KÜÇÜK TEMASLAR SİZİ BEKLİYOR...
İYİ OKUMALARRR ✨
~
Derslerimiz biter bitmez kendimizi fakültenin dışındaki bir parka atmıştık. Kızlarla sinemaya gitme taraftarındaydık. Banu çok gruba dâhil olmayan biriydi. Yusuf ise hiç yoktu. Çocuk hayalet gibi geziyordu etrafta. Bu benim için daha iyiydi aslında. Kızlar romantizm izlemekte kararlılardı. Herkes farklı ağızdan konuştuğu için başım ağrımaya başlamıştı. Elimle başıma hafif hafif masaj yaparken Güliz’in, güzelim gür sesi, herkesi bastırarak bütün bakışlar ona döndü.
“Arkadaşlar sakin olun biraz. İlk öncelikle, anladığım kadarıyla kızlar romantik film izlemek istiyor.” Furkan söze atlayıp, “hilalin size katılacağını düşünmüyorum,” bunları yere bakarak söylemişti. “Niyeymiş?” bakışları bana döndüğünde kendimi açıklamak istedim, “lafladığımız sırada romantik film sevmediğini söylemişti. Yanlış hatırlamıyorsam.” Furkan benden önce atlamıştı.
Furkan’ın bunu hatırladığına şaşırmıştım aslında. Bu konuşmanın üzerinden neredeyse bir ay geçmişti. Furkan’ı onaylamak için başımı salladım. “Şuan çok fazla hayal kırıklığına uğradım.” Güliz’in yüzü düşmüştü.
Bir anda heyecanlı bir şekilde konuşmaya başladı. “Neyse ki buse ve yağmur var” bu kız, nasıl yapıyorsa hep yüzümü güldürüyordu. “Şöyle yapalım, benim yerimi doldurması için kardeşim Hazal sizinle gelsin.”
“Olur. O halde yağmur, buse, ben ve bulut romantizm izlemeye gidiyoruz. O zama-” Güliz’in sesi kesen bulut olmuştu. “Aslında ben pek romantik film insanı değ-” derken, bulutun da sözünü yarıda kesen Yağmur’un bakışları olmuştu.
Yağmur, kaşlarını çatmış bir şekilde Bulut’a bakmaktaydı.
“Tekrar düşündüm de, aksiyon filmi de, film midir be?!” sözleri nedeniyle gülesim gelmişti. Gülümsememi saklamak için yana çevirdiğim sırada Furkan’ında gülmesi görüş alanıma girdi. Birkaç saniyelik birbirimize bakıp gizli saklı gülümsedikten sonra gözlerini ilk kaçıran Furkan olmuştu. Kendimi toparlayıp bizimkilere taraf döndüm.
Güliz sözlerine devam ediyordu.
“Doğukan, Suna ve Yusuf bize katılmıyor çünkü Suna’nın işi var. Yusuf desen, ortalıklarda hiç yok. Bu ikilinin de başka planları var. Abim ve Hilal de aksiyon filmine gidecekler. Okey, hadi o zaman herkes evlere dağılsın. Akşam 6’da buluşuyoruz!”
Güliz, neşeyle şakıdı. Ayağa kalıp herkesi harekete geçirdi.
Her zaman olduğu gibi giyinmeye özen göstermiştim. T-shirt, eşofman ve hava serinler diye yanıma hırka almıştım. Pantolonda giyebilirdim aslında, çok fazla hazırlanmak istemedim şahsen. Saçlarımı klasik atkuyruğu yapmıştım. Perçemlerimi kıvırmıştım. Hazal’ın odasına girer girmez burnumu tıkadım.
“Hazal bu koku ne Allah aşkına? Ayrıca düğüne gitmiyoruz.” Dizlerinin bir tık üstünde biten çiçek motifli elbise giymişti. “Üşüyeceksin, üstüne bir hırka – ceket al. Ayrıca bununla rahat edebilecek misin?” Aynadaki bakışlarını bana taraf çevirdi. “Bak canım, şimdiden anlaşalım. Benden üç yaş büyüksün diye ablalık taslama.” Klasik Hazal ve hâlleri…
“Merak etme o kadar kafayı da üşütmedim. Ceketimi alacağım. Buseyi de alıp gidelim artık, haydi.” Ayakkabılarımızı giyerken babam, hazala ve bana para uzatmıştı. “İstemiyorum, benim var” deyip tepkimi göstermiştim. Karşı tarafı hiç beklemeden kapının önüne adımladım.
