“Bu, o büyülü an mı yoksa?” Derin oturduğu sandalyenin sırt kısmına çenesini yaslayıp iri siyah gözleriyle bana bakıyor. Minyon yapısı, güneş gördükçe hızla koyulaşan bir teni ve küçücük kafası var. Gözleri de bu yüzden kaşık içindeki zeytinler gibi görünüyor.
“Galiba.” Heyecanımı yansıtmamak adına oturduğum yerde kıpırdanıp yüz ifademi sabit tutuyorum. Yanlış hamle. Çok fazla ve gereksiz hareket, bir şeyleri gizlemenin asıl işaretidir.
“Açsana şunu artık.” Güneş baskınlığını belli ederek telefonu elimden alıyor.
Gözlerim hafifçe açılıp kısılıyor. “Ver şunu.” Klasik kardeş kavgası başlamak üzere, diyor kışkırtıcı iç sesim. Onu susturuyorum.
“Giriş yapamıyorum zaten.” Güneş ekranı parmaklarıyla kurcalıyor ve en sonunda bıkkınlıkla telefonu bana uzatıyor. “Kazanmış mısın? Ben hiçbir şey anlayamadım.”
“Olay kazanmak değil, vitrine seçilmek.” Gözlerim ekranı tarıyor, seçildiğime dair bir yazı arıyor, ancak ekran biraz fazla karışık. Sonra acele ettiğimi fark ediyorum, uygulama bakımdayken beni atmış olmalı, misafir kullanıcı olarak görünüyorum. Bilgilerimi titizlikle yazıp giriş yapıyorum ve nabız gibi atan kırmızı bir kalp yükleme ekranı olarak karşımda beliriyor. Sonra bu kalp şeker gibi eriyerek yok oluyor. Karşımda minyatür bir eros var ve hemen yanındaki baloncuğun içinde de ‘Tebrikler, sen seçildin Beril!’ yazıyor.
“Galiba vitrindeyim.” Masadakilere telefonu çeviriyorum.
“Peki vitrinde olmak tam olarak ne anlama geliyor?” Ulaş hafif peltek konuşmasıyla durumu sorguluyor. Yapılı bir vücudu, kıvırcık siyah saçları ve köşeli, sert bir yüzü var. Çekik gözleri o kadar kısık ki ya sürekli gülüyor ya da daimî bir uykusuzluk çekiyor gibi görünüyor.
“Ön planda olacak, orası kesin.” Derin henüz yirmilerinin başında ve Z kuşağının esaslı bir üyesi. Sosyal medyanın ana damarlarını bu gençler oluşturuyor.
Dikkatimi Derin’e veriyorum. “Ama üye olan herkes bir şekilde ön planda olmuyor mu? Bizi özel kılan şey ne olabilir ki?”
“Muhtemelen seçilen kişileri halkın kalbine sokacaklar.” Derin’in gözleri fazla ışıltılı, heyecanlı elleri yumruk halinde çenesinin altında birleşmiş. Ses tonu hülyalı bir ifadeye bürünürken gözlerini tavana dikip kirpiklerini kırpıştırmaya başlıyor. “Eşleşmeler olacaktır ve sizi sosyal medyadaki TT listelerine sokup ülkenin gündemine sokacaklar. Halk sizin hikayenizi pür dikkat takip ederken de uygulamanın reklamı dönmüş olacak ve günün sonunda herkes kazanacak.”
Bu bana biraz fazla cafcaflı geliyor. Derken Güneş “Uygulamayı indiriyorum.” diyor ve ince bir iş üstündeyken hep yaptığı gibi kaşlarını çatarak ekrana kilitleniyor.
“Saçmalıyorsun şu an.” Ulaş bir şakanın içine düşmüş gibi gülüyor ama ellerini iki yana açarak şaşkın tepkisini de ortaya koyuyor. “Hayatım, bu bir flört uygulaması.” Sözcükleri baskın, ikaz dolu.
“Biliyorum ama uygulamaya girmeden ne olup bittiğini nasıl takip edeceğiz bana söyler misin?” Güneş sorgulanmaktan hiç hoşlanmaz.
“Ablam ilk elden anlatır bize.” Ulaş benden büyük, buna rağmen bana abla demek gibi bir huy geliştirdi. Saygıdan olduğunu söylüyor ama ben buna iflah olmaz espri anlayışı diyorum.
“Ben ablam dışındaki her noktayı da gözlemek istiyorum. Giriş yaptım bile, bir saniye…” Güneş ekrana girdi girecek ve nihayet arkasına yaslanıyor. “Anasayfada vitrin üyelerinin bilgileri yazıyor. Altı kız ve altı erkek var, oylamaya sunulmuşlar.”
“Öyle miyiz?” Benim ekranımda böyle bir şey görünmüyor, aslında… Bende kocaman bir boşluk var. Eros’un vasat bir çizimi uçarak ekranın içinde geziniyor o kadar.
“İşte bu tuhaf.” diyor Derin. “Sizin için farklı şeyler planlanıyor bence.”
“Öyleyse bekleyip göreceğiz.” Ben de arkama yaslanıyorum ve derin bir iç çekiyorum.