İçeriğe geç

İLMEK

Bölüm 4 · 18 dk okuma

İLMEK

Bölüm 4

3. Kıskançlık

Merhaba yıldızlı bir gece gibi donatalım mı bu bölümü?

Genç kadın elindeki çatalla tabağındaki ıspanağı dürterken aklı asla orada değildi. İştahı da yoktu zaten. Alışkanlıktan oturmuştu masaya. Fakat belli ki yapmasa daha iyiydi. Volkan ağzındaki lokmayı çiğnerken karşısında oturan kadının asık ve düşünceli çehresini süzüyor ve içten içe öfkeleniyordu. Yıllar sonra Harun'un çıkıp gelişinin kadını bu kadar etkilememesini ummuştu oysa gerçek bambaşkaydı. Lokmayı yuttuktan hemen sonra çatalını bıraktı ve sandalyede geriye yaslanıp derin bir nefes çekti.

" Ufuk gelecek yemekten sonra, birkaç işimiz var. "

Enfal, duymayı hiç istemediği o ismi işitir işitmez gerilmiş ve başını kaldırıp kahvelerini adamınkilere dikmişti.

" İstemediğimi biliyorsun. " dedi tersleyerek.

" Kaç kere konuştuk bu meseleyi? Çocukla alakası yok. " diye karşılık verdi Volkan ısrarcı tavrıyla.

Enfal'in ise kaşları çoktan çatılmıştı.

" İstemiyorum Volkan. "

Volkan da kaşlarını çatarken masaya doğru eğildi hafiften.

" Çocuk mu demiş gel öldür diye? Açtırma ağzımı şimdi benim. Oldu anasını satayım her yardıma çağıranı suçlayalım o zaman! Harun iti adi bir suçluymuş Ufuk'un suçu ne? He ama suçu var, Harun'u değil başkasını çağırsaydı buraya gelmezdi işler. Yazık oldu o herife de. "

Genç kadın aniden artan öfkesiyle elindeki çatalı masaya fırlatmış ve gürültüyle sandalyesinden kalkmıştı. Volkan, karısının arkasından benzer bir sinirle bakarken kadın çoktan odasına girmişti bile. O gece olanları Harun'dan asla dinleyememiş yalnızca mahkemeden çıkan karardan öğrenmişti Enfal. Bir de Ufuk'un anlattıkları vardı elbette. Ufuk, o gece başına bela olan birkaç adamdan kendisini kurtarması için Harun'u aradığını fakat Harun yanına gelince kendisini oradan gönderdiğini, bu nedenle de olan biteni görmediğini anlatmıştı. Volkan bu hikayeye anında ikna olsa da Enfal'in içine sinmeyen bir şeyler vardı. Hem ne olursa olsun Harun'u o belalı tiplerle yüzgöz eden de Ufuk'tu. O gece kendi yanından ayrılıp oraya gitmesine sebep olan da, suça karışmasına neden olan da Ufuk'tu. Bu gerçeği hiçbir açıklama değiştiremeyecekti. Bu yüzden nefret ediyordu Ufuk'tan. Senelerdir bir gram dahi azalmamıştı nefreti. Volkan ile çalıştığı için sık sık karşılaşsalar da yüzüne bakmaz, selamını almazdı. Sol elini dağılan saçlarının arasından geçirirken tuttuğunu yeni fark ettiği nefesi gürültüyle bıraktı. Madem o buraya geliyordu, Enfal çıkacaktı evden. Gözleri komodinin üstünde duran çantasına kaydığında onu eline aldı ve girdiği gibi geri çıktı odadan. O esnada Volkan da ayaklanmış ve peşine takılmıştı.

" Nereye bu saatte? "

" Kevser'e. "

" Geç oldu. "

" Rahat bırak beni. " diye homurdandı genç kadın ayakkabılarını çıkartırken.

" Tamam söylerim gelmez celallenme bu kadar. "

Adamın bu gevşek tavrı karşısında hınçla arkasını dönmüş ve bağırmaya başlamıştı.

" Sana söyledim değil mi? O çocuğu evimde istemiyorum dedim. Beni buna zorlayamazsın. Madem o gelecek ben gidiyorum. "

Volkan uzanıp tuttu kadını kollarından.

" Tamam sakinleş. Gelmeyecek. "

Enfal kolunu silktiğinde Volkan geri çekti parmaklarını.

