SELAMMMMLARRRRR A DOSTLARRR
İYİ OKUMALARRR ✨
~
1 Yıl Sonra
“Markete gidiyorum, bir şey istiyor musun?” salona doğru bağırdım.
“Aa, evet. Tel kadayıf alır mısın? Kızarmış olanından.” Sesi gittikçe yaklaşıyordu.
“Yeni bir tatlı tarifi keşfettim. Yediğinde bayılacaksın.” Yanıma varmıştı. “Tamamdır. Başka bir şey var mı?”
“Bir de kahvaltılık çikolata istiyorum.”
“Peki.”
Arabayı alışverişimi yapacağım markete sürdüm. Geldiğim bu büyük markette, ürünler hem diğer maketlere nazaran daha uygun ve daha kaliteliydi. O yüzden burayı seviyordum.
Arabayı park edip, yandan askılı çantamı boynumdan geçirdim. “Özen Gross’a” girdim. Almam gerekenleri listelediğim için çok şanslıydım.
“Bir göz gezdirelim. Bakalım neler alınacak…”
“Süt, Kahvaltılık, Dondurma, Deterjan, Şampuan, Çikolata, Un, Oda ve Araba kokusu için parfüm, Meyve & Sebze, Makarna, Bezelye, Yoğurt, ton balığı, tavuk… Bir de tel kadayıf. O zaman alışverişe başlayalım.”
İlk önce market arabasına buradan alacaklarımı listede göz gezdirip ekledim. Ton balığı, dondurma, deterjan, şampuan, oda kokusu, tavuk, yoğurt, makarna, bezelye un ve tel kadayıf.
Marketteki işim bitmişti. Aldıklarımı ödeyip arabaya yerleştirdim. Ve sürücü koltuğuna geçip arabayı sıradaki durağımız Pazar ve “Peynirci Baba’ya” sürdüm.
Peynirci Baba’ya gelmiştim. Kahvaltı için aklıma gelen her şeyi almaya çalışmıştım. Süzme peynir, tereyağı, çilek reçeli, kahvaltılık çikolata, kaymak, pekmez, labne, süt ve yeşil zeytin. İşim bittiğinde son durak olarak pazara gelmiştim.
Hafta içi olmasına rağmen diğer günlere hitaben kalabalıktı. Balık tezgâhına yaklaştım.
“Suat abi, kolay gelsin.” Neşeli sesimle şakıdım.
Suat abi benim her zaman daraldığımda karşıma çıkan biriydi. Evdeki kargaşadan sıkıldığım zaman, Suat abiyle Part Time olarak balık tutardım. Hem de Menekşe yenge işe gittiği zaman minik Ceren’e bakardım. Hem evden kaçardım hem de harçlığımı çıkartırdım. Baba’mın çocukluk arkadaşıydı. En güzel şanslarımdan biri ise Suat abinin oğlu öğretmendi. Derslerime çok yardımcı oluyordu.
“Oo hilal kızım hoş geldin. Özlettin kendini. Hiç görünmüyorsun artık. Balık tutmaya da gelmiyorsun”
“Okul, iş derken öyle oldu abi. Vallahi bende seni çok özledim. En yakın zaman da geleceğim. Benim fındık ne yapıyor? Çok özledim miniği.”
“Senin minik ortaokula başladı. Şimdi ödev yapıyordur.”
“Ne kadar büyümüş. En yakın zamanda onu görmeye geleceğim.”
“Başımızın üstünde yerin var. İstediğin zaman gelebilirsin. Kapımız, sana her zaman açık.”
“Sağ ol abi, ben iki tane levrek alacaktım.”
“Hay hay”
“Sen hazırlarken bende almam gerekenleri halletsem?”
“Olur ağabeyim. Keyfine bak.”
Suat Ağabey’inin yanından ayrılıp patates ve soğan almak için amcamın yanına geçtim.
“Amca!”
“Kuzum, ne işin var senin burada?”
“Ne mi işim var? Ayıp ama. Teessüf ederim. Benim mükemmel patates ve soğan satan bir amcam varken ben marketten alışveriş yapmayayım dedim.”
“İyi demişsin. Zaten alışverişin adresi benim. Mavişim ne yapıyor?”
