Haiii ben geldiiim!
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
3 gün sonra|
"Sen bu sefer gerçekten fena kinlenmişsin lan." dedi Jimin. "Kinlenmek değil de, kırgınım. Benden hoşlandığını düşündüğüm her evrede ağzıma sıçtı. Bıraktım artık, kurduma söz geçirmek zor ama o da yola gelecek."
"Pas vermeyeceksin yani." diye homurdandı. "Konuşmuyoruz bile. Artık peşinde koşmaya son verdim, benden bu kadar. Tükendim. Lan midem ağrıyor dedim bana yalancı muamelesi yaptı, öyle öfkelendim ki sen düşün midemin ağrısını bile siktir edip kum torbasını yumrukladım."
"Götün yemedi tabii delta komutana saldırmayı." dediğinde yastığı alıp suratına fırlattığımda havada yakalayıp kıkırdadı.
"Kaldır kıçını, eğitim saati geldi komutan Kim gömecek bizi." diye huysuzca söylendim.
Jimin dudaklarını büzerek ıslık çaldı. "Vay vay, komutanım hitabı olmuş şimdi komutan Kim. Sahiplik eki nereye kaçtı-"
"Götüme! O beni sikine bile takmıyor, ben de bundan sonra aynısını yapacağım. Gardımı düşürmeyeceğim." diye homurdandım kararlı bir sesle.
Jimin beni alkışlayarak yattığı yataktan kalkıp botlarını giymek için yere çömelirken başını bana doğru çevirip söze atıldı. "Yürü lan arkandayım, ama bir bakışına, bir lafına tav olup yelkenleri suya düşürme sakın." derken botlarının bağcıklarını bakmadan sıkıca bağladı.
"Umrumda değil gibi davranacağım, onun bana davrandığı tutumu sergilemek gerçekten isterdim ama sikeyim ki komuta ettiği askerlerden biriyim. Ulan bir de askeriyeden gitmek istediğimi söyledim."
"O gazla söylediğinde iyi kabul etmemiş, göt gibi kalacaktın. Alıştın sonuçta buraya." dedi yere yasladığı dizini zeminden ayırıp doğrulurken dizlerini silkeledi.
"O an bunu bile göze alacak kadar gözüm kararmıştı biliyor musun Jim, beni deli etmişti cidden." diye söylendim huysuzca.
"Sen dolmuşsun ya ondan patlak verdin böyle, normaldir." dedi ve yanıma gelip omzuma pat pat vurdu. "Çok birikti tabii, bir yerden sonra dolup taştım. Neyse, artık muhattap olmayacağım. Gerçek anlamda gözlerine bile bakmayı düşünmüyorum."
"Bakarsan yenik düşmekten, gardını indirmekten korkuyorsun tabii." dediğinde gözlerimi kısarak ofladım.
"O değil de bence o da seninle ilgileniyor, sana ilgi duyduğunu düşünüyorum. Ama delta gururuna yenik düşüyor belki de. Üstelik burası askeriye falan fişman, karmaşık durumlar silsilesi." dedi Jimin.
"Siktir et, gerçekten düşünmek istemiyorum ve düşünmeyeceğim de. Kafamı yormaktan sıkıldım çünkü. Yeterince gurursuz biri gibi davrandım, ben ben gibi değildim, hepsi onun suçu. Artık en uçtayım, bitti."
"Bitsin bitsin anlarım da şimdi gitmezsek komutan Kim'de bizi bitirecek lan, hadi geç kalacağız!" diyerek kapıya doğru koşturan Jimin'in peşinden giderken, "Bekle! Teçhizat çantamı alacağım!" diye bağırsam da beklemek yerine koşmaya devam edince arkasından okkalı küfürler savurup silahlarla ve ekipmanlarla yüklü teçhizat çantasını kaldırarak omzuma astığım gibi koştura koştura eğitim alanına yöneldim.
