İçeriğe geç

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 24 · 12 dk okuma

İmparatorluğun Kılıcı (Wisteria 3)

Bölüm 24

Bölüm 20:Nehrin Kanı

BÖLÜM 20

▪──── ⚔ ────▪

NEHRİN KANI

Nori'nin sözleri içime işlerken nefesim boğazımda düğümlendi ve görüşüm bulanıklaştı. Zaiden, o dayanılmaz acıya razı olmuş, sessizliğini korumak için, hayır beni korumak için kendine zarar vermişti. Fedakarlığının ağırlığı fiziksel bir darbe gibi bedenimi vurdu ve dizlerimin zayıfladığını hissettim. Onu sevdiğimi söylediğimde cevap verememişti. O, konuşma yetisini, acı veya sevinç içinde haykırma yetisini tamamen yitirecek yolu seçmişti ve hepsi beni korumak içindi.

Nefesim boğazımda tıkanıp kaldı.

Zaiden'ın anıları zihnimde canlandı. Çarpık gülüşü, yıkılmaz kararlılığı, susturamadığım çenesi, paylaştığımız sessiz anlarda kulağıma fısıldadığı cümleler... Onun böyle bir acı içinde olduğunu, hissettiklerinin birazını bile fısıldayamadığını düşünmek dayanılmazdı. Beni korumayı, yanımda durmayı vaat ettiği zamanları hatırladım. Kaderin zalim bir cilvesiyle, onu koruması gereken kişi ben olmuştum.

Boğulduğumu hissediyordum.

Bu kadar derin bir fedakarlığın tek seçeneği olduğuna nasıl inanmış olabilirdi? Ellerim öfke ve üzüntüyle titriyordu. Bu ıstırabı sessizlik içinde, kendi elleriyle dilini alırken nasıl karşılamıştı?

Nasıl soluk alındığını unuttum.

Nori'ye baktığımda yüzü suçluluk ve üzüntüyle doluydu. Bu durumun bir parçası olmuş, Zaiden'ın işkencesine tanık olmuş ve bunu önleyememişti. Önlemeye çalışmamıştı bile. Ona bizzat bıçağı götüren kişi oydu. Nasıl büyük resmi görememiştim? Öfkem kabardı. Nori'nin de bu acımasız oyunun bir piyonu olduğunu biliyordum ama bu birazcık olsun fayda sağlamıyordu. Zaiden'ın benim uğruma kendine dehşet verici bir şekilde acı vermesini öylece izlemişti. Farklı bir seçenek sunmamıştı ona, fikir yürütmemişti. Yalnızca onu dinlemişti.

Öfkem çağlandı. Sanki zihnim özgürlüğüne yeni kavuşmuştu. Yakalandıktan sonra Zaiden'ı gördüğüm andan itibaren tüm yaşadıklarım gözlerimin önünden akıyordu. Nasıl inanabilmiştim? Zaiden'ın bana ihanet edebileceğine nasıl inanabilmiştim? İçimdeki şüpheleri nasıl susturabilmiştim? Bunu ona nasıl yakıştırabilmiştim? Zaiden'ın sesinin olmadığı bir dünyada haykırışlarım ormanı inletti. Bu adil değildi.

Öfkeyle Nori'ye döndüm. ''İnanmamı sağladın öyle değil mi?''

Cevaplamadan önce yutkundu. ''Evet.''

Nefeslerimi düzene sokmaya çalışırken kendisine bir meşe palamudu bulmuş bir sincap gördüm. Hevesle elindeki yemişi çeviriyor, gürültüyle kemiriyordu. Karnını doyurmuş olmanın mutluluğu onun için dünyalara bedel olmalıydı. Bir an için onun yerinde olmak istedim. Kocaman ormanın içinde en az onun kadar küçülüp her şeyden kaçmak ve uzaklaşmak istedim. Ne Kızıl Ordu ne gözü dönmüş Euria ne de koduğumun Jaheer'ini düşünmek istiyordum. Beni bu çocuksu hayallerden koparan derin bir nefes aldım. Kısacık bir an bile kontrolümü kaybedemezdim. Kaybetmemeliydim. Zaiden benimleydi, beni hiç bırakmamıştı.