" Ne yaparsanız yapın. " dedi genç kadın yeniden arkasını dönerken.

" Geç kalma. Gecikirsen gelirim. " derken kabullenmek zorunda kalmıştı adam.

Karısı çok sinirliydi ve o böyleyken ne derse aksini yapıyordu. Harun yeni dönmüşken onunla arasının açık olmasını istemiyordu. Ne yazık ki ikisine de zerre güvenmiyordu. Belki kadın tam anlamıyla kendisinin değildi fakat onun hiç değildi. Enfal cevap vermeden kapıyı açtı ve kendini dışarıya attı. Ayakkabılarını giyer giymez de bahçede ilerlemeye başlamıştı. Minik bir girişten ibaretti bahçeleri. O yüzden ne bir masa sandalye atmış ne de çiçek ekmişti. Ara sıra çimleri sular, çok uzarlarsa da keserdi. Bahçe kapısından çıkıp sokağa adımını attığında Volkan'ın bakışlarının hala sırtında olduğunu hissediyordu. Ondan tarafa hiç bakmadı ve uzun adımlarla ilerlemeye devam etti. Üç dört dakika içerisinde de Kevser'in evine varmıştı. Fakat metrelerce ilerideki evin ışıklarını yanık görmesiyle duraksadı. Kaşları hayretle yükselirken gayriihtiyari bir şekilde o tarafa adımlarken buldu kendini. Senelerdir hiç hareketlilik olmayan evin ışıkları yanıyordu. Bu görüntü kalbinin hızla atmasına neden olurken içini anlamlandıramadığı bir telaş kaplayıvermişti. Harun orayı başkasına falan satmış olamazdı değil mi? Yapmazdı bunu. Eve yaklaştıkça telaşı büyüdü. Neden yapmasındı ki? Ne gibi bir umudu kalmıştı artık o evden? Kendileri için yapmıştı adam orayı belki ama fırsat olmamıştı hiç oturmak. Bu saatten sonra ne diye tutacaktı elinde? Çantasının sapını kavrayan parmakları sıkılaşırken kendisini bahçe kapısından içeriye süzülürken bulmuş ve buna engel olamamıştı. Görmek, bilmek istiyordu eve kimin yerleştiğini. İçinde bir yerde buruk bir his de taşıyordu içeridekinin Harun olma ihtimaline karşılık. Ve saniyeler sonra açılan dış kapıyla o burukluk büyüyüverdi.

Harun elinde siyah bir çöp poşetiyle bahçeye ilk adımını attığı an gözleri buluşmuş ve ayakları olduğu yerde durmuştu. Kaşları hafifçe çatılırken ikisi de ağırca yutkundu. Adam elindeki poşeti ayaklarının dibine usulca bırakırken kadın gözlerini adamın karanlıkta iyice koyu görünen mavilerinden ayırmış ve aralık kapıdan içeriye bakmaya başlamıştı. İkisine de bir asır gibi gelen uzun ve yoğun bir sessizliğin ardından ilk konuşan Enfal oldu. Sesi titremişti.

" Burada mı yaşayacaksın? "

Harun hem kadını görmenin şaşkınlığı, hem de kendisiyle konuşmasının gerginliğiyle kaşlarını daha derinden çatarken dudaklarını araladı.

" Sen de mi git diyeceksin? "

Genç kadın işittiği soruyla gözlerini yeniden adamınkilere dikerken afallamıştı. Kim gitmesini istemişti? Babası mı? Derin bir nefesi ciğerlerine doldururken yeniden konuştu Harun. Bu defa sesinde inceden bir alay vardı.

" Umarım dönüşüm, evliliğinde soruna yol açmamıştır. "

Enfal onun ağzından duymayı asla istemediği kelimeleri işitirken yüzünü buruşturdu. Böyle mi oynayacaklardı bu oyunu? Kaçak. Gürültüyle solurken başını yanına çevirdi ve birkaç saniye öylece bekledi. Sonra kendini tutamamış ve bu kez öfkeli bir bakışla yeniden adama dönmüştü. O esnada yüreği, adam ile yıllar sonra yeniden konuşabilmeleri karşısında çıldırmış gibi çarpmaktaydı.

" Bana bir açıklama borçlu değil misin? "

Başını belli belirsiz iki yana salladı Harun.

" Artık değil. " dedi kısık bir sesle ve gözlerini yere indirdi.