Ne kadar iyi davranmaya çalışsalar da bir türlü yaşanılan durumları unutamıyordum. Kapının önünde beklerken Hazal gelmişti. “Çok sert davranıyorsun,” dediğinde, gözlerimi kaçırmıştım.
Ne hikmetse kimsenin, bana yapılan bu tepkiyi anlamıyordum. Hazala tepki olarak omuzlarımı kaldırıp, indirdim. Buseyi bekletmemek adına, bedenimi tamamen dışarı attım. Buse’lerin zile bastığım sırada Hazal’ın bana uzattığı araba anahtarını fark ettiğimde gözlerimi devirmemek için çaba sarf etmedim doğrusu.
“Rahat gidip, gelelim diye verdi, babam.” Bakışlarımı kaçırdım. “Ne kadar da düşünceli bir babamız var, öyle değil mi?” bu sefer göz deviren ben değil, Hazal olmuştu.
“Allah aşkına ne istiyorsun, hilal! Annem ve babam barıştı ne güzel işte.” Tepki vermedim doğrusu. Çünkü bende Hazal da biliyorduk. Bizim anne ve babamız bir araya geldiğinde ya kavga ederlerdi ya da bir taraf boşanmak istediği için kavga ederdi. Bu döngü her zaman bu şekil ilerlerdi.
Annem bize az da olsa yakınlık gösterirken babam her zaman soğuk ve mesafeli taraf olmuştur. Babamın bana sarıldığında hep tuhaf hissetmiştim. Hazal’ın üzmemek için sustum. Her zaman ki gibi…
Hazal’ında bildiği şeyleri söylemeye gerek yoktu. En nihayetinde Hazal her zaman anne ve babama ılımlı yaklaşan taraf olmuştu. Ama ben öyle değildim, ne yazık ki…
Hazal her zaman alttan alan taraftı. Ben ise, tepki gösteren. Farklıydım. Hem de bu aileye çok farklıydım.
Ne yapayım yani? Öylece durup ailemin dağılmaması için çok uğraşmışken, ne yapabilirdim? Hiçbir şey. Koca bir hiç. İnanın, küçükken annemi ve babamı mutlu etme için her şeyi öne sürmüştüm. Psikolog desteği alsınlar diye yalvardığımı bile hatırlıyorum. Ama nafile…
Her şey çok güzel giderken yine ailem dağıldı. Sadece onlar değil bende dağılmıştım. Hayat, ailesi dağılan çocuklara hiçbir zaman acımazdı. Belki Hazal bunu görmüyordu ya da görmek istemiyordu. Ama ben artık alışmıştım. Aramızda 3 yaş vardı lakin Hazal daha çok şanslıydı. Çünkü hep benim yanımda tartışıyorlardı. Ya da şöyle anlatayım Hazal hiç büyük kavgalarına şahit olmamıştı. Bende artık elimi kolumu çekmiştim mecburen. Annem ayrılmak istemeyen taraf olmuştu. Babam, oyuncu olan taraf oluyordu. Bir türlü anlaşamıyorlardı.
Kendimi yeni yeni topladım ve atık ne babamla inatlaşıyordum ne de ilişkilerinin, bu evliliğe devam etmeleri için onları teşvikte bulunuyordum. Elimi tutup, kendisine çekerek avcumun içine araba anahtarı ve babamın bana verdiği parayı koydu. Metal demir, elime değdiğinde ilk soğukluk hissetmiştim. Daha sonra alışmıştım. “Az önce almadığın için” diyerek açıklamıştı, Hazal kendini. Buse geldiğinde şakıyarak arabaya yönelmiştik. Sürücü koltuğunda ruhsuz bir şekilde ikisiyle de ilgilenmeden varacağımız sinema salonuna kadar sürdüm. Bir ara Buse’nin ‘ne oldu buna’ der gibi kaş, göz yaptığını görsem de umursamadım. Ne de olsa onun da bildiği hikâyeleri anlatmaya gerek yoktu. Olan biteni her türlü Hazal’dan öğrenirdi.
