Haiii ben geldiim! Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
Jimin'in gazıyla hareket edersem götümde patlayacağını biliyordum. Ama bir yanımda atağa geçmek istiyordu. Benden hoşlandığını düşünürken bir anda bana siper alıp cezalardan cezaya boğmasının intikamını almak istiyordum.
Ya gerçekten donlarımı alan kendisi olduğu halde bunu delta gururuna yediremediği için bana böyle cephe alıp çektiriyorsa diye düşünmeden edemiyordum. Aptallık bendeydi gerçi. Gidip pat diye iç çamaşırlarımı alan kişinin onun olduğuna emin bir perdeyle konuşmuştum adamla.
Sanırım bu cesareti, bana kendisiyle yakınlaşma şansını tanıdığı için bulmuştum. Kızgınlık sürecimde bana yardımcı olmak için, kızgınlığımı dindirebilmek için ona fazlasıyla yakınlaşmama izin vermişti. Ben de onunla ilgilenmek istesem de karşılık beklemeksizin beni göndermişti.
Tüm bunların aramızda kalmasını istemiş olmasını anlayabiliyordum, çünkü yüzbaşı bir deltaydı. Onun kudreti, itibarı, yenilmez iradesi ve başını önüne eğdirmeyen, burnu yere düşse almayacağı türden baskınlığı zirve olan delta gururu söz konusuyken bunun askeriye sınırları içerisinde bir başkası tarafından duyulmasını asla istemezdi.
Eğer içeceği ya da yiyeceği herhangi bir şeyin içerisine azdırıcı katar ve onu azdırıp sonra da yarı yolda bırakıp onunla ilgilenmezsem plan tıkırında giderdi. Lakin, bunu hissedip çakarsa ağzıma sıçardı. Cezalardan ceza beğenmek durumunda kalabilirdim. Riskli bir durumdu çünkü unutmamam gereken bir gerçek varsa, o da onun sadece normal bir yüzbaşı olmadığı gerçeğiydi. Yüzyılın deltası söz konusuydu.
Şüpheli davranırsam batırırdım, çünkü hemen durumu çakar, anlardı. Çok doğal ve soğukkanlı görünmem gerekiyordu. Serin ve stabil davranmam şarttı. Paniklersem bir torba inciri berbat ederdim.
Akşam yemeğine kadar ne yapacağımı düşünmüştüm. "Lan, ne yapıyorsun durumu? Bak getirttim. Yastığımın altında saklıyorum. Yapmayacaksan tuvalete atıp sifonu çekerek yok etmem lazım, yarın arama günü. Bulurlarsa sikerler belamı senin yüzünden." dedi Jimin elindeki çatalı bana doğru sallayarak.
"Odasına ne bahaneyle gideceğimi bilmiyorum ki, yapmak istiyorum ama bir yanımda feci üç buçuk atıyor. Çakallarsa kuru kuru siker belamı." diye masaya dirseklerimi yaslayacak şekilde abanıp öne doğru eğilip sadece Jimin'in duyabileceği şekilde fısıldarken bile etrafıma bakınıp kolaçan ettim.
"Burada değil, yemeği odasında yiyor paşazade, yemekhaneye uğramaz o." dedi Jimin. "Olsun, yine de tedbiri elden bırakmayalım. Yerin kulağı vardır." diye konuştum kısık bir sesle.
"Bak, bence kantin kapanmadan ve koğuş saati gelmeden önce kahve al ve özür dile. İç çamaşırlarını almakla onu suçladığın için kendini kötü hissettiğini söyleyip biraz ağız yap ve üzüldüğünü düşünmesini sağla. Çok yoruluyorum cezalarınızdan, hepsini hak ediyorum ama yine de çok yıpranıyorum çok zayıfladım, kısacık süre içerisinde yaşlandım falan de."