“Evde ders çalışıyor.”
“Ya kızım gel sarıl! Yabancı gibi durma uzaktan!”
“Tamam” tezgâhın etrafından dolandım ve amcama sarıldım. “Yalaka seni” sarılırken söylemişti. “Yalaka olan diğeri…” diyerek güldüm. Amcam da bende biliyorduk ki, kardeşim kadar sululuk yapan, ailede hiç kimse yoktu.
“Eşek sıpası”
“Sıpa mıyım? Eşek miyim?”
“Sıpa.”
Sesini alçaltarak “Eşek olan baban. Gençliğinde az çekmedim ondan.”
Gülmeye başladım. Sonra hatırladığım durumla birlikte gülüşlerimin içinde boğuldum. İşin tuhafı baharın ortasında üşüdüm. Gözlerim doldu. Amcamın da gözleri dolmuştu. Amcamdan çekildim.
“Neyse. Ben bir kilo patates ile bir kilo soğan alayım.”
“Hemen vereyim”
Amcama elveda edip, serdar abiden havuç, Necati abiden yeşilbiber ile domates, Necati abinin eşi Nazmiye abladan yeşil erik, çilek, Yeşim abladan marul, maydanoz ve son olarak Kiraz abladan kiraz aldım. Kiraz ablanın ismi gerçekten de çok tuhaftı. Doğduğunda yanakları pembe tonlarıymış. Annesi, hamileliğinde sürekli kiraz aşeriyormuş.
Halen deli gibi kiraz seviyordu. Ve bunu satışa bile yansıtmıştı. Meyve ve sebze sona ermişti. Pazarın sonlarına doğru ilerledim.
Günçiçek abla. En sevdiğim yaşlılardan birisiydi. Pembe tombul yanaklarını bazen ısırasım geliyordu. Kalbinin güzelliği gibi leziz yufkalar açıyordu. Şahsen Hazal ile birlikte kendisinin nasihatleriyle büyümüştük.
“Günçiçek abla! Ne örüyon kız?” (Şiveli konuşuyorlar)
Kollarını beline dayamış cevap veriyordu. “İyiyim gari, sen ne örüyon?” güldüm. Bu kadınla konuşunca insanın hiç derdi kalmıyordu.
“Bende iyiyim gari.”
“Yufka mı alacaksın?”
“He, yufka alacaktım.”
“Kaç tene.”
“30 tene.”
“Abo. 30 tene yufkayı ne etçen?” Bu kadının şiveleri ve tatlılığı beni öldürtecek ya! “Okula gidiyorum ya ben. Oraya götüreceğim.
“He” diye cevap vermişti. Bende cevaben “He ya” dedim. “Paketliyorum o zaman ben. Mavişim ne ediyor? Sende dedikodu da yoktur şimdi. Bir dahakinde onu gönder.”
“Olur.” Günçiçek ablaya elveda ettim. Suat abiden balıklarımı alıp evin yolunu tuttum. Üst sokakta yolumun üstünde iki adam bir kadını sıkıştırmaya çalışıyordu. Kim olduklarını anlamaya çalışıyordum. Ama nafile…
Kadının durduğu yer fazla karanlıktı. Tanıdık biriydi ama çıkaramamıştım. Arabayı durdurdum. Kızın üzerindeki sweat benimkiyle aynıydı. Kızın sarı saçları vardı- yoksa? “Lan!”
MAVİŞİM
Sakin ol! Sakin ol! Sakin ol!
Araban indim. Sakin tutmaya çalıştığım ses gürlemişti. “Pis ellerinle ona dokursan… Yemin olsun ki öldürücü derecede döverim.”
“Bak Hamdi. İki-ye iki olduk. Bun-u sen al.” Yanındaki pis pis güldü.
“Tamam abi.”
“Bize bi-r bok yapa-maz-sın. Gücün yet-mez güz-el-im.” İkisi de alkollüydü. Demek bunları dövmek daha kolay olacaktı.
İsmini öğrendiğim lavuk, karşımda durdu. “Hem zarar vermeyeceğiz size. Sadece biraz eğleneceğiz. Güzellik.”
Biraz oyunun kimseye zararı yoktur. “Peki-,” hazala baktığımda titriyordu. Sizi ellerimle boğmaz mıyım lan ben!