Zaiden'in fedakarlığının ağırlığını gittikçe daha da fazla hissediyordum. Beni ezmeyi amaçlayan koca yükler gibi omuzlarıma binmeye devam ediyordu. Beni korumak için kelimeleri feda etmişti. Gözyaşları görüşümü bulanıklaştırdı, ama onları sildim ve omuzlarımı dikleştirdim. Güçlü kalmaya kararlıydım. Şu anda parçalanma lüksüm yoktu. Zaiden, beni korumak için her şeyini vermişti ve ona güçlü olmayı borçluydum, onun için savaşıp, onu kurtarmayı borçluydum. Özgürlüğüm karşılığında razı olduğu esaretten kurtaracaktım onu.

Bu artık sadece bir kaçış meselesi değildi; intikam meselesiydi. Zaiden'ın fedakarlığı boşa gitmeyecekti. Onu kurtarmak, iyileştirmek ve ona bunu yapan isyancıların bedel ödemesini sağlamak için bütün gücümle savaşacaktım.

O kampı başlarına yıkacağım.

Nori boğazını temizledi. Sesi hafifçe titriyordu. ''Jaheer bunu öğrendiğinde öfkeden deliye döndü. Zaiden'ı yazmaya zorladı ama Zaiden reddetti. Direndi. Yorgunluk ve kan kaybından bayılana kadar direndi. İşte o zaman Jaheer, Zaiden'ın artık işe yaramaz olduğunu anladı. Ama hala sana sahipti. Zaiden'ın sana ihanet ettiğini düşündürmek, onu sana karşı kullanmak benim fikrimdi. Jaheer bu fikre bayıldı. Seni o çadıra getirdi. Zaiden, seni acı çekerken gördüğü için kırıldı, sen onun ihanet ettiğini düşündüğün için.''

Kanımın kulaklarımda uğuldayan sesi yüzünden Nori'yi zar zor duyabiliyordum. Kanlar içinde, çaresiz, sesi sonsuza dek susturulmuş haldeki Zaiden'ın görüntüsü göğsümü ağrıtıyordu. Çığlık atmak, bu adaletsizliğe karşı haykırmak istiyordum. Ona zarar veren, kendine zarar vermesine sebep olan herkesi kılıcımdan geçirmek istiyordum.

''Neden bana bunu daha önce söylemedin?'' diye sordum, sesim öfke ve kederle titriyordu.

Nori yüzünü çevirdi, utanç yüzüne kazınmıştı. ''Korktum. Bana inanmayacağından, bunun başka bir yalan olduğunu düşüneceğinden korktum. Ayrıca Jaheer'in bunu öğrenip hepimizi cezalandırmasından korkuyordum. Riski göze alamazdım. İki taraflı çalışmak zordu ve ben kimin yanında yer alacağıma karar veremiyordum''

''İnanmayacağım diye mi korktun?'' dedim ve sesim daha da yükseldi. 'Beni sevdiğim adamın ihanetinin acısını çekerken izledin! Bunun bana ne yaptığını biliyor musun? Eğer olan biteni anlatsaydın farklı bir çözüm bulabilirdik. Hepimizin kurtulacağı bir plan yapardık.''

Nori sözlerimle irkildi, ama öfkemi yatıştırmadım, kaynayan öfkem taşarken devam ettim. ''Bana söylemeliydin, Nori. Bilmeye hakkım vardı. Zaiden, beni korumak için dilini kesti ve sen bunu benden sakladın. Eğer yalan söylediğini anlamasaydım buna inanmaya devam edecektim. Tüm hayatım boyunca Zaiden'ın bana ihanet ettiğini düşünecektim ve Zaiden o isyancı kampında, ondan nefret ettiğimi düşünerek ölecekti.''

Nori'nin yüzü suçluluk ve hayal kırıklığı ile büzüldü. ''Seni de korumaya çalışıyordum, Saige. Zaten ortalıkta çok fazla geziyordum. Şüpheleri üzerime çekmeye başlamıştım. Eğer Jaheer bunu öğrenseydi, buna ihtimal bile verseydi hepimizi anında öldürürdü. Başka seçeneğim yoktu.''

Başımı sertçe iki yana salladım. ''Her zaman bir seçeneğin vardır,'' diye mırıldandım, yumruklarım sıkılmış halde. ''Beni bir yalana inanarak acı içinde bırakmayı seçtin. Zaiden hakkında en kötüsünü düşünmeme izin verdin.'' Bunun kalbimi ne kadar kırdığını tahmin bile edemezsin. Hissettiklerimin yakınından bile geçemezsin.

