İçeriğe geç

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 23 · 16 dk okuma

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 23

Bölüm 19:Küllerin Düşü

BÖLÜM 19

▪──── ⚔ ────▪

Küllerin Düşü

Kaçma isteği içimde fırtınalı denizlerin devasa dalgaları gibi kabarırken kendimi dışarı attım. Omzumun üzerinden arkaya, biraz sonra geçmişimde bırakıp sonsuza kadar terk edeceğim kampa baktım. Yangının kargaşası ve dumanların oluşturduğu mükemmel korku perdesi sayesinde kimse bizi fark etmişe benzemiyordu. Nori, soluk soluğa nefes alırken, mavi gözlerinde endişe dolu bir ifade vardı ama bu ifade, yaramaz bir gülümsemeyle gölgelenmişti. Bu gülümseme çok şey anlatıyordu; özgürlüğe doğru attığımız bu ilk cesur adımın başarısından keyif alıyor olmalıydı.

Inkora kafesin kapısını arkamdan fazla ses çıkarmamaya dikkat ederek kapattı. Nori'yle beni eliyle ormana doğru, kendinden uzağa kışkışladıktan sonra geceyi yarıp geçen keskin bir komut verdi. ''Hadi koşun.''

Heyecanla, panikle, korkuyla ve umutla ağaçların arasına doğru koşmaya başladım. Hayatım boyunca gördüğüm en karanlık geceydi bu. Yalnızca yangının ateşi göğü aydınlatıyordu. Onu da çok geçmeden geride bıraktık. Orman bizi bir annenin bebeğini kucakladığı gibi sarıp sarmaladı. Yıldızlar kaçışımızı kolaylaştırmak için bu seferlik gökyüzünden çekilmişe benziyordu. Ay bu gecelik görünmez koruyucumuz olmaya karar vermişti. Işıklarından ödün vererek karanlığa karışmamıza yardımcı oluyorlardı. Nori hızlı ve geniş adımlarına devam ederken erzakları taşıdığı çantalardan birini bir kucak dolusu kuru dal gibi kollarıma fırlattı. Ellerimi içgüdüsel olarak açtım ve tahmin ettiğimden daha ağır olan çantayı yakalayıp hemen sırtıma attım. Nori kafasını kaldırarak gideceğimiz yönü küçük bir hareketle gösterdi.

Dişlerimi sıkarak kampı geride bırakmaya, ormanın daha da derinlerine koşmaya devam ettim. Hayatta kalma ihtiyacıyla dörtnala koşan bir atla yarışabilirdik. Son şansım bu olabilirdi ve bu düşünce kalan tüm gücümü bacaklarıma vermemi sağlıyordu. Elimde silahım yoktu ama yüreğimde cesaret vardı. O kafeste, çamurun ve pisliğin içinde diz çökerek ölmektense özgürlüğüm için mücadele ederken ölmeyi yeğlerdim. Öfkemle hızımı harladım. Madem Zaiden da bana ihanet etmişti, bari ihaneti bir işe yarasaydı. İhanetine karşı duyduğum öfkeyi daha ileri koşmak, bir adım daha atabilmek için kullandım.

Tam kendimi daha da uzaklara koşmak için hazırlamıştım ki Nori nefes nefese yavaşladı. ''Bekle,'' diye hırıldadı soluklarının arasından. ''Biraz bekle. Yeterince uzaklaştık.'' Bu kız bir savaşçı değildi ve vücudunu uzun koşular, yorucu talimler için eğitmemişti. Yine de sıradan bir kişinin yapabileceğinden çok daha iyi koşmuştu. Yorgunluğunu anlıyordum ama tek kaçış şansımızı riske atmaya niyetim yoktu.

Çantasını tutup çekiştirdim. ''Eğer tükendiysen bunu bana ver. Bu kadar uzaklaşmamız yetmez. Biraz daha ilerlemeliyiz.''

Nori omzunu sertçe geri çekerek çantasını almama izin vermedi. Karanlığı süzerek, sanki birini veya bir şeyi arar gibi gözlerini kısarak baktı. ''Gerek yok. Biri bize yardımcı olacak.''

