İçeriğe geç

İLMEK

Bölüm 7 · 21 dk okuma

İLMEK

Bölüm 7

6. Değişim

11 yıl önce Haziran

Harun, sevdiğinin dükkanına doğru ilerlerken tepesinden vuran güneş nedeniyle kaşlarını çatmak zorunda kalmıştı. O yıl Haziran ayı fazlasıyla sıcak başlamıştı. Sıcağı pek sevmezdi genç adam. Sıcak hava onu normalden daha sinirli biri yapardı. Ellerini cebine yerleştirmiş karşıya geçerken sokağın başındaki yabancıyı görüp durdu. Kendi yaşlarında bir delikanlıydı. Kılık kıyafetine bakılırsa, Harun'un Cihangir bebesi dediği tiplerdendi. Etrafı dikkatle inceliyor ve ağır adımlarla ilerliyordu delikanlı. Harun bir süre bekledi. Nihayet yabancı kendisine yaklaştığında ise oldukça aksi bir tavırla seslendi.

" Şişt hayırdır birader kayıp mı oldun? "

Yabancı, sesi duymasıyla başını kaldırıp Harun'a bakmış ve önce tepeden tırnağa bir süzmüştü.

" Arabamı park ettiğim otoparkı arıyorum. " dedi sonunda.

Harun kaşlarını kaldırıp indirirken tek elini cebinden çıkartıp ileriyi işaret etti.

" Yok buralarda otopark. Yanlış gelmişsin. Sokağın çıkışı şu taraftan. "

Yabancı adam şaşkınlıkla baktı Harun'a. Bu kadar kaba bir karşılık almayı asla beklememişti doğrusu.

" Neresi burası? " dedi sonra kendini tutamayıp.

" Çukurcuma. "

Genç adam sanki taşlar yerine oturmuş gibi gözlerini büyütüverdi ansızın.

" Anlaşıldı. " dedi küçümseyici bir üslupla.

Harun ise kaşlarını daha derinden çatarak adama doğru bir adım daha attı.

" Neyi anladın? Anlat bakayım doğru mu anlamışsın? "

Yabancı adam alaycı bir gülümsemeyle baktı Harun'a fakat bir yandan da çekinmiyor değildi. Böyle tiplerin sağı solu belli olmazdı. Her an bir yerinden kesici, delici bir alet çıkartabilirdi. Silah bile taşıyor olabilirdi Harun, ona göre.

" Yok bir şey. Gidiyorum. " dedi sonra Harun'u daha fazla kızdırmamak için.

" Heh bak onu doğru anlamışsın." dedi Harun da.

Genç adam, Harun'a ters bir bakış attığında arka taraftaki dükkanın kapısı açılmış ve Enfal dışarı çıkmıştı.

" Harun? "

Yabancı, genç kıza doğru baktığında Harun tok bir sesle konuştu.

" Dön yavrum sen içeri, geleceğim. "

Enfal ne olup bittiğini anlamak arzusuyla dikilmeye devam ederken Harun içine sesli bir nefes çekerek döndürdü bedenini genç kıza. Enfal onun aksi tavrını hisseder hissetmez konuşmasına dahi mahal bırakmadan arkasını dönüp dükkanın kapısından geri girmişti. Harun kendisine pek kızmazdı ama kızdığında da çok korkutucu olurdu. Bu nedenle onun sınırlarını geçmemeyi öğrenmişti Enfal. Sadece zorlardı biraz ama geçmezdi. Dediği gibi saniyeler içerisinde de peşinden geldi adam.

" Ne oldu? " diye sordu genç kız ona doğru yaklaşırken.

" Lavuğun teki arabasını koyduğu yeri unutmuş döndürdüm gerisin geri. Kafalarına vura vura mı öğreteceğiz bunlara mahalleye girmemeleri gerektiğini anlamıyorum ki? " dedi sinirle.

Nefret ederdi Harun Cihangir bebelerinden. Hepsinin kendini bir şey sanan, işe yaramaz, ipe sapa gelmez insanlar olduğuna inanırdı. Zaman zaman bazıları gelip kiralık yahut satılık dükkan sorardı ve Harun her birini geri çevirttirirdi. İstemiyordu mahallenin içine girip insanlarının arasına karışmalarını. Mahalleli de onun bu hassasiyetine saygı duyar almazdı kimseyi içeri. Her gören yoldan çevirir, dükkan yahut ev sorana da yok derdi. Ve muhakkak Harun'a da haber verirdi. Kuş uçurtmuyordu Harun mahallede.

" Yine de bayağı azaldı sayıları. Epeydir kimseyi görmedik mahalle dışından. " dedi

Enfal, adamı rahatlatmak isteğiyle.

Fakat Harun gıcık almıştı bir kere.

" Bir de tutturuyorsun ya gidelim de gidelim diye. Ne görmeyi bekliyorsan? "

Enfal de kaşlarını çattı bu kez.

