NE HABERSİNİZZZ??? GÖRÜŞMÜYORUZ. ÖZLEDİMMM VALLAHİ
MERAKLANMAYIN SİZİ TUTMADAN BÖLÜME GEÇEBİLİRSİNİZZ
İYİ OKUMALARRR ✨
~
Geçmiş zaman
Dört yıllık serüvenim sona ermişti. Ve ben artık, üniversiteli bir kız olmuştum. Bundan üç ay önce sınav sonuçları açıklanmıştı. Sınav sonucunu Buse ile öğrenmiştim. Ailecek güzel yemeklerle kutlamıştık.
Her güzel haberi hep birlikte kutlar, her mutsuz olaylarda da beraber olurduk. Aile kavramının en çok sevdiğim yanı buydu sanırım.
Herkes farklı âlemlerdeydi. Önümdeki kurabiyeyi ağzıma atıp, telefonu elime aldım. WhatsApp uygulamasına girdim, buse ile olan mesaj bölümüne girip, 'yemekten sonra bir şeyler mi yapsak?' yazıp gönderdim. Saniyeler sonra mesaj bildirimi geldi.
'Aklıma hiçbir şey gelmiyor. Fikrin varsa, neden olmasın' göz devirerek parmaklarımı klavyede gezdirip, 'her şeyi devletten bekleme buseciğim' yanına sırıtan emoji ekledim ve gönderdim.
Bilerek buseciğim kelimesini kullanmıştım çünkü buseye göre ismin yanına –ciğim, cığım- eklendiğinde samimiyetsiz bir konuşma oluyormuş. Ee kuzenimi sinir etmek benim görevim ve seve seve yaparım bu görevi. Klavyede kutu oyunları yazacakken buseden 'ha, ha, ha çok komiksin' tekrardan mesaj bildirimi düştü. 'Aslında benim bir fikrim var ama kabul eder misin bilemiyorum' yazıyordu.
Merak edip yazdıklarımı silip, 'neymiş' yazdım.
'Aşağıdaki parka gidip maç mı izlesek' bu kız şaka yapıyordu sanırım.
'Kafayı yedin sanırım?!' kaş kaldıran emojiyide yollayıp 'benden 2 dakika sonra bahane bulup, kalk ve mutfakta buluşalım' yazıp yolladım. Ve hiç vakit kaybetmeden telefonumun şarjını bittiği yalanını ortaya atıp, sofradan kalktım. Hızlı adımlarla aşağı indim ve mutfakta bekleme başladım. Sonunda Buse Hanım odaya teşhis etmişti.
Mutfağa girer girmez kapıyı kapattım. Hemen sorguya geçtim. “Kafayı mı yedin sen? Senin bu çılgın fikirlerin yüzünden kalpten gideceğim.”
“Bu kadar tepki verecek bir durum değil, hilal.” Sözleri üzerine ölümcül bakışmalarımı yolladım. Gözlerini devirmişti, Hay Allah'ım. “Ya, Hazal'da gelir hem, hep birlikte çok eğlenceli olur.” Gözlerimi kocaman açıp, kafamı yana salladım. “Asla ve katiyen! Kardeşimi başını yakamam.” Buse gözlerini devirdiği sırada bende kollarımı birleştiriyordum. Aniden kapı'nın açılması üzerine ikimizi, telaş sardı. Sonra kapının arkasından Hazal çıktı.
Hazal olduğunu anladığımızda rahatladık. “korkuttun bizi,” dedim.
“Kapıyı tıkladım ama duymadınız” bir on saniye, bir bana bir buseye baktı. “Sizde bir şeyler var. Sofradayken de telefonla ilgileniyordunuz. Ne işler çeviriyorsunuz? Dökülün.” Bir kaç kez buseye kaşlarımı havaya kaldırıp indirdim.
Tabi buse bunu umursar mı? HAYIR!
Olayı kısa ve öz Hazal'a aktardı. Hazal, ellerini birbirine çırpıp, “yaşasın aksiyon,” dedi. Gözlerimi devirdim. Hay Allah'ım, deli birken iki oldu. İyi mi?
“Ya mert ağabey ordaysa bugün? Aynı zamanda geçen ayda olan konuya dâhi girmek istemiyorum. Bu konuda bir fikrin var mı buseciğim?”
