacın gövdesine toslamasıyla sıçrarcasına gözlerimi geri araladım ve etrafıma bakındım.

Bulunduğumuz alanı aydınlatan ateşte söndüğü için etraf çok karanlıktı. Gözlerim yeniden kapanmanın eşiğine geldiği sırada çalıların arasında fark ettiğim hareketlik ve hışırtı sesiyle gözlerim faltaşı gibi açıldı.

Cebimden fenerimi çıkartıp etrafı kolaçan ederken, silahımı yerden aldım. Saniyeler sonrasında çalıların arasından arka arkaya iki tane yaban domuzu çıktığında, "Hassiktir..." diye fısıldadım. "Doğru söylemiş şerefsiz..."

Fenerin ışığını fark edip benim olduğum tarafa doğru koşturmaya başladıklarında panikleyerek kurdumun gözlerini açığa çıkarttım ama bu etkili olmadı. Onları korkutmadı. Ağzından salyalar akıtarak koştururken çıkarttıkları o garip sesleri kulaklarımda uğuldadı.

Onları vurmak istemesem bile ayağa kalkıp uzun namlulu tüfeğimle geri geri adımlarken tetiğe mecburiyetten bastım ama tüfeğim tutukluluk yaptı ve ateş edemedim. Kahretsin!

İkisi de o kadar iriydi ki beni çiğ çiğ yiyecek gibi benim olduğum tarafa doğru geliyorlardı. Panikle bulunduğum noktaya en yakın kalan çadıra yöneldim çünkü o kadar hızlı koşuyorlardı ki orada kalmaya devam edersem beni parçalamalarının an meselesi olduğunu biliyordum.

Neredeyse fermuarı sökercesine açtığımda Taehyung ile karşılaştım. Ah sikeyim onun çadırına gelmiştim ama şu an mesele bu değildi! "Komutanım yardım lazım!"

Taehyung yerinden sıçrarcasına gözlerini açtığında beni görünce yarım ağız gülümsedi. "Fikrini değiştirdin-"

"Komutanım yaban domuzları!" diye soluk soluğa konuşurken ayak bileğimde hissettiğim acıyla inledim. "Isırdı! Tanrım ısırdı beni!" diye can havliyle bağırırken ayak bileğimden çekilerek çadırdan sürüklenip çıkartıldığımda Taehyung'a doğru uzanmaya çalıştım.

Taehyung tam o sırada çadırdan çıktığı gibi deltasının turkuaz gözlerini açığa çıkarttığında ayaklarıma saldıran yaban domuzları tiz bir sesle bağırarak bileğimi serbest bırakıp kaçmaya başladılar. Deltası onları korkutarak geri püskürtmüştü.

Yüz üstü yerde yatan bedenimi ayak bileklerimdeki yoğun acıya rağmen oturur pozisyona getirmeyi başarırken yüzümü acıyla buruşturdum. Ve çoktan kaçıp kayıplara karışan yaban domuzlarının arkasından bakmaya son verip pantolonumu sıyırmaya çalıştım. Ah sikeyim, çok acıyordu.

"Derim... Tanrım çok kanıyor..." Dişleri çok keskindi ve sandığımdan çok daha derin ısırmışlardı. Biri tam ayak bileğimi, diğeri ise alt baldırımdan ısırmıştı. Taehyung bana yardım etmeseydi derim kopardı, etimi kemiğimden tamamen sökerek koparırlardı...

"Bakayım." dedi ve önüme çömelip ayak bileğime ve baldırıma baktı. "Feci ısırmışlar." Bana bilmediğim bir şey söylesene...

"Onları vuracaktım ama tüfeğim tutukluk yaptı." diye mırıldanırken acıdan gözlerim dolmaya başlasa bile ağlamamak için kendimi sıkmaya çalıştım.

Bunca olaya rağmen hiç kimse uyanmamış ve çadırından çıkmamıştı. Az önce dışarıda cehennemi yaşamıştım ulan!

"İnat etmeyip yanıma gelseydin tüm bunlar olmayacaktı." diye çıkıştığında canım yandığı için dudaklarımı kemirmeye ara verip söze atıldım. "Buraya kadar gelmişlerken çadıra da saldırırlardı."

"Seni gördükleri için saldırdılar, seni görmemiş olsalardı çadırlara yaklaşmayıp giderlerdi." dedi ve dudaklarını şişirerek ofladı.

