İçeriğe geç

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 19 · 8 dk okuma

IMPOSING COMMANDER - TAEKOOK

Bölüm 19

16

Haiii ben geldiim!

Bu sefer çok arayı açmadan geldim ehehe. Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx

+++++

"Jeon dur!" Komutan Kim çitlerin diğer tarafına atlayıp elini havaya kaldırdı. O anda bastığım zeminin ayağımın altında kıpırdadığını fark ederken klik sesi kulaklarıma doldu. "Ko-komutanım..."

"Sana durmanı söylemiştim lanet olasıca..." diye tısladı. "Komutanım mayın..." dedim kesik kesik soluklarımla. Gözyaşlarım daha da şiddetlenirken elini havaya kaldırdı ve birkaç adım ötemden bana ilerlemeye başladı. "Sakın kıpırdama. Ayağını kaldırmaya kalkışma, hareket etme duydun mu beni?! Geliyorum yanına Jeon!"

Elim ayağım titrerken hareketsiz kalmak için kendimi sıkıp direndim. Ayağımın altındaki mayın patlarsa ölürdüm. Tanrım... Soğuk soğuk terler dökerken gözyaşlarım yanaklarımdan süzüldü. Avcumda tuttuğum kuşla birlikte kıpırdamamak için insan üstü çaba harcayarak onu beklerken hızlı ama temkinli adımlarla yanıma gelip belimden kavradı.

"Seni sersem, mayın tarlasında koşmak ne?!" diye beni azarladığında dudaklarımı bükerek, bakışlarımı keskin gözlerinden ayırıp avcumdaki kuşa indirdim. "Özür dilerim... Ben ölmesini istemediğim için kafam gitti..." diye fısıldadığımda diğer büyük eli avuçlarımın arasında tuttuğum kuşa temas etti. "Kuşu kurtarmak için kendi canından oluyordun şapşal." diye huysuzca söylenirken elini geri çektiği anda kuş kanatlarını çırparak avcumdan sıyrılıp uçmaya başladı. "Tanrım, iyileştirdiniz onu..."

"Hâlâ kuşu mu düşünüyorsun, ayağını çektiğin anda mayın patlayacak ve en iyi ihtimalle mayına bastığın ayağını kaybedecek, en kötü ihtimalle de can vereceksin." dedi sert ve ciddi bir sesle.

Gözlerim irileşirken, "Komutanım... Beni kurtarmaz mısınız? Ölecek miyim..." diyerek hıçkırdığımda sırıttı. Ardından belimden sıkıca kavradığı gibi beni bastığım mayının üstünden kaldırarak sağına doğru kaydırıp yere basmamı sağladığında ellerimle yüzümü kapatıp başımı onun boynuna yasladım.

Mayının patlamasını ve ayağımda bir acı hissetmeyi beklesem de hiçbir şey olmadı. Ayağımı bastığım mayından çekmiş ve toprağa basmamı sağlamış olmasına rağmen patlama yaşanmamıştı.

"Gerçekten çok şapşalsın Jeon." Komutan Kim'in derin sesi kulaklarıma çarparken, başımı hafifçe geriye çekip ellerimi acele etmeksizin yüzümden indirip gözlerine baktım.

"Patlamadı komutanım..." diye fısıldadığımda dudakları beğeniyle büküldü. "Çünkü aktif bir mayın değildi." dediğinde kaşlarım havalandı. "Boşuna mı korktum? Altıma işeyecektim neredeyse..." dedim kendi kendime.

"Yaptığın hatanın farkına varmanı istedim. Çünkü bu çocuk oyuncağı değil Jeon. Attığın her adım tehlike arz eder, bu yüzden bu mayın tarlasına giriş yasak zaten. Yine de şanslıymışsın ki aktif mayına basmadın." diye homurdandı otoriter bir sesle.

"Aktif mayın olsaydı zaten bastığın anda patlardı, ayağını çekmene bile fırsat tanımazdı sana." diye eklediğinde kaşlarım çatıldı. "En başından biliyordunuz aktif olmadığını madem, neden kıpırdama dediniz ki..." Öyle diyince ben de gerçek anlamda ölümün eşiğinde gibi hissetmiştim.

