İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 23 · 8 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 23

20

Haiii ben geldiim!

Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

1 hafta sonra|

"Yemin ediyorum kamburum çıkacak, susuzluktan gebereceğim." diye huysuzca söylendiğimde Jimin enseme şaplak attı. "Senin yüzünden bu kadar yolu yürüyoruz zaten, hiç konuşma sen." diye bana içerledi.

"Dilim damağımla bütünleşti resmen kuruluktan, ayrıca benim suçum yok ya. Üsteğmen Lee'nin ekibinde tesise gitmek istediğimi söyledim sadece." diye söylendim kısık bir sesle.

"Jungkook, bizim birliğin komutanı beğensen de beğenmesen de Taehyung. Adam sırf sana kızdığı için hıncını hepimizden çıkartıyor. Saatlerdir dinlenmeden yürüyoruz."

Dudaklarımı şişirerek ofladım. "Ya ben ona öfkeliyim tamam mı, o yüzden onu kudurtmak içime su serpiyor. Ama bu defa benim yanımda sizi de yaktım." diyerek birkaç adım ötemizde ilerleyen Daehyun'u işaret ettim.

"Tamam kudurt, ona bir şey demiyorum da. Adama sen kal, üsteğmen Lee bizi götürsün de demezsin yani amına koyayım." diye homurdandı Jimin. Gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırırken uzun namlulu silahımı çevirerek ona omuz attım.

"Üsteğmen Lee daha güzel uygumalı gösterir, öğretir bize de demiş olabilirim." diye mırıldandığımda Jimin başını sabır diler gibi iki yana sallarken sırıttı. "Manyaksın Jungkook."

"Sana benzemişim." diyerek hazırcevap bir şekilde karşılık verdim.

"Tesis alanına gidene kadar orman yolu üzerinden ilerleyeceğimiz için hava kararmak üzere olduğundan uygun bir yerde kamp kuracağız!"

En önde ilerleyen Taehyung'un sesiyle gözlerimi yuvarlayarak tüm teçhizatlarımızın yüklü olduğu sırtçantamı hafifçe hoplattım.

O an aklıma çadırımı çantama almadığım gerçeği dank edince gözlerim faltaşı gibi irileşti. "Siktir, boku yedim." diye mırıldandım.

Jimin beni duymuş olmalı ki kolumu dirseğiyle dürtükledi. "Ne oldu lan?"

"Çadır malzemeleri çantamda ama çadırımı sıkıştırmak için geri çıkarttığımda geç kalacağız diye panikleyince içine koymadan alalecele çıktım."

"Çadırını askeriyede mi unuttun?!" Gözlerini belerterek bana yan bakış attığında dudaklarımı şişirerek ofladım.

"Komutanım Jungkook çadırını unutmuş." Bizi duyan Hancheol'un bağırarak beni ispitlemesiyle ağzım bir karış aralandı.

En başta bize öncülük ederek ilerleyen Taehyung Hancheol'un sesiyle duraksayıp arkasını döndüğünde herkes adım atmayı durdurduğu için çok geçmeden Jimin ve ben de durduk.

Taehyung, despot duruşu ve keskin bakışlarıyla doğruca yanıma doğru ilerlemeye başladı. Kendinden emin ve temkinli adımları onu saniyeler içerisinde önüme ulaştırdı.

Ellerini arkasında birleştirerek omuzlarını gerdirerek iyice dikleştirdi. Kısılan delici bakışlarıyla doğrudan gözlerimin içine bakarken, "Çadırını mı unuttun?!" diye tısladı.

"Evet, unutamaz mıyım? İnsanım ya sonuçta." diye mırıldandığımda gözü seğirdi. "Eğitim için çıkıyorsak teçhizat çantalarınızdaki tüm araç ve gereçlerin eksiksiz olması gerekir! Çadırı unutacağına, kendini unutsaydın!"

Dudaklarımı birbirine bastırarak kendimi sıktım. "Siz düz ilerlemeye devam edin!" diyerek diğerlerine gitmeleri için işaret verdikten sonra gözleri yeniden bana odaklandı.

