Yanımdan insanlar flu bir şekilde akıp geçer ve kahkahalar eşliğinde birbirine şuh bakışlar atarken orada öylece dikiliyorum. İçerisinin kalabalığı nihayet dışarı taşmış. Bu beklenen bir durum, diye düşünüyorum ama düşüncelerimin gerisinde Atacan kök salmaya başlamış bile. Buradaki varlığım onu tiksindiriyor mu? Çünkü bu uygulama olayını aptalca bulduğunu çok açık bir şekilde ifade etti. Öyleyse benimle yani benim gibi uygulamanın bir üyesiyle neden ilgilendi? Robotik hareketlerle, kimseyi muhatap almadan hizmetini verip sonra da çekip gidebilirdi ama o bana görünür olmayı tercih etti. Sonra da eleştiriler eşliğinde beni bahçede bir başıma bırakıp gitti. Çelişkiler beni fazlasıyla yoruyor ve Atacan da kesinlikle çelişkilerle dolu biri.
“Beren!” Emircan nefes nefese. “Nihayet buldum seni. Nerelerdeydin?”
“Burada.” En tepkisiz halimi ona sunduğumun farkındayım ve işte tam da bu yüzden şaşkın.
“İyi misin sen?”
Gözlerimi kırpıştırıp ana dönüyorum ve şaşkınlık, göz kürelerimi biraz daha ortaya çıkartıyor. “Partiye nasıl katıldın sen? Sadece üyeler…” Sesli bir nefes veriyorum. “Üye mi oldun sen? Ama ya seçilirsen ya Elif…”
“Umurumda değil.” Oldukça ciddi. Koyu renk, dalgalı saçı ve güneşle hafif kızaran beyaz teni eşliğinde siyah gözleri çok keskin. Çok yoğun ve ben de böylesine yoğun hislerin etkisindeyken Emircan’a odaklanmanın çok yanlış olduğunu fark ediyorum. Eski bir defterin yaprakları son sürat açılıyor sanki ve kuru bir öksürükle boğazımı temizlerken panikle zihnimdeki o defteri kapatıyorum. Gözlerim de kapanmış ve derin bir nefes alarak tekrar ana dönmeye çalışıyorum. Gözlerim Emircan’a odaklanıyor. “Ben… Anlayamadım?” Dudaklarımı peş peşe yalıyorum, bunun normalde seksi bir görüntü olması gerekir ama bende kesinlikle vasat duruyor. Telaşın eşlik ettiği her şey vasattır çünkü. Çünkü telaş her şeyi mahveder, daha doğrusu kusursuz halinden bir hayli uzağa çeker.
“Elif umurumda değil. Şu eve bak.” Kollarını iki yana açmış. “İçindeki insan sayısını hayal edebiliyor musun? Korumalar var Beren.” Hayran ama korkmuş görünüyor. “Küçük bir eşek şakası sanmıştım afişi ama baksana bunun için ciddi uğraşılmış ve sen kesinlikle kayıt olacaktın.”
“Yani?” Aslında bu kadar aptal değilim. Emircan’ın fazla korumacı olduğunu daha önce de söylemiştim yani onun da üye olması beklediğim bir şeydi. Formaliteden sorular soruyordum sadece ama bir yandan da gerçekten de ciddiydim. Yoğun duygular demiştim öyle değil mi? Afallamış durumdaydım. Hissettiğim şey neydi ve bu, birine mi yönelikti? Eğer öyleyse bu biri kimdi? Dünyadaki her şey kısa sürede soru formuna geçiş yapmıştı sanki.
“Yani seni bu durumda yalnız bırakamazdım şapşal. Bir şeylerin peşine düşeceksin diye arkanı asla kollamazsın.”
“Ve arkamı daima sen kollarsın.”
“Her anlamda.” Ciddiyken bir anda gülmeye başlıyor ve bendeki yoğun olan her şey normale dönüyor.
Başımı iki yana sallayarak kınarcasına gülüyorum. “Pisliksin.” diyorum ama pislik olan bir şeyin bana her zaman iyi hissettirmesini bir türlü çözemiyorum.