Sessizce evin içinde süzülüyorum. Açık plan bir ev bizimkisi. Dış kapının önündeki minik antre doğrudan salon ve mutfağa bağlanıyor. Soldaki koridor odalara ve banyoya gidişi sağlarken eve girdiğimiz anda direkt mutfağı görüyoruz. Simsiyah tezgâh ve dolaplarıyla oldukça sade ve şık. Oturma alanı sağda kalıyor. Rahatlığı yansıtan, koyu lacivert tonlarda bir köşe koltuğumuz var; üzerinde renk renk yastıklar. Duvara monte televizyon genelde Emircan geldiğinde açılır. Kanepenin arkasındaki duvar ise boydan boya kitaplarla dolu. Kitaplığın demirden dokusu o kısımdaki tuğla duvarla bir hayli uyumlu. Pencere önünde ise devleşmiş yapraklarıyla bir sürü çiçek var. Aralarına yerleşmiş tekli koltuk ise... İşte orası benim dünyam. Elime kahve dolu kupamı alıp oraya kurulur ve gelen geçeni izlerim.
Üç odanın biri bana ait. Beyaz dolap, ahşap yatak gövdesi ve şişkin yorganla yastıklar... Duvarlara pek bir şey asmam. Çalışma masamın üzeri sadece dizüstü bilgisayarım ve çiçeklerle doludur. Fotoğrafları çerçevelemekten ziyade bir kutunun içinde saklarım.
Emircan'ın odası ise kırmızı renk duvar boyası ve siyah mobilyalarla benimkine nazaran kasvetlidir. Ölü salyangozların kabuklarını biriktirmeye bayılır, her birinin kabuğundaki desenlerin farklı oluşu onu cezbeder. Ona hak veriyorum. İşte bu kabukları duvar rafında sergiler. Oyun konsolu odanın baş eşyasıdır. Dağınıklık ise Emircan'ın imzası...
Üçüncüyü ise çamaşır odası olarak kullanırız genelde. Buradan taşınmadan önce Melis'in odasıydı. Tayini çıktığında buruk bir sevinçle gönderdik onu bu evden. Kendisi hemşire. Tatillerde uğramaya çalışır ama alın size bir yetişkinlik problemi... Farklı şehirlere düştüğünüz anda yakın arkadaşınız ne yazık ki sadece arkadaşınız olur. Yakınlığı belirleyen şey mesafedir; hem de her iki anlamda da. Aynı evi, mahalleyi, okulu ya da işyerini paylaştığınızda konuşacak konu sayısınız da artar. Konuşmak, bir nevi kendinden bir şeyler paylaşmak... sizi daha yakın hale getirir. İnsanları bir arada tutan en önemli etken iletişimdir.
İletişim... Bu hikâyede ona sıklıkla değineceğimizi düşünüyorum.