Enfal bağırıp çağırmak hatta göğsünü yumruklamak istedi. Fakat hiçbirini yapamadı. Haklıydı. Artık hiçbir şeyin anlamı kalmamıştı. Yine de yıllardır içini yiyip bitiren ve bir kez olsun ona söylemeye fırsat bulamadığı o cümleyi döküverdi dudaklarından.

" Bir kez bile inanmadım anlatılanlara. "

Harun gözlerini yumdu acıyla. Çok fazla şey geçti o an içinden. Fakat hiçbirini yapmaya yüz bulamadı kendinde. Sonra güçlükle açtı gözlerini ve kadına bakmadan konuştu.

" Geçmiş gitmiş. Herkes kendi yoluna bakmış. Geçmişi kurcalamanın kimseye yararı yok. "

Enfal o an hıçkıra hıçkıra ağlamanın eşiğindeydi. Aradan geçen on yılın kendi içinde hiçbir şeyi soğutmamış oluşuna kırıldı. Hala ondan hesap sormak için alev alev atan yüreğine kızdı. Sevgi dilenmek isteyen yanlarına içerledi. Gücendi. Ve dudaklarından şu sözcükler tıslamaya benzer bir sesle firar etti.

" Beni mi suçluyorsun? "

Harun bu soruyla bakışlarını yeniden kaldırdı kadının acı dolu gözlerine.

" Suçlamıyorum seni. " dedi doğrudan.

Öyle ya, nasıl suçlayabilirdi? Bu haltı kendi yemişti. Yalnızca içi almıyordu işte. Kalbi kaldırmıyordu. Bunları da dile getirecek değildi. Kadının;

" Volkan ile... " diye başlayan cümlesini adamın elini havaya kaldırarak tahammülsüz bir sesle konuşması kesti.

" Git artık. Geç oldu bir gören olacak, bir şey var sanacaklar. "

Enfal tüm sözcüklerini yutarken ona son kez tüm kırgınlığıyla baktı. Hemen sonra arkasını döndü ve tıpkı geldiği gibi sessiz sedasız ayrıldı oradan. Harun ise omuzları düşmüş bir şekilde arkasından bakakaldı kadının. İçi yana yana izledi gidişini.

2015 Haziran

Enfal elindeki kumaşın kenarına overlok çekerken sıcaktan yapış yapış olan saçlarını ensesinde gelişigüzel bir topuz yapmıştı. Saat çoktan on olmuştu fakat hava asla serinlememişti. Dükkana aldıkları vantilatör ise ne yazık ki önceki gün bozulduğundan, o tamirden dönene kadar ter ve sıcak içinde çalışmaya devam edecekti. İki dudağı arasındaki iğneyi parmak uçlarıyla tuttup kumaşın ucuna geçirdiğinde dükkanın kapısı açıldı. Genç kız kahvelerini, içeriye giren heybetli delikanlıya dikerken kocaman gülümsemişti.

" Hoş geldin. İşim bitti sayılır. "

Harun ardından kapıyı kapatıp kıza yaklaşırken derin bir iç çekti. Enfal o an onda bir gariplik olduğunu fark etmiş ve elindeki işi olduğu gibi masanın üzerine bırakmıştı. Tek kaşını kaldırırken kendisine yaklaşan sevgilisinin asık suratına dikkatle baktı.

" Neyin var? "

Harun masanın tam önünde dururken sol elini hafif hafif uzamaya başlayan saçlarına attı. Askerden döneli bir ay olmuştu ve biraz da kilo almıştı. Ağırca yutkunurken mavilerini kızın yüzüne dikti.

" Her sabah konuşuyor musunuz artık? " diye sordu dosdoğru.

Bazı harfleri tıslayarak çıkartışı alkollü oluşunu ele veriyordu. Enfal buna takılmadan sordu.

" Kimle? "

Genç adam derin bir nefesle göğsünü şişirirken telaffuz etti o ismi.

" Volkan. "

Sonra ekledi.

" Gördüm sizi yine. "

Genç kız, sevgilisinin Volkan'ı kafasına taktığını az çok anlıyordu ama bu denli içinde büyüttüğünü yeni fark ediyordu.

" Selamlaştık. " dedi masumca.

Harun bir kez daha gürültüyle solurken iki avcunu da masaya dayayarak kıza doğru eğilmiş ve kaşlarını da gayriihtiyari çatmıştı.