" Ya şurası Cihangir. Tutturuyorum da sanki Paris'e mi tutturuyorum? İki kafe görelim, tatlı yiyelim istiyorum sadece. "

" Yavrum kahveyse derdin getireyim hemen Sidar'dan alıp. "

Genç kız ellerini beline yerleştirirken sesini yükseltti.

" Ya aynı şey mi? "

" Nesi farklı? " dedi bu defa Harun.

Gerçekten de anlamıyordu Enfal'in Cihangir merakını. Hiç gitmemiş de değillerdi. Genç kız her sene bir kez ısrar ederdi. Harun da elbette buna kayıtsız kalamaz ve istemeye istemeye de olsa ona eşlik ederdi. Enfal o kafelerde oturup liseli, üniversiteli gençleri izlemeyi çok severdi. Kendisi liseye bile gitmediğinden içinde ukde kalmıştı. Merak ediyordu işte elinde değildi. Harun da sırf onun bu merak ve hevesini bildiğinden onu incitmemeye çalışıyordu. Fakat hiç de sevmiyordu böyle ortamları. Muhakkak içlerinden birini Enfal'e bakarken yakaladığından olsa gerekti sevmemesi. Ve elbette asla sesli bir şekilde itiraf edemediği bir başka sebebi daha vardı şimdi. Kendi durumu, babası sağ olsun kötü sayılmazdı fakat herhangi bir zengin bebesiyle yarışacak hali de yoktu. Kendi tırnaklarıyla kazıyarak, tuğlasını sırtında taşıyarak yaptığı evi ile onların babadan kalma evleri bir olur muydu hiç? Enfal'in bunları görüp etkilenmesinden korkuyordu. Saçmaydı belki bu korkusu fakat engel olamıyordu. Altındaki külüstür araba ile onların son model arabalarının yanından geçerken genç kızın içinde burukluk olmasından çekiniyordu. Ya da onların sevgililerine aldıkları hediyelere heves etmesinden. Çünkü hiçbirini yapamazdı Harun. Karşılayamazdı. Elinde avcunda ne varsa Enfal'indi elbet. Ama işte elindekiler de çok bir şey etmiyordu.

" Ya Harun alay mı ediyorsun benimle? Sidar'ın kahvehanesindeki toz kahveyle onlar bir mi? " derken gerçekten sinirlendiğini hissediyordu genç kız.

Harun daha fazla devam ettirmedi bu muhabbeti. Enfal haklıydı ne de olsa. Yakınından bile geçmiyordu kahvelerin tadı.

" Tamam alırım sana yine oralardan bir kahve. "

" Neden gidip içemiyoruz da sen alıp getiriyorsun? Ben de gider alırım. Gitmekte ne var? " dedi Enfal bu kez.

" Yok öyle iş. Nereye gidiyorsun öyle komşuya gider gibi? " diye karşı çıktı genç adam.

Fakat onun bu tepkisi Enfal'i daha da delirtti.

" Oldu olacak beni buraya bağla, ha ama ipimi az uzun tut da sokakta gezinebileyim! "

Harun sesli bir iç çekti bunun üzerine.

" Yavrum ne alakası var şimdi? Ben öyle bir adam mıyım? "

Enfal başını salladı hızla.

" Tam da öyle bir adamsın. Utanmasan evden bensiz çıkma diyeceksin gelmiş öyle bir adam mıyım diyorsun. Öyle bir adamsın Harun. "

" Ya tamam. Güvenmiyorum kimseye. İstemiyorum da mahalle dışında bir yere tek gitmeni. Devir kötü, sen de haddinden fazla güzelsin. Rahatsız eden olur. Uğraşırız ne gerek var? Gitmek istiyorsan birlikte gideriz nereye gideceksek. "

" Sen dört yıldır üniversiteye gidiyorsun. Yanında kim var neredesin bilmiyoruz. " demesiyle Harun kaşlarını kaldırdı ve elini kıza doğru uzatarak onu susturdu.

" Orada dur bir. Neredeysem kimleysem hep haberin oldu. Ayrıca hiç böyle yerlere de gitmedim. Dersten mahalleye, mahalleden derse. "

Genç kız omuz silkti huysuzca.

" Şunun şurasında yeni bir şeylere başladık. Hadi bir süredir haber verdin. Ya ondan öncesi? "

Harun kaşlarını çattı yeniden.