''Kim?'' diye sordum tüm uzuvlarım uyuşurken.

Zifiri karanlıkta bir noktayı işaret etti. Ormanın ruhunu taşıyan gölgeli siluet hareketli bir ağaç gibi yaklaşıyordu. Bu gizemli kişinin kim olduğunu merak ederken tetikte kaldım. Elim kılıcımın olduğu yere gittiğinde orada olmayışı parmaklarımı sızlattı. Kılıcım benim bir parçamdı ve onsuz kendimi kanadı kırık bir kuştan farksız hissediyordum. Elimde bir silah olması için neler vermezdim ki...

Gölgelerin arasından yavaşça beliren yabancı yaklaştıkça netleşti. Benden biraz kısaydı. Adımları çimlerin üzerindeki görünmez bir tabakanın üzerinde yürüyormuş gibi asaletle süzülüyordu. Bir isyancı kampından aceleyle firar etmeye çalışırken bu kadar yavaş adımlar atması sinirlerimi bozmaya başlamıştı. Uzun, açık yeşil bir pelerin giymişti. Aynı renkteki kapüşonunu gölgelerin arasına karışmak isteyen bir suikastçı gibi burnuna kadar çekmişti ancak bu yemyeşil saçlarını saklamayı başaramamıştı.

''Fawn!'' diye atıldım. Tanıdık bir suratın beni bu kadar mutlu edeceği aklımın ucundan geçmezdi. Kimseye güvenmemem gerektiğinin farkındaydım. Bu karmaşık ormanda, peşimize düşecek isyancılar varken Nori ve Fawn gibi yeni tanıdığım insanlara güvenemezdim. Ama Inkora'nın söyledikleri beni bir anlığına duraksattı. İzimizin takip edilmemesi için eski bir dostun yardımcı olacağını söylemişti. Fawn ile konuşmuş, onu kaçışımda rol alması için ikna etmişlerdi. Eğer izimizi silebilecek biri varsa o da Fawn'dı. Üç atlıyı kolaylıkla Miath sınırına getirebilen bir yetenekli pekâlâ üç kişinin izlerini de ortadan kaldırabilirdi. Gücü yeterse sahte izler oluşturmasını bile isteyebilirdim.

Bir yeşil saçlı orman muhafızına bir topallayarak sırtını dikleştirmeye çalışan Nori'ye baktım. ''Birbirinizi nereden tanıyorsunuz?'' diye sordum şaşkınlıkla kaşlarımı çatarak. Fawn cevap vermek yerine Nori'ye döndü.

Nori olanları açıklama sorumluluğunu üstlenerek birkaç kez öksürdükten sonra kendi kendine homurdandı. ''Koşmaktan nefret ediyorum.'' Ardından matarasını çıkarıp birkaç yudum aldı. Ağzını elinin tersiyle sildikten sonra matarayı bana uzattı. ''Kairon sayesinde tanıştık.''

İçtiğim su neredeyse boğazımda kalacaktı. ''Kairon mu?''

''Evet,'' diyerek başıyla onayladı.

Suyun daha fazlasını arzulasam da daha sonra ihtiyacımız olabileceğini düşünerek kapağını kapatıp Nori'ye geri verdim. Kairon beni kurtarabilmek için hem Nori, hem Inkora hem de Fawn'la işbirliği mi yapmıştı yani? Eğer bu planın bir parçasıysa o neredeydi? Üstelik Nori'ye veya diğerlerine güvenebileceğini nereden biliyordu? Ortalıkta rastgele gezip müttefik aramak fazla tehlikeli bir oyundu ve Kairon'la ilgili anladığım tek bir şey varsa o da pek cesur olmadığıydı.

''Sorularını sonraya mı saklasan?'' diye sordu Nori. Sesi neredeyse çemkirir gibi çıkmıştı.

Nereye gittiğimiz hakkında en ufak bilgim yoktu. Körü körüne kaçıyordum ve üstelik soru soruyorum diye bana çıkışıyordu. Sinirle dişlerimi sıktım ve suratımı asıp Fawn'ı izlemeye karar verdim. Uzun, görkemli ağaçların arasından yürürken karanlığa doğan bir güneş gibi yol gösteriyordu.

