Haiiii ben geldiim!
Yazım yanlışlarım varsa affoluna. Keyifli okumalar dilerim lokumlarım! Xx
+++++
"Son günlerde kıyafetlerim kayboluyor komutanım. Önce bir sweatshirtüm kayboldu, ondan sonra eşofmanım. Sonraysa atletim. Peşinden de iç çamaşırlarım kaybolmaya başladı." dedim gözlerinin içine bakarak.
Üst dudağı seğirir gibi oldu saliselik. "Son iki seferdir de, yıkamak için soyunma odasına getirdiğim boxerlarım tam da duş alırken kayboluyor. Kimin yaptığını bilmiyorum." dediğimde dudakları beğeniyle büküldü.
"Siz misiniz?" diye fısıldadım. "Ne?"
"İç çamaşırlarımı alan siz misiniz komutanım?"
Sözlerimi işittiği anda yüzündeki mimiksiz ifadesi tek kaşını kaldırmasıyla gölgelendi. Tek elini cebine tıkıştırmışken, diğer eliyle çenesi ve ağzını kapatacak bir sertlikle ovuşturmaya son verdi. Gözlerinde tehlike arz eden bakışları iyiden iyiye karanlıklaştığı için gerginliğim içimde tavan yaptı. Hay dilimi eşek arısı sokaydı da bu şekilde dile getirmeseydim, Tanrı aşkına bu şekilde sormamalıydım! Boş bulunmuş, dürüstlüğüm tutmuş ve kelimeler ağzımdan bir anda dökülüvermişti.
Gözlerindeki bakışla beni önünde diz çöktürmeyi hedefleyecek kadar gaddar ve tehlikeli baktığı için konuşmadığı, sessiz kaldığı her saniye büyük batmış, kendimi patlatmış gibi hissediyordum.
"Bu ne cüret?!"
Koridoru inleten gür sesiyle bedenim irkilmiş bir şekilde sarsıldı. Öyle ki, gök gürültüsüne eş değer olan sesi sadece bulunduğumuz koridorda değil, alt ve üst katlarda bile yankılanmış olma ihtimali fazlasıyla yüksekti. Herkesin bizi duyabileceği, tüm dikkatin komutan Kim'in sesini duyan herkesin tüm dikkatinin üzerimize çekilebileceği ihtimali omuzlarıma bir yük misali bindiğinde daha fazla o keskin gözlerine bakamayıp başımı önüme eğdim. Omuzlarım iyice düştü ve karşısında ufalırcasına küçüldüm.
"Ö-özür dilerim komutanım." Kelimeler dudaklarımdan cımbızla çekiliyormuşçasına zoraki dökülmeyi başardı. Bu heybet dolu ciddiyeti karşısında süt dökmüş kedi gibi kalakalmıştım.
"Ben sadece..." diyerek sustum. Kelimeler her geçen saniye konuşmak istediğim evrede dudaklarımdan öteye çekilerek uzaklaştı. Ne diyecektim? Şaka yaptım mı? Ya da öyle demek istemedim mi? Karşımda koskoca yüzbaşı komutan vardı, her şeyden ötesi yüzyılın deltasıydı.
"Ko-komutanım ben sadece..."
"Kapa çeneni!" diye kükrediğinde gözlerimi yumarak daha çok batırmamak, daha fazla elime yüzüme bulaştırmamak için dudaklarımı birbirine mühürlercesine bastırıp kapatarak sessizliğe büründüm.
Titreyen ellerimi birbirine kenetleyerek önümde birleştirirken, gözlerimi kırpıştırarak aralayıp göz ucuyla ona bakmaya yeltendim. Tam o sırada, bir başka komutanın yaklaştığını gördüm. O da bir başkasının geldiğini fark etmiş gibi dişlerini sıkarak, "Kaybol!" diye çıkıştı.