" Enfal Allah aşkına sabrımı mı sınıyorsun yavrum? Neye yeni başladık ayrıca? Doğduğun andan beri hep en yakınımda sen vardın. En yakınında hep ben vardım. Her öğün yediğin yemekten kabuslarına giren böceklere kadar biliyorum. Sen de öyle. Her zaman her şeyden haberdar ettim seni. Yalansa yalan de. Her ne yaptıysam hep söylemedim mi? Bir anım bile yok senin bilmediğin. "

Sesli bir iç çekti genç kız. Doğruları söylediğini biliyordu fakat ister istemez üniversite yüzünden onu hiç kıskanmadığı kadar çok kıskanıyordu. Kaldı ki çok da kıskanç bir kızdı zaten. Bir de hiç içinde bulunmadığı, yalnızca dizilerden görebildiği üniversite ortamında Harun'u hayal ettiğinde canı sıkılıyordu. Oysa gerçek hiç de dizilerdeki gibi değildi. Harun'un fakültesinde okuyan kız sayısı iki elin parmaklarını geçmiyordu bile. Tüm bunlar bir yana, Harun pek de sosyal bir öğrenci değildi. Dört sene boyunca bir kez olsun herhangi bir etkinliğe katılmamıştı. Tam da dediği gibi dersten mahalleye, mahalleden derse gitmişti.

" Tamam. Bir şey demedim. " dedi uzatmamayı seçerek.

Bir süre ikisi de sessizce dikildiler. Sonra Harun tek elini saçlarının arasına atıp dağıttı.

" Ne için geldiğimi de unutturdun. " diye girdi söze ardından.

Enfal bakışlarını kaldırıp baktı adamın mavilerine.

" Makas isteyecektim. Koli açacağım da benim falçata kitapların arasında kayboldu. "

Genç kız parmağıyla hemen arkasındaki masayı işaret etti.

" Oradan al. "

Harun bunun üzerine göz devirmeden edemedi.

" Yine mi aynı konu? Batıl inanç o diyorum sana. " derken masaya doğru ilerliyordu.

" Hiç de bile ya. Elden ele makas verilmez. "

Harun masanın üzerindeki dağınıklığa göz atarken sordu.

" Ne olurmuş verilirse? "

" Kavga ederiz. " dedi Enfal omuzlarını silkerek.

" Yavrum zaten dakikalardır aralıksız kavga ediyoruz. " dedi Harun makası bulup eline aldığında.

Genç kız sinirle homurdandı bunun üzerine. Genç adam ise onun batıl inançlarının üstüne gitmeyi adeta görev edinmiş gibiydi. Elindeki makası kıza uzattı.

" Al. "

Enfal büyük bir tepki verdi buna.

" Asla. "

" Al lütfen. "

" Ya hayır diyorum neden ısrar ediyorsun? " diye azarladı Enfal adamı.

" Çünkü bir şey olmayacağını görmeni istiyorum. Alır mısın? "

" Almayacağım. Gayette olur. " diyerek omuz silkti genç kız.

Ancak o ne kadar inatsa Harun da bir o kadar inattı. Birden kızın elini açtı ve makası zorla avcuna tutuşturdu. Enfal makası zorla da olsa tutmanın getirdiği panikle çığlık attığında Harun başını eğip kızın gözlerine yakından bakmıştı.

" Bize hiçbir şey olmayacak. Söz veriyorum. "

Günümüz

Harun sahafın orta yerinde dikilmiş olan biteni hazmetmeye çalışırken Sidar ve Sanem de kendi arasında konuşuyordu. Sanem elindeki metre ile duvar ölçülerini alırken Sidar da ona yardım ediyordu ve tüm bunlar Harun'un gözü gibi baktığı kitaplarının arasında gerçekleşiyordu. Adam artık içinin fazlasıyla sıkıldığını hissettiğinde olaya müdahale etmek gereği duydu.

" Durun bir. "

Sanem elindeki metreyi duvardan çekerken Sidar da başını çevirip arkadaşının kızaran yüzüne baktı. Sonra sesli bir iç çekti. Bu fikre asla sıcak bakmayacağını en başından biliyordu da Sanem'e kabul ettirememişti.

" Burası sahaf ne işim olur benim masayla sandalyeyle? " diye sordu Harun.

Sanem sesli bir iç çektikten hemen sonra yanıtladı adamı.

" E anlattım ya Harun. Sahaf değil artık diye. "

Harun eğer Sanem ortamda olmasa sağlam bir küfür savururdu. Sidar da bunu fark etmiş olmalı ki araya girdi.

" Abi zamana ayak uydurmak şart. Ben de kahvehaneyi kapatayım diyorum. Pek alıcısı kalmadı, onun yerine otopark açacağım. Geleni çok oluyor arabayı koyacak yer bulamıyorlar. On araç sığar benim oraya bahçeyi de katınca. Hatta kredi çekebilirsem kat bile çıkarım. "

Harun'un kaşları derince çatıldı bunun üzerine.

" Çukurcuma'ya kim niye geliyor? "

" Çukurcuma artık senin bildiğin gibi değil be oğlum. Bu Cihangir bebeleri buraları hep satın aldı senin yokluğunda. " demesiyle arkadaşının sinirine dokunduğunu fark edip dilini ısırmıştı.