Nori bir adım geri attı. ''Eğer sana gerçekleri anlatsaydım ne olurdu biliyor musun? Doğrudan Jaheer'in kampına geri koşup kendini öldürtürdün. Zaiden'ı kurtarmaya bile şansın kalmazdı belki. Sen sevdiklerini önemseyen, onları kendinden daha önemli gören birisin. Soğukkanlı bir şekilde karar vermene imkân yoktu. Sana yalan söylemekten hoşlandığımı mı sanıyorsun? Sahip olduğum imkanlar dahilinde en iyi kararı vermek zorundaydım. Bu benim için de kolay değildi.''

Senin için mi kolay değildi, diye düşündüm alayla. Sevdiğin kişinin sana ihanet ettiğini düşünerek yaşamak zorunda değildin. Zaiden'ın sahip olduğumuz her şeyi terk ettiğini, hepsinin bir yalandan ibaret olduğunu düşünmenin acısını yaşamak zorunda değildin. Bundan altı yıl önce yaşadığım duyguları tekrar yaşamanın getirdiği yürek sızısını hisseden sen değildin. Yaralarının iyileştiğini zannederken en büyük darbeyi bu diyarda en sevdiğin insandan aldığını düşünen sen değildin.

Sessiz kaldığımda Nori bunu devam etmek için bir işaret olarak algıladı. ''Ayrıca, sen acı çekerken benim çekmediğimi zannetme. Ben bir Valor,'um Saige. Zaiden dilini keserken yanındaydım. Çadırda, ikiniz de acı içinde kıvranırken yanınızdaydım. Hissettiğiniz her şeyi ben de hissediyordum. Sizin acılarınız yüreğinizde yanarken ben acıyı zihnimde yaşıyordum. Ama dayandım. Zaiden'a verdiğim sözü tutmam gerekiyordu ve tuttum. Seni o ölüm yuvasından çıkarmanın bir yolunu buldum ve bunu başardık. Bana verdiğin güvenin karşılığını aldın.''

''Güven mi?'' dedim, öfkem derin bir acıya dönüşerek. "Beni güvende tutacak şey neydi biliyor musun? Gerçek. Zaiden'in bana ihanet etmediğini bilmek.'' Beni korumak için en büyük fedakarlığı yaptığını bilmek. Bunun yerine, sadece şüphe ve umutsuzlukla kaldım.

Dişlerimi birbirine kenetledim. ''O küçük kafanla büyük işlere karıştın Nori.''

Nori bir adım yaklaştı, gözleri pişmanlıkla bakıyordu. "Saige, hatalar yaptığımı biliyorum. Ama geçmişi değiştiremeyiz. Şimdi yapabileceğimiz tek şey ileriye gitmek, birlikte. Zaiden'ın fedakarlığının boşa gitmediğinden emin olmak zorundayız. Lütfen, bana inan. Ben son kararımı verdim ve senin tarafındayım. Senin yanında savaşacağım ve gücümü bir daha asla sana karşı kullanmayacağım.''

Ona dönerken sözlerinin ağırlığı içime işliyordu. Öfke hala zihnimde kasırgalar estiriyordu. Dişlerimi o kadar sıkmıştım ki başım ağrımaya başlamıştı. Nori'nin imkânsız bir durum içinde kaldığını düşünmeye çalışarak derin nefesler alıp verdim. Korkunç seçimler yapmıştı ama önceliğim benden af dilemesini sağlamak değildi.

"Pekala," dedim. Sesim alçak ve zorlanmıştı. "Ama bu durumu kabul edilebilir hale getirmiyor. Hissettiğim acıyı ya da ihaneti silmiyor. Şimdilik yanımda kalmaya devam edebilirsin, ama bil ki Nori: Ne yaptığını asla unutmayacağım. Ve Zaiden da unutmayacak."

''Zaiden da unutmayacak derken, ne demek istiyorsun?'' diye sordu şaşkınlıkla.

Başımı dikleştirdim ve omuzlarımı geri attım. ''Inkora bize katıldığı anda tekrar kampa geri döneceğiz. Zaiden'ı kurtaracağız. Zaiden olmadan bir adım atmayacağım.'' Inkora'yı beklemek istememin tek sebebi kadının savaşçı bir görünüşü olmasıydı. Koca kampa karşı dördümüz çıkacağımız için eli kılıç tutan bir sincap bile olsa beklerdim. Her türlü desteğe ihtiyacımız olacaktı.

''Yok artık,'' dedi Nori şaşkınlıkla burnundan sert bir nefes vererek. ''Zaiden senin özgürlüğün için kendi dilinden oldu ve şimdi geri mi dönmek istiyorsun?''

