İçeriğe geç

İLMEK

Bölüm 6 · 23 dk okuma

İLMEK

Bölüm 6

5. Acı Kahve

Günler önce yazmıştım fakat aldığımız şehit haberleri nedeniyle paylaşmamıştım. Gerçekten çok üzgün ve umutsuzum uzunca bir süredir. Sadece sürekli dua ediyorum. Siz de edin ülkemiz için ����

Enfal, işittiği itirafla kaşlarının havalanmasına engel olamazken Harun derin derin nefesler alıyordu. Daha fazlasını haykırmak isteyen yüreğini haddi susturuyordu. Sertçe yutkundu ve kadının yüzünde gezdirdi mavilerini. On yılda daha bir güzelleşmiş, daha bir kadınsılaşmıştı Enfal. Fakat bu güzelliğine bakamamak, bakıp da iç çekememek içine dert oluyordu. Kavisli kaşları, acı kahve gözleri, minik burnu ve biçimli dudakları... her bir milimini öpmek, her bir zerresine dokunmak istiyordu. Yüzüne çarpan o minik nefesleri derin derin solumak. Bembeyaz yanaklarını okşamak, elmacık kemiklerine öpücükler bırakmak yeniden... ve o gamzelerini tekrar görmek. Yıllar olmuştu kadının gamzelerini canlı kanlı görmeyeli. Hiç gülmemişti ki kendisine. Yıllardır tek bir an bile gülmemişti. Mavilerini yaramaz bir çocuk mahcubiyeti ile sevdiğinin gözlerine kaldırdığında gördü onun da aynı özlemle kendini seyre daldığını ve nefesini tuttu. Bu yanlıştı. Bu çok yanlıştı. Aniden sert bir soluğu ciğerlerine göndermiş ve başını çevirmişti.

" Ne halt yiyorum ben... " diye homurdanarak arkasını döndü ve hiç oyalanmadan uzaklaşmaya başladı.

Enfal ise arkasından şaşkınlıkla bakakalmıştı. Harun uzun adımlarını arkadaşına doğru yönelttiğinde genç kadın bir kez daha sırtını izledi adamın. Başı öne eğik, omuzları düşük. Huzursuzdu bedeni. Gergindi. Mutsuzdu. Genç kadın onun gidişiyle gözlerinin dolduğunu hissetti. Sevdiği adamın yüzüne bu kadar yakından bakabildiği için bile şükredecek haldeydi oysa. Saniyeler içerisinde Harun Sidar'a eve döneceğini söylemiş ve Sidar da onun peşine takılmıştı. İki arkadaş mekanın bahçesinden çıkıp sokakta ilerlerken Harun müthiş bir öfke hissediyordu. En çok da kendine.

" Lan ben kafamı sikeyim kafamı! Başkasının lan o kız. Çocuk, çocuk yapıyorlarmış. Duydun değil mi? Aklımı sikeyim ben tutamadım ağzımı! Şu siktiğimin çenesini ben tutamadım! "

Sidar sessizce arkadaşının serzenişlerini dinlerken içten içe Enfal'e kızgın hissediyordu. Olan olmuş biten bitmişti. Ne diye sürekli Harun'un karşısına çıkıp da aklını kurcalıyordu ki? Seçimini yapmamış mıydı zaten? Ne istiyordu daha? Bir süre daha Harun'un kendisine yüklenmesini dinlemiş ve sonunda dayanmayıp girmişti söze.

" Abi yeter! "

Harun afallayarak baktı kendisine.

" Vallahi yeter ya. Sen de insansın yüklenme bu kadar kendine. Hem... "

Harun bu defa adımlarını durdurdu ve bedenini Sidar'dan tarafa çevirdi. Tek kaşı havalanırken arkadaşı da durmuştu fakat bakışları başka yerlerdeydi.

" Hem? " dedi üsteleyerek.

Sidar kahvelerini yeniden onun mavilerine çevirirken iç çekti.

" Evlenen o, çocuk yapıp düşüren o, yeniden yapmak isteyen o. Ne diye burnunun dibinde bitiyor sürekli? Ne istiyor senden? Sen neden buna müsaade ediyorsun bu kadar? "

Harun, her bir kelimede kaşlarını derince çatarken Sidar'ın sesi gittikçe kısılmıştı.

" Abi tamam benim haddime değil bekleseydi demek de... Beklememiş işte. Vazgeçmiş senden şimdi ne diye... "

" Yeter. " diye hırladı Harun ansızın sıktığı dişlerinin arasından.

" Yeter bak ben nefes alamıyorum. Tamam mı kardeşim? Ben nefes alamıyorum. "