Mert ağabey, buseye takıntılı olan bir kişiydi. Kaan ağabey, askere gitmeden önce kavga etmişti. Kaan ağabey, Buse'nin ağabeysiydi. Nedeni de; buseyi taciz edici davranışlarda bulunmasıydı. O gün Kaan ağabey, öyle sinirlenmişti ki kimse tutamamıştı. Şuan bile yaşanılanlar aklıma geldikçe kötü oluyordum.
Kaan ağabeyin bir arkadaşı bizi orda görse hemen yetiştirirdi. Yetiştirmesini de geçtim, o pislik herifinde orda olma ihtimali vardı.
Bu yüzden endişeliydim ama buse bunu anlamakta güçlük çekiyordu. Buse konuşmadıkça ben sözlerimi devam ettirdim. Daha doğrusu edecektim. Hazal araya girmeseydi.
“Sen demiyor musun? Dışarı çıkarken bile tedirginim. Her an yolumu kesecek diye korkuyorum. Biri takip ediyor mu diye sürekli arkama bakınıyorum. Haksızsam haksızsın de. Ayrıca burada hilal haklı yani, kusura bakma valla Biz, seni düşünüyoruz.”
Hazal sonuna kadar haklıydı. Busenin kolunu tuttum. Tuttuğum yeri okşamaya başladım. Sonunda kardeşimde bana hak vermişti.
“Başımızda bir büyük olsa tamam diyeceğim ama biliyorsun ikimizinde aklı farklı diyarlarda gibi geziniyoruz etrafta.”
Sonunda söze girmişti. “Haklısınız, söylediklerinizde. Lakin bu durumdan çok sıkıldım. İki dakikalık mesafeyi, bile kokarak gidiyorum. Mahallede rahat dolaştığım günleri çok özledim.” Buruk bir gülümsemeyle yetindi. Onu teselli etmek için sarıldım. “Aa bensiz olmaz. Bana da yer açın.” Hazal'a göz devirim ve yana kaydım gelmesi için. “Gel, deli kız, gel. Kıskançlığı tuttu yine.” Kahkahalar içinde sarıldık birbirimize.
“Ya ben sizi en son vazgeçiriyordum. Ne ara fikrimiz değişti?”
Evden çıktığımızdan beridir söyleniyordum ama beni duymuyorlardı. Basketbol sahasına gelebilmiştik sonunda. Bu güzel günü sorunsuz bitirmek istiyorum. Yolda birkaç atıştırmalık almıştık. Sahaya geldiğimizde akşam suları olmasından dolayı fazla kişi yoktu. Boş bir masaya geçip aldıklarımızı boşalttım ilk. Kızlar etrafta göz gezdiriyorlardı.
Masada cips, meybuz ve meyveli soda vardı. Cipsi ortaya koydum. Sahadaki kişileri mahalleden tanıyordum. Kızlar, sahanın içindeki rekabeti izlemeye koyuldular. Ruhsuz bakışlarımı sahaya çevirdiğim zaman Mert'e benzeyen bir siluetle göz göze geldim. Mert'in ikizi olan cenkti. Aslında mert ve cenkle de aynı yaştaydık ama isimleri ile hitap etmek pek benlik değildi.
Bu nedenle ağabey derdim. Ama Cenk’e demezdim. Aynı okulda okumuştuk. Mert'e göre çok farklı karaktere sahipti. Göz göze geldikten sonra başını selam vermek için salladı. Hafif gülümseyip karşılık verip, önüme döndüm. Keşke dönmeseydim. Önüme dönmemle sorguya çekilmem bir oldu.
“Ne var, niye öyle bakıyorsunuz?”
“Selam vermeler,” demişti buse. Sesi bir garipti. Hâl ve hareketleri de tuhaftı “Gülümsedi de buse, onu gözden kaçırma.”
Bu ikisi bir arada olunca atomu bile parçalar, benden söylemesi. Çünkü şuan ikisinin de bakışları beni korkutuyor. “Arkadaşım,” kendimi açıklamak durumunda kalarak. “Bize hiç öyle gelmedi ama Hilalciğim.” Sesini mümkün oldukça kısaltıp gizemli gözükmeye çalışıyordu sanki. “O bakışlarınızı üzerimden çekip, maçı izler misiniz acaba? Sandığınız gibi bir durum yok.” Kesin bir dilde söylemiştim. “Peki, gözlerimiz üzerinde onu bil de.” Benden uzak, Allah'a yakın olun!