''Aynen öyle,'' dedim ve başımı hafifçe yana yatırdım. ''Ve sen de benimle geliyorsun. Madem gücünü kullanmaktan çekinmiyorsun, bu sefer bizim değil isyancılar üzerinde kullanacaksın. Bana Zaiden'ı geri almaya çalışırken yardım edeceksin. Eğer bir anlığına bile olsa tereddüt ettiğini, en ufak bir bakışını görürsem bil ki bu ekipte yerin yok.''

Kütüğün üzerinde huzursuzca kıpırdandı. ''Sana yardım ederim. Bu aptallık ama yine de yardım ederim. Senden başka çarem yok.''

Gözlerimi kıstım. ''Ama içine sinmeyen bir şeyler var, öyle değil mi?'' Ona doğru bir adım atıp hafifçe eğildim. ''Ne var?''

Nori gözlerini kaçırdığı anda hesaba katmadığım bir şey olduğunu anladım. ''Saige,'' dedi kasvetli bir şekilde. ''Zaiden onlara hiçbir bilgi vermeyecek. Jaheer bunun farkında. Ve Jaheer'in Zaiden'ı hayatta tutmasının tek sebebi sendin. Seni tehdit edebileceğini düşündüğü için Zaiden işe yarayacak bir tutsaktı.''

Duraksadım. ''Ama şimdi konuşamaz,'' dedim sesli bir şekilde düşünerek. ''Kaçtığımı fark ettikleri anda onu idam ederler.''

Gerçek, buzdan bir bıçak gibi nefesimi kesip attı. Derin bir nefes alarak düşüncelerimi toplamaya çalıştım. Tehlike düşündüğümden daha büyüktü ve Zaiden çok daha fazla risk altındaydı. Hızlı ve akıllı olmalıydık. Hata yapma lüksümüz yoktu. Kaybettiğimiz her an, Zaiden için yaşam ve ölüm arasındaki farkı belirleyebilirdi.

Nori'nin yüzü acı dolu bir kabullenmişlikle kararmıştı. ''Çok vaktimiz yok. Senin kaybolduğunu anladıklarında, onu hayatta tutmak için hiçbir sebepleri kalmayacak. Hızlı hareket etmeliyiz.''

Başımı kararlılıkla salladım. Gündoğumunda kampta olabilirdik. Fawn bizi geri götürebilirdi. Ama sayıca çok azdık. İsyancıları kaba kuvvet değil, aklımı kullanarak alt etmem gerekiyordu. "O zaman konuşmayı bırakıp plan yapmaya başlamalıyız.''

Sessizce dinleyen Fawn öne çıktı. ''Ben, ne istersen yapmaya hazırım Saige.''

Ona baktım, minnet ve çaresizlik karışımı duygular içindeydim. "Teşekkür ederim.''

Ardından uzun, kalın bir dal parçası buldum ve Nori'nin eline tutuşturdum. Detaylı bir plan yapmaya başlamadan önce bana yerde isyancı yerleşkesinin kabataslak bir haritasını çizmesini söyledim. Nori birer birer her yeri işaretledi. Beni koydukları kafes, Zaiden'ı koydukları kafes, Jaheer'in çadırı, silah çadırı, erzak depoları... Her detay önemliydi. Hiçbir şeyi göz ardı edemezdik.

"Kuzeydoğudan yaklaşmalıyız," diye önerdi Nori, toprakta çizdiği kaba haritada bir yol izleyerek. "Burası en az korunan alan.'' Benim kafesimden ormana doğru koştuğumuz yön güneydoğuydu. Bizi güneyde arayacaklardı. Ancak yine de doğudan yaklaşma fikri aklıma yatmıyordu.

''Fawn,'' diye seslendim tam aksi yöne bakarak bizi dinleyen kıza. ''Şu bizi Miath sınırına yaklaştırmak için yaptığın şeyi tekrar yapabilir misin?'' Yaptığı büyünün ismini bilmediğim için birkaç sözcük geveledim. 'Birkaç günlük yolu hemencecik kat etmemizi sağlamıştın.''

Fawn bir anlığına tereddüt etti. ''Çınarlamadan bahsediyorsun,'' dedi ardından gülerek ekledi. ''Ormanın içinde insan gözünün algılayamayacağı hızda hareket etmeye biz çınarlama deriz.''

''İşte bizi kampın kuzeydoğu sınırına çınarlayabilir misin?'' diye sordum bu sefer daha net şekilde.

''Elbette,'' dedi omuzlarını silkerek. ''Etrafımızda yaşayan bitkiler olduğu sürece istediğiniz her yere götürebilirim.''