“O halde siz eğlenceye karar verin. Biz buradayız. Tamam, mı?”
Mallar tuzağa düşmüştü. Onlar kendi aralarında konuşurken Hazal’a “arabaya atla, eve sür. Arkana bakmadan git”
“Hayır, seni yalnız bırakmam.”
“Hem seni koruyup hem de bu iki malı dövemem.” Cebimden anahtarı çıkarıp, verdim. “Sensiz gitmem.”
“Hazal gideceksin. Arkana bakmadan koş. Hadi! Hadi! 30 bilemedin 40 dakika sonra evde olacağım.”
“Söz mü?”
“Söz… Söz veriyorum… Geleceğim. Ay parçası sözü.”
13 Yıl Önce
…
( Hilal yedi, Hazal dört yaşında )
Hazal ağlıyordu. Dizleri de kanıyordu. “Ablam ne oldu?”
“Annemin topuklu ayakkabılarını giydim. Düştüm. Ama anneme söyleme. Lüften. Lüften. Lüften.” Ağladığı için kesik kesik konuşuyordu.
“Söylemem… Ay parçası sözü.”
“O ne demek?”
“Hilal ismin anlamı oluyor. Aynı zaman da ablalar kardeşlerine söz verdiklerinde böyle derler.”
“Gerçekten mi? seni çok seviyorum.”
“Bende mavişim. Bende…”
…
Aklımda belirlenen küçük hatırayla gözlerim dolmuştu. İkimizin gözlerinde de aynı hatıra vardı. Hazal arkasına bakmadan koşmaya başladı.
“Kız kaçıyor abi!”
Hazal’ın arkasından gitmeye çalışan çocuğun kapüşonu tuttum geri çektim. Hazal arabaya binmişti bile.
“Aslanım nereye gidiyorsun? Ben buradayım. Hem ben sizinle eğlenmek istiyorum. Boş verin onu.”
“Ama. Ama- işaret parmağımla susturdum. Saçımla oynayarak, “Şhh. Sen şimdi yaşayacaklarımızı düşün.
“Bence de Hamdi elimizdekinin kıymetini bilelim.”
“Doğru diyorsun abi.”
“Ama ben sizin tam olarak isminizi bilmiyorum. Size nasıl sesleneceğim?” isminizi söyleyin de sizi rahat bir şekilde polise şikâyet edeyim, yarım akıllılar!
“Hamdi ve Ozan.”
Üzerimdeki hırkayı çıkarıp ağacın kenarına attım. “Peki. Eğlencemize nasıl başlamak istersiniz?” Ozan olan alkol şişesini uzattı. “Al sende iç” kokusu iğrenç! Midem bulanıyordu.
“Olmaz ben sizi kafan yerindeyken hatırlamak isterim. Diyerek şişeyi uzaklaştırdım.”
“Çok mantıklı! Ben biraz daha sarhoş olacağım. Dedi ve kafasına dikti şişeyi. “O zaman ben başlıyorum.”
“Başlayalım. Durduğumuz kabahat!” İlk adımı Hamdi atmıştı.
Bir adım ayağımı hafif geri ittim. Ve yumruğumu yüzüne savurdum. Alkollü oldukları için karşılık veremeyeceklerdi. Bu yüzden şans benden yanaydı.
Ozan saldıracağı vakit kolunu tutup geriye katlayıp sıktım. Yerde uzanan Hamdi’nin elini ayağımla ezerken, “Sen benim kardeşime bu elinle mi dokunacaktın?!”
“Ya sen piç kurusu?!” Tırnaklarımı Ozan’ın gözüne soktum. “Bu pis gözlerinle mi baktın kardeşime?” Hamdi beni Ozandan savurdu. Göğsüne yaslı sırtımı kurtarmak için Hamdi’nin karın bölgesine kol dirseğimle, boşluğuna vurmuştum. Geri sendeleyerek yere yapıştı. Ayakta durmaları bile büyük başarı.
Hamdi alkol şişesini yere attı. Ve bana doğru koşmaya başladı. Bana tam değeceği vakit sağ tarafa adım attım. Geri zekâlı ağaca tosladı.
