Haiii ben geldiim! IC taekookumu özlemişim, biraz ilhamsızlık yaşadığım için bölüm yazmak konusunda gecikmeler olabiliyor. Bu yüzden bölümü elimden geldiğince uzun tutmaya çalıştım. 2200 kelimelik bölüm oldu ehehe :')
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
"Oh... Evet orası komutanım, tam orası çok ağrıyor..." diye mırıldanırken belime masaj yaptığı sırada boynumu açığa çıkaracak şekilde başımı geriye attım.
Tam o sırada bana yaklaştı ve göğüslerimiz birbirine dayanırken sıcak soluklarını kulağımda hissettim. Gözlerimi yumdum. "Kendini çok mu zeki zannediyorsun?" diye soluduğunda hızla başımı çevirip gözlerimi araladığımda bakışlarımız buluştu.
Başımı çevirmemle birlikte sıcak solukları kulağım yerine dudaklarıma doğru çarparken, "Anlamadım komutanım?" diye mırıldandım. Tek kaşı imayla havalandı ve bakışları daha da iğneleyici bir hâl aldı. "Kahveme azdırıcı kattığını anlayamayacak kadar aptal mı zannediyorsun beni Jeon?"
O keskin sözleri ensemden buz gibi soğuk terler dökmemi sağladığında kilitlenip kaldım. "Aa ne? Azdırıcı mı?" diye haberim yokmuşçasına soğukkanlı bir oyunculukla homurdandığımda tek kaşı itinayla havalandı.
Delici bakışlarının doğrudan hedefiydim. "Hiç iyi bir oyuncu değilsin." diye hırıltılı bir sesle homurdandı. "Komutanım... Cidden neden bahsettiğinizi anlayamıyorum." diyerek müthiş bir istikrarla inkar etmeye devam ettim. Kabul edersem daha çok ağzıma sıçardı çünkü. Ah feci boka basmıştım, bir ara vazgeçiyor gibi olduğumda neden bu planı işleve geçmek için harkete geçme kararı almıştım ki. Jimin'in gaza getirmeleri yüzündendi. Plan götümde patlamıştı.
Zihnimi kemiren düşüncelerimin derinliğinde kulaç atmaktan bakışlarıma da tedirginliğim yansıyınca derin bir nefes alarak toparlanmaya çalıştım. "Kahveme azdırıcı katan sen değilsin yani?" Gözleri kuşkuyla kısılırken, ima dolu sesi iliklerime dek kazındı.
Ensemden oluk oluk soğuk terler dökmeye devam ederken saç diplerim kaşındı. "Değilim." dedim tek bir solukta. "Elbette ben değilim."
"Sen değilsen kim attı?" Kucağından kalkmadığım için kalçalarımdan sıkıca kavrayıp beni kendine bastırdığı anda nefesim kesilirken alt dudağımı ısırdım. "Gözlerime bak ve doğruyu söyle, derhal!" diye bağırdığında omuzlarım istemdışı hafifçe sarsıldı. Gözlerimi kırpıştırarak doğrudan irisleriyle göz teması kurarken, deltasının göz rengi açığa çıktı.
Gece mavisi olan lacivert gözlerinin derinliklerinde kaybolmuş gibi hissettim o an. Gözlerimi dahi kırpmadan lacivert gözlerine odaklandığımda yeniden derin sesi kulaklarıma çarptı. "Doğruyu söyle, hemen şimdi!"
"Bendim..." Kelimeler dudaklarımdan kendi kontrolüm dışında döküldüğünde ne söylediğimi, neyi itiraf ettiğimi anlayınca elimle ağzımı kapattım. Delta gözleri gözbebeklerini terk edip kahverengiye bürünürken, içimden okkalı küfürler savurdum. Delta gücünü kullanarak telkinle doğruyu söylememi sağlamıştı. Bir nebze farkında olmadan doğruları söyleyebileceğimi programlarcasına kontrollü bir şekilde hipnoz etmişti beni.