Sinemaya varmıştık. Üzerimdeki ruhsuzluğu atıp, kurtulmaya ve ortama ayak uydurmaya çalıştım. Lakin herkes filmini seçerken biz, Furkan’la karar verememiştik.
“Ben Harry Potter severim. Sende seversen izleyebiliriz, aslında” bakışları beni bulmuştu. Lakin hayatımda hiç izlememiştim. Aksiyon film listem o kadar uzundu ki, hiç bir zaman Harry Potter izlemeye vakit b-ulamıyordum. Maalesef ki aksiyon filmlerin fragmanlarını izlediğimizde içimize sinmemişti. Bizde bu taraflara düşmüştük. Ikına sıkıla “ben hiç izlemedim,” demiş bulundum. Gözleri, hayretle açıldı.
“Şaka yapıyorsun?” başımı ‘hayır’ anlamında iki yana salladım. “Listelerin neredeyse hep birinci sırasında nasıl hiç izlemedin? Senin yaptığın, filme hakaret ya!” tatlı sitemle bana kızmıştı.
Gülerek, “sorun da bu zaten. Popüler kitaplar, filmler ilgimi çekmiyor. Biraz sakin zamanda izlemek istiyorum. Ama Harry Potter Filmi’nin, dinginleşeceği yok!” demiştim, hayali bir sinirle.
“Yıllarca 1. Sıralarda olacağı kesin.” Başımı Furkan’ın dedikleri üzerine aşağı yukarı sallamış bulundum. “Şey izlesek olur mu?”
“Ney?”
“Şey… Ama gülmek yok!” böyle deyince Furkan ister istemez gülmüştü. Sahte bir sinirle, “ya Furkan! lütfen.” Anında ciddileşip, “tamam şuan çok ciddiyim. Söyle bakalım?”
“Bizimkilerle birlikte romantizm mi izlesek? Hem ayrı takılmamış oluruz.” neşeyle şakıdığımda, Furkan’ın tepkisini ölçtüğümde gülmemiş aksine ciddiyetle yüzüme bakıyordu. “Olabilir, aslında” şahsen böyle bir tepki beklemediğim için şaşırmıştım. “Gerçekten mi?”
“Evet. Başka seçeneğimiz de yok gibi zaten.” sözünü kesip en konuşmaya başladım. “Katlanacağız artık bir kerelik.” Güliz yanımıza gelip, “ne varmış kız, romantizm filmlerinde?” Bu kızın yanaklarını mıcırasım geliyordu. “Şöyle ki gülizciğim, iki kişi klasik çarpışma veya aynı taksiye binmeye ile tanışıyorlar daha sonra hep aynı yerde karşılaşma ile devam ediyor. Tabi bunun yanında sürekli gereksiz tartışmaları da oluyor. Onlar neden oluyor hâlen anlamış değilim doğrusu. Sonra şap! Ne oluyor?” diyerek, yükselerek Güliz’e sordum. “Ay, ne oluyor? En heyecanlı yerde?” Güliz’in tepkilerine gülmeden edemedim. Devam ederek Güliz’in merakını sonlandırdım. “Âşık oluyorlar sonrası da mutlu son. Al işte izleyeceğimiz filmi sana özetledim. Yani demem o ki, hep bilindik sahneler. Sıktı be Güliz.” Yanağından makas aldım. Omuzlarını kaldırıp, indirdi. “Aman sıkıcıyım demiyorsunuz da. Hıh, ben gideyim de güzelim filmi izleyeyim. Sizde sıkıcı sıkıcı takılın. Sıkıcılar sizi.”
Başımı yana sallayıp, gülümsedim. Arkamı Furkan’a çevirdiğimde bizim bu halimize gülümseyerek bakıyordu. Hemen kendini toplayıp, biletimizi aldık. Film, saat 19.15’ da başlıyordu. Zamanın gelmesini için kendimize kahve alıp, okulun içindeki dedikoduları konuşuyorduk. Bir anda konunun oku bana yöneldi. “Ya siz bunun bu kadar sakin olduğuna bakmayın.” Hazal’ın eli beni gösterip sözüne devam etti. “Bu manyak var ya, uzun bir süre kick boks’ la uğraştı. Sonra da kolunu kırdı. Üstüne, eli alçılı bir şekilde kick boksa devam etmeye çalışmak iste-” sözünü kesmezsem eğer bu benim bütün kirlilerimi ortaya sererdi.