Gözlerim dolarken başımı olumlu anlamda salladım. "Özür dilerim komutanım..." diye mırıldandığımda, delta kurduyla, omegama bir kırbaç misali şiddetli bir çarpışma hissettim. Kendime gelmem gerektiğini idrak etmemi istercesine, akıllı davranmam için bir tokat misali uyarı olmalıydı bu.
Kurdum zayıflayacak şekilde, omegamın tıpkı bedenim gibi titrediğini hissettim. Bu bir nebze yıkıl karşımdan ikazıydı sanırım. Lanet olsun, her şeyi mahvetmiştim.
Gözlerimden süzülmeye başlayan gözyaşlarımı görmemesi için başımı önümde tutarak hızlı olmaya çalışan ama sekteye uğrayan adımlarla uzaklaşmaya başladım.
Doğruca merdivenlere yönelip alt kata inerken Jimin peşimden gelip bana yetişti. "Bittim ben... Gerçekten ben bittim, rezil oldum... Aptalın tekiyim, gerçekten aptal-"
Jimin bana sıkıca sarıldı. "Ah be Jungkook, imada bulun dedim pat diye söyle demedim ki sana, uyardım seni o kadar. Neyse başa gelen çekilir, üzme kendini." diyerek sırtımı sıvazladı.
"Ölüm fermanımı kendi ellerimle imzalamış gibi hissediyorum."
-
Komutan Kim bana feci kinlenmişti. Bana kan kusturacak gibi görünüyordu. "Yat yere!" diye komut veren komutan Kim'in keskin sesiyle soluk soluğa yere yüzüstü geri yattım.
Eğitim bittikten sonra beni cezalandırmak için çağırmıştı. Askeriyenin doğu kanadındaki bahçede bana kök söktürüyordu şimdi. Bir yere yatmamı söylüyor, bir ayağa kaldırıp yuvarlanmamı söylüyor, bir takla atmamı söylüyordu. Mala dönmüştüm. Ve eğilip oturup kalkarak yatmaktan hem kaburgalarım hem de yüklendiğim için kollarım ve bacaklarım ağrımaya başlamıştı.
"Yerde sürün!" diye emir verdiğinde, dirseklerime abanarak sürünmeye başladım. Dizlerimle de sürünmem için kollarıma destek çıkarken alnımdan akan ter zemine damladı.
Sırtımda tüm teçhizatlarımın içerisinde olduğu sırtçantamla birlikte tüm bunları aralıksız yapmak gerçekten yorucuydu ama şikayet etmeye hakkım yok gibi bakıyordu bana. İğneleyici bakışlarıyla beni yerin dibine gömmeye hazır gibiydi.
Yediğim bokun cezasını çekiyordum şimdi. "Devam et, ana binanın girişindeki merdivenlerin oraya kadar sürüneceksin!"
Oraya o kadar fazla mesafe vardı ki, duyduğum anda gözlerim yuvalarından fırlayacak şekilde irileşti. "Komutanım, yarısına kadar olsa?"
"Seni başka bir askeriyeye sürmediğime dua et! Sus, itiraz kabul etmiyorum!" diye beni azarladığında dudaklarımı bükerek başımı önüme eğdim. "Devam et!"
"Böyle yerde sürünmek yerine şimdi kucağınıza sürünüp sürtünmek vardı..." diye fısıldayıp sağ koluma abanarak göğsümü hafifçe zeminde sürükleyip sol kolumu attım.
"Ne dedin ne dedin?!"
"Çok susadım komutanım dedim..." diye mırıldanıp anında lafı çevirdiğimde arkasındaki kaldırımın üstüne bıraktığı pet şişesini kaptığı gibi kapağını açtı. Bana doğru uzatacağını zannedip duraksayarak dirseklerime abandım ve soluklandım. Ardından tek elimi pet şişeye uzanmak için zeminden kaldırdığımda elime tutuşturmak yerine şişenin içindeki suyu kafamdan aşağıya döktüğünde nereden geldiğimi şaşırdım.