Soğuk hava bir tokat gibi yüzüme çarpıyordu. Meyve ağaçlarından yükselen taze koku gözlerime ve boğazıma doluyordu. Aramızdaki sessizlik ve herkesin diken üstünde olması rahatsız ediciydi. Çizmelerimizin altındaki kuru dallar her çatırdağında ya Nori ya da ben sıçrıyorduk. Öte yandan Fawn konuşmuyor, tepki vermiyordu.

''Fawn,'' diye fısıldadım ona yaklaşarak. ''Sen etraftaki canlıları hissedebiliyorsun değil mi?''

Tereddütle önce sağıma sonra soluma ve arkama baktım ama manzara her türlü aynıydı. Fawn bizi bıraktığı anda nereye gideceğim hakkında en ufak bir fikrim kalmazdı. En yakın su kaynağına ulaşmak bile gerektiğinden fazla vakit alırdı.

Fawn başıyla onayladı. Kelimelerini de yuttu sanırım, diye düşündüm.

''O halde bir isyancı peşimize düşerse onun geldiğini hissedebilir misin?''

Bu sefer başını sallamadı. Sonunda kesik bir nefes alıp dolgun, pembe dudaklarını araladı. Ormanda yaşayan biri için nasıl bu kadar sağlıklı göründüğünü düşündüm bir anlığına. Saçları dolgun ve dalgalıydı. Dudakları sanki her gün şifalı bitkilerle renklendiriyormuş gibiydi ve pürüzsüzdü. Cildi yumuşacık görünüyordu ve bu karanlık gecede bile parlıyordu. Parmaklarındaki yaralar belli belirsizdi. İyi besleniyor olmalıydı ve bunu avlanmadan yapıyordu. O halde hayatını nasıl devam ettiriyordu?

''Çok uzakta olmadığı sürece geldiğini görürüm,'' diye cevapladı yumuşak bir sesle. Görmek. Ormanla olan bağını daha önce de bu şekilde anlatmıştı. Kelimeleri fırtına bulutları gibi havada asılı kaldı. Yürümeye devam ederken adımlarımız dikkatli ve sessizdi ama yüreğimdeki korku yankıları yavaş yavaş susmaya başlamıştı. Sonsuz Orman artık korkutucu göründüğü kadar güvenilir hissettiriyordu. Her ağaç, her yaprak, her dal sanki bana yeniden yuva olmuştu. Yanımızda ormanın dilini anlayan ve bizi tehlikeden uzak tutan bir müttefik olması da cabasıydı.

Nori, Fawn'a şüpheyle bakıyordu. Bir çalı parçasına çarpmamak için onu nazikçe çekip serbest bıraktığında bıkkın bir nefes verdi. ''Sürekli ormanda mı yaşıyorsun?'' diye sordu gözlerini yargılayıcı bakışlarla kızın üzerinde gezdirerek.

Fawn başıyla onayladı ama daha fazla açıklamaya ihtiyaç duymayınca Nori bir soru daha sordu. ''Neden?'' Ardından bir tane daha. ''Bir ailen yok mu?'' Ve bir tane daha. ''Belki arkadaşların?''

''Kimsenin ormana zarar vermediğinden, bu niyetle ormana girmediğinden emin olmak için buradayım. Elbette, isyancı sorunu ortaya çıktığından beri tek başıma yetebildiğim söylenemez,'' derken başını dimdik tutuyor, sakince süzülerek yumuşak adımlar atmaya devam ediyordu. ''Ayrıca arkadaşlarım var. Saige benim arkadaşım. Zaiden da öyle. Ve tabii ki Kairon.'' Bir anda neşelenerek başını yana eğdi ve gülümsedi. ''Sahiden, Kairon ne zaman aramıza katılacak?''

''Bu hiçliğin ortasında iletişim kurduğun herkesle arkadaş mı oluyorsun yani?'' diye sordu Nori dudaklarını büzerek. ''Zaiden, Saige'e ihanet etti ama bundan haberin bile yok.''