"Ya daha çok ağzıma sıçar yaşlandım dersem. Burası asker ocağı, yan gelip yatmak için burada değilsin diye yapıştıracak lafı." dediğimde gözlerini kıstı. "Tamam o zaman yaşlandım kısmını çıkart. Duygu sömürüsü yap biraz. Size kendimi affettirmek için her şeyi yaparım diyerek zeytin dalı uzatmak amacıyla kahve getirdiğini söyle. Yaparsın. Bak yapamayacağım diyorsan götümden terler akıta akıta içeriye sokturttuğum azdırıcıyı ortadan yok edeceğim ona göre."
Dudaklarımı şişirerek ofladım. "Tamam ya. Sen çıkıp kazağının kol kısmına saklayarak getir bana azdırıcı şişesini. Ben de kantine gidip kahve alayım. Doğu kanadındaki koridorda buluşalım. Orası sessiz olur bu saatte, kameranın da kör noktada kaldığı köşeye geçer kahvenin içine çabucak atarız." diye fısıldadım.
"Anlaştık." diyerek tabağındaki çileği ağzına tıktıktan sonra çatalı tabağa bırakıp ayağa kalktığında sırıtarak ben de kalktım. "Dehşet gerildim ya."
"Gerginliğini dağıtmazsan götünde patlar olay, ben şimdiden söylüyorum. Şarkı falan söyle, gerekirse kendini tokatla toparlan." dedi Jimin.
"Of tamam ya tamam her şey güzel olacak, pozitif düşüneceğim."
-
Jimin ile koridorda buluştuğumuzda karton bardağın içindeki kahveye azdırıcıdan birkaç damla dökerken Jimin önümü kapattı.
Kamera açısından görünmüyor olsak bile koridordan herhangi biri geçebileceği ihtimaliyle durumu riske atmak istememiştik.
"Lan o adamı azdırır mı? Adam delta salak." diye söylendi Jimin. Ardından elimdeki şişeyi kapıp neredeyse hepsini kahvenin içine boşaltırcasına boca ettiğinde, "Lan adamı öldüreceksin manyak, şişeyi bitirdin!" diye çıkıştım sıktığım dişlerimin arasından.
Jimin kahkaha atarak şişenin kapağını kapatıp kazağının kol kısmına çabucak sakladı. "Taşşakları patlıyormuş birde dolu dolu yaşadığı azgınlıktan." diye alay ettiğinde omzuna patlattım. "Delta o, patlar mı lan taşşağı adamın öyle. Ağzına sıçayım senin Jimin, bak zifiri gibi oldu bu kahve, rengi döndü amına koyayım. Offff!"
"Lan adam şekerli kahve içmez, al sana zehir zıkkım gibi acı kahve işte. Karıştır biraz."
"Kaşık mı aldık salak!" diye kızdığımda, "Parmağını sokup karıştır." dedi gülerek. "Haha çok komik." diye söylenerek başımı iki yana sallarken bardaktaki kahveyi elime ve yere dökmeyecek şekilde çalkalayıp salladım.
Üstünden dumanlar çıkan kahve biraz biraz normale döndüğünde rahat bir nefes aldım. "Renk vermez normalde ama kesin çözüm odaklı düşündüğüm için fazla boca ettim, ondan öyle oldu. Bak bak düzeldi işte."
"Vaz mı geçsem? Gidip azdırıcı dolu bir kahve vermek yerine kuru kuru özür dilesem ve duygu sömürüsü yapsam?"
"Lan salak, adam sana çektiriyor, karşılığını vermek için azdırıp bırakacaksın amaç bu değil mi? Sen ne olsun istiyorsun?"
Dudaklarımı şişirerek ofladım. "Tamam yıldım. Ne olacaksa olsun bitsin. Gidiyorum ben ofisine, kahve soğuyor." diyerek daha fazla oyalanmadan yanından geçtim.
"Fırla, dikkat et kahveyi dökme. Her bir damlası önemli. Bak tamamen içtiğine de emin ol. Ne kadar fazla içerse o kadar iyi." dediğinde yanaklarımın içini kemire kemire hızlı ve temkinli adımlarla ilerledim.
Kahveyi dökmeden ofisinin önüne kadar geldiğimde gümbürdeyen kalbimi içime çektiğim derin bir cesaret nefesiyle dizginlemeye çalışırken kapıya tıklattım.