" Nereden çıktı bu selamlaşmalar? Hangi ara? Ne gerek var? " diye peşi sıra sıraladı sorularını.

Enfal daha cevap veremeden hızını artırmış ve tüm kıskançlığını açığa çıkartmıştı. Saatlerdir içi içini yiyordu. Geçer sanmıştı fakat geçmemişti.

" Sen benim sevgilimsin. Başkasının seni benden almasını bırak, istemesine bile tahammülüm yok benim Enfal. " dedi tüm ciddiyetiyle.

Genç kız da bunun üzerine kalktı oturduğu sandalyeden.

" Şşş içtin mi sen? "

Adam, kızın sorusunu duymazdan gelirken masaya abanmayı kesip doğrulmuştu yeniden.

" Hiç hoşuma gitmiyor bak Enfal. Gitmiyor işte. Söyle, yan gözle baktı de gidip öldüresiye döveyim piçi. Yeter ki bir şey de bana. Herhangi bir şey. " diye sızlandı huzursuzca.

Genç kız o esnada sevgilisinin yanında bitmiş ve onu yatıştırmak için ellerine uzanmıştı. Harun'un kıskançlık ataklarından birini yaşıyorlardı. Alışkındı, onu nasıl sakinleştireceğini biliyordu.

" Yapmadı bir şey sakinleş. " dedi pürüzsüz sesiyle.

Adam kırık bakışlarını kızın gözlerinde dolaştırırken iç çekti.

" Bir şeyler hoşuma gitmiyor ama dövmek için sebep de vermiyorsun be kızım. " diye sitem etti çocuk gibi.

" Yok çünkü sebep. " dedi Enfal teminat verircesine ellerini sıkarken.

Fakat Harun bu defa kolayca sakinleşmeye niyetli değil gibiydi. Sol elini kızın parmakları arasından çekip göğsüne yaslarken sordu.

" Niye ciğerim alev alev o zaman benim? Niye içim böyle huzursuz? Niye bu kadar mutsuzum ben? " sesi gerçekten de korku ve acı dolu çıkmıştı.

Korkuyordu çünkü burada olmadığı bir senede değişen şeyler vardı. Enfal'in daha öncelerde Volkan'la hiçbir iletişimi yokken birden bire her gün muhabbet eder hale gelmişlerdi. Sevgilisinin erkeklerle selamlaşmasına karışan biri değildi fakat bu olayda içine sinmeyen bir şeyler vardı.

" Kıskançlıktan delirdin yine. " dedi Enfal, adamın bir nebze olsun aklını başına almasını umarak.

" Çok kötüyüm. " diye fısıldadı Harun.

Genç kız derin bir soluk bırakırken onu kendine doğru çekti.

" Gel buraya. "

Harun hiç ikiletmeden sevgilisine sarılırken çocuk gibi mırıldandı.

" Konuşmasana onunla. "

Enfal hayretle sordu.

" Olur mu öyle şey Harun? "

Harun omuz silkti ansızın.

" Olsun, olduralım. "

Genç kız bunun üstüne pes etmişti. Göz göre göre onu üzecek bir şeye devam edecek değildi. Madem Harun bu durumu normal karşılayamıyordu. Israr etmeyecekti.

" Tamam olsun. "

" Bakma da, konuşma da... " diye devam etti genç adam sevgilisinin kolları arasındayken.

Enfal sessizce salladı başını.

" Tamam. "

" Seni her şeyden çok seviyorum. " dedi adam içi rahatlarken.

" Ben de seni her şeyden çok seviyorum. "

2025 Günümüz

Genç kadın önündeki mankenden kalıp çıkartmakla meşgulken dükkanın kapısı açılıverdi. Enfal omzunun üstünden başını sola çevirdiğinde Kevser'in endişeli yüzünü görmüş ve bedenini ona çevirmişti.

" İyi misin? " diye sordu Kevser.

Enfal omuz silkti. Dün gece, Harun ile olan konuşmasından sonra evine geri dönmüştü.

" Aynı. "

" Dün Volkan sorun çıkarttı mı çok? "

Genç kadın parmakları arasında tuttuğu kuru sabunu çevirirken gözlerini kaçırdı.

" Önemli değil. Baş edemeyeceğim bir şey değil. "

Kevser sesi bir iç çekti önce ve sonra arkadaşına yaklaşıp sandalyelerden birine oturdu.