Basketbol maçını severdim. Lakin tekrar gözlerimi maçın olduğu tarafa çevirmek istemedim. Biz geldiğimizde zaten maçın son dakikalarıydı. Maç, bitmiş çoğu oyuncular üstünü değiştirmek için içeri gitmişlerdi. Ve birkaç oyuncu sahanın dışındaki kişilerle konuşuyordu. Buse büyük heyecanla bana döndü. “Ay, vallahi seninki elden gidiyor. Kız, kalk git. Yanına bir kız geldi.” Hayır, yani her şeyi geçtim tamam mı? Bu çocuk ne ara benim ki oldu.
Ruhsuz bakışlarla Cenk'in olduğu tarafa döndüğüm sıra yanında ki kızın kardeşi, ırmak olduğunu gördüm. Bana el salladı. Aynı şekilde karşılık verdim. “Kız, sen vallahi manyaksın. Kız, seninkini elden gidiyor bu da ona el sallıyor. Kuzum senin ateşin mi var? Böyle davranman normal değil yani? Yani haksız mıyım çiçeğim?” Hazal'a bakması sonucunda Hazal da ona katıldı. “1.si o kız kardeşi ırmak. Ayrıca sadece ve sadece okuldan arkadaşız. Olsak size söylerdim.”
“Hiç mi olma ihtimaliniz yok?”
“Hiç.”
“Ay aman, bütün hevesimi kaçır hemen zaten. Senin bu ablan çok sıkıcı, Hazal.” Katıldığını onaylayıp yüzlerini buruşturdular. “Ne güzel romantik hikâyeler dinleyecektik. Birileri yüzünden rüya oldu. Hıh.”
“Çok isterseniz, size aşk kitaplarımı verebilirim.”
“Ay Hazal, duyuyor musun bizimle dalga geçiyor. Gel gidelim de, görsün bizimle dalga geçmenin ne demek olduğunu. Hıh,” dedi ve Hazal'ın koluna girip gittiler. Ya sabır. Bir tane akıllı yok ki yanımda. Çöplerin, hepsini poşete koyup, çöp kutusuna attım. Onlara yetişmek için biraz koştuktan sonra kollarına girdim. “Manyaklar” deyip vurdum bir tane. O gün, gülüşmeler eşliğinde evin yolunu tuttuk.
ɤ
Üniversiteme yerleşmiştim sonunda. Buseyle aynı üniversiteyi tutturmuştuk. Fakat ikimizde farklı bloklardaydık. İşin aslı pek fazla birbirimizle buluşamıyorduk. Şuan Buse'nin varlığına çok ihtiyacım vardı. İnsanlarla nasıl anlaşabileceğim konusunda hiç fikrim yoktu şahsen. Biriyle iletişim konusunda pekiyi olduğum söylenemezdi doğrusu. Henüz sınıftan çıkamamıştım.
Ajandalarımı topluyordum. O sırada da, bir kız yanıma geldi. Etrafa gülümseyerek neşe saçıyordu. Buse'nin ikinci hali gibiydi.
Çok güzel yüze sahipti. Sarıya çalan saçları, kahve tonunda harelere sahipti. Boyu, Türkiye ortalamasının üstünde, uzun bir kızdı. Uzaktan çok hoş, tatlı bir kıza benziyordu. “Ne haber?” cevabım çok geçmeden “iyi. Senden ne haber?” olmuştu. “Ben üniversiteyi dondurmuştum. Şimdi tekrar başladım. Sende yenisin sanırım?”
“Çok mu belli oluyor?”
“Biraz”
“Derste bana yaptığın, jest için teşekkürler. Herkes yapmazdı.” Kaşlarım, istemsizce çatıldı. Ah, birde ne yaptığımı ben hatırlıyor olsaydım çok iyi olurdu. Gülümseyerek, “kusura bakma, ben tam olarak sana nasıl bir iyilik yaptığımı inan ki bilmiyorum.” Yeni bir şey hatırlarmış gibi yüzü aydınlandı. Sonra tatlı bir gülümseme bahşetti.