"Gir!" İçeriden gelen otoriter komutuyla kapıyı usulca açıp dudaklarımdaki minik tebessümle başım önümde kapıyı itip kapı eşiğinde duraksadım. "Komutanım, rahatsız ediyorum. Müsaitseniz gelebilir miyim? Değerli vaktinizi ayırabilirseniz, sizinle bir şey konuşmak istiyorum..." Biraz yıkama yağlamadan zarar gelmezdi.
"Geç içeriye ve kapıyı kapat." dedi derin sesi. Gülümseyerek hızla başımı sallayıp içeriye geçerek kapıyı usulca itip kapattım ve yanına doğru ilerledim.
"Otur." dedi eliyle çalışma masasının hemen önündeki tekli koltuğu işaret ederek. Alt dudağımı dişleyerek döndüm ve koltuğa oturmadan önce, "Ben özür dilemek için buradayım. Size kahve ikram etmek istedim." diye mırıldandım.
"Tam kahve isteyecektim, yumuşak içim değildir umarım?" diye sorduğunda, "Espresso aldım kantinden." dediğinde parmağını şıklattı. "Aferin." dedi ve elini bana doğru uzattı. Bardağı yavaşça alması için parmakları arasına bıraktığım gibi az önce işaret ettiği yere oturdum.
Bakışları kahve bardağının içinde oyalanınca terlemeye başlayan avuçlarımı pantolonuma sürterek bacaklarımı sıvazladım.
"Komutanım ben size gelip bu şekilde bir şey söyleme hadsizliğinde bulunduğum için gerçekten çok üzgünüm. Verdiğiniz tüm cezaları fazlasıyla hak ediyordum, ama ben... Çok bitkin hissediyorum son zamanlarda. Yani, çok yoruluyorum, fazlasıyla zayıfladım. Ben zayıflayınca kurdumun da enerjisi oldukça düşüyor. Ben size kendimi affettirmek istiyorum, nasıl yapabilirim bilmiyorum ama siz ne isterseniz yapmaya pek tabii hazırım."
Kahveye bakmaya son verip bir yudum aldıktan sonra bakışlarını gözlerime kenetledi. Keskin bakışları beni oturduğum yere çivileyebilecek kadar gerginliğimi çoğaltıyordu. Ah lanet olsun, sakin kalmak zorundaydım. Serinkanlı davranmak zorundaydım.
"Kahve soğumuş." dediğinde sertçe yutkundum. "Aslında kantinden aldığım gibi getirdim ama hava soğudu ya komutanım, o yüzden soğumuştur. Bir de kapak kalmadığı için ağzını kapatamadım haliyle daha hızlı soğumuştur. Özür dilerim, isterseniz yeniden gidip alabilirim?"
Şüphe çekmemek için bu teklifte bulunmuştum ama yenisini isterse diğeri çöp olacaktı ve sadece tek bir yudum içtiğinden etkisi olmayacağını biliyordum. Ama içmesi için ısrarcı da davranamazdım, bu sefer direkt kuşkulanırdı.
"Düşünüp almışsın, zahmet etmişsin." Sesindeki o dingin ama bir o kadar da soğuk olan tavrı seslice yutkunmama sebep oldu. İçmeyecekti. Ya soğuk olduğu için, ya da anlamıştı her şeyi...
"Yenisini almamı ister misiniz?" diye sorduğumda dudağının tek kenarı aheste bir şekilde yukarıya kıvrıldı. "Hayır, bu kafi." dedi ve gözlerimin içine bakarak koca bir yudum daha içti. İçimin yağları eriyor gibi hissettim o an. Rahatlamış bir şekilde oh bile çekmek istesem de, kendimi bastırmayı başardım.
"İçilmeyecek kadar soğumamış." diyerek bana göz kırptı ve kahve bulaşan dolgun dudaklarını dili yardımıyla silerek dudaklarının daha da nemli bir hâl kazanmalarını sağladı. Bakışlarım parlak dudaklarına kayınca soluklarımın kontrolüm dışında hızlandığını hissettim. Terleyen avuç içlerim kaşınıyor ve midem kasılıyordu.