Ona buz gibi bir bakış attım. Tüm duygular hala çok tazeydi ve onlarla mücadele etmeye gücüm yoktu. Kalan gücüm yalnızca kaçmaya yeterdi.

Fawn aniden duraksadı. Arkasını dönmeden, olduğu yerde kalakaldı. ''Yanlışın olmalı,'' diye mırıldandı.

Nori zafer kazanmışçasına gülümseyerek başını iki yana salladı. ''Bunu görebiliyor musun bilmiyorum ama şu anda başımı iki yana sallıyorum.''

Fawn uzanarak elimi tuttu. ''Bu doğru olamaz, değil mi?'' diye sordu hüzünle.

Doğru olduğunu söylemeye dilim varmadı. Bunu kendime itiraf edebilmiştim ama tekrar kabullenemiyordum. Hislerimi bir kere daha yaşamak, o anları hatırlamak istemiyordum. Tüketici öfkemin, yatıştırıcıların ve Jaheer'in üzerimde uygulamaya çalıştığı yanılsamaların ardından zihnim daha yeni doğru düzgün çalışmaya başlamıştı.

Karışan düşüncelerimin arasında istemsizce dilimi boş diş etlerimin üzerinde gezdirdim. Ağzıma ekşi, kötü bir tat geldi. Açlığın getirdiği hafif kasılmayla dilimi geri çekerek yutkundum. ''Vatana ihanet için bir fırsata sahipti. Ona ne teklif edildiğini bilmiyorum ama olan oldu. Bu fırsatı kullandı.''

Bu doğru mu Saige? diye sordu içimdeki ses. Söylediklerine kendin inanıyor musun? Zaiden'ın bunu yapabileceğini düşünüyor musun?

Fawn başını inkâr edercesine iki yana salladı. ''Ama sizin hikayeniz çok güzeldi. Birbirinize bakışınız bile sevgi doluydu, çok net hatırlıyorum o anları.''

Omuzlarımı silktim. ''Hangi hikâye mutlu bitmiş ki bizimki bitsin.''

Mutlu değil belki, dedi içimdeki ses. Ama böyle bitemez. Bu sizin sonunuz değil. Bu sevginizin mücadele edemeyeceği bir şey değil. Daha derinlere in Saige. Zaiden'ın yüzünü gözlerinin önüne getir. Siyah, samimi bakışlarında bul gerçeği.

Yolculuğumuza devam ettik ama Fawn'ın omuzları düşmüş, suratı asılmıştı. Sessizlik dördüncü yolcu olarak tekrar aramıza katıldığında ormanın doğal yankıları eşliğinde ilerledik. Her adımda Zaiden'ı düşünmeden edemiyordum. Neredeydi? Kiminle beraberdi? Konuşuyor muydu yoksa konuşturuluyor muydu? Benimle neden konuşmamıştı?

Bekleme noktasına ulaşmak sandığımdan daha uzun sürmüştü. Uzun, sessiz ve gergin bir seyahat... Yokluğumu çoktan fark etmiş olmalılardı. Peşimize düşmüşler miydi yoksa yeni bir tuzak için mi hazırlanıyorlardı acaba? Jaheer, Euria'ya beni ele geçirdiğini haber verdiyse üçüncü gün beni elinden kaçırdığını nasıl bildirecekti? Fawn ve Nori'nin arasındaki sözsüz çekişme hepimizi daha da huzursuz hale getirmişti. Yolculuğun zorlukları artmadığı gibi azalmamıştı da. Aç karnımla bir yandan da üşürken bu ormanda öleceğimi düşünmeden edememiştim. Engebeli ve sert orman arazisinde attığım her adımda bacaklarım sızlıyor, kalçam isyan edercesine ağrıyordu. Derim kir ve ter yüzünden kaşınmaya başlamıştı. Nori ve Fawn'ın kötü kokumdan şikâyet etmeseler de rahatsız olduklarına emindim. Lütfen bir nehre denk gelelim, diye diledim. Bu kadar vahşilik bana bile fazla.