Ben Hamdi’ye eğilip yumruklarken Ozan beni belimden tutup Hamdi’den uzaklaştırdı. Çöp yığını gibi beni yere atmıştı. Üzerime doğru eğilmişti. O kadar yanlış bir pozisyondaydım ki. Ozan denilen herif üstümde ben altında kalmıştım. Aklımda çok güzel fikir belirlendi. Ozan beni öpmeye meylettiğinde tişörtünü avuçlarımın içine hapsettim. Bacaklarımı beline dolayıp sol tarafa yuvarlandım. Bu sefer ben üst taraftaydım. Kontrolsüzce yumrukluyordum.
“Bana bak soktuğumun salağı! Sen bugün elimde öleceksin! Duydun mu beni? Embesil!” Üzerinden kalkıp karın bölgesini tekmeledim.
“Ben onun gözünün yaşına kıyamazken sen pis ellerini sürecektin ona? Ha! PİÇ!” Son olarak mühim bölgeyi ezdim.
Şimdi sıra Hamdi’ydi. Ayağa kalktım. Arkamı döndüğüm de biri beni omuzlamıştı. Daha ne olduğunu farkında olmadan Hamdi’nin omuzlarından kollarım sarkık haldeydim. Kolumu boğazına sardım. Giyotin tutuşu ile bu işe son verecektim.
“Öldüreceğim lan seni!”
“Hiçbir şey yapamazsın bana.”
“Sen öyle san ahmak herif!” Bacaklarımı beline sardım ve bütün gücümü koluma verdim. Bir kaç saniye içinde bayılmıştı.
“Kick boksçuyum lan ben. Aptallar.”
Telefonumla polisi aradım. Adresi verdim. Ağacın kenarına savurduğum gri hırkamı elime aldım.
Polis gelene kadar yere oturdum ve beklemeye başladım. Ben pek hırpalanmadım ama bunları iyi halletmiştim. “Şimdi senin işini bitireceğim.” Ben sesin nerden geldiğini anlamazken sese döndüğümde sesin asıl sahibi olan ozan, yerden kalkmış elindeki bıçağı bana savuruyordu. Kendimi korumak için ani hareketle yerden kalktığımda elinde tuttuğu bıçak belimi hedef almıştı. Her yerim de kan olmuştu. Belimi tuttum. Elim kırmızı sıvıyla bütünleşmişti. Ağzımdan tek çıkan “kahretsin” nidası ile inlemek olmuştu.
Son gücümle ayağımla tekme attım. Ozan’ının kenara attığı şişeyi elime aldım. Kırmadığı için şanslıydım. Şişeyi kafasına geçiverdim. Ölmemişti. Sadece bayılmıştı. Polisler gelene kadar işimi görecek düzeyinde bir bayılmaydı… Birkaç dakikanın ardından gelmişlerdi.
Emniyete gelmiştik. “Şikâyetçiyim ikisinden de. Rahatsız ettiler ve bıçaklandım.”
“Sizden daha çok arkadaşlar hırpalanmış gibi ama neyse. Gerekli işlemleri yapalım sonra gidebilirsiniz.”
Ne yapsaydım? Beni taciz etmelerine göz mü yumsaydım, komiserim. Ama neyse. Siz benim işlemlerimi yapın, ben gideyim.” Polis beyin sinir dolu gözlerini aldırmadan gayet sakin duruyordum.
Bu ülkenin adalet sistemi benim suçum değildi. İçeriye attıklarını dışarıya salmasalardı, bunca insan katliam edilmezdi.
Maalesef ülkemde bir çikolata, insan katliamından daha çok gündem olmuştu.
Eve gelmiştim gelmesine, yaramın olduğunu belli etmemem gerekiyordu. Pansuman yapılmıştı üzerime gri hırkayı geçirmiştim. Yarayı kamufle etmesi işime gelmişti. Sakin olmalı ve her zaman ki gibi davranmalıyım.
Çünkü biliyordum bugünü. Günün sonunda yine maskemi takacak ve etrafa gülücükler satacaktım. Günün sonu her zaman aynı bittiği için ezberlemiştim.
Anahtarı deliğine sokup çevirdim. Kapıyı açtığım gibi Hazal boynuma sarılmıştı. Bir elimi beline bir elim saçlarında dolaştı. “Geldim, bak. Söz verdiğim gibi…”
“Tam 35 dakika da geldin.”