“Ya Hazal! Yalan atma bari”
“Atıyor muyum?”
“Evet,” diye çıkıştım.
“Buse, ablam kolunu kırmadı mı?”
“Evet. Hatta bu yarım akıllı kavga ederken kırdı kolunu.” Buse bu anı bekliyormuş gibi hemen Hazal’ı destekledi. Rezil oldum. İyi mi?
Gözlerimi kaçırıp daha fazla dinlemek istemediğimi dile getirdim.
“Doğru mu kız bunlar?”
“Doğru ama yalan yanlış anlatıyorlar.” Yağmur’un sorusuna cevap verdim.
“Doğrusu nasıl?”
“Yani evet kolumu kırdım. Orası doğru. Ama olay kick boks yaparken değil, arkadaşlarımı kavga sırasında ayırmak isterken bir kızın aileme iftira atmasıyla birlikte kendimi bir anda kavga ederken buldum. Sonra karşı taraftan bir hayvan herif nasıl vurduysa gözlerimi açtığımda hastanedeydim.” Üstüne hastane de babamdan şamarı yiyordum. ‘Bunu bilmeseniz de olur.’
Anlattıklarımı sona doğru kafamı eğmiş ayaklarıma odaklanıyordum.
“Kötü olmuş, tekrar geçmiş olsun.” Furkan’a cevap olarak kısılmış sesimle “sağ ol” demiş bulundum.
“O değil de ben senden şuan korkmaya başladım. İçinden ne çıktı, öyle senin.”
“Bulut inan bana, kavga sırasında karşımda olmak istemezdin.”
“Yok, ne olacağım. Manyak mıyım? Canımı yolda mı buldum ben?” Film saati geldiği sırada herkes koltuklarına dağılmışken bende aklımdaki düşüncelerden arındım. Benim koltuk numaram G-24, Furkan’ın ki G-25’di. En son biz alınca biletleri, yan yana almıştık. Zaten diğerleri de arkamızda ve önümüzdeydi. Zaten pek insan yoktu. bu nedenle yan yana oturabilirdik. Girmeden önce orta boy mısır almıştık. Ben çok fazla sevmediğim için kahveyle idare edebileceğimi söylemiştim. Furkan da ‘istersen, çekinmeden alabilirsin’ demişti. Teşekkürleri yollayıp, reddettim. Koltuklara oturduğumuz da film başlayana kadar telefonla oynamaya karar kıldım. Film çok güzel ilerliyordu, ta ki benim o hareketime kadar. Of hâlen utanıyorum. Bir anlık gafletle, sağdaki kahvemin yokluğunu unutup, soldaki –Yani Furkan’ın Kahvesine Gitti, Ellerim– Teorik olarak fark etmeden Furkan’ın elini tutmuş bulundum. Kulaklarıma varana kadar kızardığı hissedebiliyordum.
Elini tutmamla Furkan'ın bakışları beni buldu. Yeşil gözleri, koca ekran sayesinde anbean belli olurken çok garip hissettim. Bana ve elimizin arasında mekik doğuran bakışlarının altına kendimi fazlasıyla şapşal hissetmiştim. Hızlıca elimi çekip onu bu gelgitten kurtardım. Kim bilir çocuk benim hakkında ne düşünüyordu şimdi? Of ya! Nerde rezillik, ben oradayım. Hemen lafa girdim.