Sidar, onun kıpkırmızı kesilen suratına bakarken sertçe yutkunarak sustu ve hafifçe başını salladı. Sonra ikisi yan yana ilerlemeye devam ettiler. Sidar söylediği her şeyin arkasındaydı. Harun ise onun kadar keskin bakamıyordu bu duruma. Enfal'den birlikte olma umudunu alan kendisiydi. Beklememesini söyleyen de kendisiydi. Bir seçim yaptığı için ona kızamazdı. Kızamam diyordu ama bal gibi de kızıyordu işte. Kızıyor, kırılıyor, kıskanıyordu. İçi alev alev yanıyordu. Bebek yapmaya çalışmaları fikri aklını kaybettirecek kadar yakmıştı canını. Ne bekliyordu ki gerçi? Bunca yıl hiç sevişmemiş olmalarını? Birbirlerini sevmemiş, birbirlerine dokunmamış olmalarını mı? Oysa tek bir gülüşünü bile görmesin isterdi o adam, sevdiğinin. Yüreği kızgın demir basılmış gibi acırken dişlerini sıkıca kenetledi. Yıllar önce kendisine yaptığı cilveleri o ite yaptığını düşünmemek için, onun soluğunda can bulduğunu hayal etmemek için zorladı kendini. Yoksa gerçekten de duramayacaktı yerinde... Ve duramadı da. Kanına yavaştan karışan alkolden mi yoksa içini kasıp kavuran kıskançlıktan mı bilinmez. Karşısına geçmek, kafasında dönüp duran ne varsa sormak öğrenmek istedi o an. Ve ansızın arkasını dönüp hızlı adımlarla geri dönmeye başladı...

Enfal, buğulu bakışlarıyla uzaklaşan bedeni seyrederken arkasındaki kapının açıldığını duymuş ve bir çırpıda silmişti gözlerini. Burnunu çekerken arkasını döndü ve en son görmek isteyeceği adamın bakışlarıyla karşılaştı.

" Ne yapıyorsun burada tek başına? " dedi Volkan etrafını kolaçan ederken.

" Biraz hava almaya çıktım. "

" Üşüyeceksin, ceketini neden almadın? " derken yeniden karısına bakmıştı adam.

Enfal bu yalanı sürdürecek oldu başta. Fakat sonra pes etti. Aklını kurcalayıp duran sorunun cevabını bir tek ondan alabileceğini biliyordu.

" Masadakilere ne söyledin bizimle ilgili? "

Volkan'ın kaşları, işittiği soruyla hafifçe havalanmıştı. Bir süre birbirlerine sessizce baktılar ve sonra adam sinirle güldü.

" Birileri hesap sormuş anlaşılan. "

Enfal sesli bir nefesi ciğerlerine çekerken onu umursamamaya çabaladı.

" Ne söyledin Volkan? "

Volkan bu kez omuz silkti. Alaycı tavrı yine gün yüzündeydi.

" Bebek yapmaya çalıştığımızı. "

Genç kadının gözleri hayretle irileştiğinde dudaklarından adeta bir isyan firar etmişti.

" Bunu nasıl yaparsın?! "

Volkan da aniden ciddileşirken karısına doğru hafifçe eğildi.

" Neden? Geçen sene düşük yaptığını söylediğimde bir şey dememiştin. Şimdi ne değişti? Ha ama tabi bu sefer başka! Bu sefer Harun da duydu. Değil mi? "

Enfal bir şeyler demek istese de beceremedi. Ne diyecekti ki hem? Dudakları açıldığı gibi geri kapanırken yumruklarını iki yanında sıkmıştı. Adam, kadının sessizliği karşısında daha da sinirlenirken dişlerini gıcırdattı.

" Enfal. Sabrımı çok zorluyorsun. O itle ilgili hayal kurmayı kes. Andım olsun bitiririm onu. Yaparım bunu Enfal. "

Genç kadının gözleri hızla dolarken başı eğilmişti.

" Sana ne hakla hesap sordu? " derken işaret parmağıyla kadının çenesine dokundu ve başını kaldırdı.

Enfal buğulu bakışlarını kocasının gözlerine diktiğinde Volkan ansızın patladı.

" Lan! Lan onun için ağlıyor musun karşımda sen?! "

" Şş.. sus ne olur sus. Biri duyacak. " derken adamın bileklerine tutunmuştu genç kadın.

Volkan aldığı derin nefeslerin arasında kadına biraz daha yaklaşırken sağ elini yüzüne taşıyıp baş parmağıyla gözaltını sildi.

" Duymasın kimse. Sen benimsin. Karımın bir başka adam için göz yaşı döktüğünü kimse bilmesin. "

Enfal dişlerini birbirine kenetlerken gözlerini yumdu ve sertçe yutkundu.

" Ağlamayacaksın kimse için. Enfal beni kıskandırma. Bak ben kıskanınca kötü şeyler yapıyorum. " derken elini kadının yanağından ayırdı ve zarif ellerini sıkıca kavradı.

" Yapma güzelim. Yaptırma bana bunları. Sevmiyorsun onu hala değil mi? "

Genç kadın gözlerini aralasa da adama bakamamıştı.

" Sevmediğini söyle bana. " diye üsteledi Volkan.

Takıntılı bir adamdı ve Enfal bunu çok iyi biliyordu. Fakat dili varmadı yalan söylemeye. Yapamadı. Yüreği onun aşkı ve hasretiyle dolup taşarken tek bir sözcük dahi olsa çıkmadı dudaklarından. Ve bu Volkan'ı daha da kızdırdı. Parmakları arasında sıkıca kavradığı elleri hırsla sıkarken Enfal acıyla yüzünü buruşturarak dönmüştü adama. Fakat asıl hamle ondan sonra geldi. Volkan birden kadını kendine çekmiş ve kuvvetle bastırmıştı dudaklarını onunkilere. Senelerdir hayalini kurduğu, her gece arzu ettiği bu dudaklara nihayet kavuşmasıyla bedeni tutuşmuştu adeta. Enfal ilk anda dumura uğrasa da hızla üstündeki şaşkınlıktan sıyrılıp kendini geri çekmek istedi. Ancak Volkan'ın ikinci hamlesi onu engelledi. Adam tek elini kadının elinden ayırıp ensesine attığı gibi onu kendine mıhlamıştı. Saniyeler boyunca çırpındı Enfal. Ve en sonunda ondan ayrılmayı başardı. Kaşları derince çatılı, yüzünde devasa bir tiksinti ifadesiyle adamın suratına bakarken sol koluna sildi dudaklarını ve kendini tutamayıp sert bir tokadı yapıştırdı suratına.