Harun sıktığı çenesini yavaşça oynattığında Sidar pot kırdığını anlayarak anında konunun seyrini değiştirdi.

" Her yerde kafeler yeni mekanlar var işte. Bayağı da rağbet görüyor. Biz de atılalım, geç bile kaldık."

Harun hiç hoşlanmadı duyduklarından. Sanem sabah yanlarına gelip çok iyi bir fikrim var dediğinde böyle bir şey beklememişti hiç.

" Yok olmaz. " dedi aniden.

Kadın büyük bir hayal kırıklığı yaşarken Sidar üsteledi.

" Şu sabit fikirliliği bir kenara bırak. Sanem doğru söylüyor. Sahaf artık iş yapmaz. Hem on sene önce bile yapmıyordu. Allah aşkına artık şu kırmızı çizgilerini bir gözden geçir. Buranın para kazandırması gerekiyor demedin mi? "

Harun derin bir nefesi ciğerlerine doldurarak göğsünü şişirirken çatık kaşları altından attığı bakışları minik dükkanın içinde gezdirmişti. Birkaç saniye durup Sidar'ın sözlerini düşünse de içine sinmiyordu.

" Ne anlarım ben kafe işletmekten? " dedi bu kez.

" Kitap kafe. " diye düzeltti Sanem onu.

Adam tek kaşını kaldırarak baktı kadına. Bunun üzerine Sanem açıkladı.

" İnsanlar şurada kahvelerini içerken isteyenler kitaplarından seçip okuyabilecek. İsteyenler de kendi kitaplarını getirir. "

Harun'un kaşları yeniden havalandı.

" Ha bir de kitaplarıma dokunacaklar. Tanımam etmem! "

" Yahu ne olacak kitaplara? Sen zaten bunları satmıyor musun? " dedi kadın bu defa.

Sidar yeniden araya girdi.

" Herkese satmaz o. Haftada iki bilemedin üç kişi anca gelirdi kitap almaya, onlardan da sadece gözünün tuttuğuna satardı kitapları. "

Harun rahatsızlık içerisinde kitaplarına bakarken gergince karşılık verdi arkadaşına.

" Kim özen gösterecekse ona satıyordum. Caanım kitaplar, öyle herkese verilmez. "

" Abi sattıktan sonra kimin o kitapla ne yaptığından sana ne? " dedi dayanamayarak Sidar.

Asla anlamıyordu adamın bu takıntısını.

" Ne demek bana ne? Kaç yıllık bunlar haberin var mı? Hepsi çok hassas, çok kıymetli. Bakımı, havalandırması, onarması hepsi ince iş. Değer bilmeyenin elinde yok olur giderler. Bir de gelmiş kafe aç rastgele tipler kitaplarına baksın diyorsunuz. Alacak eline okumayacak da, sırf okuyormuş gibi yapmak için karıştıracak. Başlarım öyle işe! "

Harun'un hiddeti Sidar'ı susturmaya yeterken Sanem eğilip yerden bir kitap almıştı.

" Anlamıyorum ki herkes bu kitabı aynı şekilde okumuyor mu? Kim nasıl zarar verebilir? " demesine kalmadan Harun elini açıp uzattı kadına.

" Lütfen. "

Sanem şaşkınlıkla bakakalırken adam daha fazla duramamış ve kitabı nazikçe almıştı kadının elinden. Sonra önündeki kitapların üstüne bıraktı.

" Kişisel algılama, bana da dokundurtmuyor. " dedi Sidar.

Sanem biraz bozulmuştu, bu yüzden de huysuzca konuşmaktan kendini alıkoyamadı.

" İyi. Kitaplarını koyarsın evine, dümdüz kafe açarsın o halde. "

Harun sessiz kaldı. Kafe açası yoktu. Kahve demlemeyi bile bilmezdi. Kafe ortamlarını da oldu olası sevmezdi. Fakat onun sessizliği diğer ikili için olumlu algılanmış ve metreyle dükkandan çıkmışlardı. Sanem bu kez de dükkanın vitrininden ölçü alırken Harun da peşlerinden çıktı.

" Ne yapıyorsunuz? "

" Buraya masa koyacağız işte. " dedi kadın önünü göstererek.

" Belediyeden izin almak gerekir ama sen halledersin. " dedi Sidar da.

" Buraya üç masa sığdırırız dördü de zorlarız bence. " diyen Sanem ile adam artık fazlasıyla bunaldığını hissetmiş ve yeniden bölmüştü ikiliyi.

" Yardımınız için sağ olun ama cidden bugünlük burada bıraksak? "

Kadın bir kez daha bozulsa da sesini çıkartmamış elindeki metreyi toparlayıp dükkanın içine bırakmıştı. O esnada Sidar da arkadaşına yaklaştı.