"Çünkü yakın çevrede aktif bir sürü mayın var Jeon. Eğer yanına gelmemi beklemeden ayağını çekip ilerlemeye devam etseydin aktif bir mayına basabilirdin, zaten aktif mayına bastığın anda patlama yaşanırdı dediğim gibi ayağını geri çekme fırsatın dahi kalmadan patlardı." diye açıkladı. "Yine de bana aktif olmadığını söyleyebilirdiniz... Ecel terleri dökmezdim en azından..."

Beni kararan bakışlarıyla izlerken kısık bir sesle kıkırdadı. "Söyleseydim durmaz ilerlemeye ve kuşu kurtarmam için koşmaya devam ederdin. Şimdi buradan seni tek bir aktif olan mayına dahi basmadan çıkartacağım." dediğinde başımı salladım. Sesinin kendinden emin çıkan o güvenilir tınısı içime su serpti. Ona güveniyordum, o hem yüzbaşı, hem de deltaydı.

"Peşimden gel ve adımlarımı dikkatli takip et, bastığım yerlere basmak zorundasın." diyerek beni yönlendirip arkasını dönerek ilerlemeye başladı. Dizlerim az önce yaşadığım olaydan dolayı zangır zangır titreyince adım atarken yalpalama yaşadım. Güçlükle dengemi koruyup yere kapaklanmaktan kurtulurken beni azarlama ihtimalini göz önünde bulundurarak şirin bir sesle, "Komutanım..." diye mırıldandım.

"Yine ne var?" diye bıkkınlıkla söylenerek bana döndüğünde aramıza açtığı mesafeden bana baktı. "Dizlerim..." diyerek bacaklarımı ufak ufak yumrukladığımda oflayarak yanıma geri döndü ve beni kalçamdan yakaladığı gibi kucağına aldı. "Kelimenin tam anlamıyla başımın belasısın Jeon." diye söylendiğinde yüzüm asıldı, üzgün bir ifadeyle gözlerine baktım.

"Özür dilerim komutanım... Başınıza bela olduğum, sizi uğraştırdığım için..." Mayın tarlasında koşmak yaptığım en büyük aptallık olabilirdi. Bir anda nerede olduğum gerçeğinden uzaklaşmıştım. Kuşu kurtarma sevdam yüzünden paniklemişken, neredeyse kendi canımdan olmak üzere olduğum gerçeğiyle yüzleşmek durumunda kalmıştım.

"Tamam bükme o dudaklarını önüne bak." dedi sıktığı dişlerinin arasından. "Önüme bakıyorum komutanım, önümde siz varsınız..." dedim kuru bir sesle. Gözyaşlarımı silmiştim, ama burnum tıkanmıştı.

"Bu tarafa bak o zaman, yüzüme değil, çevir kafanı, büzme dudaklarını! Mayına atarım bak seni." dediğinde gülmemek için kendimi zor tuttum. "Hiç şakam yok yalnız!" diyerek beni kollarından bırakacak şekilde tutuşu gevşeldiğinde ayaklarımı sallayıp can havliyle boynuna sıkıca sarıldım. "Tamam tamam bırakmayın beni komutanım, büzmüyorum dudaklarımı." dedim bir çırpıda.

"Güzel, çevir başını. Suratın bana yakınken bakma bön bön gözlerime." dediğinde başımı diğer tarafa doğru çevirip emrine itaat ettim. Göz ucuyla yüzüne bakmak istesem bile canımı yolda bulmadığım için bu riski alamadım, çünkü söz konusu komutan Kim olduğu için yapar mı yapardı yani. Aktif mayına atmasa bile beni kucağından indirip yere bırakabilirdi, ki bu bile o an için benim kalp krizi geçirmeme yeterli bir sebep olurdu. Bu sebebi ona vermek istemiyordum.

Kısa bir süre sonrasında demir çitlerin oraya geldiğimizde beni havaya kaldırarak çitlerin diğer tarafına atlamam için yardımcı oldu.

Kendi de saniyeler sonra tırmanıp atladığı gibi ellerini birbirine çarparak gözlerimin içine baktı. "Bir daha böyle aptalca şeyler yapmıyorsun Jeon!" diyerek beni sert bir dilde ikaz ettiğinde, "Emredersiniz komutanım." diye karşılık verdim.

Başını belli belirsiz sallayıp ellerini ceplerine sokarak ilerlemeye başladığında köşede dönmemizi bekleyen Daehyun yanımda bitti. "İyi misin?"