Gölgeli geçitlerden, yıkılmış ağaç gövdelerinin arasından, bir insan boyunda örümcek ağlarının etrafından ilerledikten sonra ormanın ağaçsız bir alanına, bir nevi küçük bir ovaya ulaştık. Nori elini kaldırarak durmamızı işaret etti. ''Bekleme yeri burası.''

Bu küçük ovanın etrafında en ufak bir su kaynağı dahi göremiyordum. Duyabildiğim bir akıntı sesi de yoktu. Yıkanabileceğim en ufak su birikintisini bile mumla aramaya başlayacaktım yakında. Bütün çalıların ve kayaların arkasından bir düşman fırlayacakmış gibi hissediyordum. Silahsız oluşum o kadar savunmasız hissettiriyordu ki derim en ufak bir seste yay gibi geriliyordu. Bu gerginlik de gücümün iyice tükenmesine sebep oluyordu. Nori'nin erzakları kaçırırken neden bir silah almamıştı? Ufak bir hançere bile razıydım. Tırnaklarımı iyice avucuma bastırarak ovanın ortasına ilerledim. ''Burada açık hedef olduğumuzun farkındasınız değil mi? Kolayca avlanırız. Hatta alnımıza, biz kamptan kaçtık gelin bizi yakalayın, yazsak daha az belli olurduk.''

''Uzun süre kalmayacağız,'' dedi Nori sakince.

"Merak etme orman bizi gizliyor," diye ekledi Fawn. Ses tonu, daha fazla soru sorma, diyordu.

İçine düştüğümüz bir tuzakla veya savaşacağımız düşmanlarla mücadele etmek kolaydı. Beklemekse dayanılacak gibi değildi. Vakit o kadar yavaş geçiyordu ki zaman tarafından işkenceye uğruyor gibi hissediyordum. Bu sonsuz bekleyiş ve gerginlik beni düşüncelerimle yalnız bırakıyor, zihnimi merhamet etmeden ağır ağır işgal ediyordu.

Kalbim ve mantığım birbirinden şüphe etmeye başlamıştı. Biri diğerini yavaşça boğuyordu ve sona yaklaşırken kimin kaybettiğini çözemiyordum. Sevgi ve nefretin birbirine bu kadar aşina olması çok tuhaftı. Sevgi duyarken asla nefrete dönüşmeyeceğinden emin olabiliyor ama o noktaya ulaşınca nefretle dolmaktan kaçamıyordum. İçime dolan bu huzursuzluk nefret miydi yoksa hayal kırıklığı mı emin değildim. Birinden daha da kötüsü Zaiden'dan bu kadar kolay nefret edebilir miydim? Er ya da geç, diyarı kurtarmak için yollarımızın ayrı düşebileceğini, Zaiden'dan uzak kalabileceğimi düşünmüştüm ama bunun ihanet yüzünden gerçekleşeceği bir ihtimal bile olmamıştı zihnimde. İhanet fiziksel olarak da acı vericiydi. Jaheer günlerce işkence yapsa bu kadar yara almazdım belki ama artık kemiklerim tek tek kırılmış gibi hissediyordum. Sevgi, en iyi ihtimalle hüzün dolu bir veda anlamına gelirdi. En kötü ihtimalle nefret dolu bir ihanet.

Uzun bir iç çektim. Eninde sonunda bu diyar için fedakârlık yapmak zorunda kalacağımı biliyordum. Demek ki beni bekleyen fedakârlık buydu. Kalbimden vazgeçmek ve onu arkada bırakmak... Çok yanlış geliyordu. Eksik hissettiriyordu.

''Kusacak ya da bayılacakmış gibi duruyor,'' dedi tam o sırada Nori.

Fawn bana dönmeden başıyla onayladı. ''Acaba hangisi?''

Nori kolumdan yakalayıp ovanın kenarındaki ağaç kütüğüne oturmamı sağladı. ''Saige, iyi misin?''

Başımla onayladım. Yanımda bu duygularımı paylaşabileceğim birileri olsaydı daha iyi hissedebilirdim. Zaiden'ın ihaneti hakkında Fawn ve Nori'yle konuşamazdım. Pek aramız olmamasının haricinde ağzımdan çıkan her kelimeyi gelecekte bana karşı kullanma ihtimalleri vardı. Kimseye güvenemezdim. Keşke Irithel burada olsaydı, diye düşündüm. Burada olsaydı beni dinlerdi. Peki Zaiden'ın bana ihanet ettiğine inanır mıydı?