" Tamam huylanma. Senin aklına ne yatarsa o. "

Harun bir cevap vermedi. Karşı taraftaki hareketlilik ile bakışları çapraz dükkandan çıkan kadına çevrilirken Sidar da o yöne bakmış ve Enfal'i görmüştü. Kadın dükkanın önüne çıkar çıkmaz elindeki kumaşları güneş ışığına tutarak karşılaştırdı. Dükkanın içi yeterince ışık almadığından bazen bu yönteme başvurmak durumunda kalırdı. Kendisini seyredenlerin farkında değildi o anlarda. Harun bir kez daha kadının üstündeki kırmızı elbiseye bakarak kaşlarını derince çatmıştı. Zaten çok güzeldi bir de bu haliyle iyice akıllara zarardı. Ne gerek vardı ki bu kadar dikkat çekmeye? O an kendisinin de onun için artık bir yabancı olduğunu anımsadı ve dişlerini sıkarak eğdi başını.

" Tamam o zaman gidelim. Karar verdiğinde söylersin. " diyerek dükkandan çıkan Sanem'i duymasıyla Enfal de başını kaldırmıştı.

Sidar arkadaşının omzunu sıvazlarken ekledi.

" Akşama bana sözün var unutma. "

Harun yavaşça başını salladığında Sidar ve Sanem onun yanından ayrılıp uzaklaşmaya başladılar. Enfal ikisinin ayrılmasıyla bakışlarını yeniden Harun'a çevirmiş ve bir kez daha dikkatlice üstünü incelediğini fark etmişti. Fakat kaşları alabildiğine çatıktı. Sertçe yutkundu ve ne yapacağını bilemeyerek içeriye döndü. Bu elbiseyi giydiği için adamın ne kadar rahatsız olduğunu çok net görebiliyordu ve bu içini ürpertti. Sanki hala birliktelermiş gibi... Fakat değillerdi ve ne o kendisine elbise için hesap sorabiliyordu ne de kendisi ona Sanem ile bu kadar yakın olduğu için. Fakat deli gibi merak ediyordu. Ne ara, nasıl ve neden bu kadar samimi olduklarını. Ne sıklıkla görüştüklerini. Mesajlaşıyorlar mıydı mesela? Ya da araşıyorlar mıydı? Sanem hiç gitmiş miydi evine? Ya da Harun onunkine? Nefes almakta güçlük çektiğini hissettiğinde masasının başına geri oturdu ve ellerindeki kumaşları bıraktı. Birkaç derin nefesi kontrollü biçimde ciğerlerine gönderdikten sonra bir nebze olsun sakinlemişti. Fakat kalbindeki sızıya bir çaresi yoktu. Yıllardır acıyla bakan bakışları solunda kalan ajandasına çarptığında elini uzattı yavaşça ve sayfalarını araladı. Ve sayfaların içinde saklı not gösterdi kendini. Tıpkı bir kelebeği tutar gibi ürkekçe kavradı notu ve masanın üzerine bıraktı.

Özlemişsindir ellerimle sardım.

Gözleri hızla dolarken notu buruşturdu ve masanın altındaki çöp kutusuna attı. Nottaki samimiyeti bir kez daha iliklerine kadar hissetmiş ve bu kalbini tekrar tekrar kırmıştı. Dükkanın kapısı açıldığında panikle sildi gözaltlarını ve sandalyede doğruldu. Volkan çekingen adımlarla içeriye girdiğinde genç kadın sertçe yutkunarak bakışlarını çevirmişti.

" Enfal. " diye seslendi adam, mahcup geliyordu sesi.

Fakat kadın biraz bile ilgilenmiyordu onun mahcubiyetiyle. İğrenç şeyler yapmıştı ve bunu kabullenemiyordu. Adam özgüvensiz adımlarla karısına yaklaştı ve masanın önünde durdu.

" Güzelim. " diyecek olduğunda Enfal öfkeli bakışlarını adamın kahvelerine dikmiş ve sesini kesmesini sağlamıştı.

" Sakın. " diye uyardı onu " Benimle düzgün konuşacaksın. "

Volkan derin bir nefes çekti içine.

" Enfal ben özür dilerim. Hayvanlık ettim, çok içmiştim. Kafam dumanlıydı. "

Genç kadın kaşlarını derince çatarken bakışlarını yeniden masasına indirdi ve sol eliyle kumaşlardan birini tutarken sağ eline de makasını aldı.

" Korkuttum mu seni? Asla sana zarar vermem biliyorsun değil mi? Asla istemediğin bir şeye... " diye başladığı cümleyi Enfal sinirli bir sesle kesti yeniden.

" Beni öpmeni de istemedim Volkan! " derken elindeki makası ona doğrultmuştu.

Adam bakışlarını, kadının alev alev bakan gözlerinden indirip elindeki makasa dikerken yutkundu.

" Biliyorum. " dedi sessizce.

Sonra yanındaki tekli koltuğa oturdu.

" Beni bir dinle lütfen. "

Genç kadın makası indirirken başını iki yana salladı.

