İçeriğe geç

İLMEK

Bölüm 3 · 24 dk okuma

İLMEK

Bölüm 3

2.Kaldığı Yerden

10 sene sonra

Adam elindeki telefonun ekranına bakarken kaşlarını derince çatmıştı. Bugünün elbet geleceğini biliyordu fakat yine de böyle olacağını düşünmüyordu. Seneler içerisinde bir arpa boyu yol kat edememişlerdi. Ve apaçık bir şekilde onu kaybetmekten korkuyordu. Sert bir soluğu içine çekerken mesaj ekranından çıktı ve telefonunu komodinin üstüne bırakıp yataktan kalktı. Odadan çıktığında dikkat kesildi evin içine. Banyodan gelen su sesini duyduğunda kadının henüz evde olduğunu anladı.

" Enfal! " diye seslendi gür sesiyle.

Saniyeler içerisinde açıldı banyonun kapısı ve genç kadın saçlarını düzelterek çıktı dışarı.

" Efendim? " dedi durgun bir sesle.

Adam, kadının güzel çehresini doyasıya seyrederek yutkundu ağırca ve ona doğru ilerledi. Sağ elini kaldırıp kadının yanağına yerleştirdiği an geri çekti kendini Enfal. Kaşları hafiften çatılır gibi olmuş ve kahveleri adamınkilere dikilmişti.

" Ne yapıyorsun? " diye sorarken gergindi.

" Karımı seviyorum. "

Enfal sertçe yutkundu ve adamın önünden çekilmek istedi fakat Volkan müsaade etmedi gitmesine. Kolunu yavaşça tutarak durdurdu onu.

" Bugün gitmesen dükkana? Baş başa vakit geçirsek? "

Genç kadın, adamın isteği karşısında şaşırmış ve yavaştan sinirlendiğini hissetmeye başlamıştı. Sarhoş falan mıydı yoksa?

" Bir şey mi diyeceksin Volkan? " diye sordu neyin peşinde olduğunu anlamayarak.

" Dedim ya diyeceğimi. Seni istiyorum. "

Enfal artık işittiklerine tahammül edemez hale gelmişken kolunu tiksintiyle çekti adamın elinden.

" Ne saçmalıyorsun sen? " diye tısladı birden.

Volkan onun kocaman açılan gözlerine ve bir büyüyüp bir küçülen burun deliklerine bakarken dişlerini sıktı.

" Çok saçma bir şey demişim gibi ne bakıyorsun öyle? Karım değil misin sen benim? "

Kadın artık sabrının taştığını hissederken adeta bağırmıştı.

" Bunca yıl olmamış böyle bir şey. Şu an olacağını sana düşündüren ne? Konuşmadık mı biz bunu? Ha? Konuşmadık mı Volkan? Asla dedim sana. Asla dokunmayacaksın bana dedim. "

Adamın sinirleri duyduklarıyla iyice bozulurken acıyla inledi.

" Yedi yıl lan! Yedi yıl! Biraz bile mi sevmedin beni? Biraz bile sevdiremedim mi kendimi sana! Yazıklar olsun bana be! "

Genç kadın, adamın acıyla gürlemesini dinlerken ister istemez korkmuş ve biraz da olsa üzülmüştü. Fakat bile bile evlenmişti Volkan kendisiyle. Hiç gizlememişti ki bunu ondan. Ona hiçbir vaatte bulunmamıştı. Adam bir süre sonra bağırmayı kestiğinde, kadının çekinip sessizleştiğini gördü ve pişman oldu yaptığından. Niyeti onu korkutmak değildi. Ama elinde değildi işte. Hele ki bugün, hiç değildi. Sanki son şansıymış gibi hissediyor ve bu hisse olan öfkesini yatıştıramıyordu.

" Enfal... " dedi titrek bir sesle ona bir adım daha yaklaşırken.

" Sevemez misin beni? En azından deneyemez misin? "

Genç kadın sertçe yutkundu. Ne dese boştu. Yedi senedir evliydiler ve tıpkı Volkan'ın dediği gibi, bir gün bile ona karşı romantik hiçbir şey hissetmemişti. Adam burnundan sert bir soluk çektiğinde ellerini hırsla saçlarının arasından geçirdi.

" Bak bana. " dedi sonra tok bir sesle.

Kadın onun talimatına uymadığında ise sesini yükseltti.

" Bak dedim bana! "

Enfal alev alev yanan kahvelerini kaldırıp onunkilere diktiği an sordu Volkan.

" Nefretin bitmedi mi hala? Ben ne yaptım sana bu kadar? Sadece sevdim seni ben! Ben de aşık oldum sana Enfal. Suçum bu mu? "

" Evet! " diye haykırdı kadın birden.

Sonra hızını alamayıp adamı göğsünden sertçe ittirdi. Volkan bir milim kıpırdamadı yerinden.

" Evet suçun bu! Biliyordun! Kalbimin dolu olduğunu biliyordun! Neden evlendin benimle? Bencilsin çünkü! Seni hiç sevmeyen bir kadınla evlendin çünkü bencil aptal herifin tekisin sen! Şimdi karşıma geçip benden seni sevmememin hesabını soramazsın! "

" Lan beni delirtme! On sene oldu on! Hala o mu var aklında senin? Onu mu bekleyecektin Enfal? Ha? Bir katili mi bekleyecektin?! "

" Kes sesini! " diye haykırdı bu kez kadın tiz bir sesle.

Artık gözlerinden yaşlar boşalıyordu. Sinirden mi yoksa Harun'a olan özleminden miydi ağlaması, anlayamadı. Katil deyip duruyolardı bir de. İçi kabul etmiyordu bunu bir türlü. Harun bile kabul etmişti oysa. Gidip teslim olmuştu. O gece, her şeyin güzel olacağına dair umutlarının yeşerdiği gece... Volkan onun ağladığını gördüğü an yumuşadı. Kaşları inerken ne yapacağını bilememiş ve uzanıp ellerini kavramıştı. Fakat Enfal'i bu da sinirlendirdi.