“Çok özür dilerim, hiç fark etmedim ben... Ben kendi kahvem zannettim. Bir anlık dalgınlıkla unuttum kahvemin sağ tarafta olduğunu. Gerçekten üzgünüm ben fark edeme-” Furkan sözümü kesmişti. Benim sözlerime ithafen Furkan’ın bakışları daha çok beni anlar gibiydiler. Yumuşak, sıcak ve anlayışla bakıyorlardı. “Az nefes al hilal! Sorun değil, gerçekten sorun değil, fark etmed-” farklı bir kişi diyaloğumuzun arasına lafa daldı. “Sessiz olur musunuz?” Furkan arkasına dönüp, “kusura bakmayın. Daha dikkatli oluruz.” Kız, Furkan’a “ay siz yaptıysanız önemli değil” deyip bana birkaç saniye baktı. Sonrasında gözlerini devirdiği gibi gülümseyerek Furkan’da gezdirdi. Saçını tavırlı bir şekilde arkaya atıp filme bakmaya başladı. Furkan bu sırada bakışlarını oradan çevirip, bana yoğunlaşmıştı. Yüzümü ekşitip, hiç kimsenin duymadığına emin olduğum sesimle konuşmuştum. “dünyada ne kadar da yapmacık insanlar var böyle aklım almıyor.” Furkan’a yoğunlaştım. “konumuz şuan o değil.” Furkan beni duymuş muydu?
“Haklısın”
”Nerede kalmıştık?”
“Sen en son; sorun değil, fark etme dedin ve sözün kesilmişti.” Cevap verdim.
“İyi bir dinleyici olduğun için çok şanslıyım” iltifatı üzerine hafifçe gülümsedim. “Senin de dediğin gibi hiç önemli değil. Sonuç olarak fark etmeden yaptın, bunun bilincindeyim.” Bu seferde ben sayısız kere teşekkür etmeye başladım. “Önemli değil” Furkan’ın son sözüne gülümseyip, bakışlarımı Furkan’dan uzaklaştırdım. Filme odaklanmaya çalıştım işte o andan beridir güya filme odaklanmaya çalışıyorum. Tabi ki son konuşmaları fısıltıyla yapmıştık. Filmi yarım yamalak izlemiştim.
ɤ
En son nerede kalmıştım? Tabi ki rezil olduğum günde!
Aslında bakarsanız, rezil olduğum günün ardından birkaç gün geçmişti. Çoktan o anı, ardımda bırakıp ders çalışma yoluna koyulmuştum. Size söylemiş miydim, bilmiyorum. Peyzaj mimarlık bölümünü okuyordum. Kendimi bildim bileli çizim yapıyordum. Bugün, extra sinirli günlerimden birindeydim. Bir hoca ile tartışmıştım ve hâlen sinirim yatışmamıştı. Kadın her gördüğü öğrenciye laf söylüyordu. Dersi geçersen laf, geçemezsen laf, ödevi yapıyorsun beğenmiyor hatta ilgilenmiyordu. Eve gelmiş, bu sinir küpü Hoca’nın ödevini yapıyordum. Şeytan diyor ki, Hoca’nın inadına yapma. Ama ödevden düşük alsam hocanın kârı olurdu, benim değil. İşte bundan mütevelli paşa paşa yapacaktım o ödevleri.
Aniden evde bir bağırış koptu. Sonra bağırışlar artmaya başladı. Anlaşılan yine mesai başladı. Umuyorum ki bu tabloyu Hazal görmez. Umarım. Bizim evde iki gün güzel geçse üçüncü gün bağırış çağırış kopmadan soluğu alamıyorduk. Maşallahımız vardı. Hemen odamdan apar topar çıkıp salona girdim.
“Ne oluyor gene burada?”
“Sen karışma hilal! Olmuyor, bir türlü olmuyor!” babamın sözlerine göz devirdim.
“Olmayan ne İlker?!” evliliğiniz anne! Olmayan şey tamamen bu. Yürütemediğiniz evliliğiniz… Gel de anlat. Ben anladım siz anlamadınız…
“Sıkıldım artık herkese rol kesmekten. Dışarda iyi olup, içeride yaşanılan kavgalardan sıkıldım. Bitirelim. Bu evlilik ikimize de iyi gelmiyor!” konuşmanın arasına girmenin tam zamanı.
“Boşanmak, belki de sizin için daha iyi olur. Daha az insan üzülecek en azından. Çünkü bizde sıkıldık artık. Anne-babamızın sürekli tartıştığını görmekten bunaldık.” Sözlerim ruhsuz, umursamaz ve sakin bir şekilde ağzımdan akmıştı. “Bak, kızımız büyümüşte bize akıl veriyor. Sen besle, büyüt sonra bu hale gelsin. Artık kime çektiyse.” Son sözlerini anneme ettiği o kadar belli ki!