" İstemiyorum git, işlerim var. " diyerek kumaşı ikiye bölmeye başladığında Volkan uzanıp kadının elini tutmuş ve onu durdurmuştu.

Enfal bir kez daha tepkiyle savurdu adamın elini.

" Dokunma. "

Volkan elini hızla geri çekerken acıyla inledi.

" Allah aşkına bir dinle. Sana çok aşığım. Allah kahretsin ki senelerdir çok aşığım sana. Hiç görmedin beni Enfal. Bir kez bile görmedin. Evlendik, yine görmüyorsun. Seni incitecek şeyler yapmak istemiyorum. "

" Ama yapıyorsun. " derken yeniden dikti gözlerini adama.

" Yapıyorum. " diye onayladı Volkan onu.

" Çünkü, " deyip sesli bir nefes çekti içine.

" Çünkü deli gibi korkuyorum ona gideceksin diye. Her gece kabuslarıma giriyorsunuz. Bunca yıl geçti hala aşık mısın ona? Hiç mi azalmadı aşkın Allah aşkına? Hiç mi şansım yok benim Enfal? "

Genç kadın bu sorulara bir yanıtı olmadığından olsa gerek ağırca yutkunmuş ve başını eğmişti.

" Beni aldatacaksın diye aklım çıkıyor. " diye fısıldadı Volkan.

Enfal bu defa susmamış ve oldukça soğukkanlı bir şekilde yanıtlamıştı adamı.

" Senin yaptığın gibi mi? "

" Aynı şey değil! " diye kükredi Volkan birden.

Genç kadın sandalyesinde sıçradığında ise pişman olup hırsla geçirdi ellerini saçlarının arasından.

" Aynı şey değil. Ben Sanem'i sevmiyorum. Bir gram his yok içimde ona karşı. " derken sesi alçalmış ikna etmek arzusuyla yoğunlaşmıştı.

" Bir tek sana ait şu kalbim. "

Enfal kaşlarını bir kez daha çatarken başını iki yana salladı.

" İstemiyorum kalbini, sevmek de böyle bir şey değil. "

Bu defa Volkan da çattı kaşlarını.

" Nasıl bir şeymiş sevmek? "

" Git Volkan. Bir daha da sakın bana dokunmaya kalkma. Sakın. "

" Seni sevdiğim, seni arzuladığım için suçlu muyum? " dedi adam bu kez.

Enfal yüzünü buruşturdu aniden ve oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru ilerlemeye başladı.

" Çık dışarı! "

Volkan da derin bir nefesi daha ciğerlerine gönderirken koltuktan kalkmıştı.

" Sakin ol. "

" Çık dedim sana çık defol! "

Adam bu kez kadına yaklaştı ve sinirle fakat tane tane konuştu.

" Özür diledim. Senden özür diledim. Bir daha yapmayacağım. Ama hislerimi değiştirebileceğimi düşünme. "

Enfal artık ona katlanamazken makas tuttuğu elini kapıya doğrultmuştu.

" Git. "

Volkan sesini çıkartmadı bu defa. Kadını sakinleştiremeyeceğini kabullenmişti. Onu yalnız bırakmak, biraz da zamana bırakmak iyi gelebilirdi. Yıllardır ara ara tartışırlardı; Enfal Hanım tenezzül ettikçe. Fakat son zamanlarda ettikleri tartışmaların şiddeti daha önce hiç görülmemişti. Bunun tek nedeninin de Harun olduğunu çok iyi biliyor, bilendikçe bileniyordu adam. Kadının önünden geçti ve kapıyı açıp çıktı dükkandan. Onun ardından birkaç saniye beklemiş ve sonra Enfal de atmıştı kendisini sokağa. Volkan'ın pişman olacağına ve gelip özür dileyeceğine çok emindi. Fakat pişkin pişkin hala ısrar edeceğini hesaba katmamıştı. Ne olmuşsa son haftalarda olmuştu gerçekten. Bu denli ısrarcı, bu denli gözü kara ve kontrolsüz oluşunun nedeni Harun'du. İtiraf da etmişti adam. Ve bu durum kadını çok korkutuyordu. Hem Harun'a zarar vermesinden, hem de kendisine zarar vermesinden ödü kopuyordu artık. Biraz olsun nefes alabilmek için çabalarken deli gibi atan kalbinin sesi kulaklarında çınlıyordu. Tam da o anda sol tarafından yabancı bir adamın sesini işitti.

" Merhaba. "

Genç kadın irkilerek yabancılara döndüğünde konuşan adam tebessüm etmişti.

" Korkuttum mu özür dilerim? "

Enfal bir çırpıda toparlandı ve başını hafifçe iki yana salladı.

" Sorun değil, dalmışım. "

" İyisiniz değil mi? " dedi adam bu kez.

Yirmili yaşlarının ortalarında görünüyordu.