" Bırak! " dedi ellerini çekmeye çalışırken.

" Bu kadarına bile tahammülün mü yok?! " diye bağırdı bu defa Volkan.

" Evet! Evet yok! Sana da dokunmana da tahammülüm yok! Seninle neden evlendiğimi sakın aklından çıkartma Volkan! Bir an olsun unutma bunu! Kendini de kandırma boşa. "

Volkan sertçe yutkunurken çok daha öfkeli hissediyordu artık. Sevdiği kadın tarafından her gün reddedilmekten usanmıştı. Bunu çoğu zaman sözle değil, kendisine aynı evin içinde asla bakmayışıyla yapardı Enfal. Oysa canını verirdi onun bir bakışına. Görmüyordu bunu. Ya da görüyor ama umursamıyordu. Ona sevgisini gösterirse zamanla kendini sevdireceğine inanmıştı hep. Fakat bir türlü olmuyordu.

" Babana olan nefretini bana yansıtma artık. " dedi ifadesiz tutmaya çalıştığı sesiyle.

Kadın ise bunun üzerine keyifsiz bir şekilde güldü.

" Sen masum musun sanki? Evlenmek istemediğimi bile bile teklif eden sen değil miydin? "

" Ne olacaktı? Ben etmesem başkasına verecekti baban seni. Göz mü yumsaydım buna? "

Enfal artık sabrı kalmamış gibi iki elini birden saçlarının arasından geçirdi.

" Yumsaydın Volkan. Yumsaydın. Belki o zaman nefret etmezdim senden. "

Cıkladı adam başını iki yana sallarken.

" Nefretini tercih ederim. Bana karşı hissiz kalmandansa nefretini tercih ederim Enfal. Gördüğün mü vardı beni? Hiç değilse şimdi burada, dizimin dibindesin. "

" Ruh hastası. " diye tısladı kadın adamın önünden hırsla ayrılmadan önce.

Volkan peşine takıldı yeniden.

" Enfal. "

Fakat kadın hiç oralı olmadı. Odasından hırkasını ve çantasını alıp dış kapıya ilerlerken Volkan peşinden gelmeye devam ediyordu.

" Enfal bir dur. "

Genç kadın kapıyı açıp ayakkabılarını giymeye yeltendiğinde belinden tutup çekti adam onu. Enfal çekilmenin etkisiyle dengesini koruyamamış ve Volkan'ın göğsüne yapışmıştı. Burun burunaydılar şimdi. Adam heyecanla titrek bir nefesi kadının yüzüne bıraktığı an Enfal kendini geri çekmek istedi fakat Volkan bırakmadı.

" Dur biraz. " diye fısıldadı hasretle.

" Biraz dur sadece. Bir şey yapmayacağım. "

Enfal onun içli ses tonundan da, hayranlık dolu bakışlarından da fazlasıyla rahatsızlık duyarken sertçe yutkunmuş ve başını yana çevirmişti.

" Bırak. " diyebildi yalnızca.

" Senin için yapamayacağım hiçbir şey yok. " dedi adam dudaklarını kadının şakaklarına yaslarken.

" Beni sevmen için yapabileceklerimin hiçbir sınırı yok Enfal. "

Adamın dudakları kımıldadıkça kadının içine ağlama isteği doluyordu.

" Yapma bir şey. Asla olmayacak bu. " dedi kafasına sokmaya çalışırcasına.

Adamın, kadının belini kavrayışı sıkılaştı birden ve Enfal yüzünü buruşturdu. Canı yanmasa da rahatsızlık hissi katlanarak artmıştı.

" Sen benim karımsın. " dedi ve burnunu kadının saçlarına sürterek derin bir nefes aldı.

" Sen de bunu aklından çıkartma. Bir an için bile. " ses tonundaki tehdidi işitmemek mümkün değildi.

Kadın da bu tehdidi fazlasıyla hissetmiş fakat nedenini anlayamamıştı. Adamı omzundan ittirerek kendini zorla bıraktırdı ve arkasını dönüp hızla ayakkabılarını giydi. Koşar adımlarla bahçeden çıkarken kocası da peşindeydi. Enfal sinirden elleri titreyerek sokağı arşınlarken Volkan uzun adımlarla kendisini takip ediyordu. Genç kadın, adamın bu sabahki garipliğine hiçbir anlam verememişti. Bunca yıl sonra ne olmuştu da birden bire dellenmişti? Evliliklerinin birinci yılı biterken bir kez yoklamıştı Volkan Enfal'i. Enfal istememiş, açık ve sert bir dille reddetmişti. Sonra uzun süre aynı evde hayalet gibi yaşadılar. Sonra adam yeniden, bu kez üçüncü yıllarındayken sarhoş şekilde geldi eve. Tekrar etti arzusunu. Enfal'in gerçek anlamda karısı olmasını istiyordu. Hem de hiçbir şeyi istemediği kadar çok. Fakat kadın bir kez daha, hatta bu defa daha da sert bir şekilde reddetti adamı. Zaten sonra tekrarlamadı Volkan. Bildi yerini, çekildi kabuğuna.