Soluk soluğa ıslanan kafamdan tenime ve üzerime doğru süzülen damlalar arasında kalırken, "Biraz kendine gelmişsindir şimdi. Belirttiğim noktaya ulaşana dek su yok sana." dedi zalim sesi.
*
10 gün sonra|
"Ağzına sıçtı lan adam kaç gündür, feci intikam alıyor." Jimin'in sözleriyle yatağıma yorgunlukla yığılıp kaldım. "Pilim bitti cidden, duş nasıl aldım bilmiyorum, çok yorgunum Jim."
Koğuşta sadece ikimiz kalmıştık. Az önce Daehyun'da kantinde televizyon izlemeye çıkmıştı. Bizi de çağırmıştı ama feci şekilde yorgun olduğumu söyleyince ısrar etmek yerine gitmişti.
"Fazla acımasız davranıyor ama, sanki gerçekten almışta gocunmuş gibi davranmıyor mu?" diye kuşkulu bir şekilde sorduğunda şüpheyle gözlerimi kısıp ona baktım. "Adamın yüzüne gidip donlarımı alan siz misiniz diye sordum, az bile yapıyor. Kafamı kuma gömüp bir daha hiç çıkmamak istiyorum, hatırladıkça afakanlar basıyor. Sağdan soldan geliyorlar bana."
Jimin dudaklarını şişirerek ofladı. Kucağına koyduğu yastığa dirsekleriyle abanmış, ellerini iç içe geçirecek şekilde birleştirmişti. "Donların o günden sonra bir daha kaybolmadı ama değil mi?"
Sağ elimle sol omzuma masaj yapar gibi ovuştururken başımı olumlu anlamda salladım. "Kesin mi?"
"Evet, bir daha bırak donumu hiçbir eşyam kaybolmadı günlerdir. Ama her an kaybolabilir yani güvenmiyorum bokta çıka-"
Jimin dirseklerini çektiği kucağındaki yastığa pat pat vurdu. "Ulan cidden ya komutan Kim gerçekten alıyorsa ve bunu fark etmeyeceğini zannedip araklayarak, farkına varınca da kendine yediremediği için inkar etmiş olmasın lan?! Ki fark etmemen imkansız da neredeyse donsuz kalıyordun-"
"Ya sus be, gaza getirme beni, şüphe tohumlarını sokma aklıma şimdi. Hep senin yüzünden gaza gelip gidip andaval gibi adama donlarımı siz mi alıyorsunuz diye sordum şimdi ceremesini çekiyorum. Hem delta hem komutan yönüyle çektiriyor bana."
"Suçu bana atma lan şimdi, ben seni uyardım öyle pat diye söyleme diye. Ayrıca komutan Kim gerçekten çok kibirli bir adam. Buldu şimdi fırsatını ayarı veriyor sana."
Bezginlikle, ciğerlerim sökülürcesine iç geçirdim. "Ben ne yapacağım Jim ya... Ben sandım ki bana ufak ufak yöneliyor, ama her şeyi batırdım. Berbat ettim, aptal bir ahmak olarak görüyor beni kesin..."
"Kendine öyle şeyler söyleme lan." diyerek bana kızıp yastığı kendi yatağından benim yatağıma doğru üstüme attığında yorgun olmama rağmen dudaklarıma buruk bir gülümseme asıldı. Yastığı kollarımın altına alıp sırtımı yatak başlığına iyice yasladım.
"Benim anlayamadığım bu adam sana bayağı yürüyor gibi davrandı. Kızgınlığını hafif atlatman için seninle sevişti-"
Yastığı hızla suratına geri fırlattığımda havada yakaladı. "Biri duyacak, sessiz ol!" diye onu fırçaladığımda kıkırdadı.
"Bu sana yardım etse de, şimdi hiçbir şey yaşanmamış gibi davranıp senden de hiçbir şekilde beklentiye girmemen gerektiğini söylemişti değil mi?"