Ben inanıyor muydum?

Zamanında Drystan da ona ihanet etmişti. Ona yalan söylemişti ve onu kandırmıştı ama bunları Irithel'in iyiliği için yapmıştı. Irithel'i hayatta tutmak için kendinden ödün vermişti. Ona zarar gelmemesi için kendini tehlikeye atmaktan biraz olsun kaçınmamıştı. Irithel'in bu yüzden ondan nefret edeceğini bile bile yapmıştı. Çünkü sevdiği insanın güvende olmasını sağlamak, her şeyden daha önemliydi.

Tam o sırada zihnimde bir şimşek çaktı. ''Nori,'' dedim titreyen sesimle.

Yanıma oturarak canlı mavi gözlerini üzerime dikti. ''Evet?''

''Zaiden, o Jaheer'le bir anlaşma yaptı öyle değil mi?'' Kelimeler dudaklarımdan dökülürken bir yandan da zihnimde bir kasırga esiyordu. Zaiden'ın ihaneti. Bana ihanet etmişti evet, ama nasıl bir ihanetti bu? Beni tehlikeye düşüren değil, tehlikeden uzaklaşmamı sağlayan türden bir ihanet... Tam da Drystan'ın Irithel'i korumak için yaptığı türden bir ihanet. Onu korumak için söylediği yalana benzer bir yalan.

''Bunu anladığını sanıyordum zaten,'' dedi Nori oturduğu yerde huzursuzca kıpırdanarak.

''O çadırda, onun duygularını bastırıyordun. Bu yüzden geldin.''

Nori suçunu kabullenircesine sessiz kaldı. Gözlerimi öfkeyle, dehşetle ve acıyla yumdum. Kalbim göğsümü parçalayacak gibi atıyordu. Başından beri yanlış gelen buydu.

''Zaiden'ın tepki vermesine engel oldun. Öyle değil mi?'' diye sordum sesimi yükselterek.

Nori aceleyle gözlerini kaçırdı. ''Doğru,'' diye mırıldandı.

''O fırtınalı gece,'' dedim bir yandan düşünmeye devam ederken. ''Zaiden'ın en büyük korkusunun bensiz kaldığı bir diyar olduğunu söylemiştin.'' O gece ilk defa karşılaşmıştık. Jaheer'in planları belirsizdi. Bizim yakalanacağımız bile kesin değildi. Nori bu kadar ileri adımları hesaplamış olamazdı. Ama o gece, Nori'nin dürüst davrandığını hissetmiştim.

Çadırda, Zaiden'la yüz yüze getirildiğimde yine Nori'ye sormuştum ve daha yuvarlak cevaplar vermişti. Yalan söylediğini hissetmiştim. Çadırda yalan söylemişti bana ama bunun üzerinde düşünmeye vaktim olmamıştı. Zaiden'ın beni sattığı düşüncesi yüreğimi öyle parçalamıştı ki diğerleri önemini yitirmişti.

Ama işler bundan ibaret değildi. Olamazdı. Duyguları bastırılıyor olsa bile konuşmasına engel değildi. O halde onu susturmayı nasıl başarmışlardı? Ne yapmışlardı da Zaiden tek kelime bile edememiş, ismimi bile söyleyememişti?

''Bana yalan söyledin,'' dedim tok bir sesle. ''Çadırda bana yalan söyledin ama neden?''

Nori başını sertçe iki yana salladı. ''Yalan söylemedim.''

''Söyledin!'' diye haykırdım sertçe ve ayağa kalktım. Yalanlar ve oyunlardan o kadar bıkmıştım ki Nori'nin boğazını sıkmamak için zor duruyordum. Ona doğru atılıp çenesini avucumun içine kıstırdım. Korkuyla açılan parlak mavi gözlerinin içine baktım. ''Şimdi,'' dedim tehditkâr bir tonla. ''Bana her şeyi anlatacaksın.''