" Ne yaptığını sanıyorsun sen! " diye de haykırdı.

Volkan yediği tokadın etkisiyle başının yana savruluşuna engel olamazken yanağında, kadının parmaklarının izinin çıktığına emindi.

" İğreniyorum senden. İğreniyorum nefret ediyorum. Hiçbir zaman sevmeyeceğim seni Volkan. Asla. " diye peşi sıra sapladı sözcükleri Enfal.

Sonra yan tarafına doğru tükürdü ve bir kez daha sildi dudaklarını.

" Midemi bulandırıyorsun. " diyerek döndü arkasını.

Volkan, kadının uzaklaşmasını öfkeyle seyrederken peşinden gitmedi. Onu deli gibi kızdırdığını görebiliyordu. Bir hamle daha yapması onu tamamen kaybetmesi demekti. Bunu da çok iyi biliyordu. Hatta şu an bile kaybetmiş olabilirdi ve bu düşünce aklını kaçırtacak kadar korkutuyordu onu. Genç kadın hızlı adımlarla sokağa çıktığında gördü onu. Az ileride, bir evin duvarına yaslı biçimde dikiliyordu adam. Başını ellerinin arasına almış adeta transta gibiydi. Enfal ağırca yutkunurken ona doğru kararsız birkaç adım attı. Önünden öylece geçip gitmesi daha iyi olurdu belki ama kayıtsız da kalamadı. Kötü görünüyordu. Tıpkı kendisi gibi darmadağın. Adımları, adama birkaç adım kala durduğunda Harun ellerini başından ayırmış ve başını da hafifçe doğrultmuştu. Gözlerini ayaklarından ayırmadı kadının. Bakamadı yüzüne. İstemedi. Az evvel gördüğü görüntüyü silip atmak istiyordu zihninden. Aklına kazınan son haliyle bakamazdı gözlerine. İçi almazdı bunu.

" İyi misin? " diye sordu genç kadın.

Cevabı bile bile.

Harun burnundan güler gibi bir ses çıkarttı o an ama bir şey demedi. Enfal kaşlarını çattı bunun üzerine. Alay mı ediyordu kendisiyle?

" Ne yapıyorsun burada bir başına, Sidar nerede? " dedi bu kez az önceki tavrını görmezden gelerek.

" Sen ne yapıyorsun tek başına? Kocan yok mu? " dedi bu kez Harun tiksinerek.

Enfal sustu. Adam hala yüzüne bakmıyordu. Bu kadar mı kızmıştı kendisine?

" Hiç değilse birkaç cümle dahi olsa düzgünce konuşabileceğimizi düşünmek aptallık mı? " diye sitem etti Enfal.

Adam sessizliğini sürdürdüğünde ise ekledi.

" Geçmişin hatırına. "

İşte o an kaldırdı başını Harun. Baktı kadının gözlerine. Ama ne bakmak! Gözleri alev alev yanıyor, kaşları alabildiğine çatık.

" Geçmiş? " dedi adam boğuk bir sesle.

" Geçmişin hatırı mı var sende? " dedi bu defa bedenini doğrultarak.

Bakışları, kadının ürkek gözlerinden kıpkırmızı kesilen dudaklarına indiğinde nefes alamadığını hissederek kaldırdı bakışlarını yeniden. O an anladı Enfal. Harun görmüştü. Görmüştü ama ne kadarını?

" Görmüşsün. " diye fısıldadı.

Adam burnundan solurken kaldırdı başını göğe ve birkaç saniye öylece durdu. Sonra ansızın sordu.

" Neden o? Neden başkası değil, neden yabancı biri değil de o? Ne zamandır o? " derken öpüşmenin devamını izlemediğini anladı kadın.

Enfal, adamın yüreğini yıllardır tıpkı bir mengene gibi sıkıştıran soruları işittiğinde yanağının içini dişledi. Biliyordu böyle düşüneceğini. Biliyordu elbette. Yalnızca böyle düşünmemesini ummuştu. Kendisiyle beraberken aklının Volkan'a kaydığına ihtimal vermemesini. Aşkına leke sürmemesini. Adam, kadının kendisini yanıtsız bıraktığını gördüğünde indirmişti yeniden başını. Gözleri bir kez daha buluştuğunda Enfal ağlamamak için kendini zor tutuyordu.

" Eğer cevap verirsem, sen de anlatacak mısın her şeyi? " diye sordu titrek sesiyle.

Harun omuz silkerken çevirdi başını önüne.

" Ne duyduysan o. "

Enfal başını salladı hafifçe. Hıçkırmamak için kendini sıkarken sertçe yutkundu.

" Ne gördüysen o, o halde. " dedi sonra.