Ta ki bu sabaha kadar. Dört koca yıl geçtikten sonra yeniden bu şekilde karşısına dikilmesini anlamıyordu kadın. İstemiyordu işte. Neden düşmüyordu ki yakasından? Hiç mi gururu yoktu? Zaten yıllardır onla bunla yatıp kalkıyordu. Karışan eden de yoktu buna. Ne derdi vardı kendisiyle? Sevmiyordu işte. Sevmeyecekti de. Beyaz sıvalı eski evi geçerken etrafa göz attı gizlice. Milletin ağzına laf vermemek için toparlamaya çalıştı kendisini. Kimse bilmiyordu evliliklerinin iç yüzünü. Bunu ne babası ne de Volkan kabul ederdi zaten. Enfal de pek umursamamıştı insanların neye inanıp neye inanmadığını. Geçen senelerde hala çocuk yapmamış olmalarını sarmıştı mahalleli diline. Bir kısmı Enfal'e çürük çıktı derken bir kısmı Volkan'a sallamıştı. Hatta o sıralarda patlamıştı zaten Sanem ile Volkan'ın sıklıkla görüştüğü. Bu kez de aldatılan kadın oluvermişti Enfal. Ne yazıktı. Önce sevdiği adam mahpusa düşmüş sonra da evlendiği adam üstüne kuma getirmişti. Ardından Volkan tüm bu dedikoduları biraz olsun azaltmak için attı ortaya bir yalan. Enfal'in düşük yaptığını söyledi. Acımız var bizi rahat bırakın dedi. Mahalleli inandı. Acıdı onlara. Ve gerçekten de rahat bıraktı. Bir senedir pek sesini çıkartmamıştı kimse. Kadın her ne kadar, kendisine sorulmadan böyle bir yalan ortaya atılmasına sinirlense de bunu bile mesele etmedi. Yıllardır bir an olsun yaşadığını hissetmiyordu. Kimin ne bilip ne bilmediğinin ne önemi vardı ki? Sesli bir iç çekerek dükkanın sokağına girdiğinde koluna taktığı çantayı indirdi omzundan ve elini içine atıp anahtarını aramaya başladı. Anahtarın metal yüzeyini, parmak uçlarında hissettiği saniye onu kavramış ve çıkartırken başını kaldırmıştı. İşte o an gördü onu.

Harun.

Yalnızca on beş metre ilerisinde yolun orta yerinde dikiliyordu. Ayakları olduğu yere adeta çakılırken gözlerine inanamadı. Hatta öylesine inanamadı ki yanlış gördüğünü, bir başkasını ona benzettiğini sandı. Kirpiklerini kırpıştırdı hızla. Fakat hayır. Oydu. Yıllar gözünün ferini alıp götürse, saçlarına tek tük kırlar düşürse de oydu işte. Dimdik duruşu, kaşlarını derince çatışı ve gözlerini ihtiyatla kısışı... Parmakları arasında tuttuğu çantanın sapı hızla kayarken engel olamadı Enfal. Gözlerini de bir an olsun ayıramadı karşısındaki adamdan. Çantası ayaklarının dibine düşüp içindeki her şey yere saçıldığında bile yapmadı bunu. Bir an olsun bakmadı başka yere. Harun nihayet çıkmıştı mahpustan. Gözleri hızla dolarken nefes alamadığını hissetti. Eli istemsizce göğsüne doğru giderken dudaklarını araladı fakat nafile. Sol gözünden minik bir yaş burnuna süzüldüğünde gözlerini ondan ayırmak zorunda kaldı. Son gördüğü, adamın sıkıca kenetlediği yumruğuydu. Gözleri telaşla ayaklarının dibindeki çantaya kaydı. Sonra dizlerinin üstüne çöküp elleriyle eşyalarını yokladı. Yoktu. İnhaleri yanında değildi. Evde mi unutmuştu? Birden panikledi. Çaresizce kaldırdı başını ve karşısındaki adamın kendisine doğru gayriihtiyari birkaç adım attığını gördü. Ve elinin refleksle iç cebini yokladığını... Adamın parmakları boşlukta kalmasıyla kaskatı kesildiğinde kadın beyninden vurulmuşa döndü. Seneler evvel, Harun iç cebinde yedek bir inhaler taşırdı kendisi için. Aradan geçen on sene hiç yaşanmamış gibi ilk hareketinin bu olması canını yaktı ikisinin de. Enfal güçlükle yutkunurken yaşaran gözlerini ayıramadı adamın mavilerinden. Fakat saniyeler içerisinde dibinde biten diğer adam ile Harun kaçırdı gözlerini kadından. Enfal o an ölmek istedi. Gözlerini kaçırmasın, baksın istedi ama nafile. Volkan, kadının telaştan bulamadığı ilacını eşyalarının arasında bulup dudaklarına yasladığında parmaklarıyla tutmuş ve iki nefes çekivermişti içine. Saniyeler içerisinde de kendine geldi.

Dizleri titreyerek de olsa kalktı yerden ve çantasını toparladı. O esnada Harun çoktan ayrılmıştı sokaktan. Volkan karısına yardım etmek istese de Enfal müsaade etmedi buna. Ağır aksak bir şekilde dükkana ilerledi. Senelerce hayal etmişti bugünü. Her akşam durmaksızın düşünmüş, düşünmüş, düşünmüştü. Çıktığında döner miydi mahalleye? Bakar mıydı yüzüne? Ya da bir açıklama yapar mıydı? Volkan'ı öğrendiğinde ne düşünürdü? Yoksa çoktan biliyor muydu? Bugünkü tepkilerine bakılırsa biliyordu. Sidar söylemişti şüphesiz. Kim bilir ne düşünmüştü? Parmakları arasındaki anahtarı kilide sokup çevirirken ensesinden bir ürperti geçti sanki. Volkan yeniden dibindeydi.

" İyi misin? "

Kadın başını salladı belli belirsiz. Bir an evvel yalnız kalmak istiyordu.

" Yanında durmamı ister misin? Ya da gel başka şeyler yapalım bugün? "

Enfal, adamın ısrarları karşısında sert bir soluk çekti.