"Jeon, eğitime geç kaldın! Mazeretin var mı?!" Soluk soluğa duraksadığımda yerime geçmeme engel olan Taehyung'un otoriter sesiyle gözlerimi devirme isteğimi güçlükle bastırdım.
Onunla göz kontağı kurmak yerine doğruca karşıya, boşluğa bakarak, "Mazeretim yok komutan Kim."
Başını hafifçe önüme doğru kaydırıp göz teması kurmaya çalıştı, ama gözlerimi çevirmek yerine aynı noktada sabit tutmaya devam ettim.
"Yerine geç, eğitim sonrası geç kaldığın için cezalandırılacaksın." Zıkkım. Bok. Sikik.
"Duydun mu beni!" Ona cevap vermediğim için sesini yükselttiğinde derin sesi kulaklarımda yankılandı. "Emredersiniz Komutan Kim."
-
Jimin ballısı saniyelerle kurtardığı için cezaya benimle kalmaktan yırtmıştı. Beni beklemesini söylediğim evrede bekleseydi şimdi ikimizde cezalı olacaktık.
Ceza seçmek veya itiraz etmek, ona dil dökmek yerine her şeyi kolayca ve sessizce kabul etmiş, 100 mekik, 150 şınav çekmiştim.
Gerçekten susamış ve deli gibi yorulmuş olsam bile, ne dinlenmek için izin istemiş ne de su içmek için ricada bulunmuştum.
Benim komutanımken o burada yokmuş gibi davranmak zor olsa da, bunu en olur haliyle uygulamaya özen gösteriyordum.
"100 mekik, 150 şınav cezamı tamamladım komutan Kim." Bir an bile başımdan ayrılmamıştı. "Güzel." dedi ağır ağır derin sesi.
Ona asker selamı verirken, "Gidebilir miyim komutan Kim?" diye sordum.
Az önce üst üste yaktığı sigarası dudaklarındayken yanıma gelip tam önümde durdu ve ellerini ceplerine sıkıştırdı.
"Sen iyi misin Jeon?" Sesi neredeyse samimi sayılırdı. Ama artık ben onunla samimi olmamaya çalışıyordum çünkü her defasında samimi olmaya çalıştığımda ağzıma sıçmıştı.
Bu kez kendimi gerçek anlamda geri çekmiştim tamamen. Olması gerektiği gibi davranıyordum. Ondan hoşlanan bir asker gibi değil de, komuta ettiği bir asker gibi davranıyordum.
Elim asker selamı vermeye devam ettiğim için alnımda dururken yavaşça kalçamın yanına indirdim ve soluk soluğa lafa giriş yaptım.
"İyiyim komutan Kim." dedim son derece soğuk bir sesle. Nefeslerim düzene girmemişti henüz, kalbim ağzımda atıyordu.
Ama bu defa heyecandan değil, yorgunluktan. İstediğim zaman gayette hem kendime hem de kurduma hakim olabiliyor, hükmetmeyi başarabiliyordum.
Artık eski Jungkook yoktu, onu kendi elleriyle itmiş, kaybetmişti.
Ben düşüncelerime dalıp giderken, "Seninle konuşurken gözümün içine bak!" diye aniden sesi yükseldiğinde bakışlarımı yüzüne kaydırdım.
O sırada tek elini cebinden çıkartıp sigarasını işaret ve baş parmağının ucuyla tutup dudaklarından ayırdı. Bağırırken neredeyse sigara dudakları arasından sıyrılıp düşecekti.
"Bunun için de mi ceza vereceksiniz yoksa?" Sesim olağanüstü derecede yapmacık, buz gibi soğuk ve bir o kadar da iğneleyici çıkmıştı.
Ceza vermeye bahanesi hazır gibi hissettirmişti bakışları bana, bu yüzden dayanamamış yeri geldiği evrede lafı sokma ihtiyacı hissetmiştim.