"Bir daha malzemelerini unutmak gibi bir durum yaşarsan kötü olur, bu seferlik görmezden geliyorum. Onca yol katetmiş olmasaydık seni geri yollatır, çadırını almanı emrederdim, ama şanslısın ki bugün cömert günümdeyim." dedi böbürlenerek.

"Benim çadırımda kalırsın." diyerek ellerini ceplerine tıkıştırdığında sırıttım. "Üsteğmen Lee olsaydı belki onun çadırında kalma teklifini kabul edebilirdim."

"Ne?!" Sesi kulaklarımı uğuldattığında başımı eğip çaktırmadan gülmeye devam ettim. "Hiç komutan Kim, Jimin var, Daehyun var. Çadırlarını benimle paylaşacak birilerini bulacağıma eminim, siz çadırınıza egonuz ve delta gururunuzla ancak sığarsınız." diyerek ona asker selamı verdiğim gibi yanından geçip ilerlemeye devam edeceğim sırada kolumdan yakalayarak beni durdurdu.

"Şansını fazla zorluyorsun, karşında yüzbaşın-"

"Asla komutan Kim, ben haddimi de, yerimi de biliyorum. Şansımı artık zorlamak yerine şanslarımı kendim yaratmayı seçme yolunda ilerliyorum, böylesi daha dinamik ve huzurlu hissettiriyor." diyerek bileğimi tutuşundan kurtardığım gibi silahı göğsüme yaslarcasına tutup ilerlemeye devam ettim.

-

"Ne bunun suratı böyle mahkeme duvarına dönmüş yine?" diye sordu Jimin. Alt dudağımı ısıtarak sırıtıp en önde ilerleyen Taehyung'taki bakışlarımı Jimin'e çevirdim. "Her zamanki nemrutluğu onun. Bana çadırında kalmayı teklif etti bir nebze ve ben de reddettim, oh olsun. İçimin yağları eriyor varya onu morartınca."

"Askerler! Ormanın diğer tarafına geçiş için nehirden geçeceğiz!" Taehyung'un gür sesi açık alanda aksetti.

"Al işte, sana öfkelendiği için yine bizden çıkaracak. Donumuza kadar ıslanacağız şimdi iyi mi, sıçayım senin ağzına Jungkook." diye çıkıştı Jimin.

"Of söylenme be, ormanın diğer tarafına geçiş buradan kestirme diye dolandırmak istemiyor belki. Islansakta kururuz, yapacak bir şey yok, hem hava daha kararmadı. Benim moralimi hiçbir şey bozamaz şu an, keyfim çok yerinde." diye mırıldanıp dilimi damağıma çarptırdım.

"Ona laf soktuktan sonra yüzünün aldığı o ifade varya... Resmen onu alaşağı ettiğimin farkındalığıyla suratına yumruk yemiş gibi kalakaldı. O bu teklifi yapınca uçarak atlayacağımı zannetmişti de, yemezler. Geçti o tren."

"Jeon! Buraya, yanıma gel derhal!"

"Aha boku yedin." dedi Jimin. Omzumu umursamaz bir tavırla silkip Jimin'e silahımı sallayıp diğerlerinin yanından geçerek Taehyung'a yetiştim.

"Arkada gevezelik yaparak çene çalmayı tahminen ne zaman kesersin?!" diye bana laf soktu. En önde onun yanında ilerlemeye devam ederken silahımı daha sıkı tuttum.

"Beni çekiştirip duruyorsun değil mi?" diye sorunca kaşlarım havalandı. Çenemi sağa sola kaydırarak başımı ona doğru çevirdim. "Hayır, üstünüze alınmanızı gerektirecek bir durum mu söz konusu ki, sizi çekiştirdiğimi düşünüyorsunuz komutan Kim?" diye homurdandım mesafeli bir şekilde.