" İyiyim. Çalışmak istiyorum sadece. " dedi kupkuru bir sesle.

Ventolin daima ağzını kuruturdu. Kapıyı açıp içeriye ilk adımını attı ve sağ tarafta kalan anahtarla ışıkları yaktı. Ampul minik bir çınlama sesi eşliğinde parladığında Volkan da peşinden içeriye girmişti. Kadın onu umursamadan dükkanın içinde ilerlerken hıçkırmamak için kendini fazlasıyla sıkıyordu. Ne hissetmesi gerektiğini bile bilmiyordu. Öfke mi yoksa özlem mi? Elleri arasında sıkıca tuttuğu çantayı masanın üstüne bıraktı ve bir çırpıda sildi gözaltlarını. Omurgasını dikleştirerek kocasına döndüğünde adamın da ne diyeceğini bilemez vaziyette olduğunu gördü. Bir süre birbirlerine baktılar öylece. Sonra adam elini ensesine atarak başını çevirdi yan tarafa.

" Huzursuz oldun değil mi? Mahallemizde bir katil olmamalı. "

Genç kadın sertçe sıktı dişlerini. Volkan ise derin bir nefes doldurdu ciğerlerine.

" Halletmeye çalışacağım. " derken baktı yeniden kadının gözlerine.

Korktuğu şeyi gördü o an. Amansız bir acı. Hem de yine o adama karşı. Elini indirirken daha fazla şey diyemedi dili. Korktu, aksine bir şey işitmekten. Arkasını döndü ve uzun adımlarla çıktı dükkandan. Enfal ise nihayet yalnız kalmanın özgürlüğüyle kendini salıvermişti. Bacakları güçten düşer gibi olduğu an sıkıca tutundu masaya ve güç bela sandalyesine oturdu. Gözlerini çoktan zorlayan yaşlar yanaklarına süzülürken dudaklarını birbirine sıkıca bastırsa da engel olamadı hıçkırığına. Sonra ikinci ve üçüncü derken sessiz çığlıklarla ağlamaya başladı genç kadın. Alt üst olmuş durumdaydı. Biri göğüs kafesine elini sokmuş da yüreğini söküyormuş gibi yanıyordu canı. Seneler sonra onu karşısında bulmak fakat yaklaşamamak, el gibi... Dakikalarca ağladı. Ta ki gözleri artık kuruyana kadar.

Sonra biraz olsun toparlamaya çalıştı kendini. Dükkanın içindeki minik tuvalete girip yüzüne su çarptı. Saçlarını düzeltti. Tuvaletten çıktığında gözleri dükkanın vitrinine kaydı ister istemez. Oradaki hareketliliği seçti bakışları. Adımları kendinden bağımsız hızlandı. Vitrine yaklaştığında ise hızını alamayıp çıktı kapıdan dışarı. Fakat ilerleyemedi daha fazla. Sidar, eski sahafın önünde dikilmiş camındaki gazete kağıtlarını söküyordu. Yıllardır kimse dokunmamıştı ona. Yıllardır sırf önünden geçmemek için yolunu uzatmıştı Enfal. Ve işte şimdi, yeniden açılıyordu sahaf. Hem de gelir gelmez. Titrek bir nefesi dudaklarının arasından bırakırken gözleri ürkekçe dolaştı etrafta. Dili varmadı söylemeye belki ama onu aradı. Hem de büyük bir açlıkla. Öyle hasret kalmıştı ki, bırakın endamını yalnızca gölgesi düşse önüne içine nefes dolacak gibiydi. Tam da o an işitti o incecik sesi. Diğer tarafından geliyordu.

" Günaydın Enfal. "

Enfal irkilerek hemen yanı başına kadar varmış olan genç kadına baktı.

" Sanem? " dedi sonra afallayarak.

Genç kadın koyu kahve saçlarını kulaklarının arkasına iterken gülümsedi.

" Harun çıkmış, onu görmek için geldim. "

Anlayamadı Enfal bir an.

" Burada mı, gördün mü sen? " diye devam etti Sanem sözlerine.

" Bilmiyorum. Onu görüp ne yapacaksın? " dedi genç kadın kendine engel olamazken.

İçine bir anda dolan hissi yıllardır hissetmemişti. Hem çok tanıdık hem çok uzaktı sanki.

" Geçmiş olsun diyeceğim canım. "

Enfal, karşısındaki kadını tepeden tırnağa süzmekten çekinmezken daha da öfkelendi. Kısacık bir elbise ve derin bir dekolteyi, üstüne geçirdiği hırka ile örtmeye çalışmıştı güya. Hoş, bu Sanem'in her zamanki haliydi. Fakat Enfal'e şu an batacağı tutmuştu işte. Sertçe yutkundu ve bu kez daha agresif bir tınıyla sordu.

" Ne işin olur senin onunla? "

Sanem'in eskiden, ergenlik dönemlerindeyken Harun'a yanaşmaya çalıştığı bir dönem olmuştu. Fakat hem Harun hem de Enfal öyle kesin bir tavırla kadını uzaklaştırmıştı ki bir daha deneyememişti bile. En azından Enfal öyle sanmıştı. Şimdi kaşları derince çatık bir vaziyetteyken, karşısındaki kadının son derece rahat tavrına bakıyor ve hayrete düşmekten kendini alıkoyamıyordu.

" Ay öyle deme canım. Az mı gittim ziyaretine? " dediği an genç kadın yerin altından kaydığını hissetti.

Ve sonra çok geçmeden o zehirli sözcüklerin devamı da geldi. Sanem, sır verir gibi Enfal'e yaklaşmış ve fısıldamıştı.

" E erkek adam sonuçta, ihtiyaçları oluyor. Anlarsın ya? " deyip göz kırptıktan sonra omurgasını dikleştirmişti.