" İyiyim teşekkür ederim. Bir şey mi soracaktınız? " dedi Enfal bu kez genç adamlara bakarak.

" Biz Monure kafeyi arıyoruz konum buralarda diyor fakat göremedik. "

" Şu taraftan gidin ilk sağdan girin hemen solunuzda kalacak. " dedi genç kadın eliyle sağını işaret ederken.

" Çok teşekkürler. " dedi konuşan adam ve başını hafifçe eğerek vedalaştı kadınla.

İkisi birlikte, Enfal'in tarif ettiği gibi ilerlemeye devam ettiğinde genç kadın da dükkana dönmek için hareketlenmişti. Tam kapıdan içeriye girdiğinde Harun da hemen peşinden damladı içeriye. Enfal korkuyla sıçradığında adamın gergin bedeniyle karşı karşıya kalmıştı. Bir adım geriye gitti bunun üzerine. Harun oldukça asık bir suratla bakıyordu kadına. Çok geçmeden de çıkardı ağzındaki baklayı.

" Ne istiyorlarmış? " derken başıyla yan tarafı işaret etmişti.

Enfal onun işaret ettiği yere kaçamak bir bakış attıktan sonra kaşlarını kaldırarak yeniden baktı gözlerine.

" Adres sordular. " dedi omuz silkerek.

" Başka soracak adam kalmadı çünkü. " diye homurdandı Harun.

Kadının kaşları hafifçe çatıldı.

" Dükkanın önündeydim. Geçerken sordular işte. "

" Güzelsin diye. Adres falan palavra. Kaç tane dükkan geçtiler sana kadar. " diye terslerken ağzının içinde bir de küfür patlatmış fakat kadına bunu duyurmamıştı.

Enfal hiç beklemediği iltifat karşısında şaşkına dönerken Harun da boş bulunduğunu fark edip sessizleşmişti. Fakat bu çok uzun sürmedi. Saniyeler içerisinde bakışları yeniden kızın elbisesine düşmüş ve sıktığı dişlerinin arasından tıslamıştı.

" Giyiyorsun şöyle şeyleri sonra bu Cihangir bebeleri de üşüşüyor başına sinek gibi. Zaten mahalle mahalle olmaktan çıkmış. "

Genç kadın kaşlarını bir kez daha çatarken karşılık verdi.

" Senden sonra çok şey değişti. "

Harun bu yanıtla bakışlarını tekrardan kadının gözlerine kaldırmış ve o gözlerdeki derin kırgınlıkla baş başa kalmıştı. Ağırca yutkundu konuşmadan önce.

" Görüyorum. " dedi kırçıllı bir sesle.

Enfal gülümsedi bu kez, yalandan.

" Sende de çok şey değişmiş. "

Harun onun Sanem'den söz ettiğini anında anlamıştı. Nasıl anlamazdı zaten? Avcunun içi gibi biliyor, kitap gibi okuyordu Enfal'i.

" Kitaplarını kimseye dokundurtmazdın? " dedi kadın sesinde suçlayıcı bir ifade vardı ister istemez.

Kaşlarını kaldırıp indirdi adam.

" Sen hariç. " diye düzeltti onu.

" Sen hariç kimseye. "

Enfal gözlerini kaçırırken yutkundu.

" Artık öyle bir kuralın kalmadı galiba. " dedi boş eliyle yüzüne düşen perçemi kulağının ardına iterken.

" Hala dokundurtmuyorum. " diye yanıtladı Harun.

" Bana pek öyle görünmedi. " dedi alaycı bir tınıyla genç kadın.

Daha bir iki saat olmuştu Sanem'in elinde metreyle dükkanın orasını burasını ölçtüğü. Görmüştü Enfal hepsini. Kim olarak bu kadar rahat hareket ettiğini anlayamıyor, anlamak da istemiyordu. Harun sessiz kaldığında kadın bakışlarını çekinerek de olsa kaldırdı adamınkilere. Ve o an fark etti yüzünü okşayan bakışları. O bittiği maviler gözlerinde, kirpiklerinde, dudaklarının sınırlarında dolanıyordu usul usul. Kendini tutamadı bunun üstüne. O da seyre daldı Harun'u. Yıllardır hasret kaldığı yüzüne doyasıya baktı. Gözlerinin etrafına eklenen çizgileri incelerken gözleri doldu. Her birini kaçırmıştı. Oysa en çok onun hakkıydı o çizgilere şahitlik etmek. Adamın yaşlandığını yeni fark ederken dudaklarını sıkıca bastırdı birbirine. İçi acıdı. On yıl, onsuz geçen on koca yıl. Neler yapmıştı? Ne düşünmüş, ne hissetmişti? Deli gibi merak ettiği yüzlerce belki binlerce şey vardı. Fakat hiçbirini soramıyordu. Nasıl sorabilirdi ki? O an gayriihtiyari adama doğru minik bir adım attı. Kokusunu içine çekebilmek ümidiyle. Hasret kaldığı kokusu değişmiş miydi? Bunu bile bilmiyordu ki. Ona sarılmayı deli gibi istiyor fakat dokunamıyordu. Derin bir nefesi içine çekerken gözlerini usulca örtmüş ve o tanıdık, huzurlu kokuyu solumuştu ciğerlerine. Hiç bitmesin istedi bu an. Zaman şu anda dursun ve ikisi yaşanan yaşanamayan ne varsa ardında bıraksın. Fakat öyle olmadı. Harun'un geriye doğru attığı yarım adım kadını da transtan çıkartmaya yetti. Telaşla açtı gözlerini Enfal ve boğazını temizleyerek kendi de geriye bir adım attı.