Babamın bu sözleri sırf onları terslediğim içindi. “Baba ben senin evcil hayvanın mıyım? Besle büyüt ne demek ya? Ben sizin iyiliğiniz için demiştim.” Babamın bakışlarını kaçırırken son sözlerimi ekledim. “Bence şöyle yapalım. Biz bugün teyzemlerde kalalım. Hatta biz hafta sonuna kadar kalalım en iyisi. Siz iyice düşünün ve bize hafta sonu cevabınızı kesin bir dilde belirtin. Haftaya geldiğimiz de ya tamamen barışın ya da tamamen bitirin bu ilişkiyi.”
“Zaten bizde senin sözünde hareket edecektik değil mi, küçük hanım?” babama cevap olarak, “evet. Aynen benim sözüme göre hareket edeceksiniz. Çünkü bu evde; yetişkinlerin çocuktan bir farkı yok! Bıktım artık! Anlıyor musunuz? Bıktım! Çocukluğumdan beridir, sizin sürekli barışacağınızı düşünerek kendimi avuttum. Yetmedi, her kavgalarınızı Hazal duymasın diye, şekilden şekle girdim. Ne bileyim müzik dinlettim. Yalanlar söyledim. Ben size alıştım belki ama Hazal’ın bu şekilde büyümesini istemiyorum. İşte bu yüzden beni dinleyeceksiniz.”
“Sen ilk önce o sesine mukayyet ol, küçük hanım.” İkisini de dinlemeden devam ettim. “Olmuyorum! Bize bağırdıklarına sayarsın! Bu evde hep sizin kavgalarınızı şahit oldum. Hep siz bağırdınız, biz sustuk. Bundan sonra susmayacağım. Bundan sonra konuşma sırası bende. Susma sırası sizde.” Sözlerimin ardından kolumdaki saate baktım. Hazal birazdan dershaneden gelecekti. “Birazdan Hazal gelecek. Geldiği gibi gidiyoruz. Artık rahat rahat yersiniz birbirinizi!” Kapı sesi duyuldu. “1 hafta süreniz var.” Odama yöneldiğim de babam hemen cevabını yapıştırmıştı. “Karşısında babası değil de başkası var sanki.”
“Sizinle aynı evi paylaşınca Hâliyle böyle oluyor. Malûm sende ailenle değil, düşmanınla konuşur gibisin ya.” Hazal çoktan odaya girmiş bize bakıyordu. Ne olduğunu idrak etmekle uğraşırken odama geçip telefonumu aldım. Geri salona döndüğümde Hazal anne-babama neler olup, bitiğini soruyordu. İkisinden de cevap alamadığı için devreye ben girdim. “Ben sana anlatacağım. İlk önce çantanı odana koy. Sadece telefonunu ve şarj aletini al, dışarda bekliyorum. Hızlı ol.” Hazal anlamayan gözlerle bana bakarken umursamadan salondan çıkıp holün olduğu koridora geçtim. Girişte bulunan ayakkabılıktan lumberjack sabo terliklerimi aldım. Dolabın üstündeki anahtarımı aldığımda dışarı adımladım. Birkaç dakikanın ardından Hazal kapıyı çıktı. Onu beklemeden yan binanın zilini çaldım. Kapı, saniyeler sonra açıldı. Görüş açımıza teyzem girdiğinde gülümsedim.
“Prenseslerim gelmiş, hoş gelmiş” teyzemin neşeli sesiyle birlikte içeri girdik. Terliklerimi ayakkabılığa koyup raflardan bir çift ev terliği aldım ayaklarıma geçirdim. Elimi hangisi geldiğine bakmadan aldığım için –Hello kitty’li terlik ile göz göze gelmekte ne bileyim yani – Hazal’la bunları verip, onun elinde tuttuğu Süpermen terliğini pabuçlarıma giydirdim. Kendimi çok mahcup hissedip, “rahatsız etmiyoruz değil mi?” demek durumunda kaldım.
“Yok teyzem, ne rahatsızlığı. Hadi içeri girin ayakta kalmayın.” teyzemin konuşması üzerine içimi su serpilmişti. Hazal’a dönüp, “Hazal sen içeri gir, ben teyzeme bir şey soracağım.”