Enfal, kadının sonrasında söylediği hiçbir şeyi duymadı. Kulakları büyük bir basınçla uğulduyor ve başı dönüyordu. Sanem'in bunu kendisine söyleme sebebinin kıskandırmak olduğunun farkındaydı fakat düşünmeden edemiyordu. Doğru muydu? Olabilir miydi böyle bir şey? Harun kendisiyle bir kez dahi görüşmemişken, onunla görüşmüş olabilir miydi? Üstelik mahpusta yatanların özel ihtiyaçları için özel odalar olduğunu duymuştu. Eşleri ya da sevgililerinin gelip kalabildiği... Böyle bir şeye ihtimal vermek istemedi fakat Sanem'in, yanından ayrılarak Sidar'ın yanına rahatça gidişini seyrederken yüreği sıkıştı sanki. Elini göğsüne bastırırken ne yapacağını bilememiş ve dükkanın içine geri dönmüştü. Öyle çok hissi birden konuk ediyordu ki yüreği, dayanamıyordu. Yıllardır taşlaşmış olan kalbine fazlaydı bu kadarı. Kaldıramıyordu.

Sersem adımlarla masasına yaklaştığında elini çantasının içine attı ve telefonuna uzandı. Son aramalara girer girmez ikinci sırada onun ismi vardı. Hemen aradı. Telefon anında açıldığında buz gibi bir sesle konuştu genç kadın.

" Kevser. "

Karşılığında ise huzursuz bir yanıt aldı.

" Görmüşsün. "

Enfal duraksadı birkaç saniyeliğine. Sonra ise merakla sordu.

" Sen nereden biliyorsun? "

Kevser sesli bir iç çekti bunun üzerine.

" Sabah haberi geldi, çıkacakmış diye. Ama ben dönmez sanmıştım mahalleye. "

Genç kadın bir kez daha kaşlarını çattı.

" Bana neden söylemedin? "

" Nasıl diyeceğimi bilemedim. " dedi arkadaşı sesinde dev bir mahcubiyetle.

Uzun bir sessizlik oldu sonra. Enfal yaşadığı şeyin gerçekliğini kabullenmeye çalışırken Kevser hüzünlü ve bir o kadar ilgili çıkan sesiyle konuştu.

" Karşılaştınız mı? "

" Evet. " diye fısıldadı kadın.

" Konuştunuz mu? " diye sordu bu kez arkadaşı.

Enfal iç çekti bunun üzerine.

" Hayır. "

" Konuşacak mısın peki? "

Uzun bir sessizliği daha paylaştı iki arkadaş.

" Enfal? " dedi nihayet Kevser endişeyle.

" Güzelim, geleyim mi yanına? Ya da hadi kapat dükkanı da sen gel bize ha? "

Enfal birden hıçkırdı. Dakikalardır sıkmıştı kendini ve bu an kaçınılmazdı zaten.

" Konuşmak istiyorum ama... " diye girdi söze çatallı çıkan sesiyle.

Sonra sertçe çekti burnunu ve haykırır gibi söyledi içindekileri.

" Ama öyle kızgınım ki ona. "

Kevser sessizce dinledi genç kadını. Biliyordu. Arkadaşının seneler evvel yaşadığı hayal kırıklığını da, amansız öfkeyi de, içine gömdüğü acıyı da... Bilmez olur muydu hiç?

" Neden döndü ki? Öylece, hiçbir şey olmamış gibi... Nasıl dönebildi Kevser? "

" Güzelim... "

Enfal sol elinin tersiyle burnunu silerken devam etti öfkesini kusmaya.

" Beni almadı yanına. Kaç kez gittim kapısına. Almadı. Sanem'i almış Kevser. "

" Ne? Sanem ne alaka? " diye sordu şaşkınlıkla kadın.

Enfal hırsla salladı başını.

" Onu almış. Özel ihtiyaçları varmış. " derken bir kez daha hıçkırmıştı.

Artık konuşamayacak kadar kötüydü ve bu nedenle sustu. Telefon elinden kayıp düşerken iki büklüm vaziyette hıçkırmaya devam etti. Ta ki onun sesini işitene kadar. Volkan ne ara olduğunu anlamadığı bir anda içeriye girmiş ve konuşmaların birçoğunu da duymuştu.

" Senelerdir Sanem ile yatıyorum. Bir kez olsun kıskanmadın beni. Onunla görüşmesi düşüncesi bile seni bu hale getirdi öyle mi? " derken tekinsiz sesindeki ifadesizlik irkitti genç kadını.

Olduğu yerde sıçrayarak kocasına döndüğünde eliyle arkasındaki masadan destek almak zorunda kalmıştı.

" Sadece bir anlığına kıskandın mı beni Enfal? " diye sordu Volkan, kadının üstüne ilerlerken.

Genç kadın ağırca yutkunurken adamın soğukkanlı bir biçimde hesap soruşundan tedirgin olmuştu. Volkan, karısının tam olarak dibinde durduğunda Enfal tuttu nefesini.

" Bir kez olsun o güzel canın benim için acıdı mı? "

Kadın sessiz kaldıkça Volkan'ın öfkesi kendini belli etmeye başlamıştı.

" Seni asla bırakmam. " derken iki eliyle birden kollarını kavradı kadının.

Ne çok sıkı ne de gevşekti.

" Seni sana rağmen bırakmam Enfal. Sen pahasına bırakmam. Duyuyor musun? "

Kadın sessizliğini sürdürürken ağlamasını kesmişti fakat korkusu artarak katlanıyordu.

" Şimdi sen o ölüp bittiğim gözlerini siliyorsun. Ben de gidip o Sanem kaltağından bunun hesabını soruyorum. " dediği an Enfal neye uğradığını şaşırdı.