''Tekrar yalan söylemeyeceğimi nereden biliyorsun?'' diye sordu. Kelimelerini seçmek zordu. Çenesini sıktığım için sözcükler birbirine karışmış bir şekilde çıkıyordu.

''Sen olan biteni anlat. İnanıp inanmamak bana kalmış.'' Gözlerim birer hançere dönüşüp onunkileri delip geçecek kadar keskinleşmişti artık.

Sandığından çok daha fazlası dönüyor Saige, dedi içimdeki ses. Herkes sana ihanet eder, Zaiden etmez. O seninkine zarar gelmemesi için tereddüt etmeden kendi kalbini söküp çıkarır ve bunu memnuniyetle yapar. Seve seve canını verir, sen yaşa diye. Kalbe karşılık kalp, kelimelere karşılık kelimeler, ve özgürlüğüne karşılık esaret...

''Sen insanların doğru söyleyip söylemediğini anlayabiliyorsun,'' dedi Fawn bir anda heyecanla.

Başımla onayladım ama bakışlarımı Nori'nin üzerinden çekmedim. ''Evet içgüdülerim güçlüdür.''

Fawn bize doğru bir adım attı. ''Hayır, gerçekten anlayabiliyorsun,'' dedi sanki bu sefer farklı bir cümle kurmuşçasına.

''İnsan sarrafı diyoruz buna Fawn,'' dedim onu tersleyerek ama anında pişman oldum. Onun bir suçu yoktu. ''Biraz izin verir misin?''

Nori bu sırada iki elini çenesini tuttuğum koluma sarmış, kurtulmak için debeleniyordu. ''Seni bırakacağım,'' dedim öfkeyle. ''Ama bıraktığım anda konuşmaya başlayacaksın. Sadece doğruları,'' diye ekledikten sonra dehşet içinde başını sallamasını izledim.

Parmaklarımı çenesinden çektiğim anda beyazlaşmış tenini elleriyle kapatarak geri savruldu. Tökezledikten sonra çenesini hızlı hareketlerle ovdu. ''Sana yardım etmek için canımı tehlikeye atıyorum ve karşılığını böyle mi veriyorsun?''

''Nori,'' dedim burnumdan derin bir nefes alarak. ''Bir daha yalan söylediğini anlarsam bundan çok daha kötüsünü yaparım. Zayıf gözüktüğüme bakma, bu halimle bile seni kolaylıkla yenerim.'' Gözlerimle yaşlı ağaç kütüğünü işaret ettim. ''Otur ve konuşmaya başla. Hiçbir detayı atlama.''

Nori derin bir iç çektikten sonra yenilgiyi kabul etti. İsyancı kampına geri dönemezdi. Tek çaresi bendim bu yüzden tekrardan güvenimi kazanmak için mücadele etmesi gerekiyordu. ''Zaiden, senin yakalandığın gece başka bir isyancı kafilesi tarafından alınıp tıpkı senin gibi kampa getirildi,'' diyerek anlatmaya koyuldu.

''Birbirinizi görmediniz ve duymadınız çünkü kampın iki ucundaydınız. Ben bile birinizin kafesinden diğerine giderken yoruluyordum. Jaheer ilk önce Zaiden'ı konuşturmak istedi. Çünkü seni kullanarak onu konuşturma fikrini mantıklı bulmuştu. Senin en büyük zaafın o değildi ama onunki sendin.''

Senin en büyük zaafın o değildi ama onunki sendin...

Sözcükleri zihnimi yaksa da duygularımı belli etmemeye çalıştım ve başımla onayladım.