" Sanem ile yattığını neden söylemedin bana? "

" Herkes biliyordu zaten Kevser. " derken yeniden mankene dönmüş ve kalıp çıkartmaya devam etmişti.

" Dedikodu sanmıştım. "

Enfal bir kez daha omuz silkmekle yetindi.

" Ne önemi var? "

" Ne demek ne önemi var? Kaç yıllık evlisiniz siz? Nasıl yapar böyle bir şeyi? "

Enfal böyle bir konuşmayı yaparken düzgün ölçü alamayacağını fark ederek bıraktı elindeki sabunu ve ilerleyip oturdu arkadaşının karşısına.

" Onu sevmiyorum. Kimle ne yaptığıyla da ilgilenmiyorum. Yeter ki benden uzak dursun. "

" Güzelim, neden yapıyorsun bunu kendine? " diye isyan etti kadın.

Yıllardır benzer serzenişlerde bulunurdu.

" Kevser bari sen yapma. " derken sıkkınlığını hem beden diliyle hem de ses tonuyla ortaya koymuştu.

Olan biten çoğu şeyden haberdardı Kevser. Bu nedenle Enfal onun yanındayken dürüst olmaktan asla çekinmezdi. Fakat bazen böyle üstüne geldiği oluyordu ve genç kadın bunu kaldıramıyordu.

" Tamam kızma. Sadece üzülüyorum. "

" Üzülme. Alıştım artık tamam mı? O öyle biri. "

" Sana zarar vermiyor değil mi? " diye fısıldadı Kevser hafifçe öne eğilirken.

" Hayır. Merak etme. "

Bir süre ikisi de sessiz kaldı. Sonra Enfal konuştu.

" Dün sana geliyordum. Sokağın başındaki evin ışıklarının yandığını gördüm. "

Kevser gözlerini büyüttüğünde Enfal duraksamadan devam etti.

" Gittim kim var diye bakmaya. O vardı. Babası evde istememiş galiba. "

" Şey... " dedi kadın nasıl anlatacağını bilemeyerek.

Enfal'in kaşları çatıldı yavaşça.

" Ne? "

" Dün kavga ettiler. Evden kovdu Orhan Amca onu. Mahalleli de pek istemiyor burada dolaşmasını. "

Genç kadın duydukları karşısında içinin sızladığını hissederken dişlerini sıkıca kenetlemişti birbirine.

" Tüm mahalleli hayrandı ona. Sayardı, severdi. Dinlemeden etmeden bu yaptıklarını içim kabul etmiyor benim. "

" Evet ama... sen de hak ver. İtiraf etmiş işte öldürdüğünü. "

Enfal'in kaşları çatıldı hızla.

" Yapma Kevser. Hiç mi tanımıyorsunuz Harun'u ya? "

Kevser mahcupça dudak büktü.

" Güzelim tamam da, kendi kabul etmiş. Hem sen de biliyorsun öfkesi kötüdür onun. Gençken de öyleydi. "

" Allah aşkına ya! " diye tısladı genç kadın sandalyeden kalkarken.

" Neyini gördünüz bugüne kadar? "

Kevser bu konuşmayı açtığına pişman olurken çaresizce karşılık verdi.

" Enfal ben de inanmak istemiyorum ama kendi anlatmış ya bıçakladım diye işte. "

" Tamam Kevser. Kalbini kırmak istemiyorum. " diyerek arkasını döndü ve yeniden sabunu eline aldı genç kadın.

Kevser bir süre arkadaşının çalışmasını seyretti. Onunla tartışmayı sevmiyordu fakat biraz olsun gerçekliği kabullenmesini istiyordu. Keşke bunların hiçbiri yaşanmamış olsaydı fakat yaşanmıştı. Enfal'in de artık önüne bakması gerekiyordu.

" Akşam gelsene bana. Faruk yok. Atakan'ı da babaannesine bırakacağım özledim diyordu. "

Enfal başını salladı hafifçe.

" Tamam o zaman. Ben eve döneyim. Çocuğu da Faruk'a bırakmıştım huysuzlanır şimdi nerede kaldın diye. Pazara diye çıkmıştım, geçerken gördüm taze ıspanak vardı sen de ister misin? "

" Yok. " dedi genç kadın arkadaşına dönmeden.

Kevser iç çekti bunun üzerine ve kalktı sandalyeden.