" N-neyin hesabını? " dedi çatallı çıkan sesiyle.

Volkan, yüzünü kadının yüzüne doğru eğerken nefesini bıraktı sertçe.

" Karımda asla uyanmasını istemediğim hisler uyandırmasının hesabını. "

Enfal dişlerini sıkarken gözlerini sıkıca yumdu bu sözle. Midesini bulandırıyordu içinde bulundukları an. Volkan'ın dikkatli bakışları ve izinsiz dokunuşları kanını çekiyordu sanki. Ve asla çekinmeden kendini sahiplenme ısrarı da tahammülünü zorluyordu.

" Sakın... " dediğinde açtı gözlerini kadın yeniden.

" Sakın Enfal. " diye devam etti adam tehdidine.

" O konu kapandı. Bitti. Sen benim karımsın. " diye sıraladı sözcükleri pervasızca.

Enfal her birinde suratına tokat yemiş gibi hissetti.

" Sakın hayaller kurmaya kalkma. Denetimli serbestlikle bırakılmış. Tek bir şikayetime bakar içeri girmesi. " diyerek bitirdi Volkan sözlerini.

Kadın ise sertçe yutkundu yalnızca. On yıldır Harun mahpusta kendisi ise Çukurcuma'da esaret altındaydı. Şimdi ise koşulları ağırlaşmaktan öteye gitmeyecekti.

Harun parmakları arasında duran rakı kadehini hafif hafif sallarken mavileri kadehin içindeki beyaz sıvıdan bir an olsun ayrılmamıştı. Baktığı rakıydı da gördüğü neydi bilemedi Sidar. Yıllar sonra da tıpkı eskiden yaptıkları gibi Nedim Usta'nın mekanında çilingir sofrasına oturmuşlardı. Fakat bu sefer masaya iki dostun kah dertleşmesi kahsa gülmesi değil; derin, ağır, sağır edici bir sessizlik hükmediyordu. Sidar dakikalar sonra daha fazla dayanamamış ve arkadaşının sıkmaktan kanattığına emin olduğu çenesini açmak için ilk hamleyi yapmıştı.

" Abi sor, sormamak için diretiyorsun sabahtan beri gözünü seveyim sor, sen de rahatla ben de! "

Harun, arkadaşının isyanını işitmesiyle başını kaldırmış ve yıllar içerisinde donuklaşan koyu mavilerini onun kahvelerine dikmişti. Oysa şu an bakmak istediği kahveler başkaydı, keşke bakabilseydi. Sidar, Harun'un bir şey demediğini gördüğünde sesli bir iç çekerek indirdi omuzlarını.

" Çok mahcubum sana. " dedi sonra alçak bir tonla.

Harun'un kaşları çatıldı bu itirafla.

" Sen nereden bilecektin? Baksana, ben bile anlamamışım. "

Bir süre daha sessiz kaldılar sonra. Yıllar evvel, Harun askerden döndüğü akşam sormuştu Sidar'a. Volkan'ın niyetinde bir bozukluk olup olmadığını, Sidar ise kendinden emin biçimde reddetmişti bunu. Yanılmıştı. Fakat asıl şok edici olan Volkan olmamıştı zaten. Bunun üzerine ise konuşmadı ikisi de. Sonra ansızın Harun, parmakları arasındaki kadehi kafasına dikti hızla ve masaya çarptı.

" Harap ettim kendimi. " dedi kırçıllı çıkan sesiyle.

" Hiç sormadın. " dedi yeniden Sidar.

Asla anlayamamıştı bunu. Öğrendikten sonra bir kez olsun soru sormamıştı Harun. Adam alt dudağını dişlerken bakışlarını camdan dışarıya yöneltti. Gözleri başka şeylere bakıyor fakat hep aynı şeyi görüyordu.

" Duyacaklarımdan korktum. " diyerek pes etti sonunda.

Gözleri camdan çevrildi ve masada durdu.

" Şüphe beynimi kemirdi durdu. " derken daha bir öfkeliydi sesi.

Gözleri buluştu yeniden. Hep mi ilgisini çekiyordu o herif? Yoksa kendisinden umudu kesince mi tutunmuştu ona? Neyini sevmişti, neyini istemişti de evlenmişti? Sidar onu rahatlatacak bir şeyler diyebilmeyi çok istese de yapamadı. O da en az Harun kadar şaşkındı evlenmelerine.

" Ama ne diyebilirim ki Sidar? " derken omuz silkti ve rakı şişesine uzandı adam.

Sidar, arkadaşının kendisine tepeleme rakı dolduruşunu seyrederken derin bir nefes çekti içine. Bu gece uzundu, belliydi.

" Ben dedirtmedim mi beklemesin diye? Vaz geçsin diye ben dedirtmedim mi sana? Şimdi gelip de beklememesinin, gidip de onunla evlenmesinin sorgusunu kime çekeyim? Kim olarak? "

Harun kadehinden büyükçe bir yudumu daha midesine gönderirken arkadaşı hüzünle dinledi onu. Evet, tam da böyle olmuştu. O amansız gecenin sonunda haber mahallede hızla yayılmış ve elbette karakola gelen de ilk Enfal olmuştu. Fakat Harun ne o gece ne de sonrasında genç kızla görüşmeyi kabul etmişti. Üstelik Sidar ile de haber yollamıştı. Beklemesin beni, vaz geçsin benden diye. Onca yıl kime derdi bekle diye? Nasıl derdi?

" Yok. " dedi Sidar kendi de rakısından içmeden hemen önce.

" Belki neden beklemedin denmez ama niye Vo... "

" Hop dedik. " diye durdurdu Harun onu.