Harika. Ocreya yolculuğumuz Fawn sayesinde çok daha kısa sürecek.

Nori dalını haritanın sol üst köşesine vurdu. ''Zaiden'ın burada olacağının garantisini veremem. Kafesi buradaydı ama işkence etmek veya canını almak için farklı bir yere götürebilirler.''

''Sorun değil,'' dedim tüm olasılıkları kafamda tartmaya devam ederken. O kamptan Zaiden olmadan ayrılmayacaktım. ''Fawn,'' diye seslendim tekrardan dikkatini çekmek için. ''Diyelim ki Zaiden'ı buldum. Ama isyancılar tarafından etrafımız sarılmış durumda ve kaçacak hiçbir yer yok. Bizi oradan alıp ormanın farklı bir köşesine çınarlayabilir misin?''

Büyük bir beklentiyle sorduğum soruya cevap olarak dudaklarını büzdü. Hayal kırıklığıyla suratımı ekşittim. ''Büyü tam olarak o şekilde yapılmıyor,'' diye açıkladı. ''Sizi bir anda yok edip başka bir yerde var edemem. Hareket halinde olmanız gerekiyor.''

''Yani etrafımız sarılı olsa bile ormana doğru koşarsak, ormanın içine ulaşamasak bile bizi daha ileriye gönderebilirsin, doğru mu anladım?''

Başını hafifçe aşağı yukarı salladı. ''Bunu yapabilirim, evet.''

''O halde sana işaret vermemiz gerekiyor. Saldırıya uğradığımız anda tehlikenin vurmasını beklemeden bizi çınarlamalısın.''

''Şu nasıl?'' dedi Nori ve iki elini ağzının yanına yerleştirdi. ''FAWN BİZİ KURTAR!'' diye bağırdı. Ardından ellerini çekip gülümsedi. ''Bu işe yarar bir işarete benziyor, ne dersin?''

Gözlerimi devirdim. Fawn'ın hızlı bir şekilde harekete geçmesi gereken her durumda pratik davranmamız gerektiği için fena fikir değildi. Fawn'ın adını seslenmemiz bile yeterli olacak gibiydi. ''Yanımızdan ayrılmamalısın,'' dedim Fawn'a dönüp. ''Bizi duyabilecek mesafeden uzaklaşmamalısın.''

''Kampın düzeni ve nöbetler hakkında başka ne söyleyebilirsin?'' diye sordum Nori'ye dönerek. Kampa sızmamızın daha iyi bir yolu olup olmadığını düşünmeden edemiyordum.

Nori, toprakta çizdiği haritanın yanında diz çöktü. Gecenin silik aydınlığı, kaba çizgiler üzerinde uğursuz gölgeler oluşturuyordu. ''Zaiden'ın kafesini gören üç ana nöbet noktası var. Tıpkı sende olduğu gibi şafakta nöbet değiştiriyorlar.''

Başımı sallayarak bilgiyi zihnime kazıdım. ''Tamam. Kuzeydoğudan yaklaşacağız. Fawn, bizi oraya çınarlaman gerekecek. Kaybedecek vaktimiz yok. Kampın kenarına ulaştığımızda, nöbet değişimini bekleyeceğiz ve yeni nöbetçiler görev başına geçtiği anda saldıracağız. Ben sizi kollarım fakat planda bir aksilik olursa kendinizi kollamanız gerekebilir. Fawn, bir isyancıyla dövüşmeyi başarabilir misin?'' diye sordum Fawn'a dönerek.

Fawn, ona baktığımı anında anladı. Pelerininden sıyırdığı çıplak elini havaya kaldırdı. Önce sertçe ileri itti, ardından hızla geri çekti. Bunu yaptığını anda bir sarmaşık demeti ormanın derinliklerinden bana doğru fırladı. Koyu renkli, dikensiz sarmaşıklar hızla boğazımın etrafına dolanıverdi. Bunu gören Nori geri fırladı. ''Hay diyar aşkına!''

Fawn memnuniyetle gülümsediğinde sarmaşıkların sıkılığını arttırmaya devam etti. ''Tamam, mesaj alındı!'' diye haykırdım boğazıma yılan gibi sarılan sarmaşıkları gevşetmeye çalışarak.

Anında gücünü geri çekerek sarmaşıkların serbest kalmasını sağladı. Koyu yeşil, esnek bitki kollarını iğrenerek bir kenara fırlattım. ''Başka bilmemiz gereken yeteneklerin var mı? Baştan söyle de ağaçlar elinde kılıçlarla kampa dalarsa ya da sincaplar stratejik planlarımıza dahil olursa şaşırmayalım.''