" Gücenme bana. Sadece iyi olmanı istiyorum. "

Enfal bu defa cevap vermedi ve arkadaşı da usulca çıktı dükkandan. O gittikten sonra genç kadın çalışmayı bırakmış ve tepesinde at kuyruğu yaptığı saçlarını çözmüştü. Başına keskin bir ağrı saplanmıştı birden. Muhtemelen dakikalardır dişlerini sıkmaktandı. Parmak uçlarıyla şakaklarına masaj yaparken bedenini kapıya doğru çevirdi. Ve tam da o an gördü Sanem'i. Dükkanın önünden elinde bir saklama kabı ile hızlı adımlarla geçerken. Kaşları derince çatılırken kapıya doğru ilerledi Enfal. Elini kapı koluna uzatırken alnını kapının camına yaslamıştı. Sanem üzerinde lila rengi mini bir elbiseyle sahafın kapısında durduğunda genç kadının nabzı hızlanıverdi. Gerçekten de aralarında bir şey olabilir miydi? Sertçe yutkunurken gizlice seyretti. Sanem kapıyı iki kez tıklatıp açmak için uzandığı an kapı açılmış ve Harun'un heybetli bedeni serilmişti önüne. Bunun üzerine Sanem de cilveli hareketlerle geriye doğru minik bir adım atmıştı. Harun ona bir iki kelime söylediğinde Enfal ne konuştuklarını duymuyor yalnızca beden dillerini analiz etmeye çalışıyordu. Eski Harun olsa, avcunun içi gibi bildiğini iddia ederdi adamı. Fakat bu Harun'u tanımıyordu. Sahi ne kadar değişmişti adam? Tamamen mi? Bir insanın tamamen değişmesi mümkün müydü? Acıyla baktı gözlerine. Sanem'e bakarken parlıyorlar mı diye. Fakat donuktu adamın bakışları. Döndüğünden beri ne zaman görse aynı donuk bakışlarla bakıyordu etrafına. Sanki duygularını kaybetmiş gibi...

Çok geçmeden Harun geri çekilmiş ve Sanem de elindeki minik kap ile dükkana girmişti. Enfal kapı kolunu kavrayan parmaklarını sıktı. Ne getirmişti Harun'a? Kıç kadar dükkanda dip dibe ne yapacaklardı? Sanem'in ne işi vardı ki orada zaten? Kitap okuduğu da yoktu. İki yazar sayamazdı hatta. Sertçe yutkundu ve geri çekti kendini. Onları düşünmemeliydi. Kendini işe vermeliydi. Yoksa aklını oynatacaktı. Hızlı adımlarla mankenin başına döndü ve devam etti çalışmaya. Fakat olmuyordu. sinirden saçlarını yolmak istiyordu kadın. Yok, bir türlü veremiyordu aklını işe. Birkaç dakika oyalansa da yapamayacağını fark edince bırakmış ve kendini dükkanın dışına atmıştı. Kollarını göğsünde kavuşturdu ve beklemeye başladı. Saatlerce içeride kalacak değillerdi ya. Burnundan derin bir nefes çekerken gözleri boş sokağı tarıyor ve sanki sahafı gözetlemiyormuş gibi yapıyordu. Derken sokağın başında Sidar'ı görmesiyle başını yere eğdi. Adam da kendini görünce duraksamış fakat sonra ilerlemeye devam etmişti. Enfal göz ucuyla bakarken adamın sahafa girdiğini gördü. Suratı iyiden iyiye asıldı. Sidar mı ön ayak olmuştu bu aralarındaki şeye? Destekliyor muydu yani? Yakıştırıyor muydu onları? Genç kadın bu ve benzeri düşüncelerle boğuşurken önde Sidar arkasında Sanem çıktılar sahaftan. Enfal aniden çevirdi başını diğer tarafa. Sidar'ın birkaç şey söylediğini işitti fakat anlayamadı. İkili, önlerinden geçerken Sanem selam vermişti. Genç kadın onun, bunu bilerek yaptığına o kadar emindi ki... Yine de aldı selamını. İkisi gözden kaybolurken bakışlarını yeniden sahafa çevirmesiyle kesişti bakışları. Harun da tıpkı kendisi gibi kapının önünde dikiliyordu. Kısa bir süre ikisi de hiçbir mimik oynatmaksızın baktı birbirine. Sonra Enfal dayanamadı. Etrafını kolaçan edip attı kendini yola. Uzun adımlarını sahafa yönelttiğinde Harun'un kaşları çatılmıştı. O da baktı etrafına. Kimse yoktu. Genç kadın adamın önünden geçip aralık kapıdan sahafa girdiğinde etrafı süzdü hızla. Her yer kitap doluydu. Belli ki Harun burayı temizlemeye çalışıyordu. Ardından giren adamın adımlarını işittiği an yaptığı şeyi fark etmiş ve kaskatı kesilmişti. Bir delilikle çıkıp gelmişti buraya da devamını düşünmemişti ki. Kapının kapanma sesini de duyduğunda alt dudağını dişledi.