Kaşlarını derince çatmış, gözleri paslanmış donukluğundan sıyrılarak çakmak çakmak oluvermişti bir anda.

" Benim masamda o itin adını anarsan andım olsun silerim seni. "

Sidar yuttu sözcüklerini. Sonra;

" Eyvallah. " dedi sonra ve uzanıp tokuşturdu kadehlerini.

" Onunla neden evlendiğini de mi sormayacaksın? " diye düzeltti sorusunu.

" Nedeni mi var? " dedi Harun tükürürcesine.

" Vaz geç dedik, geçmiş. Gönlü... başkasını aldıysa içeri... " devam edememiş ve parmakları arasında sıkıca tuttuğu kadehi dikmişti yeniden kafasına.

Sidar sessiz kaldı bunun üzerine. Arkadaşının ilk günkü kadar yandığını görmemek için kör olmak gerekirdi.

" Ama biliyor musun? " derken bıraktı kadehi elinden Harun.

Gözlerini dikti kardeşi bildiği adamınkilere bir kez daha.

" Üç yıl, tam üç yıl haberi gelmedi ya bana. Biriyle görüşüyor diye. Allah var bekliyor sandım ben. Hiç hak etmedim belki. Ama bekliyor sandım. " sol elini sıkıntıyla ensesine atmış ve sertçe ovuşturmuştu.

" Sonra sen... gelip de... " derken nefes alamaz gibi yakasına gitti iki eli birden.

Sidar hemen bir su doldurup uzattı ona. Harun kendisine uzatılan bardağı kavradı ve içmeden öyle durdu.

" O günden beri yaşamıyorum sanki ben. " dedi nihayet.

Arkadaşına bakmadı bu kez fakat gördü Sidar. Gözlerinin kızardığını...

" Sonra da siktir ettim işte her şeyi. " diye bitirdi konuşmasını.

Zaten sonrasında hiç sormamıştı Enfal'i. Onunla ilgili bir şey dahi anlattırmamıştı. Yokmuş gibi davranmıştı. Bir süre karşılıklı demlendiler. Sonra Harun nihayet sordu o soruyu.

" Ufuk? O ne alemde? "

Sidar ne dese, nasıl dese bilemedi. Uzunca bir süredir gizlemişti Harun'dan bunu. Geçiştirmişti hep. Fakat artık öğreneceği kesindi madem kendisinden duysundu. Sıkıntıyla soludu önce ve sonra çıkarttı ağzındaki baklayı.

" Bir süredir, onunla takılıyor. "

Harun'un kaşları çatıldı ciddiyetle.

" Kimle? " diye sordu anlamayarak.

Ufuk, bu olaydan sonra Harun'u ziyarete gitmişti. Fakat Harun ona bir daha gelmemesini, hayatını yoluna koymasını tembih etmişti. Başını belaya sokmayacak, doğru düzgün bir işe girip çalışacaktı. Söz vermişti Ufuk. Sonrasında gerçekten de gitmedi Harun'un yanına. Ama haberini alamadı da Harun. Sidar başlarda birkaç bilgi verdi fakat sonra geçiştirmeye başladı arkadaşını.

" Onla işte. Ne diyeyim şimdi? O herifle. Araba parçası satıyorlar. "

Adamın kaşları hayretle havalandı. Diyecek bir şey bulamadı bir süre. Sonra ise dudaklarını sıkıca bastırarak salladı başını.

" Vay be. " dedi yalnızca.

Demek Volkan, kıymet verdiği herkesi almıştı kendisinden. Merak ediyordu, kaç yıldır gözü vardı yerinde? Yarısı dolu bardağı dikti kafasına bu kez de.

" Abi, " dedi Sidar biraz çekinerek.

On yıl olmuştu ama Sidar'a bile anlatmamıştı olan biteni. Mahkeme salonunda sarf edilenlerden ibaret değildi her şey. Emindi Sidar. Fakat kaç kez sıkıştırmışsa da bir şey dememişti adam. Harun anladı gelecek olan soruyu ve elini kaldırdı hafifçe.

" Dokunma bana. Olan olmuş, biten bitmiş. Ne anlamı var? Ne anlamım var? "

İkisi gecenin ilerleyen saatlerine kadar içtikten sonra zil zurna sarhoş biçimde evlerine dağılmıştı. Harun her zaman kapının dibinde duran saksıdan anahtarı çıkartırken biraz fazla ses çıkartmıştı. Parmakları arasında şıngırdayan anahtarı nihayet kilide takarken gözleri takılıverdi sağ köşede duran terliklere. Annesinin terlikleri. İşte o an daha fazla tutamadı kendini. Başladı sarsıla sarsıla ağlamaya. Kapının önüne diz çökerken iri ellerini yüzüne kapatmış sessiz sessiz ağlıyordu koca adam. Altı yıl olmuştu annesini kaybedeli. Cenazesine bile gidememişti. Nasıl yanmıştı içi... Veda edememişti ona. Kötü bir evlat mıydı? Belki. Ah bir bilse, bir kez anlatabilseydi. Ama anlamıştı annesi. Anlamaz olur muydu ki? Harun sessiz sessiz ağlarken kapının açılmasıyla evin içine devrilmişti. Birden kendisini babasının ayaklarının dibinde buluverdi. Başını kaldırdığında onun gözleriyle buluştu kendi gözleri. Öfkeli, soğuk, mesafeli... Biraz olsun özleme rastlayamadı bakışlarında. İçi daha da burkuluverdi. Adam önce yıllar sonra ilk defa gördüğü oğluna sonra da kucağında duran terliğe baktı. Yüzünü buruşturdu.

" Ne hadle döndün? " dedi buz gibi sesiyle.

" Baba. " diyen Harun'a asla müsaade etmeden uzanıp aldı karısının terliğini eline.