Fawn gülümseyerek omuz silkmekle yetindi. Anlaşılan başka yetenekleri varsa onları bize açıklamayacaktı. En azından şimdilik bir isyancıyı kolaylıkla yenebileceğini biliyorduk.

''Pekâlâ,'' dedim parmaklarımı istemsizce boğazımda gezdirerek. ''Dikkatleri Zaiden'ın üzerinden çekecek, bambaşka bir tarafa yönlendirecek bir şey lazım.''

''Yangın çıkarabiliriz,'' diye önerdi Fawn.

Nori dilini şıklattı. ''Onu çoktan kullandık. Sadece bodoslama dalıp senin kaçtığını ve koşarak güneye ilerlediğini gördüğümü söyleyebilirim.''

''Alınma Nori,'' dedim başımı hafifçe ona eğerek. ''Ama kaçtığımızı çoktan fark ettiklerine eminim.''

''Senin kaçtığının farkındalar,'' diye düzeltti Nori. ''Benim yokluğumu anlamaları daha uzun sürecektir.''

''Bundan daha şaşırtıcı, daha beklenmedik bir şey lazım," dedim hızlıca düşünerek. "Nöbetçileri yerlerinden ayrılmadan önce iki kez düşündürmeyecek bir şey. Kampın ters tarafından bir saldırı algısı yaratabiliriz belki.''

Fawn'ın sırıtışı parladı. ''Çalıları ve ağaçları sesler ve hareketler yaratmak için kullanabilirim. Büyük bir kuvvet yaklaşıyormuş gibi görünür ve sesleri duyarlar. Onlara doğru yaklaşan bir ordu olduğunu düşündükleri anda Zaiden'ı unuturlar. Doğu tarafında işimi bitirdiğim anda da yanınıza gelirim. Sizi hızlıca alırım ve uzaklaşırız.''

''O halde Nori benimle gelecek. Fawn kargaşayı yarattığı anda sen ve ben doğrudan Zaiden'ın kafesine gideceğiz. Fawn arkamızı kollayacak. İlk işimiz etkisiz bıraktığımız isyancıların silahlarını almak olmalı.''

Nori dudaklarını ince bir çizgi haline getirdi. ''Riskli, ama en iyi şansımız bu.''

Hava, gerilim ve beklentiyle ağırlaştı. Başımı salladım. ''Nöbetçiler etkisiz hale gelince, önceliğimiz Zaiden. Kafesi burada," kampın köşesine yakın bir noktayı işaret ettim.

''Ve Zaiden'ı kafesinde gördüğümüz anda,'' diye ekledim, olasılıklar kafamda hızla dolaşırken, ''Tereddüt yok, ikinci kez düşünmek yok.''

''Kampta kaç kişi var demiştin?'' diye sordu Fawn.

Nori matarasını açmış kana kana su içiyordu. Son yudumunu ağzına doldurduktan sonra çalkaladı ve kenara tükürdü. ''Yüzden fazla.''

Fawn anlayışla başını salladı. ''Yüzden fazla,'' diye tekrarladı. ''Ve biz üç kişiyiz.''

''Önemli olan sayıca üstünlük sağlamak değil,'' diye düzelttim onu. Yüz kişiye karşı tek başıma savaşacak olsam bile girerdim o kampa.

''Silahlarımız olsa her birimizi üçle çarpabilirdik,'' dedi Nori.

Başımla onayladım. ''Kılıcımı o kadar özledim ki,''

Tam o sırada Fawn'ın yüzüne geniş bir gülümseme yayıldı. Arkasını dönmedi ama gölgelerin arasında bir kıpırtı fark ettim. Biri yanımıza geliyordu. Dikkatimi toplayarak temkinli bir şekilde ayağa kalktım ve hışırtıların geldiği yöne döndüm. Herhangi bir tehditle karşılaştığımda hep yaptığım gibi hafifçe eğilerek pozisyon aldım.

Elinde çok sayıda bez çanta taşıyan, kambur yürüyen bir erkek silueti çıktı gölgelerin arasından. Beyaz saçları gözüme çarptığı gibi Fawn'ın neden bizi uyarmadığını anladım.

Kairon elindeki kılıçları havaya kaldırıp sırıttı. ''Sanırım bu konuda yardımım dokunabilir.''

BÖLÜM 21

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.