" Evet? " dedi Harun tok bir sesle.

Enfal ne diyeceğini bilemedi o an. Elini ensesine atıp kaşırken gözlerini dolaştırdı yerdeki kitaplarda.

" Sahafı yeniden açıyorsun sanırım? "

" Öyle. "

Kadın bedenini yavaşça adama doğru çevirirken elini indirmişti.

" Buradasın yani artık. "

Harun kaşlarını hafifçe çattı.

" Kimseyi rahatsız etmeye dönmedim. Korkma. "

Enfal sertçe yutkundu. Bu değildi ki derdi. Gözlerini adamın gergin yüzünden ayırıp yanındaki minik masaya çevirdiğinde görmüştü pembe saklama kabını. İçindekiler yaprak sarmaydı. Üstünde de bir not iliştirilmişti. Göz ucuyla okudu notu.

Özlemişsindir ellerimle sardım.

Kaşları hayretle havalandığında yumruk yaptı ellerini. Sonra çevirdi bakışlarını adama. Adamın mavileri ise çoktan üstündeydi kahvelerinin. Ağzına gelen onlarca sözcüğü güçlükle zapt ederken uzandı ve aldı saklama kabını eline. Üstündeki notu çıkartıp buruşturdu avcunun içinde. Sonra kapağını açıp üç sarmayı birden kavradı ve tıktı ağzına. Onları hızlı hızlı çiğnerken Harun'un kaşları havalanmıştı bu kez.

" Acıkmışım. " dedi ağzının dolu olmasını umursamadan.

Sonra iki tane daha attı ağzına. Onları yerken konuştu.

" Sarma mı istemiştin Sanem'den? "

Harun'un kaşları düşerken gözleri hafifçe kısılmıştı. Anlamıştı kadının ne yaptığını. Kollarını göğsünde kavuştururken sordu.

" Ne yapıyorsun? "

Enfal omuz silkerken üç sarma daha tıktı ağzına. Onları hızla çiğneyip kalan dördünü birden tıkarken Harun sesli bir iç çekti.

" Yapma. "

Enfal ağzındaki sarmaları zapt etmeye çabalarken elindeki kabı bıraktı masaya. Çiğnedi çiğnedi çiğnedi. Ve yuttu sonra.

" Kötü yapmış zaten. " dedi sessizce.

" Neden yedin o zaman hepsini? " diye sordu adam bunun üzerine.

Enfal kaşlarını çattı usulca.

" İstersin yine yapar abartma. " diye tersledi adamı, yüreği sızlarken.

İkisi de sessizce baktı birbirine. Sonra kadın yeniden konuştu.

" Siz... "

" Yapma. Yapma böyle sanki... " deyip kollarını çözerken sesi yükselmişti adamın.

" Sanki yıllar geçmemiş, tüm bu sikik şeyler olmamış gibi... yapma. " dedi hiddetle.

Enfal kirpiklerini mahcubiyetle kırpıştırırken ekledi adam.

" Kıskanıyormuş gibi davranma. "

Genç kadın dişlerini sıkıca kenetledi bunun üzerine. Bir anda kulağı uğuldamaya başlamış, yanakları ısınmıştı. Utanmıştı. Evet kıskanıyordu. Hem de deli gibi. Ve çok belli etmişti. tutamamıştı kendini. Gözlerini kaçırırken boğazını temizledi.

" Beni almamıştın. Onu almışsın. " dedi küskün sesiyle.

Çocuk gibi kırgındı ona. Hala geçmemişti. Yüreği acıyordu. Ve yalanlama duymak istiyordu. Fakat gelmedi. Hatta Harun onu daha da kırmak ister gibi tok bir sesle onayladı.