Aramıza çelikten duvar örmüştüm ve böylesi gerçekten çok daha iyiydi. Dudaklarının kenarı hafifçe yukarıya doğru kıvrıldığında yanağımın içini kemirdim. Yoksa bizi duymuş muydu?

"Aslında üsteğmen Lee'den konuşuyordum. Eğitimden döndüğümüzde gidip motosiklette ateş etme eğitimi almak konusunda yeniden yardımını istemeyi düşünüyorum. Kendisi çok anlayışlı ve yardımsever. Benim de çok azimli ve çalışkan bir asker olduğumu düşünüyor."

"Senin komutanın üsteğmen Lee değil, benim Jeon! Benim iznim olmadan eğitim falan göremezsin, duydun mu beni?!"

Biraz daha kudursana Taehyung, kudurunca içimin yağları eriyor diye geçirdim içimden. "Ama Üsteğmen Lee, istediğim zaman eğitim için yardım edebileceğini söyledi. Kendimi geliştirmem söz konusuyken sizin izin vermeme ihtimaliniz söz konusu olmaz diye düşünüyorum."

Silahını kaldırıp aniden çevirerek arkamdaki bir noktaya ateş ettiğinde nereden geldiğimi şaşırdım. Yüreğim ağzıma geldi.

Silah sesi tüm kuşları uçurarak kaçırırken ağacın dalından ayak ucuma doğru düşen yılanı görünce yerimden sıçradım. Taehyung onu vurmuştu ve cansız bedeni ayaklarımın ucuna düşmüştü.

"Bu yılan feci zehirliydi, bu kadar çok konuştuğun için aslında seni sokmasına izin vermeli miydim diye düşünmeden edemiyorum." diyerek ilerlemeye devam ettiğinde kaşlarımı çatarak peşinden yürüdüm.

İkimiz o kadar hızlı ve hırçın yürüyorduk ki diğerleri epeyce gerimizde kalmıştı ama bizi takip etmeye devam ediyorlardı.

"Bıraksaydınız da yılan beni soksaydı o zaman komutan Kim." diye söylendim. "Bu kadar hevesliysen bir sonraki sefere şayet böyle bir durum olursa seve seve kılımı kıpırdatmayacağım." dedi hırıltılı bir sesle.

"Gerek yok komutan Kim, kendimi kendim itinayla koruyabilirim zaten. İhtiyacım yok yardımınıza." dedim lafı yapıştırarak.

"Dedi mayın tarlasında koşarak bana gelen Jeon Jungkook..." diye bana laf sokarak karşılık verdi. "Dedi aktif mayına basmadığımı bilmesine rağmen ölecekmişim gibi beni korkutup kahraman gibi kurtarmaya gelen komutan Kim."

"Jeon!" diye tıslayıp çenemden kavrarken duraksadı. Bu hamlesiyle birlikte ben de sarsılarak duraksamak durumunda kaldım.

"Dua et yalnız değiliz varya." dediğinde gözlerimi kıstım. "Yalnız olsak ne olacaktı ki?"

"Susturmasını bilirdim o dudaklarını." diye sıktığı dişleri arasından konuştuğunda kaşlarımı alaycı bir şekilde kaldırıp indirdim. "Nasıl olacakmış o iş?"

"O dudaklarını yercesine öperek sustururdum." diyerek bana göz kırptığında kahkaha attım. Başımı geriye kaydırdığım için çenem tutuşundan sıyrıldı.

"Ne gülüyorsun, komik bir şey mi söyledim? Ayrıca sana eğitim verip geliştirecek kişi benim, bir başkası değil. Özel eğitim mi istiyorsun, bana geleceksin."

Başımı kaldırıp gözlerinin içine dik dik baktım. "Komutan Kim, bir hareket yapmak çok isterdim size." dediğimde kaşları çatıldı. Yavaşça kulağına doğru eğildim. "Denizde kum, havada bulut, sen benim dudakları unut." diyerek geri çekildiğimde dişlerini kırmak istercesine çenesi kaskatı kesildi.