Biraz daha duygu sömürüsü yaptıktan sonra o kahveyi tamamen bitirdiğinde can alıcı kısma geçmek durumunda kalacaktım. Flörtöz tavırlarımla, onu cezbederek azgınlığını fitilleyecek, tetikleyecektim.
"Sen de ister misin?" diye sorduğunda, kaşlarım havalandı. "Ne? Ne ister miyim komutanım?"
"Kahve ister misin diyorum, kahve." diyerek kelimelerin üstüne basa basa vurguladığında başımı iki yana salladım hızlıca. "Komutanım, yemeği biraz fazla kaçırdığım için midem ağrıdı biraz. O yüzden kendim için almadım."
"Cezalardan memnun değilsin gördüğüm kadarıyla. Buraya seni affetmemi dile getirmekten ziyade artık ceza vermeyi sonlandırmamı arzuladığını düşünmemi sağladın." dedi ve duraksayıp kahvesinden bir yudum daha alıp uzun parmakları arasında kaybolan bardağı masaya bıraktı.
Bardağı iki eli arasında bırakacak şekilde dirseklerini masaya yaslayıp öne doğru abandı. "Bu şekilde yakınmaya başladığına göre, cezaları sonlandırmamı istiyorsun, öyle değil mi?"
Kuruyan boğazımı yutkunarak yumuşatıp ıslattıktan sonra, son derece yapıcı bir konuşma yapmak umuduyla dudaklarımı araladım. "Komutanım, vereceğiniz cezalardan yakınmıyorum, sonuna kadar vereceğiniz her cezayı sırtlanıp çekmeye hazırım. Ben sadece, haddimi aşarak size yaptığım saygısızlıktan dolayı bana öfkeli olmanızı istemiyorum. Beni affetmenizi istiyorum."
"Yani seni affettiğimde ceza vermeyeceğim, bu durumda cezaların da sonlanmış olacağı için seni affetmemi isterken aynı zamanda ceza vermeyi de sonlandırmamı diliyorsun."
İç geçirdim. "Komutanım beni affedin yeter ki, ceza vermeye isterseniz devam edebilirsiniz. Ne isterseniz yapmaya hazırım dediğim gibi." diye mırıldandım.
"Komutanın olarak verdiğim her görevi, cezayı yapmakla yükümlüsün zaten Jeon." dedi derin sesi. Dudaklarımı büktüm. "Öyle komutanım, görev ve ceza veren siz olduktan sonra her şeye hazırım ve tamamım ben. Sadece... Özrümü kabul edecek misiniz komutanım?"
Kahvesini alıp gözlerimin içine baka baka kafaya dikerek bitirdikten sonra boş bardağı avuçlarıyla ezerek masanın altındaki çöp kutusuna attı. Bu esnada göz kontağımızı koparmamıştı. Kahveyi tamamen, sonuna kadar içtiği için içimden mutluluk çığlıkları atmak istiyor olsam da dışıma yansıttığım sadece dudaklarımı büzmüş bir şekilde gözlerine bakıyor olmaktan ibaretti.
"Büzme dudaklarını." diye ikaz eden sert sesiyle dudaklarımı normal hâle ulaştırıp emrine itaat ettim. O sırada arkasına tatmin olmuş bir şekilde yaslanırken kravatını çekiştirerek gevşetti.
"Ofis sıcak mı oldu biraz?" diye sorduğunda elimi yelpaze göreviyle yüzüme doğru yelleyip salladım hızla. Azdırıcı anında etki etmeye başlamıştı. Sırıtışımı baskılamaya çalışırken, "Sıcak oldu komutanım, sanırım kaloriferler fazla yanıyor." diye mırıldandım.
Sert ve ciddi ifadesinden ödün vermeksizin oturduğu sandalyesini geriye doğru kaydırarak ayağa kalktı ve arkasında kalan pencereye yönelip camı açtı.
Ayakkabılarının tabanlarını zemine sert adımlarla vura vura geri dönüp deri sandalyesine geri kuruldu. "İçerisi biraz havalansın." dedi keskin sesi. Başımı olumlu anlamda sallarken, bacaklarımı ovaladım.
