Kaldırım pek çok insanın adımladığı bir geçit törenine dönüşmüş gibi. Yeşil çorabı ve turuncu eteğiyle dikkat çeken bir genç kız, sırt çantasını çekiştirerek aheste adımlar atarken; siyah takım elbisesiyle jilet gibi görünen bir beyefendinin adımları ise süratli. Bebek arabasını yorgunlukla itekleyen annenin etek ucunu çekiştiren çocuğu ise engel misali insan trafiğini tıkıyor. Kadın bıkkın, yüz çizgileri derinleşmiş; belki de ruhu bambaşka bir yerde olmayı arzuluyor ama hayat onu bu kaldırım taşını arşınlamaya sevk etmiş. Yine de kendisini çekiştiren çocuğuna bakışları şefkat dolu ve nihayetinde her biri gülümseyerek yola devam ediyor.
Mutlu bir tablo bu. Hayatın zorluklarını bir başkasında kişiselleştirmek hepimizin ara ara yaptığı bir hata ama bu anne gaflete düşmüyor. Evladı kadını yorsa da kadın onu bir yük gibi görmüyor. O çocuk mutlu bir şekilde yetişecek ve büyüdüğünde iyi bir adam olacak diye düşünüyorum. İnsanı var eden aile ortamı çok önemli.
Ben de şanslıydım. Beni seven bir anne ve babaya sahibim. Birbirlerini sevmekte pek başarılı olamadılar ama biz çocuklarını hep çok sevdiler. Üç mutlu çocuk yetiştirdiler.
Duyguları bir kenara bırakıp pencereye yaklaşıyorum. Adımların kargaşasında beni çeken bir şey var. Hipnoz olmak gibi... Zaten bir süre sonra da dalgınlaşıyorum. Karanlık aile sırları olan o kişiyi düşünüyorum. Bizim karanlık bir yanımız var mıydı onu sorguluyorum. Zihnim bu duruma kilitlenip kalıyor. Heyecandan sonra ilk kez ürperti hissediyorum. Karanlık sırlar tehlikeli olabilir. Bunu idrak edince saplantım büyüyor. Merak dışında bir amacım daha oluyor. Birini kurtarma potansiyeline sahip olabilirim ve bunu harcayacak mıyım? Hiç sanmıyorum.