Böylece olay tam anlamıyla götümde patlamıştı. "Bir de inkar ediyor, yüzyılın deltasını kandırabileceğini mi zannediyorsun Jeon? Kendi ağzınla itiraf etmeni sağlarım işte böyle."
Sertçe yutkunup geniş omuzlarından tutarak kucağından kalktım. Acilen topuklamam şarttı. "Çok özür dilerim komutanım." diye fısıldayıp kapıya doğru koşturdum.
Kapıyı açtığım sırada, parmaklarımın arasındaki kapı kulpunu dışarıdan biri çekiyormuş gibi kapı çarparak geri kapandığında gözlerimi yumdum. Beni çiğ çiğ yiyecekti, cidden bitmiştim...
"Çıkabileceğini söylediğimi hatırlamıyorum?" Ellerimi önümde birleştirip ona doğru dönerken gözlerimi açıp şirince sırıttım. "Komutanım, siz de benim içeceğime azdırıcı katın ödeşelim..."
"Senin yapmak istediğini uygulayıp seni azdırıp yarı yolda bırakayım yani?" diye sorduğunda seslice yutkundum. Bunu pekte istediğime emin değildim doğrusu, azıp yarı yolda bırakılmak hoş gelmiyordu kulağa. Tamam ben uygulayacaktım onun için ama orası ayrıydı, zaten uygulamak istesem de azdırıcı bir boka yaramamış, delta kurduna işlememişti.
Ben de kabahatti, yüzyılın deltasına azdırıcı etki eder miydi Tanrı aşkına. Elime yüzüme bulaştırmıştım her şeyi.
"Hadi yine şanslısın, bugün iyi günümdeyim. Sana cezanı seçme şansı sunacağım." dedi ve gelmem için uzun parmaklarıyla işaret verdi.
Bu sözleri içimi rahatlatacağı yerde daha da gerildim. Ah ciddi anlamda ölüm fermanımı imzalamak üzereydim.
"Sana bu aklı veren arkadaşın Jimin'i başka bir askeriyeye mi göndereyim?" Tam masasının önüne vardığım anda işittiğim sözleriyle önüme eğdiğim başımı hızla kaldırıp ağzım açık bir şekilde gözlerine baktım. "Komutanım... Jimin'in suçu yok ki..."
"Bu aklı sana veren oydu, azdırıcıyı içeriye sokturan Jimin'di. Yüzbaşı Yoongi'ye güveniyor olmalı ki azdırıcıyı içeriye gizlice sokturdu, ama Yoon'un benim arkadaşım olduğunu es geçmiş." dediğinde beynime darbe yemişim gibi sarsıldım. Hassiktir... Felaket çuvallamıştık...
"Yani siz komutanım en başından beri... Biliyordunuz..." diye fısıldadığımda göğsünü şişirecek şekilde derin bir nefes çekti içine. "Bingo. Azdırıcı bana etki etmez, delta kurdum kurtboğanı bile alt edecek güce sahipken azdırıcı yanında hiç kalır." diyerek bana göz kırptı.
"Bildiğiniz halde neden içtiniz ki..."
Dirseklerini masaya yaslayıp kollarına abanırken keskin gözleri kısıldı. "Planını en başından bozmak istemedim, planın tıkırında işliyor gibi hissedip biraz mutlu olmanı sağladım."
"Çünkü?" diye soluduğumda sırıttı. "Çünkü böylesi daha eğlenceliydi. Ayrıca gizlice askeriyeye azdırıcı sokulmuş olmasından haberim olmasaydı bile, kahvenin rengindeki ve tadındaki farktan azdırıcı kattığın buram buram belli oluyordu zaten."