İrisleri itinayla kısılırken ağzında biriktirdiği dumanı boynunu geriye kaydırıp havaya doğru üflemek yerine bana doğru saldığı için dumanı dudaklarıma kadar çarpıp burun deliklerime sızdı.
O esnada kısa süreliğine kaçırdığım gözlerimi kilitlercesine sabitlediğim noktadan yeniden ayırıp gözlerinin içine baktım.
"Kaybol koğuşuna!" Ceza vermesi konusunda laf soktuğum için tam da beklediğim cevabı vermişti.
Alt dudağımı ısırarak gülümsediğimde agresif sesi kulaklarımda aksetti. "Sırıttın mı sen?"
"Yoo dudağım seğirdi." diyerek inkar ettim ve ona yeniden asker selamı verdikten sonra adımlamaya başladım.
"Ben sana gidebilirsin dedim mi!" Arkamdan seslenince gözlerimi devirerek tek bir adımla ona geri döndüm. "Az önce kaybolmamı söyleyen siz değil miydiniz komutan Kim?"
"Tamam git." dedi ve sigarasını parmakları arasında kıstırırken sert bir nefes çekti. Ona bakmayı kesip önüme dönerek ilerlemeye kaldığım yerden devam ettim.
-
Kahkaha atarak ellerimle Daehyun'u durdurmaya çalıştım. "Gıdıklama dur dur çatlayacağım gülmekten..."
Daehyun ayakta benim yatağıma doğru eğilmiş bir şekilde beni gıdıklarken, onu durdurmaya çalışırken nasıl olduysa aniden üstüme düştü. "Lan ciğerim huh, ciğerlerim ağzıma zıpladı!" diye gülüşlerimin arasından bağırdım.
Daehyun beni gıdıklamayı durdururken üstüme düştüğü için yüzündeki gülüşü silinip ciddileşti. Üstten bana bakarken, "Ne oldu lan?" diye sordum sırıtarak.
Tam o sırada koğuşun kapısı aniden açıldığında bakışlarım hızla kapıya yönelirken refleksle Daehyun'u iteklerken buldum kendimi. Ama Daehyun üstümden kalkmak yerine kapıda komutan Kim'i görünce kilitlenip kaldı.
"Siz ikiniz! Ne sikim yiyorsunuz!" Taehyung'un yeri göğü inleten sesi gök gürültüsüyle yarışacak raddede yoğun çıktığında seslice yutkundum. Daehyun hızla üstümden kalktığında ben sırtüstü uzanmaya devam ettim.
"Komutan Kim, sadece şakalaşıyorduk." diye savunmaya geçti Daehyun. "Şakaymış! Üstüne çıkmıştın! Ne gördüğümü gayet iyi biliyorum, siktirtme şimdi bana şakanı!"
İçimizden geçmeye yemin etmiş gibi öfke küpüne dönmüştü resmen. "Nasıl göründüğünü bilmiyorum ama onu kızdırmıştım aramızdaki bir mesele yüzünden, ve Daehyun'da beni gıdıklıyordu, yanlışlıkla üstüme düştü." diye açıklama yaparken öfkeli bakışlarının hedefi ben oldum.
"Evet komutan Kim, tam olarak Jungkook'un anlattığı gibi oldu. Tam kalkacaktım siz geldiniz. Göründüğü gibi değildi gerçekten."
"Ayağa kalk Jeon! Bu ne genişlik!"
"Komutan Kim, koğuş yatma saati gelmek üzere ya hani?"
"Sana ayağa kalkmanı söyledim! İkiniz, kapının önüne derhal!" diye kükredi ve kapıyı duvara çarptıracak şekilde itip dışarıya çıktı.
"Hay sikeyim böyle işi." diye söylenerek yatağımdan kalkıp terliklerimi ayaklarıma geçirdiğimde Daehyun, "Hepsi benim suçum, boku yedik feci, belamızı sikecek." dediğinde ofladım. "Ceza verir, alışkınım ben ne de olsa. Bana garezi var malum. Ayrıca senin suçun değil tamamen, benimde suçum var. Ben seni en başta kızdırmasaydım böyle olmazdı."