“Ne gibi bir şey?” Hazal’ın ağzımda beklettiğim cümleleri almadan gitmeyeceği belli. ”Hiç. Bölümümle alakalı.” Başını sallayıp, “hıhı, tamam.” Allahtan teyzem gençliğinde güzel sanatlar okumuş…
Hazal salona adımlayınca bizde mutfakta aldık soluğu. “Ne oldu yine mi kavga ettiler?”
“Evet. Bu sefer kesin ayrılıyorlar. Dün sabah evden çıkarken babamın elindeki evrakları görmüştüm. Bugünde masanın üzerindeydi. Annemin de boşanmaktan başka çaresi yok.” Sözlerimi bitirip teyzeme sarıldım.
İnsanın annesinden göremediği sevgiyi bir başkasından görmekte bir garip geliyor. Teyzemin bana ve Hazal’a yaptığı sevgiyle kalbim uyuşuyor gibi hissediyorum. Bazen bir çocuğun annesi varken de annesizdir, insan…
Gözlerim yavaş yavaş dolmaya başladı. Sesimde hafiften çatallaşmanın sinyallerini gösteriyordu. “Teyze, neden biz düzgün bir aile olamıyoruz? Niye babam, annemi sevmiyor? Annem, neden onu sevmeyen bir a-damla evliliğini devam ettirmeye çalışıyor? Babam, niye bize düşman kesiliyor? Ben onun evladı değil miyim? Ya da biz onun canından bir parça değil miyiz? Ben bu soruları, yıllarca düşünüp durdum. Hiç bir cevap bulamadım. Sen biliyor musun?” teyzem hiçbir şey diyemedi.
En çokta bu ağrıma gidiyor. Çünkü hiç kimse bilmiyor. Teyzem gözyaşlarımı siledururken, “yapma bak böyle güzelim. Hazal’ı düşün, o senin gibi güçlü de olamaz. Harap eder kendini. Unutma ki, Hazal senden güç alıyor. Tamam, mı?” başımı salladım.
“Şimdi içeri geçtiğimizde bunları unutacağız. Başımız dik, hiçbir şey olmamış gibi gülüp eğleneceğiz. Kabul mü bir tanem?”
Başımı sallayıp, “kabul” ettim.
“Hah şöyle. Hadi, sen yüzünü yıka. Geç içeri bende çay koyup geliyorum.” Mutfaktan çıkmadan evvel, ”teyze.” Teyzemin bakışları tekrar beni buldu. “Bir kaç gün sizde kalsak olur mu? Eğer rahatsızlık vermeyeceksek.”
“Ne demek o hilal. Dilediğiniz kadar kalın. Ne rahatsızlığı olacak.” Teşekkürümü teyzeme sarılarak dile getirmiştim. “İyi ki varsın teyze.”
“Kuzum benim, sende iyi ki varsın.” Teyzemden ayrılacağım vakit teyzem, tekrar lafa daldı. “Enişten de uyudu hem. Çay içerken Cenk’i anlatırsın.” Hemen çekildim. Şaşkın bakışlarım teyzemi buldu. Küçük bir şaşkınlık yüzümü kaplamıştı. Teyzemin ne demek istediğini kavramıştım. Geçen aylarda olan cenk meselesiydi. “Buse sana her şeyi anlatıyor mu ya?” Diye çıkıştım.
“Ben onun annesiyim. Herhalde anlatacak, hem biz gırgır yapıyoruz. Ama bir dakika Furkan diye de biri de varmış. Sana çok iyi davranıyormuş sanırım. Bir de geçenlerde neydi ya çocuğun ismi? Hah Yusuf. Yusuf denen çocukla da tartışmışsın. Evet, hangisi bizim damadımız? Kızımızı üzmesin de” teyzemin dediklerine şaştım kaldım.
Ah, Buse ah. Ağzındaki bakla, bir kere olsun, yerinde dursun ya!
“Teyze ya. Sen yapma bari. Ayrıca ben bu saatten sonra buseye günahımı bile anlatmam ya! Hemen ispitlemiş!”
“Ama bu benim sorumun cevabı değil. Kız doğruyu söyle hangisi daha yakışıklı?”