Başımı önüme düşürürken yok olmak istedim. Yerin dibine girip kaybolmak. "Komutanım öldürün beni siz en iyisi." diye mırıldandığımda kısık bir sesle kıkırdadı. "Bir bakalım, hmm. Cezalarım arasında öldürmek yok." dediğinde başımı kaldırıp göz ucuyla gözlerine kaçamak bir bakış attım.
"Sahi mi? Beni öldürmeyecek misiniz? Ölüm fermanımı imzalamam gerektiğini düşün-"
"Kes." diyerek elini havaya kaldırdığı anda dudaklarımı birbirine bastırarak sustum. "Jimin'i başka bir askeriyeye gönderip senin de askerliğini yakayım?"
Başımı hışımla iki yana sallarken ellerimi de kafamla aynı anda salladım. "Komutanım yapmayın, ne olur askerliğimi yakmayın, Jimin'i de göndermeyin. Ben istedim, ben kabul ettiğim için azdırıcı getirttirdi askeriyeye..."
"Suç ortağını korumak?"
"O benim yakın arkadaşım komutanım..." dediğimde dilini yanağının içine sertçe çarptırdı. "Cezayı bana verin, ne ceza verirseniz kabulüm ama lütfen askerliğimi yakmayın..." dedim yapıcı konuşmaya çalışarak. Ama elim ayağım gerçekten panikten titremeye başlamıştı ve her an askerliğimi yakabilecek olma ihtimali gözümü deli gibi korkutuyordu.
"Seni başka askeriyeye göndereyim o halde?" Hafifçe önüme düşürdüğüm başımı hızla kaldırıp dolan gözlerimle gözlerine baktım. "Komutanım..."
"Hmm?"
"Lütfen beni göndermeyin..." Ellerimi iç içe geçirip çenemin altında tutarak kedi yavrusu bakışlarla ona baktığımda iç geçirdi. Masadaki kalemini alıp parmakları arasında çevirmeye başladığında, "Tüm cezalar kabulüm diyorsun ama üç cezayı da reddediyorsun."
"Özür dilerim... Arkadaşımın gitmesini de istemiyorum kendim gitmekte istemiyorum, ayrıca askerliğimin yakılmasını da istemiyorum..." diyerek dudaklarımı büktüğümde parmaklarında çevirdiği kalemi sıktı. "Bükme dudaklarını!" diye tıslarken sıktığı kalem parmakları arasında ortadan ikiye ayrıldığında dudaklarımı hızlıca normal hale getirdim. "Emredersiniz komutanım."
"Dudaklarını öne doğru uzata uzata konuşma!"
"Komutanım ama bu benim... Böyle konuşuyorum, normal konuşma şeklim böyle hem uzatmıyorum ki o kadar-"
"Kes sesini." diye tıslarcasına ikaz etti beni. Dudaklarımı sımsıkı birbirine bastırdığımda, tatmin olmuş bir şekilde, "Güzel." dedi derin sesi. "Eğitim ve antrenman saatlerine denk gelecek şekilde tam bir hafta boyunca azdırıcı katılacak yiyecek içeceklerine."
Gözlerim faltaşı gibi irileşirken başımı olumsuz anlamda salladım. "Komutanım..."
"Buna da mı itiraz?!" diye bağırdı. Dudaklarımı büzüyor gibi olduğumu fark edince onları eski haline hemencecik ulaştırdım. "Komutanım eğitimlere gecikirim bu daha çok ceza almam demek..."
"Elin güneylerinden çekilmeyeceği için haklısın." dedi ve sırıttı. Parmağını şıklattı sonra. "Bir sonraki cezan oda hapsi. 2 günlüğüne oda hapsinde kalacaksın, yemek su yok."
"Ama ama ama... Komutanım, 2 gün aç mı kalacağım... Ölürüm ki açlıktan..." dediğimde kırık olan parçası elinde kalan kalemi masaya gürültüyle çarptırıp sekerek yuvarlanıp yere düşmesine sebep olurken az önce parmağını şıklattığı elini gözlerine siper edercesine kapattı.