" Yanlış görmüşsün. " dedi adam tok bir sesle.

" Kimseye dokundurtmuyorum. "

" Ben dahil... " diye ekledi Enfal kısık bir sesle.

Bunun üzerine Harun cıkladı.

" Bir kitabım hala sende. " dedi özlemle.

Sen hariç demenin bir başka yoluydu bu işte. Sonra sordu gerçekçi bir merakla.

" Son verdiğim kitabı okudun mu? "

Enfal hiç beklemediği bu soruyla gözlerinin büyümesine engel olamazken bakışlarını kaçırmıştı suçlu bir çocuk gibi.

" Yok. " diye yalan söyledi.

" Neden? " diye sordu adam şaşırarak.

Bu zamana kadar hangi kitabı verse bir hafta içinde okur ve yenisini isterdi genç kadın. Enfal boş eliyle ensesini kaşırken başka bir yalan daha ekledi yalanına.

" Nerede olduğunu bilmiyorum on sene oldu. "

Harun sessizleşti bu cevapla. Ağrına gitmişti şüphesiz. Bir bilseydi Enfal'in, bitirmekten korktuğu için o gittikten sonra kitabı okumaya devam edemediğini bozulur muydu hiç? Ya da geri isteyeceğinden korkusuna kaybettiği yalanını söylediğini bilse... Fakat bozuldu işte. Kendisi için ne kadar kıymetli olduğunu umursamadan öylesine bir şeymişçesine bahsetmesine, öylesine bir şeymiş gibi kaybetmesine feci bozuldu.

" Sen dahilmiş... " dedi sonra o da küskün bir sesle.

Enfal başını kaldırıp baktı adama telaşla. Başucunda duran ve her gece yatmadan önce dakikalarca, sanki onunla el ele tutuşuyormuş gibi hissettirdiği için kapağını okşadığı kitabı kaybettiğini söylemek neye mal olmuştu böyle? Sertçe yutkundu. Bu onu tamamen reddetmek anlamına mı gelmişti? Oysa ondan kalan son şeyi kaybetmekten korkuyordu. Buydu tüm telaşı. Dudaklarını araladı bu yanlış anlaşılmayı düzeltmek isteğiyle fakat tam da o an Harun'un gergin sesi girdi araya.

" Sakın telaş yapma... " dedi adam kadının omzuna uzanırken.

Fakat bu cümlesi Enfal'i telaşlandırmaya yetmişti bile. Kadın birden panikle omzuna bakmış ve çığlık atmaya başlamıştı.

" Ay böcek mi? Böcek mi! "

" Dur, dur sakin alacağım. " derken bir yandan da kadının omzunda duran böceğe uzanmaya çalışıyordu Harun.

Fakat kadın yerinde sıçrayıp durduğundan asla dokunamıyordu.

" Ay büyük mü?! " diye bağırırken elindeki makası düşürdü Enfal.

" Yavrum bir dursan tutacağım. " demesiyle kadın afallayarak duraksamış ve Harun da yaptığı şeyin farkında olmayarak böceği yakalamıştı.

Açtığı kapıdan dışarıya bırakırken dank etti kurduğu cümle. Sonra yavaşça yutkunarak döndü kadına.

" Özür dilerim. " dedi buz gibi bir sesle.

Enfal ise içinin eridiğini hissediyordu o anlarda. Sanki hayattan bir an çalmışlar gibi... Yıllardır duymamıştı bu kelimeyi. Nasıl özlediğini ise yeni fark ediyordu. Harun biraz utanç daha çok kızgınlık ile yere bakarken saniyeler evvel kadının elinden fırlayan makasa doğru ilerledi ve eğilip aldı onu eline. Enfal ise avcunu açmış ona uzatmıştı. Adam doğrulurken bir kadının avcuna bir de kendi elindeki makasa baktı dikkatlice. Sonra sertçe yutkundu ve sanki kadın avcunu kendisine uzatmamış gibi yanından geçip masasına bıraktı makası. Ardından ise tek bir kelime dahi sarf etmeden çıkıp gitti dükkandan.

Instagram: @ailkesandikli

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.