Onun öfkeden patlamaya hazır bir bombaya dönüşürken kızaran yanaklarına keyifle bakmaya son verip dudaklarımdaki sırıtma eşliğinde, "İzninizle yerime geçeyim komutan Kim." diye homurdanarak arkaya Jimin'in yanına döndüm.

Ne tek bir kelime edebildi, ne de beni durdurmak için herhangi bir şey yapabildi. "Az önce orada ne oldu lan öyle?"

Keyfim daha da yerine gelirken Jimin'in merakını gidermek için söze atıldım. "Yine pas vermek yerine morartmayı seçtim. Hayalarına tekme yese bu kadar kızarmazdı. Kulaklarının haline bak, kıpkırmızı oldu baksana şuna Jim, inanılmaz keyiflendim varya."

-

Sırılsıklam olmuştuk ve nehrin içinden de epeyce bir yol yürüyerek yeniden karaya çıkmıştık. Donum bacak arama yapışmıştı ve ıslak kıyafetlerle yürümek gerçekten zordu.

Sonunda bekleyip sabaha kadar dinleneceğimiz alana gelmiştik. Jimin çadırını kurarken ona yardım etmiştim.

Herkes çadırlarını kurmuştu. Termoslarımızdaki sıcak su ile bardak ramenlerimizi hazırlayıp yemiştik.

Eh tabii Taehyung en son onu morartmamın acısını çıkarmak ister gibi kendi çadırını da bana kurdurtmuştu.

Neyse ki Daehyun bana yardım etmişti ve beyefendinin çadırını da kurmayı başarmıştık. Tabii onun çadırı bizimkisine oranla çok daha genişti. En az iki kişilik sayılabilirdi.

Yanımızda yedek üniformalarımız olmadığı için hepimiz kıyafetlerimizin üstümüzde kurumasını beklemek zorunda kalmıştık.

Havada karardığı için ateşe yaklaşarak kurutmaya çalışmıştık. Botlarımın içi su doluydu ateşe arkamı dönmüş bir şekilde götümü ısıtmaya, kıyafetlerimi kurutmaya çalışıyordum.

"Jimin, şu çantamı senin çadıra koysana." diye seslendiğimde sigara içerek sol köşeden bu tarafa yaklaşan komutan Kim görüş alanıma girdi. Sigarasını dudaklarından ayırırken, "Hayır koyamaz." dediğinde kaşlarım çatıldı.

"Anlayamadım?" diye mırıldandığımda yüzümdeki şaşkın ifade hoşuna gitmiş gibi dudakları beğeniyle büküldü. "Arkadaşların da dahil, buradaki hiçbir asker seni çadırına almayacak."

"Komutan Kim, şakanız hiç komik değil." diye homurdandım.

"Şaka yapmıyorum, çok ciddiyim. Çadırını unutmanın cezasını dışarıda yatarak ödeyeceksin. Hiçbiri seni çadırına alamayacak çünkü alırlarsa askerliklerinin yanacağını biliyorlar."

"Onları tehdit ettiniz." dedim gözlerimi kısarak. "Yoo, sadece uyardım. İkazıma karşı gelen olursa sonuçlarına katlanır." diyerek bana göz kırptı ve sigarasını dudakları arasına yerleştirip sert bir nefes çekti.

Dumanlar etrafa dağılarak yayılırken, sigarasını dudakları arasından alıp sallayarak, "Herkes çadırına istirahıtına geçebilir, gün doğumuyla birlikte erkenden yola devam edeceğiz!"

Başımı çevirip Taehyung'un omzunun üstünden metrelerce ötede çadırının önünde duran Jimin ile göz göze geldim. "Özür dilerim." diyerek oynattı dudaklarını ve üzgün bir şekilde dudaklarını büktü.

O sırada Taehyung kulağıma doğru eğildi. "Eğer dışarıda ıslak kıyafetlerinle uyumak istemezsen çadırım sana açık Jeon, gelip benimle kalabilirsin."

**

Bölüm sonu :') Ay bu sefer erken geldim sankiii ehehe. Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isterim. Gelecek bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

17 yorum