“Ay, hatırlamaman çok normal. Ben derse geç kalmıştım bugün. Yerime geçerken de senden notları almıştım. Aramızda kalsın, bu hoca biraz pimpirikli, biraz hastayım ondan dolayı maske takmıştım, tanımaman gayet normal yani. Aa birde üzerimdeki kıyafetleri de çıkartım.” Dudakları kenara doğru kıvrıldı. “İçime öyle su serptin ki,” deyip güldüm. “Ay sormayı unuttum,” dedi gülüşlerin arasında. “İsmini hiç sormadım. Benim adım Güliz.” Gülümsedim. “Bende Hilal. Tanıştığıma memnun oldum.”
“Ya bak ne diyeceğim sana; madem yenisin, işin yoksa benle gelsene arkadaş çevremle tanıştırırım seni? Hem yeni kişilerle kaynaşmış olursun.” Güliz'in teklifini geciktirmeden kabul edip buseyi aradım haber vermek için. Açmadı. Bende nerede olduğumu belli eden mesaj gönderip, Güliz'in peşine takıldım. Üniversite'nin içinde ders çalışabilmek için konforlu odalar vardı. Bir tane odaya girdik. “Hey millet, ne habersiniz! Bakın yeni arkadaş edindim! İsmi hilal.”
Herkes tek tek selam verdim. Sarışın, uzun saçlı, Banu. Esmer, koyu kahve saçlı, boyu biraz kısa, yeşil gözlü olan Yağmurdu. Güliz'e eğilip, “benim onlarla tanışmam biraz emrivaki gibi oldu sanki?”
“Ay saçmalama kuzum. Hiç öyle insanlar değiller. Senin kafan rahat olsun. Biri bir şey derse, ben budayım. Merak etme” sessizce sağ ol demiştim. Önemli değil der gibi öpücük atıp, dersine çalışmaya başlaydı.
Bir süre zarfı sonunda odanın kapısı açılıverdi. İçeriye yeni gördüğüm bir kaç kişi girdi. Güliz, onlarla da beni tanıştırdı. Mavi gözlü, sarışın, kısa boylu ama biraz daha sportif çocuğun ismi Doğukan idi. Saçları kahve karışımı, kıvırcık, yeşil ve kahverengi göz bebeklere sahip olan çocuğun ismi de Bulut’tu. Benle tanışıp selam verdiler.
Güliz'le birbirimize numaralarımızı vermiştik. Eve giderken Güliz, biz bırakalım demişti lakin kabul etmemiştim. Buseyle gitmeyi tercih etmiştim. Aslında bakarsan bilerek kabul etmemiştim. İnsanlara rahatsızlık verirmişim gibi bir hisse kapıldım, bende bu durumdan mütevelli kabul etmedim.
Güliz'le, zamanla daha iyi arkadaş olacağımızı düşünüyordum. Lakin aklıma takılan bir sorun vardı. Bir kişiye bu kadar hızlı güvenmek, pek benlik hareket değildi. Kıza numaramı da vermekle ne kadar doğru yapmıştım, Allah bilir. Şimdiden yaptığım bu saçmalıkla kendimi aptal gibi hissediyordum. Umarım sorunlu bir durum yaşamazdım. Annemin söz
leri geldi aklıma. “Suyu, olduğuna bırak. Hayatını, akışına bırak.” Öyle yapmaktan başka çarem yoktu…
&
UMARIM BÖLÜMÜ BEĞENMİŞSİNİZDİR...
BUSE VE HAZAL ÇOK TATLI İKİLİ SKJSKSJS
İNSTAGRAM/ elanurbuyukdumlu
TİKTOK/ elanurbuyukdumlu
TWİTTER/ elanurbykdmlu
SİZLERİ KUCAK DOLU SEVGİ VE ÖPÜCÜKLE UĞURLUYORUM. EN GÜZELİNE EMANETSİNİZ...
WHATSAPP’ TAN GRUP AÇTIM. HEM KİTAP HAKKINDA HEMDE BENİM HAKKIMDA SOHBET EDECEĞİZ. GELMEK İSTERSENİZ İNSTRAGRAMDA PROFİL ALTINDAN GELEBİLİR VEYAHUT BU LİNKTEN ULAŞABİLİRSİNİZ.
WhatsApp'ta Çikolatalı Süt Sevenler🍫🥛 kanalını takip edin: https://whatsapp.com/channel/0029Vakmv2b2v1Il5PhcfI0B