Parmak uçlarıyla gözlerini sertçe ovuştururken, içinden beni öldürmek istediğini düşünmemi sağladı. "Cezaların bu kadardı Jeon." dedi sıktığı dişleri arasından. "İçlerinden birini seçmek zorundasın."
"Komutanım... Kucağınızda şınav çeksem?" diye hızla soluduğumda parmaklarını gözlerinden indirdi ve dik dik gözlerime baktı. "Komutanım... Diğerleri çok ağır ve hatta biri benim askerliğimi yakmak... Nasıl kabul edebilirim böyle bir şeyi... Bu askeriyeden gitmekte istemiyorum çünkü siz varsınız..."
Dudağının tek kenarı belli belirsiz kıvrılır gibi oldu. Bakışlarım dudağına kaydığı anda gülüşünü görmeme izin vermek istemezmiş gibi ifadesi ciddiyete büründü.
"Şansımı zorluyorum belki ama... Sizinle ilgili her türlü cezaya açığım komutanım. Arabanızı yıkarım, ayak işlerinizi bile yaparım. Hatta ofisinizi temizlerim. Ama şahsen... Kucağınızda şınav çekmekten yana şansımı kullanmak isterdim..."
"Bu cüretkârlığın ve dürüstlüğün konusunda son bir alternatif daha sunuyorum. 20 şaplak." dediğinde başımı hızla olumlu anlamda salladım. "Buna varım." dediğim gibi arkamı dönüp pantolonumu indireceğim sırada kahkaha atınca pantolonumun düğmesini açmak üzereyken duraksayıp ona döndüm.
"Yanağına şaplak atacaktım sersem." dediğinde ensemi sıvazladım. "Komutanım yanaklarım kıpkırmızı olur ama..."
"Jeon cidden sabrımı sınıyorsun." diye beni otoriter bir sesle azarladı. Sesimi duyar duymaz ciddiyeti hakimiyetini devralmıştı. "Komutanım... Kalçalarıma vursanız? Hem yüzüm gibi orası görünmeyecek... Cidden tenim çok hassas benim bakın yanaklarımı sıkayım." dedim ve hızlıca parmaklarımla yanağımı sıkıştırıp kıstırıp bıraktım. "Bakın kızardı değil mi?"
"Kızardı." dedi başını olumlu anlamda sallayarak. "Kalçalarıma vurun, söz gıkım çıkmayacak."
"Emin misin? Elim serttir ama, bence diğer cezaları düşün." diyerek bana göz kırptığında bir an bile tereddüt etmeden pantolonumu indirdim. "Eminim komutanım, hak ettim zaten."
"10'a düşürüyorum, gel kucağıma." diyerek arkasına yaslanıp elinin ayasıyla bacağına patlattığında gözlerim ışıldadı. Kucağına geri döneceğim için heyecanlanmamam gerekiyordu Tanrı aşkına. Asıl mesele 20'den 10'a düşürmüş olmasıydı. Ve bunu kalçama vurmasını istediğimi belirttiğim için yapıyordu. Yoksa... Yoksa bana kıyamamış mıydı?
Kendi kendimi doldurup kuruntularda boğulmamın hiçte zamanı olmadığını onun keskin bakışlarıyla karşı karşıya kalınca fark edip şirince sırıtarak masanın kenarından geçtim.
Ama sandalyeye oturmak için hamle yapacağım sırada ayağa kalktı ve köşedeki çiftli koltuğa yerleşti. Son anda kararını değiştirmişti.
"Gel kucağıma Jeon." dediğinde başımı olumlu anlamda sallayıp gülümseyerek pıtı pıtı peşinden gittim. Önüne geçmemle belimden yakaladı ve onun dizleri üstünden koltuğa uzanmam konusunda bana yardımcı oldu.
Göğsüm sol dizine, kalçam ise aralık bıraktığı sağ dizine denk gelecek şekilde yüz üstü uzanmıştım.