"Ne oldu?" diye sordu o sırada. "Hiç, hiçbir şey komutanım." dediğimde kaşları çatıldı. "Ne oldu diye sordum?!"
"Yorgunum çok, o yüzden kaslarım çok ağrıyor, bacaklarım tutuldu da. Şikayet ediyor gibi olmayayım ama, siz sorduğunuz için söyledim." dediğimde kravatını biraz daha gevşeltti ve çekerek başından çıkarttığı gibi masanın çekmecesini açarak gelişigüzel fırlattı.
Gömleğinin açık olan iki düğmesinin ardından üçüncüsünü de açtığında yanık teni biraz daha meydana çıkınca bu muazzam görüntü nedeniyle boğazım kupkuru kesildi.
"Cezalar çok mu yoruyor seni?" diye sorduğunda, dudaklarımı bükerek, "Birazcık... Ama şikayet etmek için söylemiyorum gerçekten... Yani verdiğiniz her cezaya katlanırım." dediğimde burnundan sert bir nefes çekti içine.
Bakışları büktüğüm dudaklarımda oyalanmaya son verip gözlerime geri tırmandı. "Bacakların mı ağrıyor sadece?"
"Omuzlarım da ağrıyor, biraz da belim..." diye mırıldandığımda, arkasına iyice yaslanıp dirseklerini oturduğu sandalyesinin kolçaklarına yasladı. "Gel kucağıma, dindireyim ağrılarını."
Ağzım kocaman açıldı. Siktir kucağına çağırıyordu beni yeniden. Bu bir fırsattı. Biraz daha flörtöz davranıp kucağında kıpırdanırsam deli gibi azacaktı.
Ben aklımdaki tilkilikleri hesaplarken, Taehyung tek elini kolçaktan ayırıp dizine pat pat vurduğunda gülümseyip alt dudağımı emerek ayağa kalktım ve çalışma masasının kenarından geçerek yanına geldim.
Bacağına vurduğu eli belime doğru uzandı ve bel boşluğumdan kavrayarak masa ile bacakları arasına geçmemi sağladı. Kucağına yavaşça ona sürtünecek şekilde tırmanıp oturduğumda sırtımı masaya yaslayacak şekilde beni masa ve kendi göğsü arasında kıstırdı. Heyecandan kalbim deli gibi gümbürderken, amacımdan sapmamam gerektiğini kendime hatırlattım. Onu deliler gibi azdırıp yarı yolda bırakacaktım. Zamanında ona yardım etme isteğimi kabul etmeyip beni göndermişken, bu sefer ben çekip gidecektim.
Parmak uçları masa ile belim arasına girip usulca masaj yaparken alt dudağımı ısırıp gözlerinin içine baktım. Dizlerimi onun kalçalarının iki yanında sandalyesine yaslamıştım. Dizlerime abanarak kucağına daha iyi yerleşme bahanesiyle ona biraz daha sürtündüğümde koyulaşan gözlerine bakmaya devam ettim.
"Oh... Evet orası komutanım, tam orası çok ağrıyor..." diye mırıldanırken belime masaj yaptığı sırada boynumu açığa çıkaracak şekilde başımı geriye attım.
Tam o sırada bana yaklaştı ve göğüslerimiz birbirine dayanırken sıcak soluklarını kulağımda hissettim. Gözlerimi yumdum. "Kendini çok mu zeki zannediyorsun?" diye soluduğunda hızla başımı çevirip gözlerimi araladığımda bakışlarımız buluştu.
Başımı çevirmemle birlikte sıcak solukları kulağım yerine dudaklarıma doğru çarparken, "Anlamadım komutanım?" diye mırıldandım. Tek kaşı imayla havalandı ve bakışları daha da iğneleyici bir hâl aldı. "Kahveme azdırıcı kattığını anlayamayacak kadar aptal mı zannediyorsun beni Jeon?"
**
Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, beklettiğim için elimden geldiğince bölümü uzun tutmaya çalıştım. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. Sağlıcakla kalın seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval









