Partiden sonra günler geçiyor, Emircan yeni bir oyuna bağımlılık geliştirirken ben de aile işletmesi olan kafemizi mesken tutuyorum. Baştaki endişe ve garip bir hazla dolu bekleyişim yerini huzursuzluğa bırakıyor. Çok geçmeden hüsranla kuşatılıyorum. Uygulamaya girdiğimde ‘teknik çalışmalar sebebiyle aşka bir süre ara verildi’ şeklinde bir yazı beni karşılıyor. O yazı günlerdir orada. Heart-Attack’ın artık bir safsata olduğunu ve insanları kandırdıklarını düşünmeye başlıyorum. Ama ellerine ne geçecek ki?
Uygulamaya girip sayfayı yenilemek rutinim haline geliyor. Bir gelişme olmasını bekliyorum.
Atacan’ı düşünüyorum.
Partiden ayrılırken onu görmek adına her yeri taradım. Her bir garsonu itinayla süzdüm. Bana tuhaf bakışlarla karşılık verdiler, bazıları tepsilerini uzatıp bir şeyler almamı bekledi. Başımı iki yana sallayarak kibarca gülümsedim. Reddettiğim şey ikramlar değildi aslında, altın ışıltılı birine benzememelerini kabullenemiyordum. O altın ışıltının beni bu kadar çabuk yok saymasını reddediyordum.
Uygulamaya dair gelişen bu ani saplantı da Atacan’la ilgili olmalı. Bana son dediklerine karşın bir şekilde Heart-Attack uygulamasına üye olacağını düşünüyorum. Üye olacak ve beni bulacak, çünkü başka iletişim şansımız yok.
“D-1’e birileri geldi.” Babamın uyarısıyla kendime geliyorum. Kafedeki masaları kafamıza göre adlandırdık. Dış köşedekiler D harfinin sıralamasıyla, ortadakiler O ile yola yakın olanlarsa Y ile anılıyor. Bunlar bahçe kısmı için geçerli. İçerdeyse Koltuk bölümü, Sedir bölümü ve Masa bölümü var. Biliyorum pek matah değil ama basit şeylerin kendine has bir güzelliği var. Burada her şey analog. Siparişleri boş bir kâğıda yazıyoruz ve hesabı ödenen masaya tik atıyoruz.
Şehrin farklı uçlarında yaşadığımız için genelde hafta sonları uğrayabiliyorum buraya. Kız kardeşimin işlettiği kafenin adı Pixie. Aslında aile işletmesi ama büyük patron o. Üniversite öğrencileri yarı zamanlı olarak çalışıyorlar ama buraya adım attığımızda doktor olan babam, mimar erkek kardeşim, hemşire annem ve yazar ben de garson olarak yerimizi alıyoruz. Küçük kız kardeşimin bize direktif vermesini huysuz suratlarla karşılıyoruz. Ailenin küçük, şımarık prensesi… ama bu tavırları günün sonunda gülerek yad ediyoruz. Günün sonunda, tek gerçek mesleğin garsonluk olduğuna dair hayatı tiye alıyoruz.
Burayı seviyorum. Ne zaman düşüncelerimin kıskacına dolansam ailemin yanında buluyorum kendimi. Masaları siliyor ve kremasının kıvamını tam tutturamadığım latteler hazırlıyorum. Her biri diğerinden farklı şekiller sunan latte sanatımı herkesin gözüne sokuyorum. Bazen lama görüyorum köpüklerde, bazen antenleri olan bir canavar. Ama kardeşimin yaptıkları çok hoş kalpler ve çiçeklere dönüşüyor. Herkes çiçek ve kalp bekler ama benim amacım daima beklenenin dışına çıkmak.
“Kısaca beceriksiz olduğunu kabullensene.” D-1’den aldığım siparişleri hazırladığımda ve sanatımla övündüğümde kız kardeşim Güneş’in ilk cümlesi bu oluyor. Gür kahve saçını tepesinde toplayıp örerek kusursuz ovallikteki yüzünü ön plana çıkarmayı seviyor. Küçük burnu, iri gözleri ve sivri köpek dişleri ona güzellik katan detaylar. Uzun bir boyu ve geniş omuzları var. Birbirimize hiç benzemeyiz. Sürekli didişiriz ama dertlerimin ona açılma gibi bir huyu var.
“Kafa dağıtıyorum, boş versene.” Tepsiyi çalışanımız Derin’e verip tezgâha yaslanıyorum.
“Neyin var senin? Kurgu tıkanması mı?” Güneş’in kaşları çatıldığında, elmacıkkemiği hizasındaki gamzesi ortaya çıkıyor. Yanakları daima kırmızı, şişkin elmalar gibi.
“Ben bir şeye bulaştım.”
Dikkati üzerime yoğunlaşıyor ve kurgumun ilerlemediği dönemde duyduğum sesten başlayarak afiş, Heart-Attack, parti ve Atacan’ı içeren olaylar silsilesini bir çırpıda anlatıyorum. Kafenin sakin saatlerindeyiz ve çok geçmeden Derin ve Güneş’in erkek arkadaşı Ulaş da masamıza oturuyor. Herkesin gözü üzerimde ve tam uygulamanın askıdaki halinden yakınırken telefona bildirim sesi düşüyor.
Heart-Attack: Aşka hazır mısın?
Alevli bir kalp üç kere yanıp sönüyor.