Uyarı bir sesle, “Teyze!” sinirden gülmeye başladım. Tekrar lafa koyuldum. “Bak, sinirden gülüyorum sakın farklı anlam çıkarma?”
“Ben sen gül diye yapıyorum bunları zaten bir tanem.” Yanağıma öpücük kondurdu. Bende onun yanağına öpücük kondurdum. “Ama söyle hangisini seviyorsun?”
“Ben, gidiyorum ya!” hafif yükselerek mutfaktan çıktım. Teyzemin yaptığı oyunculuğu biliyordum. İyi veya kötü bir şekilde de olsa beni güldürmekti amacı. Başarmıştı da. Yüzümü yıkamak için banyoya girdiğim de gözlerim kızarmamıştı. Bu benim için iyi bir durumdu. Banyodan çıkıp gülüşmelerin geldiği odaya geçtiğimde Buse, Hazal ve ailenin ufak üyesi olan Aylin’le ilgileniyorlardı. Ben içeri girer girmez Hazal’ın bakışları beni buldu haliyle.
‘Ne oldu’ der gibi bakıyordu. Başımı ‘bir benle gelsene’ der gibi eğdim sağdaki çocuk odasını göstererek. Yerimden kalktım. Çocuk odasının yolunu tuttum. Bilgisayar masasının sandalyesine oturdum.
Olanları hazala nasıl aktarabilirdim. Hazal içeri geldiğinde halledebilirim. Yani sanırım. Sıkıntıyla ofladım. Hazal içeri girdiği gibi sorguya başlayacağını biliyordum. Düşündükçe daha geriliyordum. Sanki bir girdabın içinde yok oluyordum. Kendimi yürüyen merdivenin aşağı indiğini bildiğim halde yukarı çıkmaya çalışan eleman gibi hissediyordum.
“Hilal!” Düşüncelerimi bölen sese baktığımda Hazal’ın odaya geldiğini anladım.
“Dalmışım. Otursana.” Karşımdaki yatağa yerleşince söze girdim. “Bugün bir şey old-” daha sözümü tamamlamadan önce Hazal konuşmaya başladı. “Hiç ağzını yorma. Biliyorum her şeyi. Teyzemle konuşmalarınızı dinledim.”
“Ne kadarını?” diye sordum. “Hemen hemen hepsini.” Kaşlarım havalandı, birden. Hazal’dan beklediğim bir hareket. O yüzden pek şaşırmamıştım. “Anladım. Peki. Ne düşünüyorsun?” Hazal’ın zihnindeki düşünceleri merak etmiyor değilim.
“Belki… Belki de sen haklısındır. Yani demem o ki; ayrılmaları her ikisi içinde iyi olabilir.” Sanırım ben bugün bir yaşıma daha girmiştim. Kardeşim büyümüş gibiydi…
“Seni bu fikre kim itti?” gerçekten merak ettim. Kardeşimi böyle düşündüren kimdi? “Hiç kimse. Senin dediklerini düşündüm. Haklı olabileceğine kanaat getirdim.”
“Şunu bilmen gerekiyor; anne ve babamızın ayrılışı dünyanın ne ilki ne de sonu,” dedim.
“Biliyorum. Senden sadece bir ricam var. Bugün birlikte uyuyalım mı?” Niye bilmiyorum, soruşu kulağa çok masum gelmişti. Gülümsemeden edemedim.
“Olur. Teyzeme yardım edelim de, hemen uyuyalım.” Sandalyeden kalktığım da kollarımı açtım. Hazal, kollarımın arasına adımladı.
Sanırım benim, dünyadaki en çok sevdiğim tek şey abla olmaktı. Bence her insanın bir kardeşi olmalıydı.
Herkesin öz ya da üvey, manevi bir kardeşi olmalıydı.
Teyzem koltukları açtı ve iki koltuğu da birlikte birleştirdik. Çünkü bugün, Hazal’la beraber değil, aramıza iki kişi daha dâhil olmak istemişti. Tabi ki de bunlar Buse ve Aylin’den başkası olamazdı.
İkinci olaraksa Dünya’nın en güzel uykusu kuzenlerinle uyuduğunuz zamandır. Önceki yıllarda yer yatağı yapardık. Sanırım artık bir üst level atlamıştık…
&
BÖLÜM SONU DEĞERLENDİRME...