İkisi de yalan söylediğini bilirken kadın adamın önünden geçip gidecek olmuş fakat Harun düşünmeden yaptığı hamleyle bileğinden yakalamıştı Enfal'i. Genç kadın irkilerek olduğu yerde dururken başını çevirip baktı bileğini saran parmaklara. Sıcacıktı. Seneler evvelki gibi. Sıcacık ve pürüzlü. Kaşları hızla inerken dudakları titremiş, içi gitmişti bu dokunuşa. Yıllar sonra ilk kez. Sevdiği adamın kendisine teması kalp atışlarını kesivermişti sanki. Dolan gözlerini adamın yüzüne kaldırdığında onun da allak bullak olan ifadesini gördü. Refleksle yaptığı bu hamlenin sonuçlarını düşünmemiş gibiydi. Ve sonra ansızın ateşe değmiş gibi bıraktı kadının bileğini. Sertçe yutkundular aynı anda. Aradan birkaç saniye geçti pervasızca. Enfal, o anın özlemini çekmeye başlamıştı bile. Harun ise nihayet toparlamıştı kendini.

" Gördüğüm şeye inanırsam giderim buradan. " dedi adam kırçıllı sesiyle.

" Duyduğum şeye inansam giderdim buradan. " diye karşılık verdi kadın da.

Ardından gelen cümleyle ise beyninden vurulmuşa döndü.

" Gitmişsin Enfal. "

On sene sonra ilk defa adamın sesinden ismini duymak, hem de böylesine kırgın, böylesine suçlayıcı... paramparça etti kalbini. Acıdan nefesi kesilecek sandı. Ama kesilmedi. Gözleri hızla dolup taşarken bakışları adamın buğulu mavilerinde mıhlandı.

" Senin yüzünden. " diye fısıldadı acıyla.

İlk kez. Belki de ilk kez onu suçladığını itiraf etti, hem ona hem de kendine. Harun'un kaşları yavaşça çatılırken Enfal bir çırpıda gözlerini silmiş ve hızla uzaklaşmaya başlamıştı. Harun sarsıldı bu suçlamayla. Ama hak etmemiş miydi? Ona seneler evvel beklememesini haber ederken hak etmemiş miydi bu gün olanları? Adam, arkasından karmakarışık hislerle bakakalırken Enfal hıçkırıklarını bastırıyordu. Sarsak adımları Kevser'in evinde son buldu. Arkadaşı bugünkü davete Atakan'ı bahane ederek katılmamıştı. O yüzden evde olduğunu biliyordu. Kapıyı tıklatıp beklerken gözaltlarını sildi yeniden. Çok geçmeden Kevser açmıştı kapıyı. Karşısında arkadaşını bulduğunda kaşları hayretle havalandı.

" Ne oldu sana ağladın mı? "

Enfal burnunu çekerken sordu.

" İçeri gelebilir miyim? "

Kevser hızla çekildi geriye.

" Gel tabi geç. "

Genç kadın ayakkabılarını çıkartıp içeriye girdikten sonra kapıyı yavaşça kapattı Kevser.

" Mutfağa gidelim. Atakan zor uyudu. "

Enfal sessiz adımlarla mutfaktaki balkona çıktığında arkadaşı da peşindeydi.

" Anlat ne oldu? Volkan mı bir şey yaptı? "

Enfal taburelerden birine otururken iç çekti. Kevser de balkon kapısını hafif aralık bırakarak karşısındaki tabureye oturdu kadının. Enfal bir süre sessizce balkondan karanlık sokağı seyretmiş ve sonra ansızın çevirmişti başını arkadaşının endişeli gözlerine.

" Boşanmak istiyorum. "

Kevser şaşkınlıkla karşıladı bunu.

" Ay, boşan hemen boşan. " dedi heyecanla.

Enfal yavaşça yutkunurken omuzlarını silkti.

" Korkuyorum ama. "

" Babandan mı Volkan'dan mı? "

" Sanırım ikisinden de... " derken sesi içine kaçmıştı adeta.

" Güzelim. " diyerek uzandı arkadaşının eline Kevser.

" Babanı bırak artık. "

" Annemi onunla bir başına nasıl bırakayım? "

" Artık kendini düşünemez misin? Kaç yıl oldu sen kendini feda edeli ha? "

Genç kadın sessiz kaldığında iç çekti arkadaşı.

" Ayrılsanız ya buralardan? Yeni bir yerde hayata başlasanız? " dedi bu kez.

" Nasıl olacak ki o Kevser? Birikmiş üç beş kuruşum var sadece. "

" Bileziklerimi alırsın. "

Enfal iç çekti bunun üzerine.

" Yapamam. Zaten... annem hayatta gelmez. Hem, ben burayı terk edip gitmek istemiyorum ki... "

" Harun'la konuştunuz mu? " diye sordu kadın bu kez.

Enfal bakışlarını yeniden arkadaşınınkilere dikerken dudağını dişledi.

" Tartıştık demek daha doğru olur. "

Kevser kaşlarını çatarken bırakmıştı arkadaşının elini.

" Ne oldu bir anlat bakayım? "

Genç kadın bedenini tamamen arkadaşına çevirdi ve olan biteni tek tek anlattı. Hepsini anlatmayı bitirdiğinde Kevser'in kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı.

" E anacım siz hala aşıksınız ya birbirinize. "

Enfal'in gözleri hızla büyürken dudaklarından hayret dolu bir nida firar etmişti.

" Gerçekten mi? Gerçekten öyle mi düşündün Kevser? Hala aşık mı sence bana? "

" Şş... " derken işaret parmağını dudaklarına bastırdı kadın.

Enfal ise bunun üzerine dudaklarını birbirine sıkıca bastırdı. Bir süre içeriyi dinleyip Atakan'ın uyanmadığını anladıktan sonra yeniden döndü arkadaşına Kevser.

" Basbayağı da aşık işte. Köpek gibi kıskanmış seni. "

Genç kadın heyecanla ellerini ağzına kapatırken arkadaşı kaşlarını çattı.

" Hemen sen de su koyverme. Volkan'la evlendin diye seni suçlamasına çok sinirlendim. "

Enfal ellerini indirirken dudak büktü.

" Kızgınlık değildi o. Korkuydu. Onunlayken de Volkan'ı istediğimi düşünmeye başlamış. "

Kevser gürültüyle soludu bunun üzerine ve sonra istemeye istemeye de olsa hak verdi adama.

" Haklı. Kim olsa öyle düşünür. "

Enfal sessizce arkadaşına bakarken yeniden sitem etti Kevser.

" Ne diyeyim ki ben size? "

Genç kadın tam konuşacakken Faruk'un yaklaşmakta olan sesi aralarına girmişti.

" Kız bu Volkan Sanem'in evine gidiyordu araları mı bozuk En... " demesiyle balkon kapısına varıp Enfal'i görmesi bir olmuş ve ağzını kapamıştı.

Kevser kaşlarını sinirle çatarken Enfal oturduğu tabureden hızla kalktı.

" Geç oldu gideyim artık. "

Faruk utanarak kapıdan çekildiğinde Kevser arkadaşını geçirmek için peşine takıldı.

" Kusuruna bakma ne olur biliyorsun dan dun konuşuyor böyle. "

Enfal başını salladı hızla.

" İyi geceler. "

Genç kadın, arkadaşının evinden ayrılırken Kevser hışımla kocasına dönmüştü.

" E Allah da seni ne etmesin? Kapıda ayakkabısını da mı görmedin kızın? "

" Kızım kafam iyi zaten. Ne bileyim senin sandım. "

" Bayılıyorsun dedikodu yapmaya. İyi bok yedin. "

" Ya görünce şaşırdım işte. Dedikodular doğru muymuş diye sana soracaktım. "

" Allah'tan kork be adam! Yakın arkadaşımın dedikodusunu mu yapacağım seninle? "

" Ne var o arkadaşınsa ben de kocanım?"

" Ya sabır, çekil önümden. " diye homurdanarak geçti adamın yanından ve odasına ilerledi.

O esnada Enfal de evin yolunu tutmuştu. En yakın arkadaşının kocası bile dedikodusunu yaparken mahalledekilerin haklarında neler konuştuklarını tahmin bile edemiyordu. Şurada geçirdiği her günden midesi bulanıyordu. Tüm gece boş evin içinde turlayıp durmuş ama bir türlü içindeki sıkıntıyı atmayı başaramamıştı. İlerleyen saatlerde kapıda çevrilen anahtar sesiyle kanepede doğrulttu bedenini. Ve başını çevirip kocasının sarsak adımlarla içeriye girişini seyretti. Volkan kadını kendisine bakarken bulduğunda şaşırmış ve olduğu yerde durmuştu.

" Uyanıksın. "

Enfal sessizce kalktı kanepeden ve kollarını göğsünde kavuşturarak yaklaştı adama.

" Neden boşanmıyoruz? " diye sordu dosdoğru.

Volkan işittiği şeyden hiç haz etmemiş ve anında yüzünü buruşturmuştu.

" Ne saçmalıyorsun sen? " diye sordu asabiyetle.

" Beni öptüğün dudaklarınla, saatler sonra başka bir kadının vücudunu keşfe çıkmandan söz ediyorum. Neden boşanmıyoruz? "

Volkan daha da şaşırdı bu kez. Ağırca yutkunurken karısına doğru bir minik adım attı.

" Güzelim ben... ben çok sinirliydim. Buraya gelsem yüzüme bakmayacaktın... Özür dilerim. "

Bu defa yüzünü buruşturan Enfal'di.

" Bahanelerin umurumda değil. Ne yaptığın da öyle. Ama insanların ağzına laf vererek beni küçük düşürüyorsun. Ayrıca madem bu kadar kolay aldatabiliyorsun, sen beni sevmiyorsun ki Volkan. "

" Hayır. Hayır bak öyle değil. Aldatma değil bu. Haberin var ki. Hep vardı. Böyle aldatma mı olur? Seni deliler gibi seviyorum ben Enfal. " derken kadının ellerine uzansa da Enfal geriye doğru adımlayarak ondan uzaklaşmıştı.

" Dokunma bana o pis ellerinle. " dedi tiksinerek.

" Yapma. Beni hor görüp durma. Ben de insanım. " dedi adam zoruna gittiği her halinden belliyken.

" Volkan birbirimizi sevmiyoruz. " dedi Enfal bu kez.

Volkan ise sinirle soluyarak saçlarını dağıttı.

" Enfal sana aşığım. Şunu deyip durma. "

" Bu mu aşık olmak ya? " derken eliyle üstünü başını işaret etmişti genç kadın.

Volkan başını eğip gömleğinin üstten açık düğmelerine ve pantolonundan sarkan eteğine baktı.

" İkisi başka. " dedi sonra.

Enfal kaşlarını daha derin çatarken kollarını yeniden bağladı göğsünde.

" İkisi başka ben erkeğim. İhtiyaçlarım var. Sevdiğim kadın benden tiksiniyor. Ne yapsaydım? " derken hiddetlenmişti adam.

Genç kadın suratını astı aniden. Aklına üşüşmek isteyen o ses kulaklarını tırmalarken engel olamadı buna.

Ay öyle deme canım. Az mı gittim ziyaretine? E erkek adam sonuçta, ihtiyaçları oluyor. Anlarsın ya?

Volkan ise kadının bu halini kendisini kıskanmasına yorup keyiflenmişti.

" Ama sen iste. Değil evine gitmek bir daha yüzüne bakmam."

Enfal kafasında dönüp duran düşüncelerden sıyrılırken başını hızla silkti.

" Ne yaparsan yap. Boşanmak istiyorum. "

" Sanem yüzünden mi? "

Genç kadın işittiği isimle yeniden tetiklenirken adeta tısladı.

" Hayır Volkan. Anlamıyor musun istemiyorum seni? "

Volkan'ın da kaşları derince çatılmıştı şimdi.

" Onu mu istiyorsun? "

Enfal bu defa sustu. Adam üstüne doğru yürürken kollarını çözmüş ve geriye adımlamıştı yeniden.

" Onu mu istiyorsun, o katili mi? "

" Sus. " dedi sıktığı dişlerinin arasından.

" Seni bir başına bırakıp giden o it için mi ağlıyorsun sen hala? "

" Volkan boşanacağız! " diye haykırdı kadın ansızın.

" Boşanmayacağım lan! " diye kükredi adam buna karşılık.

" Boşanmayacağım! Geberiyorum senin için! Bir kez öptüm sadece bir kez... aklım gitti. Kendime gelemedim. Eve gelsem dayamazdım ben de ona gittim. " dediğinde kadın artık midesinin bulandığını hissediyordu.

Hızla arkasını dönüp odasına yöneldiğinde belini kavrayan kolla geriye doğru çekildi. Enfal, adamın kolları arasında çırpınırken Volkan büyük bir güç uygulayarak onu zapt etmeye çalışıyordu.

" Yapma kapatma kendini bana artık. Ben de bırakayım Sanem'e gitmeyi. Benim ol artık. " diye fısıldadı kadının kulağına.

Enfal adamın hakimiyetinden kurtulmaya çabalarken bir yandan da yalvarıyordu.

" Ne olur bırak Volkan ne olur? "

Volkan bir süre daha kadını zorla kolları arasında tutup kokusunu içine çektikten sonra yavaşça bırakmış ve gitmesine müsaade etmişti. Enfal hızla odasına girip kapıyı üstüne kilitlerken adam omuzlarını önüne düşürdü ve hüzünle seyretti yüzüne çarpılan kapıyı. Daha ne kadar bu şekilde uzak tutacaktı kadın kendisini? Katlanamıyordu artık. Ve her geçen gün güçlükle ayakta tuttuğu umudu tükeniyordu. Sesli bir iç çekti ve banyoya yöneldi.

Enfal ertesi sabah gardırobunun karşısına geçmiş ve ne giyeceğini uzun uzun düşünmüştü. Senelerdir kendine pek önem vermemiş, ertesi güne böyle heyecanla kalkmamıştı. Şimdi ise başkaydı. Günde sadece birkaç dakika da olsa Harun'u görebilmek erkenden kalkmasına yetiyordu. Ve Harun'un kendisini göreceğini bilmek de süslenmesine... Dolabın arka taraflarında kalan kırmızı elbiseye çarptı bakışları. Yüzüne gayriihtiyari bir gülümseme yayılırken uzanıp çıkarttı onu. Bu elbiseyi hatırlar mıydı acaba adam? Nefret etmişti ilk gördüğünde. Kadının yüzündeki tebessüm daha da büyürken onu giymeye çoktan karar vermişti. Hızla üstünü değiştirip saçlarını dalgalandırmış ve iki ince tutamı yandan örüp arkada birleştirmişti. Altına da kısa topuk ayakkabılarını giyer giymez kendini attı sokağa. Volkan henüz uyuyordu. Dün o kadar çok içmişti ki öğlene zor uyanırdı. Muhtemelen yaptığı şeylerin çoğunu hatırlamayacak, hatırladığı kısım için de pişman olacaktı. Kolay kolay zıvanadan çıkmazdı, sabırlıydı. Fakat dün ne olmuşsa delirmiş gibi davranmış kadını korkutmuştu.

Enfal her ne kadar kızgın ve kırgın olsa da Harun'u görme hevesiyle hızlı hızlı dükkana ilerlerken aklı elbiseyi tanıyıp tanımayacak olduğundaydı hala. Tanımazsa çok üzülür müydü? Belki de normaldi unutması. Kaç yıl geçmişti aradan bir kırmızı elbiseyi mi tutacaktı aklında adam? Birden keyfi kaçtı ve adımları yavaşladı. Sonra kendini ayak sürürken buldu. Dükkana vardığında da sahafın hala kapalı olduğunu görmek hepten hevesini kaçırmıştı. Kilidi açtı ve dükkanın içine girdi. Eşyalarını bıraktı, lambaları yaktı ve masasına ilerledi. Bugün yapması gereken işler çoktu. Belki de kendini işlerine verse iyi olacaktı. Bir saat kadar çalıştı. Gözleri sık sık vitrine uğrasa da gelen giden yoktu. Bir saat daha çalıştığında Hanife Hanım'ın pardösüsünü bitirmişti. Onu güzelce ütüledi ve askısına astı. Sonra derin bir nefes çekerek hava almak için dükkanın önüne çıktı. Bakışları sahafa uğradı yeniden. Kapalıydı. Acaba neredeydi? Uyuyakaldığını düşünmüyordu çünkü erken kalkardı Harun. Gerçi, on yıl önceki Harun'du erken kalkan. Belki de artık erken kalkmıyordu.

Sesli bir iç çekerek bakışlarını sokağın diğer tarafına çevirdiğinde gördü ikisini. Harun ellerini cebine sokmuş, başı hafif öne eğik ve düşünceli bir yüz ifadesiyle kendisine doğru ilerlerken yanı başında son derece heyecanlı şekilde durmaksızın konuşan kadın Sanem'den başkası değildi. Kaşları refleksle çatıldığında bakışları bir kadına, bir de yanındaki adama uğrayıp durdu. Nereden geliyorlardı böyle bu saatte? Sahafı bu yüzden mi açmamıştı bu sabah? Kalp ritmi hızla yükselirken yüreğinde bir sızı peyda oldu. Dişlerini kıracak raddede sıktığını ağrıdıklarında fark etmiş fakat gevşetememişti. Onlar yaklaştıkça Sanem'in sesi de kulaklarına doluyordu.

" Çok iyi olacak bence! " dediğinde Harun sessizce başını salladı.

Enfal içini yiyip bitiren kıskançlığa teslim olmamak için arkasını dönüp dükkanın içine girse de, başını omzundan arkaya çevirip onlara bakmaya devam etmişti. İkili dükkanın önünden geçerken Harun başını kaldırıp bakacak olmuş fakat kendini tutmuştu. Bunu da gördü genç kadın. Daha da acıdı canı. Neden bakmamıştı? Sadece bir bakışı neden çok görmüştü? İstemiyor muydu kendisini görmek? Merak bile etmiyor muydu? Yumruklarını iki yanında sıkarken bedenini çevirdi kapıya yeniden ve gizlice seyretti onları. Harun cebinden çıkarttığı anahtarla sahafın kilidini açarken Sanem yanında sallanıyordu. Adam nihayet kapıyı açtığında geri çekildi ve kadının girmesi için bekledi. Sanem de kocaman gülümseyerek girdi içeri. Enfal kapının pervazına sıkıca tutunurken yüreğinin ağrısını nereye koyacağını bilemedi. Onun başka bir kadına centilmence davranışı bile kalbini ağrıtmaya yetiyordu. Kendisinin yüzüne bakmayan, bir selamı çok gören adam başka bir kadına kapı açıyordu. Aralarında bir şey mi vardı? Hayır ama. Öyle olsa dün gece Volkan'la yatmazdı Sanem. Yoksa yapar mıydı bunu? Harun'un haberi yoktu belki de. Harun içeriye girmeden evvel sırtındaki bakışların ağırlığına dayanamamış ve dönüp bir kez bakmıştı. O an nefesini tuttu Enfal. Adamın kısa bir an için atmaya niyetlendiği bakış, kadının kırgın gözlerini görmesiyle duraksadı. Önce gözlerinde, sonra yüzünde oyalandı ve en sonunda üstündeki kırmızı elbisede duraksadı. Kaşları hafifçe çatıldı mavileri kısıldı ve ağır bir biçimde yutkunarak yeniden kadının gözlerine baktı. O an anladı Enfal. Adam hatırlamıştı.

2014 Haziran

Enfal düğün salonundan içeriye giriş yaptığında gözleri hızla içeriyi taramış ve sevgilisini aramıştı. Çok geçmeden de onu köşede, mahallenin erkekleriyle laflarken buldu. Duruşunu dikleştirip üzerindeki kırmızı elbisenin eteklerini elleriyle düzelttikten hemen sonra ilerlemeye devam etti. Harun'un kendisini görür görmez yanına damlayacağına emindi ve öyle de oldu. Genç adam sevgilisini görmesiyle önce hayranlıkla süzmüş sonra o hayranlık dolu bakışları öfkeli bir hale bürünmüştü. Kaşları derince çatılırken arkadaşlarının arasından ayrıldı ve kıza doğru yürümeye başladı. Enfal onun kendisine doğru attığı sinirli adımları görmesiyle olduğu yerde durmuştu. Yine de yüzündeki tebessümü bozmadı. Onu böyle alt edeceğine inanıyordu. Harun kızın dibinde durduğunda Enfal başını kaldırmak zorunda kalmıştı.

" Enfal. " dedi adam sıktığı dişlerinin arasından.

Bu iyiye işaret değildi işte. Beklediğinden de çok kızmıştı.

" Harun? " dedi Enfal anlamazdan gelerek kaşlarını kaldırırken.

" Yavrum bu kılık ne? " diye sordu sonunda genç adam.

" Yakışmamış mı? " dedi genç kız elbisesine bakarak.

" Yok, bu sefer yemezler. Yürü. " derken kızın elini kavramış ve onu önüne almıştı.

Genç kız aceleci adımlarla tuvaletlerin olduğu tarafa ilerlerken bir yandan da mızmızlanıyordu.

" Ya Harun ne yapıyorsun? "

" Çıkacak o elbise. "

Enfal bunu duymasıyla olduğu yerde durdu ve adama döndü. Şimdi onun da kaşları çatıktı.

" Ne demek çıkacak? "

Harun başını sallarken tekrarladı.

" Basbayağı. Çıkacak. Bir sürü yabancı herif var. Ben de seni bu halde bırakacağım öyle mi? "

Enfal, adamın ciddiyetini fark ettiğinde surat asmaya başlamıştı artık.

" Ya nesi var elbisemin? "

" Nesi var ben de onu diyorum nesi var? " diye kızdı Harun.

Genç kız bir kez daha elbisesine bakarken Harun sinirle konuşmaya devam etti.

" Şuna bak. Göğüslerinin yarısı ortada. "

Enfal yakasını tutup yukarıya çekerken adam daha da sinirlenmişti. Uzanıp tuttu kızın ellerini.

" Dur yapma. Açılıyor daha da. " derken baş parmağı kızın yumuşacık tenine değdi ve ağırca yutkundu.

Elini ateşe değmiş gibi hızla geri çekerken de iç çekmişti.

" Nefsime zararsın Enfal. " diye fısıldadı kızın yüzüne.

Genç kız adamın gözlerine arsız arsız bakarken adam da çarpık bir gülümsemeyle gözlerini devirmişti.

" Yakışmamış mı? " diye sordu yeniden genç kız.

" Yok. Hiç yakışmamış. Hadi çıkart. " dedi adam bu kez.

Enfal tam kızmak için dudaklarını araladığı esnada yan tuvaletten çıkan Civan'ı gördü ve ona seslendi.

" Civan! "

Civan mahallenin gençlerinden biriydi. On dördünü yeni bitirmişti.

" Elbisem yakışmış mı? " diye sordu genç kız eteklerini tutup ona dönerek.

Civan aldığı soru karşısında şaşkına dönerken gözleri far görmüş tavşan gibi büyümüş ve hızla Harun'a bakmıştı. O da tıpkı düşündüğü gibi öfkeyle kendisine bakıyordu. Sertçe yutkundu sonra.

" Yenge ölmemi istiyorsan öl desen ben ölürdüm zaten Harun Abime niye bulaştırıyorsun? " diye isyan ettiğinde Enfal sesli bir iç çekti.

Harun ise hafif muzip bir tınıyla kızdı.

" Civan kaybol. "

" Olayım abi. " diyerek hızla uzaklaşan Civan'ın arkasından bakakaldı genç kız.

" Sen bir zorbasın. " dedi sonra sevgilisine dönerek.

" Zorba, öküz. " diye devam etti sözlerine.

Harun ise kollarını göğsünde kavuştururken kesti lafını kızın.

" Bırak şimdi öküzlüğümü davarlığımı, bu elbise nereden çıktı?"

Enfal de tıpkı onun gibi kollarını göğsünde birleştirmişti.

" Yeni diktim. "

Harun bir kez daha kızın göğüslerine bakarken sesli bir iç çekti.

" İyi halt etmişsin. Karanlıkta mı diktin yavrum? " diyerek kollarını çözmüş ve kızın da kollarını birbirinden ayırmıştı.

" Elektriğin kesikse söyleseydin ya gönderirdim İsmail'i? " dediğinde Enfal gözlerini kısmıştı.

" Ha ha çok komik. "

Harun kızın kolunu bırakmadan yüzüne eğilirken hırıltılı bir sesle fısıldadı.

" Bak şöyle dikleniyorsun ya onu burada yapma. "

Enfal ise pek oralı olmadı.

" Sana mı soracağım ya nerede ne giyip nasıl davrana... " demesine kalmadan adamın kendisini yanlarındaki kapıdan içeriye sürüklemesiyle cümlesi yarıda kesilmişti.

Birden kendilerini karanlık küçük bir odada buluvermişlerdi. Genç kız gözlerini karanlığa alıştırmaya çalışırken Harun kapıyı artlarından kapattı.

" Harun burası neresi? "

" Senin elbiseni çıkartıp daha düzgün bir şey giyeceğin yer. "

Enfal sesli bir iç çekti bunun üstüne.

" Çıkartmayacağım. Çok meraklıysan sen çıkart. "

Harun bir süre sessiz kaldığında kız onu göremediğinden ne düşündüğünü anlayamadı. Saniyeler sonra kulağının dibinde biten fısıltıyla ise irkilerek yerinden sıçramıştı.

" Yemezler. "

" Neyi yemezler? Üstüme iyilik sağlık. Bir şey mi diyorum? Giyecek başka bir şeyim yok diyorum ben. " diyerek uzaklaştı adamdan genç kız.

" Bulurum. Sen bekle burada. "

" Yok. Vallahi de yok billahi de yok. Gittiğin gibi tüyerim Harun. Saklanırım da. Bulamazsın beni. " dedi adamın karanlık siluetine doğru.

" Bulurum. Yerin dibine de girsen bulurum. Göğün ardına da gitsen bulurum seni. Bir kere o bakışlarını üstümde hissetmem yeter. O acı kahve gözlerinin kırk değil yüz yıl hatırı var bende. Karşılıksız bırakmam onları. "

Merhaba nasıldı bölüm?

Intagram: @ailkesandikli

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.