Pantolonumu sadece kalçalarıma kadar indirip hazırlamıştım az önce. "Bunu istediğine emin misin Jeon?" diye sordu son kez, teyit etmek ve rızamı alarak emin olmak istercesine. "Eminim komutanım, vurabilirsiniz."
Sesli bir nefes aldı ve sonra elinin ayasını sağ kalçama indirdi. İç çamaşırımın üstünden kalçama inen şaplakla nefesim kesilirken alt dudağımı ısırdım. Sevişirken bunu yaptığını düşünmeden edemedim. Lanet olsun zihnimi neden daima onunla ilgili kirli düşünceler doldurup duruyordu ki!
Bu kez sol kalçama şaplak indirdi ve birkaç saniye sonrasında sağ kalçama ikinci şaplağı geçirmekte gecikmedi. 5 sağa, 5 sola şaplak indirdikten sonra, "Bitti mi?" diye soludum.
"Daha fazlasını mı istiyorsun?" diye sorduğunda sırıttım. "Ayağa kalkamayacaksın seni şapşal. Şimdi olayın sıcağı sıcağına fazla hissetmesen de elim ağırdır. Hadi daha fazla şansını zorlama ve derhal koğuşuna geç!"
Kızmaya başladığını sesinin sona doğru iyice sertleşip yükselmesinden net bir şekilde idrak ettim. "Emredersiniz komutanım." diyerek kucağından kalkıp pantolonumu çekiştirdiğimde gözlerimin içine baktı. "Bir daha bana böyle oyunlar oynamaya kalkışırsan fena olur Jeon."
"Oynamam, kesinlikle oynamayacağım komutanım..." diyerek düğmemi bağlayıp fermuarımı çektiğim gibi ona asker selamı verdiğimde başıyla çıkmam için işaret verdi. "Kaybol şimdi."
"Kayboluyorum komutanım, iyi geceler." diyerek kapıya koştururken kalçamı tuttum. Ah siktir şaplak attığında o anın etkisiyle fark etmemiştim ama kalçalarım sızlıyordu gerçekten.
"Jeon." Kapıyı açmak üzere uzandığım anda sesini işitince arkamı döndüm. Tek elimle kalçamı tutmaya devam ederek ona baktığımda ayağa kalkıp köşedeki ecza dolabının önüne çömeldiğini gördüm.
Ecza dolabının önünden doğrulduğu anda arkasını dönmesiyle elindekini bana doğru fırlatması bir oldu. Refleksle önüme fırlayan şeyi tuttuğumda yakaladığım merheme baktım. "Kalçalarına sürersin." dediğinde alt dudağımı ısırdım. "Teşekkür ederim komutanım düşünceniz için..."
"Cömert günümdeyim, şanslısın." dedi ve bana göz kırptı. Sırıtarak merhemi avcumda sıkıca tutmaya son verip cebime tıkıştırdım ve beni yeniden azarlamaya başlamadan önce kapıyı açıp ofisinden dışarıya çıktım.
Kapıyı arkamdan usulca çekerek kapattıktan sonra gülümsedim. "Bana kıyamıyorsun komutan..." diye mırıldanarak ilerlemeye başladım.
Koğuşa döndüğümde ışıklar çoktan kapanmış ve yatma saati gelmişti. Sessizce yatağıma geçsem bile Jimin beni beklediği için yatağından fırlayıp beni alelacele tuvalete çekiştirmiş ve sessizce tuvaletin kapısını kapatmıştı. "Ne oldu lan? Çatlıyorum meraktan, yarı yolda bıraktın değil mi? Ama senin yürüyüşün değişti gibi geldi bana, dayanamadın tüm azgınlığıyla herifin seni sikmesine-"
"Götümde patladı plan!" diye sessiz olmaya çalışacak bir şekilde sıktığım dişlerimin arasından söylendiğimde kaşları havalandı. "Siktir."