Kaşlarımı çatarak işaret parmağımı ona doğru salladım. "Öyle ama susar mısın? Yerin kulağı vardır, bak biri duyacak ya!"
"İsim vermiyoruz, rahat ol. Ayrıca kimse yok, kulaklarım kapının arkasına odaklı merak etme. Adım sesi duyarsam işaret veririm." dediğinde ensemi sıvazladım. "Bir plan kuralım bence."
"Ne planı Jim? Of cidden inanılmaz yorgunum, ben biraz şekerleme yapayım. Akşam yemeğine vakit var, komutan yine azrail gibi tepeme çöker falan, fırsat bulmuşken birazcıkta olsa uyuyayım." diye homurdandım.
"Bir dakika ya, uyumanın sırası değil şimdi. Sen bana bu adam sana yardımcı oldu ama senin onunla ilgilenmeni istemedi değil mi?"
Yanağımın içini kemirmeye son verip onu onayladığıma dair homurtular çıkarttım. "O bana yardımcı olduğu için ben de karşılık olarak ona yardım etmek, onunla ilgilenmek istedim ama beni geri gönderdi, anlatmıştım sana."
Jimin gözlerini kısarak çenesinin altını sıvazlayarak kaşıdı. "Yeterince azmamıştı demek ki ve karşılık beklemeden gitmeni söyledi. Hatta belki de azmıştı ama senin görmeni istemediği için seni gönderdi. İki seçenekte birbirine inanılmaz çelişkili olsa bile çok mantıklı." dedi kısık bir sesle.
"Kulağa mantıklı geliyor, ama her iki ihtimalde şu anda umrunda değil gibi, öyle olsa günlerdir ağzıma sıçmak yerine benimle sevişmek isterdi..."
Jimin gülerek parmağını şıklattı. "Sevişmek isteyecek hale getirelim o zaman bizde!"
Kaşlarım karmaşayla çatıldı. "Ne fitnelikler geçiyor aklından senin yine?" diye soludum. "Seni isteyecek hale gelmesini sağlayacağız ve sonra da sen geri çekeceksin kendini. Ama deltayla başa çıkmak kolay değil, feromonlarına yenik düşüp hemen yelkenleri suya indirirsen iş boka sarar, baştan söyleyeyim hiçbir anlamı kalmaz."
"Ne yapacağız lan? Feromonlarımı güçlendirme büyüsü mü, cadı bul-"
Yatağındaki hırkasını suratıma attığında sözlerim yarıda kesildi. Hırkayı yüzümden çekerek indirdiğim gibi ona gözlerimi kısarak ters ters baktım. "İçkisine ya da içtiği herhangi bir şeyin içine bol miktarda azdırıcı katacağız."
Gözlerim faltaşı gibi açıldığında Jimin keyifle kıkırdadı. "Sen beta değil tilkisin ya." diye söylendim. "O değil de ben nasıl azdırıcı katacağım? Ayrıca hayır dur, asıl azdırıcıyı askeriyeye nasıl sokacağız lan!"
Jimin ıslık çalarak bağdaş kurduğu ayaklarını yataktan aşağıya indirip sallandırdı. Ellerini dizlerine sürttü. "Azdırıcıyı askeriyeye sokma işini bana bırak, ama nasıl dökeceğine ben karışmam. Onu sen yapacaksın." dedi ve duraksayıp ayağa kalkarak yanıma gelip benim yatağıma oturdu.
"Azdırıcı etkisini gösterdiğinde yanında olmak zorundasın." dediğinde ellerimi birbirine çarparak kahkaha attım. "Seni arzulayacak ve onu iyice kudurtacak hale getirip yarı yolda bırakacaksın, al sana pakeeet!"
**
Bölüm sonu :') Umarım bölümü sevmişsinizdir, bol bol oy ve yorum isterim. Gelecek bölümde görüşmek üzere, sağlıcakla kalın. Seviyorum sizi baiii! Xx
Instagram: Sevvyniz / Sevvytk / Sevvyedit
-Şevval