"Bomba gibiyim ya, bastığım mayın götümde patlayacak diye ödüm çıkıyordu yerinden ve yetmiyormuş gibi az önce komutan tarafından kandırıldım." dediğimde kaşları çatıldı. "Nasıl yani?"

"Bastığım mayın aktif bile değilmiş ama ödümü kopardı. Boşver." diyerek onu geçiştirip omzumu silkerken Taehyung'un arkasından baktım.

"Bir şey diyeceğim. Komutan Kim'in sana ilgi duyuyor ihtimali?" Sorusuyla tükürüğümü yutmuş gibi öksürmeye başlarken bakışlarımı hızla Daehyun'a çevirdim. "Ne?"

"Seni kurtarması için eğitimli teğmenleri gönderebilirdi. Ama kendisi gelmeyi seçti, bir de operasyon için buraya geldiğimizden beri ortalıklarda yoktu, onu görmemiştim bile. Ta ki sen tehlikede olana dek..." derken gözleri şüpheyle kısıldı.

Omzuna patlatıp sırıttım. Bu zamana dek yaşadıklarımızı düşündüğümde, "Saçmalama." dedim hızla. "Mayın tarlasından seni kucağında taşıyarak çıkarttı Jungkook?"

"Ya dizlerim titriyordu korkudan. O da oflaya puflaya aldı işte kucağına, meraklı olduğundan değil yani." dediğimde tek kaşı havalandı. "Aynı durumda olsam aynı muameleyi görmeyeceğime eminim." dediğinde ağzım bir karış aralandı. "Deneyelim ve görelim." diyerek mayın tarlasının çitlerine tırmanmak için uzandığında hızlıca onu tutup durdurdum.

"Saçmalama, adam bizimle uğraşmak zorunda değil Daehyun, ben de tekrar girsem gelmez yani. İşi var gücü var." Komutan Kim'in benden hoşlandığını her düşündüğümde götümde patlatıyordu bu düşünceyi. Ama Daehyun bir böyle anlatınca yanağımın içini kemirerek sırıttım. Gerçekten de başkasını göndermek yerine kendisi gelmişti beni kurtarmaya.

"Jimin'i bulalım, atışlara devam edelim. Yoksa komutan Kim bizi oyar." dediğimde kuşkulu gözlerle bir bana bir uzaklaşan komutan Kim'in arkasından bakmaya son verip yürümeye başladı.

*

3 gün sonra|

Taehyung ile gördüğüm ıslak rüyanın ardından soluk soluğa ve iç çamaşırım ıslanmış bir şekilde uyandığımda, ilk işim gidip duş almak olmuştu.

Duş alırken bile gördüğüm rüyayı düşünmeden edememiştim. Onun bir yüzbaşı ve burasının askeriye olduğu gerçeğini bile bir kenara bırakıp beni sevmesini, bana aşık olmasını istiyordum.

Onu kendime nasıl aşık edebilirdim ki?

Kendime gelmek için suyu soğuğa alınca nefes nefese kaldım. Bugün izin günümdü ama dışarı çıkma haftam değildi. Önümüzdeki hafta çarşıya çıkma iznim olacaktı.

Kirli iç çamaşırımı bilerek kenarda bırakmıştım duşa girerken. Çıktığımda hâlâ yerli yerinde duruyor olduğunu görmüştüm.

Taehyung'a gidip bu meseleyi yüzüne büyük bir cüretle söylediğim andan beri iç çamaşırlarım eksilmeye son vermişti.

Kurulanıp temiz kıyafetlerimi giyerek soyunma odasından çıkmadan önce iç çamaşırımı da güzelce yıkayıp suyunu sıkıp koğuşa dönmüştüm.

İç çamaşırımı kuruması için asıp hâlâ uyuklayan Jimin'in suratına yastık fırlattığımda belli belirsiz homurdanarak yorganı üstüne çekip uyumaya devam etti.

Koğuşta az kişi kalmıştı, yarısından çoğu çarşı izni için çıkmıştı.

Daehyun'da gitmişti. Oflayarak uyuyan Jimin'i uyandırmak için zorlamak yerine yatağıma oturdum. Tam sırtımı arkama yaslayıp bacaklarımı uzatmak üzereyken kapı açılınca bakışlarım kapıya kaydı.