" Doğru. "

Enfal işittiği tek bir kelimeyle tüm dünyasının başına yıkıldığını hissederken kaldırdı bakışlarını yeniden onun mavilerine. Sınırını çekiyordu adam. Senin yerin o sınırın öte tarafı diyordu açıkça. Sanem ise diğer taraftaydı belli ki. Dişlerini bir kez daha birbirine kenetlerken ağlamaktan korkmuş ve başını önüne eğip bir hışımla çıkmıştı sahaftan. Harun tuttuğu nefesini, kadının ayrılışı ile bırakırken onu ne kadar kırdığını biliyordu. Fakat başka yolu yoktu. O evliydi. Yasaktı. Haramdı. Kıra kıra da olsa kendisinden vazgeçirmeliydi. Enfal koşa koşa dükkana giderken hıçkırığını bastırıyordu. Bu kadar kolay mı unutmuştu kendisini? Dükkanın kapısından içeriye girmesiyle dolu dolu olan gözleri sandalyesinde oturan kocasını bulmuş ve ayakları olduğu yere çakılmıştı. Volkan karısının ağlamaklı olduğunu gördüğünde çatmıştı kaşlarını. Sandalyeden usulca kalkarken sordu.

" Ne oldu? "

Enfal avcunda sıkıştırdığı kağıdı atmak için masaya ilerlerken yutkundu.

" Sinirlerim gergin. "

Masanın önünde karşı karşıya geldiler. Kadın boş eliyle burnunu sildi.

" Onun yüzünden mi yine? Geldiğinden beri kötüsün. "

Enfal burnundan derin bir nefesi içine çekerken masasının üstündeki şeyleri düzenler gibi döndürdü bedenini yan tarafa. Ve elindeki notu sıkıştırdı defterinin arasına.

" Geçer. Önemli değil. Sen neden geldin? "

Volkan kadının kolunu kavrayıp onu yavaşça çevirdi kendine.

" Önemli. Onun için ağlamana tahammül edemiyorum. "

" Onun için ağlamıyorum. "

" Regl mi olacaksın? Kaçı bugün? " dedi adam bu kez.

Kadın sesli bir şekilde iç çekti.

" Ne oldu Volkan neden buradasın? "

" Telefonu açsaydın gelmezdim. Üç kez aradım seni. Neredeydin? "

Omuz silkti Enfal.

" Kevser uğramıştı. Yürüdük biraz. " derken bakışlarını adamınkilere dikip yiyip yemediğini kontrol etti.

" Güzelim kapıyı neden kilitlemiyorsun öylece açık bırakıp gidilir mi? "

" Dalmışım. " derken rahatlamıştı kadın.

Volkan şüphelenmemişti. Adam sağ elinin başparmağı ile karısının dudağının kenarına dokunduğunda Enfal irkilerek çekti kendini.

" Ne yapıyorsun? "

" Yemek kalmış. "

Kadın bir çırpıda sildi ağzını.

" Erken kapatmak ister misin bugün? Dinlen biraz. "

Enfal normalde olsa onun kendisine karışmasına hiddetlenirdi fakat bu defa başını sallayarak onayladı. Zaten çalışamıyordu. Eve gidip yatağına uzanmak ve hıçkıra hıçkıra ağlamak istiyordu. Volkan, kadının uysal bir şekilde kabul etmesine şaşırırken Enfal uzanıp çantasını ve telefonunu aldı eline.

" Çıkalım. "

Sonra art arda çıktılar dükkandan. Kadın kapıyı kilitlerken sordu.

" Sen ne için aramıştın beni? "

" Sesini duymak istedim. "

Anahtarı kilitten çıkartıp çantasına atarken arkasını dönmüş ve sahafın önünde kendilerini seyreden adamı görmüştü. Bakışlarını kaçırırken ilerlemeye başladı. Volkan da hemen takıldı peşine. Elini kadının ince beline atarken Enfal irkilmiş ve hafifçe çekmişti bedenini. Fakat Volkan müsaade etmedi uzaklaşmasına ve onu sıkıca kavrayıp kendine geri çekti. O an anladı Enfal. Harun'u gören tek kişi kendisi değildi.

Merhaba nasıldı bölüm?

Sizce Harun ve Sanem arasında bir şey olmuş mudur?

Enfal ve Harun'dan hangisi daha önce patlar sizce?

Beni Instagram'dan takip etmeyi unutmayın hesabım: @ailkesandikli

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.