''İlk gün,'' diyerek devam etti Nori. ''Senin nerede olduğunu öğrenebilmek için ortalığı birbirine kattı. Ve bunu söylerken çok ciddiyim. Kaç isyancı aynı anda saldırmak zorunda kaldı, hatırlamıyorum. Bir türlü onu sakinleştiremediler. Benim gücüm bile yeterli gelmedi. Senin adını haykırıp duruyordu. İyi olduğunu görmelerine izin vermelerini istiyordu. Ama Jaheer bunu yapmadı. Onu konuşturmak için işkence yapmaya başladı. İlk önce yaralıyor, dövüyor, vücuduna rastgele kesikler atıyor ve kemiklerini kırıyorlardı. Ölmemesi için kamptaki en iyi şifacılar yaralarını bir merhemle sarıyor, iyileştiriyor ve döngü tekrar başlıyordu. Ama Zaiden'ın iradesi kırılmadı. Jaheer onu konuşturmayı başaramadı. Fiziksel acıyla konuşmayacağını anlayınca onu duygusal olarak zorlamaya karar verdi.''

Derin nefes al Saige, dedi içimdeki ses. Güçlü ol. Nori'nin sonuna kadar anlatmasına izin ver.

''İkinci günün şafağında, Jaheer Zaiden'a senin öldüğünü söyledi. Bir süre inanmayı reddetti ama o kadar işkencenin altında zayıf düşmüştü. Gücümle inancını besledim. Senin öldüğüne inanmasını sağlamaya çalıştım. Jaheer bu durumdan fazlasıyla memnun kalınca bir zafer turuna çıktı. Ben de bunu fırsat bilip Zaiden'ın yanına gidip onunla konuştum. Mağarada karşılaştığım o güçlü, kararlı savaşçı yaralı ve çaresiz bir adama dönüşmüştü. Yine de senin yaşadığına dair ufakta olsa bir umudu vardı. Bana seninle aynı şeyi teklif etti. Eğer seninle iş birliği yaparsam sözünü tutacağını, abimi geri almama yardımcı olacağını söyledi. Seni bu kamptan uzaklaştırmam gerektiğini, karşılığında ne isterse yapacağını söyledi. Kararsızdım. Bir taraf beni abimin hayatıyla tehdit ediyordu, öteki taraf bana onu vadediyordu.''

Yutkundum. Gözlerimden akmamak için mücadele eden yaşları geri ittim. ''Zaiden, Jaheer'in elinde kalanın kendisi olması gerektiğini söyledi, öyle değil mi?''

Nori başıyla onayladı. ''Ama senin onu arkada bırakıp gitmeyeceğini biliyordu.''

Başımı iki yana salladım. Hayır, dedim kendi kendime. Hayır bu gerçek değil. Bir damla serinlik kirpiklerimden aşağı süzüldü.

''Üzgünüm Saige,'' dedi Nori. ''Ama seni inandırmanın, Zaiden'ı arkada bırakıp gitmeni sağlamanın yalnızca iki yolu vardı. Ya Zaiden'ın öldüğüne inanman gerekiyordu, ki bunu yapamıyorduk çünkü Jaheer ne kadar zarar verirse versin Zaiden'ın sağ kalması konusunda ısrarcıydı, ya da sana ihanet ettiğini düşünmeliydin. Tercihini ikinci taraftan kullandı.''

''Bu yüzden mi çadırda tek kelime bile etmedi?'' diye sordum. Kalbim yerinden fırlayıp çıkacaktı. Aynı anda onlarca duyguyu aynı anda yaşıyordum.

Nori bir anlığına duraksadı. ''Sayılır,'' dedi en sonunda.

Kaşlarımı çattım. ''Nasıl yani?''

Cevap vermeden önce derin bir nefes aldı. ''Seni o halde görürse dayanamayacağını biliyordu. Dayanamayacağını ve sana her şeyi itiraf edeceğine emindi. Bu yüzden o sabah ona bir bıçak bulmamı istedi. Silahlara erişimim olmadığını söyledim. Ki gerçekten de yoktu, yalnızca meyve soymaya yetecek kadar küçük bıçakları almama izin veriyorlardı. Zaiden, onlardan birinin de işe yaracağını söyledi. Ben de onu dinledim.''

Başımı sertçe iki yana salladım. Yapmamış ol, Zaiden, diye yalvardım. Lütfen bunu yapmamış ol.

Nori konuşmadan önce başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. ''Meyve bıçağını seninle görüşmeye götürülmeden önce verdim ve Zaiden onu kendi dilini kesmek için kullandı.''

Bölüm sonu

2 yorum