"Jeon."

"Komutanım, buyrun." diyerek ayaklarımı yataktan indirip ayağa kalkıp ona asker selamı verdim.

Omzumun arkasındaki dolu yatakları kontrol ettikten sonra bakışları bana döndü. Jimin dahil, geri kalan herkes uyuyordu.

"Kapının önüne." diyerek kaşlarıyla gelmemi işaret ederek çıktığında alt dudağımı kemirerek vakit kaybetmeden koşar adımlarla aralık bıraktığı kapıdan dışarıya çıktım.

Uzanarak kapıyı arkamdan kapatırken göğüslerimiz birbirine temas etti. "Telefonuna neden bakmıyorsun?!"

Gözlerimin içine bakarak sıktığı dişleri arasından tısladığında sertçe yutkundum. "Aa duştan yeni dönmüştüm, telefonuma bakma fırsatım olmadı özür dilerim komutanım." dedim makul bir açıklama yaparak. Keza bu doğruydu.

Hafifçe göğsünü geri çekerken ellerini ceplerine tıkıştırdı. Gözbebekleri aşağı-yukarı hareket ederek beni dikkatle izlerken, "Çıkıyoruz Jeon." dediğinde kaşlarım havalandı.

"Nereye komutanım yoksa randevuya mı çıkıyoruz?" Merakımı bastıramayıp dilime hakim olamamıştım.

Omuzlarını yükselterek önümde dik bir duruş sergilerken nefes kesen karanlık ve keskin bakışları gözlerimin içine saldı. "Hmm, seni randevuya çıkartıyorum." dedi pat diye.

Sözlerini hazmetmekte zorluk yaşarken gözlerim faltaşı gibi irileşti. "N-ne?"

"Duydun, randevuya çıkıyoruz." diyerek bana göz kırparken sırıttı. Ağzım kocaman açılırken elimi göğsüme yasladım. "Benimle? Siz? Randevu? İkimiz? Sadece biz?"

Benim bu cümlemi toparlayamayacak kadar kendimden geçişim karşısında kısık bir sesle kıkırdadı. "Düş önüme Jeon."

"Hazırlansaydım komuta-" diye başlamışken kaşlarını çattı. "Yürü Jeon." dedi katı bir sesle ve ellerini ceplerinden çıkartmadan ilerlemeye başladığında ben de yanında adımlarına eşlik ederek yürümeye başladım.

Askeriyeden çıktığımızda içim içime sığmayacak kadar mutlu olduğum için yüzüme yapışan gülüşüm iyice genişledi. Ağzım kulaklarıma varacaktı neredeyse sevinçten.

Komutan Kim ile randevuya çıkıyordum resmen!

Sola doğru yürümeye başlayınca, "Jeon bu tarafa." dedi derin sesi. "Komutanım aracınız bu tarafta ama." diyerek işaret parmağımla sol kısmı işaret ettim.

"Arabayla işimiz yok." dedi ve bana göz kırpıp askeriyenin hemen karşısında kalan Compose Coffee yazılı kahve kamyonuna yöneldiğinde peşinden ilerleyip ona yetiştim.

Kamyonun önündeki taburelerden birine oturup bana da gelmem için işaret verince yavaşça yanındaki taburelerden birine oturdum. "Bana randevudan önce kahve mi ısmarlayacaksınız komutanım?"

Dizlerini ellerinin ayalarıyla ovuşturup sırıtarak bana baktı. "Randevu bu işte, sen ne sandın?" dedi ağır ağır derin sesi. "Kahve tadımlarını yapman için seni çağırdım. Tüm kahveleri test edip tatlarına bakıp bana söyleyeceksin, tatmin olursam Compose Coffee'yi askeriyenin içerisine, arka bahçeye aldıracağım." dediğinde gülüşüm yüzümden silinirken hayal kırıklığıyla somurttum.

Yüzümün asıldığını fark edince sırıtarak elinin ayasıyla yüzünü ovuşturmayı bıraktı ve bakışlarımızı birleştirdi. "Randevuya mı çıkıyoruz diyordun, al işte sana randevu Jeon."

**

Bölüm sonu :') Ulan Taehyung az değilsin çocuğun hevesini kursağında bıraktın. Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bol bol oy ve yorum isterim gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx

Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit

-Şevval

Bölüm sonu

9 yorum