“Tutturmuşum demek ki”
“İyi misin? O adamlar sana bir şey yaptılar mı?”
“İyiyim.” Değilim… Çok yorgunum Hazal. Sana bir şey olacak diye ödüm koptu.
“Sence ablana kim zarar verebilir?”
“Yani… Üstünde kan lekeleri var. Zarar görmedin değil mi?”
Belimde ki yaraya bakmasından endişelenip bahaneler sundum. “Kavgaları seviyorum, biliyorsun. Benim için zevkti. Biraz dinlensem iyi olacak.” Hazal’dan ayrılıp odama yöneldim. “Bugün beraber uyalım mı?”
Hazal’la birlikte uymak isterdim. Ama şu vaziyette olmazdı. Hazal’ın meraklı biri olduğunu biliyordum. Ve kesin yarama bakardı. Ret edersem de anlardı. Ne yapacağım ben?
Aklımdaki dönüp duran diyalogları susturmanın tek yolu buydu. “Olur, bir tanem. Ondan önce ben bir duş alayım sonra seni çağırayım.”
“Tamam.” Duşu bahane etmiştim. Yaramı temizleyip içime zıbınlı atlet giymiştim. Ki, üstüm açılsa bile yaram gözükmeyecekti. Tişörtümü ve pijama altını geçirdim, bacaklarımdan. Hareket ettikçe yaram ağrıyordu.
“Girebilir miyim?”
“Evet, gel.”
Battaniyenin altına girmiştim. Sıra da şimdi acımı belli etmemek vardı… Alışkın olduğum bir durum. Her zaman yaptığım işi yapacaktım…
İşte o an belime sarılmıştı. Acıyordu. Ve ben gülümsedim. Acımı elimden çıkarır gibi tırnaklarımı avcumun içine bastırdım.
“İyi geceler mavişim”
“İyi geceler ay parçası” kardeşim ne kadar büyüse de benim gözümde halen 4-5 yaşlarında küçük bir kızdı.
Bazen abla olmak demek; kardeşin üzülmesin, anlamasın diye gülümsemek demekti. Acını belli etmemek için tırnaklarını avcuna hücum etmek demekti…
Mesela biz insanoğlu; Dünyada neyi paylaşamıyoruz? Anlamıyorum.
Aklım almıyor cidden! Neden insanlar birbirlerine bunları yapıyorlar? Neden dünya kadınlara, genç kızlara, kız çocuklarına ve bebeklere düşman? Ben kendimi, kız kardeşlerimi, nasıl koruyacağım? Bugün kardeşimi koruyabildim. Belki şanslıydım.
Adalet kavramı gerçekten bir takım elbiseye mi bakıyor?
Ben kardeşimi nasıl koruyacaktım? Üzerimde gezdirdiğim bir endişe ile mi?
Ülkece herkesin akıl doktoruna gitmesi gerekiyordu… Artık yolda yürürken bile tehlikedeyiz. Kime güveneceğiz? Abi dediğimiz insanlar bile… Düşünmek istemiyorum. Kendi kızlarına bunu yaşatanlar kimlere neler yaşatır… Akan gözyaşlarımı sildim. Dünya bu kadar kirli olamaz. Benim tanıdığım dünya, bu olamaz. OLMAMALI! Dünyada bu kadar zehirli insan olamaz!
Bugün hayvan öldüren yarın insan öldürüyor. Bakalım ben ne zaman ölecektim. Korkuyorum. Çok korkuyorum. Ölmekten değil, kardeşimin başına bir şey gelmesinden korkuyorum. Kardeşime bir şey olursa ben yaşayamam.
Bir kadın olarak yaşamayı seviyorum. Ve yaşamak istiyorum. Bugün ya ben geç kalsaydım? Ya onu kurtaramasaydım? “Allah’ım beni kardeşimsiz, onu bensiz bırakma…” Uykuya dalmadan önce defalarca dilimde zikrettiğim son cümlem olmuştu.
&
✨ ! BÖLÜM SONU DEĞERLENDİRME KÖŞESİ ! ✨
BUYURUNUZ EFENİMMMM