"Radar gibi komutan, her boku yakalıyor görüyor." diye söylene söylene Daehyun'un peşinden kapıya çıktım.
"Her ikinize de tutanak tutacağım! Daehyun askeriyenin bahçesine çık ve koşmaya başla. Fakat bu kez sabaha kadar koşacaksın!"
"Komutan Kim, sabaha kadar mı-"
"İtiraz kabul etmiyorum!" diye bağırdığında Daehyun, "Emredersiniz komutan Kim." diyerek koşmaya başladı.
"Ben de mi sabaha kadar koşacağım?" diye sorduğumda çatık kaşları iyice çatıldı. "Yoksa yarına kadar mı koşmamı isteyeceksiniz?"
"Jeon!" diye bağırdığında omuzlarımı hafifçe salladım. "Ofisimi temizleyeceksin ve sabaha kadar başında olacağım."
-
Aynı yeri bilmem kaçıncı kez sildirmişti. Bana göre bal dök yala olan dosyaların konulduğu dolaba baktım soluk soluğa. "Nerede iz var komutan Kim?"
"Sol üst köşede." dediğinde dişlerimi sıkarak sol üst köşeyi dolabın kapaklarını sökmek istercesine sertçe sildim. Resmen dolabı çitiler gibi siliyordum ama asla tatmin olmuyordu.
Bilerek yapıyordu çünkü ceza almam hoşuna gidiyordu ve eğleniyordu. Eline düştüğüm için sinirim bozulmuştu. Daehyun salağını kızdırmasaydım şu an mışıl mışıl yatağımda uyuyor olacaktım.
"Daehyun oturduğunu görüyorum kameralardan!" Aniden yükselen sesiyle başımı çevirip ona baktığımda elindeki megafonla bahçeye seslendi.
Ona baktığımı fark ettiğinde hızla önüme döndüm ve işime kaldığım yerden devam ettim. "Öpüştünüz mü?"
Gelen sorusu beni şaşırtırken kaşlarım havalandı. "Elbette hayır, Daehyun sadece arkadaşım." diye homurdandım. "Güzel."
Kısa bir süre sonra yeniden sesini işittim. "Jeon."
Kollarım artık silmekten kopacak şekilde ağrıdığında elimdeki bezi tutan elimi dolaptan ayırıp diğer elimle bileğimi ovuşturarak ona döndüm.
Bakışlarımızı birleştirdiğimde sessiz kalmaya devam edince imalı bir sesle, "Dinliyorum komutan Kim?" diye soludum.
"Miden ağrıyordu ya geçen, iyi misin?" Tek kaşım havalanırken başımı olumlu anlamda salladım. "Burayı sildim, şimdi nereyi yeniden ve yeniden silmemi istiyorsunuz?"
"Kucağıma gelmeni istiyorum." Aniden söyledikleri sözler dengemi dehşet derecede bozarken tükürüğümü yuttum. Gardımı indirmeyip ona onun gibi davranıp umursamayacağım gerçeğini kendime hatırlattım.
Silkelenerek kendime geldim ve bana attığı ağına takılan bir balık olmayı reddedip kendimden emin çıkmasına özen gösterdiğim sesim eşliğinde, "Cezalıyım ben malum, sanırım unuttunuz ama hatırlatayım size, ben ofisinizi temizlemek için buradayım. Kucağınıza gelmek için değil." diye homurdanarak lafı şak diye yapıştırdım.
**
Bölüm sonu :') Slaaaay Jungo, acımadı sapladı vallahi. Bu ficteki Taehyung'u süründürme evresi an itibariyle başlamış bulunmakta arkadaşlar. Bu arada bayrama yetiştiremedim bölümü maalesef fırsatım kalmadı.
Umarım bölümü sevmişsinizdir, bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvytk
-Şevval