" Kahrından gitti kadıncağız. Utancından sokağa çıkamadı senelerce. Sen ne hadle döndün buraya şimdi? "

Harun avcuna abanarak doğrulmaya çabaladığında geri çekildi babası, kendisine değmesini istemez gibi tiksintiyle.

" Def ol git! Senin gibi oğlum yok benim! Benim, can alan oğlum yok! Yüzümü yere eğdin sen! "

Çevre evlerin antreleri bir bir aydınlanırken Harun dikildi ayağa. Artık ağlamıyordu fakat yüreği parçalanıyordu.

" Baba. " dedi bu kez sıktığı dişlerinin arasından.

" Baba deme bana! " diye kükredi yaşlı adam.

" Hicap duyuyorum yüzüne bakmaktan. Böyle mi yetiştirdim ben seni? "

Harun her biri tokattan farksız sözcükleri babasının nefret dolu sesinden işitirken tüm bedeninin ısındığını hissediyordu.

" Tüm mahalle ne kadar rahatsız dönüşünden. Haberin var mı? İstemiyoruz seni burada. Def ol git. "

Harun derin ve sık nefesler alarak döndü arkasını ve kendilerini ilgiyle izleyen komşularına baktı. Haklıydı babası. Herkes tedirgindi. Rahatsızdı. Sabahtan beri tek bir selamını almamıştı esnaf. Zamanında çocuk olan şimdinin delikanlıları yüzüne bakmamıştı. İstenmiyordu mahallede. Sıktığı yumruğunu kapının eşiğine geçirirken yuttu sözcüklerini. Kendisini dinlemek için bir kez bile gelmeyen babası karşısında daha fazla küçük düşmeyecekti. İnsan ne olursa olsun ilk oğluna gitmez miydi? İşin aslı nedir demez miydi? Dememişti işte. Gelmemişti. Görmemişti. Şimdi de kendisi anlatmayacak, dil dökmeyecekti. Derin bir nefesi ciğerlerine doldurdu ve içeriye girip kapıyı mahalleliye karşı çarparak kapattı.

" Gideceğim. Ama önce eşyalarımı toplamama müsaade et. " dedi tükürürcesine.

Yaşlı adam, oğlunun peşinden giderken Harun sert adımlarını ezbere biçimde odasına yöneltmişti. Oda yıllar önceki gibi duruyordu. Hiçbir şeyine dokunulmamıştı. Bir an kalbi sızladı. Fakat orada fazla oyalanamazdı. Eğilip yatağın altından valizini çıkarttı. Onu yatağın üstünde açtı ve çekmecelerinde duran birkaç özel eşyasını doldurdu içine. En alt çekmecedeki albümü, kutuları ve kırmızı ip bağlı anahtarı aldı. Sonra odadan çıktı ve yan odaya girdi. Babası,

" Höst! " diye bağırdı arkasından.

Harun umursamadı. Açtı gardırobu, annesine ait birkaç parça kıyafet ile yazmayı aldı yanına. bir de daima en üst rafta duran deri kaplama Kur'an-ı Kerim'i. Her akşam okuduktan sonra oraya koyardı anası. Onu da aldı. Babasının okumakmış, dinmiş imanmış işi olmazdı ne de olsa.

" Ne iyi bir evlat ne iyi bir yar olabildin. " cümlesini işitmesiyle ise ayakları olduğu yere çakıldı kaldı.

Parmakları arasında tuttuğu eşyaları sıkarken başını yavaşça solunda dikilen adama çevirmişti. Neden yakmak istiyordu canını bu kadar? Gidiyordu ya işte.

" Ananı mezara gömdün. Babanı ele bakamaz hale koydun. O kızcağız da... "

" Sus. " diye haykırdı Harun sıktığı dişlerinin arasından.

" Allah'ın varsa sus. "

" Ya ne olacaktı? Bir katili mi bekleyecekti koca bir ömür? Çocuğu olsa boyun kadar olurdu be!"

Harun titreyen parmaklarıyla sıkı sıkıya tuttuğu şeyleri düşürmekten korkarak çıktı odadan ve kendi odasına girdi. Babası da peşinden konuşmaya devam ediyordu.

" Uzak duracaksın o kızdan da. Duydun mu beni? Huzursuz etmeyeceksin kimsenin karısını! "

Harun elleri arasındakileri valize bırakmasıyla boğazı yırtılırcasına kükremiş ve yaşlı adamı korkutmuştu.

" BABA! BABA YETER ARTIK! SUS DİYORUM SANA SUS! "

Adam endişeyle gerilerken komşular panikle kapıya vurmaya başlamıştı. Harun hırsla döndü arkasını ve valizin fermuarını kapatıp kapıya doğru ilerledi. Kapıyı açmasıyla karşısında gördüğü kişilere hiç bakmamış ve aralarından sıyrılıp geçmişti. Ciğeri yanıyordu, içi dağlanıyordu. Konu komşunun babası için endişelenmesine ayrı, babasının devasa nefretine ayrı öfkeleniyordu. Hepsinden öte bir şey vardı ki babası belki de bir tek bu konuda haklıydı. Ne annesinin ne de yarinin yüzüne bakacak yüzü yoktu. Bu yüzden gitmedi mezarlığa. Gidemedi.

Merhaba, nasıldı bölüm? En çok kime üzüldünüz?

İlk iki bölüm biraz olan biteni anlatabilmek için yoğun ve acıklı olmuş oldu ama sonraki bölümler daha akıcı bir hale gelecek.

Beğendiysek yıldıza basmayı unutmayalım lütfen.

Instagram: @ailkesandikli

Bölüm sonu

1 yorum

  • Mükemmel çok güzel bir bölümdü ama çok üzücü olmuş

    1Yanıt