İçeriğe geç

İlk Sis

Bölüm 4 · 3 dk okuma

İlk Sis

Bölüm 4

Bölüm 4: Cehennem

“İlk başta her şey normaldi. Bir anomali yok diye bizi olması gerekenden daha az ekiple sisin olduğu alana gönderdiler. Çevrede dolaşıyorduk ama günler geçtikçe insanlar garipleşmeye başladı.

Furkan diye bir arkadaşım vardı, onunla devriye geziyorduk. Yaşlı bir teyzenin çığlığını duyduk. Ses sisin içinden geliyordu. Ben durdurmaya çalıştım ama Furkan bir anda sisin içine atladı.

Bir süre boğuşma sesleri geldi. Silahımı çıkardım, tam sise doğru girecektim ki yaşlı teyze üstü başı kan olmuş şekilde sisin içinden çıktı.”

Mete’nin sesi titriyordu.

“Şok olmuştum. Ona kim saldırdı? Furkan’a ne oldu? O an aklımdan binlerce düşünce geçti ama tek bir şey geçmemişti…”

Bir an sustu.

“Yaşlı teyze hızla üstüme koştu. Beni sise çekmeye çalışıyordu. Direndim ama o kadar güçlenmişti ki gücüm yetmedi.”

Mete gözlerinden akan yaşı silip derin bir nefes verdi.

“Onu ittiğimde koşarak tekrar sisin içine girdi. Bir an etraf o kadar sessizleşti ki ne olduğunu çözemiyordum. Sonra yavaş yavaş geri geldi…”

Boğazım düğümlenmişti. Annem bile nefes almadan onu dinliyordu.

“Sanki bir filmin içindeydim. Elinde Furkan’ın cansız bedenini sürükleyerek geri geldi. Onu… Furkan’ı parçalamıştı.”

O andan itibaren Mete artık hıçkırıklarına engel olamıyordu.

“Olabildiğince kaçtım ama sisin içinden o kadar fazla saldırı geliyordu ki insanlar sanki vahşileşmişti. Durmadan saldırıyorlardı. Ortalık cehennem gibiydi.

Buraya kadar kaçtım. En son gördüğüm şey tekrar sisin içine girdikleriydi. Telsizimden hiçbir arkadaşımdan cevap alamadım.

Bu suyu buldum ama içemedim. Güvenli olup olmadığından emin olmam gerekiyordu. O riski alamadım. İyi ki size denk geldim.”

“Sise neden çekildiler ki?” dedim.

Duyduklarımın şaşkınlığını üzerimden atamadığım için yavaş yavaş konuşuyordum.

“Bilmiyorum.” dedi Mete.

Sonra sessizce ekledi:

“Bildiğim tek şey, o sisin içinden geri çıkacakları… hem de belki daha vahşi bir şekilde.”

Annemle şok olmuştuk. Duyduklarımızı hazmetmemiz birkaç dakikamızı aldı. Annemin Mete’ye üzüldüğünü bakışlarından anlayabiliyordum.

“İstersen bir duşa gir. Sıcak suyumuz var, her gün kaynatıyoruz. Duş almak için de onu kullanıyoruz. Sonra sana birkaç kıyafet veririm. Gerçi evde erkek kıyafeti yok ama olsun… Uyur, biraz dinlenirsin.” dedi.

Mete başını olumsuz anlamda salladı.

“Teşekkür ederim ama olmaz. Vakit kaybedemem. Hemen amirimi bulmam lazım, sonra da evime gitmeliyim. Evim sisin hemen yanında. Babam tek başına… Onu güvenli bir yere götürmem gerekiyor.” dedi.

“Aracın var mı?” dedim.

Mete yine başını salladı.

“Her şeyi bırakıp kaçmak zorunda kaldım.” dedi.

Annemle göz göze geldik.

“Bak, eğer istersen bizde araba var. Sende silah da var. Ayrıca evdeki malzemeler de bitmek üzere. Beraber çıkarız, babanı alırız, biz de alışveriş yaparız. Sonra sizi polis merkezine bırakırız, olur mu?” dedim.

Mete bana minnet dolu gözlerle baktı.

“Çok iyi olur.” dedi.

Annemle çantalarımızı hazırlayıp arabaya doğru gittik.

Yolda ilerlerken sanki kendi mahallemde değil de hayalet bir kasabada geziyormuşum gibi hissediyordum. Her yer bir anda ıssızlaşmıştı. Marketler kapalıydı; çoğunun camları kırılmış, içerileri yağmalanmıştı.

Mete’nin evine yaklaşmıştık. İçimde büyüyen bir korku vardı. Ya babasına bir şey olduysa? O zaman ne olacaktı? Onu nereye bırakacaktık? Ne yapacaktık?

Türlü türlü sorular aklımın içinde dönüp duruyordu.

Biz annemle arabadan inmedik. Kaç dakika geçti bilmiyordum. Sanki sisin içinde bir şey vardı ve beni kendine çekmeye çalışıyordu. İlk defa sise bu kadar yaklaşmıştım ve sanki var gücüyle beni çağırıyordu.

Ona direnmek çok zordu.

Artık sadece sise odaklanmıştım ki arabanın kapısı açıldı. Mete ve babası içeri girdiler.

On beş dakika kadar sonra polis merkezine vardık ama hepimiz gördüğümüz harabe karşısında şok olmuştuk.

Polis merkezi yanıyordu.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.