"Siktir ki ne siktir Jimin. Azdırıcıyı yüzbaşı Yoongi'ye güvenerek sokturmuşsun. Üzümünü ye bağını sorma dediğinde anlamalıydım zaten."
"Evet de sen nasıl? Hassiktir..."
"Yoongi ile Taehyung yakınmış. Haliyle böyle bir durumu da öğrenmesi çokta zor olmamış. Bir de öğrenmese bile kahvenin renginden ve tadından anlayabileceğini söyledi. Yüzyılın deltasına kurtboğan bile etki etmiyormuş, azdırıcı hiçbir boka yaramadı anlayacağın. Bir de sırf planım işliyor gibi zannedeyim diye kahvenin hepsini içti!"
*
2 gün sonra|
Askeriyeden çıkmıştık. Komutanlar ve birkaç bölüğü seçmişti. Bölükler arasında bizim birlikte vardı. Komutan Kim bizimle aynı araçla operasyona gelmemişti, onu yoğunlukta sonradan görme fırsatım da olmamıştı.
Atış çalışırken, Daehyun bir kuşu vurduğunda güvercin girilmesi yasak olan tehlikeli bölgeye düştü. "Lanet olsun sana Daehyun!" diye bağırdım.
"Bilerek vurmadım ya!" dedi neredeyse ağlamaklı bir sesle. "Sus, öldürdüysen seni mahvedeceğim." diyerek tüfeğimi eline sertçe tutuşturup komutanların meşgul oluşunun fırsatıyla kuşun düştüğü kapalı alana koşmaya başladım.
Tel örgülerle çevrili olan demir çitlere koşarken, "Jungkook, mayın tarlası orası. Giremezsin!" diye bağırdı Daehyun arkamdan.
"O kuşu kurtaracağım!" diyerek çitlerden zıplayarak diğer tarafa atladım. Saklı olan mayınların üstüne basmamak için dikkatli adımlarla neredeyse parmaklarımın uçlarında basarak yaralı kuşu aradım.
"Jungkook, lütfen geri dön. Bak korkuyorum, mayınlar aktif ve her an üstüne basarsan patlayabilir!"
"Kapa çeneni, atış yerine hedef alıp atarken nasıl bir kuşu vurabilirsin ya!" diye cırladım. "Lan bilerek vurmadım! Atış yaparken hedefin önünden aniden uçup geçti!"
Sonunda yerde kanatlarını açmaya çalışan güvercini bulduğumda yavaşça elime aldım. "Korkma... Korkma." Şükürler olsun ki hâlâ yaşıyordu. Neresinden vurulduğunu çözmeye çalıştığımda yıkıldım. Gözlerim dolu dolu olurken, "Kanadından vurulmuşsun..." diye fısıldadım.
"Jeon!" Tam o sırada komutan Kim'in derin sesi kulaklarımda uğuldadı. Avuçlarımda onun canını acıtmayacak şekilde gevşek tuttuğum güvercinle birlikte arkamı döndüm. "Komutanım... Onu iyileştirip acısını alabilir misiniz? Lütfen..." diyerek koşmaya başladım.
"Jeon dur!" Komutan Kim çitlerin diğer tarafına atlayıp elini havaya kaldırdı. O anda bastığım zeminin ayağımın altında kıpırdadığını fark ederken klik sesi kulaklarıma doldu. "Ko-komutanım..."
"Sana durmanı söylemiştim lanet olasıca..." diye tısladı. "Komutanım mayın..." dedim kesik kesik soluklarımla. Gözyaşlarım daha da şiddetlenirken elini havaya kaldırdı ve birkaç adım ötemden bana ilerlemeye başladı. "Sakın kıpırdama. Ayağını kaldırmaya kalkışma, hareket etme duydun mu beni?! Geliyorum yanına Jeon!"
**
Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval








