Sidar sahafın kapısından girdiğinde arkadaşını, arkası dönük vaziyette duvara çivi çakarken bulmuştu. Fakat Harun öylesine kaptırmıştı ki kendini; çekici sertçe vurduğunu da çivinin çoktan duvarın içine gömüldüğünü de fark etmemişti. Sidar, arkadaşına birkaç kez seslense de sesini duyuramadığında dürtmek zorunda kaldı. Adam ansızın kendisine dokunan parmaklarla irkilerek arkasını dönmüş ve elindeki çekici savurmuştu. Bunun üzerine gövdesini refleksle geriye çeken Sidar'ın kaşları hayretle havalandı.
" Lan dur! "
Harun parmakları arasında sıkıca tuttuğu çekici indirirken sesli bir soluk bıraktı dudaklarının arasından.
" Kusura bakma. " diye geveledi ağzının içinde sonra.
Sol eliyle alnındaki teri silerken çekici de yanında duran minik masanın üstüne bırakıverdi. Sidar, arkadaşının yüzünü süzerken kaşlarını çatmıştı.
" Bana mı vuracaktın sen? "
Harun, arkadaşıyla göz göze gelmemek için duvara çaktığı çiviye kaldırdı başını.
" Kusura bakma boşluğuma geldi. " dedi bir kez daha.
Sidar, onun böyle bir refleks geliştirmesine şaşırsa da sesini çıkartmadı. Aradan geçen on yılda neler yaşadığını deli gibi merak ediyor fakat ağzından tek bir laf alamıyordu. Sormak istese de sormadı. Sesli bir iç çekiş bıraktı bunun yerine. O esnada adam da duvara gömülü çiviyi tırnaklarıyla çekiştiriyordu.
" Çıkmaz o öyle. Gömmüşsün içeri. Kafan mı dolu? " dedi Sidar da duvardaki çiviye bakarak.
Harun ise bunun üzerine pes etti ve çekti elini duvardan.
" Bütün dengem sikildi. " diye homurdandı arsızca.
Gözleri küçük dükkanın içinde dolaşırken Sidar merakla kollarını göğsünde kavuşturmuştu.
" Ne oldu? "
Adamın mavileri sağında duran saklama kabına takıldığında kaşları çatılıvermişti.
" Sanem'in getirdiği sarmaları yedi, ben yemeyeyim diye. " derken gözlerini arkadaşının gözlerine çevirdi.
Sidar, neyden bahsettiğini anlamak ister gibi masadaki saklama kabına kısa bir bakış attığında Harun konuşmaya devam ediyordu.
" Kıskandı sanki beni. Kısa süreliğine yıllar öncesinden bir an yaşadık sanki. Gözlerinde o kırgınlığı, o suçlamayı gördüm yemin ederim. O deli halleri hiç değişmemiş Sidar. " derken ses tonu yumuşamış, frekansı alçalmıştı.
Sidar ne diyeceğini bilemez vaziyette baktı arkadaşının yüzüne. Sonra ansızın yeniden hiddetleniverdi adam.
" Ama sonra gitti o... o it belini sardı. " dedi tükürürcesine.
Bakışları yeniden sahafın içinde dolaşmaya başlamış eli kapıya doğru havalanmıştı.
" Aklımı kaçıracağım! " derken havadaki elinin içiyle başına vurdu iki kez.
" Tahammül edemiyorum lan ben o ikisini bir arada görmeye! Yok. " derken omuz silkmiş ve yeniden bakmıştı arkadaşının gözlerine.
" Olmuyor. Aynı eve giriyorlar ya şimdi? Bu siktiğimin zihni susmuyor işte! Düşünüp duruyor. Lan bir gram mı azalmaz insanın hisleri? Kahrımdan gebereceğim. " derken içi içine sığmıyordu sanki.
" Beni kıskandı sandım diye kalbim nasıl çarptı? Lan benim umutlandığım şeye bak Sidar! " derken iki elini birden saçlarının arasından sertçe geçirmişti.
" Buradaydı lan buradaydı karşımda! " dedi sonra eliyle karşı duvarı göstererek.
" Kokusunu doldurdu ciğerlerime yine. Gittiğinden beri burnumun direği sızlıyor. Nasıl katlanacağım lan ben? "
Sidar, arkadaşının tamamen kontrolü kaybedişine an be an şahit olurken ona doğru bir adım atmış ve iki kolunu açıp ona sıkıca sarılmıştı.
" Sidar, yaparım sandım yapamıyorum. Yapılmıyormuş. " dedi adam acıyla.
" Ah be oğlum. Dedim sana dönme diye. " diyerek sitem ederken sırtına birkaç kez vurmuş ve geri çekilmişti genç adam.
" Nereye gitseydim? "
" Başka bir yerde yeniden başlayacaktın hayatına. "
" Annem, babam, Levent, sen .. her şeyim buradayken nereye gitseydim? " dedi bu defa Harun.
Sidar bu kez sessizleşti. Harun ise omuzlarını düşürmüş ve geriye doğru adımlayarak sırtını duvarın pürüzlü yüzeyine yaslamıştı. Birkaç dakika sessizlik içerisinde durdular ve sonra Sidar çekinerek de olsa sordu. Arkadaşının olmayacak hayallere kurban gitmesini istemiyordu.
" Harun, sizden olmaz biliyorsun değil mi? "
İşittiği soruyla adam dişlerini sıkmaya başladığında Sidar devam etti konuşmaya.
" Evli o. Belki dediğin gibi, bir anlık kıskandı. Ama bu kadar be oğlum. Buna bel mi bağlanır şimdi? "
Harun daha fazla şey duymak istemezken Sidar arkadaşının buraya Enfal yüzünden döndüğüne emindi. Bu yüzden onun gerildiğini de, yumruklarını sıktığını da görmezden geldi.
" Sen de bak artık önüne. Hiçbir şey eskisi gibi değil. "
" Yeter. " dedi Harun sıktığı dişlerinin arasından.
" Yeter. Anladım. " diye tekrarladı sonra bakışlarını yeniden arkadaşının yüzüne kaldırırken.
Sidar ise yalnızca başını sallamıştı.
" Gel hadi kapatalım dükkanı. Sen de git biraz dinlen. Nedim Usta'ya gidelim diyecektim ama başka zaman yaparız. "
Harun başını salladı yavaşça. Sonra uzanıp ceketini aldı kitap yığınlarının üstünden ve peşi sıra çıktılar dükkandan. Kapıyı kilitledikten sonra tuttular evlerinin yolunu. Yol boyu konuşmadı ikisi de. Yeterince söz söylenmişti zaten. İlk yol ayrımında ayrıldıklarında Harun ellerini cebine soktu ve ağır ağır devam etti. Cezası bitip mahalleye döndüğünde ilerisi için ne yapacağına dair tek bir planı bile yoktu. Plan yapmayı Enfal'in Volkan ile evlendiğini öğrendiği gün bırakmıştı. Sesli bir iç çekerken mavileri Enfal'in baba evine uğradı. Anıları depreşti o an. Az mı beklemişti şu bahçe kapısının önünde onu? Sabahları ilk gördüğü, geceleri son gördüğü hep o olsun diye az mı dayanmıştı kapısına? Ağırca yutkunurken çevirdi bakışlarını. Şimdi ne o eve ne de kendi evine bakmaya yüzü kalmamıştı. Eğdi başını önüne usulca geçti önlerinden. Birkaç dakika sonra kendi evinin bahçesine varmış ve kapısında gördüğü simayla şaşırarak kalmıştı. Kaşları hayretle havalandığında kapının önündeki kadın yavaşça döndü önüne.
" Harun, oğlum. "
Harun kısa bir an afallamış ama sonra hızla toparlanmıştı. Bahçeye girdi ve uzun adımlarla vardı kadının yanına.
" Nurhan teyze? "
Atmışlı yaşlardaki kadın buğulu bakışlarını, oğlu bildiği adamın yüzünde hasretle dolaştırırken Harun gözlerini kaçırmıştı.
" Öpeyim elini. " dedi uzanıp elini kavrarken.
Kadın, elini öpmesine müsaade ettikten sonra sıkıca sarıldı adama.
" Buraya taşınmışsın? " diye sormuştu geri çekilmeden hemen önce.
Harun başını salladı hafifçe.
" Bekledim gelirsin diye. " dedi bu defa kadın.
Fakat Harun kendi anasının mezarına dahi gitmemişti.
" Affet, gelecektim elbet. " dedi yalnızca.
" Ne affı oğlum? Sen affet asıl. " demesiyle kaldırdı başını Harun ve dikti gözlerini kadınınkilere.
Bir süre sessizce bakıştılar. Sonra adam sordu.
" Buyurmaz mısın? "
Nurhan Hanım başını salladığında adam cebinden ev anahtarını çıkartıp kapıyı açmıştı.
" Geç buyur. " dedi bir adım geri çekilerek.
Kadın yavaşça girdi içeriye.
" Yeni kapattım dükkanı. Evde bir şey yok ama bekle çay suyu koyayım hemen. " dedi kendi de içeriye girerken.
" Gerek yok. Gel konuşalım senle bir. " dedi kadın.
Harun ise bunun üzerine üstelemedi. Nurhan Hanımın kalkıp evine kadar gelmesinin bir nedeni olduğunu anlamıştı zaten.
" Olur. "
Birlikte salona geçtiler. Bir kanepe, bir berjer ve eski bir yemek masasından ibaretti salonun eşyaları. Kanepenin bir ucuna Nurhan Hanım diğer ucuna da Harun oturdu. Harun ellerini dizlerinin üstüne konuşlandırmış başı eğik vaziyette otururken kadın hafifçe döndürdü bedenini.
" Harun. " dedi bir kez daha.
Harun yeniden baktı kadının gözlerine.
" Ne oldu o gece? "
Adam aldığı soru karşısında telaşla bakışlarını kaçırırken sertçe yutkunmuştu.
" Ufuk anlatmadı mı? "
" Anlattı ama ben senden dinlemek istiyorum. "
" Ne dediyse o doğrudur. " dedi adam kestirip atarken.
Kadın bu kez uzandı ve elini kavradı adamın.
" Harun. " dedi yeniden.
Ses tonu da bakışları da öyle içine işliyordu ki adamın, sanki biliyorum der gibi. Adam çekinerek de olsa kaldırdı bakışlarını yeniden kadına.
" Ne oldu? " diye sordu yeniden.
" Olması gereken. " dedi adam bu kez.
Kadın hüzünle bastırdı dudaklarını birbirine.
" Ufuk'u ne kadar iyi tanıyorsam seni de bir o kadar iyi tanıyorum. Ama ne olur söyle. Yapmadım de. "
Harun derin bir nefesi içine güçlükle çekerken yeniden kaçırmıştı bakışlarını.
" Olan oldu cezası çekildi Nurhan Teyze. "
Nurhan Hanım daha fazla şey diyemedi bunun üstüne. Aklına düşenler diline varamadı. İçi ezildi. Elinin altındaki eli sıkıca kavrarken konuştu yeniden.
" Ufuk, son yıllarda kayıp sanki. " dedi hüzünle.
Harun dişlerini sıkıca kenetledi birbirine.
" Garip garip insanlarla görüşüyor. Hiç beğenmiyorum halini. "
" Neden? Onun yanında çalışıyormuş ya işte. " dedi Harun birden başını kaldırarak.
Nurhan Hanım kısa bir an duraksadı önce. Sonra ise başını salladı yavaşça.
" Volkan. "
Adam, o ismi işitmekten büyük bir rahatsızlık duyarken elini gayriihtiyari biçimde kadının avcundan çekmiş ve ensesini kaşımıştı sertçe.
" Ne kadar güvenilir bir adam Volkan? " diye sordu kadın bu kez.
" Bilemem. On yıldır yoktum. " diye ters bir yanıt verdi Harun istemeden.
Kadın sesli bir iç çekti bunun üzerine.
" Öfkelisin. Ufuk'a da ona da. "
Harun sessiz kaldı bu tespitle.
" Levent'in emanetini korudun sen. Ne dersen, ne yaparsan kabulüm. Ama korkutma beni. Varsa başka bir şey... " diye söze giren kadını kesti adam.
" Yok. Yok başka bir şey. Ne duyduysan o. Sıkma canını artık. "
" Nasıl sıkmam oğlum, nasıl sıkmam? Sen de benim oğlumsun. " dedi kadın bu kez.
Harun, kadının acısını da mahcubiyetini de çok net görürken bir şey diyemedi. Ufuk'a güvenmediğini, anlatılanlara inanmadığını apaçık bir şekilde okurken sadece sustu. Denecek başka bir sözü yoktu. Bu sessizlik Nurhan Hanım'a devasa bir iç sıkıntısı, Harun'a ise kaybolan yıllarının acısını nakşederken dakikalar hızla geçip gitti. Kadın en sonunda adamdan daha fazla şey duyamayacağına emin olmuş belki de ısrar etmeye korkmuş bir şekilde kalktı kanepeden. Evden ayrılmadan önce ise son sözünü söyledi.
" Dilerim ki susmuştur artık vicdanın. Kendine daha fazla da eziyet etme. "
Harun bu cümleyle, dakikalardır yaşadığı sıkıntının ayyuka çıktığını hissederken Nurhan Hanım evden çıkmış gitmişti. Adam ise kanepenin köşesinde küçüldükçe küçüldü.
2002 Mayıs
Harun ayağına gelen topu güzel bir şut ile taştan yaptıkları kaleye savurduğunda karşı takımdakiler paniğe kapılmıştı. Ve saniyeler içerisinde de beklenen oldu. Kalede duran Ferdi sert bir şekilde üstüne gelen toptan korkmuş ve kendini diğer tarafa atmıştı. Harun'un takımı gol sevinciyle çığlıklar atarken karşı takımdakiler de Ferdi'ye yüklenmekle meşguldü.
" Oğlum bunu kaleye koymayalım diyorum ya! " diye bağırdı Hamza.
İçlerinde yaşı en büyük olan oydu. O yaz 12'sini bitirmişti. Alt mahalleden geliyordu futbol oynamaya. Mahalledekiler onu pek sevmezdi fakat güçlü çocuktu bu yüzden Harun'un karşısına bir tek onu koyabiliyorlardı.
" Çok sert vuruyor ne yapayım? Geçen sefer karnıma geldi kaç gün ağrıdı karnım. "diye sızlandı Ferdi.
Hamza, Ferdi'nin üstüne yürürken Harun da takımındakilerin tebriklerini karşılıyordu. Ufak tefekti fakat hızlı koşardı Harun. Üstelik topa öyle bir vururdu ki kimse karşısında duramazdı. Bu yüzden hangi takımdaysa o takım kazanırdı.
" Hadi hadi ağlamayın! Daha maç bitmedi! " diye alay etti arkadaşlarıyla.
Her maç aynı mızıkçılık yapılırdı. Hatta bir maçta üç golü üst üste attığında oyundan çıkmasını isteyenler bile olmuştu. Yine alt mahalleden bir çocuk Harun'un olduğu maçlarda oynamak istemediğinden akşamları gelmez olmuştu.
Hamza söylene söylene topu onlara doğru atarken Levent göğsüyle karşıladı. O da hızlı koşardı fakat Harun kadar güçlü değildi. Daha cılız yapılıydı zaten. Yine de paslaşmada en iyisi oydu. Maçı yeniden başlattıklarında Levent, Harun ve Faruk arasında birkaç kısa paslaşma olmuş nihayetinde top yine Harun'un ayağına gelmişti. Hamza gergince karşısına dikildiğinde Ferdi boncuk boncuk terliyordu. Harun, Hamza'yı geçerek kaleye doğru ilerlemeyi denese de Hamza bu defa çok hırslıydı. Birkaç çalım atmış topu da neredeyse Harun'un ayağından alacak olmuştu. Harun da bunun üzerine her zamankinden farklı bir şey denemeye kalkarak sol ayağıyla yukarıya doğru bir şut çekti. Fakat beklediği şey gerçekleşmedi. Sağ ayağındaki hakimiyetin yarısı bile yoktu solunda. Top birden havalanmış ve oyun oynadıkları alandan çıkıp yola fırlamıştı. Levent hızla onu yakalamak için koşarken karşı takımdan Melih de peşindeydi. Derken her şey o anda olup bitti. Acı bir fren sesi tüm sokağı inletirken Harun'un işittiği son şey Levent'in tiz çığlığıydı.
O akşamüzeri yaşanan kazadan sonra Levent'in belden aşağısı felç kalmış, zavallı çocuk bir daha asla maç yapamamıştı. Tekerlekli sandalyeye mahkumiyeti de bu kazayla başlamıştı. Harun o kazadan ve arkadaşının durumundan kendini sorumlu tuttu hep. Levent bunu asla dile getirmese de, bakışlarında gördü sanki o suçlamayı. O günden sonra o da bıraktı maç yapmayı. Koşmayı, çocuklarla saklambaç oynamayı. Levent neyi yapamıyorsa kendine haram kıldı.
Ufuk ise daha küçüktü o zamanlar. Ne olup bittiğini anlayamamıştı. Fakat büyüdükçe asileşiyor, abisini hor görüyordu. Onun sözünü ciddiye almıyor, onunla herhangi bir şey bile yapmak istemiyordu. Buna karşılık ne zaman başı sıkışsa Harun'a gidiyor, onunla oynamak istiyor, o nereye gitse peşine takılıyordu. Levent'e abi demezken Harun'a diyordu. Bir akşam evlerinin balkonunda otururken Levent, Harun'a bakmış ve şu sözcükleri sıralamıştı.
" Harun, sen benim en yakın dostumsun. "
Harun derince gülümsedi bunun üzerine. Tam karşılık verecekken devam etti Levent konuşmaya.
" Ufuk beni abiden saymıyor. Sen varsın benim yerime. "
Harun'un içi sızladı bu cümlelerle. Kaşları hızla çatılırken dudakları itiraza aralandı.
" Saçmalama oğlum. "
" Yok yok öyle. Ciddiye almıyor beni. Sakatım diye. O yüzden bana söz ver. "
Harun dudaklarını birbirine sıkıca bastırırken dolu dolu olan bakışlarını kaçırdı arkadaşının gözlerinden.
" Ona benim edemediğim abiliği edeceğine, öz kardeşin gibi kollayacağına söz ver bana. "
Harun artık gözlerinden akan yaşlarla döndü arkadaşına.
" Kardeşimsiniz siz benim. Öz kardeşimsiniz. Sen de ona çok iyi abilik ediyorsun. Ne olur deme böyle. "
Levent başını iki yana sallarken gözlerini arkadaşının yüzünden ayırdı ve gökteki yıldızlara dikti.
" Yok edemiyorum. Başına bir şey gelse çıkıp gidemiyorum. Nerede kimlerle diye peşine takılamıyorum. Bir işe yaramıyorum ben. O da benden çok seni abisi biliyor zaten. "
Harun sıkıca kenetlediği dişlerini gıcırdatırken kolunun tersiyle sildi gözlerini.
" Deme lan öyle. " dedi titrek bir sesle.
" Söz ver bana. " dedi Levent yeniden arkadaşına bakarak.
" Levent... "
" Harun. "
" Söz. " dedi en nihayetinde Harun.
" Söz sen de ben de çok iyi abilik edeceğiz ona. "
Levent burukça tebessüm etti bunun üzerine. Sanki bir yıl sonra öleceğini bilir gibi kardeşini en yakın dostuna emanet etmişti. Gözü arkada kalmayacaktı.
2025 Günümüz
Enfal o haftasonu dükkanı açmamıştı. Kendini iyi hissetmiyordu ve akşama kendi ailesi evlerine yemeğe gelecekti. Sanki gerçek bir evlilik yapmışlar gibi davranılması kanına dokunuyordu genç kadının. Fakat susuyor, üstüne düşen görevi yerine getiriyordu. Belli ki babasının alacak verecek meselesi vardı Volkan'la. Yoksa kızının gül yüzüne hasret kalmadığı açıktı. Zilin sesini işittiğinde elindeki tabakları da masaya bırakmış ve hızlı adımlarla kapıya ilerlemişti. Kimin geldiğine bakma ihtiyacı hissetmeksizin kapıyı açmasıyla Volkan'ı elinde bir buket pembe gülle gördüğünde kaşları çatıldı. Aklına üşüşen anıları zorlukla def ederken adam elindeki buketi karısına uzatmıştı.
" Görünce aklıma geldin. "
Enfal adamın uzattığı bukete, rahatsız olduğunu ortaya koyan bir tavırla bakarken Volkan da kaşlarını çatmıştı.
" Alt tarafı bir çiçek. Neden tiksinir gibi bakıyorsun? Beğenmedin mi? "
" Pembe çiçeklerden hoşlanmıyorum. " dedi Enfal anlamsızca.
Ve o an aklına yeniden üşüşen pembe kasımpatıları gözlerini sıkıca yumarak def etti zihninden.
" Bilmiyordum. Bir dahakine başka renk alırım. "
Enfal sessiz kalarak aldı buketi eline ve mutfağa götürdü. Yemek masasının üzerine bir paçavra gibi attıktan sonra musluğu açıp ellerini yıkadı.
" Çiçek falan almana gerek yok bana. "
Volkan üstünü değiştirirken karısının sesini duymuş ve sesli bir iç geçirmişti.
" Gerek var diye almadım. Karımsın diye aldım. Hani belki içinde bir yerlerde hala sevebilen bir parçan kalmıştır da denk gelirim diye uğraşıyorum ama nafile! "
Enfal onun söylenmelerini duymazdan gelirken kapı bir kez daha çalmıştı. Omurgasını dikleştirdi ve toparlamaya çalıştı kendini. Ne zaman suratı asık olsa annesi çok üzülüyordu ve buna katlanamıyordu genç kadın. Kapıyı açarken tebessüm etti hafifçe.
" Hoş geldiniz. "
Babası önden annesi arkadan girdiler eve. Yaşlı adam dosdoğru içeriye yönelirken Hülya Hanım kızına sıkıca sarılmıştı.
" Nasılsın güzel kızım? " diye sordu.
Bu defa gelişigüzel bir sorudan ibaret değildi bu. Merak ediyordu. Harun'un mahalleye dönüşünün Enfal'i yıkıp yıkmadığını bilmek istiyordu. Fakat genç kadın hiç renk vermedi.
" İyiyim. Seni de iyi gördüm. "
Hülya Hanım geri çekilip baktı kızının gözlerine.
" İyiyim. " dedi sonra usulca.
Celal Bey damadıyla selamlaşırken kadınlar da yemekleri koymak üzere mutfağa girmişti.
" Enfal, karşılaştınız mı? " diye fısıldadı yaşlı kadın dayanamayarak.
Enfal başını salladı yalnızca. Hülya Hanım sıkıntıyla soludu bu kez.
" Aman diyeyim. İliştirme yanına. Bak buna ne babanın yüreği dayanır ne benim. "
Babasının yüreği dayanmazdı çünkü Volkan'dan gelen kazancın musluğu kesilirdi. Annesinin yüreği ise muhtemelen hem kocası hem damadı hem de Harun'dan korkusundan dayanmazdı. İnanmıştı Hülya Hanım. Hem de duyar duymaz inanmıştı. Koskoca mahkeme yanılacak değildi ya! Zaten Harun da itiraf etmişti. Tehlikeli biriydi o. Allah kurtarmıştı biricik kızını. Enfal'in yüzü hızla asıldığında annesi endişeyle tısladı.
" Sakın hala aklımda o var deme Enfal. "
" Kim varmış benim karımın güzel aklında? " sorusunu işitmesiyle iki kadın da irkilerek dönmüştü arkasını.
Volkan dimdik bedeniyle mutfak kapısının önünde dikilirken kısık ve tehditkar bakışları önce kayınvalidesinde sonra ise karısının beti benzi atmış yüzünde dolaştı.
" Kim olacak canım? Birkaç koltuk beğenmişti. Pahalı diye alma dedim. Onu konuşuyoruz. " diye kıvırmaya çalıştı Hülya Hanım.
Volkan gözlerini karısının kahvelerinden ayırmazken tok sesiyle karşılık verdi bu yalana.
" Güzeller güzeli karım ne istiyorsa o alınır. Yeter ki benden istesin. "
Enfal, adamın biraz bile yemediğine emin olduğu bu yalanı sürdürmeye takat bulamadı kendinde. Volkan çok kurnaz ve fazlasıyla sinsi bir adamdı. Hülya Hanım'ın safiyane çırpınışlarına karşılık vermesinin tek nedeni zavallı kadını kalpten götürmemekti. Hesabı Enfal'leydi ve nasıl olsa gece uzundu. Derince gülümsediğinde Enfal yeniden tezgaha döndü. Ondan kendisi için korkmuyordu. Fakat Harun'a zarar verebileceğini kendi ağzından duymuştu. İşte bu göze alabileceği bir ihtimal değildi. Dakikalar içerisinde sofraya oturduklarında Celal Bey, damadıyla işleri hakkında konuşuyor ve tamamen yüzeysel cevaplardan öte bir şey alamıyordu. Fakat yine de iletişim çabası takdire şayandı. Hülya Hanım ise mutfakta yaşanan gerginliğin geçtiğine inanarak rahatlamış mahallede olan bitenlerden söz ediyordu.
" Bu gençler de bir garip. Evlilik kutlaması yapacaklarmış meyhanede. Ayol bizim meyhanede işimiz ne? "
Enfal annesinin söylediklerinin bir kısmını işitiyor bir kısmını ise dinlemiyorken Volkan girdi söze.
" Siz davetli değilsiniz ki anneciğim. Mahallenin gençleri için düşünmüşler onu. "
Hülya Hanım biraz utanarak sessizleştiğinde Enfal yanında oturan adama ters bir bakış atmıştı.
" Aman anne zaten dediğin gibi saçmasapan bir şey. Tüm herkesi Nedim Usta'nın yerine toplayıp ne yapacaklarsa? Yap işte kınanı düğününü geç. "
" Dedi kına ve düğün yaptırmayan karım. " diyerek karısının eline uzandı ve zorla dudaklarına götürdü Volkan.
Enfal sıktığı dişlerini gıcırdatarak adama bakarken elini güçlükle de olsa çekmiş ve tersini masa örtüsüne silmişti. Volkan bu hareketini gördüğünde sinirle gülümsedi. Bu akşam genç kadın sinir kat sayısını ustalıkla artırıyordu.
" Benimki de bir tuhaf işte. Bu yeni nesil bir garipsiniz siz. "
" Yeni nesillik durumumuz mu kaldı anne sen de. 29 yaşındayım. " dedi genç kadın bir kez daha yemeğine dönerken.
O esnada Celal Bey konuyu yeniden kendine çevirmiş ve Kıbrıs'taki kumarhanede kaybettiği meblağdan söz etmeye başlamıştı. Anlaşılan damadından para kopartmaktı niyeti. Enfal bu konuşmanın altında ezilirken Volkan keyifle dinliyor ve adamı anlamazdan geliyordu. Ona istediği parayı verecekti elbet. Fakat kıvrandırmakta bir beis görmüyordu. Akşam bu minvalde geçip giderken Enfal oldukça yorgun hissediyordu. Berbat bir hafta geçirmiş ve kendiyle baş başa kalamamıştı. Tek isteği bir an evvel yalnız kalmak ve odasına kapanmaktı. Fakat anne babası evlerinden ayrıldığında da bu arzusuna kavuşamadı.
" Mutfağı yarın toparlarım. " diyerek odasına yönelmesiyle Volkan kolundan yakalamış ve onu kendine çevirmişti.
" Canımı sıkıyorsun. " dedi adam alçak ve tok bir sesle.
Enfal kaşlarını çatarken adamın parmaklarından kurtulmaya çabaladı fakat karşılığında daha sıkı bir tutuştan başka bir şey alamadı.
" Volkan lütfen bırak yatayım. "
" Annen haklı mı? O mu var aklında hala? "
" Volkan. Lütfen. " diye sızlandı genç kadın.
Bir yandan kolunu kavrayan parmakları çözmeye çalışıyor bir yandan da adamdan uzaklaşmaya çabalıyordu.
" Cevap ver bana. "
" Yok öyle bir şey. " dedi genç kadın en sonunda.
" Yapma Enfal. Beni kötü bir adama çevirmek için bu kadar uğraşma. " derken alnını yasladı kadının alnına.
" Bırak beni. "
" Eğer aklını karıştırıyorsa... gidelim buradan. " diye bir çözüm buldu adam o an.
" Karıştırmıyor. " diye itiraz etti Enfal.
Yalan da değildi. Karışmıyordu ki aklı. Aşıktı ona. Sırılsıklam aşıktı. Aralıksız bir biçimde tam 29 yıldır ona sırılsıklam aşıktı. Fakat neye yarardı bu saatten sonra?
" Karıştırmasın. Kalbine yeniden birini alabilecek olduğunda o ben olacağım. Lütfen. " diye fısıldadı adam çaresizce.
Enfal gözlerini yumdu bu sözcüklerle. Kalbine yeniden birini almak diye bir şey yoktu. Kalbi zaten tıka basa O'nunla doluydu. Keşke Volkan da, kendisini sevebilecek birinden isteseydi bunu.
" Bırak. " diye fısıldadı genç kadın bir kez daha.
" Yedi yılımı verdim sana. Ziyan etme bizi. Olurunuz yok. Seni asla bırakmam. " diyetek sevgi dilenirken kadın daha da huzursuz hissetmişti.
" Lütfen bırak." dedi titrek bir sesle.
Volkan ise yavaşça bıraktı kadını. Enfal bir çırpıda geriye döndüğünde seslendi adam yeniden.
" Bir kez olsun yanında uyuyamaz mıyım? "
" Hayır. " dedi net bir şekilde ve odasına girip kapıyı kilitledi.
Genç kadın tüm gece yatağında sessiz sessiz ağlamış ama asla uyuyamamıştı. Bir süre uyuyabilmek için çabalasa da beceremediğinde pes etti. Ne hatıraları ne de kalbini dolduran hisler rahat bırakmıyordu. Yüreği alev alev yanıyor, çaresizlikle kavruluyordu sanki. Sabahın ilk ışıklarıyla komodinden çıkarttığı yazmayı alarak çıktı evden. Kendi bahçesine bir şey ekmezdi fakat mezarlık için tohumları muhakkak olurdu. Sabah serinliğinde ıssız sokakta yürüyerek mezarlığa vardığında kendinde değildi pek. Levent'in mezarına bakamadan yanından geçip çaprazdaki mezar taşına ilerledi. Sonra çömelip ceplerine doldurduğu tohumları çıkartıverdi. Elindeki nergisleri toprağa gömerken bir yandan da içli içli ağlıyordu. Burnunu gürültüyle çekerken etrafta kimsecikler yoktu. Her hafta muhakkak uğrardı Türkan Hanım'ın mezarına. En sevdiği çiçekleri toprağına gömer, hastalanan ya da solan olursa temizlerdi. Parmakları toprağın üstünde usul usul gezinirken iç çekti.
" Keşke burada olsaydın. Dayanamıyorum artık ben. "
Türkan Hanım'ın kendisini duymadığını bilse de onu üzecek şeyler dile getirmekten çekinirdi işin aslı. Fakat o gün kendini öyle dolu hissediyordu ki, tutamamıştı işte. İsyansa eğer bu isyan ediyordu. Kendisini anlayabilen tek insandı Türkan Hanım. Öyle hissetmişti Enfal. Hiçbir zaman, olan biten hakkında aralarında bir konuşma geçmemişti. Fakat Türkan Hanım öyle anlayışlı öyle merhametli yaklaşmıştı ki kendisine, anlamıştı Enfal. Kadın kendisinin mecburiyetini gözlerinde görmüştü sanki. Hiç kızmamış, gücenmemişti ona. Genç kadın bir kez daha iç çekerken hıçkırıkları kesilmişti. Önce ellerindeki toprağı silkti sonra yavaşça kalktı. Yaşlı gözleri mezar taşının üzerinde gezinirken geriye doğru ilk adımını attı. Sonra ikinci ve arkasını dönmesiyle onun devasa bedeniyle karşılaştı. Gözleri şaşkınlıkla irileştiğinde Harun kaşları alabildiğine çatık vaziyette yüzüne bakıyordu. Sertçe yutkunurken bakışlarını kaçırdı ve gözaltılarını bir çırpıda sildi. Birkaç saniye sessizlik içerisinde eriyip gitti. Sonra Harun konuştu ansızın. Mavileri, kadının arkasındaki mezarlıktaydı.
" Çok ah etti mi bana? "
Enfal, adamın sesindeki yoğun hüznü işittiğinde nefesini tuttu. sonra bir çırpıda salladı başını.
" Hiç. Hiç etmedi. "
Adam sessizce bakmaya devam etti mezarlığa.
" İnanmadı ki hiç yaptığına. " dedi kadın bu kez.
Gözleri adamın çehresini turluyor orada bir yanıt arıyordu. Fakat bulamadı. Mahpushane duvarından farksızdı adamın yüzü. İç çekti kadın bir kez daha ve sonra başındaki yazmayı çekiştirerek uzaklaşmaya başladı. Tam da o an geldi adamın sesi. Yorgun, titrek ve güçsüz.
" Özür dilerim. "
Enfal şaşkınlıkla duraksamış ve başını omzunun üstünden adama doğru çevirmişti. Adamın gözleri ise hala mezarlıktaydı. Anlayamadı genç kadın, bu özür annesine miydi yoksa kendisine mi? Belki de ikisine birden. Tek bildiği çok içten, çok gerçek olduğuydu. Yutkundu yeniden ama bir şey demedi. Önüne döndü ve uzaklaşmaya devam etti.
Harun, Sidar'ın zoruyla meyhaneden içeriye girdiğinde gergindi. Mahallenin tüm gençleri ve kendi yaşlarındaki sakinleri buradaydı. Bu da tüm o kınayan ve rahatsızlık dolu bakışların bütün gece üzerinde olacağı anlamına geliyordu. Muhtemelen herkes selamını esirgeyecek, kimse de selamını almayacaktı. Biraz da bu yüzden çatıktı kaşları. Üstündeki mavi gömleğin üstten iki düğmesi açıktı. Üçüncüyü ise ortamın havasını solumasıyla kendisi açmıştı.
" Ne işim var benim burada? " diye homurdandı yeniden.
" Abi yeter be artık. Ne işim var ne işim var? E dönmedin mi mahalleye? Alışacaklar o zaman. " diye kızdı Sidar.
Harun, arkadaşının haklı isyanına sesini çıkartamadı. Doğruydu, kendi istemişti dönmeyi. Hem de biliyordu böyle bir şeyle karşılaşacağını. Bakışları kalabalıkta dolaşırken Enfal'i arasa da bulamadı. Fakat pek çok yabancıyı da seçti gözleri.
" Artık başka mahallelerle de mi kaynaşır olduk? " diye sordu bu kez.
Sidar omuz silkti ilerlerken.
" Kural mural kalmadı sen gidince. " demesiyle pişman olup arkadaşına yandan bir bakış atmıştı.
Fakat Harun sessiz ve ifadesizdi.
" Harun! " sesini işitmesiyle ikisi de durdu ve Nedim Usta'ya döndü.
" Sensin ya cidden. " dedi adam ikisine yaklaşırken.
Harun ne tepki vereceğini bilemeden öylece dikilirken meyhaneden kovulacağına emin gibiydi. Fakat beklediği şey gerçekleşmedi. Nedim Usta manalı bakışlarını Harun'un gözlerine dikti.
" Konuşalım seninle baş başa bir ara. " dedi ve baba gibi omzunu sıvazladı adamın.
Harun ağırca yutkunurken başını hafifçe eğdi.
" Konuşalım usta konuşalım. "
" Hadi eğlenin bakalım. " diyerek ayrıldı yanlarından sonra.
İki arkadaş üstlerindeki birkaç bakışı umursamadan mekanın içine doğru ilerlemeye devam etti. O esnada Harun en köşedeki masada tanıdık bir simaya denk gelmiş ve gergince duraksamıştı yeniden. Kaşları daha derinden çatılırken gözleri masadaki diğerlerinde dolaştı.
" Bunlarla mı takılıyor? " diye sordu başıyla o tarafı işaret ederken.
Sidar da hemen gösterdiği yeri anlamış ve Ufuk'u fark etmişti. Başını salladı hafifçe.
" Evet. "
Harun bir süre gözlemledi hepsini. Gençlerden ikisini tanımıyordu muhtemelen başka mahalledenlerdi. Diğerini ise tanımıştı. Ufuk'tan yaşça küçük olan Fatih'ti. Çocukluğunu bilirdi Fatih'in. Hiperaktif bir çocuktu. Bir kötülüğünü duymuş değildi. O, masayı incelerken Sidar da oturacak yer bakıyordu. Tam o anda mekanın kapısı bir kez daha açıldı ve içeriye Volkan ve Enfal girdi. Harun sanki hissetmiş gibi başını onlardan tarafa çevirdiğinde kaşları havalanmıştı. Bakışları kadının üstünde aheste bir biçimde gezinirken dekoltesinde takılı kaldı. Ansızın çatıldı kaşları ve çevirdi başını. V yaka bir elbise vardı genç kadının üstünde. Haddinden fazla yakışmıştı. Bembeyaz gerdanını açığa çıkartmış olması ise yalnızca Harun'u rahatsız etmişti belli ki. Volkan hiç oralı değil gibiydi. Dişlerini gıcırdatarak döndü Sidar'a.
" Bir uğrayalım mı yanlarına? " dedi yeniden köşedeki masayı işaret ederek.
Sidar ise onayladı. İkisi birlikte gençlerin masasına vardıklarında Ufuk'un bakışları Harun'un yüzünde donakalmıştı.
" Müsaade var mı gençler? " diye sordu Harun.
Ufuk başını eğip ensesini kaşırken konuşan Fatih'ti.
" Buyurun abi. "
Harun bir sandalye çekip oturdu yanlarına. Sidar da diğer tarafa. Derin bir sessizlik oluştu o an. Harun, Ufuk'u inceliyorken delikanlı kendisine asla bakmıyordu.
" Ufuk? " diye seslendi bunun üstüne.
Ufuk ise el mahkum kaldırdı başını. Gözleri buluştuğunda ne denli büyük bir rahatsızlık duyduğunu boğazının kızarmasından anladı Harun.
" Ne var ne yok? "
" Aynı abi. Ne olsun? " diyerek geçiştirmeye çalıştı Ufuk.
Harun ise müsaade etmedi buna.
" Ne yapıyorsun şimdi? Çalışıyor musun? "
Ufuk'un gözleri Sidar'a kaydı o an. Harun'un, Sidar'dan tüm her şeyi öğrendiğine emindi. Bu sorular adettendi.
" Çalışıyorum. Araba parçası satıyoruz. "
Harun başını salladı yavaşça.
" Siz de mi gençler? "
Fatih başını sallarken diğer ikisi sessizdi.
" Fatih bir tek. " dedi sonra Ufuk.
" Siz neler yapıyorsunuz? " diyerek yanındakilere döndü bu kez Harun.
Kilolu olan geveledi bir şeyler.
" Öyle ne iş olursa... "
Bir süre daha sessizlik oldu sonra.
" Harun abini ziyaret etmedin hiç? " diyen Sidar'dı.
Harun boğazını temizleyerek arkadaşına engel olmak istese de Sidar pek oralı değildi. Çok takılmıştı buna en başından beri. Ne cezaevine gelmişti delikanlı ne de tahliyesine. Sonrasında bile uğramamıştı yanına. Harun'un canını sıkmıyor muydu bu durum hiç? Ufuk da rahatsızca kımıldandı oturduğu yerde. Kaçamak bakışlarla baktı Harun'a.
" Şey, uğrayacaktım. " dedi yalnızca.
Sidar bir kez daha ağzını açtığında tepelerinde dikilen adamın sesi yayıldı ortama.
" Oo Harun, geçmiş olsun denk düşemedik. "
Harun hiç beklemediği anda gelen atakla şaşırmış ve başını kaldırıp Volkan'ın samimiyetsiz suratına bakmıştı. Volkan ise daha ileri gitti ve elini uzattı. Ancak adam karşılık vermedi buna.
" Eyvallah. " dedi yalnızca, başını hafifçe eğerek.
Volkan ise geri çekti elini ve oturdu masanın başına.
" Gençlerin masası her zaman daha çok sarıyor öyle değil mi? " diye gençlere de laf attığında Fatih gülümsedi.
" Eyvallah abi. "
Harun bakışlarını masadan ayırmazken Sidar kalkmaları gerektiğini düşünerek hamle yapmış fakat Volkan buna engel olmuştu.
" Nereye ya daha iki kadeh tokuşturmadan? Fatih koş bize 70'lik Beylerbeyi Göbek söyle hadi. "
Fatih hiç ikiletmeden masadan kalktığında Harun dişlerini sıkarak baktı Volkan'ın suratına. Adam pişkin hareketlerle önündeki salatayı karıştırmayı başlamıştı o esnada. Daha sonra başını omzundan arkaya doğru çevirdi ve Enfal'i aradı. Birkaç saniye sürdü bulması. Ön taraflarda mahallenin kadınlarıyla birlikte oturuyordu. Durgundu, dalgındı. Başı eğikti. Döndü önüne o da.
" Birini mi bekliyorsun? " sorusunu duyduğunda ise yeniden baktı Volkan'a.
" Haddinden fazla insan var bence. " dedi bu kez.
Volkan ise dudaklarını sıkıca bastırdı birbirine ve başını salladı.
Bir süre ikisi de birbirine baktı sessizce. Sonra masalarına gelen rakıyla ayırdılar bakışlarını. İlk kadehler doldurulup ortada tokuşturulurken Harun kendininkini uzatmamış dudaklarına yaslamıştı.
" Adabı var bu işin. " diye uyardı Volkan onu.
Harun, adamın kendisine oynamaya devam edeceğini anladığında dikeldi sandalyesinde.
" Her şeyin adabı vardır. Yemenin, içmenin, sevmenin. " derken gözlerini onunkilere mıhlamıştı bir kez daha.
Volkan kısa bir an ifadesizce dursa da sonra kocaman sırıttı. Adamın, kendisini sevdiği kadını almakla suçladığını fark edince keyiflenmişti.
" Sona kadar doğruydu da. Konu sevmek olunca iş başka. Değil mi gençler? " diyerek ortaya laf attı yeniden.
Harun'un yanında oturan kilolu çocuk yanıtladı bu kez.
" Başka tabi! "
Sidar gergin bakışlarını arkadaşının yüzünden ayırmazken oynayan çene kemiğinden dişlerini sıktığını rahatlıkla görebiliyordu. Kalksalardı ya bu masadan? Neyi bekliyorlardı hala? Bir süre gündelik konulardan konuşarak demlendiler yavaşça. Sonra ikinci kadehler dolduruldu ve üç derken gençler çoktan çakırkeyif olmuştu. Sidar gerginlikten alkolün kanına karıştığını dahi hissetmezken Harun'da da durum farklı değildi. Volkan ise hafiften gevşemiş, gevşedikçe de daha rahatsız edici bir herife dönüşmüştü.
" Bu kadehi o zaman yeğeninize kaldıralım! " demesiyle Harun beyninden vurulmuşa döndü.
Sidar masadan kalkmak için aksiyon alırken Fatih şaşkınlıkla sordu.
" Aa Enfal yengem yine mi hamile? "
Harun'un koyu mavileri anında arkadaşını bulduğunda Sidar nefesini tutmuştu. Enfal'in düşük yaptığı bilgisini söylememişti Harun'a. Zaten ne diye söyleyecekti böyle bir şeyi?
" Henüz değil. Ama eli kulağında. " dedi Volkan keyifle.
Gençler kadehleri tokuştururken Volkan dönüp baktı Harun'un beti benzi atmış suratına.
" Hadi ama böyle hayırlı bir haberi bari kutla! "
Harun aniden kalktı masadan ve tek bir söz söylemeden hızla ilerlemeye başladı. Sidar da peşinden. Adam öyle heybetliydi ki yanından geçtiği herkes dengesini kaybederek şaşkınca bakıyordu peşinden. Enfal de görmüştü onu, görmüş ve kaşlarını çatmıştı. Bir sorun vardı. Harun kapıdan çıkarkan sol tarafta oturan Sanem de takılmıştı peşine. Bunu da gördü Enfal. Daha da çattı kaşlarını. Kalkıp peşlerinden gitmek istedi bu yüzden gizlice çevresini kolaçan etti. Herkes kendi halindeydi. Volkan ise arka köşede keyifle içiyordu. Sessizce kalktı masadan o da ve hızla çıktı mekandan. O esnada Sidar da tam arkasındaydı. Kapının önünde durup ileride dikilen ikiliyi seyretmeye başladığında arkasındaki kapının açılmasıyla yerinden sıçradı. Sidar ile göz göze geldiklerinde mahcupça eğdi başını. Sidar ona iki çift laf etmek istese de sustu. Neticede en yakın dostunun sevdiğiydi. Sessiz ama sinirli bir şekilde geçti kadının yanından. Enfal ise kafası daha da karışmış bir şekilde izlemeye devam etti olan biteni. Harun, Sanem'e asla bakmazken öylesine öfkeli görünüyordu ki kadının ısrarcı tavrına patlaması an meselesiydi. Fakat öyle olmadı. Sidar duruma anında müdahale etmiş ve Sanem'i içeriye dönmeye ikna etmişti.
Enfal, kendisine doğru mutsuzca gelen kadını gördüğünde başını diğer tarafa çevirip onlarla ilgilenmiyormuş gibi davranmaya çalıştı. Fakat buna çocuk bile inanmazdı. Başka kimse yoktu dışarıda onlardan başka. Sanem, içeriye girmeden önce Enfal'in yanında durmuş ve sormuştu.
" Neyi bekliyorsun? "
Omuz silkti Enfal.
" Hava alıyorum. Duman altı oldu çok. "
" Dikkat et üşürsün. " diyerek girdi içeriye Sanem.
Enfal, kadının ardından üstünü süzerken asıl sen üşürsün dememek için kendisini çok zor tuttu. Giymişti yine kısacık eteği. Kapı kapandığında sesli bir iç çekerek başını önüne çevirmiş ve Harun'un mavileriyle karşılaşmıştı. Adam olduğu yerde dururken bir anda kendisine bakmaya başlamıştı. Kadın gergince kımıldandı olduğu yerde. Ne diye gelmişti zaten peşinden? Konuşacağı mı vardı sanki? Başını hafifçe eğip göz ucuyla onlara bakmaya devam ederken Sidar'ın onu yatıştırmaya çalıştığını fark etmişti. Harun ise tepkisizce dikilmeye devam ediyordu. Derken birden kendisine doğru yürümeye başladığında kalbi hızlandı. Elini kolunu koyacak yer bulamadı ve şaşkın ördek gibi gözlerini kocaman açarak baktı. Çok geçmeden Harun tam karşısında durmuş ve çatık kaşlarının altından attığı bakışları önce kadının çehresinde dolaştırmış sonra dekoltesine bakmasıyla sinirle başını çevirmişti. Enfal ise onun dekoltesine takıldığını anlamasıyla elbisesinin yakasını çekiştirmişti gayriihtiyari.
" Çekiştirme. " dedi adam sıktığı dişlerinin arasından.
Bunun üzerine durdu genç kadın. Harun ağzına gelen sözcükleri sarf etmemek için kendini güçlükle tutarken birkaç kez dudaklarını aralamış fakat sonra geri kapatmıştı. Tek elini saçlarının arasından hırsla geçirirken yeniden döndü kadına ve adeta hırladı.
" Madem gidip evlenecektin biriyle, ne diye bu dal yarağı seçtin kendine koca diye?! "
Enfal duyduğu cümleyle kaşlarının havalanmasına engel olamazken Harun sinirini atabilmiş değildi.
" Sana şu elbiseyle bakan edeni görmek bir yana dursun, rakı masalarına özelinizi... " derken gözlerini sıkıca yumup geri açmıştı.
" ...meze eden şerefsizin tekiyle ne diye evlendin sen? "
Genç kadın duyduklarına inanamazken Harun hırsla inleyerek arkasını döndü kadına.
" Ne özeli? " diye sordu genç kadın ürkek çıkan sesiyle.
Harun ise yanıt vermedi bu soruya. Hırıltıyla solumaya devam etti yalnızca.
" Ne özeli dedim? " diye tekrarlarken adama bir adım daha yaklaşmıştı genç kadın.
Harun ise o an sinirle döndü ve burun buruna kaldılar. Adam, kadının kendisine bu kadar yakın oluşu karşısında aptallaşırken Enfal de ağırca yutkunmuş ve elbisesinin eteklerini avuçlarının arasında sıkıştırmıştı. Yoksa ona dokunması an meselesiydi. Harun'un öfkeli yüzü yavaşça hüzne bulanırken kaşları inmiş bakışları kısılmıştı. İçi nasıl gidiyordu, ah bir anlatabilseydi. Enfal ise adamın yoğun bakışları altında içi titrerken fısıldadı. Kısas değildi niyeti. Duymaya, bilmeye öyle muhtaçtı ki tutamadı kendini.
" Volkan'ı mı kıskanıyorsun? "
Harun dişlerini sıktı sertçe. Rolleri değiştirmişlerdi şimdi. İkisi arasında en dobra, en pervasız ve en atılgan kişi Enfal olurdu hep. Çocukluklarından bu yana hesap yapmadan, üzerine biraz olsun fazlaca düşünmeden içinden geleni ortaya döken hep o olmuştu. Harun ise onun yerine de düşünmüş, susmuş, çoğu zaman içine atmıştı. Karakterleri taban tabana zıttı böyle anlarda. Bu yüzden Enfal onun, bu soruya cevap vermeyeceğini de çok iyi biliyordu. Fakat o an çok şaşıracağı bir şey oldu. Harun belki de seneler sonra ilk kez üstü kapalı da olsa bir itirafta bulundu.
" Onu değil. "
Merhaba nasıldı bölüm?
Ufuk?
Harun?
Enfal?