Başımı eğip fenerimi düşürdüğüm için daha iyi görebilmek amacıyla kurdumun gözlerini devreye soktuğumda, derimin neredeyse yerinden kopmak üzere esnediğini gördüm. "Aman Tanrım..." diye fısıldadım.

"Gel bakayım buraya." dedi ve yere oturup beni kendi bacakları arasına çekerek bir elini ayak bileğime, diğerini ise baldırıma yerleştirdi. Avuçlarından yayılan sıcaklık dalgası saniyeler sonrasında acımın ayaklarımın altından akıp gitmesini sağlarken, tenim onun dokunuşu altında yavaşça iyileşti.

Kanamamı tamamen durdururken, az önce kopacak gibi görünen tenimin eski hale gelmesini sağladı ve sonra da ayağa kalktı.

"Bir daha benden yardım isteme. Şimdi geç şu siktiğimin çadırına. Benimle kalmak istemiyorsan ben dışarıda kalırım." diye sıktığı dişleri arasından tısladı. Yardım etmeyeceğim diyip şu an yardım ettiği için illaki laf sokacaktı.

"Parçalanıyordum ve can havliyle geldim... Özür dilerim ben de yardımınızı istemeye meraklı değil-"

"Acın dindi, çenen açıldı bakıyorum." diye çıkışırken lafları ağzıma tıkıştırdı. "Normalde şu an teşekkür etmen gerekiyor, hem acını aldım hem de kemiğinden ayrılmak üzere olan-"

"Teşekkür ederim komutan Kim." dediğimde gözlerini devirerek çadıra geçmem için başını sallayıp işaret verdi. "Ayrıca bakıyorum da istemediğin polarımı üstüne giymişsin, her neyse geç şimdi battaniyenin altına."

Hemen de fark etmişti ve fırsatını bulduğu anda muhakkak yapıştıracaktı suratıma bu gerçekleri.

"Aslında ben dışarıda kalsam..." Ve lafımı daha fazla yutmasam çok daha iyi olacak...

Taehyung keskin gözlerini kısarak bana bakarken havayı kokladı. "Sen bilirsin, yalnız çok yakınlarda iki tane daha yaban domuzu var. Ve bu kez gerçek anlamda sana yardım etmeyeceğim."

Hapşurduğumda içim titredi soğuktan. "Bak son kez söylüyorum, hasta olup başıma kalma, tesiste geçeceğiz sabah, hadi gir şu siktiğimin çadırına." dedi ve duraksadı. "Yaklaşıyorlar."

Bir daha ayağımın koparılacak gibi ısırılmasına hiçte hevesli olmadığım için hışımla çadırın içine girdiğimde kısık bir sesle tatmin olmuşçasına kıkırdadı.

İki yaban domuzunun yaklaştığı konusunda belli ki benimle kafa buluyordu. Ya da inadımı kırıp çadıra geçtiğimi görünce keyiflendiği için gülüyordu.

Gözlerimi kısıp onun köşedeki tüfeğini alarak çadırından geri çıktığımda kaşlarını çatarak bana baktı ve gülüşü yüzünden silindi. "Ne yapıyorsun şu an?"

"Benimki tutukluk yaptığı için sizin tüfeğinizi aldım, eğer söylediğiniz gibi başka yaban domuzu gelirse onları üzülerek vurmak durumunda kalacağım çünkü onların keskin dişleri tarafından bir kez daha parçalanmaya hevesli değilim." dedim ve duraksadım.

"Siz ne sanmıştınız ki? Çadıra girince çadırda yanınıza yatacağımı mı zannettiniz yoksa?"

Dilini yanağının içini dövercesine vurup dürtüklerken boynunu iki yana kıtlattı. "Ne anladım biliyor musun Jeon, sana gerçekten de iyilik yaramıyor!" diye tısladı ve uzanıp elimdeki silahını aldığında ağzım bir karış aralandı.

"Şimdi ne sikim yersen ye!" diyerek silahı çadıra fırlattı ve içeriye girip çadırı yıkmayı amaçlarcasına hiddetle sarsarak fermuarı kapattı.

**

Bölüm sonu :') Ay resmen çok hızlı geldiiim, gerçekten ilk kez bu fice bu kadar erken bölüm yazıp güncelledim djfhsjfhj Bu ficteki taekook o kadar inat ve dik başlı karakterler ki... Umarım bölümü sevmişsinizdir, bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

16 yorum